Kızıl Portakal Festivali
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 11 Temmuz 2020, 17:59:25


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kızıl Portakal Festivali  (Okunma Sayısı 1931 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 18 Ekim 2011, 19:49:47 »



KIZIL PORTAKAL FESTİVALİ

“Lütfen şu kurmaca, yalaka festival saçmalığının rezilliklerini gösterecek yazıyı yazın.”

Suskun itirazların, sessiz çığlıkların giderek çoğaldığı Türkiye’mizde yaşanan gariplikleri görüp de başını çevirmek doğal bir hareket haline geldi.  Makalenin başında alıntıladığım bu ileti; konuşanlara hatta gerektiğinde bağıranlara “Bari biraz da bizim için bağır!” isyanının bir örneğidir. Bu tepki, 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ödül törenlerini izlerken, televizyon başında gördüklerine dayanamayan bir Türk insanının verdiği samimi bir tepki idi.

Peki, ne olmuştu da, insanlar bu kadar tepki gösterebilmişti? Neden bu tepkiler güçlü protestolarla değil sessiz iletilerle olmuştu?
Bunun analizini bir başka yazıya bırakarak, isyanının nedenini analiz edelim.

48. Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl “Geç Gelen Portakallar” adı ile 1979 ve 1980 yıllarında yarışamayan filmleri de bugünün mantığı ile yarıştırma yoluna gitti. Antalya’da festival yapmak dışında hiçbir icraat yapmayan, vaatleri gerçekleştirmek şöyle dursun inkâr yoluna giden “Büyük” Büyükşehir Belediyesi’nin bu “büyük” icadı neticesinde ödüller bir oldubitti ile dağıtıldı. Daha doğru bir tabirle paylaştırıldı.
Belediyenin Mustafa Akaydın eline geçtikten sonra verilen büyük ödülleri (Örneğin, geçen yılki ödül hiçbir edebi değeri olmayan basit mesaj kaygılı Çoğunluk adlı filme gitmişti) gördükçe, bu “Geç Gelen” ödüllerin kime gideceği hiç sinemadan anlamayan biri tarafından bile tahmin edilebilirdi. Nitekim 1979 yılının ödülleri “Demir Yol” filmi ile “Yusuf İle Kenan” filmine, 1980 yılının ödülü ise “Sürü” filmine verildi.

Televizyonlarda yayınlanan ödül töreninden çok önce, ödüllerin kime verileceği belli olmuştu. Festival yönetimi başta filmleri yayınlamama kararını uygulamaya niyetli iken karar değişikliği ile “yalnızca ödül alan filmleri” yayınlama yoluna gitti. Böylelikle halk, hangi filmin iyi hangi filmin kötü, hangisinin ödül almayı hak ettiğini hangisinin etmediğini kararlaştırmakta ve kanaat oluşturmakta tamamen saf dışı bırakıldı.

Halk dedim ya, öyle ödül alan filmlere çok büyük rağbet yaşandı sanmayın. Bendeniz; Sürü, Adak, Düşman ve Demir Yol filmlerini belediyenin belirlediği yer olan Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu’nda izledim. Sonuç: Sürü filminde fazladan gelen otuz kişi haricinde koca salon neredeyse bomboştu. Filmleri halk değil, kediler ve güvenlik görevlileri izledi. Peki, Büyükşehir Belediyesi bu durumu nasıl yayınladı dersiniz?

Tiyatroda bulunan tek basın organı olan belediyenin fotoğrafçısı, alandaki yirmi kişilik kalabalığın bol bol fotoğrafını çekti. Hatta bu çekim bir süre sonra taciz halini aldı ve orada bulunanlar “herhalde yarın, yerel ve ulusal basında bol bol resmimiz çıkar” diye düşünmeye başladılar.
Ertesi gün yerel basına şöyle bir göz attığımızda şu haberler ile karşılaştık:

-   Antalya Son Haber, Akdeniz Gerçek, Akdeniz Beyaz ve Akdeniz Manşet Gazeteleri
Açık Havada Film Keyfi
Açık havada yapılan film gösterimlerine halk büyük ilgi gösteriyor.

-   Gazete Bir
Açık Havada Film Gösterileri Başladı
Açık havada yapılan film gösterimlerine ilgi büyük

Bütün gazetelerde neredeyse noktası virgülüne aynı olan haber, herhalde bir haber servisi tarafından gazetelere iletilmişti. Haberlerin fotoğrafı da aynıydı ve fotoğrafın Konyaaltı Açıkhava Tiyatrosu ile alakası yoktu. İnanmayanlar için fotoğraftaki plastik sandalyelerin Tiyatro’da olmadığı ufak bilgisini verelim.
Ortada bir tiyatro vardı ama oyuncular beğenilmeyince ya arşivden bir fotoğraf ya da başka bir bölgeden çekilmiş açık hava fotoğrafı basına servis edilmişti. Belediye, “ilgi büyük” diyerek yazdırdığı haberin fotoğraf ile uyumsuzluğunu görüp herhalde bu yolu seçmişti.

1979 yılının en iyi filmi seçilen Demir Yol, öyle böyle değil alenen komünizm propagandası yapıyordu ve mesaj kaygısından çok ideoloji pompalama üzerine yoğunlaşmıştı. Filmden şöyle bir bölümü paylaşmak isterim:
İki “devrimci” polisten kaçarken bir evi basıyorlar. Ellerinde silahla girdikleri evde, öğrenci bir kız bulunuyor. Evi basılan kız ile evi basanlar arasında şu mealde bir diyalog geçiyor.

-   Siz devrimci misiniz?
-   Evet, nereden anladın?
-   Anladım çünkü bize kötü davranmadınız.

Adam senin evini basmış daha ne olsun? Sanki “ev basan” sağcılar, bastıkları evde buldukları kızları işkenceden geçiriyorlar!
İşte 1979 yılının en iyi filmi, bu “iyi komünist, kötü komünist” tutuşmasını anlatan filme gitti. Keza 1980’in en iyi filmi de “büyük halk kahramanı” Yılmaz Güney’in elinin değdiği Sürü filmine gitti.
Ödül törenlerinde “Türkiye Halkları, Kürtlerin verilmeyen hakları, ötekiler” temalı konuşmalar, sanki surenin önüne konulan besmele gibi muhakkak eklendi. Rutkay Aziz’in konuşmasını “faşistçe” bulanlar, bol bol Erdal Eren’e Yılmaz Güney’e atıfta bulunup daha sonra kardeşlik ve eşitlik söylemlerini sakız gibi tekrar ettiler.
Erdal Eren’le aynı darbenin muzdaripi Mustafa Pehlivanoğlu onlar için “pis bir faşist” idi. Eh ben Erdal’ı ayrı tutarsam ayrılıkçı, onlar Mustafa’yı ayrı tutunca halkların kardeşliğini savunan özgürlük savaşçısı oluyor. Devir böyle ne yapalım?
İki notu ilave etmek gereğini duyuyorum. Birinci not, geçen yıl yazdığım “Yüksek Tabaka Portakalı” başlıklı yazıdan alıntıdır:

“Zamanında Akdeniz Üniversitesi’nde yaşanan siyasi olaylarda başrol oynamış bir oyuncunun (!) da bugün AKSAV’da etkin görevlerde bulunduğunu görmemiz içimizi iyice sızlattı.”

Hala içimizi sızlatıyor diyerek ve kadın temalı festivalde CHP Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ı gördüğümüze sevindiğimizi (!) söyleyerek bahsi kapatalım.

Uzun lafın kısası, giderek Rutkay Aziz’in solculuğunu bile beğenmeyen bir “aşırı sol”a kayan Altın Portakal görünüşüne doğru ilerliyoruz. Hal böyle iken festival altınlıktan kızıllığa kayıyor demek de yanlış olmuyor. Ve bu duruma suskun kalmaya devam edildiği sürece daha çok “Kızıl Portakal Festivali” göreceğiz gibime geliyor.


KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
salur alp
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 207



« Yanıtla #1 : 18 Ekim 2011, 19:52:35 »

Gülümseme  Yaparsa Hoca yapar kandaşım Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
atilapars
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 190



Site
« Yanıtla #2 : 18 Ekim 2011, 20:45:07 »

Amerika bir oscar töreni yapar filmler içinde zencilikle alakalı,yahudilikle alakalı film varsa ödül muhtemelen ona gider.Son yıllarda bu böyle,bizim taklitçilerde nerde ne görseler aynen kopyaladıklarından etnik döküntü ile alakalı her sanat saçmalığına ödülü basıyorlar.Belkide film zerre kadar sanat içermiyor,veya izleyeni yok.Bizde sizin gibiyiz demeye getiriyorlar ecnebilere.
Birde amarikan filmlerinde mutlaka 3 beyaz,2 zenci,1 kızılderili,2 latin ve filmin olmazsa olmazı ya bir yahudi yada yahudilikle alakalı 2 muhabbet geçer.Çok zamandır tv izlemiyorum ama bizim dizilerde'de 1 kıro,1 laz ,1 de çingene görmeye başlamıştım, ama muhtemelen aynen amarikan filmlerine dönmüştür.
Herşeyimiz taklit, yani.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ya hepsin ya hiç,Ya TÜRK'sün ya piç..
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.243 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.