Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında TOPLU MAKALELER (11)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 22:06:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında TOPLU MAKALELER (11)  (Okunma Sayısı 58805 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Börü:Tegin
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.955



« Yanıtla #80 : 31 Mayıs 2016, 23:44:55 »

Akp Döneminde Medya

 Ak parti ile geçirdiğimiz 14. yılın içindeyiz. Söz konusu partinin bu kadar uzun süredir iktidarda bulunabilmesinin şüphesiz ki en büyük etkenlerinden biri ak yandaş medya, diğeri ise Ak parti karşıtı medyadır. Çünkü bu ikisi birbirini tamamlamaktadır.

 Ak parti iktidarında, halk iyice koyun sürüsü haline gelmiş durumda. Bunun en büyük sebeplerinden biri de onlara, tek doğru haberi, tek doğru bilgiyi kendileri veriyormuş gibi gösteren; Diğer kanalları veya gazeteleri ya 'paralelci', ya da 'vatan haini' ilan eden medya kuruluşlarıydı. İşlerini gerçekten iyi yapıyorlar, çünkü bu kadar büyük bir kitleyi kendilerine inandırarak başka medya unsurlarını düşman gibi göstermeleri ve bunu kusursuzca başarmaları halkın cahilliği olduğu kadar, onların başarısıdır. Ak partili insanlara göre medya ikiye ayrılıyor; Biri Ak partili ve milliyetçi medya, diğer ise Vatan haini, pararlelci medya. Ak parti karşıtı medya denince de akla ilk olarak Fethullahçılar, Doğan medyası, Sözcü Gazetesi ve Halk Tv gibi yayın kuruluşları geldiği için; Ak parti aleyhine bir söz söylendiği anda, her ne kadar haklı olunsa da bir anda 'paralelci, terörist, vatan haini' ilan ediliyorsunuz. Halkın ne olduğunu bilen ak yandaş medya da; Saatler boyu süren programlar, hatta belgeseller hazırlayarak, haksız ve suçlu oldukları durumlardan bile kendilerini aklayarak çıkarabiliyor. Bu bir başarıdır, takdir edilmedi gerekir; Ancak cahil halkın her şeye rağmen bunlara inanması ve hiç bir şey olmamış gibi, hırsızların, müzakerecilerin peşinden gitmesi de ayrı bir mevzu tabi.

 Ayrıca, mulalif medyanın haberleri verirken birbirini destekler gibi vermeleri de ak partili kitlenin bu tavrını etkilemektedir. Mesela; Pkk yandaşı Cumhuriyet gazetesi ile Ulusalcı Sözcü gazetesi'nin bazı konularda haberleri hemen hemen aynı tavır ve yorumla vermesi, ak partili kitle de "Bunlar aynı amaca hizmet ediyor, Sözcü de pkk yandaşı, hepsi paralelci" gibi bir algı oluşmasına neden oluyor. Bu sebeple de koyunlar daha da koyunlaşıyor, mankurtlar daha da mankurtlaşıyor. Birbirine karşıt gibi görünen gazeteler ve dergiler de böylelikle birbirlerinin ekmeğine yağ sürüyorlar.

 İnsanların bu şekilde koyunlaşmalarının sebeplerinden biri de, şüphesiz ki, medya unsurlarının sanki partilere bağlı birer kuruluşmuş gibi davranmalarıdır. Eğer ki medya unsurları bu kadar radikal bir şekilde gelmeseydi insanlar da bu hale gelmeyecekti. Karşıt görüşe sahip olan medya unsurları, tıpkı siyasi partiler gibi olaylar karşısında sırf aynı fikirde olmamak, ya da böyle görünmemek için inanılmaz derecede radikalleşerek insanları saptırabiliyorlar. Tarafsız haber yapan gazete ve kanal sayısı bir elin parmaklarını geçmeyince bu hal kaçınılmaz oluyor ve insanlar gittikçe koyunlaşıyor. Bu yüzden doğru ve tarafsız haberi yapan medya unsurlarının sayısı arttıkça mankurtlaşma bir nebze olsun azalacaktır.

Börü-Tegin - 31.05.2016
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRK:KANI:KURUMASIN:
TURAN:TUGU:YIKILMASIN:
Tolga Akgöz
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 666


Kinimizin şiddetiyle gebereceksiniz!


« Yanıtla #81 : 03 Haziran 2016, 21:21:08 »

AKP Döneminde Türkiye: Dış Politika

Dış politika konuları günümüzde çok karmaşık, zorlu ve normalin çok üstünde bir zeka gerektirecek niteliklerle donanmıştır. Bir ülkenin dış politikasını iyi belirlemesi, o ülkenin gelişmesinde hayati önem taşır.

Ben bu yazımda ülkemizin 2002’den bu yana izlediği dış politikayı anlatmayacağım. Bunun nedeni dış politikaların zaman aşımına uğramasından dolayıdır. Yani 2003’de belirlediğimiz politika 3-4 sene sonra geçersiz olabiliyor. Bu sebepten ötürü yakın zamanda (2007) belirlediğimiz ve şu ana kadar bu yoldan sapmadığımız dış politikamızı ele alacağım.

Öncelikle AKP hükümetinin uzun süredir kafasında temellendirdiği bir proje var. Bu proje Orta Doğu’nun hakimi olmak. Bu hakimiyeti tek başına başaramayacağını bildiği için kendine sahte dostlar ve sahte düşmanlar çizdi.  Sahte dostlar ve sahte düşmanlar Akp hükümetinin planlamış oldukları çizgiden çok aykırı yerlere sapmadıkları için Akp hükümetinin kendi kafasında temellendirdiği dış politikası başarıyla devam ediyor.

Dış politikamızı ülkeler ve kuruluşlara göre ayrı-ayrı inceleyecek olursak;

Türkiye-ABD İlişkileri

Türkiye-ABD ilişkileri ABD’nin Irak’a girmesiyle çıkmaz yola girmişti. Üstüne bir de, Türkiye tarafından 1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesi, ardından 11 Türk askerinin başına Amerikalı askerler tarafından çuval geçirilmesi iki devlet arasındaki gerginliği zirveye taşımıştı.

Bütün bu yaşananlara rağmen 2007 yılında Türkiye-ABD ilişkileri Amerika çıkarları doğrultusunda (Türkiye’yi Orta Doğu’daki karakolu olarak görmesi) iyileşmeye başlamıştı.  2010 yılında gerçekleşen Mavi Marmara olayından sonra Amerikan başkanı Obama’nın, İsrail başkanı Netanyahu ile görüşüp, Türkiye’den özür dilemeye zorlaması ve 19-20 Kasım 2010 tarihinde yapılan Lizbon'daki NATO Zirvesi, Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir çağ açmıştı. İlişkilerin iyileşmesini isteyen büyük bir çoğunlukla Amerika’ydı. Bunun nedeni, ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki olan İran’la arasının bozulmasıydı. İki devlet ilişkisinin bozulması Orta Doğu’da stratejik müttefiklik görevini Türkiye’nin üstlenmesine sebep oldu. Amerika isteklerine ağırlık basan bu müttefiklik Türkiye’nin de işine yarıyordu.

Bu saatten sonra Amerika, Türkiye’yi kayıtsız-şartsız itaat ettirmektense model ortaklığa yani Amerika’nın denetimi altında Orta Doğu’da büyüyüp, gelişmesine uygun görmüştü. Türkiye’nin (Akp hükümetinin)  istediği de buydu. Orta Doğu’da Amerika’ya karşı durmaktansa, Amerika ile müttefik olup, kendini geliştirmek.

Türkiye-ABD müttefikliği sırasında çeşitli sorunlar ortaya çıktı. Bunlardan bazıları;

-Filistin sorunu ki burada Türkiye, Filistin’i desteklerken; Amerika, İsrail’i haklı bulmuştu.

-Türkiye’nin, Suriye çözümü için sadece IŞİD değil aynı zamanda Esad’dın da devrilmesi gerektiğini savunurken, Amerika’nın sadece IŞİD’i hedef göstermesi.

-Ve Son zamanlarda ABD’nin, YPG’yi alenen desteklemesi. IŞİD’den boşaltılan yerin YPG’ye bırakılması gibi Türkiye’nin kesinlikle karşı çıktığı olayları desteklemesi, iki devlet arasında sorun oluşturuyordu.

Bu yaşanan kötü olaylara rağmen Amerika, Orta Doğu hakimiyeti için Türkiye’de bulunan İncirlik Üssüne muhtaç olması ve iki devletin ortak düşmanlara sahip olması, iki devleti birbirinden ayıramıyor.

Türkiye-İsrail İlişkileri

Türkiye-İsrail ilişkileri 2000’li yıllarda çok kötü durumdaydı. Kötü olmasının sebepleri vardı. Bu sebepler;

-2008-2009 yılında Gazze-İsrail savaşında Türkiye’nin, İsrail’i kınaması iki devlet arasındaki ilişkilerin bozulmasında ilk büyük darbe oldu.

-2009 yılında DAVOS’da yaşanan gerginlik.

-Türkiye’de, İsrail aleyhine doğru ya da yanlış fark edilmeksizin yapılan propagandalar.

-Yine 2009’da İsrail’in, Türkiye’yi “Ermenileri katlettiniz” , “Kürtleri katlediyorsunuz” iddaalarında bulunması.

-31 Mayıs 2010’da İsrail askerlerinin Gazze’ye yardım amaçlı giden Mavi Marmara adlı gemiyi basmaları ve 9 Türk’ü öldürmeleri iki devlet arasındaki ilişkileri bozan ikinci büyük darbe oldu.

-Türkiye tarafından İsrail’e yapılan bazı yaptırımlar.


En bilindik ve iki devletin uzlaşmasına en çok engel olan sorunlar bunlar. Bu yaşanan sorunlara rağmen İsrail her fırsatta Türkiye’ye uzlaşma için açık kapı bırakmıştı. Fakat Türkiye’nin bu bırakılan açık kapılara net bir cevap vermediği için uzlaşma çabaları sürekli askıda kaldı.

Son zamanlarda iki devlet uzlaşıyor gibi. İki devletin uzlaşmasını isteyen Türkiye değil İsrail’dir. Bunun nedeni; İsrail’in Doğu Akdeniz’de (Levant) bulmuş olduğu gaz yataklarıdır. İsrail, 2017-2018’de Levant yataklarından çıkarılacak gazın %80’ini dış pazara satmayı düşünüyor. Dış pazarlamaya en kârlı şekilde satmanın yolu da “Gazı, Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden de Avrupa’ya satmak” gibi duruyor.  Bu sebepten ötürü İsrail bulduğu her fırsatta Türkiye ile yakınlaşmaya çalışıyor.

Peki, gerçekten Türkiye ile İsrail uzlaşır mı? Bu sorunun cevabını net olarak bilemeyiz. Türkiye’nin uzlaşma için İsrail’e 3 şart sunuyor. Bu şartlar;

1.)İsrail, Türkiye’den özür dileyecek.

2.) Mavi Marmara’da ölen ve yaralananlara tazminat ödenecek.

3.) Gazze’ye uygulanan abluka kaldırılacak.


İsrail, bu şartlardan ilk ikisini yapmaya hazır fakat üçüncü şartın gerçekleşmesi biraz zor gibi duruyor. Bunun yerine İsrail, Gazze’ye uygulanan ablukanın kalkması değil de yumuşatılmasını daha uygun görüyor.

Olaya Türkiye tarafından bakacak olursak; Rusya ile ilişkileri sıfıra inen Türkiye, yeni gaz ithal edebilecek devletler arıyor. Bu arayışta sıkıntı yaşamayacağını bildiği için İsrail’le ilişkilere temkinli yaklaşıyor.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkinin ne olacağını, zaman bizlere gösterecektir.


Türkiye-Rusya İlişkileri

Türkiye, Rusya ile iyi ilişkilerini Batı ülkeleri ile yaşadığı zor zamanlarda bir koz olarak kullanmıştır. Bu önemli kozunu son dönemlerde kaybetse de yakın zamana kadar bu böyleydi.

Aslında Türkiye-Rusya ilişkileri “Uçak düşürme krizine” kadar -bazı olumsuzluklara rağmen- gayet seviyeli ve güzel gidiyordu. Hatta Rusya, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklerken, Türkiye’de Rusya’nın İslam Konferansı Örgütü’ne gözlemci statüsünde katılımını desteklemişti.

2010 yılında vizelerin kaldırılması bile görüşülmüştü. Türkiye NATO üyesi olduğu halde Rusya ile silah alımı yapan, askeri açıdan teknik işbirliği yapan bir devletti.

Bu olayların yaşanmasında ne Türkiye, ne de Rusya doğrudan etkin değildi. Doğrudan etkin olan Amerika’ydı. Amerika, Karadeniz havzasının güvenlik açısından eksik olduğunu savunup burayı kendi askerleriyle donatmak istedi; Türkiye ile Rusya’nın bu isteğe olumsuz cevap vermeleri ve Türkiye ile Rusya’nın Montrö Boğazlar Sözleşmesine sadık kalmaları, iki devleti birbirine yakınlaştıran temel faktördü.

Yine iki devleti birbirine yakınlaştıran bir diğer olay; Rusya-Gürcistan savaşında Türkiye’nin tutumuydu. Bu savaş sırasında Türkiye, NATO üyesi olduğu halde (Gürcistan’a yardım için giden) Amerika ve Batı devletlerinin askeri gemilerini boğazlardan geçirmemesi Rusya’nın gözünde Türkiye’yi çok saygınlaştırmıştı.

Bu yaşananların yanı sıra, iki devlet birbirine muhtaçtılar. Türkiye-Rusya ticaret ortaklığındaki başarı, başka devletlerle karşı gerçekleşmesi zordu. Bütün bu olumlu davranışların devam etmesi, ikili ilişkinin zirveye taşınması planlanırken Suriye sorunu ve 24 Kasım 2015 günü düşürülen Rusya uçağı iki devletin ilişkilerini sıfıra indirmişti.

Bu saatten sonra Türkiye-Rusya ilişkileri düzelir mi, diye planlar yapılırken Azerbaycan-Ermenistan savaşının patlaması ve Türkiye’nin, Azerbaycan’ı; Rusya’nın, Ermenistan’ı desteklemesi iki devleti iyice çıkmaza sokmuştu.

İlişkilerin düzeltilmesi için Rusya’nın bazı şartları vardı;

1.)Düşürülen uçak için Türkiye’nin, Rusya’dan özür dilemesi.

2.)Rus pilotuna ve ailesine tazminat ödenmesi.

3.)Rusya’ya resmi tazminat ödenmesi.


Bu şartları kabul etmeyi Türkiye aklının ucundan bile geçirmiyordu.

Türkiye, Rusya’ya muhtaçlığını kaldırmak için Azerbaycan, Katar ve İsrail’le görüşmelere başladı. Yani Türkiye, Rusya ile ilişkilerini düzeltmek yerine kendine yeni ticari ortaklar aramaya başladı bile. Öte yandan Rusya’nın düşmanı olan Ukrayna devleti ile ilişkilerini geliştirmeye başlaması; askeri araç-silah üretimi, modernize edilmesi konularında anlaşması Türkiye-Rusya ilişkilerinin –çok elzem bir şey olmadığı sürece- uzun bir süre düzelmeyeceğini gösteriyor.


...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Vatan, bize kılıcımızın ekmeğidir.
Tolga Akgöz
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 666


Kinimizin şiddetiyle gebereceksiniz!


« Yanıtla #82 : 03 Haziran 2016, 21:35:20 »

...

Türkiye, Avrupa Birliği-İslam Birliği Teşkilatı ve NATO-İslam Ordusu

Başlıkta belirtilen teşkilatlar Türkiye’nin, İslam ülkeleri ile Batı ülkeleri arasında köprü görevi gördüğünün en büyük kanıtıdır. Türkiye, -her zamankinden farklı olarak- sadece Batı ya da sadece Doğu’ya sırtını yaslamayıp, bu iki ayrı oluşumlardan da beslenmeye çalışıyor.

Türkiye’nin AB’ye girme isteği her zaman olduğu gibi askıya alınmıştı. Bunun üzerine İslam Birliği Teşkilatı’na başkan olarak seçilen Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin, AB’siz de gelişebileceğini, AB’ye girmemeyi dünyanın sonu olarak görmediğini dile getirdi. İslam Birliğine Türkiye’nin başkan olarak seçilmesi, AB’ye benzer bir yapılanmayı, İslam Birliği Teşkilatı’nda  bulunan İslam Devletleri ile yapılandırabileceği tahmin ediliyor. Bununla ilgili şuana kadar atılmış tek somut adım İslam Ordusu’nun kurulmasıdır. Ayrıca Şangay İşbirliği Örgütü’ne bir ara açık kapı bırakan Türkiye, Rusya krizinden sonra bu birlikten de vazgeçip, tüm yoğunluğunu İslam Birliği’ne harcamıştır.

Türkiye’nin, NATO ile olan beraberliğinin kağıt üzerinde bir beraberlik olduğunu dünya alem biliyor. “Türkiye’nin, NATO’dan neden ayrılmadığı?” konusundaki yüksek siyasi, politik, askeri konuları bir kenara bırakırsak; NATO’nun, Türkiye’ye bir yarar sağlamadığını aksine ekonomisine zarar verdiği hatta güvenliği konusunda sorun oluşturabileceği kanısına varmalıyız.

Türkiye, NATO’ya olan güvensizliği nedeniyle –İslam Birliği Teşkilatı’nda uyguladığı politikanın aynısını- 14 Aralık 2015 tarihinde İslam Ordusu’na dahil olması açık-açık maksadını belli eden bir davranıştı. Bu hareketten rahatsız olan devletler, yine müttefikimiz Amerika ve Avrupa Ülkeleriydi.

Kısacası, Türkiye, her türlü ihanete karşı kendisine sağlama almak için elinden geleni ardına koymuyordu.


Türkiye-Suudi Arabistan İlişkileri

Son zamanlarda dış politikada yaşanan şaşırtıcı değişimlerden biriside Türkiye-Suudi uzlaşması hatta müttefikliği oldu. Aslında bakarsanız, Türkiye-Suudi uzlaşmasının olması çok zordu. Bunun sebepleri;

-İki devletinde İslam Devletlerine önderlik etmek istemesi,

-İki devletinde birbirlerine yaptıkları haklı/haksız propagandalar,

-Türkiye’nin, İran’a karşı olumlu davranışlarının, Suudiler tarafından hoş karşılanmaması,

gibi sebepler iki devleti birbirinden uzak tutuyordu. Ta ki;
  
-Suudilerin, İran’ın yayılmacı politikasından korkması,

-Suudi Arabistan’ın en zengin petrol bölgesinde Şii nüfusun çoğunlukta olması,

-Amerika’nın İran’la ilişkilerinin yumuşaması,

-Suudilerin, Amerika’ya karşı güvenlerinin sarsılması,

-Hem Türkiye’nin hem de Suudilerin Esad rejiminin yıkılmasını istemesi,


gibi sebepler Suudilerin varlığını tehdit ettiği için, Suudileri, Türkiye müttefikliğine zorluyordu. Bu müttefikliğe Türkiye’nin cevabı ise komşularla sıfır problem politikası yürüten ve Amerika’yla IŞİD konusunda anlaşamayan Türkiye için oldukça makuldü.

Türkiye-Suudi müttefikliği iki devletin birbirini çok sevmesi ya da İslam Birliğine inanmaları yüzünden değil; Suudilerin ve İslam Ülkelerinin varlığını devam ettirebilmesi için yapılmış zorunlu ve gerekli bir müttefikliktir.  

Türkiye-Azerbaycan İlişkileri

Türkiye’nin dış politikada en net olduğu yer herhalde Azerbaycan konusudur. İki devlet her fırsatta birbirine destek olmuş ve iki devlet arasındaki ilişki müttefiklik derecesinden çok yukarılara tırmanmıştır.

Türkiye-Rusya krizinde, Azerbaycan’ın gaz konusunda Türkiye’ye destek olması ve çeşitli projelere imza atılması; aynı şekilde Azerbaycan-Ermenistan krizinde Türkiye’nin alenen Azerbaycan’ı desteklemesi; 16 ağustos 2010 tarihinde “Azerbaycan ve Türkiye arasında Stratejik İşbirliği ve Karşılıklı Yardım” anlaşmasının imzalanması, iki devletin dış politikada ne olursa olsun beraber olacaklarının göstergesidir.

Türkiye-Ermenistan İlişkileri

Türkiye-Ermenistan ilişkileri politik, siyasi bir davranış olmaktan çok milli bir tepki haline geldiği için Türkiye’nin, Ermenistan ile uzlaşma, işbirliği gibi politikalardan çok uzak duracağı kesin bir olgudur.

Bu olgunun altında temel olarak 1915 olayları bulunuyor. Ardından 19 Ocak 2007  tarihinde gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi, Azerbaycan-Ermenistan krizinin patlaması ve Ermenistan’ın, Rus desteği alması, Türkiye’nin ise Azerbaycan’ı desteklemesi ikili ilişkileri iyice bozmuş bulunuyordu.

Bunun dışında iki devletin ne yakın gelecekte ne de uzak gelecekte ikili ilişkilerde olumlu davranışlar sergilemesi beklenmiyor.


Türkiye-KKTC İlişkileri

Türkiye-Kıbrıs ilişkilerinde hayat her dönemde Türkiye’yi Abi, Kıbrıs’ı ise savunmasız bir erkek kardeş olarak görevlendirmişti. Buna karşın Türkiye, Kıbrıs politikasında hayatın vermiş olduğu görevi layıkıyla yapmasına karşı Kıbrıs’ın görevini küçük görmesi ve vefasızlık etmesi ikili ilişkileri bozmaya yetip de artmıştı bile.

Türkiye 9 yılda (2002-2011) Kıbrıs’a 7 milyarlık bir yardımda bulunmasının yanı sıra turizmcilerin, işletmecilerin ve hatta Türk askerlerinin Kıbrıs’a yardıma gitmesi Türkiye’nin, Kıbrıs’a olan sevgisinin, ihtiyacının en açık örnekleridir. Bu yapılanlara karşı Kıbrıs’ın, Türkiye’ye olan vefasızlığının sebebi anlaşılamamıştır.

Türkiye, Kıbrıs’ı Akdeniz’deki konumu gereği ve içinde barındırdığı Türk nüfusunu göze alarak Kıbrıs’ın, Türkiye’den kopmasını büyük eksiklik olarak görüyor. Kıbrıs ise Türkiye’den ayrılmanın kendilerine zarar vermeyeceğine, aksine daha hızlı gelişeceklerini iddaa ediyor.

Türkiye’nin, Kıbrıs’a olan ihtiyacı aşikâr fakat Kıbrıs, Türkiye’ye daha muhtaç bir vaziyette hatta Türkiye olmazsa Kıbrıs hiç olur ama bunun farkında değil.


Kısacası, Türkiye’nin dış politikasını toplamak gerekirse; sanılanın aksine Türkiye iç politikadaki kötü yönetimini dış politikada yapmamıştır. Türkiye’nin üstüne gelen ve gayet zorlu olan durumlardan, Türkiye şaşırtıcı bir şekilde çok iyi sıyrılmış, idare etmiş ve dış politikasının temelinin bozulmasına izin vermemiştir.


Dipçe: Kısa süreli gecikme için affınıza sığınıyorum.

Tolga Akgöz

03.06.2016
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Vatan, bize kılıcımızın ekmeğidir.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.682


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #83 : 22 Temmuz 2016, 20:43:21 »

Biz bu Fetoçuların ne soysuz olduklarını ta yıllarca önce söylemişdik. Siz daha yeni mi öğrendiniz?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Türkçü Talebe
Ne Sandın KANIMIZ BOZUK DEĞİL !
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 35


Atsız'ın öğrencisi olmakla İFTİHAR EDERİZ .


« Yanıtla #84 : 22 Temmuz 2016, 20:52:24 »

Böyle olucağı belliydi renk vermişlerdi daha yeni uyananlar ... İyi uyumuşlar .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Dengizik Beg
Kun Yabgusu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 50


Türk.


« Yanıtla #85 : 22 Temmuz 2016, 21:58:21 »

Daha yeniyim ama ben de bu durumu yıllar öncesinden fark etmiştim. Etrafımdakileri uyardım ama pek çoğu sözlerime ehemmiyet vermemişti. Şimdi ise uyardıklarım idamını istiyorlar....
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #86 : 23 Temmuz 2016, 14:57:09 »

AKP'li siyasiler, yandaşlar, seçmenler Fethullahcıyken, Türkçüler bu soysuz ve cemaati hakkında milletimizi uyarıyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
M. Badurak
Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 3.138


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #87 : 23 Temmuz 2016, 15:38:57 »

Tarih geçmişten ders almak ve geleceğe yön vermek için vardır. 
Bu adam müsveddesinin arkasında olanları iyi tanımak gereklidir.
Hizmetçilerin 92 yılından beri cia ve mossad tarafından yürütülen kirli savaşın yalnızca görünen yüzüdür.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.682


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #88 : 03 Ağustos 2016, 20:35:58 »

FETOŞ denen soysuza biz yıllardır hain, soysuz diyorduk. Onlarla beraber bu yolda yürüyenler bunun ne soysuz olduğunu yeni anladılar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.682


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #89 : 16 Ağustos 2016, 13:47:58 »

Vatikan papazı Fetoş.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.067 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.