Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında TOPLU MAKALELER (11)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Kasım 2017, 08:45:38


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında TOPLU MAKALELER (11)  (Okunma Sayısı 58918 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YigitKam
Ziyaretçi
« : 29 Ocak 2012, 03:15:27 »

Fetoş denen Soysuz ve Cemaati hakkında

Otağ üyelerimizin Değerli, geniş düşünceleri....
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 29 Ocak 2012, 22:08:46 »

  
    300  YILDIR TÜRKİYE’DE; HÜKÜMET DEVİRİP, KURAN “GİZLİ TEŞKİLAT” KİM?


Bu sorunun cevabını gelmiş geçmiş” milli şuur yoksunu” hükümetlerle öğrenme şansımız olmadı. O sebepten “GİZLİ TEŞKİLATIN” kullandığı kişi, kurum ve onların destekçisi sürüden yola çıkmalıyız. Fethullah Gülen adlı din tüccarı, CIA personeli, hain çobanını ve cemaatini anlatalım.

1966 yılında İzmir’de ( laikliğin kalesi İzmir ne akıl ama) vaizlik yapan bir müptezeldir. Millet bilincine ulaşamamış, halk kitlesini Allah ile kandırmış bir çapulcudur. Ben böyle derken;
•   1995 – Türk Ocakları Vakfı "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü"
•   1995 – Mehmetçik Vakfı "Teşekkür Beratı"
•   1996 – Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) "Hoşgörü Ödülü"
•   1997 - Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) "Türk Dünyasına Hizmet Ödülü"
•   1997 – Türk Eğitim-Sen "24 Kasım Eğitim Özel Ödülü"
•   1998 – "Türk 2000'ler Vakfı Ödülü"
•   1998 – "Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı"
•   1998 – "İpekyolu Vakfı Ödülü"
•   2001 – Türkiye Yazarlar Birliği "Üstün Hizmet Ödülü"K
•   2007 - "Dünyanın En Büyük Entelektüel İnsanı"[68]
•   2010 - Leeds Metropolitan Üniversitesi (İngiltere)"Fahri Doktora Unvanı
Yukarıdaki kurumlarda böyle demiş.

  Tansu Çillerin bir cümlesi” Başbakan olunca anladım, Türkiye’yi Başbakan yönetmiyormuş”. Zahmet edip kimin yönettiğini de söylemedi. 28 Şubatta ödü patlayan Fethullah ve tayifesinin okullarımızı devlete devir edelim teklifini de ne hikmetse kabul etmediler. Nazlı Ilıcak galip geldi, okullar cemaatte kaldı. Süleyman Demirel’in tavsiyeleriyle bir çok ülkede binlerce eğitim kurumu açtılar. Destek almadığı askeriyeden başka yer kalmamıştı.28 şubat kararlarıyla tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB e devredilmeli diyen MGK da fos çıktı.  Deşildikçe içinden çıkılamayan bir 28 şubat, sözde darbe, ama galip gelen İRTİCA.
  Siyasi isimlerden Alparslan Türkeş bile Fethullah Gülen hakkında iyi şeyler söylemiştir. Hiç beklemediğiniz hatta MHP’nin başına geçmesini istediğiniz isim bile Fethullahçı çıkarsa şaşırmayın. Bunlar Milliyetçi ve Atatürkçü görünen düşmanlar olabilir. Ülkücü camia Güleni eleştirince çarpılacağınızı söyleyenlerle doludur. Bunun yerine Gülenin başörtüsü fetvası, Abd de 5 yıl kalabilmesi, Yahudi dostluğu, haçlı ittifakı, Abant platformunu yargılasa ya. Ama çarpılırlar neme lazım.
  Bu cemaat Ermenilere en zor anlarında destek vermiştir. Devletimiz ambargo uyguladığında Gürcistan üzerinden cemaatin şirketi gıda göndermiştir.
   Siyasi ve ticari olarak ; insanlar için , ülküsüzler için yenilmez bir hal alan cemaat için bakın Gülenin 35 yıllık yoldaşı neler demiş. Nurettin Veren adlı başka bir müptezel. Eğitim kurumları devlet ideolojisine aykırı ve şahsi çıkarlar yani hükümetler için kullanıldığı için isyan etmiş ve Gülen tarafından aforoz edilmiştir. Satılmış medya sayesinde sesini de duyuramamıştır. Hem de kendi yönettiği medyadan bile şutlanmıştır. İyi dostu sandığı zamanın bazı bakanlarına kadar çıkmış ama susturulmuştur. Millet Vekili Emin Şirinin Meclise verdiği önergede fos çıkmıştır.  Gülenin karşısında sandığı medyaya müracaatı da sonuç vermemiştir. Herkes korkuyor bu soysuz ve soysuzlar topluluğundan. Milli şuuru uyanık olmayan kişiler , davasında samimi olmayan kişiler bunlardan korkar. Bizler korkmayız, üzerine gideriz. Arkasında hangi güç olursa olsun . Vız gelir tırıs gider. Masa başında almadık bu toprakları, kiralamadıkta. Nasıl aldıysak paçanız yiyorsa öyle alırsınız. Öyle siyasi oyunlar gün gelir patlar. Dininizde Allahınız da sizin olsun. Bize Türk Kanıyla sulanmış Topraklar emanettir. Emanete hıyanet eden şerefsizdir. Bu Topraklar acun var oldukça bizimdir. Eksiği vardır fazlası olamaz

  Yararlanılan kaynaklar. Töre Yayın. Kemal Ermetin-Rabia Kadir
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Hun_Kurt
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 969


TANRI DAĞLARI TIEN SAN


« Yanıtla #2 : 30 Ocak 2012, 16:34:53 »

                     VATIKAN PAPAZI FETULLAH GÜLEN

Tüm zamanlarin gelmis gecmis en büyük vatan ve millet haini Fetullah Gülen 27 nisan 1941 de
Erzurumun hasankale pasinler (Korucuk ) köyünde anasinin .....´dan firladi .


Nevval sevindinin 1997 basimi basimi Fetullah gülenlle Nev york sohbeti adli kitabin 23 cü sayfasinda it  (kürt) kökenli Selahattin eyyübiye ,diger yandan hz Arap aliye dayaniyor iddiasiyla serifligi sahipleniyor .

Böylece Türk soylu olmadigi kendi ifadesiyle kesinlik kazanmis oluyor . Arap kürt melezi olduguda süpheli . Büyük ihtimalle ermeni oldugu ,ermeni oldugunu söyliyemediginden kürt Arap nesebine siginiyor .

Büyük yalanci ve sahtekar Fetullah gülen yine kendi ifadesiyle benim kuran hocam validemdir (anasi) bana kuran okumayi 4 yasinda ögretti bir ayda hatmettim diyerek kendisini olaganüstü mucize bir sahsiyet olarak pazarlamaktadir .

1957 risalei nurla tanisma . 1962 1964 vatan haini rütbesinde askerligini yapti .18 02 1968 yilinda görevli olarak haca gitti (dikkat görevli olarak haci olarak degil )

1971 yilinda 12 mart muhtirasindan önce kestane pazari kuran kursundan ayrildi .1975 yilinda kuran ve ilim Darvinizm ve altin nesil (ihanet nesli ) ictimai adalet ve nübüvvet isimli konferanslar serisine basladi . 1976 yilindada devam eden bu konferanslar , Izmir disinda Ankara Corum Malatya Diyarbakir Konya Antalya Aydin gibi illerde devam etti .

1972 yilinda Atatürkü genclige din düsmani olarak göstermeye ve tanitmaya calistigi ,nurculuk tarikati yolu ile dine dayali devlet düzeni kurma yönünde faaliyette bulundugu mahkemece belirlenmis ve üc yil agir hapse mahkum olmustur .

Fetullah Gülenin mahkumiyetine esas teskil eden dine dayali devlet düzeni kurma faaliyetleri askeri yargitayin 24 10 1973 242 sayili karari ilede sabit görülmüstür . Af kanunu ile davasi düsmüstür.

12 eylül 1980 tarihinde hakkinda tutuklama karari verilmistir . 6 yil calismalarina ara vererek tutuklanmamayi basarmistir . 1986 yilinda Burdurda yakalanmis ancak üst düzeyde yapilan girisimler sonucu devlet güvenlik mahkemesi (DGM) takipsizlik karari vermis serbest birakilmistir .
Aksiyon dergisinin 6 12 1998 sayili nüshasinda kendi agzindan allah askina ve lütfen bu raporu ibraz etsinler seklindeki aciklamasiyla pisikiyatri kliniginden aldigi raporu inkar ediyordu .

Rapor eyüp hükümet tabipligi 27 2 1981 tarihinde Gülende gördügü pisikolojik bozukluklar üzerine kendisini Cerrahpasa tip fakültesi hastanesine pisikiyatri kilinigine sevk etmistir .

Burada uzman dr. Müfit Ugur ekibi ile birlikte Gülenin sikayetleri dogrultusunda kendisine ( reaktif inkisiyete ) teshisini koymus 20 gün istirahat vererek ilaclarini sürekli kullanarak tedavisini aksatmamasini istemistir .

Gülenin hastaliginin Türkcesi sürekli olarak tekrarlayan korkudur . (KORKAK KÖPEK)

Fetullah Gülen kimdir ? Din yenileyicisimi (revizyonist)  yeni bir dinin peygamberimi ?
Islam dininin peygamberi varsayilan arap muhammet sahabelerinden ancak onuna cenneti müjdeliyorken , Gülen arkasindaki tüm cemaatine bu  müjdeyi veriyordu .

25 ocak 1995 tarihinde sabah gazetesinden Nuriye Akmana bir rüyasini anlatiyor allahin özel kalem müdürü edasiyla cemaatine topyekün cenneti müjdeliyordu .

Ben cehennemin önünde sel gibi akan insanlari durdurmaya calisiyorum ,sonunda dayanamadim kenara cekildim. Bu rüyasini aciklarken haddini asarak allahin insanlara adaletsizlik yaptigini ima ediyordu.

Allahin cehenneme atilmak üzere yola cikardigi insanlara mani olmaya calisiyor ,allahtan daha sefkatli oldugunu ,birde bunu yeminle söylüyordu .

Fetullah Gülen ikinci dirilisi gerceklestirmek amaciyla faaliyet gösteren isik evlerinde ,sabah namazindan sonra ,elleri asagiya dogru cevrilerek su duayi yaptiriyordu . Allahim kadinlarin serrinden allahim kadinlarin belasindan allahim kadinlarin fitnesinden bizi koru ve esirge  (adam sanki imam degil ünlü ingiliz kadin kasabi seri katil jack the ripper )

18 haziran 1997 tarihinde tedavi olmak bahanesiyle  ABD ye gitmis penisilvanya eyalatinde bir ciftlikte ikamet etmektedir . Burada bulundugu süre icinde rum ermeni musevi cemaatlerinin ileri gelenleri ile görüsmeler yapmistir .

VATIKAN  CIA ve MOSSADIN Türkiyedeki Truva ati büyük vatan haini Kiripto ermeni devsirmesi Fetullah Gülenin nihai hedefi Türkiyeyi parcalamaya ve parcalarini ABD ye baglamaya calismak . Arkasinda tarihi Türk düsmani devletler elinde yüz milyar dolar sermaye . Siyasi arenada AKP PKK Y. CHP . MHP ; ye sahip olan PKAKA dan daha tehlikeli ve daha örgütlü (organize) daha kamufle Isik nur Tarikati Fetullah Gülen Terör örgütü .

                                                                                 Tien San 30 ocak 2012 .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 30 Ocak 2012, 16:59:42 »





 FETHULLAH GÜLEN GERÇEĞİ VE SİYONİZMLE İŞBİRLİĞİ

   Fethullah Gülen hareketi ve örgütüne girmeden önce BİLDERBERG nedir?, bunu açıklamak gerkemektedir.

Bilderberg, uluslararası siyonizmle yakın bağlantılı hatta onun bir teşkilatı olduğu bilinen organizasyonlardan olan Dış İlişkiler Komitesi (CFR)’nin Avrupa ayağını oluşturmak amacıyla 1954'te, Hollanda’da Oosterbeek şehrinde Bilderberg Oteli’nde kurulmuştur. Kuruluşun gerçekleştirildiği otelin sahibi de Hollanda kralıydı. Örgüt de ilk toplantının gerçekleştirildiği otelin adını alarak Bilderberg Group (Bilderberg Grubu) diye adlandırılmıştır. CFR üyelerinin birçokları aynı zamanda Bilderberg üyesidir.Bilderberg group gerçek Bilderberg değildir. Gerçek Bilderbergin amaçlarını ve falliyetlerini gizlemek için kurulmuştur.CFR NİN yakınzamanda Feethullah Gülen, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül'e ödül verdiğini biliyoruz.

    Her sene degisik ulkerede toplanti yapan "Bilderberg Group" gercek Bilderberg degildir. Bilderberg Group, "Gizli Siyonist orgut BİLDERBERG'İ" gizlemek icin maske olarak kurulan orguttur. 
Gercek Bilderberg gizli bir Siyonist Orgut olup, yahudi olmayanlarin cikabilecegi en ust basamaktir siyonist hiyararside. Bundan sonraki basamaklarda sadece yahudiler vardir. Yahudi olmayan hic kimse Bilderberg uyeliginden daha ust basamaga cikmamistir-cikamaz.

Ayrica gercek Bilderberg uyeleri ancak "Yahudilerin kutsal kitabi Talmud" uzerine yemin ederek Siyonizme baglilik yemini etmek zorundadirlar. Şimdi siyonist şemayı açıklayalım.

                                        1. Altta LİONSLAR (Mahalle komiteleri vb. Genç Leo (Lioness) kızlar ve genç Leon erkekler)
2. Bunun üstünde Rotaryenler.
3. Bunun üstünde Carbonary ve Masonnry (Farmasonlar)
4. Bunun üzerinde yani alttakilere emir verme yetkisine sahip BİLDENBERG GROUP
5. Siyonizm kuruluşları (Bunlar sadece Yahudilerdir. Diğer alt sınıflar ise "Yerli uşak"lardır. (Goyim)

Fethullah Gülen Siyonizmin bir alt kuruluşlarından olanBilderberg'in (Ecevit ve Yılmaz ile birlikte) üç YÜKSEK üyesinden biridir. ABD'ye ömürboyu transferi yapılmıştır.
 
Şimdi birde bu siyonist kuruluş BİLDERBRGİN Türkiyedek diğer üyelerine göz atalım.

                              Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
2011 Bilderberg Toplantısı ve Ünlü Yerli Yabancı...




    Ülkemizde 11 Kasım 1938 den beri oynanan oyunların, gelen giden hükümetlerin neye hizmet ettiklerini şimdi çok daha iyi anlıyoruz. Siyonizmin bir yemin paragrafı vardır ve tüm üyeler bu yemine sadık kalacaklarına dair ant içmekle yükümlüdür. Nedir bu yemin onu görelim.

                                        Arzı Mev’ud 7 ülke üzerinde Nil-Fırat arasında, Toros yayı ve bunun kuzey doğusu olan “MURAT havzası=Aczmendi” ile güneyde Akabe ile Basra hattı boyunca ÇİZİLMİŞTİR.
Bundan dönmenin HİÇBİR MÜMKÜNÜ YOKTUR. Bu yemindir ve sonuna kadar  ilerletilecektir.

Aynı yeminli protokolde, Türklerin ve Arapların bu havzadan çıkarılmaları ve sadece “GOYİM” tabiatlı (Öküz de demektir)
Kürtlerin Yahudi ırkının ayak işlerini yapmaları için “Yudaik-Kürdo” müstemlekesi kurulmasına imza atıldı. Bu protokol
ayrıca “Zero-n” denen gelecekteki torunlarına da YEMİNLİ olarak iletildi.

Evet Bilderbergi ve siyonizmi tanıdık.İşte Fethullah Gülen de ülkemizde ki pek çok kilit noktadaki şahıslar gibi bu kuruluşun bir üyesidir ve kutsal kitapları Talmud üzerine yemin etmiştir. Akp ve Fethullah Gülen'in yana yııkıla dinler arası dialog diye diretmelerinin altında yatan bu gerçektir. Türk ırkının bi haber olduğu bu gerçek ne yazık ki Türk Irkının sonunu hazırlamaktadır.

 Siyonizmin ülkemiz üzerindeki emellerini ve bu emelleri gerçekleştirmek için kürt saitten, Fethullah Gülene nasıl bir ilişki içinde olduklarını bir bir görelim. Fethullah Gülenin Bir BİLDERBERG üyesi olduğunu ispatlayan HANS AİBERG'in notlarına göz atalım. Hains Aiberg Alman bir müslümanadır.Kuran ayetlerine dair ilgi çekici açıklamaları ile dikkat toplamış ve Fethullahın ilgi alanına girmiştir. Fethullah Gülen bu şahsı kendi örgütüne dahil etmek istemiş ancak red yanıtı alınca onu öldürmeye kadar gidecek suikast girişimlerinden kaçınmamıştır.Hans Aiberg Fethullah gerçeğini tüm çıplalklığı ile ortaya döküyor.İşte yazıları. Burda şu noktaya dikkatinizi çekiyorum. Açıklanan tüm bu belgelerin Alpaslan Türkeşinde elinde olduğu, şimdi ise bu belgelerin oğlu Tuğrul Türkeşte bulunduğunu söylüyor Aiberg.

                                 HANS AİBERG'İN E-MAİL YAZILARIYLA SİYONİZMİN SİNSİ PLANI ve FETHULLAH GÜLEN'İN GERÇEK YÜZÜ:
Herzl deklare etti ve protokol olarak yemin edildi:

Arzı Mev’ud 7 ülke üzerinde Nil-Fırat arasında, Toros yayı ve bunun kuzey doğusu olan “MURAT havzası=Aczmendi” ile güneyde Akabe ile Basra hattı boyunca ÇİZİLMİŞTİR.
Bundan dönmenin HİÇBİR MÜMKÜNÜ YOKTUR. Bu yemindir ve sonuna kadar  ilerletilecektir.

Aynı yeminli protokolde, Türklerin ve Arapların bu havzadan çıkarılmaları ve sadece “GOYİM” tabiatlı (Öküz de demektir)
Kürtlerin Yahudi ırkının ayak işlerini yapmaları için “Yudaik-Kürdo” müstemlekesi kurulmasına imza atıldı. Bu protokol
ayrıca “Zero-n” denen gelecekteki torunlarına da YEMİNLİ olarak iletildi.

Oynanan satrançta, Türk hakanlığının içinde bu unsur korundu.
Wilson’a göre bu unsur “Pontus+Ermenistan+Kürdistan” üçlüsü bir federe devlet olmalıydı.
İnönü zaten bu planın bir Masonik parçasıydı ve “ABD mandasını/mandate” HEMEN isteyiverdi. Yani Atatürk de aynı kafadan olsaydı, bugün Doğu Karadeniz ile Van gölünü tamamen içine alan,Ermenistan ile birleşik bir ERMENİ dominant, teba olarak da KÜRT halklarını içeren bir ülke oluşturulacaktı.

Herzl, Ermeni unsurunu istemediğini baştan belli ettiği için,Wilsan’un Ermeni devleti oluşmadı ve Sevres’de kurulmak
istenen “Kürdistan” da Kazım Karabekir ve Maraş, Urfa, Anteb milislerince engellendi.

Misakı Milli içinde yer alan “Musul-Kerkük-Erbil-Süleymaniye”dörtgeni için DAİMA SİYONİZMİN ABD ile yandaşı olan İngiltere
imparatorluğu, sözkonusu bölgeyi işgal etti.
Sinsice Kudüs yöresini “1948’de kurulacak olan” İsrail için örgütlemeye ve ilk Yahudi göçmenleri oraya toplamaya başladı.

Petrolün değeri o zaman da çok iyi biliniyordu. İşgal ettiği Osmanlı toprakları üzerinde “Arap aşiret şeyhlerine” göre SALTANATLAR kurdurdu. Haşimi(Hişam) oğullarına ÜRDÜN’ü, Emeviye soyu olan Suudilere (Toplam 12 Emevi kabilesinden en kalabalık olanı)Arabistan’ı ve diğer “PETROL” hassas bölgelerine de (Birleşik Arap Emirlikleri adıyla bilinen) sultanları atadı. Petrolü olmayan bölgeleri (Aden/Hadramut, Yemen, Umman vb.) de diğer sultanlıklara paylaştırdı.

Fransa’nın şiddetli itirazları üzerine ASIL IRAK’tan kopardığı Suriye eyaletini ve Lübnan denen Hristiyan ağırlıklı devleti de bu meyanda oluşturdu.

Cetveller kondu ve düzgün sınırlar çizildi. Arapların tamamı Osmanlı ordusunu arkadan vurdu ve şehitlerin sayısı milyona ulaştı.
Ürdün ve Irak ile Suriye-Lübnan dörtlüsü “MÜSTAKBEL ARZI MEVUT İÇİNDE yer almak üzere kurulmuş, geçici devletlerdi. ZATEN GEÇİCİLERDİR…

İngiliz müstemlekeciler sınırları oluştururken, uzanamadıkları bölgelere doğru bilhassa “GOYİM” denen halkın geri ve miskin
olmalarından yararlanarak, Türk Misakı Millisini Lasuanne’a götürmemek için “ŞEYH” isyanları tertiplediler.

Bu kuzeyli 17 kadar şeyhlerin tamamı KÜRT(Goyim) idi.
Bunların bir kısmını artık tanıyorsunuz (Yahudi Barzan’lar, Yahudi-kurdo Saddam vb.Saddam Kürt ve Türkmenlere yapılan tüm saldırılarında ASLA VE ASLA YAHUDİ MALLARINA DOKUNMAMIŞ ve onları BUGÜNE KADAR KORUMUŞ idi. Oysa onu Antisiyonist, İsrail düşmanı diye tanıyorsunuz Göz kırpan)))

17 KÜRT (Goyim) Aşiret şeyhlikleri oluşturulurken, ana fikir tıpkı güneydeki gibi SALTANAT devletçikleri kurmaktı. Bunların kimi açık kimi de gizliydi (Tarafsız bölge devleti, İran’a bırakılon Şii Arap-Khuzistan devleti vb.)


Bu 17 şeyhliklerden Üçü de Atatürk önderliğindeki TBMM hükümeti topraklarındaydı.

1. Kürt milliyetçiliği-ki şoven aşiretlerin şeyhleri- (Bugün Hadep-Kadek, PKK vb. diye anlatılan devletçikler)

2. Kürt milliyetçiliği YANINDA SÜNNİ MEZHEB adı altında DİNSEL MİLLİYETÇİLİK dümeni yaratıldı. (Şeyh Saidi Kürdi) Burada
amaç “KAFİR (!) MUSTAFA KEMAL’E ALTERNATİF DEVLET” idi.

3. Türklerden yandaş bulunması için “Şeyh Saidi Kürdi-2 veya Saidi Nursi önderliğindeki SİNSİ ve UZUUUN HAREKET! Saidi Kürdi- Nursi’nin de diğerleri gibi ASIL AMACI, Kerkük ile aramızda “İSYAN”ları meşrulaştırarak, Türkiye’den koparma
tiynetsizliğiydi.

Böylece üç hareketten birincisi başarılı oldu: Zap suyundan Celal Talebani topraklarına kadar olan Misakı Milli toprakları “Irak”a bırakıldı ve Kürt isyanları “MEŞRU” sayıldı. Bu belgeyle Lausanne’a gidildi.

Buna rağmen Karabekir ve Çakmak ile yapılan kurmay toplantıda “Kerkük’den vazgeçilmeyeceği” karara bağlandı.

Saidi Kürdi’nin Kürdistan ayaklanması bastırıldığında,Türkiye’nin “Soykırımcı” olduğu da tescil edilmişti. Lausanne’da bu gizli gündem veya gizli müeyyide kapalı kapılar arkasında Türk heyetine dayatıldı.

Üstelik bundan sonraki KÜRT ŞEYHLERİNE iyi muamele yapılması ve Türkiye BMM’sinde kendilerine “Milletvekilliği” hakkı verilmesi şart koşuldu.

Atatürk mozayığımızı biliyordu. Kürt Said(Nursi)i meclise çağırdı.

Ama Kürt Said’in tavrı şuydu:
“Ben Kürdistan’ı TÜRK zındık cumhuriyeti içinde düşünmem bile…”
İngilizler ile işbirliği saptandı. (Karabekir anıları)
Tutuklandı. Ve tutuklandığı hücrede kendisine bugün “Nur Külliyatı”diye bilinen ASLI KÜRT ŞEYHLERİNİN güdümündeki “Sözde alimlerin hazırladığı” risaletler (adları hiç değiştirilmeden Lem’a=Şualar gibi) gönderildi.

Hitler’in Mein Kampf yapıtı da HAPİSHANEDE yazılmıştı.
Atatürk’ün NUTUK yapıtı da “Dolmabahçe’de hiç dışarı çıkmayarak hazırladığı bir eserdir.

Aynısını Saidi Kürdi de yaptı.
Fakat bir iki özgün laf ve dipnot dışında tamamı BAŞKALARININ eseridir. Risalei Nur BİR KOPYADIR ve edebi ya da bilimsel olarak beş para etmez bir kopyadır.

Amacı KÜRT bilincindeki bir TARİKATTEN başka bir şey değildir.
Bu tarikat 8’e bölünmüştür ve bunların dördü günümüzde geçerlidir.

1. NEV ASYA (Yeni Asya, Yeni Anadolu) Tarikatı: Amacı İsrail suyu olarak öngörülen MURAT/GAP havzasını KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ altında tutmak. Günü gelince GOYİM olmak üzere Büyük Arzı Mev’ud’a teslim etmek. Bu tarikata son 25 yıl itibariyle Türk alınmıştır. Ama aslı astarı ŞEYH MEHMET KUTLULAR’IN komutasında olmak üzere oluşturulmuştur.
2. NEV ASYA’nın eyaletlerinden biri olan ve ASIL KÜRDİSTAN (ACZMENDİYE) ile birleşmek amacıyla kurulan ACZMENDİLİK denemesi de Saidi Kürdi’nin vasiyetindendir. Cübbesi, sarığı ve kalın sopasına kadar “KİTABINDA” sayılmıştır. Ancak beklenen patlamayı yapamamıştır.
3. 1950’lerde ortaya çıkarılan SAİDİ KÜRDİLİK (Şimdiki adıyla Süleymancılık) da bir TARİKATTIR ve Takıyyeyi doğru bulmadıkları için TARİKAT olarak ortaya çıkmışlardır. Tüm dış istihbaratlar bunları desteklemişlerdir. Ancak bu üçünün kitlelere yaygın olamayışı yüzünden “Fethullahçılığı” kayda değer bulmuşlardır. Çünkü Türklerin KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİNİ desteklemedikleri ortaya çıkmıştır.

4. Fethulahçılık başlangıçta “Abdullah Öcalan” gibi “Saf ve bireysel gösterilmiştir. Fethullah Gülen de “Kürtçülükten rahatsız
olduğu” bahanesiyle diğer hempalarından ayrılmıştır.

Ancak Londra G Cemiyeti şu saptamalara yer vermiştir:
a- Türk ve Kürt etnikler geniş ölçüde birbirlerine karışmışlardır. Kimi de melezdir veya yansızdır. Yanlı olanlar
arasında Kürt-Türk sorunu oluşturulması ve karşı karşıya getirilmesi. (Apo’nun varlığının nedenidir)

b- Kürtlerin Türkiye’yi pasif asimile olarak ele geçirme planı:
Aa Türkiye’deki türk nüfusun “doğum kontrolüne özendirilmesine karşın” Kürt nüfusun sınırsız artırılması için çalışmaların TC
hükümetlerine mas ettirilmesi.

Bb Gecekondu ve kaçak yapılar aracılığıyla Kürtlerin büyük kentlere kaydırılması. Pilot bölge olan Diyarbakır başarılınca, bu kez İstanbul’da yeni ve kalabalık ilçeler oluşturulması planına geçilmiştir. Bugün İstanbul Dünyanın en büyük Kürt Kentidir. İkinci olarak Diyarbakır ve Üçüncü olarak da Süleymaniye sıralarını almışlardır.

Türkiye’de “Kürtlük” böylece tescil ettirilmiştir.
Cc Apo’dan önceki dönemde, bizzat Siyonizm güdümlü süper devletler ve istihbaratlarınca büyük bir karapara akışıyla ve özellikle SAHİLLERDEKİ ya da Turistik ve eğlence dinlence alanlarındaki tüm ihalelere el altından para verilmiştir ve sahipleri kürt asıllı olarak TESCİL edilmiştir.

Üç yanı deniz olan Türkiye’de istediğiniz yere gidiniz ve bir bardak çay içiniz. Biraz muhabbeti deşiniz “Arkada Kürt patronları” göreceksiniz. İstanbul’un göbeğindeki çaybahçeleri bile İSTİSNASIZ kürt karaparacılarının elindedir. Hatta Ülkücü Mafyası da kendilerinin ORTAKLARIDIR. Çünkü burada yapılan “Birlikte ORTAK uyuşturucu kaçakçılığıdır, menfaatler birleşmiştir” artık… (Tecrübe konuşuyor)

Dd-Türkiye’de KADROLARIN ele geçirilmesi taşaronu ise FETHULLAH GÜLEN’E verilmiştir. Tescilli Bilderberg üyesi yani İPEK CÜBBESİ ile Gülen, tüm idari kadroları (Vali, kaymakam, Emniyet Müdürlükleri, Hakimler vb.) ve stratejik zirveleri (Harb okulları, finans kuruluşları, basın-yayın vb.) eline geçirmek için “Masum Işık evlerinden başlayarak, dersaneciliğe, buradan da kolej ve Üniversitelere kadar büyük bir ağ oluşturmuştur. Amacı (Kendi ağzından naklediyorum: “Tedbir(Takıyye) ile 3 kuşak boyunca bu kadroları yerleştirip, GİZLİ ŞERİAT İHTİLALİ yapmaktır.”
Fethullah Gülen “Bilderberg yemini” yaparken, kendisine sunulan TEK KİTAP olan TALMUD’dan başkasına yemin edemez. Sadece onların verdiği KAFTANI giyebilir.

Ve şimdi o BİLDERBERG yuvasındadır.

Eğer Türkiye “Şii” devlet olsaydı, ÇOĞUNLUK gereği bu DİN TİCARETİNİ şia üzerine sergileyecekti. Çoğunluğa uyarak “Sünniliği” takıyye edinmiştir. Onun mezhepçiliği de sahtedir. Çünkü Şii ülkelerde “Şiilik ağırlıklı özel okullar” kurmuştur. Hatta orada “genelde Sünniliğin tekelinde olduğu için ” o okullarda HADİS bile okutulmamaktadır.

Yatılı bölümlerdeki Atatürk büstü “Yüzüne tükürülmek” için konmuştur. Atatürk’ün adı ise KÖR DECCAL’dir. Okullarındaki Türk bayrağının öteki adı ise “Defiu Haced bezidir” (Tuvalet kağıdı)

Bunları BİLE BİLE tüm hükümetler “OY POTANSİYELİ HESABI” tüm zamanlarda ve her partiden (DSP’li Hüsamettin Özkan’ı anımsayınız,Baykal’ın kurmay listesindeki nurcuları ve DYP’nin Tantan gibi nurcularını anımsayınız)

Harbokulları için “Süpe minili degaje Nurcu sosyetik kızlar ve mankenler eğitilmiştir. Amaç onları “Harbokulu öğrenci veya mezunlarıyla evlendirmek”tir.

Matahariler bununla da kalmamıştır. Hiç evlenmemiş olduğunu iddia eden tüm nurcuların zinacı zevk malzemesi olmuşlardır. (Kurmayların imtiyazıdır bu, öğrencilere ise harem selamlık yaparlar)
***
Belçika Bilderberg ise kendine bağlı olan diğer Bilderberg'lere EMREDİYOR:

1. Fethullah Gülen'i HALİFE derecesinde ve türk seçimlerinde oy belirleyici güç yapmak için ardına kadar güç verilecektir. Fethullah Gülen'in BİLDERBERG'li olduğuna ilişkin ipekli Breech'ini (Hakim, savcı, Avukat, öğretim üyesi, öğrenci mezuniyet kıyafeti, eski Haham cübbesi olan) KAFTANINI giymesi davasına olan sadakatini ŞEKLEN gösterecektir. Bu muvacehe içinde adı anılan üyemiz, ABD yurttaşı olarak ihdas edilecektir." (Türkeş'in elindeki orijinallerden okuduklarımı naklediyorum. Bunlar şu anda Ya oğul Tuğrul ya da eşleri Seval'de olabilir. Türkeş "BUNLAR NE YAPMAK İSTİYORLAR?" diye sormuştu da ;-)

2. AYDIN DOĞAN'I ÖNEMLİ KILINIZ, arkasında KOÇ'un olduğu saklanmalıdır. (Türkeş IR zarfında üçüncü belge.)

3. YENİ ÜYEMİZ TURGUT&MESUT'u da...

4. (Dönemin) BAŞBAKAN(ı) Mr. Buelend Acevit'i (Böyle yazıyordu, ben yanlış yazmadım) Avrupa topluluğuna girmeye engel olması için ...............
(Bürokratik açmaz ve çıkmazlardanh oluşmuş 46 sayfa)
.......
(Türkiye İşbankası yönetim kurulu başkanı......
Murahhas üye Rachel (Roxanne, Rahşan)....

SONUÇ: Türkiye AB. girmedi ve şimdi de 20 yıl sonrda girmeyi düşünüyor.

Ecevit, ileride, AB'nin Kıbrıs dolayısıyla Yunan üslerinden Constantinopolis'e dek işgfal edileceğini de biliyordu.
Eğer AB'ye girseydi bu olmayacaktı. Ama girmemizi Ecevit engellemiştir ve Yunan ordusuna yani Batı Avrupa birliği kollektif ordusuna davetiye çıkarmıştır.

Siyasi boyutlar bir yana dursun, ekonomik boyutlar olarak da, KOÇ'un (Sabancı o dönem zayıftı) tek ekonomik güç olması Türkiye'de corporation biçiminde tekelleşmesi ve Dünya Ekonomi imparatorları soydaşlarınız ile Chartelleşmesini kamufle etmek için, adları pek duyulmayan, Gülen-Kutlular, Yılmaz Kardeşler ve adı hiç duyulmayan AYDIN DOĞAN diye birine GÜÇ verdiği artık deşifredir.

(Bunun altında minik burjuvalar olan İhlas, Al Baraqa=Faisal Finance vb. gibi sömürgecilere de destek vermiştir. SİNEKTEN YAĞ ÇIKARMAK bir türk değil, enternasyonal Yahudi özdeyişidir. Tevrat'taki adıyla Kralların memelerinden süt emmek!)

Yahudi elbette , uyuşturucu, porno, moda-marka, SİNEMA ve BASIN endüstrilerini tekelleştirmiş ve kendi egemenliği altına sokmuştur.
CNN gibi CNN Milliyet'e franchaise verdi, logo sattı!
DEMİREL gibi AYLDIN DOĞAN da sadece bir gün içinde birden meşhur oldular.

Milliyet, Hürriyet vb. satın alındı. CNN Türk (İsme bakın isme! Bu kadar da Cartel belli edilmez ki! Pes doğrusu!)
Doğan Grubu daha bir çok gazete çıkardı

      İşte Fethullah Gülen ve 11 Kasım 1938 den beri ülkemizde oynanan oyunların gerçek yüzü. Fethullah Gülen asla müslüman bir tarikat lideri değil, ruhunu siyonizme satmış vatan haini  bir işbirlikçidir.


                YÜCE TÜRK IRKININ ÖNÜNDE 2 YOL VARDIR. YA GENLERİNDEN GELEN BAĞIMSIZLIK KARAKTERİ İLE BU SİYONİST OYUNU BOZACAK, YA DA DİNDAR SANDIĞI BU ZİHNİYETİN KARANLIK DEHLİZLERİNDE DİNİNİ YAŞADIĞINI SANARAK VATANSIZLIĞA MAHKUM OLACAKTIR.


AÇİNA TAYEÇE
30.01.2012



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #4 : 30 Ocak 2012, 17:07:17 »

MAKALE-1


Dinler Arasi Diyalog Vatikan Projesidir


Dinler arası Diyalog süreci başladığı günden bu yana dilimizin döndüğü, gücümüzün yettiği oranda dinimize sokulmaya çalışılan bu fitneye engel olmak için mücadele veriyoruz.
Bizi anlamakta güçlük çeken bazı dostlarımız, ortaya koymaya çalıştığımız bu samimi ve gerçekçi mücadelemizi anlamakta zorlandıklarından, selamı sabahı, alışverişi, dostlukları kesmekle kalmadı, bizlere olmaz hakaretleri layık gördüler.
Halbuki bizler dinlerarası diyalog faaliyetlerini mili ve dini bütünlüğümüze yönelik en büyük tehdit olarak görmekteyiz ve bu iddialarımıza gerek Kuran’dan gerek sünnetten deliller ortaya koymakta ve hatta bu projenin sahibi olan Hıristiyanların kendi kitaplarından dahi deliller göstermekteyiz.
Ama maalesef bizdeki aymazlar kraldan fazla kralcılık etmekte, gerçekleri gizlemeye çalışmakta, gaflet yada delaletten dolayımıdır, dilim varmıyor ama ihanetten midir bilinmez, Vatikan’ın değirmenine su taşımaya devam etmektedirler.
Bizi anlamamakta ısrar etmelerine rağmen haklı olan davamızda son nefesimize kadar gerçekleri yazmaya, söylemeye devam edeceğiz, bu biline…

Şimdi sizlere, Dinler arası Diyalogun Hıristiyan Vatikan projesi olduğunu kendi kaynaklarından aktarmaya çalışalım:
Dinler arası Diyalog, Papalığın II. Vatikan Konsili’nin 4. Oturumunda kabul edilen, “Nastra Aetate” diye bilinen konsil metninde aktarılan ve 28 Ekim 1965’te Papa VI. Paul’un onayıyla ilan edilen, “Papalığın 3. bin yıl hedefi” olarak açıkladığı dünyayı Hıristiyanlaştırma ve İslam’ı yok etme projesinin bir yöntemidir. Vatikan’ın kendi ifadesiyle “Dinler arası Diyalog, misyonerliğin çağa uyarlanmış şeklidir”.  İşte Vatikan’ın kendi ağzından Dinlerarası Diyalog:
“Dinler arası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.” (Redemptoris Mission (Papa 2. Jean Paul’un 1991 yılında ilan ettiği “kurtarıcı misyon” adlı genelgesi)
“Dinler arası Diyalogdan söz ettiğimizde açıktır ki bu faaliyeti, kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise’nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, kilisenin İncil’i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır." (1964 yılında 2. Vatikan Konsili’nde kurulan “Hıristiyan Olmayanlar Sekretaryası’nın 1973 yılında, sekreterlik görevine getirilen Pietro Rossano’nun, Sekreterya’nın yayın organı Bulletin’deki yazısı).

“Papa 6. Paul’un vizyonu gerçekleşmektedir. Çünkü dinler arası diyalog, kilise misyonunun normal bir parçası olarak görülmektedir.” (Bulletin, 59/20–2.1985.124).
“Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Afrika ve Amerika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda Asya’yı Hıristiyanlaştıralım.” (Papa 2. Jen Paul / 2000).
“Hıristiyanlar İsa’nın Mesih olduğuna ve insanın onun sayesinde kurtulduğuna inanır. Tanrı’ya götüren başka bir yol yoktur.” (NPQ: Cilt: 1, Yaz 1991 Buttiglione). “Kilise ile diğer dinler arasındaki diyaloga evet. Ama aynı zamanda tek kurtarıcının İsa olduğunu ilan etmek gerekiyor.” (Papa 2. Jean Paul, Sen Pietro Kilisesi 25.06.2000).
"Bu diyalogun tek amacı İncil’i tanıtmaktır. Muhataplar ikinci Âdem’i (Hz. İsa’yı)Tanrı olarak kabul etmek zorundadırlar ki, Birinci Âdem’i de (Hz.Adem’i de) yaratan odur." (Kateşizm, Vatikan Yayınları). “Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan kiliseye girmelidir. Yollar usuller, metotlar değişir ama hedef hiç değişmez:

Bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır nihai maksadımız.” (Towards A Pastoral Approach To Culture / Vatikan 1999)
Yukarıda yazdıklarımıza sadece samimi bir gözle ve samimi bir kalple bakılsa bile inanın diyalog faaliyetlerine çanak tutanların ne kadar büyük bir yanılgı ve gaflette olduklarını anlamaya yeteceği kanaatindeyiz.
----------------------------------------------------------------------------------------------




FETHULLAH GÜLEN YAPILANMASININ TEHDIT POTANSIYELI VE VARISLERI

"Tedavi maksadi ile Amerika'da bulunan Fethullah Gülen Hocefendi'yi depremden iki gün sonra ziyaret etme imkânim oldu. Onun halini gördükten sonra depreme üzülmedigim ve hiçbir sey yapmadigim kanaatine vardim. Türkiye'den kendisine ulasan veya kendisinin ulasabildigi herkese deprem bölgelerine gitmelerini ve bir amele gibi çalismasini rica ediyordu. Yardim kampanyalarinin açilmasini ve herkesin gücü yettigince buna katilmasini istiyordu. TÜPRAS'daki yanginin sürdügü haberini aldikça yerinde oturamiyordu. Onun bu telâsi karsisinda yanginin yan odada oldugunu sanirdiniz. Afet aninda ezan okumanin Allah'in rahmetini ihtizaza getirecegini ve afeti durduracagini hatirlatarak yangini canli yayindan izleyen bir iki arkadasa EZAN OKUMALARINI söyledi. Yanginin kontrol altina alindigi haberi gelene kadar gerginligi dinmedi. Tabii onu takip eden doktorunun da..." (1). Lütfen düsününüz, bu hocaefendi (!) kendini T.C. Diyanet Isleri Baskani'nin da üstünde Papa'ya esit, istediginde randevu alip görüsebilen en üst Islâm Temsilcisi konumunda görüyor, A.B.D. ve müritleri tarafindan da böyle lânse ediliyor... Egitimi? Yok!.. Tabii Erzurum'un köylerindeki nur medreselerinde aldigi dersler (!) egitim sayilirsa... Resmi statüsü? O da yok!.. Sadece devrim yasalarina göre kullanmasi yasaklanan hocaefendi (!) ünvani var; bir de vaizlikten aldigi bir emekli ayligi!.. Kendi deyimi ile "fakirin bir dikili agaci bile yok"... Ama aylardir A.B.D.'nde mütevazi emekli ayligi ile mucizeler gerçeklestiriyor: Mayo Klinikde tedavi görüyor; 24 saat doktorunu yanindan ayirmiyor; eyalet eyalet geziyor. Emekli maasi bir türlü bitmek bilmiyor, bu nedenle de tedavisi (!) uzadikça uzuyor... Oysa en az müritleri kadar, DGM Savcisi Sayin Nuh Mete Yüksel de, Askeri Savcilik da kendisini özlemle bekliyor ama nedense bir türlü çok sevdigini söyledigi vatanina dönmüyor, dönemiy! or... Haberde, asil dikkati su çekiyor: TÜPRAS yangininin sönmesi için yanindakilere ezan okutturuyor. Duygusal açidan bakarsaniz, samimi olarak üzüntü duyan bir kisinin normal disi tepkiler göstermesi dogal.. Anlayis ve saygiyla karsilamak mümkün. Ancak, kendisini "Dünya Imami" olarak gören bir kisinin bilinçli bir biçimde bilmesi gerekir ki, ezan, sadece ve sadece namaz vakti için yapilan bir çagridir. Aksi yorum, gerek öz, gerek biçimsel ve gerekse de mantiksal açilardan Islâmiyete uygun degildir. Geçmiste ezanin cahilce yorumlanmasiyla ortaya çikan bazi uygulamalar, gelenege dönüsse de din disidir, bid'atdir. Islâmiyetin, akla mantiga ve bilime en fazla önem veren din oldugu gerçeginden hareketle, TÜPRAS yanginini söndürmenin yolu, vakit disi ezan okutmaktan geçmez. Nereden geçer? Ileri teknoloji ile üretilmis yangin söndürücü kimyasallardan; egitilmis ve deneyimli bir ekibi sürekli hazir tutmaktan ve de acilen dis yardim talebinde bulunmaktan geçer. Ezani amaç ve islevi disinda ! bir çaresizlik, acizlik alternatifi olarak kullanmak ayiptir, günahtir. Oysa ki, Fethullah Gülen istese, milli servetin böylesine göz göre göre heba olmasindan samimi olarak aci duymus olsaydi -ki hâlâ yapabilir- aglamak, inlemek yerine müritlerini harekete geçirebilirdi. Nasil mi? TÜPRAS zararinin 200 milyon dolar oldugu açiklandiginda, organizasyonunun mal varligi olan en az 25 milyar dolarin zekâtinin bu amaçla kullanilmasini isteyebilirdi. Zaten samimi müslüman halkin dini duygularini istismar ederek toplanilan bu servetin % 2.5 üzerinden zekâtinin 625 milyon dolar oldugu dikkate alindiginda, kalan 400 milyon dolar ile depremzedelerin acilarinin önemli ölçüde giderilmesi bile sözkonusu olabilirdi. Ama bu yapilmadi. New York'da otel suitinde vakit disi ezan okutuldu, gözyasi döküldü, vicdanlar "tatmin" oldu... Ya Türkiye'deki fethullahçilar ne yapti? Kesin olan su ki hocaefendilerinin emirlerini yerine getirerek amelelik yapmadilar. Zaman Gazetesi, diger gazeteler gibi bir yardim kampanyasi açti, yine samimi dindarlarin ellerini ceplerine atmasini istedi. Hatirlayacaksiniz, deprem felâketinin ilk üç günü diger seriatçilar gibi fethullahçilar da fiilen ortada yoktu: Bir cenaze namazi kildiracak, cenaze sahiplerini manevi açidan teselli edecek, bir Yasin-i Serif okuyacak din görevlisi ya da gönüllüsü bulunamadigindan, cenazeler grayder kepçeleri ile toplu mezarlara firlatildi. Bu görüntülerin televizyonlarda yayinlanmasinin sonrasinda, Valilik emirleriyle çesitli illerdeki müftüler ve din görevlileri re'sen deprem mahallerine gönderildiler. Fethullahçilar ise Adapazari, Düzce, Izmit merkez olmak üzere bir süre depremzedelere hizmet verdiler. Tipki, sunduklari en temel insani hizmette bile tarikat ya da cemaat propagandasi yapan IHH, AIMGT ve diger seriatçi yapilanmalar gibi. Sonra, ne! oldu bilinmez, deprem mahallerindeki fethullahçilar, Cumhuriyet Gazetesinden Sayin Hikmet Çetinkaya'nin da saptamasiyla, "birden ortadan çekildiler". Ve nihayet, 18 Eylül sabahi deprem mahallerindeki çadirkentlerde ya da derme çatma kulübeler içinde yasamaya çalisan depremzedeler, girislerin önüne birakilmis bir brosür ile karsilastilar. Sicak bir çaya bile hasret bu insanlar, yaralarina belki merhem olur ümidiyle bu brosürleri okudular: "... Insallah bu hadise güzel yurdumuzun temizlenmesine ve manevi beraatine bir alâmet diye telâkki ediyoruz...

 Hazret-i Üstadimizin 1939'da zelzele hakkindaki yazilarinda, 'Ramazan-i Serif'in teravih vaktinde kemal-i nese ve sürur ile sarhosçasina gayet heveskârane sarkilari ve bazen kizlarin sesleriyle, radyo agziyla mübarek merkez-i Islâmiyetin her kösesinde cazibedarane isitilmesi, bu korku azabini netice verdi. .... Insan haklari, demokrasi kurallari, serbestlik ve özgürlük ve kadin haklari gibi ileri sürülen seyler ise hakikatta ahlâksizliga, müstehcenlige yol açmak için istimal edilegelmis ve halen ayni menfi yolda istimal edilen seylerdir. .... Bu hâdise-i arziye, bu memleketin ahali-i Islâmiyesine bakmasi ve onlari hedef etmesi ne ile anlasiliyor ve neden Erzincan ve Izmir taraflarinda daha ziyade ilisiyor.... Bu hâdise, hem siddetli kista, hem karanlik gecede, hem dehsetli sogukta, hem Ramazan'in hürmetini tutmayan bu memlekete mahsus olmasi; hem tahribatindan intibaha gelmediklerinden, hafifçe gafilleri uyandirmak için, o zelzelenin devam etmesi gibi bir çok emarelerin delâletiyle bu hâdise ehl-i imani hedef edip onlara bakip namaza ve niyaza uyandirmak için sarsiyor ve kendisi de titriyor. Biçare Erzincan gibi yerlerde daha ziyade sarsmasinin iki vechi var. Bir: Hatalari az olmak cihetiyle temizlemek için ta'cil edildi. Ikincisi: O gibi yerlerde kuvvetli ve hakikatli müslüman muhafizlari ve Islâmiyet hâmileri az veya tam maglûb olmak firsatiyle, ehl-i zindikanin orada tesirli bir merkez-i faaliyet tesisleri cihetiyle en evvel oralari tokatladi, ihtimali var". Yukaridaki akil ve mantik disi, alabildigince bozulmus, bir Türkçeyle kaleme alinan bu satirlarin sahibinin, Hazret-i Üstadlari (!) Said-i Kürdi, nam-i diger Said Nursi oldugunu bilmeyenler tahmin de edemeyebilirler... Brosüre bakildiginda, uzun uzadiya kaynak aramak gerekmiyor. Said-i Kürdi'nin risalelerinden, 1939 Erzincan depremi ile ilgili paragraflardan alinmis bu cümleler, 27 Agustos-1 Eylül 1999 tarihli "Zaman" gazetesinde (2) aynen yayinlaniyor; akabinde de depremzedelere dagitilan brosürlerde... Fethullahçilarin takiyyeyi birakarak iyice pervasizlastigi bir kere daha anlasiliyor. Artik savunmada degiller. Türk Silâhli Kuvvetleri ile Atatürk Ilke ve Devrimlerine bagli kurum ve kuruluslara, kisaca Devlete karsi sistematik ama henüz adi konulmamis bir savasim baslatiyorlar, hem de üç ayri koldan... Start veren kisi, simdilik bu örtülü savasimi cephe gerisinden, hem de epeyce gerisinden, A.B.D.'den idare ediyor... a.. POLITIK VE BÜROKRATIK PLATFORMDAKI SAVASIM Fethullah Gülen ve organizasyonuna karsi T.B.M.M.'nde -Hükûmet-Muhalefet cepheleri dahil- karssi çikan, laik hukuk sisteminden yana tavir alan bir tek parti yok. Hatta, dogru dürüst, onurlu ve yurtsever tepki koyan bir tek milletvekili bile sözkonusu degil. Meclis disindaki CHP'ye ise son aylarda büyük bir ikinci cumhuriyetçi katilimi gözleniyor. Fethullahçilarin en büyük desteginin ikinci cumhuriyetçiler oldugunu ise herkes biliyor. Hükûmet, Milli Güvenlik Kurulu'nun baslatmis oldugu 28 Subat sürecini durdurabilmek için elinden gelen her seyi yapiyor. Örnegin, fethullahçi olduklari önesürülen yaklasik 35 vali ve 300'e yakin kaymakamin merkeze alinmalarini saglayacak atama kararnamesi hâlâ çikarilmis degil. Gerekçe olarak iktidar partileri arasindaki anlasmazliklar önesürülüyor ki bu dogru degil. Sadece 4 Emniyet Müdürü ile sinirli tutulan Emniyetteki tasfiye, su siralarda tersine isletilmekte. Yaklasik 80 -bir kismi fethullahçi- emniyet mensubu hakkinda açilan sorusturmala! r da ciddi bir sonuca baglanmis degil. Seriatçilara taviz vermeyecegini her firsatta tekrarlayan Içisleri Bakani artik kesinlikle güven vermiyor. En az 600 fethullahçi Emniyet Müdüründen söz ediliyor. Fethullahçi Emniyet Amirleri, Baskomiserler, Komiserler, Komiser Yardimcilari ve Polis memurlari cabasi. Tasfiyeye önce Istihbarat, Bilgi-Islem, Personel, Polis Akademisi, Koleji ve Polis Okullarindan baslanmasi ve asagilara inilmesi gerekiyor. Ayni sekilde, yurtdisinda sefaret korumasinda görevlendirilen emniyetçi kadronun tümüyle geri çekilmesi ve durumlarinin gözden geçirilmesi öneriliyor. Bunlar yapilmadigi gibi, bu süreçte, örnegin Ankara'daki fethullahçi emniyetçilerin simdiki müdürvekili ile en rahat ve en güçlü dönemlerini yasadiklari iddia ediliyor. Bu durumun Içisleri Bakani tarafindan da bilindigi, bu yüzden bir tepki gelir endisesiyle vekâleten atama ile yetinildigi kaydediliyor. Bu gevseklik ve kokusma sadece Içislerinde mi? Elbette ki hayir!.. Basbakanlik, Tarim, Kü! ltür, M.E.B. ve diger kamu kurum ve kuruluslarinin kadrolar! indaki fethullahçilarin tasfiye endisesinden kurtulup, aksine yüksek moralle çalismalarini sürdürdükleri gözlemleniyor. Kamuoyunun deprem felâketine olan ilgisi, fethullahçilarin ve de onlari destekleyen siyasilerin islerine yariyor. Isin olumlu taktik tarafi, DGM'nin sorusturmasi agir isliyor. "Dünya Imami"nin yanisira bazi "Bölge Imamlari"nin A.B.D.'nde oldugu biliniyor. Ya fethullahçi hiyerarside yeralan diger örgüt yöneticileri? Örnegin, "Sivil Istihbarat Servisi". Hani, organizasyona muhalif asker-sivil kadrolar hakkinda en mahrem kisisel bilgileri -anekdot düzeyinde bile olsa- toplayacak; ses ve görüntü bantlarini, disketleri tasnif ederek bir "Istihbarat Bankasi" olusturacak ekipten söz ediliyor. Üstelik ekibin çekirdegini de emniyetteki fethullahçi istihbaratçilarin olusturdugu; fethullahçi "telekulakçi"larin kendi deyimleriyle naksibendi "telekulakçi"larini tasfiye ettirdikten sonra bu servise daha rahat biçimde bilgi ve belge-kaset aktarmaya devam ettikleri de öne sürülüyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #5 : 30 Ocak 2012, 17:08:21 »

MAKALE-2


M.G.K.'na verildigi önesürülen hayali "Fethullah Gülen Raporu"nu hazirlayarak kitleleri provoke etmeyi amaçlayanlarin bu servis elemanlari oldugu iddia edilmekte. Keza, son haftalarda ortaya atilan ve Hüsamettin Özkan ile ! Mesut Yilmaz hakkinda MIT tarafindan bilgi toplanildigini ima eden sahte raporun da yine bu servis elemanlarinca tezgâhlandigi kaydediliyor. Özellikle son sahte MIT raporundan amaç, Türk Silâhli Kuvvetleri'ne karsi tavir alan Mesut Yilmaz'in giderek keskinlesmesi. Hiç süphesiz bu iddialarin tümü resmi bir sorusturma gerektirecek kadar önemli. Bati Çalisma Grubunun tasfiye edilecegini, 28 Subat sürecinin sona erdigini söyleyerek basta fethullahçilar olmak üzere tüm seriatçilara çiçek gönderen Mesut Yilmaz'in, son kaset olayindan sonra Fethullah Gülen'in lehine yaptigi konusmalar ise demokrasi ve laiklik adina utançla hatirlaniyor. En son, Genel Kurmay Baskani Sayin Orgeneral Hüseyin Kivrikoglu'nun "28 Subat gerekirse bin yil sürer" açiklamasi ile bir kez daha sarsilan Fethullahçilarin firsatçiligi ve militanligi, Yargitay Birinci Baskani Sami Selçuk'un konusmasi ile bir kere daha ortaya çikmis durumda. Zaman, Aksiyon, Akit basta olmak üzere tüm seriatçi basinin, PKK'nin, ÖDP'nin ve tüm ikinci cumhuriyetçilerin ortak destegini alan ve hatta Nazli Ilicak tarafindan "gönüllerdeki Cumhurbaskani adayi" ilân edilen Sami Selçuk'un bu anlamli çikisinin analizinin çok iyi yapilmasi gerekir. Seriatçi tehlikeyi yok sayacak kadar tarihimizi ve toplumsal yapimizi bilmeyen; Diyanet Isleri Baskanligi'ni gereksiz görüp, tarikatlarin kendi okullarini açmasini talep eden Abant Toplantisi katilimcisi Selçuk'un, fethullahçilarin gönüllerindeki söylemleri dillendirdigi apaçik ortada. Zaman ve Aksiyon'un nüshalari incelendiginde bu ilinti tüm açikligi ile ortaya çikiyor. Hatta, daha da ileri gidiliyor: Abant Toplantilari! , T.B.M.M.'nin de üstünde gösterilerek, 1982 Anayasasi'nin yerine yeni Anayasanin Abant Toplantisi katilimcilari tarafindan hazirlanmasi öneriliyor (3). Kisaca, Fethullah Gülen'in ne pahasina olursa olsun ille de ADLIYE ve MÜLKIYEDE kadrolasmaktan söz edisinin bos olmadigi anlasiliyor... Fethullahçilarin Sami Selçuk olayinin sonrasinda takiyyeyi ve savunmayi birakarak devlete karsi adi konulmamis savas açmalarinin temelindeki en önemli hareket noktasi su: Meclise, bürokrasiye ve de ekonomiye agirliklarini koymus olmalarina, ABD gibi süper güce sahip bir ülkenin destegini arkalarina almalarina ragmen, bir baska ifadeyle ulasabilecekleri en üst güç sinirinda bulunmalarina karsilik, Fethullah Gülen neden Türkiye'ye dönemiyor? Iste halihazirdaki pervasizliklarinin dayandigi neden bu. Bu yüzden sürekli açik veriyorlar; bir baska ifadeyle, geleceklerine ipotek koydurmaya, battikça batmaya devam ediyorlar... b.. EKONOMIK PLATFORMDAKI SAVASIM

Fethullahçilar yaklasik 300 sirket ve holding, yillik 600 trilyonluk ciro ve 25 milyar dolar tahmin edilen servetleriyle, sadece dinsel alanda degil, ekonomik alanda da vurduklari yerden ses getiren, üstelik dis ticaret becerileri olan girisimcileri ile dünyaya açilan büyük bir imparatorluk (!). Fethullahçi organizasyonun çökertilmesi için sadece siyasal desteklerinin kesilmesi ya da yasal önlemlerin alinmasi yetmiyor. Para musluklarinin da kapatilmasi gerekiyor. 28 Subat kararlari çerçevesinde alinmasi gereken önlemler henüz alinmis degil. ISHAD faaliyetini sürdürüyor (4). Samanyolu Televizyonu neredeyse dünyanin önemli bir bölümünden seyrediliyor. Zaman gazetesi 13 ülkede basiliyor (5). Biraz azalmasina ragmen "himmet paralari" yine halktan yasadisi biçimde toplaniyor; yurtdisindaki okullara ve sirketlere para transferi yasadisi yollardan gerçeklestiriliyor. Fethullahçi okullarin, dershanelerin, yurtlarin ve isikevlerinin sayisi ve etkinligi giderek artarken, M.E.B.'nin göst! ermelik denetimleri (Atatürk kösesinin olup olmadigi vb.) formalitenin yerine gelmesi kabilinden sürüp gidiyor. 28 Subat sürecinde fethullahçi kurumlara vurulan tek darbe de su: YÖK'nun Fatih Üniversitesi'ne kaynak aktarimini kesmesi. Iste bu darbelerin nitelik ve nicelik açisindan arttirilmasi gerekiyor. Bunlar yapilmadigi için de devlet, kendi imkânlarini kullanarak kendisini yoketmek isteyenleri çaresizlik içinde seyrediyor; savunma mekanizmasini harekete geçiremiyor... Fethullahçi Organizasyonun ekonomik gücünü ortaya koyan dramatik ama tipik bir örnek: Ekonomik çikarlarin, ulusal çikarlarin önüne nasil geçebileceginin, hatta din faktörünü bile yok saydirtabileceginin tipik bir kaniti: "Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri, Is yerimizde bizleri ziyaret etmek lütfunda bulunmus olmanizdan dolayi sahsim ve arkadaslarim adina tesekkürlerimi arzetmeyi borç bilirim. Ugurlu kademli olduguna gönülden inandigim tesrifleriniz sirasinda sarfetmis oldugunuz veciz cümleler bizleri düsündürmüs ve zihinlerimizde yeni ufuklar açmistir. Lütfettiginiz ve Ulu Tanri'nin ismi ile veciz deyimleri ihtiva eden güzel tablo, çalisma odamin duvarini süslemektedir. Ayrica armagan ettiginiz çok degerli amber tesbih ve nadide ipek haliyi bir hâtiraniz olarak aile ocagimizda muhafaza edecegim. Bu nazik ve anlamli jestinizden dolayi ayrica sükranlarimi arzederim. Yüce Peygamberimizin "Hediyelesiniz, Muhabbeti Artirir" deyiminden hareketle zatiâlilerinize sundugum, 1500 yillik Ortadogu'nun kutsal topraklarinda yapilan kazilarda çikan orijinal bir kandil ile, Merhum Tunca üstadimizin bir hat eserini sizlere olan saygimizin ve sevgimizin ifadesi olarak lütfen kabul buyurmanizi istirham eder, emirlerinize intizâren en derin saygilarimi sunarim. Üzeyir Garih". Görüldügü gibi, isadami Üzeyir Garih'in bu mektubunda yer alan ve müridâne bir havada yazilmis cümleleri hak etmek için Fethullah Gülen ne yapmistir? Elbette ki, bir ziyaret esnasinda verilen tesbih-tablo ve ipek hali için övgü düzmeyecek kadar zengindir Üzeyir Garih. Üstelik, herhangi bir emekli vaize randevu vermeyecek, hele hele mukabil hediyelerle birlikte yukaridaki mektubu yazmayacak kadar da mesguldur kendileri. Türkiye Cumhuriyeti'nin sinirlari içinde, laik hukuk sisteminden yararlanarak özgürce ve esitçe is yasamini sürdüren Sayin Garih'in Fethullah Gülen'e bu nezaketi gösterirken, seriatçi yapilanmalara karsi duyarliligi olan Türk kamuoyunu da dikkate almasi; esas saygiyi Cumhuriyetin temel ilkelerine göstermesi gerekirdi. Diyebilirsiniz ki, ne var bunda, karsilikli bir hediye alisverisi ve oldukça ince bir tesekkür mektubu. Hayir, hepsi o kadar degil. Eksik olani bizzat Fethullah Gülen ifade ediyor: "Bir Musevi (Üzeyir Garih) Moskova'da sizin tesvikinizle açilan bir! okula yardim ederse onu ne cemiyet çerçevesine, ne cemaat çerçevesine oturtmak mümkün degil" (6). Kisaca, Üzeyir Garih, Rusya Federasyonu ve Orta Asya'daki yatirimlarini güvence altina almak için, seriatçi oldugunu bildigi bir yapilanmanin Moskova'da açtigi lisesini finanse ediyor. Bir nevi haraç (himmet parasi) ya da Osmanli döneminde gayrimüslimlerin ödedigi cizyeyi hem de gönüllü olarak ödüyor. Sadece o mu? Örnegin Sakip Sabanci, son kaset olayi ile Fethullah Gülen'in maskesinin düsmesinin sonrasinda bile ona sahip çikiyor: "Sayin Hocam Fethullah Bey, yillardan beri gündemdeydi. Pat diye sürpriz olarak gelmedi" diyerek Gülen'in kendisi gibi bu ülkeye hizmet verdigini deklare ediyor (7). Sakip Sabanci'nin tarikatçi oldugunu ya da sonradan intisap ettigini elbette ki iddia etmek mümkün degil. Ancak, yurtiçi ve yurtdisi is baglantilarindan kaynaklanan ekonomik çikar hesaplari, Sakip Sabanci'yi böyle konusturuyor. Bir baska ifadeyle de paranin dini ve milliyeti ve de devleti o! lmadigini bir kez daha gözler önüne seriyor... Türk Devletinin, ekonomik platformda fethullahçi organizasyona ve diger ekonomik gücü olan seriatçi yapilanmalara karsi kisa vadede almasi gereken önlemler söyle özetlenebilir: Bu tür yapilanmalarla dogrudan ya da dolayli ilgili sirketlerin hesaplarina acilen elkonulmalidir. Geriye dönük olarak azami 5 yillik yasal süre içindeki tüm girdiler ve çiktilar, para transferlerinin mevzuata uygunlugu tek tek kontrol edilmelidir. Bu islerle görevlendirilecek Maliye elemanlarinin seçimi ve denetimine iliskin esaslar belirlenmeli ve buna uyulup uyulmadigi siki sikiya takip edilmelidir. Özellikle ISHAD, Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi, Türkiye Ögretmenler Vakfi, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi, Asya Finans, Feza, Çag, Slim, Fetih, Isik gibi dernek, vakif ve sirketler yasal biçimde büyüteç altina alinirken, organizasyonla iliskisi bilinen tüm dersaneler, kurslar, yurtlar ve de isikevleri takip ile mutlaka ve mutlaka kapatilmalaridir. Ayni sekilde, fethullahçi organizasyon içindeki sirketlere ve vakiflara kaynak aktaran, ihale veren bürokratlar da sorusturma kapsamina dahil edilmelidir. Bu önlemler alinmazsa ne olur?!. Fethullahçi kurum ve kuruluslardaki ekonomik düzeyde geometrik büyümeye en tipik örnek, Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfidir ki, kurulus senedinde yer alan mal varligi ile günümüzdeki serveti arasindaki inanilmaz fark, bu konuda bir fikir vermeye yetecektir: 1972'de Izmir'de (Bahçelievler 502/2 Sokak, No: 39) Nef'i Akyazili ve esi Pembe Zehra Akyazili, Naci Sençekicer, Mehmet Sevimlican, Osman Sarioglu, Yusuf Pekmezci, Ekrem Ugur, Zeki Sakman ve Mehmet Fidan tarafindan olusturulan Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi'nin baslangiç sermayesi 229.747 TL.'na tekabül eden Izmir Karsiyaka'da iki katli bir bina, Bozyaka mevkiinde 1620 metrekarelik bahçe içinde tek katli bir köy evi ve yine ayni mevkide 415 metrekarelik bir arsadan ibarettir. Oysa, aradan geçen 27 yil içinde, vakfin sahip oldugu ögrenci yurtlarinin dökümü söyledir. Ankara'da: Malazgirt Ögrenci Yurdu, Fidan Ögrenci Yurdu, o. Düsüngel Ögrenci Yurdu, Izmir'de: Isiklar Ögrenci Yurdu, Bergama Ögrenci Yurdu, Ortaköy Ögrenci Yurdu, Halil Rifat Pasa Ögrenci Yurdu, Kemalpasa Ögrenci Yurdu, Eskisehir'de: Sivrihisar Ögrenci Yurdu ve M. Güngör Ögrenci Yurdu, Adapazari'nda: Ersoy Ögrenci Yurdu ve Akyazi Erkek Ögrenci Yurdu, Gümüshane'de: Ahmet Ziyaüddin Ögrenci Yurdu, Kütahya'da: Hisar Ögrenci Yurdu, Afyon'da: Suhut Ögrenci Yurdu, Dinar Ögrenci Yurdu, Emirdag Ögrenci Yurdu, Kayseri'de: Seyid Burhanetdin Ögrenci Yurdu, Keykubat Ögrenci Yurdu ve Bünyan Ögrenci Yurdu, Kocaeli'nde: Yuvacik Ögrenci Yurdu, Usak'da: Günkaya Ögrenci Yurdu ve Karahalli Ögrenci Yurdu, Aydin'da: Fatih 1 Ögrenci Yurdu ve Fatih 2 Ögrenci Yurdu, Sivas'da: Buruciye Ögrenci Yurdu, Bayburt'da: Sehit Osman Ögrenci Yurdu, Milas'da: Hafize Hatun Ögrenci Yurdu, Konya'da: Seydi Mahmut Hayrani Ögrenc! i Yurdu, Isparta'da: Sidre Ögrenci Yurdu, Balikesir'de: Kayapa Ögrenci Yurdu, Erzurum'da: Zinnuni Ögrenci Yurdu, Denizli'de: Cevherpasa Ögrenci Yurdu ve Süller Ögrenci Yurdu, Mugla'da: Sahidi Ögrenci Yurdu, Manisa'da: Bilgin Ögrenci Yurdu, Akhan Ögrenci Yurdu, Yilmaz Ögrenci Yurdu, Alasehir Ögrenci Yurdu, Burdur'da: Üçgen Ögrenci Yurdu ve Mehmet Akif Ögrenci Yurdu, Erzincan'da: Yesilirmak Ögrenci Yurdu ve sonradan açilmis olabilecek diger ögrenci yurtlari. Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi'nin kurulusta 9 kisilik mütevelli heyetinin bugünkü sayisi 282 kisi. Bugün sadece Izmir'de 27 arsa, 45 bina, bir dersane ve 5 yurdu bulunan ve Türkiye genelinde trilyonlarla ifade olunan gayrimenkul zengini Vakif, fethullahçi organizasyonun medari iftihari konumunda. Kisaca, yukaridaki örnekte de görüldügü gibi, fethullahçi organizasyonun ekonomik kaynaklari, müdahale olmadigi takdirde geometrik biçimde büyümektedir. Bu ekonomik kaynaklarin rasyonel bir öncelikle, özellikle de insan egitiminde kullanilmasi, tehlikenin giderek büyümesine yol açmaktadir. 3. DINSEL PLATFORMDAKI SAVASIM Özellikle Sami Selçuk'un ülke gerçeklerini yeterince yansitmayan, ancak Bati'nin uzun süredir dayattigi reçeteyi yineleyen talihsiz beyanlarindan olumlu yönde cesaretlenen fethullahçilarin, genis cephe taktigine basvurduklari gözlemleniyor. Strateji degisikliklerinin gerekçesi ise su açiklamaya dayaniyor: "Bu ülkede sokaktaki 'Islâmci', 'Kürtçü', 'dinci', 'vatan haini' ve digerleri, Avrupa Birligine girmeyi, hem de bir 28 Subat tarihinde girmeyi devlete yön veren güçten daha fazla istiyor". Devlete yön veren gücün Türk Silâhli Kuvvetleri oldugunu bilmeyen yok. Demokrasinin ve ülke-ulus bütünlügünün önünde en büyük tehlikeyi olusturan basta fethullahçilar olmak üzere tüm seriatçilar, bölücüler, sözde ilerici sosyalistler, dönek solcu olarak tanimlanan ikinci cumhuriyetçiler, ortak deyimleriyle Te Ce'ye karsi ittifak görünümündeler. Hem de demokrasi, baris, hosgörü, insan haklari gibi evrensel degerlerin arkalarina alarak... Hatta o kadar ki, "devlete karsi islenen suçlarin affe! dilmesi ve ölüm cezasinin kaldirilmasi; Dogu ve Güneydogu bölgesinin yasam kosullarinin düzeltilmesi" gibi talepleri içeren 49 demokrat (!) aydinin (!) imzaladigi "Simdi Tam Zamani Çagiriyoruz" baslikli deklerasyona fethullahçilara açik destek veren isimlerin de katilmasi...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #6 : 30 Ocak 2012, 17:09:16 »

MAKALE-3


Zaman gazetesinde önemli bir haber olarak yer aliyor . Diger imzacilara baktiginizda gözlerinize inanamiyorsunuz: Örnegin, Abdülmelik Firat, Ahmet Türk, Ufuk Uras, Tarik Ziya Ekinci, Mehmet Altan, Gülay Göktürk ve digerleri. Bir de, Zaman gazetesinin yakin zamana kadar Fethullah Gülen aleyhine yazdigi kitaplardan dolayi "komünist-ateist-bölücü" olarak afise etmeye çalistigi Faik Bulut. Kimi Kürt fasisti, kimi ikinci cumhuriyetçi, kimi Insan -pardon PKK- Haklari Dernegi yöneticisi, kimi sosyalist. Ister istemez sorguluyorsunuz, nerede her firsatta Türk milliyetçiligini savundugunu öne süren; kürtçülere ve her türlü bölücülere, komünistlere, ateistlere karsi olduklarini açiklayan; sehit ailelerini her firsa! tta istismar ile provoke eden; kendilerini modern alp-erenl! er olarak lanse ederek Türk sagini bunca yil igfal eden fethullahçilar? Sonra fethullahçi olarak adlandirilan bu yapilanmanin, amacina ulasabilmek için tipik makyevelist bir anlayis içinde, birakin Papayla ya da Ortodoks Rum Patrigiyle, seytanla bile isbirligi yapabilecegini kestirebiliyorsunuz... Iste fethullahçilarin sergiledigi bu ahlâki düzey, dinsel platformda da kendini gösteriyor. Bugüne kadar, nurculuktan çiktiklarini ancak onu astiklarini; tarikat olmadiklarini; olsa olsa "sivil toplum (cemaati)" olarak nitelendirilebileceklerini söyleyen fethullahçilar, Kivrikoglu Pasa'nin son kararlilik demeci ile birlikte, Bediüzzaman olarak nitelendirdikleri sahsin risalelerine periyodiklerinde daha fazla atifta bulunmaya basladilar. Bir baska ifadeyle takiyyeden vazgeçerek nurcu kimliklerine yeniden büründüler. Fethullahçilarin siyasal kosullarin degismesi nedeniyle asillarina dönmeleri, genis cephe ya da sol literatürde "birlesik cephe" diye adlandirilan yeni taktiklerini engellemiyor, aksine güçlendiriyor. Örnegin, fethulllahçilar, 17 Eylül 1999 tarihli "Zaman"da çikan "Bir Manevi Dinamik: Tunahan" baslikli yaziyla, bugüne kadar yildizlarinin hiç barismadigi bir düsman kardese, Süleymancilara baris çubugunu su cümlelerle uzatiyorlar: "Mücadelesinin önemini bugünlerde daha iyi kavriyoruz. Bugünlerde, yani bastigimiz toprak ayaklarimizin altindan kayarken ve Kur'an egitimine sinirlama getirilirken... O bu ugurda hayatini ortaya koydu ve bir ömür mücadele verdi. Süleyman Hilmi Tunahan, temel manevi dinamiklerimizden. Onun gibi dinamikler bundan böyle gündemimizde daha fazla yer almali. Onlarin mesajlarini simdi, ruhlarin iyice hassaslastigi su günlerde daha iyi anliyoruz. Manevi dinamigin ne demek oldugunu da... Koca bir ömür Kur'ani ögretmeye adandi. Bu ugurda çektigi sikintilarin haddi hesabi yok. O kadar ki arzu ettigi yere bile defnedilmesi engellendi. Naasi polis zoruyla Karacaahmet Mezarligina götürüldü... Kur'an egitimine konan engeller ve bugünlerde dellenen toprak, onun gibi manevi dinamiklere olan ihtiyaci ortaya çikariyor..." (9). Oysa biliyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti için kurulusundan itibaren önemli bir tehdit olusturmus sahte din tüccarlari: Said-i Kürdi, Seyh Sait, Seyyit Abdülkadir, Kemal Pilavoglu, Süleyman Hilmi Tunahan, Cemalettin Kaplan, M. Zahid Kotku ve onlarin günümüze kadar ulasan çikintilari. Sadece, laik hukuk düzenine karsi degil, seriatçi cephede egemenlik tesis için birbirleriyle de kavgaya tutusmuslar. Süleymanci, babasi faraza nurcuysa cenaze namazina gitmemis; naksibendi, kendi tarikatinin hatta cemaatinin disindakilere gerçek müslüman gözüyle bakmamis; nurcu, Said-i Kürdi'nin sefaati (!) sayesinde cennette öncelikli yer alacagina inanmis; rufai, kadiri ve vücutlarina sis batirarak Allah katinda ne denli makbul olduklarinin provalarini yapmis... Bunlar, Islâmiyeti kendi islerine geldigi gibi yorumlarken, hem müslümanlar arasinda firkaciliga ve bölünmeye yolaçmislar, hem de çok yönlü inanilmaz bir sömürü mekanizmasi kurararak milyonlarca saf ve cahil insanimizi kandirmislar, sömürmü! sler. Cahil insanlar da din tüccari sahte seyhlerini tabulastirarak Allah'a sirk kostuklarinin; devlete ihanet ettiklerinin farkina bile varmamislar... Daha geçenlerde Nurcularin liderlerinden biri olan Mehmet Kutlular, fethullahçilarin, yurtdisinda -Alman Anayasa Koruma Örgütü (Iç Istihbarat Servisi-BfV) destekli- Süleymancilara ve Milli Görüsçülere karsi Türk Devleti tarafindan kullanildigini belirtirken; istihbaratçi nurcularin fethullahçi cemaate katildiklarini, kendilerinin bu duruma alet olmadiklarini ima ediyordu. Simdi, ayni fethullahçilar, düne kadar yerin dibine batirdiklari Süleyman Hilmi Tunahan'in ölüm yildönümünde bugün övgüler düzmektedirler. Bunun adi riyakârlik ve de hiç süphesiz ahlâksizliktir. Bugün Süleyman Hilmi Tunahan'in torununa ve Kemal Kaçar'a uzatilan baris çubugu, yarinsa Haydar Bas'a, Abdülkadir Sasmaz'a, Esad Cosan'a, Musa Topbas'a, Enver Ören'e, Ali Yüksel'e, Necmeddin Erbakan'a, Mehmet Firinci'ya, Cüppeli Ahmet'e, Nazim Kibrisi'ye, Mehmet Kutlular'a, Mehmet Kirkinca'ya, Muhammed Siddik Dursun'a, Metin Kaplan'a, Izzettin Yildirim'a, Mehmet Kurdoglu'na Ramazan Yilmaz'a, Ali Kalkanci'ya, Müslüm Gü! ndüz'e ve diger çikintilara uzatilabilecektir. Fethullahçi organizasyonun makyavelist yaklasimi dis iliskilere de yansidiginda Türkiye Cumhuriyeti, 76 yillik tarihi boyunca karsilastigi en büyük tehdit odagi ile varolma savasina girmek zorunda kalacaktir. Bugün, A.B.D. güdümüne giren, yarin çikarlari gerekiyorsa pekalâ Almanya, Ingiltere, Iran, Suudi Arabistan, hatta Libya ya da bir baska ülkenin güdümüne girebilir. Buna hiç kusku yok... Basta fethullahçilar olmak üzere, halk tabiriyle "birbirinin gözünü çikarmaya hazir" diger tarikat ve radikal yapilanmalarin, ortak çikarlari çerçevesinde bütünlesme tehlikesine karsi alinabilecek en etkili önlem, halkin bilgilendirilerek aydinlatilmasidir. Bu isin öncülügünü hiç süphesiz ki Diyanet Isleri Baskanligi yapacak; Ilâhiyat Fakültelerindeki gerçek bilim adamlari da katkida bulunacaktir. Oysa ki, Anayasal bir kurulus olan Diyanet Isleri Baskanligi asli görevini yerine getirmekten uzun yillardan bu yana korkuyla kaçinmaktadir. Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük sanssizligi ve de eksikligi, devletine sahip çikacak cesarete ve kisilige sahip yeterli vatansever din görevlilerinin yetistirilememis olmasidir. Cumhuriyet yönetimi altinda irticai faaliyetlerin 76 yildan bu yana sürmekte oldugunu; tarikat ve radikal Islâmi gruplarin gerçek dinde yeri olmadigini en iyi bilen Diyanet Isleri Baskanlari, bugüne kadar dengelerin bozulmasindan korktuklarindan, tarikat ve benzeri yapi! lanmalarin üzerine gidememislerdir. Örnegin, Süleymancilar, Diyanet Isleri Baskanligi'nin atadigi imamlarin (Imam Hatipli ve de Ilâhiyat mezunlari dahil) arkasinda namaz kilmayi öteden beri reddetmekte; el koyduklari camilere atanan din görevlilerini kaçirtmak için de alenen dövmektedirler. Ayni sekilde, sözde Diyanetin denetimine ragmen, 800'ün üzerinde Kur'an Kursu ve Pansiyonu ile adeta bir dokunulmazlik zirhi içinde körpe beyinleri Atatürk ve Cumhuriyet aleyhine yikamaya devam etmektedirler. Fethullahçilar, devletin dinden elini çekmesini isteyerek Diyanet Isleri Baskanligi'nin kaldirilmasini dillendirmektedirler. Naksiler camilerini ayirmislardir. Milyonlarca saf-dindar insanimiz, bu odaklarin elinde dinine ve devletine karsi yabancilastirilmaktadir. Bütün bu dinsel yapilanmalara ve ihanetlere karsi suskun kalan halihazirdaki Diyanet Isleri Baskani Sayin Mehmet Nuri Yilmaz, Fethullah Gülen'in Islâm Temsilcisi sifatiyla Papa ile görüsmesini bile tepkisiz-yutkunarak seyretmekle yetinmistir. Camiler kisla, minareler süngü, müminler ! devletine karsi düsman neferi, Imam Hatip Liseleri ve Ilâhiyat Fakülteleri seriatçi yapilanmalarin ön bahçesi olurken, en az türedi seyhler kadar cesaret ve basiret gösteremeyen Sayin Yilmaz, ulusumuzun kendilerine gösterdigi saygiyi hak etmemektedir. Tipki, Börekçizade Rifat Efendi'den sonra gelen, -islerinde ehil de olsalar- devletine ve rejimine geregince sahip çikamayan, tarikatlarla açiktan açiga mücadele edemeyen diger "ürkek" Diyanet Isleri Baskanlarinin da saygiyi hak etmedikleri gibi: Topu topu sadece 1960'li yillarin basinda Nurcularin dindisi eylem ve söylemlerini ortaya koyan bir kitapçik yayinlanmis; bir de 12 Eylül döneminde Süleymancilarin olusturdugu tehditle ilgili olarak talep üzerine Milli Güvenlik Konseyi'ne bir rapor sunulmus, hepsi o kadar. Simdiki Baskanin tarikatlarla ilgili kamuoyuna malolmus bir mücadele programi yok. Merkezi vaazlarda, hutbelerde bu konuya yer verilecegine iliskin bir bilgiye de rastlanmiyor. Oldukça yetismis bir psikolojik mücadele uzmanini danisman kadrosuna istihdam etmis olsa da kendisinden yeterince yararlanamadigi anlasiliyor. Yaygin bir izleyici kitlesine sahip olmayan bir televizyonda (BRT) çikip da: "Tarikatlara gerek yok.... Geçmiste tarikat dünya sevgisini birakmakti. Simdi bakiyoruz, cemaat haline gelmis tarikatlar her türlü konfor içinde, zevk ve sefa içinde. Dini bilmeyen, cehalet içinde yüzen insanlar seyhlik postuna oturmuslardir. Dini samimi olarak, birey olarak yasayan insanlari ayirt ediyorum. Dini ögrenmek isteyen herkes dini yasayabilir. Allah ile kul arasina kimse giremez. Dini yasamak için tarikatlara gerek yok, zorunluluk yok.... Ibadette yeter ki samimi ol, bunlar olay çikarmak dinle devleti, milleti, cumhuriyeti karsi karsiya getirmek istiyorlar. Oynanan oyun budur. ! Kimse Cumhuriyetle Islâmiyeti karsi karsiya getirmesin" demesi yeterli olmuyor. Sayin Diyanet Isleri Baskani'nin yüreklilikle çikip "bunlar"in kim olduklarini, din disi uygulama örnekleriyle birlikte, tüm kitle iletisim araçlarindan yararlanarak sürekli bir biçimde açiklamasi gerekiyor. Açiklayamadigi için her yil yüzbinlerce saf insanimiz bu din tâcirlerinin agina düsüyor; Diyanete bagli camilerdeki cemaat sayisi da buna bagli olarak sürekli azaliyor. Diyanetin asli görevi kuskusuz sadece camilere din görevlisi atayip vakit namazlarini eda ettirmekten ibaret degil. Sayin Baskanin Diyanet kadrosundaki ya da yurtdisindaki örgütlü Süleymanci, Kaplanci, Milli Görüsçü gibi yapilanmalara karsi verdigi mücadele olmasi gerekenin çok ama çok gerisinde. Bu açidan önünde iki seçenekten birini seçmek durumunda: Ya acizligini kabullenerek istifa edecek veya görevden alinmayi bekleyecek, ya da Börekçizade'den sonra hiçbir Diyanet Isleri Baskani'nin yapamadigini yaparak halkiyla ve devletiy! le bütünleserek seriatçi yapilanmalara karsi açiktan mücade! le edecektir. Bu ikinci tercih, sadece sorumlu, vatansever bir bürokrat için degil, temsil ettigi kitleler için Allah'a karsi da bir borçtur, yükümlülüktür. Sayin Mehmet Nuri Yilmaz ve bu göreve getirilenler bu ülkede en az Fethullah Gülenler kadar cesur ve kararli olmadirlar; yaygin dinsel egitimi ve halkla iliskileri Fethullah Gülenlerden daha iyi yürütmelidir, derken ne kendisine ne de makamina haksizlik etmis sayilmiyoruz...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #7 : 30 Ocak 2012, 17:10:11 »

MAKALE-4


FETHULLAHÇI YAPILANMANIN HRISTIYAN VE YAHUDI DESTEKÇILERI


Fethullahçilarin en büyük ortak hayali, Fethullah Gülen'in vatanina tipki Ayetullah Humeyni gibi dönmesi ve hemen iktidar koltuguna oturmasi. Kendisini kurbanlar keserek karsilamak istiyorlar. Kaset olayindan sonra "çözülen" fethullahçilarin söylemlerine göre, cemaat üyeleri, Fethullah Gülen'in idamla yargilanabilecegini ihtimal görmekle birlikte, infazin sözkonusu olmayacaginda hemfikirler. Malûm iç ve dis desteklerine güveniyorlar. En çok da Hristiyan Dünyasinin (Katolik ve Ortodoks) ve Musevilerin tepki göstereceginden eminler. Kayitsiz sartsiz desteginden emin olduklari yabanci ruhaniler ise sunlar: Papa II. Jean Paul ile en önemli yardimcisi Kardinal Francis Arenzi (Dinlerarasi Diyalog Konseyi Baskani), New Yok Baspiskoposu Kardinal John O'Connor, A.B.D. Katolik Üniversitesi'nden Prof.Dr. Sidney Griffith, Prof.Dr. Dale Eickelman, Dr. Thomas Walsh, Neil Albert Salonen , Richard Rubinstein, Israil Hahambasisi Dahsi Doron, Fener Rum Patrigi Bartholomeos. Fethullahçilara göre! A.B.D. yönetiminin garantili güvence verdigi Hristiyan ve Musevi ruhanileri, Islam Dünyasinda muhatap olarak yalnizca kendilerini taniyorlar ve dayanisma gösteriyorlar. Fethullahçilarin bu isbirligi ve dayanisma ya da tâbiyet konuda hiç de abartma yapmadiklarina iliskin iki örnegi son günlerde yasamis bulunuyoruz. Örnegin, Türkiye Katolik Cemaatleri Ruhani Reisler Kurulu Genel Sekreteri Monsenyör Georges Marovitch, sanki üzerine düsen vazifeymis gibi, 20 Eylül 1999'da yaptigi bir açiklamayla Fethullah Gülen'in Nobel Baris Ödülü'ne lâyik oldugunu açiklamis ve kendisine övgüler yagdirmistir. Ertesi günü de, Fethullahçi "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi"nin Istanbul'da Cemal Resit Rey Salonu'nda düzenledigi "Birlikte Yasama Sanati Hosgörü 700 Sempozyumu"na, Türkiye'deki fethullahçilarin ve yandaslarinin ve de muhiplerinin yanisira, Türklere düsmanligi ile anilan Fener Rum Patrigi Bartholomeos, Katolik Cemaati Ruhani Reisler Kurulu Baskani Lui Pelatre, Genel Sekreteri Georges Marovi! tch, Musevi Hahambasi Vekili Ishak Haleva, Salom Gazetesi y! azari Yusuf Altintas, Ermeni Patrigi Temsilcisi Kirkor Damatyan, Süryani Cemaati Temsilcisi Dr. Ayhan Basaranlar katilarak söz ile yogun alkis almislardir. Fethullahçilarin en büyük korkulari su: Fethullah Gülen, kalp hastasi, seker ve sekere bagli göz rahatsizligi ile yüksek tansiyon hastasi. Türkiye'ye döndügünde, tedavisine iliskin ciddi kuskulari ve endiseleri var. Örnegin, Türk Askeri Doktorlarina güvenmiyorlar. Korktugundan degil, sirf bu nedenle A.B.D.'nde beklemeyi tercih ettigini ifade ediyorlar. Içlerindeki tek teselli verici umut, "dönüsünün muhtesem olmasi", yani dogrudan iktidar koltuguna oturmasi... Tabii ki saçma bir umut ama seyhlerini "Dünya Imami" statüsüne lâyik görenlerin umutlarina engel olmak da kesinlikle mümkün degil... Bugünlerde, Fethullah Gülen'in saglik durumuna iliskin çeliskili haberlerin gelmesi, yapilanmanin basina vekil olarak kimin geçecegine iliskin tahminlerin yürütülmesine yol açiyor. Bilindigi gibi, Fethullah'in A.B.D.'ye kaçmasindan (pardon tedaviye gitmesinden-N.H.) sonra, organizasyonu ayakta tutan himmet paralarinda oldukça hissedilir bir azalmanin oldugu hiç kimsenin meçhulü degil. Organizasyon, özellikle medya bölümünde çalisanlara zaman zaman maas ödemekte bile zorlaniyor. Yurt içinde organizasyondan kadrolu olarak maas alan personelin (Istisare Grubu, Cografi Bölge Imamlari, Ülke-Bölge-Il-Ilçe Imamlari, Semt-Mahalle Imamlari, Ev Imamlari -Yurt müdürleri ve yardimcilari ile isikevleri sorumlulari-, Danismanlar, Serrehberler, Belletmenler, Okul-Dersane-Kurs Müdür ve yardimcilari, ögretmenler, yabanci personel, müstahdemler, teknik elemanlar, medya çalisanlari, saglik personeli -doktorlar, hemsireler, yardimci saglik personeli-, organizasyona dahil vakif, dernek ve araci ku! ruluslarin yönetici ve çalisanlari) yanisira yurtdisindaki temsilcilere, okul müdür ve yardimcilarina, yerel ögretmen ve personele, kuryelere, okullarin bakimini saglayan teknik personele de muntazaman her ay maas ödeniyor. Ancak kaç kisiye maas ödendigine iliskin bilgiler net bir rakami ifade etmese de birbirine yakin. En az 50.000 maas alan personelden söz ediliyor. Hali vakti yerinde olup da maas talep etmeyen, emekle katkida bulunan gönüllülerin sayisi bu rakama dahil degil. Yurt içinde ve disinda bagislanan ya da satin alinan gayrimenkullerin yanisira kiralanan binlerce gayrimenkulün aylik isletme harcamalari (kira, bakim, elektrik, su, isinma, telefon, teknik ekipman, laboratuvar ekipmani, yatakhane-yemekhane ekipmani, temizlik, saglik ekipmani vb.), ulasim giderleri (tasima araçlari alimi, yakit ve bakim-onarim giderleri, uçak biletleri vb.), yiyecek-içecek, sosyal ve kültürel etkinlik masraflari dikkate alindiginda, fethullahçi organizasyonun ortalama aylik giderinin 1! 999 yili rakamlariyla en az 25-35.000.000.000.000 TL (25-35! trilyon TL) arasinda oldugu tahmin ediliyor. Bu aylik harcama tutari, organizasyonun 25 milyar dolar ifade edilen anasermayesine, yillik ortalama 600 trilyon TL olarak ifade edilen ciroya ve de gerçek miktari saptanamayan himmet gelirlerine vuruldugunda öylesine önemli bir rakam olarak degerlendirilmiyor. Ancak, dis yardimlarin kesilmesinin, himmet paralarindaki azalmanin kroniklesmesi durumunda bu saadet zincirinin kopmasinin ve organizasyonun paramparça olmasinin kaçinilmazligina dikkat çekiliyor. Kisaca, Fethullah Gülen'in yoklugu, organizasyonun yumusak karnini olusturan para muslugunun basinda "mutemet" ellerin olmasini gerekli kiliyor. FETHULLAHÇI YAPILANMANIN VARISLERI Iste, Fethullah Gülen'in boslugunu dolduracak adaylarin su siralarda yeniden gündeme gelmesinin nedeni bu. Ancak, Fethullah Gülen henüz sagken, yakin çevresinden hiç kimsenin vekâleten bile olsa adayligini ilân etme "cüretini" ve "hürmetsizligini" göstermesi beklenmiyor.. Ancak, yine de örtülü kulis çalismalari kapsaminda bazi isimlerin daha sik telâffuzu ve bu isimlere daha çok ve daha özel saygi gösterilmesi biçiminde bir ayrismaya gidiliyor. Bu ayrisma sonunda açiga çikan isimler ve bu isimlerle ilgili yorumlar, meslek gruplari ve kisiler açisindan en sanssizdan en sansliya dogru söyle: Ögretim üyelerinin hiç sansi bulunmuyor. Gazeteci ve Yazarlar Vakfi Kurucu Hey'eti ve Yönetim Kurulu ile Abant Toplantilarina katilanlar içinde yer alan, kamuoyunca isimleri bilinen akademisyenlere sans verilmemesinin nedeni su: Vârisin mutlaka ve mutlaka risale-i nurlari hatmetmis, bir baska ifadeyle nur mekteplerinin rahle-i tedrisinden geçmis olmasi gerekiyor. Bu olmazsa olmaz türünden bir kosul. Ihsan Kalkavan, Mehmet Emin Hasircilar, Sadik Pishan, Tahsin Tekoglu, Ömer Faruk ve Selçuk Berksan, Asim Ülker, Mustafa Kavurmaci, Naci Altinbüken, Abdülkadir Konukoglu, Riza Nur Meral, Mustafa Kahraman, Ünal Kabaca gibi isadamlari arasinda ön plana çikan tek isim Ilhan Isbilen. Hocaefendi (!) ile geçmise dayali bir hukuku oldugu söyleniyor. Fethullah Gülen'in adigeçene gösterdigi ilgi ve saygi, cemaati de bu yönde etkilemekle birlikte en önemli dezavantaji risale-i nur egitiminin "kifayetsiz" olmasi. Organizasyonun lokomotifi sayilan Akyazili Orta ve Yüksek Egitim Vakfi'nda yurt müdürlügünden mütevelli hey'et baskanligina kadar yükselip deneyim kazanan, sonra da fethullahçi medyanin olusturulmasinda tüm sorumlulugu tek basina üstlenen Ilhan Isbilen, Fethullah Gülen ile Vatikan'a gittikten sonra su siralarda ortalarda görünmemeye basladi. Otoriter ama agresif kisilik yapisi ile "toparlayici" olamayacagi konusuluyor. Harun Tokak için "seviyeli ama karizma sahibi olamaz" degerlendirmesi yapilirken, Ömer Okçu için "menfaatini bilen küçük esnaf", Alaattin Kaya için "hocaefendiyi muhbir olarak desifre ettigi için gözden düstü", Ismail Büyükçelebi içinse "kisisel hirsi olmayan, politikadan anlamayan, dünya gerçeklerinden kopuk sade bir hayat yasayan samimi bir mütedeyyin, iyi bir hatip" degerlendirmeleri yapiliyor. Geriye bir tek aday kaliyor: Abdullah Aymaz, takma adiyla Ismail Yediler. Fethullah Gülen'in en sevdigi, güvendigi ve bilinçli olarak ileriye hazirladigi ögrencisi. Ancak, Erzurumlu degil (Kütahyali). Çocuk yaslarindan itibaren hep Fethullah Gülen'in yaninda oldugu; risale-i nurlari en iyi tefsir edecek seviyede bulundugu; dünyayi ögrenmesi için bizzat Gülen tarafindan A.B.D. ve Avustralya'ya gönderildigi kaydediliyor. Zaman gazetesinin New York Temsilciliginin yanisira, Avustralya'da cemaat olusturulmasi ve okul açilmasinda önemli rol oynayan Aymaz, sosyal yönü gelismis; dengeli halkla iliskiler yürütebilen, iyi yabanci dil bilen biri olarak da nitelendiriliyor. Abdullah Aymaz'in Patrik Bartholomeos'un yanisira A.B.D.'ndeki Yunan lobisi ile dirsek temasinda olduguna iliskin haberler hâlâ hatirlarda. Özellikle de Yunan asilli Andrew Manatos'un A.B.D. üst düzey yöneticilerine gönderdigi Abdullah Aymaz için yardim talep ettigi mektup, Türk Basininda da yer almisti. Abdullah Ayma! z'in, Türkiye karsiti senaryolar hazirladigi bilinen "Baris Etüdleri Enstitüsü"nün yanisira, Henry Barkey, Graham Fuller gibi ünlü C..I.A. elemanlari ile olan temaslari da Zaman gazetesi tarafindan "gazeteci kimliginin geregi" olarak degerlendirilmis ve tekzip yoluna gidilmemisti. Iste, A.B.D.'nin en ilgili makamlari ve en ilgili yetkilileri ile görüsme tecrübesine sahip; Yunanlilarla pervasizca dayanisma içine girebilen; Batiyi taniyan ve iyi yabanci dil bilen; egitimcilik ve gazetecilik tecrübesi olan; halen Zaman Gazetesinin Genel Yayin Müdürlügü'nün yanisira köse yazarligi da yapan; dinlerarasi hosgörü adina organizasyonun Katolik, Ortodoks ve Musevi Dünyasi ile iliskilerini kotaran; kati ve ödünsüz bir nurcu: Abdullah Aymaz... Fethullahçilara göre, ileride uzlasmayi kabul etmeyen yasli ve sorunlu-huysuz nur cemaati liderlerinin (Mehmet Kutlular, Mehmet Kirkinci, Muhammed Siddik Dursun, Izzettin Yildirim, Mehmet Kurdoglu vd.) bu fani hayattan ayrilmalarindan sonra tüm Nur cemaatlerini tek çati altinda toplayacak kisi, ancak Fethullah Gülen ya da giybetinde Abdullah Aymaz olabilir, deniliyor. Ancak, öte yandan Fethullah Gülen, daha henüz hayattayken yerine vekil gösteremeyecegini, bunun dinen çok agir bir sorumluluk getirdigini, kendisinin bu manevi yükü kaldirmaya hazir olmadigini da ifade etmeyi ihmal etmiyor. Bir baska ifadeyle yerini en sevdigine bile birakmaya niyeti yok...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #8 : 30 Ocak 2012, 17:11:07 »

MAKALE-5



HENÜZ BELIRSIZ VARIS ABDULLAH AYMAZ'IN AYMAZLIK DÜZEYI



Büyük bir olasilikla, Fethullah Gülen'den sonra organizasyonun basina geçecek olan Abdullah Aymaz'i, tanimanin, kapasitesini, bilimden ne anladigini, en basit ve dogal olaylari yorumlama düzeyini, Türkçe dil bilgisini, belki biraz da zekâ katsayisini, dinsel megolomanisinin olup olmadigini ve benzeri özelliklerini saptamanin en kestirme yolu, hiç süphesiz yazdiklarini okumaktan geçmektedir. Bu en "seçkin" fethullahçinin yazdiklarinin çogunlugu, Said Nursi'den yaptigi sadelestirilmemis alintilardan olusmakta, kendisi sadece bazen konuyla hiç ilgisi olmayan küçük yorumlar eklemekle yetinmektedir. Bu arada organizasyona bagli Nil yayinlari arasinda "Sen Yusuf musun?" adli çok "anlamli" ve "yüksek düzey ürünü" bir kitabi da yayinlanan bu gelecegin fethullahçi organizasyon lider aday-adayinin rastgele seçilmis orijinal yorumlarindan bazilari (aynen): "Yine Bediüzzaman Hazretleri, insanin üzerinde hukuku olanlarin sirasini anlatirken sag elini uzatip söyle demistir: 'Basparmak hukukullah, isaret parmak hukuk-i Resulullah, orta parmak hukuk-i Üstad, yüzük parmak hukuk-i valide, küçük parmak hukuk-i peder'. Dikkat edilirse, üstadin yani ögretmenin, hocanin hakkinin hemen ön siralarda oldugu böylece tespit edilmis oluyor" (10). "Aglayislarimiz bir duaya dönerek arsi ihtizaza getirirse ümit ediyorum ki, afatlar durur; seyyiatimiz hasenata tebdil edilir ve makus talihimiz degistirilerek önümüze hayirli ve engin ufuklar açilir" (11). "1968 Firtinasi Türkiye'de eserken, gerek bizim ögrenciligimiz yillarinda gerekse ondan sonra devam eden dönemde durmadan gençligin kalp ve kafasina süphe ve tereddütler ekildi. Maalesef inkâr zakkumlari da yetistirildi. Arkasindan anarsi ve terör, egitim yuvalarimizin ve bütün ülkemizin kâbusu haline geldi. O zamanlar bilhassa Albert Camus gibi inkârci yazarlarin kitaplarini okumak moda haline getirilmisti; gençler haril haril onlari okuyor ve inançlari onlardan edindikleri vesveseleri, seytani bir plan ve sinsi bir organize ile yaygin hale getiriyorlardi. Bilhassa Veba romani çok meshurdu. Iste o dönemde bu zehirli düsüncelere karsi bizler panzehiri Risale-i Nur Külliyati'nda buluyorduk. Bu bakimdan bela ve musibetlerin hikmetleri hakkinda sadece 14. Söz'ün Zeyli degil, bütün külliyata yayilan hakikatlar dertlerimize deva oluyordu" (12). "Sorulara baslanmadan önce sunlar ifade edilmis: (Manevi ve ehemmiyetli bir canipten, simdiki zelzele münasebetiyle alti-yedi cüzi suale karsi, yine manevi ihtar yardimiyla cevaplar kalbe geldi. Tafsilen yazmak kaç defa niyet ettimse de izin verilmedi. Yalniz icmalen kisacik yazilacak.... Evet, Sodom ve Gomore'yi mahveden günahlar ve benzerleri bu günlerde belki bazi sahislarin organizesi altinda yapiliyor, ama medyanin büyük bir kismi farkina varmadan bunlari popüler hale getiriyor, insanlarin çogu da bunlari tepkisizce okumak ve izlemekle bunlari desteklemis oluyorsa, iste fiilen olmasa bile iltizamen veya ilhaken istirak etmis olurlar. Ayni sekilde devlete ve devlet menfaatlerine ragmen bazilari yanlis yönlendirmelerle bir milleti zorla 'Hem Allah'ina hem Peygamberine karsi asi vaziyetine' sokarlarsa yine ayni seyi yapmis olurlar" (13). "Yil 2044. Sizinti'nin kapaklarini süsleyen feza sehirleri, artik bilim-kurgu türü hayaller olmaktan çikmis. Otuz yil önce hayal bile edilemeyen gelismeler yasaniyor. O zamanlar emeklemekte olan ilim, simdi maratonunu yarilamis durumda. Aymaz Feza Sehri'nden Ali ile Akyüz Beldesi'nden Abdullah, Cuma namazini Ay'da eda etmek için sözlesmisler. Randevulari uzayda gerçeklesiyor. Mudakkik delikanlilar, gerçekten çok dakik. Ne de olsa zamanin esrarini kesfetmisler. Selâmlasma ve kisa ve samimi bir hal hatir sorduktan sonra Ali söze basliyor: 'Dün Merkez'deki sunucuyla baglantimda Mesnevi-i Nuriye'deki 'Harici ve Zihni Hakikat-ler' bahsiyle alâkali çok enteresan bir serhe rastladim. Abdullah: Evet, o bahsi hatirladim. 11. Mesnevi hatmimizde, bu mevzuda çok feyizli bir kognitif intikal ve epistemik kesf tecrübe etmistik, degil mi? Ali: Evet, biinayetillah. Iste o orijinal yorumu, hususi hiper-metnime ilâve ettim. Insaallah bu mevzuda bir makale hazirlayip Külli-Net'e göndermeyi düsünüyoruz. Abdullah: 'Ortak literatür sunucusu'nda bir tarama yapmakta fayda var. Burada mütalâa edilmesi gereken müsterek bir külliyat olustu. Ali: Evet. Ruhumuzun heykeli ikame edilmeye baslandigindan bu yana, samimi sanatçilarin hazirladiklari belgeselleri, hologramlarla seyretmek, o zamani bizzat yasiyormus hissini veriyor. Farazi ortamin bu kadar gelisecegi düsünülmüyordu, degil mi? Abdullah: Daha çok sey düsünülmüyordu, maalesef. Ruh mimari, 'riyazi düsünce' üzerinde tahsidat yaparken fenada fani olan insanciklarin holistik nazarlarini ve sosyal ferasetlerini dumura ugratmalari çok aci ve ibretli gerçekten. Üstad'in 'bedbaht' diye adlandirdigi kitleye bunlari da dahil edebiliriz belki de. Ali: Evet, niyetlerini saflastirmayanlarin talihli olduklari söylenemez.. Abdullah: Birazdan Ay üssüne inecegiz. Namazdan sonra tesbihati yeni açilan tefekkür merkezinde yapariz. Ali: Cevsen'i de meteor yagmurunu seyrederken okuruz. Abdullah: Insaallah. Kemerleri bagla, iniyoruz" (14). Yorumsuz birkaç alinti, varis aday-adayi Abdullah Aymaz hakkinda mutlaka bir fikir veriyor. En iyisi ve en seçkini buysa... diyorsunuz ve cümlenin gerisini lütfen siz tamamliyorsunuz... SONUÇ (A.B.D. Modeli-Öngörüleri ve Fethullahçi Yapilanmanin Yokedilmesi - Önlem Önerileri): A.B.D.'ni yönetenlerin, gerek kendi ülkelerindeki ve gerekse Asya, Avrupa ülkelerindeki tarikatlara yönelik olarak gelistirdikleri bir model sözkonusu. Modelin amaci, tarikatlari, birer sivil toplum örgütü, gönüllü kurulus (N.G.O.) olarak yeniden yapilandirmak; mevcut düzene karsi uysallastirmak. Kisaca böyle özetlemek mümkün. Her seyden önce yapilanmanin bir sistematigi var. Öncelikle bireyin toplumsallasmasi ile baslatilan süreç, suya bir tasin atilmasiyla olusan halkalar gibi bireyi kusatan çevreler yaratmaya dayaniyor. Bu çevreler, egitim, saglik, teknolojiye dayali iletisim kanallari, ekonomi, politika ve kültürel gereksinimleri karsiliyor. Tüm bu çevreleri de kusatan ve kendi inanç-düsünce sistemine göre olusturulan bu toplumsal yapiya islevsellik kazandirilmasi, siyasal erkde yani devlet yönetiminde de bir uzlasmayi ya da paylasmayi gerekli kiliyor. Fethullahçilarin bu modele uydurulmaya çalisilmasinin yarattigi problemlerin temelinde, gerek Türk Toplumunun ve gerekse Islâmiyetin baskin karakterlerinin farkliligi yatiyor. Batida, mevcut tarikatlar ve benzeri dinsel yapilanmalar içinde devleti ele geçirmeye, siyasal rejimi degistirmeye yönelik örnekler marjinal kabul ediliyor. Siyasal Islâmin kendi kurallarina göre devlete tümüyle egemen olmasi esas; toplumsal bir uzlasi ve egemenligin demokratik çerçevede paylasimi sözkonusu degil. Fethullahçilar, diger seriatçi yapilanmalar gibi, demokrasi ve özgürlük istiyorlar ama sadece kendileri ve kendileri gibi düsünenler için. Iktidara giden yolun önce insana yapilan yatirimdan geçtiginin; bir sonraki asamada da toplumsal yasami düzenleyen "mülkiye ve adliye"nin elegeçirilmesinin en son asamada da devletin elegeçirilmesinin bulundugunu bizzat Fethullah Gülen ima ile ifade ediyor. Kisaca, A.B.D.'nin Washington'dan biçtigi yeni model gömlek, Mormon, Moon, Scientology gibi tarikatlar! a uyarken, Talibanlardan fethullahçilara kadar uzanan siyasal islâmci yapilanmalara ise dogalarinin geregi çok dar geliyor ve bir sekilde bir süre idare ettikten sonra patliyor; sonra da fethullahçi örneginde oldugu gibi o ülkeye toplumsal irin yayiliyor... Isin aslina bakilirsa A.B.D.'nin Avrupa ve Asya tarikatlarina öngördügü model, bazi hallerde kendi tarikatlarina da uymuyor. Ancak, A.B.D., kendi kamu güvenligine yönelik farkli bir yapilanmayi legal bir biçimde kontrol altina alacagi yerde, Davidian tarikati örneginde oldugu gibi, liderinden en küçük ferdine (bebeklere) kadar yakarak yok ediyor; bir baska ifadeyle sorunu en radikal biçimde çözümlüyor (15). Ama ayni A.B.D., Türkiye'de Refah Partisi'nin kapatilmasindan, Istanbul eski Belediye Baskani'nin görevden alinmasina kadar pek çok örnekte, hem de yargiya müdahale pahasina saygisizca karisabiliyor. Hiç süphesiz, bu çeliskinin yeri geldiginde hatirlatilmasi gerekiyor... Fethullahçi suç organizasyonu A.B.D.'den, Süleymancilar, Milli Görüsçüler-Naksibendiler Almanya'dan, yine Naksibendilerin bir bölümü Ingiltere'den ve Suudi Arabistan'dan, Hizbullahçilar Iran'dan yönlendirilirken, Türk Devleti, soruna tek tek lokal çözümler aramak yerine bir mücadele sistematigi olusturmak; buna uygun stratejiler gelistirmek zorunda kaliyor. Bu tür seriatçi, bölücü ve benzeri marjinal yapilanmalarla mücadelede yapilmasi gerekenlere iliskin birkaç somut öneri: 1.. Almanya'da oldugu gibi, bir "Anayasayi Koruma Kurumu" mutlaka olusturulmalidir. Bütçesi, siyasal baski olasiliklarina karsi "Örtülü Ödenek" bünyesinde olusturulan; kendi kadrosunda alaninda uzmanlasmis personeli (tarihçileri, ilâhiyatçilari, sosyologlari, psikologlari, psikolojik savas teknisyenlerini, reklâmcilari, basin ve halkla iliskiler uzmanlari, hukukçulari, siyaset bilimcileri, bilgi-islemcileri, stratejistleri, askeri danismanlari, kendi kolluk görevlileri, hizmetiçi egitimcileri vb.) bünyesinde bulunduran ve de Anayasa Mahkemesi basta olmak üzere, M.G.K., Milli Egitim Bakanligi, Diyanet Isleri Baskanligi, Disisleri Bakanligi, M.I.T., Emniyet Genel Müdürlügü, D.G.M.., Valilikler ve diger ilgili birimler ile koordinasyonu saglayacak -yasal yaptirim gücü olan- yapilanmayi içerecek böyle bir Anayasal Kurumun kurulmasi kaçinilmaz bir gereklilik halini almistir. Kritik görevlere yapilacak atamalarda, bu kurumun onayi, yasal zorunluk haline getirilmelidir. Böyle bir ! kurum, Türk Devleti'nin kendisini savunma mekanizmasini, hukuk sistemi içinde çalistirmasina olanak saglarken, mevcut hukuk sisteminde olasi bir zaafa da yol açmayacaktir. Böylece, Almanya, A.B.D., Ingiltere ya da diger Batili ülkelerde oldugu gibi, hangi siyasal parti iktidara gelirse gelsin, devletin temel politikalari degismeyecek; siyasal rejimin degistirilmesi riski sözkonusu bile olmayacaktir. Bu suretle ülkemizde istismara açik demokrasi ve laiklik tartismalari da büyük ölçüde sona erecektir. 2.. Kisa vadede ise, Milli Egitim Bakanligi'nin Il ve Ilçe Milli Egitim Müdürleri ile Il ve Ilçe Müftüleri baslangiç olmak üzere, kritik görevlerdeki tüm devlet personelinin asamali olarak Milli Güvenlik Akademisi'nde hizmetiçi kursa alinmalari saglanmalidir. Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde yeni bir yapilanma ile Irtica Daire Baskanligi kurulmalidir. Bu dairenin nitelikli personeline devlete bagliligini kanitlamis, Islâmdisi seriatçi yapilanmalar konusunda uzman, dinsel terminolojiye hakim, tercihan arapça ve farsça bilen Ilâhiyat mezunlari da dahil edilmelidir. 3.. Gerek Türk Silâhli Kuvvetleri ve gerekse Emniyet Genel Müdürlügü bünyesinde seriatçilik konusunda uzmanlasmis personelden azami faydayi saglamak için, kisla-karargâh ya da bölge atamalarinda, önceden oldugu gibi ayni ihtisas görevinde devamlari saglanmalidir. 4.. Ama önce ve de öncelikle, bir kararlilik göstergesi olarak eskilerin deyimiyle -ibret-i âlem olsun diye- fethullahçi organizasyon dagitilmalidir...
 

KAYNAK/DIPNOT:
Necip Hablemitoglu
"Mustafa Sungur, 'Deprem Amerikayi da Sarsti'
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.053


IRKÇI


« Yanıtla #9 : 30 Ocak 2012, 17:13:58 »

Ve toparlayacak olursak;


Babasinin; "öyle bir evlat yetistiriyorum ki Türkleri kendi silahlari ile vuracak" dedigi rivayet olunur. Babasinin bunu kulagina fisildamasi Türklerden ailesinin ve ermenilerin intikamini almasini ögütlemesi 1915 ermeni olaylarina kadar gider. O yillarda ermeni isyanlarinin ayyuka ciktigi dönemlerde Gülen'in sülalesi olaylarda aktif olarak yer almaktadir. Yaninda calistiklari Ispirli Türk agasinin tüm ailesini katleden Gülen'in dedesi ve yanindaki eskiyalar cevredeki Türklere karsida terör estirmeye baslarlar, Türklerin bir müddet sonra toparlanip bunlara hak ettikleri cezayi vermelerinden sonra sag kalanlari o bölgeden kacarlar.
Türklere karsi ayaklanmayla, katliam yapmakla hedeflerine ulasamayacaklarini anlayan ermeniler streteji degistirerek bir cogu o yillarda kendilerini gizlemek icin din degistir. Bu toplu din degistirme durumu yine Türklerden intikam alma atesi ile zuhur etmektedir. Fethullah Gülen'in babasida bunlardan birisidir. Güya Müslüman olan babasi Müslümanlarca da kabul gören isevi isimlerini cocuklarina vererek bir tasla iki kus vurmaya calisarak yüzündeki maskeyi gizlemeye calismistir !

Belirttigimiz gibi ermeniler arasinda 1915'lerden sonra topluca din degistime durumu tamamen kendilerini gizlemek ve ilerleyen yillarda "Müslüman" kimligi ile Türklerden intikam almak icindir. Nitekim dikkat edilirse bugün Islami kesimde olsun, Milliyetci-Muhafazakar kesimde olsun azimsanmayacak sayida ermeni kriptonun bulunmasi bunu desteklemektedir.
Bunlar gayet güzel Türkce konusurlar, isimleri cogu Türk'te olmayan öz Türkce isimlerdir, milliyetciden daha milliyetci görünürler, islamcidan daha islamci görünürler hedeflerine giden yolda bunlara göre hersey mübahtir. Özellikle Türk milletinin yumusak karni olan dini alanda bunlar fazlasiyla bulunmaktadirlar.

Fethullah Gülen'in palazlanmaya basladigi o yillarda kendisinden gecerek (!) verdigi atesli vaazlarina bir cogumuz televizyonlarda, videolarda bir sekilde ya denk gelmisizdir ya da birilerinden duymusuzdur, o yillardaki durusu ile bugünkü durumunu göz önüne aldigimizda yine o yillardaki vaazlarinin analizini yaptigimizda yukarda isaret etmis oldugumuz kripto ermenilerinin nasil bir strateji izledigi gercegi karsimiza cikmaktadir. O yillar yani cemaatinin ve kendisinin isminin duyulup palazlanmaya basladigi yillarda Karabag drami yasanmaktaydi. O yillardaki vaazlarinda mütemadiyen Karabag ve Türk dünyasini islemekteydi. Karabag icin aglayarak (!) timsah gözyaslari dökmekteydi. Bu sekilde bir tasla iki kus vurmus oluyordu, hem Islami kesimi hemde Milliyetci görüslere sahip kesimi etkiliyordu hülasa kimse kendisinden süphelenmiyordu. Saman altindan su yürütme stratejisini ustaca uygulayarak her kesimden Türkleri bu sekilde yillarca uyuttu.

Nitekim Fethullah Gülen'in 1998'lere kadar bu stratejiyi nasil ustalikla yürüttügünü o yillara kadar aldigi ödüllerden de görebilmekteyiz. Peki aldigi bu ödüller neydi ?

1995 – Türk Ocakları Vakfı "Nihal Atsız Türk Dünyası Hizmet Ödülü"
1995 – Mehmetçik Vakfı "Teşekkür Beratı"
1996 – Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) "Hoşgörü Ödülü"
1997 - Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) "Türk Dünyasına Hizmet Ödülü"
1997 – Türk Eğitim-Sen "24 Kasım Eğitim Özel Ödülü"
1998 – "Türk 2000'ler Vakfı Ödülü"
1998 – "Hamdullah Suphi Tanrıöver Türk Ocakları Kültür Armağanı"

Yine bu ödüllerle birlikte bagimsizligini kazanan Türk Cumhuriyetlerinde ve diger Türk bölgelerinde mantar biter gibi pespese actiklari Okul'lar ile de Türk milletinin gözünü boyamislardir. Bu Okul'larin acilis gayesinin Türk kültürüne hizmet icin oldugu probagandasini yillardir Türklere isledir. Halbu ki isin asli hicte öyle degildi, Türk Cumhuriyetlerinde actiklari bu Okul'lar Anglo-Sakson kültürünün misyonerligini Türk cocuklarina asilamak icin kurulmustu. Okul'lar da soydaslarimiza Türkiye Türkcesini ögretiyoruz yalani ile özellikle milliyetci kesimden kendilerine gelebilecek tepkileri basarili sekilde önlediler, gercekte bu Okullarda agirlikli olarak Ingilizce dersler verilmektydi, siirler ve müzikler disinda Türkcenin esamesi dahi okunmuyordu !
Burda hemen bir parantez acmak istiyorum; son yillarda Bati Avrupa ülkelerinde özellikle Almanya'da Türklere yönelik asimilasyon politikalari cercevesinde ilkokullardan Türkce dersler kaldirilirken, Fethullah Gülen cemaatine ait Okul'lar hic bir engelle karsilasmadan bir cok sehirde mantar biter gibi pes pese acilmaktadir. Simdi tam bu noktada sizce burda bir anormallik yokmudur ? Hani bu Okul'lar Türk kültürünü ve Türkceyi yaymak icin aciliyordu ? Türkce dersleri ilkokullar da kaldiran Almanya bunlarin Okullarina onay veriyor. Üzücüdür ki Avrupali Türkler arasinda Anglo-Sokson kültürünü yaymak icin actiklari bu misyoner Okullarina ragbet fazlasiyla olmaktadir !
Simdi burdan su sonuca variyoruz; büyük meblaglar gerektiren ve hic bir ülkede engele takilmadan rahatlikla acilabilen bu misyoner Okullarinin arkasinda Vatikan-Evenjelistler ve Siyonistler vardir.


Ilk Fethullah Gülen yapilanmasi 1970'lerin ortalarında, Milli Görüs istikametinde hizmet gören Ak-Evler hareketinin "AKYAZILI" Vakfına dönüstürülmesi ile olusmaya baslamistir. 1970'lerden bugüne kadar cok yönlü ve sinsice oyunu kuralina göre oynayarak gelmislerdir. Sunu acik acik itiraf etmek lazimdir ki bugün gelinen noktada devletin düzenini kökten degistirecek kadrolara, yapilanmaya ve ekonomik güce sahip olmuslardir.

Simdi tam olarak hangi televizyon kanali oldugunu hatirlamiyorum bundan bir kac ay önceydi televizyon kanalinin birisi kendisi ile Penysylvania'da röportaj yapmisti. Muhabirin, "efendim neden Türkiye'ye gelmiyorsunuz?" sorusuna ; aglayarak gitmek istiyorum fakat gidemiyorum demisti ! Evet neden gidemiyordu Türkiye'ye ? Halbu ki kendi kadrolari bugün Türkiye'yi yönetiyor, tutuklanmasi ya da ceza almasi gibi bir durum sözkonusu degildir.
Muhabire "gitmek istiyorum fakat gidemiyorum" cevabinin altinda cok seyler gizlidir. Türkiye'de tüm sartlar kendi lehine olusmus olmasina ragmen gidemiyor olmasi onun CIA kontrolündeki Penysylvania'daki malikanesinde Türkiye'ye karsi Hacli-Siyonist efendilerinin kucaginda ne haltlar karistiginida göstermektedir.

Cemaat olayi ise bana göre CIA ve Mossad gibi yabanci istihbarat örgütlerinin kendi elemanlarindan olusturduklari bir yapilanmadir. Yoksa gölgelerinden korkan badem biyikli sünepelerin koskoca bir devletin hayati öneme haiz kurumlarini ele gecirebilecek kadar donanima ve güce sahip olmalari mümkün degildir. Zaten Fethullah Gülen denen sarikli kardinalin kendisi bir masadir ki bu kuklayi Türkiye'yi icerden yikmak icin kullananlar "cemaat" denilen örgütüde kendileri kurmustur. Fethullah Gülen bugün ölmüs olsa bile bunu duyurmayacaklardir, kimbilir belkide simdi hayatta degildir zira Evanjelist-Siyonist-Hacli emperyalistler Türkiye'yi ve TSK'yi yikmak icin bu kansizin ismini yasiyormus gibi kullanmaya devam edeceklerdir.

TürkcüTuranci.com /30.01.2012 Türkcü Kasirga
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 10
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.08 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.