Kara Kamın İzinde..
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Şubat 2020, 05:05:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kara Kamın İzinde..  (Okunma Sayısı 1078 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gen
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 443



« : 06 Temmuz 2012, 20:28:37 »

Hiç bir din ruhu yadsımaz, tam tersi tüm dinlerde beden dışlanmış, ruh öne çıkarılmıştır. Kara kamlar işte bu noktada kendi mevcudiyetlerini baki kılmaya çalışmışlardır. Dünyevi olan madde ve şekil onların kabul görülerinin dışında kalarak sadece tının kutsiyetini yüceltmişlerdir. Tüm bu etki alanlarını ise maddeler dünyasının semavi yahut ilkel inanç biçimlerinden  beslemişlerdir. Sembollerin hüküm sürdüğü ışık imparatorluğunda, karanlık sadece bilinmeyen olarak değil, korkuya meydan okuyan ve içteki güdüsel korkuyu bastırır niteliğinde cesaret sembolü olarak da karşımıza çıkmaktadır. Aklık ve karalık makamı aslında bir maddenin görünürlüğü ve bilinirliği arasındaki paralallik gibidir. Aklar maddeler dünyasında görünen her şeyi, karalar ise bilinçsel olarak karanlık olarak adlandırılan her şeyi temsil etmektedir. Bundan yola çıkarak;

 Kadın elindeki Tüürü sakin bir tonla çalarak ağzında ağıda benzer bir dua mırıldanıyordu. Baş ucunda bulunduğu varlık sadece beş yaşlarında küçük bir kızın cansız bedeniydi. Sırtında kırılmış bir ok, yüzünkoyu yatar bir durumdaydı.

'' Uzaktan baktım,
onun zamanına aid değildim.
Ölen bedeni terkeden benim ruhumdu,
ölümüme ağladım, bilinmez bir boşlukta hala vardırm.
Terkettiğim bedenime ağladım.
Binlerce kez yaşamıştım ben,
kimi zaman öldüm, kimi zamanan uyandım.
Kimbilir, kaç bedene daha kim olacaktım,
kaç zamana uyanacaktım.
Ölen küçük kıza uzak zamanlardan bakıyorum,
onun zamanında değilim.
Hislerim var, acıyı duyabiliyorum.
Bu içine ağlamak kadar kötü,
bedenden ayrılmış bir bilincin en büyük sancısı bu..
 zamanı,''yaşarken'', yaşamı, ''ölürken'' anladım.
Diretmeli tüm bedenin şekilsel acısını, şuan bilimcimde yaşıyorum.''

Dedi kam, duasında..
 
Yaşamın ve ölümün bu kadar iç içe geçtiği fakat keskin çizgilerle ayrıldığı ömrümüzde, hakikati bulma çabalarımız kimi zaman bizleri bir yere götürsede istediğimiz cevabı tam olarak alamamaktayız. Bu nedenle her zaman bir tarafımız eksik kalır, işte akla karanın ayrışma noktası da burda başlar. Biri cevabın kendisiyken, diğeri sorunun ta kendisidir. Karanlık bizim algılarımızın dışında değil, tam tersi içteki bir noktada bulunmaktadır. Türk milletinin kadimliği ise bu arayışın meyveleri üzerine kurulu  köklere dayanmaktadır. kimi zaman karanlığa olan meraklarını,tuğlarına, kimi zaman ise yiğitlik makamlarına işlemiş ve karanlığın aydınlandığı olan rengi, ''Maviyi'' kendilerine maal etmişlerdir. Maviye tutkumuzun bu denli fazla olması soruyu soranlardan olmamızla alakalı olabilir. Cevap ise yine bizde.. Tınsal değerlerin kutsallığına inanırken, ölümün mevcudiyetini yok saymamız da bu yüzden. Ve bu yüzdendir her ağıdımızı karaya çalmamız. Onun Yolunda ona karşı olmamız.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.