“PSİKOLOJİK HARP VE ZAYIF HALKALARIMIZ” Ulay Özer
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ocak 2020, 11:10:02


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: “PSİKOLOJİK HARP VE ZAYIF HALKALARIMIZ” Ulay Özer  (Okunma Sayısı 582 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.265


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« : 09 Eylül 2018, 03:54:03 »

                                   1. BÖLÜM
ÖNSÖZ
Bugünlerde tarihi zaferlerimizi, Cumhuriyetimizin kuruluşunu ve bu kutlu yürüyüşte önem arz
eden mil taşlarını andık. Hem duygulandık, hem hüzünlendik. Ama özellikle de gururlandık.
Bakın görün, biz kimlerin evlatlarıyız, ne kadar yüce atalarımız var! Bakın görün, Türk milleti
birlik ve beraberliği sağladığında, özüne döndüğünde neler başarabiliyor! Bakın görün!..
Özellikle satır aralarına sığmayan o destanlar, o mücadeleler esnasında ortaya çıkan
kahramanlıklar, gözü bayrağından ve milletinden başka bir şey görmeyen Türk milletinin üstün
karakteri ve fedakarlıkları, bizleri anlatılması mümkün olmayan duygulara taşımaktadır.
Tüm kalbimle ve üstüne basa basa şunu söylemek istiyorum: Ne mutlu bize ki, Türk’üz.
Türklüğümüz, hayatımızdaki en büyük gurur kaynağımızdır.

Bu çerçevede, bu ve bir sonraki makalelerde birkaç önemli noktaya ışık tutup,
değerlendirmelerde bulunmaya çalışacağım. Konu başlığı altında muhtemelen üç bölüm
hazırlamaya çalışacağım. Özellikle bugünlerde adı ‘Türk’, kalbi ‘küt’ olan kalemlerin büyük
çoğunluğu Türk dünyasına ve Türkün şanlı ordusuna karşı adeta paralı asker gibi görevler
üstlenmişken, ‘antitez’ ve savunma kısmında eline kalem alanlar yok denilecek kadar az
olmaktadır.
Bizler ölmedik en azından. Sizler de ölmeyin, ölü taklidi de yapmayın. Düşünün, sorgulayın,
yazın, hatta haykırın ve savunmaya geçin.
Tanrı Türk’ü korusun.

| TÜRKLERİN FİİLİ VE PSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜĞÜ
Türk dünyası, tarihi boyunca birçok düşman fikirlere ve unsurlara karşı mücadele etmiş, adeta
kan hafızasına kodlanmış olan sarsılmaz vatan ve devlet bağlılığı, üstün zekası ve atalarından
miras kalan yüksek savaş kabiliyetleri sayesinde Türklerin kurşun geçirmez yeleği haline
gelmiştir. Türk tarihinde yer alan sayısız başarılar, hatta imkansız denilen durumlarda bile
tescillenmiş olan üstünlükleri, dehası, Türklerde bir psikolojik üstünlüğe ve düşmanlarında da
adeta bir çaresizliğe yol açmıştır.
Ne yapsalar, neyi deneseler, bir türlü bükemedikleri bilektir Türk. En zayıf göründüğü
zamanlarda, eskisinden daha güçlü bir şekilde tekrar ortaya çıkandır Türk. Sönmüş bir ateş
olarak adlandırılırken, yok edici bir patlama ile dünyanın tekrar karşısına çıkan bir volkandır
Türk. Nesli tükendi denildiği anda balaları ile Tanrı dağlarından inen ve yer yüzünün hakimi
olmak üzere geri dönen bozkurtlar ordusudur Türk.
Önsözde bahsetmiş olduğum harplerde bozguna uğrayan ‘güçler’, yıllardır Türkün bu
üstünlüğünü yok etmenin yollarını aramıştır ve savaş meydanlarında top ve tüfekle
yenemedikleri Türkleri çeşitli araçlar kullanarak dize getirmeye çalışmıştır. Üstelik bu
gayretleri hala devam etmektedir.


Düşüncelerimiz, değerlerimiz, hislerimiz, geleneklerimiz ve kutsallarımız üzerinden
yanıltmalar kullanarak, Türkün psikolojik üstünlüğünün kırılmasını amaçlayan bir savaş türü
ile karşı karşıya kaldık ve kalmaya da devam ediyoruz.
Bunu görmemek, anlamamak, bunu yok saymak ahmaklıktır. Üstelik buna alet olanlar da Türk
dünyasının en zayıf halkalarıdır.
..
Devlet kurumlarına, daha doğrusu doğrudan devletin şah damarlarına sızmaya çalışan, sızan ve
hala içerde yer alan (sözde) dini cemaatlerin ve örgütlerin, etnikçi (bölücü) grupların, beyaz
yakalı, neo-liberal kartvizitli emperyalizm uzantılı ‘uzmanların’, siyasetçilerin, danışmanların,
bürokratların, medya mensupların ve tüm diğer unsurların oluşturduğu baskı ve tahribat gücü
en maksimum seviyeye ulaşmıştır. Öyle ki, en kutsal saydığımız ordumuza, Türk Silahlı
Kuvvetlerine akıl almaz kumpaslar kurulmuş ve maalesef uyuşmuş, uyuşturulmuş Türk
milletinin neredeyse hiçbir direnci ve refleksi ile karşılaşmamıştır.
Türk milleti binlerce yıllık ordusuna sahip çıkmamıştır ve maalesef her türlü algı oyunlarına
yenik düşmüştür. Bunun altını çizelim ve bir mıh gibi aklımıza ve tarih sayfalarımıza bir kara
leke, affedilmesi mümkün olmayan bir utanç olarak kazıyalım.

| TÜRK DEVLETİNİN EBEDİ VARLIĞI
Peki Türk Ordusu sahipsiz miydi ve sonuç itibariyle emperyalizme karşı yenilgiye mi uğradı?
Elbette hayır. Ama isterseniz söylemler ve gerçekler arasında bir karşılaştırma yapalım ve
akabinde bugün devam eden yoğun saldırılara bir göz atalım.
Büyük Orta Doğu Projesi adı altında bize dayatılan ‘yeni dünya düzeni’ içerisinde yer almamızı
olumlu bir şeymiş gibi gösteren, pazarlayan ve bunun hayata geçmesi için kullanılan yukarda
bahsi geçen tüm aktörler ve unsurlar ile Türkiye’nin ve Orta Doğu’nun uzun vadede
parçalanması, yeniden şekillendirilmesi söz konusuydu. Irak, Suriye, İran ve sonunda
Türkiye’nin düşeceğini umut ediyorlardı. Coğrafi planlama çerçevesinde en kritik nokta,
sınırlarımızda bir “Kürdistan“ inşa edilmesiydi. Bunun için özellikle her türlü siyasi ve medya
gücü kullanılmış, dünya kamuoyu ikna edilmeye çalışılmıştı. Gözleri o kadar dönmüştü ki,
yalanlar üzerine kurulan savaşlar, hatta fanatik dini gruplar örgütleyip ve bu müdahaleler
sonrasında Orta Doğunun etnik yapısı değiştirilmişti [bkz. örnek olarak Kerkük]. Dünya
kamuoyunun ikna edilmesi için suni bir kahramanlık yaratılmış ve etnik bölücü gruplar
kullanılmıştı. Hedef belliydi. Irak’ın kuzeyinden başlayarak Suriye üzerinden Akdeniz’e
uzanan bir koridor gerekliydi. Türk toprakları önce kuşatılıp, akabinde işgal edilecekti. Bunun
için Irak’ı parçalayan ABD, Irak anayasasına da müdahil olmuş ve bir hukuki alt yapı
hazırlamaya çalışmıştır. İşi şansa bırakamazdı. Bu yüzden Kürtlerin özerkliği muhakkak
sağlanmalı, dünya kamuoyu ikna edilmeliydi.
Konuyu daha fazla uzatmadan bugüne dönelim. Neler amaçlanmıştı, neleri başardılar?
 Irak’ta Kürtlerin özerklik referandum çabaları başarıya ulaştı mı?
 Suriye’de Akdeniz’e kadar uzanan bir ‘Kürdistan’ inşa edildi mi?
 Türkiye’de insanlara dayatılan, hatta pazarlanan ‘Barış süreci’ ve PKK’ya karşı
eylemsizlik kararları devam ettirildi mi?
 Kıbrıs teslim edildi mi, askerlerimiz Kıbrıs’ı terk etti mi?


 Emperyalizmin ve yerli iş birlikçilerin arzu ettiği ‘Türkiyeli’ tanımlamaları, hatta uzun
vadede anayasamızın ilk üç maddesinin değiştirilmesine yol açacak adımlar atıldı mı,
buna yönelik planlar gerçekleşti mi?
Sorulara tamamen objektif yaklaştığımızda hepsine rahatlıkla ‘Hayır’ diyerek cevap verebiliriz,
değil mi?
Mesela Irak’ta [hukuka, daha doğrusu Irak anayasasına aykırı olarak] referandum gerçekleşti
ama özerkliği fiilen hayata geçiremeden müdahale geldi. Emperyalizmin bu yöndeki hayalleri
suya düştü. Akdeniz’e uzanacak olan bir ‘Kürdistan’ haritası vardı, o haritayı Türk Ordusu
Suriye’deki müdahaleleri çerçevesinde yırtıp çöpe attı. Bir zamanlar ‘Türkiyeli’ diyenlerin,
Türklüğü ret edenlerin birden bire Türklüğe sarıldığını görüyoruz. Hayatları boyunca Türk
Ordusuna düşmanlık besleyen kişilerin birden bire ‘Orducu’ olma çabalarına şahit oluyoruz.
ABD askerlerine duacı olanların birden bire anti-emerpyalist söylemlere giriştiğini görüyoruz.
Bunlar birer tesadüf olabilir mi?
Yargı tamamen elden gitti dediğimiz dönemlerde Danıştay’ın “Burası Atatürk’ün kurduğu
Türkiye Cumhuriyeti’dir. Eğitim ve Öğretim Atatürk İlke ve İnkılapları doğrultusunda
yapılır” kararlarını okuyabiliyoruz. ‘Milli Eğitimi’ tamamen ‘İmam Hatip’ üzerine kuran ve
eğitim sistemini neredeyse çökerten kafa yapısı, birden bire kendi çizgilerine ters bir Milli
Eğitim Bakanı atadığına ve bu Bakanın hem ‘Milli Bayramları’ hem de Atatürkçülüğü okullara
geri getirdiğine şahit oluyoruz. Atanan yeni ÖSYM Başkanı olarak koyu bir Atatürkçü, hatta
Türkçü bir isim ile karşılaşabiliyoruz. Bunların hepsi birer tesadüf olabilir mi?
On sene öncesini düşünün.
Size o zaman önümüzdeki on veya onbeş yıl içerisinde yukarda yer alan maddeler gerçekleşir
mi diye sormuş olsaydım, ne cevap verirdiniz?
Peki ne değişti? Neler oldu? ‘Finiş’ çizgisine metreler kala emin adımlarla galibiyete koşan
emperyal güçlerini kimler, neden ve nasıl durdurdu?
Bu planları bozan aktör, Suriye’de ve Irak’ta tarihi müdahalelerde bulunan Türk ordusu ve
onunla birlikte hiç ölmeyen ama ölü taklidi yapma konusunda son derece başarılı olan Türk
devlet aklı ve dinamikleridir.. ki onlar her partiden, her siyasetçiden, her örgütten ve tarikattan,
katbekat üstündür, ölümsüzdür.
| ALGI OYUNLARI
Bunun farkına varırsanız, olaylara daha farklı bir bakış açısı kazanmış olursunuz. En azından
yerde sürünen düşmanın ayağa kalkması için yetişen yerli işbirlikçileri görebilirsiniz.
Hatırlayın, Suriye operasyonu öncesi ordumuz için ‘bitti’, ‘gücü kalmadı’, ‘pilotları yok’ ve
benzeri saçmalıkları yayanlar var mıydı? Ordumuzun manevra gücü kalmamıştır diyenler var
mıydı? Peki ordumuz ne yaptı? Batıdan ve yerli işbirlikçilerden gelen tüm uyarılara, hatta
tehditlere rağmen Suriye’ye girdi ve Büyük Orta Doğu Projesinin sırtına, daha doğrusu inşa
edilmesi planlanan sözde Kürt koridorun kalbine Türk hançerini sapladı.
Yine tüm uyarılara ve yerli işbirlikçilerin provokasyonlarına rağmen Türk devleti bu
operasyonları Irak’ın kuzeyine taşıdı. Manevra gücü bitti diye iddia edilen Türk askerleri,
sınırın çok ötesinde geniş alanda operasyonlar gerçekleştiriyordu.
Çok ciddi bir dönüm noktasındayız. Önümüzde ciddi sorunlar ve tehditler var. Bu durumda en
önemli gücün birlik ve beraberliğin sağlanması, devletin ve ordunun Türk milleti tarafından


korunması ve her türlü saldırılara karşı müdafaa edilmesi olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti,
Türk dünyasının omurgasıdır. Mevcut durumumuz sadece Türk topraklarında yaşayanları değil,
dünyanın neresinde olursa olsun, damarlarında Türk kanı akan her bireyi alakadar etmekte ve
aynı zamanda önemli bir sorumluluk yüklemektedir.
Tüm olan bitenler karşısında kafasında soru işaretleri olan, kuşkulu ve mesafeli yaklaşan birçok
insanımız olacaktır. Bu gayet doğal bir tutumdur. Özellikle ‘işin içinde’ bugünlere gelmemizin,
cemaatlerin ve kürtçülüğün ‘yükselmesinin’ baş sorumlularından biri olan iktidarın olmasından
dolayıdır.
Ama gözle görünen değişimleri, ordumuzun mücadelelerini ‘yok’ saymak mümkün mü? Sırf
Türk devletine açık açık düşmanlık edenlerin yazdıklarını takip edip, ne olup bittiğini az çok
tahmin edebilirsiniz. Farklı tarikat ve cemaatlerin, PKK’lıların, Batı emperyalizmin yerli
görünümlü temsilcilerinin “Ergenekoncular iş başında“ tarzındaki yorumları göze
çarpmaktadır.
Bu durumda devletimize ve özellikle ordumuza karşı saldırıların arttığını ve her gün birçok
farklı yalan haberler üretilip, Türk milletinin kendi devletine ve ordusuna karşı kin ve
düşmanlık beslemeleri için algılarıyla oynandığına şahit oluyoruz. Oysa ortaya atılan iddialar
ve söylemler o kadar ucuz ve basit ki, bu kadar çok sayıda insanın balık gibi algı oltasına
takılmaları akıl almayan bir durum teşkil etmektedir.
Bakın, Türkiye Cumhuriyetinde yer alan tüm kurumlar ve kişiler saygı ve seviye çerçevesinde
elbette eleştirilir, eleştirilmelidir de. Birçok hata ve yanlış var. Kabul. Ama eleştiri ile düşmanca
algı yaratma arasında ‘ince’ değil, çok kalın bir çizgi var. Türk askerine, Türkün ordusuna
saldırmak, yerden yere vurmak, asılsız iddialarla karşı karşıya bırakmak, asla ve asla aklı
başında bir bireyin yapacağı bir eylem değildir.
Ne demişti Ulu Önderimiz?
Askere düşmanlık, düşmana askerliktir.
..
Peki siz hangi siperde yer alıyorsunuz?


Almanya’da vergi, şirket ve ekonomi hukuku alanında uzmanlaşan ve serbest
avukat olarak çalışan Ulay Özer, aynı zamanda farklı özel ve devlet
Üniversitelerinde öğretim görevleri üstlenmekte ve Lihtenştayn’da bulunan özel
bir Üniversitede siyasilerin hukuki sorumlulukları ve sorumluluklarının
anayasal altyapısı hakkında doktora tezi hazırlamaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.114


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 21 Eylül 2018, 16:08:35 »

Ders alınacak bir makale, sağ ol andam.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Böriler
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 21 Eylül 2018, 18:19:37 »

Ders alınacak bir makale, sağil andam.
Ağabey, yaptığın yazım yanlışını düzeltmeni rica ediyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.