SON DÖNEM TÜRK DIŞ POLİTİKASI ÜZERİNE
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 05 Aralık 2019, 18:00:42


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: SON DÖNEM TÜRK DIŞ POLİTİKASI ÜZERİNE  (Okunma Sayısı 1421 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
İzmirli Kurt
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 160


GökTürk Erki Cihana Hakim Olana Dek Cenk!


« : 16 Temmuz 2012, 15:05:46 »

SON DÖNEM TÜRK DIŞ SİYASETİ ÜZERİNE

Günlerdir savaş zilleri çaldığımız farklı bir süreçten geçmekteyiz. Bir yandan Suriye ile uğraşırken diğer yandan pkk terörüne maruz kaldığımız şu günler ülkemiz için bir sürecin kırılma noktası gibidir. Kırılma noktasının adı ise “Yeni Osmanlıcılık”tır.  Nedir bu politika neden ve nasıl sisteme dahil olmuştur?

Yeni Osmanlıcılık, adında da görüldüğü gibi Osmanlı devlet sistemi modeli ile Türkiye’nin Mezopotamya, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’yı içine alarak konfedere bir devlet oluşturma isteğidir. Türkiye’de özellikle muhafazakar kesimin 1938’den sonra bu hedefin peşinde olduğu bilinmektedir. Sisteme dahil oluşuna ise gelecek olursak sebebini bir parça 2002 ile başlayan sürecin öncesine gitmemiz gerekir. Bu dönemde Türkiye koalisyon hükümetlerinin keşmekeşine maruz bırakılmış, yolsuzluk, çetecilik ve basiretsiz yönetimlerin elinde kalmıştır. Dış politikası “ceket iliklemek” noktasına getirilen halk, yenilik adına arayışa girmiştir. Böyle bir iklimde AKP adeta halk tarafından güvenilmeyen mevcut partilerin arasında kurtarıcı rolüne getirilmiştir. Gerek geçmişi gerek parti programı ve kadrosuyla kendini muhafazakar demokrat olarak nitelendiren oluşum, tek başına iktidar olmanın gücüyle gözünü “Yeni Osmanlıcık” politikasına dikmiştir. ABD’de çeşitli kulislerde bu politikanın yoğun olarak desteklenmesi, cemaat oluşumunun yine bu hedefin peşinde oluşu, güç kazanımında çok büyük unsurlardır.  Politikanın 2 ayağı vardır. Bunlardan biri iç siyaset, diğeri ise dış siyasettir. Ancak dış siyaset adına yapılan her hareket bir nevi iç siyaset için yapılmaktadır. Zira söz konusu politik projenin gerçekleşmesi için en önemli unsur iç dinamiklerin hazırlanmasıdır.

Bu bağlamda harici ilişkileri şu 7 başlık altında toplayabiliriz
1) Avrupa Birliği
2) ABD
3) Rusya-Çin-İran
4) Ortadoğu
5) Uluslararası Teşkilatlar
6) Balkanlar
7) Afrika ile ilişkiler
8. Türk Devletleri ile ilişkiler
9) Cemaat Okulları


1) AVRUPA BİRLİĞİ

Yıllardır süren AB macerası adına bir bakanlık kurulmuştur. İlk bakışta teslimiyetçilik olarak gözüken bu hamleye farklı yorumlar getirebiliriz. Örneğin yakın zamana kadar doğrudan başbakanlık tarafından yürütülen müzakereler, iç siyasetimizde bir zayıflık olarak gözükmemesi amacıyla bu yeni sürece geçirilmiştir. Yazılı ve görsel basında görüleceği üzere bakanlıkla birlikte AB ile ilgili haberlerin sayısı oldukça azalmış ve güçlülük imajı verilmiştir. Çiller, Yılmaz, Ecevit hükümetleri dönemine göre ilişkiler birlik üzerinden değil, doğrudan ikili ilişkiler boyutuna taşınmıştır. Son yıllarda AB içinde yaşanan ekonomik ve siyasi çatırdamalar birliğin zayıflamasına yol açmıştır. Özellikle Yunanistan ve İspanya’nın mali durumu, çeşitli ülkelerin ortak para biriminden ayrılmak istemesi, İngiltere’nin birlikten bağımsız hareket etmesi, kıta çapında ekonomik kriz gibi konulardan dolayı AB için hala çözülmeyi bekleyen problemlerdir. Yeni Osmanlıcılık Politikası doğrultusunda cemaat uzantılı Türk derneklerinin ciddi bir ekonomik yapısı vardır. Yine aynı politika ışığında Köln şehrine Avrupa’nın en büyük camii yaklaşık 50 milyon TL bütçe ile yapılmaktadır.

2) ABD

90’lı yıllardan günümüze ABD ile olan ilişkiler ne yazık ki milletimizin nazarında derin bir yaradır. Gerek çuval, gerek Kuzey Irak, gerek pkk, gerekse daha küçük boyutlu konulardan dolayı Türk- Amerikan ilişkileri hep problemli olmuştur. ABD kulislerinde ortadoğuya ilişkin BOP-Yeni Osmanlıcılık çekişmesinin bulunduğu bilinmektedir. Siyasi ilişkilerimizin kilit noktalarından olan silah ticareti ise, Türkiye’nin son yıllarda bu alanda yaptığı ataklarla bir nebze olsun lehimize gelişmeye başlamıştır. Ayrıca unutulmamalıdır ki Osmanlı döneminden beri süren denge politikası ABD-Rusya çekişmesinde Türkiye’nin rolünü hep diri tutmuştur.

3) RUSYA-ÇİN-İRAN

1996 Yılında Çin’in öncülüğünde Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurulması ve akabinde Rusya’da Putin döneminin başlamasıyla Doğu’da SSCB’den sonra yeniden bir küresel güç dengesi kurulmasını sağlamıştır. Yine aynı dönemde bu iki ülkenin ABD muhalifi İran’a destek vermesiyle bölgede yeni bir blok oluşturulmuştur. Türkiye ise ABD başlığında belirttiğim gibi denge politikası çerçevesinde bu ülkelerin ne karşısında ne de yanında yer almama eğilimi göstermektedir. Bu üç ülkenin önümüzdeki süreçte gücünü Şanghay’a gözlemci sıfatıyla müdahil olan Hindistan ve Pakistan’ın tavırları belirleyecektir.  Üç ülkeyle olan ilişkileri sırayla üstünkörü geçecek olursak:

A) Rusya: İlişkilerin en önemli kısmını enerji konusu oluşturmaktadır. Gerek her yıl doğalgaz konusu gerekse yeni süreçte nükleer enerjiye geçişin Rusya destekli olması bu durumun kanıtı durumundadır. Geçmiş yıllara oranla Çeçen direnişinin bitme noktasına gelmesi, siyasi problemleri asgariye indirmiştir.

B) İran: Özellikle Hizbullah sorunu nedeniyle bir dönem hararetli olan ilişkilerimiz bu konunun bitmesinden sonra ABD eksenli olarak yeniden hortlamıştır. Türkiye bu konuda koz olarak İran doğalgazına alternatif olarak Azerbaycan doğalgazını kullanmaktadır. Hatırlayacaksınız bundan 10 gün kadar önce Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşımak için yeni bir anlaşma daha imzalanmıştı. Ayrıca Güney Azerbaycan konusu yine iki ülke arasında gündemde olmasa dahi her an ipleri gerebilecek önemli bir dengedir. Bunun yanı sıra gerek Suriye konusu gerekse diğer bölge ülkeleri ile fikir anlaşmazlığının temelinde iki ülkenin de bölgenin en büyük gücü olma hevesi yatmaktadır. Her iki ülkenin yönetimlerinin ortak dili ise İsrail karşıtlığıdır.

C) Çin: Bu ülkeyle ilişkilerimiz yaklaşık 10 yıldır ülkemize gelen kalitesiz mallardan ibaret sanılsa da madalyonun görünmeyen yüzü daha büyüktür. Bu görünmeyen yüz ise inşaat sektörüdür. Bilindiği gibi Türkiye’nin lokomotif sektörü inşaattır. Yakın zamana kadar Balkanlar, Ortadoğu ve Rusya dışına çıkmayan Türk inşaat firmalarının Afrika pazarına girmesiyle birlikte iki ülke arasında rekabet başlamıştır. Her iki ülke yönetimi de birbirlerini ne yakında ne uzakta tutmaktadırlar. Doğu Türkistan konusu ne yazık ki Türk-Çin siyasi ilişkilerinde önemli bir yer tutmamaktadır.

4) ORTADOĞU

Yine son dönem dış politikamızın ve yeni Osmanlıcılık fikrinin en önemli halkasını bu bölge oluşturmaktadır. AKP hükümeti dönemine kadar genel olarak bölgeye uzak durma eğiliminde olan ülkemiz, son 10 yılda bölgeye olan ilgisini azamiye çıkarmıştır. Öncelikle işe İKÖ başkanlığını elde ederek başlayan Türkiye, Filistin özgürlük mücadelesi üzerinden bölge siyasetine girmiştir. Davos çıkışı, BM genel kurulu konuşması, Mavi Marmara üzerinden yürütülen propaganda gibi uluslar arası alanda doğrudan halklara hitap eden çıkışlar, Lübnan’da Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın düzenlediği miting bu durumun en somut örneğidir. Yine yakın zamana kadar Suriye ile ortak bakanlar kurulu toplantısı gibi hareketler yeni Osmanlıcılık fikrinin hakim olmak istediği topraklarda yaptığı hazırlıklardır. Son aylarda ise Hür Suriye Ordusu adlı oluşuma destek verilmesi, ülke güneyine mülteci kamplarının kurulması yukarıda uzun uzun bahsettiğim politikanın ete kemiğe bürünmesi anlamını taşımaktadır. Yine bu konuya bir parantez açmak gerekirse Suriye’ye savaşmak isteyen bir güruh olduğu gibi Suriye’ye dost ülke maskesi takmaya çalışan sol görüşlü bir muhalefet vardır. İşin aslı 1950’li yıllardan itibaren 3 defa savaşın eşiğine geldiğimiz bir Suriye bizim elbette dostumuz değildir. Ancak Arap Baharı furyasında Libya, Tunus ve Mısır’da geri kalan hükümet bu sefer aslan payını almak adına kılıcı en önden savurmayı şiar edinmiştir. Yine Ortadoğu’da Suudi Arabistan ve Lübnan ile ilişkiler en üst seviyeye çıkarılmış, İsrail ile 2. katip seviyesine indirilmiştir. Ortadoğu coğrafyasında Erdoğan logolu bardaklar, hediyelik eşyalar vs gibi ürünler doğrudan bu amaca hizmet etmektedir.

5) ULUSLARARASI TEŞKİLATLAR

A) BM: Geçici güvenlik konseyi üyeliği, doğrudan İsrail’i hedef alan genel kurul konuşması, bölgede ve dünyada etkin olma çabasının teşkilata yansıması durumundadır. Başbakan’ın BM çatısı altında BM karşıtı konuşması ise bahsi geçen alternatif bir birliktelikten ziyade daha etkili olabilmek adına yapılmış bir hamledir. Siyasi boyutundan daha önemli şekilde iç politika, Ortadoğu ve Balkanlar halklarına doğrudan etki edebilmek adına yapılmış hamlelerdir.

B) NATO: Her dönem NATO’nun en büyük 2. askeri gücünü oluşturma avantajını kullanan Türkiye, kendi silah sanayisini oluşturma çabasıyla etkinliğini arttırmayı hedeflemektedir. Yine yakın zamanda Türkiye’nin NATO’da general sayısı yükseltilmiştir.

C) İKÖ: Dünyanın 57 ülkesinin üye olduğu İKÖ, Arap Birliği dışında tüm Müslüman devletleri birlikte tutmak amacıyla kurulmuş olsa da yeterince etkin değildir. Ancak Arap Birliği dışında kalıp, Arap ülkelerine etki edebilmek ve haliyle yeni Osmanlıcılık adına adım atabilmek adına Türkiye 2005 yılı itibariyle birliğin genel sekreterliğine Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun getirilmesini sağlamıştır.

6) BALKANLAR

Bölge ve Türkiye ilişkileri AKP hükümeti döneminde TİKA aracılığıyla sürdürülmektedir. TİKA buraya Türk yatırımcı ve haliyle Türk sermayesini taşımakla birlikte Türk ve İslam kültür faaliyetlerini de üstlenmektedir. Kosova’da Türkçe’nin resmi dil oluşu, Makedonya, Arnavutluk ve Bosna Hersek’te ticari faaliyetler, cami restorasyonları, sık resmi ziyaretler, Mostar köprüsünün yeniden yapılıp en üst düzey katılımla açılması, Türkçe kursları bu faaliyetlerin nişanesidir. Haliyle yeni Osmanlıcılık olarak adlandırılan politikanın Balkanlardan uzak olması beklenemeyeceği için bu faaliyetler normaldir.

7) AFRİKA İLE İLİŞKİLER

Afrika, yüzlerce yıldır Avrupa, Amerika ve Çin için bir pazar görevi görmektedir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti ne yazık ki bu pazara uzak durmuştur. Cemaat okulları ile Afrika’ya giriş yapan yeni Osmanlıcılık, ihracat ve en önemlisi inşaat ile birlikte pazara dahil olmuştur. İnsani kampanyalar, hibeler ve resmi ziyaretler ise bu pazara girişin ön hazırlık safhasını oluşturmuştur. 2003 yılında 5 milyar dolar olan dış ticaret hacmimiz 7 yıl içinde üç katına çıkmıştır. Büyüme hızla devam etmektedir.

8. TÜRK DEVLETLERİ

Son dönemde ticari hacmin büyümüş olmasına rağmen Türkiye, bölgede istediği gücü yeterli ölçüde elde edememiştir. Özellikle Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye oluşu, bölgede Rus-Amerikan çekişmesi Türkiye’yi geri planda bırakmıştır. Siyasi alanda Kırgızistan Cumhurbaşkanı’nın TBMM konuşması, yakınlaşma adına önemli bir adımdır. Hocalı için yapılan büyük yürüyüş yine soydaşlarla birliktelik göstergesidir. Özal döneminde başlayan Türk öğrencileri ülkemize getirme projesi ise yavaşça meyvesini vermektedir. Kültürel alanda ise yapılan en iyi icraat Orhun Kitabelerinin Moğolistan’da Türkiye tarafından yaptırılan müzeye taşınıp koruma altına alınmasıdır. Ayrıca Türkiye’nin nevruza sahip çıkması yine atayurt ile bağların kuvvetlenmesi adına önemli bir adımdır.

9) CEMAAT OKULLARI

Bu okullara özellikle değinmek istedim. Zira başından beri anlattığım politikanın bel kemiği burasıdır. Bugün dünyada 140 kadar ülkede 11.000’den fazla okulun olduğu bilinmekte. Okullar doğrudan yeni Osmanlıcılık politikasıyla işlenmektedir. Türkçe Olimpiyatları, okulların, cemaatin ve fikrin gövde gösterisi vazifesini görmektedir.



                                                                                                                  Burak CİLASUN
                                                                                                                     16.07.12



Not: Kandaşlarımı sıkmamak adına kısa tuttum. Özel mesaj yöntemiyle konu ile ilişkili soruları olan arkadaşlarımla konuyu irdemeleye devam edebilirim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

----------Burak Cilasun---------
Sanal Türkçü kahramanların ahlaksızlık ve bayağılıktan ibaret sözlerine itibar etmeyiniz.
Gen
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 443



« Yanıtla #1 : 16 Temmuz 2012, 15:30:13 »

Tüm birliklerin temelinde yatan ilk ilke; Birlik içersinde olan ülkelerin sosyo kültürel alt yapısına dayalı birliği destekleme tutumlarıdır. Hemen hepsinin kör noktası ve amacı bir kapıya çıkmaktadır. Şirketlerin gölgesinde kalmış bu birlikler kısa vadeli çözüm sunduğundan her 20- 30 yılda bir değişkenlik gösterir. Bunun en büyük kanıtı günümüzde, değişen dengeler nedeniyle avrupa birliğinin çatırdama noktasına gelmesi. O nedenle başarısızlıklarını, yahut BOB' e zemini hazırlamak amaçlı bu süreçten geçtiler diye düşünüyorum. Türkiye'nin tutumu ne olmalı;Tarafsızlığını korumalı, siyasi arenada yer edinmek ve hakimiyet kılmak istiyorsak, ''Turan için her yol mübah'' kavramını hatırlayarak, yönelen okların hedeflerini imkan buldukça onlara çevirmek olmalı. Bu biraz hayal ama imkansız ötesi değil. Şu an neler oluyor tam anlamıyla idraak edemesek de dış politikamızı yön verenlerin güllen cemati kontrolünde olduğunu ve bu kontolün abd' de olduğunu klasik bir bakış açısıyla biliyoruz. Ama bazen, bazı şeylerin geri tepeceğine inanırım, sonsuza kadar güç bir yerde olmaz , dönem dönem yer değiştirir. Umudum bu süreçte  işleyişinin bizden yana olması.

Yanlışım varsa düzelt, yahut eksiğim.. bildiğim şey; dış politikada ya gayet başarısızız, ya da ciddi bir sol gösterip sağ indirme çabasındayız..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.058 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.