SÜRGÜNDE BİR HAYAT
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 11 Aralık 2019, 08:51:36


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: SÜRGÜNDE BİR HAYAT  (Okunma Sayısı 2230 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« : 04 Ocak 2014, 17:59:39 »

   SÜRGÜNDE BİR HAYAT
Yaz sıcaklığını yavaş yavaş terkederken, sonbahar kucak açıyordu düşen yapraklara. Ufukta, aynı sonbahar yaprağı gibi sallana sallana yürüyen bir çocuk görünüyordu. Çocuk evinin kapısına yaklaşınca, küçük bir erkek olduğu daha seçilir hale geldi. Elindeki çantasına, kiyafetine bakılırsa ilkokul öğrencisiydi ama kıyafeti o kadar dağınık ve o kadar kir içinde idiki, pasaklı bir öğrenci mi, yoksa okulda kavgaya tutuşmuş bir öğrencimi bilinmezdi ama az sonra bu açıklığa kavuşacaktı. Çünkü evinin kapısına gelmiş ve kapı açılmıştı.  Ev istanbulun en lüks semtinde bir yallı idi.Evin hizmetçisi kapıyı açar açmaz,
   - Vah yavrum, ne oldu sana, kimler yaptı bunu sana?
   -Önemli değil dadı, boşver, annem babam evde mi?
   - Evet evdeler ve senin bu halin onları çok üzecek.
   Bu sözler üzerine çocuk biraz daha içine kapanarak eve girdi.
   Anne,
   - Yasefim ne oldu, kimler yaptı bunu sana?
   - Önemli değil anne, Dedi ve odasına çıktı.
   Anne ile baba çocuklarının bu durumuna çok üzülüyorlardı.
   Anne,
   - Abraham Bey, Yasefi Türk okuluna vermekle yanlış mı yaptık?
   -Salmia hanım, bende senin gibi düşünmeye başladım. İlk başta, Türklerle beraber büyüsün, dışlanmasın diye düşünmüştüm ama Onların barbarlığı bizim çocuğu iyice içine kapatacak.
    Oysa  Yasef için O barbar dediklerinin içinde yaşamak ne kadar ezilirse ezilsin keyifliydi. Ama dayak yediği zamanlar çok üzülüyor okula gitmek istemiyordu.
    Kısa bir sure içerisinde Yasefi Türk okulundan alıp, sadece yahudilerin yaşadığı bir okula aldılar.
     AYLAR GEÇİYOR AMA Yasefin içine kapanıklığı daha da artıyordu. Derslerinde de geri kalıyor, çoğu zaman okula gitmek istemiyordu.
   Notları düşmüş, beti benzi sararmıştı. Bir akşam, annesi ve babası, oğullarıyla konuşmak istediler,
   - Oğlum neyin var senin? Hiç konuşmaz oldun, notların düştü, okulda bir tane bile arkadaşın yok. Anlatır mısın neyin var söyle de yardım edelim sana.
   Ama Yasef hiç bir şey söylemedi. Nasıl söyleseydi ki, Türk okulunda dayak yese bile, bu okuldan daha iyi, daha mutlu olduğunu.
    Paranın çözemediği bir sorunla karşı karşıyalardı. Doktorlara gidildi, psikoloklara gidildi ama nafile. Yaz gelince bir avrupa turu yapmaya karar verdiler. Belkide Avrupada okutacaklardı.
   Yaz gelince avrupanın her yerini gezdiler.  Ama fazla da bir etkisi olmadı. Yeniden okuluna başladı. Böylece aylar, yıllar geçmekteydi. Avrupada okutmak işini ertelemişler ve en azından lise çağına gelmesini, belki de liseyi bitirmesini bekleyeceklerdi. Çünkü şimdi göndermekle onu kaybetme ihtimelleri daha da artıyordu.
     Yasef artık lise çağlarına gelmişti. Bir yandan yazları sinegoglarda dini eğitim alırken, diğer yandanda tahsilini yapıyor ve her geçen gün notları düzeliyordu. Kendisi ise Bir mum gibiydi. Işıldayamayan, en ufak rüzgarda titreyiveren, sönen bir mum…
       Sinegogda aldığı dini eğitim sayesinde, tutkulu bir insan olmuş ve dinine bağımlılığı ise evde boş zamanlarında din kitapları okuyarak geçirmesine sebeb olmuştu.
    Gençlik yaşlarına  gelen yasef, anne babasının aksine soluk benizlikten çıkmıştı. Hafif kumral, çakır gözlü, geniş omuzlu bir genç olmuştu. Hatta bazen, hep beraber otururlar iken, bu konu açılır ve annesi,
   - Oğlum sen kime çekmişsin, gittikçe bize benzemez oldun , Der ve gülüşürler. Sonrada
   - Sen  baba tarafına çekmişsin, babanın amcalarıda senin tipinde idiler. Derdi.
      Ama hiç bir akrabaları sağ değildi. Hepsi Yasefin küçüklüğünde, öbür dünyaya göçüp gitmişlerdi.
    Lise bitmiş ve üniversite sınavına girmeden bir yıl daha sinegogda eğitim almasına karar verilmişti. Az konuşan bir Yasef arkadaş bulmakta zorlanıyor, arkadaş bulmakta istemiyordu.
    Artık yavaş yavaş kanının kaynadığı günler gelip çatmıştı. Akşamları tek başına sokaklarda gezmek, bazen bir bara girip bir kaç kadeh içmek en büyük zevkleri olmuştu. Böyle bir gecede dolaşırken, Farkına varmadan karşıdan gelen genç bir çift ile çarpıştı. NE KADAR ÖZÜR DİLESE DE, KARŞISINDAKİ ERKEK OLAY ÇIKARMAKTA KARARLI İDİ. Itişmeler başlamıştı ki, sağlam bir yumrukla yere yıkıldı. Sonrasını hayal meyal hatırlıyordu. Bir genç, kendisine yumruk atanla konuşup, hatta biraz da sert davranarak olayın uzamasını önlemişti. Yaklaşık yarım saat geçtikten sonra kendine gelmeye başlayan Yasef, başında kendi yaşlarında birinin beklediğini fark etti.
-Birader, geçmiş olsun. Az kalsın postu deldirecektin. Böyle adamlara bulaşmamak gerek. Bulaştın mı cebinde pusatın da olmalı ki, karşılık verebilesin. Böyle adamlar boş gezmezler. Hele ki yanında güzel bir Konçuy oldu mu, kontrolden çıkarlar.
- Haklısın arkadaşım ama benim hiç bir suçum yok iken bana sataştılar.
- Neyse boş ver, gel şu kafede oturalım, hem yaranı tımar eder hemde tanışıp konuşuruz. Benim adım Temur.
Yasef biraz durakladıktan sonra,
- Ben de Yusuf, memnun oldum, Dedi.
Yavaş adımlarla karşıda duran kafeye doğru ilerlerken, Yasefin aklında Konçuy, pusat ve tımar kelimeleri dönüp duruyordu. Hadi tımarın anlamını az buçuk biliyordu ama pusat ne demektiydi ki?
Kafeye oturdular, ikisi de, birbirine çaktırmadan, birbirini süzüyordu.
  Temur, Yusufa bakınca, Tam bir Türk tipi var, acaba ruhuda Türk gibi mi diye içinden geçirmişti. Gözleri, kafa tası yapısı, boyu posu… sonra içinden amaan sende, memlekette o kadar mankurt var iken bunları düşünüp sonra üzülmenin ne anlamı var, yardım ettim mi ettim, gerisi hikaye diye geçirdi. Zaten kılığına bakılırsa, zengin bir aileden geldiği belli idi. Bu devirde zengin olupta, Türkçülük bilinci ile kim yetişir veya yetiştirilirdi ki?
  Yasef ise, karşısındaki yiğidin seceresini okuyamasa da, güvenilir biri olduğunu hemen anlamıştı. Güçlü bir fiziğe ve kalın parmaklara sahipti. Demekki okumuyor ve ağır bir işde çalışıyor olmalıydı ki, parmakları ve eli kalındı.
  İlk konuşan Temmur oldu.
- Yusuf, kimlerdensin, nerelisin, ne iş yaparsın, biraz kendinden bahset de tanıyayım seni.
  Yusuf için ne zor ne karmaşık sorulardı bunlar. Şimdiye kadar kimsenin sormadığı türdendi.
-Biz İstanbulluyuz, kendi halinde bir aileyiz, liseyi geçen yıl bitirdim, Bir yıl ara verdim ve bu yıl sınavlara gireceğim. Nereye gideceğime henüz karar vermedim.
- İstanbulda İstanbullu kaldı mı, aslen nerelisin?
- İstanbulluyuz, aslımızda İstanbulludur.
-Peki inandım sana. Kendimden bahsedeyim sana. Ben aslım  toroslardan gelir. Bu Osmanlının yok etmeye çalıştığı Beydiğin sülalesindenim. Şimdilerde geçmişini, bilen kalmadı ama neyse… Demek aynı yaştayız, ben geçen yıl üniversiteye başladım. Yaz gelince memleketime gider orada yaşarım, aileme yardım ederim, yani senin anlayacağın, çiftçilik yapmayı, dağlarda gezmeyi çok severim. Bu yıl sınavlara bende gireceğim, okulumu değiştirmek istiyorum.
- neden? Okulunu beğenmedin mi?
- hayır beğeniyorum ama asıl okumak istediğim başka bölümdür.
-Hangi okulda okuyorsun, nereyi istiyorsun?
- Hacettepe tıp da okuyorum ama Türk Tarihine gitmek istiyorum.
- Anlayamadım, emin misin?
- Eminim, benim amacım bu Geçmişi belli olmayan, Dünyaya her zaman diz çöktüren Tarihimi iyice öğrenip, Türk gençliğine de öğretmek. Tarihini bilmeyen bir gençlik kaybolmaya mahkumdur. Irkıma hizmet etmek benim en kutsalımdır.
   Yasef duydukları karşısında afallıyor,şaşırıyor ve  imreniyordu. Bu özel Irkın, Özel insanları Onu her zman şaşırtmış, Onları uzaktan uzaktan sevmesine sebeb olmuştu. Temurun kakralı oluşunu anlamıştı.
    -Temur, en azından okulu bırakma, ikisini birlikte yürütebilirsin.
   - Bak bunu hiç düşünmemiştim, bunu yapabilirim.
    Temur hakkında ki ilk düşüncelerinde ne kadar da yanılmıştı. Karşısında çok zeki, çok bilgili ve Irkına çok düşkün bir Türk genci durmaktaydı. Onu kıskanır gibi bile oldu. Onun yerinde olmak şistedi. Oysa Sinegogda bunu tam tersi öğretilmemiş miydi* Hiç bir Irka güvenme, Türkler barbardır, biz bütün Irklardan üstün yaratılmışız… Evet Türkler barbardı ama bu barbarlık bizim anladığımız anlamda değildi. Onlar doğru bildikleri uğrunda gözünü budaktan esirgemeyen bir barbarlığı yaşıyorlardı. Bu tabiki de kıskanılması gereken bir karakterdi. Oysa ki, onlardan nefret etmemiz gerekliliği öğretilmişti.
   İkisi de rahatlamıştı. Hem okulun bırakılmasının gerekli olmadığına karar vermişler, bu arada da, birbirlerine kaynaşmışlardı. Tam bu samimi ortamda, Temurun ilk hayal kırıklığı beynine bir kurşun gibi indi.
   - Temur samimiliğine güvenerek bir soru sorabilir miyim?
   - Sorabilirsin.
   - Sen bana bazı kelimeler dedin ama ben anlayamadım, anlatır mısın bana?
   - Hangi kelimelermiş bunlar?
   - Konçuy, pusat, tımar…
   -Sen nasıl bir Türksün diyeceğim ama kırılacaksın. Seni kırmak istemem, senin gibi geçmişinden bihaber o kadar Türk tanıdım ki, seni de yadırgamıyorum artık, sadece ana babaları yadırgıyorum.
    Bu sözler, yasefi o kadar utandırmıştı ki, uzun sure Temurun yüzüne bakamadı.
   Temur anlatıyordu kelimelerin anlamını ama Yasef dinliyor muydu yoksa utanç denizinde yüzüyor muydu belli değildi.
     Vedalaşarak ve tekrar görüşmek ümidiyle ayrıldılar. Yasefin aklı Temurda kalmıştı. Onunla tekrar buluşmak istiyor ve geceleri hep o buluşma anını düşünüyor ve O’ndan daha fazla şeyler öğrenmek istiyordu.
   Yaklaşı bir hafta sonra tekrar buluştular. Pusatın kan ile buluşması gibi hasret kokan bir buluşma idi. Yasef, Temurdaki bilgi dağlarına çıkmak istiyor, temur ise Yusuftaki öğrenme merakını görmüş ve Onu iyi bir Türk çerisi olarak yetirştirmek istiyordu.
     Yasef, Türk olmasa da, O Irkı öğrenmek ve sebebi anlaşılmaz bir şekilde gururlanmak istiyordu. Halbu ki, başka bir Irk onlar için her zaman tehlike, her zaman alt tabaka idi ama gönül dinlemiyordu.
    Temur ise, Anadan babadan aldığı terbiye ve eğitim ile daha ilkokul çağlarına gelmeden, bir Bozkurt bir Atsızcı olup çıkmış, bu yüzden kendi Irkı ile en fazla çakışan biri olmuştu. Dünyadaki bütün savaş taktiklerini bilir ve Kendi Irkı ile daha çok gurur duyardı. Acaba yusufun Türk değil de bir Yahudi olduğunu öğrense ne yapardı? Ama bu olay aklının kıyısından bile geçmiyordu. Nasıl geçsinki, karşısında, Türk Tarihini öğrenmek için can atan bir genç var.
     Kısa bir sobetten sonra sözü Temur aldı.
   - Bak gardaş, sen yürekli birisin ama farkında değilsin. Çünkü gücünün farkında değilsin. Güç sence nedir? Kasdan ibaret sanma sakın, Güç yürektedir. Yürek bileği her zaman yener, diz çoktürür. Unutma, Çine karşı savaşır iken, Çanakkalede, Kurtuluş savaşında asla düşmandan çok değildik ve asla güçlü değildik, Bizim gücümüz yüreğimizde kanımızda idi. Önce bunu bilmelisin, Türk Savaş meydanında Tanrı gibidir…
     Türk savaş meydanında Tanrı gibidir. Bu söz Yasefin beyninde kırk tur atmıştı. Bu ne demekti şimdi. Temur konuşmaya devam eder iken, Yasef bu cümlenin içinde boğuluyordu. Bunlar kendini Tanrı mı sanıyorlardı, ne kadar saçma bir söz idi. Yasef bunları düşünür iken tekrar Temuru dinlemeye başladı.
   - Gardaş, belki dediklerim sana gülünç geliyordur ama öğrendikçe anlayacaksın ne demek istediklerimi. Düşün diğer Irkları, tarihleri boyunca kaç Başbuğ çıkarmıştır? Türkleri düşün birde, saymakla bitiremezsin, işte budur güç, işte budur Tanrılaşma.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Açina Tayeçe
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Ocak 2014, 18:04:09 »

         Bu öykü, bir yerlere gidecek ama dur bakalım. Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« Yanıtla #2 : 04 Ocak 2014, 20:32:00 »

Mustafa Veysel abin senin öykülerinden çok bahsediyor, hangi bölümde olduğunu bulamadım buraya bağlantısını atar mısın lütfen.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #3 : 04 Ocak 2014, 20:39:47 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com/turkcu/turkcu-savascilardan-makaleler/kur-sad-kanlilar/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com/turkcu/turkcu-savascilardan-makaleler/yaman-beg/

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com/turkcu/turkcu-savascilardan-makaleler/bozkurtlar-yeniden-diriliyor/
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Zeynep Açıkgöz
azgın bir orospu olduğundan atıldı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 49



« Yanıtla #4 : 04 Ocak 2014, 20:47:31 »

Mustafa öykülerinin tamamını okuyacağım ve bu öykülerinden en beğendiğimi kısa film olarak çekmek isterim iznin olursa.
Kameçenizin isteği de bu doğrultudadır siz ne dersiniz?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Alp77
YörükoğluYörük
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 990



« Yanıtla #5 : 04 Ocak 2014, 21:45:52 »

Bence gayet iyi bir fikir, hayırlısı olsun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Nihal Atsız Ata'dır, Türkçülüğün kapısı,
O'nun mahiyetinde, çizilmiştir yapısı,

Nihal Atsız atmıştır, davaya son temeli,
Turan Yurt kurulması, O'nun birtek emeli,

Gökbilge'dir davada, bu yüzden Atsız Ata,
Tanrı her doğan Türk'e, O'nun ruhundan kata...


Alp
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.058 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.