EZİK ZIRLAMALARA AÇIK MEKTUP...
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2019, 14:57:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: EZİK ZIRLAMALARA AÇIK MEKTUP...  (Okunma Sayısı 3277 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
NoYaN-oLCay
Ziyaretçi
« : 14 Aralık 2010, 22:59:24 »

             Kendisine .......  adını verip Türkçülük yaptığını sanan zat-i muhterem ve şahsi muhteşem kişilikler... Bizi iliştirdiğiniz ''Sözde Türkçüler'' terimi her ne kadar bize uymasada sözde otağınıza verdiğiniz isimde sizin gibi EZİK'lere uymamaktadır... 14 Eylül 2O1O'da yazılmış Dr. Devlet Bahçeli'ye yazılan Açık Mektup isimli konumuza ithafen açtığınız konu ve altına attığınız çirkeflik kokan iletileriniz büyük bir Türkçü oluşumu çekemeyen kılıksızların normal karşılanacak sözleridir... Hedef aldığınız Yürekli-Kam ağabey'e yönelik sözlerin bir tanesinin aslı astarı yoktur... Konuyu çok rahat otağımızda bulabilirsiniz... Sizlere buradan tık atmıyorum çünkü siz bu otağ'a üye olacak şerefe layık olmadığınız için köprüleri göremeyecek kadar varsınız... Gerçi peynire ulaşamamış çakal misali Otağ'ımızda açılan konuları dikizler gibi bakıp çöplüğünüzde bu konulara cevap yazacak kadar zavallı olsanızda, size bu cevabı yazmak sizin aklınızı safsatlarla bulandırdığınız Türk çocuklarının gerçekleri görmesidir amacım... O iletiyi gördükten sonra bir Türk çocuğunun bizlere yaklaşımı ne olur diye kendime sorduğumda duyduğum his bana bu iletiyi attırmıştır...

             O Mektup'ta bir tane dahi ''Türkçülerin MHP'yi destekleyecekleri sözünü verme'' gibi bir yazı gördünüzde o iletiyi atacak küçük beyinlerinizi işler hale getirip bu salyaları Türkçü Turancı.com'a sıçrattınız? ''Böyle salakça Otağ'ların varolduğunu görünce'' gibi bir terimi kullanmakta otağdaki tüm kişilere ettiğiniz hakaretin size yakışan kısmıdır... O mektupta yerecek ne gördünüz? Sizi kaşıyan ne gördünüz? Kel bahçelinin bir halta yaramayacağını sizden daha iyi bilen bir adama söylenecek sözler midir sizin bu sözleriniz? Mhp'nin içindeki yanlışı bilmiyormu o mektup'a 1O sayfa ileti atan TürkçüTurancı.com üyeleri?

             Hiç bir bilimsel çalışmaya yer verilmemiş, ansiklopedik bir tek bilgiye yer verilmemiş bir çöplükte bulunan sizler, her gün onlarca konunun yazdırıldığı bugün Türkçü cephede en önemli yere sahip TürkçüTuranci.com'a nasıl olurda bu gibi ithamlarda bulunursunuz?

             Şimdiye kadar hep Türkçülerin bir olmasını isteyen bunun için TürkçüTuranci.com ve yöneticileriyle dahi ters düşmüş biri olarak diyorumki siz ve sizin gibi sapsızlar Türkçülüğün yüz karasısınız...


BUDA NOYAN'IN SİZE AÇIK MEKTUBUDUR...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ANKARALI GÖKTÜRK
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.263


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #1 : 14 Aralık 2010, 23:10:37 »

            Konuyu iyi bilmiyorum ancak Kardaşım Noyan gereken yanıtı vermiştir !!! Biz otağımızın içeriklerine her zaman güveniyoruz. Boş işlerle uğraşanlarda ancak kendilerini avuturlar !.. Ben hep Türkçülerin birliğini isteyenlerdenim. Ancakkk ! Yollar karışırsa işler de karışır !.. Otağımız sürekli artan üyeleriyle ve bilgi unsurlarıyla ilerlemekte birincidir ve öyle kalacaktır. Herkes kendi önüne baksın ve gerçekleri gözden geçirsin ! Kendini kandırmak isteyenler boşa kürek çekerler! Siz siz olun Türkçülük yapacaksanız önünüze bir bakın ve usunuzu açın !..  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
ARPAD
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 14 Aralık 2010, 23:28:28 »

Türkçü diğer Türkçü ile aynı görüşte olmalıdır çünkü A/B/C gibi çoktan seçmeli Türkçülük anlayışı olamaz..Bu ben senden daha çok Türkçüyüm demeye benzer..İdealler ve fikir aynı ise tüm Türkçülerin aynı safta olması gerekirken farklı gruplaşmalar oluşuyor.. ........ Otağı şayet Türkçü görüşte ise tüm Türkçü görüştekiler ile ideal açısından aynı çizgide olmalıdır.Türkçü dünya görüşüne sahip insanlar tüm partilere aynı uzak mesafededir ve hiçbir siyasal oluşumu veya partiyi desteklemezler..

Bizler hiçbir Türkçü yapılanmayı kötülemiyorsak sizlerin de kötülememesi gerekir.

TTKvY
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tunç Yürekli
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 107


Kahramanlık; saldırıp bir daha dönmemektir.


« Yanıtla #3 : 14 Aralık 2010, 23:28:51 »

Konu hakkında yapılan yorumları okudum. Hayatlarında bir siyasiye yazılmış bir açık mektup okumuş mu bu insanlar, merak ediyorum. Büyük ihtimal bu üstün zeka, üstün kültürlü insanlar bu dediklerimize bir yanıt verecektir. Sürüsüyle kültürsüz ve bilgisizin yorum yazdığı o konuya gelince; siyasilere açık mektup yazarken dikkat edilmesi gereken bazı şeyler vardır. Birine doktor deyince, ünvanı ile hitap edince o kişiye yalakalık yapıldığını düşünen bu edebi yönü olmayan topluluk, bir gününü bu konuya ayırsın, siyasilere nasıl mektup yazılır araştırsınlar.

Merak ettiğim bir diğer konu ise; bu insanlar otağda yer alan mhp ile ilgili olan kaç konuyu okumuşlardır? Okusalar böyle cahilce işlerle uğraşırlar mı? Siyasilere yazılan mektuplar, aynı topluluğun yazdığı önceki makalelerinin bir devamıdır, üslubu farklı halidir. İnsan okumaz etmez, tek yazı üzerinden ilginç muhabbetler türetirse bu insanlar gibi saçmalar durur.

Türkçü oluşumlara laf göndererek popüler olma peşindeyse bu oluşumun insanları; Türkçülük magazinsel bir düşünce değildir! Hangi düşünceye hizmet ettiğinizin farkına varın ve ona göre adımlar atın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

''Türk'ü sevdim, seveceğim. Ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. Hepsi kabul! Türk Irkı sağolsun!''
Nejdet sançar
Gök Yeleli Asena
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 183


Gök Çeri


« Yanıtla #4 : 15 Aralık 2010, 00:48:15 »

Alıntı
Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup

Sayın Başvekil,

 

Hem Türkçü, hem de başvekil olduğunuz için size bu açık mektubu yazıyorum. Yalnız başvekil olsaydınız bunları yazmak emeğine katlanmazdım. Çünkü Türkçü olmayan bir başvekile hitap etmenin ne kadar boş olduğunu bilirim. Yalnız bir Türkçü olsaydınız yine yazmaya lüzum görmezdim. Çünkü, faydasız kalacak olduktan sonra,sizden daha eski Türkçülerle yurdun dertlerini her zaman konuşabilirim. Fakat Türkçü olarak idare mekanizmasının başında olduğunuz için sizinle konuşmaktan faydalar doğabileceğine inanıyor, onun için size hitap ediyorum.

Millet meclisinde, 5 Ağustos 1942 günü verdiğiniz nutukta : “Biz Türküz,Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve laakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir.” demiştiniz. Türk tarihi ile uğraşmış bir münevver olarak söyleyebilirim ki ne ırkımızın, ne de devletimizin tarihinde, Türk milliyetçiliği resmî bir ağızdan bu kadar kesin sözlerle hiçbir zaman açığa vurulmamıştı. Bu sözlerin Türkçü çevrelerde nasıl sevinçle karşılandığını anlatmaya lüzum yoktur. Fakat ardından bir buçuk yılı aşan bir zaman geçtiği hâlde biz, bu Türkçülüğün iş alanına geçmediğini görmekten doğan bir sıkıntı içindeyiz. Fikirler iş hâline geldiği zaman manalıdır. Buna ülkü deriz. İş hâline gelmeyecek fikirler ise ham hayalden başka bir şey değildir. Yetmiş yıldan beri işlene işlene bugünkü duruma erişen kuvvetli Türkçülüğün artık tatbikat alanında da kendisini göstermesi zamanı elbette gelmiştir.

 

İşte bu satırların güttüğü istek ,size,Türkçülüğün niçin yalnız sözde kalarak, bugünün imkânları nispetinde iş hâline gelmediğini sormak ve Türkçülük tatbikat sahasına geçmediği için yurdumuzun düşmanı olan fikirlerin nasıl gelişip yayıldığını anlatmaktadır. Bir başvekile hangi sıfat ve cür’etle bu soruyu soruyorsun diyemezsiniz. Halkçı bir hükûmetin başvekili iseniz, mensup bulunduğunuz, partinin gazeteleri tarafından birçok defa tekrarlandığı gibi rejimimiz demokrat bir rejimse ve siz de birçok defa söylediğiniz gibi halk arasından yetişmiş olmaktaki gururu belirten sözlerinizde samimî iseniz ve eğer Millet Meclisinin azaları hakikaten bizim vekillerimiz iseler, siz de bir başvekil, halk adamı, demokrat, halkçı ve Türkçü olmak dolayısıyla beni dinlemeye mecbursunuz. Yok, bunlar doğru değil de birer gösterişten ibaretse, şüphesiz, benim bu hitabım cür’etkârlığı da aşan bir küstahlıktır ve bunun için ilk karşılığı da Orhun’un susturulmasıdır.

 

Sayın Başvekil,

 

Esefle söylemeye mecburum ki, Türkçülük nazariyat sahasında kalmaya devam ederken , bu milletin ve bu ülkenin düşmanı olan solcu fikirler bazen sinsi, bazen açık yürümekte, propagandasını yapmakta devam ediyor. Hâlbuki sizin Türkçü ve partinizin altı okundan bir tanesininde milliyetçilik olmasına göre bunun böyle olmaması icap ederdi. Pek uzun konuşarak esastan ayrılmaktansa örnek vererek bugünün gerçeklerini göstermek daha doğru olacağından size memleketimizin, kanunlarımızın milliyetçiliği ile, sizin Türkçülüğünüzle bağdaşması kabil olmayan olayları göstereceğim.

 

Birkaç gün önce Baltacıoğlu İsmail Hakkı ‘nın Eminönü Halkevinde verdiği bir konferansta mühim bir hadise oldu. Gazetelerin ancak mizah sütunlarında yer alan bu hadiseyi bilmem işittiniz mi? Herhâlde işitmemiş olacağınız bu vak’ayı ben size kısaca anlatayım: Baltacıoğlu’nun milliyetçilik lehinde söz söyleyeceğini haber alan bazı zümreler (yani solcular, komünistler, yani vatan hainleri), bu konferansta bir hadise çıkarmaya karar veriyorlar, konferans günü salonun sol tarafını (dikkatinizi çekerim!) dolduruyorlar ve konferansçıyı kürsüye geldiği zaman lüzumundan fazla dakikalarca süren alkışlarla ilk nümayişi yapıyorlar. Fakat bu nümayiş alkış şeklinde olduğu için kimsenin aklına kötü bir şey gelmiyor. Herkes bunu terbiyesiz bir sevgi gösterisi sanıyor. Konferansın bir yerinde Baltacıoğlu hoşa giden bir jest ve teşbih yaptığı zaman herkes gülümsüyor. Fakat sol taraf bu gülümseyişi kahkahalar şeklinde uzun zaman devam ettiriyor. Yine kimsenin aklına bir şey gelmiyor. Herkes bunu da kıt terbiyelilerin bir gülüşü sanıyor. Fakat biraz sonra Baltacıoğlu Türk tiyatrosundan bahsettiği sırada yine aynı sol tarafta bir öksürme başlıyor, çoğalıyor, gürültü hâlini alıyor. Yine kimse bunun bir komünist nümayişi olduğunun farkında değil. Konferansçı gürültüden dolayı susmaya mecbur oluyor. Herkesin gözü öksürenlerin üzerinde iken sol tarafın en arkasından bir nefer kalkıyor ve öksürenlere doğru: “Üniversite gençleri ! Dinlemeye mecbursunuz !” diye bağırıyor.

 

İşte o zaman salondakiler ilk önceki alkışın, daha sonraki kahkahanın ve şimdiki öksürüklerin manasını anlıyor. Münevver bir Türk olduğu anlaşılan nefer elbiseli gencin sert ihtarı üzerine bir anda öksürmeler kesiliyor ve o anda işi kavrayanlardan milliyetçi bir tıbbiyeli sağ taraftan ayağa kalkarak öksürenlere: “Namussuz komünistler! Milliyetçilik hakkında söz söylendiği için böyle yapıyorsunuz değil mi!” diye haykırıyor. Tabiî dir, haysiyet ve namusu bir burjuva uydurması diye telâkki eden komünistlerden kimse bu tahrike aldırmıyor, yalnız kendilerine çevrilmiş olan ateşli bakışlar altında sinip susuyorlar. 0 zaman Baltacıoğlu, nümayişçilere bakarak şöyle diyor : “Korktuğum için sustum sanmayın,sadece acıdığım için sustum”. Hatip konferansına devam ediyor. Kendisine has olan belâgatla komünistliği paçavraya çeviren birkaç söz söylüyor. Artık bu kadarına dayanamayan ve konferansın bitmek üzere olduğunu sezen Marksist taslakları salonu terk etmeye başlıyorlar. Fakat bunu da nümayiş şeklinde ve kastî bir gürültü içinde yapıyorlar. Salonun dışında, holde, ikişer üçer kişilik gruplar hâlinde toplanan bu güruhun arasında merak dolayısıyla dolaşan milliyetçi bir üniversite genci bu taslaklardan birinin Baltacıoğlu’ya tulumbacı ağzıyla bir küfür savurduktan sonra: “…. bize milliyetçilik dolması yutturacaktı”. dediğini işitiyor. Bu sırada içeriye resmî kılıklı dört beş polisin geldiğini görünce taslaklar çabucak sokağa fırlayıp kayboluyorlar.

 

Fakat şaşılacak nokta şu ki : Halk Partisinin bir mebusu Halk Partisi’nin bir müessesesinde vatan ve millet düşmanları tarafından tahkir olunduğu hâlde kimsenin kılı kımıldamıyor. Ne halk evi, ne polis bir takibat veya tahkikat yapmaya lüzum görmüyor. Aynı gece Leylî tıp talebe yurtlarında milliyetçilerle solcular arasında başlayan münakaşa dövüşe binmek üzere iken her iki yerde daima görülen uzlaştırıcı tarafsızların araya girmesiyle mesele kapanıyor.

 

Sayın Başvekil !

İşte Türkçülüğün hâkim olduğu bir Türk ülkesinde böyle bir olay oluyor. İşin en kötü ciheti de bu nümayişi yapanların hem üniversiteli, hele çoğunun devlet parasıyla talebe yurtlarında okuyan talebeler oluşudur. Demek ki devlet bilmeden koynunda yılan besliyor. Kızıl gözlü, sinsi ve zehirli yılanlar. Bu yılanlar yarın birer doktor olup yurt köşelerinde vazife aldıkları zaman ilk işleri baltalama hareketlerine girmek olacak, vatanı arkadan vuracaklar,bekledikleri kızıl sabahı Türkiye’ye getirecek olan yabancı ordulara ajanlık edeceklerdir. Zaten toplu ve teşkilâtlı bir hâlde daha şimdiden konferanslarda nümayiş yapmaları da bu günden ajanlık etmeye başladıklarının delilidir. Bu nümayişi yapanların arasında, Almanya’ya tahsile gönderilerek komünistlik yaptığı için talebe müfettişi tarafından geri alınan, fakat bazı mebus amcalar sayesinde Ankara üniversitesine doçent olarak giren bir komünistin iki kardeşinin bulunması da bilmem ki ibretle bakılmaya değmez mi?

 

Acaba, böyle bir vak’a başka ülkelerde olabilir miydi ?

 

Rusya’da Marksizme, Almanya ve İtalya’da milliyetçiliğe aykırı en ufak bir hareket nasıl karşılık görürdü?

 

Hatta şu küçük Bulgaristan’da Bulgarlık aleyhindeki bir söz veya hareket tasarlaması nasıl karşılanırdı? Her hâlde kökünden kazınmak suretiyle karşılanırdı. Yazık ki anayasamızda yasak edilmiş olan yabancı fikirleri benimseyen ve yarın devlette münevver tabakayı teşkil edecek olan çocuklar milliyetçiliğe karşı geldikleri hâlde onlara bir şey yapmıyoruz.

 

İstanbul’da Türklüğe karşı yapılan küstahlıklar bu kadar değildir. Yine halk evinde İstiklâl Marşı çalınırken ayağa kalkmayan melezler, bir erkek lisesinde Türkçülükle alay ederek: “Arabacı araba olmadığı gibi Türkçü de Türk değildir!” diyen tarih öğretmeni, bir kız ortaokulunda talebesine :”Türk değil misiniz? Allah belânızı versin. Alman veya İngiliz olmadığıma pişmanım”, diyen başka bir tarih öğretmeni hep millî şefimize saldıran, fakat karşılık görmediği için küstahlığını arttırmakta devam eden mikroplardır.

 

Bu mikropların tehlikesini artık örtbas edecek çağda ve durumda değiliz. Vaktiyle Başvekil İsmet Paşa : “Hava tehlikesi vardır en aşağı 500 uçağımız olmalı!” diyerek tehlikeleri olduğu gibi göstermek usulüne koymuş, sizden önceki Başvekil Refik Saydam da : “Devlet teşkilâtı A’dan Z’ye kadar bozuktur,düzeltmek ister” diyerek açık konuşma usulünde bir adım daha atmıştır. Sizde ihtikârla başa çıkamadığınızı, zeytinyağı ticaretiyle uğraşan bazı kimselerin devletin başına belâ olduğunu söylemekle bu çığırda devam etmekte olduğunuzu gösterdiniz.

 

Bunlara bakarak kuvvetle umuyorum ki sizinle açık konuşmak kabildir. Gerek reisicumhur İsmet İnönü gerekse siz nutuklarınızda milletin iş birliğini istememişmi idiniz? İşte ben de sizin samimî sözlerinize bütün millî ve şahsî samimiyetimle cevap vererek işbirliği yapıyor,devlet işlerine yukarıdan baktığınız için ancak aşağıdan görülmesi kabil olan ve sizin nazarınıza ulaşamayan bazı olayları size haber veriyorum.

 

Sayın Türkçü Başvekil !

 

Yukarıda anlattıklarımı münferit vak’alar olarak sayamayız. Solculuk, gördüğü müsamaha ve kayıksızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerliyor. Liselerde bu fikre saplanmış hastalar görülüyor. Bunlar arkadaşlarına “Yakında hepiniz komünist zindanlarında çürüyeceksiniz!” demek cür’etini gösterebiliyor. Yüksek öğretimde bu hastalık daha çok artıyor. Arasına gayrimemnunları, gayritürkleri de alarak büyüyor. Yalnız mahrem ve samimî düşünce hâlinde kalmayarak hareket hâline geçiyor. Boy boy dergiler çıkıyor. Bu dergilerde aynı teranelerle ahlâka, vatan ve şeref duygusuna, millet hakikatına saldırılıyor. Taassupla mücadele ediliyormuş gibi gözükerek mukaddesatla eğleniliyor. Bu dergilerden biri kapatılınca aynı imzalarla bir başkası çıkıyor. Bu işsiz güçsüz serseriler parayı nereden buluyor? Satılmayan bedava dağıtılan dergileri nasıl yaşıyor. Fakat en zorlusu siz bunlara nasıl göz yumuyorsunuz? Dergilerle ve hatta günlük gazetelerle işlenen bu vatan düşmanı fikrin bazen devletçi, bazen vatancı, bazen insancı, bazen ilimci kılıklarla Türk milletini zehirlemesine niçin müsaade ediyorsunuz?

 

Niçin bu memlekete istiklâli çok görmüş,onu başkalarına köle etmek istemiş olanlara yüksek makamlarda yer veriyorsunuz? Bunlar demokrasinin icapları ise o zaman memlekette, bilhassa ilmî alanda da geniş bir fikir hürriyeti olması gerekir. Bu sözlerim, demokrasiye has tesamuh ile karşılanırsa daha söyleyecek çok sözlerim vardır. 0 zaman ben size ilmî sahada bile fikir hürriyetinin nasıl olmadığını, bu hürriyeti boğmaya çalışanların kimler olduğunu, bizi başkalarına köle etmek istedikleri hâlde mühim mevkiler işgal edenlerin listesini, Türkçülükle eğlenen, Türk geldiğine pişman olan öğretmenlerin kimler olduğunu söyleyebilirim ve inanın ki sözlerimi şahitler ve maddî deliller ile ispat edebilirim. Fakat bunun için bu ön sözümün karşılanacağını bilmem lâzımdır. Bu sözlerimin göreceği Türkiye’de ciddî bir yazı hürriyetinin olup olmadığını gösterecek, millet fertlerinin hiçbir karşılık beklemeden hükûmete yardım etmesi kabil midir bunu ortaya koyacak, sizinde hakikî bir demokrat olup olmadığınızı belirtmek bakımından pek önemli bir sonuç vererek daha birçok karanlık noktaları aydınlanmasına yardım edecektir. Aksi taktirde, eski bir tarihî efsaneyi tanzir ederek diyebilirim ki 700 yıl önce Anadolu’ya gelen 400 arslana karşılık, bugün 400 koyun hâlinde çadırlarımızı yeniden dererek arslanların geldiği yolun tam dikine doğru yola koyulmamız gerekecektir.

 
Hüseyin Nihal ATSIZ
Maltepe, 20 Şubat 1944 Pazar
Orkun, 16 Şubat 1951, Sayı: 20

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır. - Türkçülük insanlara hiç bir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi bir şeyvermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor. ATSIZ
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 15 Aralık 2010, 03:18:22 »

Sadece yeni açılmaları sebebi ile polemik yaratarak dikkat çekmek amacı taşıyan başlığa, hemde isim zikrederek cevap vermeniz zaten onların istediği olaydı...  Konuya bakmış olsaydınız cevabını, aynı başlığa zaten vermiştik:

Türkçülük kös kös oturup ona buna laf ebeliği yapacak bireylere değil, çevresini etkileyip insanların kafasında Türkçülük kıvılcımı çaktıracak bireylere ihtiyaç duymaktadır.

Yıllardır süregelen Türkçülüğün kanayan yarası ''En büyük Türkçü benim'' hastalığı, ülküleme en büyük zararı veren olgu olmuştur. Kimseyi beğenmemek, iş yapmayı da geçtik, yapılan işin daha iyisinin fikrini öne sürmeden ''Olmamış'' ''Beğenmedim'' tavırları kişilik gelişiminin tamamlanamamasının ürünüdür.

Bugün, MHP ya da Devlet Bahçeli'nin bizim yazdığımız mektup ile ilgilenmeyeceğini ve de ilgilenseler dahi işlerine gelmeyeceğini az çok zeka sahibi olan herkes biliyor. Yalnız, bu tür çıkışların MHP'nin resmi sitesi ya da Ülkü Ocakları'nın resmi sitelerinde paylaşılarak kaç tane Türk soylunun veyahut ziyaretçilerimizin partisinin çizgisini sorguladığını anlamak için ise; ''az çok zeka''dan daha fazlası gerekmektedir.

Türkçüler, partisi ile direk bağı olmayan Türklüğe derinden bağlı MHP'lilere Milliyetçiliği, Türkçülüğün özü olan Atatürkçülüğü ise; CHP'lilere öğretmekle yükümlüdür. Kendisi söyleyip kendisi dinleyen sanal kolpacıların ''yazılım botu'' işlevliğini bırakıp ellerinden ne geliyorsa; imkanları ne ise; ülküleme o kadar katkıda bulunmaları gerekmektedir.

Hakkımızda, ''yakında'' diye ucu açık bırakılan sanal ve gerçek yaşama dair söylemlerin sahibi çapıda cürmü de kendisini bile yakamayacak olan ''yazılım bot''larına; ''yakında'' ne ayak? yarın sabaha ne dersiniz? diyorum!






Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BALTAR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 470



« Yanıtla #6 : 15 Aralık 2010, 03:20:31 »

Kandaşlarım, bildiğim kadarıyla bu ........ - .......... biR anlaşmazlıkları olmuş. .......' da üye sayısı hayli fazla. Bence Türkçülerin arasında böyle ayrışmalar olmamalı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Mermiler sıkılır devlet için
Giderse can boşuna değil vatan için..
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 15 Aralık 2010, 03:31:28 »

Reklam peşinde koşanın turkcuturanci.com'a bulaşmaya çalışması artık bizim alıştığımız olaylardandır. Biz bunların eski halini de biliyoruz. Eskiden alakamız olmamış olsa bile; en azından onur sahibi bir yapıları vardı. Eski camlar bardak oldu misali; köprünün altından akan sular bunlarda ki onuru ve haysiyeti de almış götürmüş.

Yazılması gerekenler ziyadesi ile yazılmış. Bizim kitabımızda kimin kimle arası yok diye bakınarak ''o bizdendir o zaman'' mantığı yazmaz. Kendi doğrularımıza ve de kendi işimize bakar, Türkçülüğe en fazla nasıl faydalı olabiliriz ona bakarız.

Ha, yukarıda dediğimiz gibi; hakikaten sorunu olan varsa; biz pek fazla kolpayı beceremeyiz, arzu edene istenilen yerde istenilen saat de oluruz!..

Gereksiz ve lüzumsuz olması sebebi ile konu kilitlenmiştir!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.