Geçmişe özlem duyanlar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 04:47:46


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Geçmişe özlem duyanlar  (Okunma Sayısı 460 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
BATURGAN
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 366



« : 18 Mayıs 2019, 22:41:35 »

"Geçmişe özlem duyanlar: Bazıları bize Türklükten falan bahsediyorlar. Eğer bizi üstün kılan, Türk yapan şey geçmişse bırak geçmiş yok olsun. Geçmiş silindiğinde bile hala Türk kalabilmişsen işte o zaman gerçek Türksün demektir. Yok seni Türk yapan şey sadece geçmiş ise geçmiş silindiğinde Türklükten ibaret hiç bir şey kalmamışsa. Sen hiç Türk olmamışsın demektir. Çünkü artık bizi Türk yapan şey geçmiş değil gelecektir.

Osmanlıcılar o kadar geri ki, Osmanlı İmparatorluğu gibi süper bir ülkeyi yönetebilmek için bile yeterli ilkelere sahip değiller. Bir çok yabancı dilde, tarih, astronomi, matematik, edebiyat ve müzik gibi alanlarda eğitim gören ve uzmanlaşan padişahlarla kıyaslandığında günümüz lider siyasetçileri, padişahların yanında mahalle arası esnafı gibi kalmaktadır.

Eğer gerçekten geçmişi özlüyorsanız bunun için geçerli bir nedeniniz olmalı. Mesela soy ağacımız Osmanlı hanedanına dayansa biz de geçmişle bağımızı koparmak istemezdik. Osmanlı'yı en çok biz arzulardık. Hem haremde güzel kadınlar da var. Ama sizin neyiniz var?

Türk halkının günümüzde hiç bir yeri olmayan Vikinglere, Azteklere, Romalılara, Memlüklere, Pruslara, Hunlara ve benzeri başka medeniyet veya devletlere özlem duyma gibi bir lüksü yoktur artık. Çünkü gelecek, tarihteki olaylardan daha fazla şansa, potansiyele ve diğer sınırsız yararlı kaynaklara sahip. Eğer geçmişe dönersek geçmişteki hataları tekrarlar ve yerimizde sayarız.

Her ne kadar demokrasi gelmiş olsa da devlet, Türk halkı için hala bir hükmeden ve başımızda devleti yöneten bir baba figürüne muhtaç hissediyor. Devlet kutsal ve ne yaparsa yapsın ona boyun eğme mecburiyeti görüşü hala baskın durumda.

İlkokuldan beri bize her savaş şöyle anlatıldı;
"Düşman 110 bin kişi, bizim ordu 9850 ama padişah şöyle bir yarım hilal taktiği yaptı.
Hepsini öldürüp savaşı kazandık.
Düşman yine 85000 kişiydi ama bizim ordu 19200 fakat iman dolu göğsümüz vardı.
Evelallah bu savaşı da kazandık.

Osmanlı'nın fethettiği her yerde halk deli gibi mutlu oluyordu.
Osmanlı, aldığı her ülkeye demokrasi, insan hakları, huzur ve refah götürüyordu.
Kimsenin dinine karışmıyordu.
Onun için 300'den fazla tane kilise camiye dönüştürüldü.
Bundan dolayı bir sürü devşirme askerimiz var.
Oldu da yenildik mi işte o da hep Almanlar yenildiği için."

Osmanlı da bizim, Selçuklu'da, Göktürk Kağanlığı'da, Türkiye Cumhuriyeti de. Ama bunların hepsi geçmiş, geçti ve geçmişte kaldı. Keşke geçmişe bu kadar takılı kalmasaydık.

Peki bu millet, üzerinden yıllar geçmesine rağmen neden hala Osmanlı diye tutturuyor?

Yıllardır pembe Osmanlı dizilerinde, masalsı filmlerde, kitaplarda, basında kısacası birçok yerde büyüttüğümüz, yaşatılan yapay bir Osmanlı imajı var. Osmanlı'da problemin ne olduğunu hiç anlatılmamış ki insanlara?

O yapay Osmanlı'yı öyle sahiplendik ve o Osmanlıya öyle inandık ki asla dil uzatamaz kimse. Osmanlı, ulu. Osmanlı, kusursuz. Osmanlı, bilmem kaç kıtaya hükmetmiş. Osmanlı, dindar. Osmanlı, muzaffer. Osmanlı, kucaklayan. Osmanlı, güç-kuvvet. Osmanlı yaşamının insanlara güzelmiş gibi lanse edilmesi. Tarih dersinde sadece Osmanlının kuruluş ve yükseliş dönemlerini iyi anlatılıyor. Çöküş dönemini anlatmak ve dinlemek bu güne kadar kimsenin işine gelmemiştir.

Tamam biliyoruz Osmanlı zamanında etkili bir devletmiş. Ama zamanın koşullarına ayak uyduramadığı için kendisini yok etmiş hemde kendi elleriyle. Modernize edememiş askeri yapıyı. Sanayi devrimine ayak uyduramamış. Coğrafi keşifler için Portekizliler kadar aç olamamış. Geç kalınmış hiçbir yenilik çabası. Kabul edin, bize gösterildiği gibi de mükemmel bir yapı olmayabilir Osmanlı. Doğrusu olduğu kadar yanlışı da olabilir. Yüce padişahlara yakıştıramadığınız yanlışları da olmuştur belki, kabul edin.

İşte özlem duymamızın sebebi. Biz o hikayelerle büyüdük. o hikayeleri aldık zihnimizde bir yerlere koyduk ve kimse karışamaz.
Dünya, yapay zekalarla, roket bilimi, kuantum teknolojileri uğraşırken biz var olan zekamızı da geçmişe dönerek yapaylaştırıyoruz ve yabancılaştırıyoruz.

Biz müzeleri yıkacağız dediğimizde millet sanıyor ki yıkım ekibini toplayıp gecekonduları yıkar gibi müze yıkacağımızı zannediyor. Sanki bizim ülkede çok büyük bir müze kültürü varmış gibi.

Osmanlı hayranlığı insanların zihinlerinde büyük müzeler inşa etti. Biz o zihinlerde müzeleri yıkacağız. Bize ayak bağı olan geçmişi yıktığımız zaman, hafifleyeceğiz ve geleceğe daha sağlam bir şekilde ulaşmış olacağız.

Üstün bir millet için elbette ki tarih bilinci elzem bir şeydir.
Ama geçmişe, geleceğinden daha çok önem veriyorsan senin de geçmişin gibi geçmişte kalacağından şüphen olmasın. Çünkü tarih özlenilmez, tarih bilinir. Tarih bizim için sadece bir veridir.

Acaba bizden sonraki torunlarımız da bizim için, bizim atalarımızdan bahsettiğimiz gibi bahsedecekler mi? Bu sorunun cevabı sizin elinizde.

Atatürk, Cumhuriyeti kurarak Osmanlı'nın eskimiş ve artık işe yaramayan, çalışmayan bir çok devlet geleneğini yıkmış ve süper modern bir yönetim kurmuştur.  Ama günümüzde geçmişe özlem duyanlar yüzünden büyük tahribata uğradı. Osmanlı diye diye yana yakıla yalakalık düzeyinde siyaset yapanların bizlerin okuduğu liseleri, orta okulları, ilkokulları hatta ve hatta üniversiteleri getirdiği nokta ortada. Osmanlı geri gelince bu aptallar sanıyor ki hepsi Fatih olacak, Kanuni olacak.

İrrasyonalite, bir toplumu mevcut hal rasyonel olarak içinden çıkılamaz haldeyse halk ister istemez bir ütopya yaratıp oraya sarılmak zorunda kalıyorlar.

Aslında geçmişe özlem yeni bir şey de değil; 17.yy'da, devletin ve toplumsal düzenin nasıl düzeltilebileceğine dair yazılan eserlerde hep "Devr-i Sultan Süleyman'a" yani Kanuni devrine dönüş teması ele alınmıştır. Bulunduğu durumdan kurtulmak için gözünü geleceğe değil geçmişe dikmek zorunda kalmak sadece zeka ile alakalı bir sorun değil; çaresizlik ve ümitsizlikle beslenen bir irrasyonalite bu durumu daha iyi açıklıyor.
Bu durumun köklü bir şekilde değişimine sadece 19.yy başlarında şahit olabiliyoruz ancak.

Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut temelden bir vizyon değişimi ile gözlerini geçmişten geleceğe çevirmeyi başaran iki padişah olarak görülebilir. Tanzimat süreci çok geç kalınmış bir toparlanma süreciydi ve başarısız sayabilecek hamlelerin temel sorunu aslında bunların "geç kalınmış" hamleler olmasıydı. Artık yıkım kaçınılmazdı ve sadece enkazın nasıl toparlanabileceği üzerine düşünülebilirdi. Nitekim öyle de oldu. Ancak asırlık gecikmeyi "hızlandırılmış program" ile telafi etmeye çalışan kurucu kadro (başta merhum Atatürk olmak üzere) bir noktayı gözden kaçırdılar: ellerindeki insan kalitesi ve entelektüel kadro onların yaptıklarını devam ettirmek bir yana anlayabilecek kapasitede bile değildi. Çok uzaktı.

İşte bu kadro, gerçekleşen atılımı bir adım daha öteye taşıması beklenirken yapılanların da heba olmasına sebep olan ikinci nesil ve devamı tekrar hortlayan kurtuluşu geçmişte arama hastalığının temel sebebidir. İleri gidemiyoruz madem geriye gidelim zihniyeti.

Geçmişe yani Osmanlı'ya özenen Türk halkını, aslında kişisel mutsuzluğunun farkında olmayıp sağda solda içindeki boşluğu doldurmaya çalışan "modern" insanlara benzetebiliriz. Hani böyle bazıları gider yoga yapar, estetik operasyon geçirir falan. O mutsuz hiçliği bunlarla doldurmaya çalışır. Türk halkı da kendi mutsuzluğuna sebep olan şeyleri arayıp bulamıyor, düzeltmeye çalışmıyor, "Osmanlı diye bir şey var (dizilerdeki hali), onu alalım, o bence iyi, güzel, çok mutlu" diye kendine bir çıkış yolu arıyor. Osmanlı'nın nesini sevdin diye sor veya şu an yapamadığın neyi yapacaksın diye sor, çoğu doğru düzgün bir yanıt veremez. Bugün Osmanlı dönemiyle ilgili bir kostümlü parti versek herkes saraylı kostümü ile gelir, kimse Yozgat'lı bir Osmanlı tüccarı kıyafeti giymez ve giyemez, hırpani ve fakircedir çünkü. Herkes Osmanlı halkını hep saraylı gibi yaşıyor, giyiniyor, yiyor içiyor sanıyor. Böyle öğrenip, böyle biliyorlar.

Osmanlı'nın 600 yıl boyunca bu kadar uzun süre hükmetmesinin en büyük sebebi Selçukluya ilgi duymadan, adam gibi kendi devletlerini korumalarıdır. Osmanlı güçlü zamanlarında geleceğe ilgi duymuyordu tabi ama en azından bugünün kıymetini iyi biliyorlardı. Halbuki Osmanlı o meşhur fetihlerini gelişmiş Avrupa uygarlığından arakladığı teknoloji ile yapmıştır. Fitilli tüfekler İtalyanlardan, toplar Macarlardan  peki kendini yenilemek için ne yapmıştır? Cevap sıfır. Askeri teknolojisi geri kaldığında sorunu sistemde aramak yerine geçici çözüm peşinde koşmuştur. Fransa’dan Prusya’dan adam devşirip silah yaptırtmaya çalışmak gibi.

Kendi gözleriyle gördüğü zamanı bile okuyamayanlar tam anlamıyla günümüzle yüzleşmeye cesaret edemiyor.

Şimdiki İtalya'nın Roma İmparatorluğu olma ihtimali ne kadarsa,
Şimdiki Moğolistan'ın Moğol İmparatorluğu olma ihtimali ne kadarsa,
Şimdiki Türkiye'nin de Osmanlı İmparatorluğu olma ihtimali o kadardır.

KISACA:
Geçmişe duyulan özlem, geleceğe duyulan umutsuzluktan kaynaklanır. Geçmişe özlem duyman için onun içinde yaşaman gerek. Belkide ölüm bunun için vardır. Çünkü insanlar ölünce gerici ve tutucu fikirleri de onunla beraber ölüyor. Ölümsüzlük o kadar da iyi bir şey değildir belki. Ama her yeni doğan bebek yeni bir taze beyin ve yeni bir potansiyel demek. Ta ki kendini aşmayı başarırsa.
Dedenizle övünmeyin, dedenizi övündürecek işler yapın. Geriye giderek ileriye gidemezsiniz. Osmanlı ve diğerleri geçmiştir. Geçmiş ders almaktır. Gelecek ise yaşamaktır.
Büyük tarihler küçük milletlerin sırtında yüktür.

Gelecekte kendini geliştirmeyen, teknoloji ve sanatta aşama katetmeyen halkların doğal seleksiyonla elenip tamamen yok olacağı bir dünya kuruluyor yavaş yavaş. Size mutlu rüyalar..."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #1 : 27 Mayıs 2019, 19:31:39 »

Bu yazının sahibini aradım bulamadım. Kimindir bu?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
BATURGAN
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 366



« Yanıtla #2 : 27 Mayıs 2019, 21:41:46 »

Facebook'da Fütürizma adlı bir sayfa var, ya orada ya gruplarında paylaşılmıştı Burakhan Kızılkaya'ya ait olmalı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.177 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.