Kültürel Emperyalizme Mağlubiyetimizin Esas Sorumluları
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ekim 2019, 20:52:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kültürel Emperyalizme Mağlubiyetimizin Esas Sorumluları  (Okunma Sayısı 2794 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Erlik Adana
Ziyaretçi
« : 28 Nisan 2011, 23:22:37 »

   Her ne kadar bugün –baş düşmanı olan popülarizmin işine yaradığı gibi- bin kafadan çıkan bin ayrı sesle herkes uçuk ve yanlı bir şekilde kendine bir tanım uydursa da, kültür; en yalın ve akli ifadesi ile bir toplumun duyuş, düşünüş ve davranış karakteristiğinin tamamı olarak tanımlanmalıdır. Bu şekilde yapılacak bir tanım doğru olmaktan çok daha ileri bir şekilde bu tanıma muhtaç nesneye faydal da olacaktır. Kültürün aydın çevrelerce böyle tanımlanması, onun Türkçüler dışında bir otoritece tekelleştirilmesine engel olacağı gibi, adının kendine haketiği özeni gösterebilcek belki tek yaplanma ola n Türkçülük ile birlikte anılmasını da sağlayacaktır. Bugün ideoloji düzeyinde Gökalp’in ‘’Hars ve Tezhip’’ini çoktan aşmış olsak da eylem ve dıştan-algı noktasında milli kültürü kanıksatabilmiş bile olamayışımız bunun acı gerekçesidir. Belki şimdi de, yalnızca düşünsel alanda kalacak olsa da, oluşturulması muhtemel düşünce sahalarında ve idealist Türkçü gençliğin gözünde bu tanıma duyulan acil ihtiyacın anlaşılmasını sağlayacak bir önlemcilik ödevi, kültürel emperyalizme mağlubiyetimizin esas sorumlularını değerlendirmek olacaktır.

   Hala devam etse de drdurulabilecek bu mağlubiyetimizin elbette millet ve milliyetten uzaklşamanı çeşitli anlamlarına tekabül eden popülarizme dayalı pek çok sebebi vardır. Ancak pek çoğunun dayanak noktasının gelip sıkıştığı milli kültür düşmanı üçgen şunlardan mürekkeptir:

1-   Cemiyet kültürcüsü kültürel cemiyetler
2-   Eksik ve disiplinsiz yani yanlış milli düşünce sistemleri
3-   Kültürümüz alışkanlıklar topluluğu halinde geldiği için bu alışkanlık mekaniğine ayak uyduramayan, çünkü başta kalıtım olmak üzere dil, yaşayış ve hayat felsefesi bakımından topluluktan farklı olduklarından kolayca mağlup edilebilen bireyler.

Bu noktada yeniden bir tanım ihtiyacı ile karşılaşmaktayız. Kültürel emperyalizme
bakışımız, ona karşı düşünüşümüz nasıl olmalıdır?

   Küresel psikolojik harbin e güncel yöntemi, yani büyük miletlere uygulanış yöntemi ile milliyetsizleştirmenin son politikası, adına kültürel emperyalizm denen evvele kuşakları kendi arasında, sonra kitleleri birbirleriyle ve nihayetinde bireyi bağlı olduğu kökler ile yabancılaştırmayı amaçlayan gayretidir. Çok çeşitli yöntem ve amaçlarla milliyetimize kasteden kültürel emperyalizmin -yazık ki- başarılı olmasının sebebi Türkçüler’in kendilerinden kanaklanan sebeplerle mücadeleden geri kalmaları ya da bırakılmalarıdır. Beynelmilel bir tehlike olan kültürel emperyalizmle mücadelede sözde ‘’Kültür Cemiyetleri’’nin yani dolayı olarak beynelmilelci aristokrasinin başarısızlığı tabiidir. Kültürel soycu bakışın yüksek Türkçü disiplininin herhangi bir ayrıntısı gibi olmadığını anlamak için zamanımızın kültürelliği savunma görevini üstlendiklerini iddia eden müpteezellerine iyi bakmak ve nasıl davrandıklarını çzümlemek gerekmektedir.

   Kültür ve kültürellik, ödevlerinin bu ikisi ve türevlerini müdafa olduğunu söylemekten öte icraatlerine hasret olduğumuz ışığını Paris’ten, Moskova’dan hatta Çin’den almak için vicdan ve kanından vazgeçmek zorunda kalmış bir takım aydın irisi zavallı kişilerin dediği yahut sandığı gibi ışık girmeyen dünyalarında kendilerini kandırdıkları entelektüel (!) masalların bir ifadesi değildir. Güncel ve yaşayan kültür bile, tıpkı Türkçülük’ün de felsefesinde bulunduğu gibi, kökünü halktan ve toplumun tavırlar gibi özel gerçekliklerinden almaktadır. Bu sebeple popüler dünyanın cemiyet çevresi kültürelliği savunamayacaktır. Çünkü,  bu çok çağdaşlıkçı, ilerici (!)  cemiyetler cemiyeti sorun ve sorumluları görememekte ve yapıkları çalışmaların neticeleri ego tatmininden öteye gidememektedir. Kadim Türk Kültürü ve onun bugüne yansıması demek olan genel Türk köylüsü karakteristiği büyük tehlike altındadır. Çünkü, siyasal ve sosyal gerçekler bize beynelmilelci düşüncelere aynı düşünce şekli ile verilen karşılığın elim bir hata demek olduğunu göstermektedir. Bunu yakın tarihimiz de pek çok kere kanıtlamıştır. Milliyetsiz ve mefkûresiz düşüncelere karşı milli düşünce kaleleri inşa etmek gerekmektedir. Mücadele sahaları milileştirilmeli, vizyon yine milli bir düşünce ile oluşturulmalıdır.

   Peki hangi milet fikri ile hangi milliyet ereği? Neden soycu Türk kültürcülüğü?

   Bir milliyet fikrinin akla uygun, yararlı ve inandırıcı olması için muhakkak soy temeline dayanması gerektiği incelenip rast gelebilen her konuda her Türkçü tarafından kanıtlanmış bir gerçekliktir. İçinde kozmopolitlik gibi beynelmilelciliği de barındıran milliyet fikirleri yanlış veya eksiktir. Sorunlara çözüm, yargılara bir dönüt oluşturmada muhakkak eksik kalacak ve başka bir düşünceye başvurmağa mecbur olacaktır.Ya bir dinden ya da kendi yarattığı yanlışlardan medet umacak bu da sentezlemelere sebebiyet veren bir zinciri oluşturacaktır.

   Bugün kesinlikle gördük ki milliyet fikirleri başka fikirlerle sentezlenemez. Nasıl ki millet tekse, kişinin milliyeti tek olursa, inanışlar tekse; milliyet de böyle tek ve yalındır. Sentezlenen bir fikir, taviz verilmiş iki fikir demektir. Taviz, bir başkasına neden oluşturacağından fikir alanına başka ve yabancı fikirlerin de girmesi kaçınılmaz olacaktır. Yalnız masum ve küçük bir noktadan verilir gibi görünen taviz, yarın esas düşüncenizin zikrine mani olacak kadar büyüyebilecektir. Milliyet fikirleri kişiyi hayata kendi nazarlarıyla bakmağa iten harikulade kudretlerdir. Esas amacını gizlemeye sebep olacak tavizlere bulanmış bir bakış, görülenleri karıştırmağa sebep olacaktır. Kültürel noktadaki soyculuk bu sebeplerden devreye girmelidir.

   Kültürel soycu bakışın -kendi içimizden hareketle- farkında olmadan uyduğumuz çok yüksek bir disiplini vardır ki bu, Türkçülük en saf haldeki Türk Milliyetçiliği fikri olduğundan gayet tabii bir sarıcılık halidir. Bir kez dahi olsun sentezlenmemiş, bir çok dini kıskandıracak bir özenle can pahasına esasları korunmuş, taviz denen şeyi lügatinden çıkarmış Türkçülük düşüncesinin kültürel yönü için uzmanlık düzeyinde uyguladığımız ödevlerimizin dışında inanılması güç bir kuvvetler çoğu kez alışkanlık olarak tanımladığımızı hizmetlerde bulunuyoruz. Esenlikler diliyor, Amerikan pantolonu giymiyor, yabancı dilerde bir müziği duymağa tahammül edemiyoruz. Bunu yapıyor, yaptırıyor; özendirip örnek oluyoruz. Eksik fikirleri –benimsemek şöyle dursun- beğenmiyor, inadına daha milli bir çerçeve oturtmağa çalışıyoruz. Çünkü, yabancı kaynaklı hiçbir fikre tenezzül etmeyecek bir öğretiden geldiğimizin bilincindeyiz.

   Kültürel soylu bakışın böyle bir tamamlayıcı öz olma niteliğinin de önündeki diğer önemli yönü yüksek disiplinidir. Nasıl ki Türkçülüğümüz, Türk olmayanı yapımıza müdahil etmez özel bir mahiyette ise, Kültürcülüğümüz de kültürce Türk gibi yaşamayanı içinde barındırmaya temayül göstermeyen özel bir teşekküldür. Bu bizim kurup sürdürdüğümüz bir düzen değil, aksine; düşüncelerimiz ve doğru uygulamalarımız neticesinde kurulmuş bir oto- kontrol mekanizmasıdır. Türk kültürüne uygun yaşamayanlar soycu kültür savunuculuğunu tıpkı soyca Türk olmayanların Türkçülüğü yadırgaması gibi yadırgamaktadırlar. Türkçülük dairesine girebilmiş veya en azından bir yolla tanışmış olanlar kendilerine binlerce yıllık bir felsefeden oluşan sağlam duvarlar örmektedirler. İşte, bahsettiğimiz ikinci sorumluya karşı alınacak tavrın yönü ve Türkçü bakışı haklılığı bireysel yönde bundan ibarettir.
   Devletlerin de bunun gibi kültürel emperyalizmle mücadele planları (teoride) bulunmaktadır. Kimi yerlerde bu planlar bütünü devlet politikası olarak uygulanır ki bu mili devletin belirgin bir özelliğidir. Küresel güç yarışında her devlete karşı uygulanan kültürel yıkım harbinde Japonya örneği dikkate değerdir. Ulusal dirilişini soycu hatta milli bir hareketle gerçekleştirmemiş olan Japonlar, asrın gereği ya da siyasetin bir yöntemi olduğu için değil, öz ve kültürlerini koruyabilmek için milli bir siyaset izlemişlerdir. Medya’dan siyasi parti propagandalarına, ilk eğitimden uluslararası ticarete değin her konuda telkinleri milliyet edinerek, kendilerine dünya arenasına çıkarken gerekli en mühim kalkanı almışlardır.
Bugün bulundukları yer ve toplumlarının özgünlüğü, Türk Tarihi yanında bir hiç kalacak tarihlerinden aldıkları değerler ve milli devlet anlayışları, Japonları bu beynelmilel deniz ve kültürellik tufanından korumakla kalmamış onlara sığınabilecekleri tanıdık limanlar da sunmuştur. Peki, tek başlarına bir medeniye daireleri bile olmayıp, kendilerini Uzak Doğu medeniyetinden ilan eden Japonlar karşısında Türkler ne yapmıştır?

   Kültürel emperyalizmin köklü ve sağlam medeniyetlere etki edemeyeceğini belirtmiştik. Ancak, kültürel öğenin bir müdafaa hattı oluşturabilmesinin koşulu da açıkça ortaya koyulabilmesi ve ortak algılardan gelen kişilerin tamamınca benimsenmesidir. Biz milli kimlik oluşum sürecine ve ulusal diriliş devresine Japolar’dan çok daha şanslı başlamıştık. Milli Kurtuluş Savaşı ve nihayetindeki Türkçü ihtilal sayesinde İlk Cumhuriyet Dönemi’nde kültürümüzü korumağa yönelik ilim erlerinden düşünce safları oluşturduk. Yarım bin yıldan fazla süren bir aradan sonra yeniden çağdaş bir Türklük Kültürü yarattık. Türk kılma işlevi ile Türkçülüğü düşünce akımlarına bile uyguladık. Bu mücadeleyi kendi elerimizle ve başkalarına fırsat vermeyecek bir çalışkanlıkla başardık. Etkinmelere ve öykünmelere mahal ermedik. Yazık ki, bu ilk evrenin yararlı fikirleri bütünleştirme ve kullanılabilirlik ilkesiyle uzlaştırma yolunu tercihi Başbuğ’un vefat ile birlikte dönemini de yanına alarak kapandı. Toplumun genel eğilimi ya İslami ya da kızıl beynelmilelciliğe doğru yöneldi. Türkçülük, konuyu dağıtmamak için değinmeyeceğim malum şekil ve sebeplerle fikir sahasındaki etkinliğini yitirmeye başladı.

   Kültürel soycu bakışın bu saymağa çalıştığım teorik ve düşünsel dayanakları dışında kendine yaraşır biçimde bir de yaşayan, halk arasına inildiğinde şahit olunan üçüncü boyutu da vardır. Kültürel emperyalizmden evvela kimlerin etkilendiğine ve toplumun geri kalanının nasıl bilinçli bir şekilde aynı yöne çekildiğine doğru bir bakış bu üçüncü sorumluyu fark etmemiz için yeterli olacaktır. Türk Kültürü, çok sağlam kökenlere ve inanç gibi bellenmiş bir halk gerçekliğine dayandığından medeniyetler içinde en zor bozunacak ve popülarizmin saldırılarına en çok direnecek düşünce ve tavır şekli olanıdır. Öyle olmasaydı tüm saldırılara rağmen şu anda yaşıyor ve yaşatılmağa çalışılıyor olamazdı. Japonlar özlerini korumak için her fedakârlığı yaparken, İran bile kültürellik davası güderken ve coğrafyamız yeni bir kargaşa ortamına çekilirken her gün bir bataryayı kaybettiğimiz bu savaşta Türkçüler umutsuzluğa en son hakkı olan kişilerdir.

   İlkel kabileler hiçbir zaman kültürel emperyalizm tehlikesi yaşamamışlardır. Çünkü kültürel olarak sahiplendikleri çok az estetik tavır ve birkaç değer olsa da, tamamı aynı alışkanlıklar düzeninden geldi için tüm toplum tek bir birey gibi davranmaktadır. Böyle olunca kültürün değeri de önemsizleşmekte, değerler yalnızca başka değerlerle çarpışmaktadır. Savaşı bir yön kazanırken, bir tek tümenin açık vermesi düşman kuvvetlerinin içeri girerek düzeni bozmasına sebep olacaktır. Tamamen yenilmede yeniden toparlanıp saldırma imkânı varken, bozulan düzen ve içeri sızan düşman kuvvetleri söz konusuyken böyle bir şans bulunmayacaktır. Burada yenilgiden sorumlu olanlar diğer askerlerle aynı alışkanlık ve terbiyyeden gelmeyip, kolayca bozunmaya neden olan yabancı askerlerdir.
   
İlkel kabile düzeninde yaşamıyor olsak da savaş kanunları savaşın her türlüsünde geçerlidir.



Tanrı Türk’ü Korusun!

Erlik Tanrıöğen
 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Temmuz 2011, 11:23:22 »

              Estetik Algıda Türkçülüğün Dışa Dönük Yansımalarının İlkeleri

        Türkçülük, her üstün milli ülkü gibi milletinin en zor çağlarından birinde açığa çıkmış bir fikir akımıdır. Önceleri yüksek rütbeli askerler ve Osmanlı’nın son çağının akademisyenleri arasında yayılmıştır. Sonraları ise gelişim aşamalarının pek çoğunu edebiyat uzmanları ile sürdüğü için ve yine zor şartlarda gelişim gösterdiği için disiplinel şartları bu ellerde oluşamamıştır. Örneğin, Eylemsel Türkçüler’den Başbuğ Atatürk, bir savaşın ilkelerini ve ardından yapılacak ihtilali Türkçülük fikrinden oluşturmuş, buna göre başarıya ulaştırmıştır. İlk Türkçü şairlerimizden Mehmet Emin Yurdakul savaşan millete kudret vermek için kalemini Türkçülük değeri üzerine kullanmış edebiyatımıza ölmez eseler vermiştir. Yol Başçımız Nihâl Atsız Ata bile bir Türkçülük ansiklopedisi var etmemiş disiplinel ilkeler yerine, bir asker ve edebiyat uzmanı olarak ülkü inancı aşılamıştır. Durumun böyle olması bu büyük Türkçüler’in yetersizliği ya da çalışmazlığı değil; genellikle şartların başka aciliyetler getirmesi ve uzmanlık alanlarının elverişli olmamasından kaynaklanmaktadır. Bir diğer söyleyiş ile Türkçülük fikrinin karakteristiği pek çok felsefeden farklı yürümektedir. Türkçülük fikrinin engin ummanı her şarta ve soruna cevap vermeye elverişli olduğundan muhakkak yaşadıkları dönemin aydınları olan Türkçüler duruma göre ilkeler çıkarabilmişlerdir. Bu kabiliyet Türkçü olmaktan değil, Türklük fikrinden ileri gelmektedir. Türklük fikri Türk Tarihi, estetiği ve alışkanlıklarına en doğru noktadan bakabilmek kabiliyetidir.

       Türkçülük Fikri’nin gelişim aşamalarından yalnızca bir tanesinin önderi bu tekdüzeliği kırmıştır. Ziya Gökalp, bir sanat adamı, asker ya da gazeteci olmadığı için –ilk Türkçüler, nazara değer ki, gazetecilerden çıkmıştır- Türkçülük için önemli bir şanstır. Onu tanımlayanlar Türk tarihinde alışkın olmadığımız üzere düşünür demişlerdir. Lakin doğrudur da. Gökalp; iyi bir felsefe eğitimi almış, pek çok batı felsefelerinin bilgisine vakıf olmuştur. Onun yazarlığı ve şairliği bunları takip eder. Gökalp, felsefe birikiminin Türkçülüğe aktarmış yetersiz ve kısa ilke/öneriler mahiyetinde olsa da ölmez bir eser yaratmıştır. ‘Türkçülüğün Esasları.’ Türkçülüğün Esasları’nın Türkçülük Tarihi’nde bir benzerine rastlamak olanaksızdır. Nispeten çok başarılı bir disipline etme denemesidir.

Gökalp, Felsefi ve Sanatsal Türkçülük başlıklarında Türkçülük düşüncesinde ‘’Halk’a Doğru’’ gitmeyi öğretmiştir. Önceleri kötü ve geri bir fikir kabul edilen bu ilke, Gökalp ile artık ilerlemenin şartı olarak anılmaya başlamıştır. Bilge Gökalp, Felsefi Türkçülük’te şöyle diyor:



’’Türkler arasında şimdiye kadar az filozof yetişmesi, Türklerin spekülasyona yeteneklerinin olmadığına yüklenmemelidir. Bu azlık, Türklerin henüz bilimlerce huzur ve rahatlık açısından spekülasyona uygun bir seviyeye yükselmemeleri ile açıklanırsa daha doğru olur.

Bununla beraber, Türklerin felsefece geri kalmaları, yalnız yüksek felsefe bakımından doğru olabilir. Halk felsefesi bakımından Türkler, bütün milletlerden daha yüksektirler.’’




        Türkçülüğün Esasları yazıldığı dönemde sorun erkin halka yabancılaşması idi. Bugün mevcut olduğu gibi halkın kendi içerisindeki yabancılaşması söz konusu bile olmuyordu. Gökalp, meçhul filozof ile yaptığı hayali konuşmalarda bunların ipuçlarını aktarsa da ve yine dil üzerindeki yazılarında da değinse de, Türkçülük kaderinde olduğu üzere disiplinel hale gelmekten uzak kavram ve ilkeler bolluğu yaşıyordu. Türkçülük Felsefesi’nin ilk ve tek düşünürü olan Gökalp’ın kaybının ardından bu uğraşlar da sonuçsuz kalacak estetik algılardaki düşünüş ilkeleri, yalnızca ilk Cumhuriyet Dönemi’nin faydacıl anlayışına hizmet ederek tarihe gömülecekti.

         Gökalp’in ardından gelen Türkçüler’den en verimlisi olan Atsız Ata da bu konuya neredeyse hiç değinmeyecekti. Yalnız Gökalp’in ışığı ile ‘’Türk Edebiyat Tarihi’’ adlı eserdeki dil bahislerinde -belki de Ata Hazretleri’nin farkında olmadan verdiği- ipuçlarına rastlanacaktı. Tabii ki bunlar da ülkü yerine ülküsüzlüğü tercih eden Türk evlatlarına soylarının ululuğunu anımsatmak için yazılmış gurur verici ve heyecanlandırıcı tarihi betimlemelerden ileri gitmiyordu. Elbette bir asker ve edebiyatçı olan Uluğ Bilge’den fazlasını beklemek de haksızlık olurdu.

         Hülasa daha evvel ihtiyaç olunmadığı ve hakkında birkaç eser yazacak yetkinlikte Türkçülerimiz de şu anda belki bulunmadığı için dışa dönük estetik algılara yapacağımız eleştirel bakışları ilkeleştirmiş bir eser mevcut değildir. O halde yapmamız gereken felsefi bakışta elimizdeki tek ilke olan ‘’Halk’a Doğru’’ fikrini Atsız Ata’nın soycu önermesi ile tevhid etmektir.

Estetik tavır, bir obje yorumlandığında ‘’Neye göre?’’ sorusuna vereceğiniz cevaptır. Estetik algı da neyin estetik bulunduğu öz-sorgusudur.


           Gökalp, salt estetik algılara ulaşmak için halka doğru gitmeyi önermişti. Ona göre halkta müziğin en bozulmamış hali, tabii sanatsal değerlerin en saf olanları, hoşa giden ahlaki davranışların en ilkel şekilleri mevcuttu. Gökalp’in halk dediği şüphesiz içinde yabancıları bulundurmayacak bir katiyetle kırsal yerleşimci Türk Milleti idi. Bozunmamış olmak şartı, Atsız Ata’ya göre kanda ona göre ise kültür ve sanatta ‘’kendileştirme(karşı-melezleme)’’ İşlemlerinin varlığı idi.


       Gökalp’n önerdiği esasların ‘’felsefe üzerine felsefe’’ açısından önemi kimse tarafından inkâr edilemez. Hatta teoride kullanılabileceğinin bile söylemek gereksiz kibir olmaz. Ancak pratikte yeniden yorumlanarak değerlendirilmeleri hem Gökalp’in yararcıl düşüncesine uyacak hem de Atsız Ata ile sistemleştirilmiş soyculuk kararının eksikliğini engelleyecektir.


       Türkçü felsefede, estetik bulunması gereken değer; halka gidildiğinde estetik bulunduğu görülen değer olmalıdır. Çünkü Türkçüler’in elinde sanat her zaman halk için yapılmıştır. İlk bölümde değinilen savaş, felaket ve milli buhran anlarının dışındaki savaş zamanlarında da yapılan Türkçü sanat yine halkı ilerletmek ve ona güç vermek düşünceleri ile oluşturulmuştur. Türkçüler’in elinde oluşan eserler alanına Türkçü sanat demek bu karakteri yüzünden yanlış olmaz. Örneğin Gökalp’in sanatında bu iki döneme de rastlamak mümkündür. Savaş sırasındaki Gökalp söylemi; sonrasında, hatta savaş daha bitmeden bir nefes alma esnasındaki Gökalp söylemi ile aynıdır. Yine halk endeksli olarak hareket etmiş, bu kez ulusal bağımsızlığa değil Turan idealine yönelmiştir. Bu nedenle dış yönlü söylemlerde ilk ilkemizin halka doğru gitmek olduğunu söyleyebiliriz.

          İkinci ilkemiz, Atsız Ata’da canlanan alışkanlıklar mekanizmasının estetik tavra etkisi üzerinde birinciyi etkiyecek olan refleksif soycu kanıtlanabilirlik ilkesidir. Önceki ‘’Kültürel Emperyalizme Mağlubiyetimizin Esas Sorumluları ’’ adlı yazımı okuyanların da anımsayacağı gibi milli alışkanlıkların estetik algılara etkiyen yönü olan bu ilke birkaç yerden izaha muhtaç kalmaktadır.

          Kişinin en saf tavrı/tepkisi refleksif olanıdır. Anadolu köylüsünün, ne kadar şehirleşse de, Amerikanca çalan bir müziğe yüzünü ekşitmesi Türk oluşunda ve Türk alışkanlıklarında yaşamasından başka ne ile izah olunabilir? Veya bu satırları okuyan kişinin aklına ev deyince yuvasından önce bir Türkmen çadırının gelecek olmasının başka bir ilmi açıklaması var mıdır? Bu refleksif tavırlar, Atsız Ata’nın soyculuğunu felsefi düzlemde de haklı çıkaran delillerdir.

Bu anda bir soru ile karşılaşmaktayız. Estetik tavır kimlikleştirilebilir mi?


        Daha önce kimlik meselesine değinmiştik, tekrar etmeye gerek görmüyorum. Türkiye’de mevcut –hatta eksik- kimlik kavramı, Akçora Beğ’den beri Türkçüler tarafından inşa edile gelmiştir. Türk kimliğine karşı çıkanların kabul etmeyeceği üzere bunun üzerinde çalışmış bütün Türküler aslında Atsız Ata ile sistemleşen aynı doğrulara işaret etmişlerdir. Gökalp, millet olma şartına ortak estetik tavırları doğrudan koyarken, Başbuğ Atatürk başta verdiğimiz ilkel ‘’Türk’’ fikrine dolaylı olarak atıfta bulunuyordu. Bizzat destek ve katkıları ile hazırlanan ‘’Vatandaş için Medeni Bilgiler’’ kitabına gönderilen kendi el yazısında, artık estetik yargıları belirlediğinden şüphe duymadığımız millet olma şartına ‘’tarihi karabet’’i de ekliyordu. Ortak maziden gelen kişiler aynı hamur ile yoğrulduklarından aynı değerlendirme ölçütlerine sahip olmayı öğreniyorlardı ona göre. Atsız Ata ise kan ve dilek birliği göstergeleri ile aslında hiç değinmediği estetik algı ortaklığını adeta kimlikleştiriyor, yepyeni bir düşünce ufku açıyordu. Türklük tasniflerimize göre ortak estetik algıların bir kimlik yarattığı gerçeği de üçüncü ilkemiz olarak ortaya çıkmış bulunuyordu.


       Bizden önceki Türkçüler’in icraat ve uygulamalarından anladığımız kadarıyla Türkçülük fikrini sistemleştirmek, çok taraftarı ve gerçek düşünürleri olmadan güçtür. Gökalp, ilk adımı atmasına karşın döneminde yeterince Türkçü bulunmadığından her alanda ilkeler belirleyememiştir. Sonraki aşamalarda Türkçülük zorluklar içerisinde ilerlediğinden bu rahat düşünce ortamı da oluşamamış, Türkçüler temel ilkelerden küçük meseleler için çıkarımlarda bulunmuşlardır. Bugünkü çözülemeyen çoğu sorun temelinde de bu yatmaktadır.


     Burada verdiğimiz üç ilke esasları anımsatıcı ve efkârı tevhid edici mahiyetedir. İlerleyen zamanlarda eklemeler yapılarak ana ilkelerin kollarından yeni türetmeler yapılabilecektir.


     Türkçülük disipline edilmeye, yakın zamanda ihtimal vermesem de, gebe ve muhtaçtır. Gelecek Türkçü neslin kavram karmaşaları ve fikir buhranları yaşama ihtimali ürkütücü olabilmektedir.


Türkçe düşünenlere kolay gelsin.
Tanrı Türk’ü korusun!

Erlik Tanrıöğen


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 16 Nisan 2016, 10:43:47 »

Bu makale bize ahvalimizi anlatıyor. Var ol Erlik!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.956


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #3 : 07 Kasım 2016, 22:54:14 »

Türkçü yürekten has makale..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.956


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #4 : 27 Ocak 2017, 14:03:10 »

Erlik kardeşimizin harika makalelerinden..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.956


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #5 : 06 Ağustos 2017, 20:53:13 »

Özledik seni be kardeşim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.059 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.