Şerif Mardin'in Merkez Çevre İlişkisi Kuramı Türk Siyasal Tarihi -Özet Uyarlama-
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 29 Eylül 2020, 07:44:00


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şerif Mardin'in Merkez Çevre İlişkisi Kuramı Türk Siyasal Tarihi -Özet Uyarlama-  (Okunma Sayısı 22277 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Erlik Tanrıöğen
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 870


Nur'dan Rıza aldık.


« : 08 Aralık 2014, 21:54:00 »

Şerif Mardin'in, Merkez-Çevre İlişkisi kuramını Türk Siyasal hayatına uygulayışı üzerine notlarım.
Konuşma dili iledir, yazıya aktarılmıştır.



          Merkez-Çevre ilişkisi siyasal tarihi açıklamak için Shils tarafından ortaya atılmış, Şerif Mardin tarafından da Türk siyasi tarihine uyarlanmış bir yöntemdir.

          Merkezi, yöneten veya odak nokta olarak tanımlayıp; çevreyi ise merkezin etrafında yer alan ve merkeze göre şekillenen bir ilişki biçimi olarak anlayabiliriz.
   
          Yani Merkez idare eden, yöneten, şekillendiren; çevre bağlı olup şekillenen taraf demek. Shils’e göre bütün sosyo-siyasal olayları bunların arasındaki ilişkiye göre değerlendirmek mümkün. Bu ilişkiyi kullananlar genellikle yaşama sınıf mücadelesi gözüyle bakmazlar.
   
Osmanlı’da Merkez-Çevre ilişkisinin Seyri

Klasik Dönem   

Mardin’e göre Osmanlı’nın uyguladığı ustaca ve güçlü bir Merkez yönetimi vardı. Ona göre Osmanlı İmparatorluğu’nun klasik dönemi içinde, İmparatorluğun modern dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti pratiklerinin aksine, daha tutarlı ve uzlaşmacı bir yapı sergilenmektedir. Yani Merkez-Çevre arasında daha az ayrışma, daha az çatışma ve simgesel bazı bağlar. (Batı kültürü etkisindeki değişimlere, İttihat terakki dönemine kadar.)

Klasik dönem Osmanlı toplumundaki temel merkez çevre ayrışmaları:

-Göçebelik-Yerleşiklik. : İmparatorluğun kuruluş sürecide katkı sağlayan Gazi Savaşçılar (ilkel baskı grupları gibi düşünülebilir.) vardı. Gazi savaşçılar yeni kurulmakta olan devletin merkezileştirilmesi için bu göçebe toplulukları böldüler. Merkez karşısında, çevrede bir güç unsuru bulunmaması için çevredeki Türkmenler yerleşik hale getirilmeye, bölünmeye çalışıldı.

- Heterodoks din grupları: Çevrede var olan ve yayılan bir Şii topluluk vardı.  …bu durum merkez tarafından uygulanan din politikasının belirlenmesinde etkili olmuştur. …e ilk olarak  İslam’ın Sünni
yorumunu yaymak amacıyla Şia’nın İmparatorluk üzerindeki yıkıcı etkileri ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Mardin’e göre ulema sınıfı böyle oluştu. Dini eğitim elitleri. Şiiliğin tesirlerini azaltmak, Sünniliği yaymak maksadı da var.

-Devşirme politikaları- Devşirme bürokrasi sorunu:   …bir çatışma alanı ise seçkin resmi görevliler ile çevre arasındaki sembolik birtakım farklılıklardır. Seçkin resmi görevlilerin gayrimüslimlerden  seçilmesi farklılaşmanın (karşıtlığın) siyasi boyutunu temsil etmektedir. Resmi görevlilerden vergi alınmaması, resmi görevlilerin tüccarlardan daha zengin olabilmeleri, besin ticaretini kontrolleri altında tutmaları…     Çevre’ye göre elit memurlar hep Enderunlu’dur. Onlar özel, ayrıcalıklı ve yabancıdır. Bu da bir ayrışma alanı olmuştur.

Not: Mardin son örneği kanıtlamak için İstanbul’da olan ayaklanmalar ile Anadolu ayaklanmalarını karşılaştırır.

-   Merkez kültür- Çevre Kültürü arası kopukluk:  …bir unsur, merkezin sahip olduğu kültürü çevreye karşı bir üstünlük aracı olarak kullanmasıdır. Çevre, merkezin kültür (resmi kültür)
simgelerine kolayca ulaşamamaktaydı.

Osmanlı Devleti, toplumsal yapısı içinde iki kültür barındırıyordu. Yüksek
kültürle ilişki ömür boyu meşguliyetler halinde savaş ve yönetimi, vergiden
muafiyeti, Farsça ve Arapça kelimelerle adam akıllı yüklü bir dili ve Ortodoks İslamlığı görüyoruz. Öte yandan, köylü yığınları ve özellikle Türkmen
aşiretlerine bağlı olanlar, halk Türkçesi konuşur, alışveriş ve tarım yapar,
gırtlağına kadar vergilendirilir, yalnız ilkel teknolojiden yararlanırlardı ve
heterodoks (cemaatdışı) akımlarla doluydular. Mardin, kendini yüksek ve ayrıcalıklı gören bu çevre kültürü ile bu ayrıcalıklara ulaşamaya halk kültürü arasında çatışma noktaları oluşabileceğini söyler.



Modern Dönem Osmanlı:

     Mardin’e göre Batı etkisi ile gelişen Osmanlı yapısında (18. Yy ulusçuluk ve sonrası.) artık merkez-çevre ilişkisi değerler düzeyinde ayrışmalara uzanmıştır.
   
          Merkezi değerler sistemine klasik dönemde hâkim olan temel unsur olan “İslamiyet”, modern dönemle birlikte yerini pozitivizmin beslediği “bürokratik zihniyete” bıraktı.
Mardin’e göre reformcular üç şey için uğraştılar. Gayrımüslimleri ulus devlete katmak,Çevrenin Müslüman ögelerini ‘’mozaik yapıya son
, Prens vererek’’ birleştirmek, yönetime katılımı sağlamak.

Mardin, modernleşmenin bu dönemde Bürokratlaşma, Bürokratı modernleştirme, Bürokrasiyi güçlendirme basamakları ile gerçekleştiğini öngörmüştür. Mardin’e göre Tanzimat ile bürokrasi (Bürokratlar, üst alimler, Bab-ı Ali) kazançlı çıkmıştır.

Modernleşmenin Osmanlı toplum yapısında merkez-çevre ilişkileri bakımından ortaya çıkardığı başka bir farklılaşma ise merkez ile çevre arasındaki  kültürel kopukluğun artması olmuştur. Klasik dönemde var olan farklılaşma modernleşme ile beraber derinleşmiştir
-Bu dönemde (Modernleşme dönemi Osmanlı) ulema da güç kaybeder. Artık merkezde asıl güç unsuru din birleştiricisinin hocaları müftüleri değil; Bürokrasi gücünün paşaları devlet adamları okullu aydın bürokrat tipidir.

İttihat Terakki- Erken Kemalizm (Tek Parti) dönemi Merkez-Çevre ilişkisi
Kısa bir Tarihçe:

          1902 yılında Türk siyasal yaşamında önemli bir yol ayrımı yaşanmıştır. Bu tarihte ‘’İlk Osmanlı Liberalleri Kongresi’’ yapılır. Burada Jön-Türkler içerisinde bir temel ayrışma ve fikir ayrılığı oluşur. İki grup meydana gelir. Biri, merkeziyetçi, devletçi, otoriter politikaları savunan Ahmet Rıza grubu iken diğeri  âdem-i merkeziyetçi ve liberal fikirleri savunan Prens Sabahattin grubudur. Ahmet Rıza buradan galip gelir. İttihat Terakki’yi, sonrasında Kemalist dönem Türkiye’sini bu güçlü merkeziyetçi anlayış idare eder, diyebiliriz.

           ….1908 yılında, Ahmet Rıza çizgisi, iskeletini sivil-asker seçkinlerin oluşturduğu ve Türkçülük ideolojisi etrafında örgütlenmiş olan  İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne tamamıyla egemen olurken, Cumhuriyet’in ilanının ardından merkez ile çevre arasında ortaya çıkan radikal farklılaşmanın temelleri böylece atılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti, İmparatorluk kültürünün birçok unsurunu olduğu gibi siyasal kültürünü de üstlenmiştir. Dolayısıyla siyaset yapma anlayışı da aktarılan bu siyasal kültürün önemli bir unsurunu oluşturmuştur.
 
          Devamında, birinci mecliste de süren bir merkez çevre ikiliği vardır. Birinci TBMM’de particilik yoktu. Yegane amaç memleketi kurtarmaktı. Bunun yerine gruplar oluşmuştu. Birinci grup M. Kemal ve İttihat Terakki geleneğinden gelen merkeziyetçi kadrolar olarak oluştu. Merkezi temsil ediyordu. Mardin’e göre  Ancak zaman içinde bazıları bu grubun dışında kaldılar ve önderliğini görevinden alınmış memur sınıfı üyelerinin yaptığı ve genellikle eşrafın partisi bir başka grubu oluşturmaya başladılar . Daha sonra bu grup İkinci Grup adını alacaktı. (Çevre temsilileri)

          İkinci  grup liberal-özgürlükçü kararlar aldırmaya çalıştı. M. Kemal’e muhalefette bulundular. O dönemde çok fazla bir ayrışma ve çatışma görünmedi. Çünkü Yegane amaç memleketi kurtarmaktı.
Ta ki, değerler çatışmasına dek. Birinci Meclis’te Saltanat’ın kaldırılması konusunda çok sert tartışmalar yaşandı. Ayrıca Lozan da çatışma noktalarını artırdı.
İkinci grup bir kanun önerisi ile M. Kemal’in bir daha seçilememesini sağlamak istedi. O da ikini meclisin sadece birinci gruptan oluşturdu.

CHP- Din Ekseninin Merkezden Çevreye Kayması- Merkezi Değer Sisteminin Değişmesi

İkinci Meclis’le beraber başlayan inkılap hareketleri çevrede olumsuz yankı bulur. Laikleşme adımları ile  merkez çevre çatışması yeni bir kanala ilerler. Dinin ekseni padişah ve halife sayesinde merkezde iken bu kurumların kaybı ile çevreye kayar. …Özetle, Cumhuriyet reformlarının ardından toplumsal bütünleşmeden uzak, dolayısıyla topluma ait olmayan bir merkez görüntüsü ortaya çıktı.

          Terakkiperver Cumhuriyet fırkası, bir şekildeSabahattin çizgisinde oluşturulmuş çevreyi temsil eden bir muhalefet unsuruydu. Tüm muhalefet unsurlarını birleştirdi. Dinsel Gericili ve Kürtlük ekseni iddiaları ile parti bir ayklanma sonucu kapatıldı. Takrir-i Sûkun kanunları çıktı. Bu kanunları merkezin güçlenmesinde etkili olmuştur.

         1930’da Mustafa Kemal’in de desteklediği ikinci büyük çok parti denemesinde de SCF kuruldu. Yine Çevre’de, taşrada oluşan bir isyanla (Menemen) başarısız oldu. Bu zamanda millileşme gayretleri hız aldı. Milliyetçilikle merkez yeniden güç kazandı.

        3. Halk Fırkası kurultayında 6 ok kabul edilir. 5. Halk fırkası kurultayında Parti=Devlet düsturu benimsenir. Çevrenin çatışma noktaları parti eliti ve laiklik noktalarındadır.
Mardin’e göre:  CHP çevreyi muhalefet kaynağı gördüğü için sıkı bir denetim altında tutuyordu. Halka doğru gitme politikaları vardı, ancak yetersizdi. Merkez (CHP) yerel, dinsel ve etnik grupları eski ve gereksiz ayrıntılar olarak yansıtıyor kendisine büyük birleştirici rolü biçiyordu.
M. Kemal’den sonra CHP- Demokrat Parti

Mardin’e göre: D.P. bir eşraf partisi olmaktan çok kırsal kitlelerin ve onların başındakilerin destekleri ile başarılı olabieceğini düşünen bir partiydi. Eşitleyici değil, bolluk dağıtıcı bir parti olmak istiyorlardı.
D.P. Çevre yanında, Prens Sabahattin çizgisinde, Liberal, maneviyatçı bir yapıda görüntü sergiledi. Çevredeki ekonomik güçleri yanına aldı. Toprak Reformuna, yerleşen laisizme eleştiriler getirdi. 2. Dünya Savaşı’nın ekonomik buhranını çözümleyeceği iddiasında bulundu. Bürokrasiyi yadsıdı, gerçek halkçı olma söylemleri geliştirdi. Din sosu ile harmanlamış söylemleri ile kitlelerde destek buldu. 46’da olamasa da 50’de seçildi.
Ekonomi’de vaat edilen başarı kazanılamadı. Bürokrasi kadrolarına yerleşilmeye çalışıldı. Öğrenci, aydın, işçilerde bazı rahatsızlıklar göze çarptı.

1960 İhtilali. Eski çatışmalara dönüş.


D.P. İktidara çevrenin temsilcisi olma iddiasıyla gelmiş olsa da bunu üç dönemlik iktidarının sadece ilk döneminde başarabildiğini söylemek haksızlık olmaz.

Ardından,  CHP bu dönemde merkezin aktörleriyle yakınlaşmıştı. Başta üniversiteler olmak üzere asker-sivil bürokrasi, aydınlar ve basın DP iktidarına karşı cephe almışlardı. Nitekim bu kutuplaşma 27 Mayıs 1960’a giden süreç içindeki gerginliklerin ve çatışmaların kaynağını oluşturdu. Bu süreci tamamlayan son nokta “Tahkikat Komisyonları”nın kurulmasına ilişkin kanun olmuştu. DP, bu komisyonlar vasıtasıyla muhalefeti denetlemek çabası içindeydi. Ancak oldukça büyük tepkilere neden olan bu kanun, 27 Mayıs 1960 tarihinde merkez ile çevre arasındaki derin ayrılığa giden yoldaki son adım oldu.
..Cumhuriyet’in kuruluşundan 1950’ye kadar iktidarda bulunan merkez, ilk kez silahsız bir müdahaleyle, 1950 seçimleriyle, on yıl süreyle iktidardan uzaklaşıyor ancak silahlı bir  müdahaleyle iktidarını geri alıyordu.

Bu tarihten sonra merkez sadece yönetim değil Ordu, Basın ve Bürokrasi halini almıştır.
Çift Meclis Sistemi, Yeni Kurumlar ve Anayasal İnsan Hakları hep bu dönemde merkezi güçlendirme gayreteridir.
Çevre için artık askerlerin her müdahalesi eski düzen katılığına dönmek eğilimi demektir.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.226 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.