Mete HAN 21. Yüzyıl (Öykü)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ağustos 2020, 19:38:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mete HAN 21. Yüzyıl (Öykü)  (Okunma Sayısı 5002 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Darıtay
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 792


Demir gibi sert, Atsız gibi mert!


« : 02 Ağustos 2012, 04:14:24 »

1. BÖLÜM

        On yedi yaşında atasını, bir yıl sonra da anasını bengi yolculuğa uğurlayan on sekiz yaşındaki deli kanlı bozkurt Mete Han, küçük kardeşi Alper ile birlikte yalnız kalmış idi. Kimseleri kalmadığından devlet Alper'i de yetiştirme yurduna almış, Mete Han'ı acunda bir başına koymuştur. Bu öykü; On sekiz yaşında yalnız kalan, hayata var gücü ile tutunan Türk çocuğunu ve onun vatan sevgisini anlatmaktadır.

        Atasından kalan iki göz evde yaşamını sürdürmeğe çalışan Mete, çırak olarak çalıştığı bakkal'a yetişmek üzere evden koşar adım çıkıyordu. Ayağında hastalığı bulunan genç biraz koştukdan sonra duraksadı, iş yerine varmıştı. Bakkal'ın sahibi Arslan adında güleryüzlü bir kişi idi. Mahallenin çocukları bu adama Arslan amca der idi. Bu kişinin Osman adında bir oğlu ve bir de Mete ile yaşıt kız'ı vardı. Osman güneydoğu da çıkan çatışmada gazi olmuş, mayın taraması yapılan sırada öncüsü olan er mayına basmış oracıkta can vermişti. Çıkan ses ve toprakdan seken taşlar Osman'ın yüzünü kesmiş, kulaklarına da hasar vermişti. Arslan amca'nın kız çocuğu Asena adında dünyalar güzeli, uzakdan kaya, yakından pamuk bir kızı var idi.

        Mete, bakkalı süpürdükden sonra gözü dışarıda bulunan gazetelere ilişti. Bir gazetenin üzerinde ilk sayfası boydan boya şehit haberi yayınlanmış, diğer gazetelerin tümünde manken resimleri, sosyetelerin eğlenceleri, zenginlerin araba resimleri basılmıştı. Mete bu duruma çok içerlenerek;

- Arslan amca, görüyormusun hainleri? İki askerimizi vurmuşlar!

- Devletin başındakilerin suçu! Asker'i yıprata yıprata bu duruma koydular. Orduyu yığacaksın oraya... İki ay sonra eşkiya kalmaz memlekette!

- Asıl eşkiya gazeteler, televizyonlar amca! Bak öbür gazeteler de manken resimleri var.


Bu atışma devam ede dursun, bakkal'ın telefonu ötmeye başladı. Arayan arka sokakda oturan emekli yüzbaşı Tuğrul beğ idi. Yalnız yaşayan bu beğ İki ekmek ile gazete istemiş, Mete ile yollamasını dilemiş idi. Mete, gazete ile ekmeği sarıp yüzbaşının yanına varacağı için heyecan ile sokağa atladığında gördükleri onu çok kızdırmıştı.  İki vatan haini görmüş, bu şehir eşkiyaları duvarlara yazı yazıyorlar yoldan geçenlere laf atıyorlardı. Yüzlerinde insana benzer hiç bir görüntü yoktu.


Hemen bakkala geri dönen Mete, ustasının masanın üzerinde bıraktığı, peynir kesmek için kullandığı bıçağı eline aldığı gibi şerefsizlerin üzerine atladı. Birisini bacağından yaralayarak ötekine yöneldi. Tam bu sırada bir de ne görsün... Az önce millete laf atan eşkiyalar yok da sanki karşısında kendini sahibine acındırmaya çalışan, vereceği iki gram ciğere muhtaç olan kediler vardı. Onda olan asillik, kanının saflığı ve atalarından gelen özelliği ile onları bağışladı Mete. Eşkiyalar arkasına bakmadan kaçar iken, Mete yerden avuçladığı toprak ile yazıları silmeye çalışıyor, diğer yandan yüzbaşının siparişini geciktirdiği için bunalıyordu.


       Duvarı toprak ile bürüyerek yazıları silen Mete, yüzbaşının oturduğu sokağa girdi. Yüzbaşının evine vardığında kapıyı açan yüzbaşı Mete'yi görünce yüzünde gülümseme belirerek;

- Nasılsın Mete? Karnın aç mı?

- Tok komutanım! Başka bir dileğiniz var mı? Ustam beni bekler de...

- Yok Mete, uğurlar olsun küçüğüm.

       Mete, içinden az önce yaraladığı hainleri yüzbaşıya anlatmak istiyor, zaten yaşlı olan yüzbaşıyı bu eşkiyalara karşı dikkat etmesini söylemek istiyordu. Ama bunu yapamadı. Çünkü, ülkesinde öyle bir yasa vardı ki... Vatan düşmanlarını öldürmeyi bırak, onlara kötü söz söylemek bile suç sayılıyordu. Mete, dilden dile yayılır ve yetimhanede olan karındaşına kavuşamacağını düşündüğü için yüzbaşıya anlatmamak da haklı idi.  

      Dönüş yolunda güneşin tepeye yükselmiş olduğunu görünce zamanın öğle olduğunu anlayan genç bozkurt hızlı adımlar ile dükkana gitmeye çalışıyor, az önce döğüştüğü için yorunan Mete, yorulduğunu ve ayağının ağrıdığını yeni yeni anlıyor idi. Dükkana vardığında solul soluğa kaldığını gören ustası bu kadar geç kaldığından şüphelenmiş olacak ki ard arda sorular yöneltiyor, yanıtlar arıyordu. Mete ise düştüğünü, dizinin kanadığını o yüzden üstünün kirlendiğini söylüyordu. Halbuki o kir, eşkiyaların soysuz kanı idi!

      Arslan amca istediği cevabı alamamıştı. Ağızını aramak ve bu çocuğa sıkıntısı varsa yardımcı olmak için Mete'ye dönerek;

- Yemek çağı geldi Mete. Evinde yemeğin var mı?

- Hayır amca, iki yumurta alıp kırıcam.

- Hadi gel bize gidelim. Güzelce karnımızı doyuralım.

       Mete, yanık olduğu Asena'yı göreceği için mutlu olmuş, ayağında ki ağrısını unutmuştu. Arslan amca ile dükkan'ı kapatıp yola koyuldular. Kaldırımdan giderler iken konuşmalar devam ediyor, Arslan amca sürekli Mete'nin ağzını arıyordu ki, az önceki soysuz eşkiyalar bu sefer araba ile gelmişlerdi. Kaldırımda yürümekte olan Arslan amca ile Mete'nin doğrudan üzerlerine sürüp ikisine birden çarparak kaçtılar...




Darıtay
Ejder yılı, sekizinci ay, ikinci gün, tan ağardığında!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Tarihin olağanüstü ve şahane işi,
Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi..."

Hüseyin Nihâl Atsız
Borçugin
IRKÇI TÜRK
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 48


ATA TEGİM KÖK TÜRİK


« Yanıtla #1 : 02 Ağustos 2012, 04:58:25 »

Eline koluna sağlık.Yine döktürmüşsün andam.Kitap nezaman çıkıyor tarih belirlimi Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tarhun Hatun
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 675


Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRKLÜĞÜMÜ!


Site
« Yanıtla #2 : 02 Ağustos 2012, 07:51:15 »

Aaa nasıl bir son o öyle! Andam işi biliyorsunuz bakalım şimdi ne olacak diye heyecanlandırıyorsunuz bizleri.
: )
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Darıtay
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 792


Demir gibi sert, Atsız gibi mert!


« Yanıtla #3 : 02 Ağustos 2012, 22:35:52 »

  
2. BÖLÜM


     Dört gün sonunda Mete gözlerini açtığında kendini hastahane odasında bulmuştu. Bunalık yüreği, bulanık gözleri ile odayı süzüyorken yanı başında bekleyen Asenaya ilişti gözü. Öte yanında da gazi Osman oturuyordu. Mete konuşmağa çalıştıysada başaramadı. Ağrıları var idi, hem busefer yalnız ayağında değil tüm bedeni ağrıyordu. Asena camın önünde dikilmiş dışarıyı gözlerken camın yansıması güzel yüzünü gösteriyor, gözlerinden aşağı süzülen yaşlar bile görünüyordu. Osman başını eğmiş sanki uyuyor gibi idi. Bir süre böyle geçip, Osmanın başını kaldırması ile Mete'nin uyandığını anlaması bir oldu. Sevinçle Mete diye seslendi. Gözü yaşlı kız ardına dönüp Mete'nin boynuna sarılmak istediysede canı yanar düşüncesi ile bunu yapamadı.


    Hemşire gelip Mete'nin serumuna ağrı kesici ekledikten sonra Mete kendine gelmiş, konuşmaya başlamıştı.

- Arslan amca nasıl?


     Sorusuna yanıt alamayan Mete, Osman ağabeyinin boynunu bir kez daha eğdiğini, Kır güzelinin de yeniden ağlamağa başladığını görünce durumu anlamıştı. Suçu kendisinde arıyor, keşke Arslan amcanın evine gitmeyi kabul etmeseydim diye dövünüyordu. Olan biteni diğerlerine anlattıktan sonra uykuya daldı. Gazi yumruğunu sıkmış, kır güzeli iste yay kaşlarını çatmıştı.

    
     Artık bu üç genç aynı kaderi paylaşıyordu. İki günün sonunda tas tamam iyileşen Mete taburcu oldu. O'nu bu hale koyan, ustasının ölümüne yola açan soysuzları önceki gün polis ifadesini alırken söylemiş idi. Ama polis ne yapacaktı ki? İki ay yatıp çıkacak, sonra yine maymunluklarına devam edeceklerdi. Türk töresi gereğince öç alınması gerekiyordu! Asena'nın evde olmadığı bir günde Osman'ın yanına giden Mete öç alalım diyecek idi. Eve vardığında Osman kapıyı açıp içeri buyur ettiğinde, Mete masanın üzerinde duran kitabı görünce sormadan duramadı.

- Bu ne? Atan ölmüş sen kitap mı okuyorsun!

- Bu kitap her kitaba benzemez. İçi, dışı, özü, sözü birdir.

- Ne kitabı o? Ne yararı var? Boş oturmak bize yakışmaz. Öç almak gerek!

- Bozkurtların ölümü adında bir kitap ve çok işe yarar.

- Kim yazmış onu? Kurtlardan bize ne bizim daha önemli işlerimiz var. Varmısın yokmusun onu söyle!

- Buradaki kurtlar, Türkleri anlatıyor. Bağımsızlık için, vatanı için canlarından vazgeçen Türklere Bozkurt denilir. Atalarımızın sembolü olmuşlardır. Onların evcilleştirilemeyen tek hayvan olduğunu biliyormusun? Onlar kendi başlarından başkasına boyun eğmezler. Aynı Türklerin gibi. Bu şekilde Türk milleti sürekli bağımsız yaşamıştır. Türklerin doğuştan vatan sevgisi vardır!


    Vatan denilince Mete'nin içinde fırtınalar kopar, tan yeli eserdi. Adının anlamının da Türklerin ilk başbuğu olduğunu atası on üç yaşına geldiğinde anlatmıştı. Ama kitap okuyacak zamanları yoktu. Düşüncelerinde kitabı okumak istediğini biliyor halde sordu;

- Kim yazmış bu kitabı?

- NİHAL ATSIZ!

- Senin eline nereden geçti?

- Babam, ben askere gitmeden bir kaç ay önce doğum günümde armağan etti. O günlerde bir, iki sayfasını okumuştum. Askerden geldiğimden beridir okuyorum.


     Mete, bu ad'ı aklına yazmıştı. Araştıracak bu kitabı okuyacaktı. Ama zamanları yoktu. Polisler o iki soysuzu yakalarsa içeride iki ay paşa hayatı sürecekler, çıktıktan sonra da hainliklerine devam edeceklerdi.

- Bırak şimdi kitabı. Bulalım şu hainleri!

- Onlar çoktan yakalandı Mete.


      Mete bu duruma çok kızmıştı. Kitabı Osman'dan alarak evine gitti. Ve okumaya başladı. Günler, haftalar, aylar geçip gittikden sonra Mete, haritalarda ırkının yaşadığı yerlere bakmış, milletine fenalık edenleri okumuş ve milli kini ateşden damgalar ile kalbine yazmış idi...





Darıtay
Ejder yılı, sekizinci ay, ikinci gün, ay gökde iken!



Eline koluna sağlık.Yine döktürmüşsün andam.Kitap nezaman çıkıyor tarih belirlimi Gülümseme

Aaa nasıl bir son o öyle! Andam işi biliyorsunuz bakalım şimdi ne olacak diye heyecanlandırıyorsunuz bizleri.
: )


Sağ olun kandaşlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Tarihin olağanüstü ve şahane işi,
Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi..."

Hüseyin Nihâl Atsız
Batu Han
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 18



« Yanıtla #4 : 03 Ağustos 2012, 01:05:10 »

3. bölümü merakla bekliyorum kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

İyi ki Türküm
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 74


Gökte Tanrı Yerde Biz Biz Korkusuz Türkleriz!


« Yanıtla #5 : 03 Ağustos 2012, 01:23:09 »

Gerçekden çok güzel yazmışsın.Eline koluna sağlık. Gülümseme Gerçekden 3. bölümü merakla bekliyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ey TÜRK Evladı !
Ecdadını Bil Irkını Tanı Dünyalara Bedeldir Bir Damla TÜRK Kanı .!!
Darıtay
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 792


Demir gibi sert, Atsız gibi mert!


« Yanıtla #6 : 03 Ağustos 2012, 19:06:18 »

        
3. BÖLÜM




         Gün battıkça, ay doğdukça, aylar geçmişe karışınca Mete Atsız ata'nın romanlarını, yazılarını, şiirlerini Osman ve Asena ile birlikte okumuştur. Artık herşeyi öğrenmiştir. Bu vatansızların emellerini boşa çıkartmak, Türkleri bir çatı altında toplamak, ve bunun içinde herşeyi ile savaşması gerektiğini öğrenmiş, bunun içinse bu üç yiğit çalışmalarına başlamıştır. İlk olarak Arslan babanın öcünü alacaklar, sonrasında ardı kesilmeyen bir savaşın içine gireceklerdir.

        
         Yaşları on yedi olduğu için içeride geçirdikleri bir yılın ardından salınan iki vatan haini, katil, eşkiya çocukların haberini alan Osman, asker arkadaşlarının bir kaçını ikna edebilmiş, küçük bir topluluk oluşturmuştur. Asena da kendi gibi asenalar bulmuş, bunlara Türkçü düşünceyi aşılamıştır. Mete ise aklında olağanca kin ile düşünebildiği tek şey o hainleri bulup cezalarını vermektir.

         Aramalar sonucunda bir yere varamayan Mete, sonunda bir ip ucu bulduğuna inanarak ara sokakların birinde gördüğü on, on beş kişilik topluluğa doğru ilerlemeğe başladı. Yanlarına vardığında ise hapishaneden yeni çıkan soysuzları arkadaşı gibi tanıtarak görüp görmediklerini sorduysa da bir yanıt alamadı. Umutsuzlukla geri dönen Mete, ardından uzun saçlı birinin geldiğini anlamışsa da şüphelendirmemek adına geri dönüp bakamıyordu. Ara sokakların birinden çıkıp diğerine giriyor, kesin kanıya varmak istiyordu. Sonunda anlamıştı takip ediliyordu. Bir evin girişine pustu beklemeye başladı. Peşindeki onu fark etmeden evin önünden geçtiğinde onu yakalayıp içeri çekti. Bu kişi bir kızdı. Mete yakışıklı olduğu için bu kızın ilgisini çekmişti. Doğrusu, o kızın ırkında herkes maymuna benzediği için kız, Mete'nin soyunun karışık olduğunu düşünüp ardına düşmüştü.

- Kimsin? Neden takip ediyorsun!

- Sorduğun kişileri tanıyorum. Sana nerede olduklarını söyleyebilirim ama ne için aradığını söylemen gerekiyor.

        Mete, bu kızın şivesinden ve yüzünden Türk olmadığını anladığından, bozuntuya vermeyerek;

- Güzel bir söz buldum, sabaha karşı onu yazmalarını söyleyecektim.

        Mete, kızdan herşeyi öğrendikten sonra yine görüşeceğiz deyip kızın gönlünü yalandan hoş eyleyip Osman'ı aramış ve yolu söylemişti. Kendiside gecenin karanlığına karışıp hainlerin olduğu bölgeye doğru ilerliyordu. Mete'nin gönlünü hoş edecek olan ise yalnızca ÖÇ duygusu idi.

        Ay gökyüzünde ki ödevini tamamlamış yavaş yavaş batıyor iken Osman yanında üç kişi ile gelmiş. Mete ile birlikte dört yiğit olmuşlardı. Kısa bir tanış olmanın ardından içeride kalabalık topluluğun olduğunu öğrenmişler, vedalaşmışlar ve birlikte ant içerek saldırmışlardı.


''Gök girsin, kızıl çıksın! Türk, öç almayı asla unutmasın!''


        
        İçeride olanlar Kürşad ihtilalinden farksızdı. Belki yirmi, belki de otuz vatan haini içeride toplanmış, dört yiğidin üzerine yığılmışlardı. İlk başlarda ne olduğunu anlayamayan soysuzlardan yedi tanesinin canı kızıl tamuya yollanmış, diğer kalanlar üzerlerinden şaşkınlığı atlattıkdan sonra dört yiğidin üzerine çullanmışlardı. Aralarından kurtulan Mete, andalarına vuranlara saldırıyor, hepsini birer birer deviriyordu. O gece yapılan ihtilal güzel sonuçlanmış, hepsi ufak tefek yaralanmış olmalarına rağmen gülümsüyorlar, birbirlerine sarıyorlardı. Arslan baba'nın öcü alınmıştı. Yirmi altı cansız, soysuz yerde yatıyordu.


        O gece Osmanın evinde toplanmışlar ve gün ağarıncayadek kımız içip eğlenmişlerdi. Ağızlarından düşmeyen söz ise ''TANRI TÜRK'Ü KORUSUN'' idi.

 
GökTürk


Darıtay
Ejder yılı, sekizinci ay, üçüncü gün, gökde şimşek çakarken!




 
3. bölümü merakla bekliyorum kandaşım.

Gerçekden çok güzel yazmışsın.Eline koluna sağlık. Gülümseme Gerçekden 3. bölümü merakla bekliyorum.

Sağ olun kandaşlar. Üçüncü bölümünüz hazır.

      
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Tarihin olağanüstü ve şahane işi,
Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi..."

Hüseyin Nihâl Atsız
Darıtay
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 792


Demir gibi sert, Atsız gibi mert!


« Yanıtla #7 : 07 Ağustos 2012, 03:00:09 »

        
4. BÖLÜM




           Ertesi gün olduğunda, Osman'ın evinde toplanan Türkçülerin sayısı otuz olmuştu. Otuz yiğit o gün il'in betonlarından kurtulup, kırlara gitmişler. Türk andı ediyor ve bu yola canlarını vereceklerini söyleyerek hep beraber ''Gök girsin, kızıl çıksın'' diye çığırıyor, diğer yandan da kımızlarını yudumluyorlardı. Mete Han bu topluluğa başlık ediyor, Osman ve Asena ise kendi tanıdıklarının isteği ile başlarına geçerek Kurultay oluşturmuşlardı. Ki bu Türkçü topluluk olduğu için, Türk töresine uygun olarak işleyecekti herşey. Ülküleri ise Türk elinde, Türk olmayanların tehlikesini bertaraf ederek Türkçü devrim gerçekleştirmek idi. Artık işler Türk töresince yoluna koyulmalıydı!


          Hemen hemen her gün toplanıyorlar, birbirleri ile tanış oluyorlardı. Aralarından bazıları anda olmuş, kanlarını akıtmışlardı. Adları Türkçe olmayanlar, Arapça ve Farsça adlarını bırakarak Türkçe adlar almışlardı.
          
          Diğer yandan, eşkiyalar iyice azıtmıştı. Sokaklar pislik yuvasına dönmüş, her yanda şerefsizlik kol geziyordu.

          Buna bir çare arayan Kurultay, çözümün katliam olduğunu anlaması geç olmadı. Bu soysuzlara verilecek ceza; Tatlı canlarını tamu'ya yollamak olacaktı. Öyle ki her yanı yakıp, yıkan bu maymunlar, karşılarında birilerini gördüklerinde kaçacak delik arayacaklardı. O gece Osman'ın evinde toplanılacaktı.

         Yoklama'nın ardından herkesin bulunduğunu anlayan Osman, Mete Han'a dönerek; Buyur dedi.

- Kandaşlar, Tarihinde binlerce yiğit çıkarmış soylu ırk! Bunca çağ'da Türklüğümüzü öğrendik, atalarımızın bizim için yazdığı şan ile dolu geçmişi, bizde bizden sonrakiler için yazalım. Sokaklar it, çakal kaynıyor iken, Askerimiz dağda şehit düşer iken, BİZE OTURMAK YAKIŞMIYOR! Türkler, kanınızın yüceliğine inanarak size söylüyorum! Bozkurtlar! Bu maymundan türemiş soysuzların canlarını kızıl tamuya yollamaz isek GÖK GİRSİN, KIZIL ÇIKSIN!


          Hep birden ant içerek sokağa çıkan Bozkurtlardan sadece iki bozkurt yerlerinden ayrılmamış ve birbirlerine bakıyorlardı. Kısa bakışmanın ardından Asena'nın yanına yaklaşan Mete, kulağına birşeyler söyledikten sonra bozkurtların yanına vardı.

          Dışarısı ana, baba günü olmuştu. Dükkanların camlarını kırmışlar, evlere taş sopa atıyorlardı. Hemen köşede bulunan okulun bahçesinde bulunan Atatürk heykeline saldıran topluluğu görünce Mete Han yerinde duramadı ve ileri atıldı. Arkasından da gelen yedi bozkurt vardı. Bu atılış adeta onbinlerce kişilik düşman ordusunun arasına dalan bir avuç Türk gibi idi.

          Diğer yirmi iki bozkurt ise evleri taşlayan kalabalığa doğru uluyarak ilerlerken, kalabalığın bir çoğu kaçmış, kaçanların bazılarıda okulda ki sekiz Türk'ü görüp sayılarına güvenerek oraya koşmuşlardı. Ne acıklıdır ki tarih sanki yeni baştan yazılıyor, binlerce yıl önce Çinlilerde sayılarına güveniyordu. İki ayrı noktada döğüş başlamıştı. Türkler asil kanlarından aldıkları güçle vuruyor, vurdukları yerden kalkamıyordu. Çok sayıda yaralı ve ölü vardı. Sokaklar adeta savaş alanına dönmüştü.

          Osman bir yandan şerefsizlere vururken ardını Mete'ye yaslamış, arkadaşlarına sık sık seslenerek durumlarını anlamağa çalışıyordu.


- Oğuz ses ver!

- Sorun yok, beş soysuzu yıktım bile!

- Alp?

- Bana bir şey olmaz!

- Bahadır?

- Geberttikçe geliyor şerefsizler!

- Akın sağmısın?

- Sağ temiz! Soldan geliyor soysuzlar!

- Tarkan?

- ...

- Cengiz ses ver!

- Ölsem gıkım çıkmaz! Sen şu inleyen maymunlara bak!




...




 
GökTürk


Darıtay
Ejder yılı, sekizinci ay, yedinci gün, Tan ağarmadan önce!


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Tarihin olağanüstü ve şahane işi,
Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi..."

Hüseyin Nihâl Atsız
Esref1989
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 20


TENGRİ TÜRK'Ü KORUSUN.


« Yanıtla #8 : 12 Ağustos 2012, 05:30:17 »

Eline sağlık kandaş.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

GÜNEŞ'iN DOĞDUĞU YERDEN BATTIĞI YERE KADAR HER YERİ ZAPTEDEBİLİRİM(BAŞBUĞ ULDIZ HAN).TENGRİ TÜRK'Ü KORUSUN.
Darıtay
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 792


Demir gibi sert, Atsız gibi mert!


« Yanıtla #9 : 19 Ağustos 2012, 03:01:07 »

 
5. BÖLÜM

     O geceyi karakolda geçiren on altı yiğit, artık yanlarında olmayan arkadaşlarına üzülüyordu. Oysa bunu göze almışlar, Türklük için atalarının izinden gitmişlerdi.  Ne güzelmiş uğraşta ölmek ve göğe yükselmek... Adlarının sonsuza kadar yaşaması, belki destanlara, öykülere katılması Türkler için en tatlı kımızmış. On dört yiğit Tanrı dağına uçmuşken, yüzlerce maymun da tamuyu boylamış, öbür maymunlar ise kaçmıştı. Diğer yandan Türkçüleri üzen ise hükümetin bu duruma sessiz kalıp, basit bir kavga gibi göstermesi olmuştu. Acaba devletin başındakiler satılmışmıydı! Mete'nin düşündüğü de işte buydu.


     Sabah olup salı verildikten sonra Osman'ın evine geldiler. Yolda hiç kimse ağzını açmamış, birşey söylememişti. Fırtına öncesi sessizlik idi bu. Çünkü hepsinin içinde bir tohum daha ekilmiş, zaten var olan kinlerinin arasına arkadaşlarının öc'ü de eklenmişti. Odada ki sessizliği bozan bir soru oldu...


- Öcümüzü ne zaman alacağız?

     Osman başını kaldırıp, soruyu soran kişiyi aradı. Bu kişi uzun saçları, yay kaşları olan Ece idi. Osman yanıtladı;


- Hemen değil! Polisler tarafından mutlaka izleniyoruzdur. Hata yaparsak bu sefer içeriden hiç çıkamayız ve öcümüzü alamayız. Üstelik, soysuzlar da haber almışlardır salındığımızı. İt sürüsü gibi çoğalmışlardır. Dağılacağız. Bir süre ayrı kalacak, günlük yaşantımıza döneceğiz. Bu süre içinde de arkamızı kollayacağız.


     Osman sözlerini bitirmeden sözü kesilmişti. Sözünü kesip araya giren, karşı çıkan Mete idi.


- Yanlış! Bizim bu olayları insanlarımıza anlatmamız ve çoğalmamız gerekiyor. Dün bütün gece düşündüm vardığım sonuç; Devletin satılmış olduğu! Neden bizi yakaladılar sanıyorsunuz?


     Bu soruya cevap veren olmadı. Herkes, Mete'nin ağzından çıkacak sözleri merak ediyordu. Mete yanıt alamayınca yineleyerek;


- Neden bizi yakaladılar da soysuzlara dokunmadılar?!


     Mete'nin sesinin seviyesi yükselmiş, etraftakiler düşünmeye başlamıştı. Az zaman sonra boylu, poslu ve iri yapılı olan Sancar bu soruyu yanıtladı;


- Onlar ''Dövlet bize bahhhmirrrrr'' deyip, kendilerini acındırıyorlar. Bu yüzden devlet onlara karışamaz. Diledikleri gibi dağa, şehire inip çıkarlar. Yol keserler, haraç alırlar. Vermeyince de dükkanları yakarlar. Öldüklerinde ise devlet onlara yüksek miktarda tazminat öder gönüllerini almak için. Türk askerinin eli kolu bağlı! Yazık...


    Bu sözler ne yazık ki doğru idi. Ortalık yine sessizliğe büründü. Asena, Mete'nin gözlerinin içine bakıyor, bana birşey söylese diye bekliyordu. Dün, Mete'nin kulağına fısıldadığı sözler aklından çıkmıyordu. O sözler; Nihal ATSIZ'ın, ''Ruh adam'' adlı romanında geçen ''Mutlak seveceksin'' adlı şiir idi. Bu şiirde diğer şiirlerde olmayan gizli bir ruh vardı. Bu ruh, okuyan kişinin tüm benliği kapsıyordu. Asena da bu ruh ile dolmuş, belki de sevmişti...


    ...



 
GökTürk



Darıtay
Ejder yılı, sekizinci ay, on dokuzuncu gün, uzun bir aradan sonra!


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Tarihin olağanüstü ve şahane işi,
Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi..."

Hüseyin Nihâl Atsız
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.266 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.