Şamanlar /Taş meclisi adlı romandan
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Aralık 2019, 21:28:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şamanlar /Taş meclisi adlı romandan  (Okunma Sayısı 381 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Alp_
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 18


« : 19 Şubat 2019, 11:36:03 »

Batılı misyonerler ve bilim adamları şamanlara ilk yaklaşımı; bunların halkın inançlarını sömüren sahtekarlar veya psikolojik veya zihinsel hastalıkları bulunan insanlar olarak olarak yaftalamak olmuştu
insanlarımızda islamında etkisiyle bu önyargı hala yaşamaktadır...bunlara dair romandan bir bölüm paylaşmak istiyorum..

...
- Eğer oğlunuz gerçekten de gözcü ise, eğer kendi halkı tarafından seçilmişse, bunun anlamı sezgilerinin
çok güçlü olduğudur. ingilizce ESP ya da extrasensory perception tanımı altında sınıflandırılmış
yeteneklerden biridir bu; anlamı da duyuüstü algılama.
- Bir dakika.
Diane karşısındakini donuk gözlerle izliyordu.
- Bu etnik grubun böylesi çocukların üstün yeteneklere sahip olduğuna inandığını mı söylemek
istiyorsunuz?
Adam gülümsedi. Diane'ı sabırlı olmaya davet etmek için yaptığı işaret genç kadını sinirlendirdi.
- Hayır, diye mırıldandı. Söylemek istediğim bu değildi. Hiç değildi. Ben gözcülerin gerçekten de böylesi
yeteneklere sahip olduklarını düşünüyorum. Çok güvenilir insanların anlattıklarına göre, insanın beş
duyusuyla kesinlikle algılayamayacağı olayları yakalayabiliyorlar.
işte talihi yine aynı oyunu oynamış, karşısına bir zırdeli çıkarmıştı. Batıl inanç sahibi gruplar arasında gereğinden fazla kalmış biri. Sakin olmaya çalıştı:
- Ne gibi olaylardan bahsediyorsunuz?
- Lüü-si-anlar, örneğin ren geyiklerinin göç yollarını önceden bilebilirler. Yıldız kaymaları ya da gezegenler
gibi çok daha dikkat çekici oluşumları tahmin edebilirler. Ya da iklim değişikliklerini. Hiç kuşku yok, bunlar
bir kâhin gibidir. Üstelik yetenekleri de çok küçük yaşta ortaya çıkar...
Diane adamın sözünü kesti:
- Neler söylediğinizin farkında mısınız ?
Bir dirseğini masaya dayamış, öteki eliyle fincanını karıştıran bilim adamı basitçe yanıtladı:
- iki çeşit etnolog vardır, Madam. Bir etnik grubun ruhsal görüntülerini tümüyle psikolojik açıdan
inceleyenler. Bu türden etnologlar için şaman güçler, sahip olunan yeteneklerden ve isteri, şizofreni gibi
basit akıl sapkınlıklandan başka bir şey değildir. Aralarında benim de bulunduğum ikinci grup etnologlar
içinse, böylesi olaylar, adını taşıdıkları güçlerin görüntüsüdür, yani ruhların görüntüsü.
- Kendinizi böyle inançlara nasıl kaptırabilirsiniz? Tebessüm. Kahve fincanında bir daire.
- Meslek hayatım boyunca gördüklerimi bir bilebilseniz... Şamanizm belirtilerini basit akıl hastalıkları olarak
göstermek, bana göre aşırı bir küçümseme olurdu. Tıpkı müzikle hiç ilgilenmeden, orkestranın ses gücüne
dikkat eden bir müzikolog gibi. Malzeme var, aletler var. Bir de yükselen büyü. Bir halkın dinî inançlarını
basit birer batıl inanışa indirgemeyi kabul edemem. Büyücülerin gücünü sadece toplumsal seraplar gibi
açıklamayı reddediyorum.
Diane susuyordu. Aklında harekete geçen anılar. O da oldukça ilginç törenlere katılmıştı, özellikle de
Afrika'da. Gördükleri karşısındaki hislerini hiç derinlemesine düşünmemişti. Ama emin olduğu bir şey
vardı; böylesi anlarda, oyuna bambaşka bir güç katılıyordu. insanın hem içinde hem de dışında bulunan,
daha da önemlisi, kişinin sınırını zorlayan bir güç. Sanki kutsal bir temas ya da anlatılamaz bir eşikten
atlanmış gibi.
Claude Andreas, Diane'm kararsızlığını görmüş gibiydi. Soluğunu boşalttı:

dilerseniz konuyu bambaşka bir açıdan ele alalım. Para normal olayların dinî yanını bir kenara bırakıp,
böylesi olayların somut, fizik doğruluklarına bakalım.
- Hiç gerek yok, diye kestirip attı Diane. Böyle bir doğruluğun sözü bile edilemez.
Etnologun sesi ciddileşti:
- Hiç uyarıcı bir düş görmediniz mi?
- Herkes kadar. Belli belirsiz şeyler.
- Biraz önce düşündüğünüz bir kişinin size telefon ettiği olmadı mı hiç?
- Hayatın rastlantıları. Bakın, ben bilimle uğraşıyorum. Kendimi böylesi rastlantılara kaptırıp...
- Bilimle uğraşıyorsunuz, demek ki rastlantıların olasılığa dönüştüğü bir eşiğin varlığından haberlisiniz.
Olasılıkların da aksiyoma dönüştüğü ikinci bir eşiğin varlığından da. Ben uzun zamandan beri bu konularla
ilgileniyorum. Bugün Avrupa'da, Amerika'da, Japonya'da bu sınırların kesinlikle aşıldığı, telepati, kehanet
ve önsezi deneylerinin başarıyla yürütüldüğü bilimsel laboratuvarlar var. Eminim, siz de duymuşsunuzdur.
Diane fırsatı kaçırmadı:
- Doğru. Deney kuralları son derece sert olmakla birlikte, sonuçların incelenmesi her türlü yoruma açık.
- Çoğu bilim adamı böyle diyor, evet. Çünkü böylesi sonuçların etkisi çok ciddi olurdu. Söz konusu
anormallikleri kabul etmek, çağdaş fiziği ve bugünkü bilgilerimizi derinden sarsardı.
- Konudan tamamen ayrılıyoruz.
- Hayır, ayrılmadığımızı siz de biliyorsunuz. insanın gizli kalmış becerilerinden bahsediyoruz.
Çocuğunuzda belki de çok belirgin olan yeteneklerden söz ediyoruz. Duyarlı evrenin basit yasalarına
meydan okuyacak yeteneklerden.
Yeni uçurumlara dalmaya hiç ihtiyacı yoktu Diane'ın. Oysa onu orada tutan bir güç vardı. Bu yeteneklerin
belki de her şeyi açıklayabileceğini fısıldayan bir ses... Andreas aynı sakin sesiyle devam etti:
- Olaylara yine değişik bir açıdan bakalım. Siz etoloji uzmanısınız değil mi? Hayvanların algılama şekilleri
üzerinde çalışıyorsunuz.

-Ee?
- O algılama şekillerinden büyük bir bölümü uzunca bir zaman esrarlı, anlaşılmaz göründü bize. Neden?
Morfolojik kaynaklarını bilmediğimiz için. Yarasaların karanlıkta uçması, bizim için açıklanamaz bir sırdı.
Ta ki, bu gece kuşlarını yönlendiren ültrason titreşimlerini buluncaya kadar. Bütün algılamaların fiziksel bir
açıklaması vardır. Doğaüstü diye bir şey olamaz.
- Şimdi benim mesleğimden konuşuyorsunuz. insanda var olduğu iddia edilen sözde paranormal
yetenekler ile bunun arasında...
- Algılama organlarımızın hepsini bildiğimizi kim söyledi? Diane alayla gülümsedi:
- Şu ünlü altıncı hissimiz... (Ayağa kalktı.) Üzgünüm, Mösyö Andreas, ikimiz de zaman kaybediyoruz.
Etnolog da ayağa kalktı, Diane'm yolunu kapadı.
- Sözünü ettiğimiz çocukların, bizim sahip olmadığımız bir üstünlüğe sahip olmadıklarını kim söyleyebilir?
- Nasıl bir üstünlük?
Bir tebessüm; kâğıttan yüzü üzerinde bir virgül gibi.
- Masumluk.
Diane kahkaha atmaya çalıştı, ama boğazı düğümlendi. Charles Andreas devam etti:
- Sözünü ettiğim laboratuvarlarda en iyi sonuçların ilk deneylerde, özellikle de çocuklar üzerinde yapılan
deneylerde elde edildiği kanıtlandı. Doğallıkları nedeniyle.
- Bunun anlamı?
- Psikolojik yeteneklerimizin gelişmesi yolundaki en önemli engelin önyargılarımız olduğu. Kuşkuculuk,
maddecilik, kayıtsızlık aklımıza zarar veren, gücünü kullanmasını önleyen gerçek birer kirlilik gibi görülmeli
bence. Gücünden emin olmayan bir sporcu, yarışa yenik başlar. Bilincimiz kesinlikle aynı biçimde işler.
Kuşkucu biri kendi zihinsel yeteneklerine erişemez.

...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.091 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.