Kördüğüm...
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ekim 2019, 19:33:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kördüğüm...  (Okunma Sayısı 1340 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kara Tegin
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 19


« : 20 Aralık 2011, 21:28:19 »

Kördüğüm
Tanışma

   Topallayarak yürümesi bile heybetli görüşünden ki ahenki bozamıyordu. Aksak adımlarla merdivene yöneldi. Bir komşusu aniden karşına çıksa; onu, dış kapının ekşi inlemesiyle aynı manzaradan bir parça zannedebilirdi. Böylesinden korktuğu için, ağır ağır ve düzgünce yürümeye çalışıyordu. Halbuki; “İyi geceler!”... Geri dönmeye fırsatı bile olamamıştı. Şimdi ağzını açtığında, direncini taşıyan sinek kuşu, uçup gidecekti. Bunun gerçekten olabileceğini düşündüğünden dişlerini ve yumruklarını sıktı.
-İyi geceler.
-Beyefendi, biraz zamanınızı alacağım, olanlardan haberiniz var mı? Bugün apartmanımızın bahçesine çiçek ektik... Daire onikinin kızı hastalanmış... Hizmetlinin oğlu olmuş... Aidatlarıda astık camekana, bakabilirsiniz. Son öde...
   Yöneticinin karşında çıprınması, onun için hiçbirşey ifade etmiyordu. Konuşma, ihtiyarın ağzından apartman boşluğuna yayılıp yankı yaparken, o sadece içindeki yaralı direniş kumandanını öldürmemeye çabalıyordu. Bu ordusunu yitirmiş komutan, tüm yaralara, hastalıklara karşı dayandıysa da karşısındakinin sözlerinden ölebilirdi. Sonra, gazi kendisine ölmesin diye su veren heybetli adamın elindeki testiyi, bir yudum daha alıp, fırlattı.Şahlanmış bir at gidiydi. Herhalde birşeyler hatırlamaya başlıyordu...

   Dışardan bir ses olaya dahil olsaydı muhtemelen şöyle derdi:
-Hiçbirşey hatırlamıyorsun ve unutkanlıkta ısrarcısın. Dün verdiğin mücadelinin daha küçüğünden bugün yılamazsın. Sanma ki o gazi, dirayetinden, cesaretinden kalktı ayağa. Düşmanını hafif gördüğündendir bu atılışı. Delinmiş hudut komutanı gibisin, kendinden aciz her düşmanı yenerek onurunu kurtarmaya çalışıyorsun. Nafile.

   Bu iç çatışma, sadece birkaç saniyede gerçekleşmişti. Yönetici çoktan iyi dileklerini sunmuş, evine çekilmişti. Gergin kahramanımız ise, göndere çekilmiş bir bayrak gibi, yalnız ve sessizce dalgalanıyordu. Fırlamış testinin metalik sesi kafasının içinde çınlarken, irkildi. Cebinden anahtarını çıkarıp, elinde çevirmeye başladı. Bunu yaparken çocukca bir sevinç almıştı onu. Herşeyi bir an unutarak, dairesinin kapısına doğru yürüdü.Kapıya varmıştı, çocukluk günlerden esen bu mutluluk rüzgarı artık dinmiş, iklim eskiye dönmeye başlamıştı. Bir eliyle kapının kolunu tuttu, diğer eliyle, evinin anahtarını seçti. Anahtarı yuvaya yerleştirirken... Evet yine oluyordu. Anahtarı geri çekti. Kapıyı niye açıyordu ki? Bu gece, her gecekinden farklı bir şekilde açmak istedi bu kapıyı; farkında olarak. Bir ritüel olarak yapmak istemedi. Bu hali uzun süre devam etti.Yorgunluktan kafasını toplarlayamadı. İstediği olmamıştı, her seferki gibi kapıyı açtı ve içeri girdi.

   -Belkide herkesin başına gelen budur. Belkide herkes eylemlerini anlamlandırmaya çalışıyordur. Peki neden, rüzgara karşı yürüyenler hep azınlık?
***
   -Yaklaş oğlum, bu gördüğün hayat suyudur. Şimdi yaklaş, ve kana kana iç. Su, toprakta bitkiler yeşertir. Bedeninde topraktır, ölünce de onu toprağa gömerler. Tanrı insanı ölü yaratmıştır, çünkü topraktan tabuta sokmuştur.
   -Bilge Umay, o zaman ne diye iç dersin hayat suyunu? Bir ölüyü hangi su diriltir?
   -Su ki oğlum, oluk oluk eder kumu. Tanrı'nın zinciri gönülsüz eredir.
   Bu sabah ağzında bir tatlılıkla uyandı. Sonra yerde niye sereserpe yattığını düşünmeye başladı. Doğru ya, anahtarı bir hışım ile yuvasına sokmuş, çevirdiği gibi içeri girerken eşikteki tümseğe takılıp düşmüştü. Sorunun cevabını bulduktan sonra ayağa kalktı. Hayata karşı bu gün bir sıfır önde başlamıştı. Çünkü ilk sorunun cevabını verebilmişti, yine mahçup bir şekilde “niye burada uyuya kaldığımı bilmiyorum” dememişti. Bundan ilginç bir haz duydu. Şöyle düşünmeye başladı, “Belkide, esas olan ne yaptığın değil ne için yaptığındır”. Öyle değil midir hakikaten? Bir hançer ile ödlekçe canına da kıyabilirsin, kahramanca vatanını da savunabilirsin?

   Kafasında fikirler dönerken, o, olduğu yere çömeldi. Elinde bir parça kuru ekmek ve su vardı. Parmağını suya soktu ve suyu hissetti. Bu suyu ilk hissedişiydi, rahatladımıştı. Aklına Umay geldi. Bu gördüğü rüyaya ne demek gerekirdi. Kahretsin bunu yine yapmıştı, yine bir şey sormuştu. Ama sabah ki kadar şanslı sayılamazdı, çünkü bu sorunun cevabını bilgeler dahi veremezdi. Yapacak bir şey yoktu, ortada sorulmuş bir soru cevap bekliyordu, o halde cevabı bulunacaktı. Çünkü kişi “neden” dediği kadar insanca yaşayabilir ve cevaplayabildiği “nedenler” kadar “kendi” olabilirdi.

Rüzgar

   Uzaktan biri görse onu, dünya üzerine oturmuş bir göktaşı sanabilirdi. Uyandığındaki neşesinden eser kalmamıştı. Kafasındaki soru ve niye soruyorum kuruntusu yetmezmiş gibi, bu sefer yazgısına yenik düşmemek için direniyordu.

   -Yaşam gücünü yitirmemelisin. Kaskatı duruşun, felaketi görenlerin sessizliği değil. Kelebek kozadasıda görenlere cansız gelir. Sen sertsin ama alelade bir taş gibi değil, rüzgar taşı gibisin; zümrüt gibisin.

   Kendiside olacakları kestiremezdi tabi. Ayağa kalktı, sanki herşey farklılaşmıştı. Eski kabalığı ortada yoktu. Şimdi herkesin imrendiği, her hareketi hayranlık uyandıran o sahne adamları gibiydi. Bu duyguyu bir kibir ile hissetmiyordu, aksine başı da öne eğilmişti. Sanki o düşünmeden bir işe başlıyor, ama devamını başka bir güç getiriyordu. Bu düşünmece ve yeni hal sürerken acıktığını fark etti. Dolaba doğru yönelmek için adımını...
   Tamam, bir cevabın daha sırrına ermişti. Niye her akşam eve geliyordu, bulmuştu. Aslında o kadar zor da değilmiş cevabı.

   -Büyüğün Alparslan'ın ölümünden ders al. Şu toparlak dünya üzerine tek Nemrut olsan bile acızsın yaratılmışın en küçüğüne. O zaman acz içinde bulunduğunu unutmamak için insanlığının farkında ol. İnsanlığının farkına en acı şekilde nefesin kesildiğinde varırsın.

   Öğüde uydu, derince bir nefes aldı. Dün akşam acıktığı için girmek istemişti eve. Peki,zaten herkes bu amaçla evine gelmek istemez mi? O zaman, cevabı bilmesinin ne anlamı vardı? Hiçbir sinek acaba, kan emerken bunu niye yaptığını düşünmüşmüydü? İnsan da bu doğanın bir parçası olarak, içinden geldiği gibi davranmalıydı. Ve hayır, bu içinden geldiği gibi davranmak kuralsızca, kafasına göre davranmak değildi.

   -Kişioğlu, varlıktan nasihat almayı bilmeli. Bir ceylanı güzel yapan, kan akıtmamasıdır. Aslanları güçlü yapan, düşmanının çok olmasıdır. İnsan dışında hiçbir yaratık, atasından gördüğünü inkar etmez. İnsan nankördür, akın ortasında sancak değiştirir.Toprağa ne ekersen onu biçersin. Gül ekip, karpuz almışsan bil ki vardır bir hilesi. İçinden geldiği gibi yaşamak, atanın attığı sohbet tohumuna sadık kalmaktır.

   Karnını tıka basa doldurdu. Yemeği yediği yerde yığılıp kalmıştı. Tekrar derin derin içini yakar gibi solumaya başladı. Bir bebekten terk farkı, ağlamaya utanıyor olmasıydı.
-Yeni doğmuş yavru, ne diye ağlar bilir misin?
-Yumuşak, pürüzsüz bu havayı solumaktan olmasa gerek.

   Ama anlamıştı ki, bu havaya ihtiyacı vardı. Şimdi bilgeden gayri birşey diyebilecekti. Ağlamanın nedeni solumak değilmiş, soluyamamakmış. Bu rahatsız halden kurtulmak için, bir hamle yapıp ayağa kalktı. Önce hafif yalpalanarak yürümeye sonra koşmaya başladı. Bu esnada hava hem vücudunu yalıyor, hemde içine doluyordu. Sonunda kendini gözenekleri olan bir zar gibi hissetmeye başlamıştı, şeffaf ve geçirgen. Hayata karşı takınılacak en güzel tutum bu olsa gerekti. Tüm bu hareket onu fazla yormuştu, yorgunluğunu gidermek için yatak odasına gitti. Hem uyku da “şeffaf ve geçirgen bir hal değil midir?".

Devam edecek...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.048 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.