Kağan Bahadır Makaleleri
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2019, 22:20:58


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kağan Bahadır Makaleleri  (Okunma Sayısı 24179 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 30 Temmuz 2010, 14:30:50 »

ELDE TAŞLA BARIŞ İSTEMEK

Önce Bursa’nın İnegöl ilçesinde, sonra Hatay’ın Dörtyol ilçesinde başlayan olaylar kimi kişilerin ekmeğine epey yağ sürdü. Batı illerinden böyle tepkilerin oluşmasını bekleyen köşe sahipleri bu olayları abarttıkça abarttılar, süsledikçe süslediler.
Güneydoğu illerinde pişman olmadıklarını söylemelerine karşın serbest bırakılan “taş atan çocukları” alkışlayanlar, İnegöl ve Dörtyol’dakiler için ellerinde urganla gezmektedir.
Neredeyse olaysız günü olmayan, sürekli polise taş, havai fişek ve Molotof fırlatılan, terörist cenazelerini adeta şehit cenazesiymiş gibi karşılayan, dükkânları hiç açılmayan güneydoğu illerini, artık sıradan bir vaka ve sıradan hareket olarak görenleri, Hatay ve Bursa’daki olaylar pek kızdırdı.
Şu anda dillerindeki tek tümce şu: “Bakın Türkler bir arada yaşamayı istemiyor”
BDP’nin milletvekili Osman Özçelik "Demek ki, siz bir arada yaşamak istemiyorsunuz. Bir arada yaşamak istemiyorsanız biz de artık çok fazla ısrarcı olmayacağız" dedi.
İnsan kulaklarına inanamıyor.
Siz diye kastettiği herhalde Türkler.
Osman Özçelik’e sormak gerekir. Siz diye nitelediğiniz Türklerse, biz diye niteledikleriniz kimdir?
Kürtler mi?
Yanıtı büyük olasılıkla olumlu olacaktır.
O halde şu soruyu, sokakta oyuncağıyla oynayan bir çocuk bile sorar.
“Yıllardır polise taş attınız. Polisleri yaraladınız. İntikam çığlıkları attınız. PKK’lı ölüleri şehit saydınız. O halde birlikte yaşamayı istemeyen biri varsa o da sizsiniz.”
Kim
Kürtler…
“Hayır efendim, bütün kürtlere PKK’lı diyemezsin” diyenler çıkacaktır.
Milletvekilinin biri, siz-biz ayrımı yaparak “Bakın siz Türkler barış istemiyorsunuz” derse, o halde benim de “Hayır, asıl siz kürtler barış istemiyorsunuz” deme hakkım sonuna kadar vardır.
Kürtler kendilerini PKK’dan soyutlamak istiyorsa ilk olarak BDP’yi %85lerle %70lerle mükâfatlandırmayı bırakmaları gerekir.
Benim için BDP’nin PKK’dan farkı yoktur. Dolayısıyla BDP’ye oy veren kişinin de dağdaki teröristten bir farkı yoktur.
Kimse kusura bakmasın durum böyledir.
Yıllardır böyle bir olay çıkmazken ellerindeki taşları, içlerindeki nefretleri devlete kusanlar çıkıp da kürsülere “Biz barış istiyoruz, siz istemiyorsunuz” demesin.
Her şey meydanda, her şey açık…
Bir örgüt destek olmadan otuz yıl yaşayamaz.
Bu desteği de Güney Afrikalı zenciler vermiyor ya…


KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ANKARALI GÖKTÜRK
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.263


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #1 : 30 Temmuz 2010, 23:30:31 »


 Türkiye GökTürk KURT Tek yol kurtuluşa kadar savaş !!! Bunlara yaşam hakkı veren sistem ve kişiler yere batsın !!!   Sinirli
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
Almıla-Ay
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 279


TÜRK KIZI


« Yanıtla #2 : 31 Temmuz 2010, 01:55:23 »

Kandaşım tek gitsinler de benim için farketmez.Yüzyıllardır üstümüze yapıştılar.İşimize, ekmeğimize hatta tarihimize ortak oluyorlar.Üstüne üstlük askerimize, polisimize taş atıyorlar, bir de toprak istiyorlar.Türk'ün toprak verdiği nerde görülmüş hadsizlere bak.YETEEEEEEEEEEEER!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #3 : 05 Ağustos 2010, 19:41:13 »

Kalemin bittiği yerde kılıç ,
Sözün bittiği yerde savaş vardır .
İlerlemekte şeref ,
Geri çekilmekte ar vardır .

Kalemlerde  bize kast
Sözlerde bize suikast vardır  .
Hala siyaseti çözüm sananın
Alnında Ahmak yazan bir tuğra vardır .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 04 Eylül 2010, 22:03:01 »

İSLAMCILIK VE KÜRTÇÜLÜĞE KARŞI TÜRKÇÜLÜK

Kimi fikirler karşı reaksiyon olarak ortaya çıkar. Kimileri de tarihin başlangıcından bu yana çeşitli şekillerde yaşar ve gün şartlarına göre öne çıktığı zamanlar olur. Türkçülük fikri de gün şartlarında yeniden yükselmeye başlamış ve son yıllarda bu içtimai mezhebe inananların sayısında artık gözlenmiştir.
Tarihte Türkçülüğün yükseldiği devirlere bakılırsa, Türkçülüğün muhakkak bir fikre karşı olarak öne çıktığı görülür. Türk soyu; savaşçı, uygar ve yardımsever oluşunu ve bu özelliklerin tümünü birden başka hiçbir kavmin bir arada taşıyamadığını gördüğü günden beri Türkçülük düşüncesini taşımaya başlamıştır. Fakat bu düşünce kimi dönem etkisini yitirmiş, kimi dönem de güç kazanmıştır.
Osmanlı Devleti’nin millet anlayışının ortak noktası, Müslüman olmaktı. Devlet bünyesinde yaşayanlar Türkler ve gayrı Türkler olarak değil; Müslümanlar ve gayrimüslimler olarak ayrılıyordu. Sınırların küçülmesi ve Anadolu’ya doğru gerilemesi Türkçülük akımının çıkmasına yol açtı.
Türkçülüğün Osmanlı’da ilk olarak öne çıktığı dönem, balkanlarda yükselen ulusçuluk akımıyla birlikte düşünülebilir. Balkan halklarının menşei Türk ve Müslüman olan Osmanlı ile bir arada yaşamak istememesi üzerine hümanist anlayış yerini Türkçü anlayışa yavaş yavaş bırakmıştır. Cumhuriyet’in kurulması ve millet adının yalnızca “Türk” kabul edilmesi, diğer kavimlerden olanları karşı duruşa ve isyanlara yöneltmiştir. Bu isyanları yalnızca Kürt isyanı ya da Ermeni isyanı olarak kabul etmek mümkün değildir. Özellikle Şeyh Sait isyanında İslamcılık akımının etkisi büyüktür.
Yine de 1930lu yıllarda filizlenen Kürtçü ve İslamcı ayaklanmalara karşı tam Türkçü bir duruş ortaya çıkmamıştı. Türkçülüğün kendisini ilk olarak komünizmin karşısında tam anlamıyla gösterdiğini söyleyebiliriz. 1940lı ve 50li yıllarda komünizme karşı duran yegâne fikir Türkçülüktü. Daha sonra ortaya çıkan ve bir kolunu da İslam’a uzatan ülkücülük ise, o dönemin Türkçü anlayışından uzak bir düşüncedir.
60lı yıllardan itibaren ülkücülük, Türkçülüğün tahtını yavaş yavaş sallamaya başlamıştı. Tanrı Dağı kadar Türk olmanın yanına Hira Dağı kadar da Müslüman olmayı getiren, önderliğini Alparslan Türkeş’in çektiği bu düşünceden manevi önderliğini Nihal Atsız’ın çektiği Türkçülük düşüncesi tamamen ayrılmış, Nihal Atsız da Türkeş’ten desteğini çekmişti. Zaten Türkeş de artık uçta saydığı Türkçüler yerine oy için cemaatlere yönelmeye başlamıştı.
Atsız’ın vefatından sonra etkisini iyice kaybeden Türkçülük, günümüz teknolojisi ve kitapların, makalelerin hızlı bir şekilde erişilebilir hale gelmesiyle yeniden canlanmaya başlamıştır. Gençler, Atsız’ın makalelerini okumaya, kendini “Atsızcı” olarak tanımlamaya başlamıştır. Atsız eğer bugün yaşasaydı “Atsızcı” tanımına şiddetle karşı çıkar ve bunu reddederdi. Atsız “Siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülüktür” dediği halde “Atsızcı” diye bir tanım çıkarmak yanlıştır.
Durum öyle bir hale geldi ki artık Türk milliyetçilerine karşı olanlar muhatap olarak Türkeş’i değil Atsız’ı almaya başladılar. Onun vasiyetini beğenmeyenler, Dalkavuklar Gecesi romanını eleştirenler bundan on yıl önce bu kadar fazla mıydı? Hayır, çünkü Atsız toplum tarafından yeniden keşfediliyor. İnsanlar onun makalelerini okuyor. Ya düşmanı oluyor ya da fikir destekçisi…
Şu anda bu gerçeği kabul etmeliyiz. Türkçülüğün ve Türk milliyetçiliğin fikri önderi Atsız’dır. 1930lu yıllardan beri bu böyledir. Ama artık halk tarafından tanınan, kitapları basılan ve okunan biri olmuştur. Türk milliyetçileri artık, Türkçülük adına Türkeş’i değil ondan kıyaslanamayacak derecede fazla eser ve fikir ortaya koymuş olan Atsız’ı örnek almaktadır.
“Türkçü Kimdir”, “Yobazlık Bir Fikir Müstehasesidir”, “Nurculuk Denen Sayıklama” gibi makalelerinde Atsız, adeta bugünleri görmüştür. 1960lı yıllarda, bugün Fethullah Gülen hareketi olarak devam eden Nurculuğun daha da yükseleceğini öngören Atsız’dır.
Türkçülüğün bugün bu kadar yükselmesi, sanki yeni bir düşünceymiş gibi ortaya çıkmasının en önemli nedeni, Kürtçülük ve İslamcılık akımlarının yeniden büyümeye başlaması sayesindedir.
Adı “Türkiye Büyük Millet Meclisi” olan meclisimiz, moda tabirle tam bir mozaiktir. İslamcı, Kürtçü, ülkücü, Kemalist… Neredeyse Türkiye’deki tüm fikirleri içinde barındıran bu meclise İslamcılar “Allah adına” diyerek tek başına iktidar olacak kadar vekil yerleştirmiş, doğu ve güneydoğudan aldığı oylarla Kürtçüler 20 milletvekili ile girebilmiş, CHP ve MHP de kendince sandalye sayısı alabilmiştir. Türkçülerin bir kısmının oyu MHP’ye bit kısmının da 40’larda düşmanı oldukları ama şimdi tatlı tatlı flört ettikleri CHP’ye gitmiştir.
Türkçülerin oylarının iki farklı partiye gitmesi, bütünlük açısından epey zararlıdır. Bu bölünmüşlüğe Osman Pamukoğlu paşanın kurduğu HEPAR da istemeden destek olmuştur. HEPAR’ın Türkçü siyasetine kapılan kimi Türkçüler partiye girmiş, kimileri de seçim barajının kurbanı olacaklarını düşünerek soğuk bakmışlardır.
MHP’nin zamanında Türkçüleri tasfiye etmesi, Türkçülerin bilinçli kesiminin MHP’ye oy vermesini bugün hala engellemektedir. Fakat aynı Türkçüler, zamanında zulüm ve baskı gördükleri CHP’ye oy verebilmektedir. Bu duruma CHP’ye hala “Atatürk’ün partisi” olarak bakıldığı gerçeğiyle yanıt verilebilir.
Ayrıca CHP’nin içinde kimi zaman Türkçü çıkışlar yapan Birgen Keleş, Canan Arıtman ve hatta başbakan edebiyatçıları sayarken “Neden Nihal Atsız’ı saymadın” diyerek çıkış yapan ve bugün genel başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu faktörlerinin bulunması da Türkçü kesimin CHP’ye oy vermesini sağlamaktadır.
Bugün Türkiye üzerinde egemen olan İslamcı ve Kürtçü düşünceye karşı verilebilecek en iyi yanıt, aslında Kemalizm’in de bir kolu olarak sayılabilecek Türkçülük düşüncesini savunmaktır. Türkçülüğün Milliyetçilikten dolayısıyla Kemalizm’den bağımsız düşünülemeyeceğini daha önce makalelerimde belirtmiştim. Tekrarına lüzum yoktur.
Fikri akımların zaman içinde yükseldiği ve önemini yitirdiği görülmüştür. Bugün Türkçülük fikri yükselmektedir. İnsanlar kendilerine itiraf edemeseler bile artık meseleleri Türkçü gözle değerlendirmeye başlamışlardır. Bu durumda Türkçüler, ülkenin geleceği hakkında söz söylemek istiyorlarsa oy vereceği partiyi dikkatli seçmek zorundadırlar.


“İSLAMCILIK VE KÜRTÇÜLÜĞE KARŞI TÜRKÇÜLÜK” MAKALESİNE YAPILAN ELEŞTİRİLERE VERDİĞİM YANITLAR

Önceki yazım “İslamcılık ve Kürtçülüğe Karşı Türkçülük” epey yorum ve eleştiri aldı. Eleştirilerin sayısı fazla olunca, yorum bölümünde yanıtlamak yerine ayrı bir başlık altında değerlendirmek istedim.
İlk gelen yorum şöyle oldu.

“Türkçülüğün İslamcılık ve Kürtçülüğe karşı savunulması gerektiğini belirtmişsiniz yazınızda. Sizce Türkçülüğü savunurken Türk olmayan kesime karşı bir dışlama mesajları göndermiyor musunuz? Neden insanları aynı topraklar üzerinde birlik ve beraberlik içinde yaşamalarını engelleyen düşüncelerin koyu savunuculuğunu yapıyorsunuz? Osmanlı devletini 6 asırlık yaşamı boyunca 72 milleti kardeşçe barındırdığı halde Cumhuriyet kurulduktan sonra oluşmaya başlayan akımlar sonunda aynı sofrada aynı yemeği kaşıklayın insanlar birbirine düşman olmadı mı?”

Öncelikle, epey yazım yanlışı olduğunu ve bunları düzelttiğimi söylemeliyim. Türkçülük yazarken büyük harfle başlayan okurumuz Türk yazarken küçük harf kullanmıştı. Dalgınlığına veriyorum.
Türkçülüğü savunurken Türk olmayan kesime dışlama mesajı gönderip göndermediğim yargılanmadan önce şunları söylemek gerekir. Türkçülük, son dönemlerde Kürtçülük ve İslamcılığa karşı bir fikir akımı olarak küllerinden doğmuştur. Karşı fikir olarak çıktığı İslamcılık ve Kürtçülük düşünceleri, Kürt olan ya da Müslüman olmayan kesime ayrımcılık mesajı vermiyor mu? Eğer ortada Türklere karşı bir ayrımcılık söz konusu olmasaydı, bugün Türkçülük bu kadar önce olmayabilirdi.
Osmanlı Devleti tarih sayfasına yerini almıştır. Önceki yazımda da belirttiğim gibi Osmanlı’nın millet anlayışındaki ortak payda Müslümanlıktı. Yükselen milliyetçilik akımıyla kardeşçe barındı dediğiniz milletler birer birer isyan çıkararak bağımsızlığını ilan ettiler. Bunu gözden kaçırıyorsunuz.

Diğer bir yorum da şu şekildeydi.

“İnsanları eskiden sağcı-solcu olarak ayırırdınız. Sonra Alevi-Sünni olarak ayırdınız. Sonra Türk-Kürt olarak ayırdınız. En son laik-dinci olarak ayırmıştınız. Şimdi de ikili ayırmaların memlekete yeterince zarar vermediğini düşünüp İslamcı-Türkçü-Kürtçü üçgeni içinde ayırıp birbirine mi düşürmek istiyorsunuz. İnsan insandır. Düşüncesi, karakteri, dili, dini, ırkı v.s. ne olduğu fark etmez. Her insan kendi hayatını yaşar.

Irkçılık kokan yazılardan birisi daha sadece. Atsız dediğiniz kişinin de nasıl birisi olduğunu çok iyi biliyoruz. Kendisini anma törenleri yapılmasını ve bu törenlerde sıralar üstünde bale yapılmasını uygun görüyorum”

Sondan başlayalım. Kişi eğer Atsız’ı eleştirebilecek düzeyde kendini görüyorsa ve bunu dalga geçer mahiyette yapıyorsa önce yazım kurallarına dikkat edecek. Irk isimleri büyük harfle başlar. Bunu yeniden anlatmama sanırım gerek yoktur.
Türkçülük düşüncesinin kurucu önderi ben değilim. Keşke ben olsaydım ve tarih yapraklarında bu kutlu düşünce namına adım geçseydi. Kökeni yüzyıllar öncesine dayanan bir fikirden söz ediyoruz.
Memleketi üçe bölmek gibi bir niyetim yok. Bu yorumu okuyan bir Tunuslu, memlekette her şey güllük gülistanlık olmasına rağmen Kağan Bahadır adlı bir kişi çıkmış, Türkçülük düşüncesini ortaya atmış ve memleketi bölmeye çalışıyor sanır.  Bahsettiğiniz memlekette İslamcılık ve Kürtçülük var oldukça Türkçülük de var olacaktır.
Ülke, içinde bu kadar düşmanı barındırıyorken, düşman her koldan içine sızmışken, iktidara gaflet uykusu basmışken, yine de duruma hümanist gözle bakmak, bu vaziyette teslim olmaktan başka bir anlam taşıyamaz. Karşındakiler sana insan gözü ile bakmıyorsa, senin olaya insancı ya da toplumcu bakman aptallıktır. Çünkü insancılık (hümanizm) insan olana karşı uygulanır. Toplumculuk (sosyalizm) ise toplum olma bilincinde olan yığınlarda kullanılır. Oysa senin karşında insan değil, otuz bin kişinin katilleri ve o katillerin destekçileri duruyor!
Yorumlara devam ediyoruz. MHP’li olduğunu tahmin ettiğim bir kişi şöyle bir yorum yapmış:
“Atsız Türkçü idi, fakat ırkçı değil idi. Irkçılık ve Türkçülük farklıdır. Türkçülük faşizm değildir. Atatürk de Türkçü idi ve Türkçü olduğunu birçok platformda dile getirmişti. Bu açıdan Atsız'ın yeniden keşfi güzel gelişmelerdir. Gerçek Atatürkçülüğe dönüştür. Ancak, Türkeş'in ve MHP'nin Türkçülüğe karşı gibi gösterilmesi çok anlamsız. Ülkücülüğün fikir babası zaten Nihal Atsız'dır. Atsız'ın "milli ülkü" söyleminden doğmuştur. MHP Türkçüleri değil, ırkçıları tasfiye etmiştir. MHP içinde Türkçüler halen bulunmaktadır. Atatürk'ün de Atsız'ın da Türkeş'in de milliyetçilik ile ilgili fikirleri paraleldir. Üçünün de Türk kavramını tanımlayışı, etnik köken üzerine değil; ahlak, kültür ve bilinç üzerinedir. Yazar bu hususları görmezden gelmektedir.”
Kimi hususları görmezden geldiğimi iddia eden bu kişinin, görmezden geldiği birinci husus Atsız’ın Türkçü ve Irkçı olduğudur. “İçimizdeki Şeytan” adlı Sabahattin Ali’ye yanıt verir mahiyetteki makalesi okunsaydı bu yanlışa düşülmezdi.
Atsız o makalede şöyle yazmıştı:
“Ben de ırkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için – Evet, övünerek söylüyorum ve tekrar ediyorum: Irkçı, Türkçü ve Turancı olduğum için - Sabahattin Ali’nin itiraflarına cevap vermek lüzumunu duyuyorum”
Yorumcunun görmezden geldiği ikinci husus, MHP’nin Türkçülüğe karşı gösterilmesini anlamsız gördüğünü söylemesidir. Bahsi geçen partinin 1969’da Türkçüleri nasıl tasfiye ettiğini hepimiz biliyoruz. Ayrıca kırk yıllık Türkçülük Günü’nün nasıl milliyetçilik günü yaptıklarını da… Tatmin olmadınız mı? Yine mi Atsız’dan örnek vereyim? “Ne Yaptığını Bilmeyenler” makalesinden…
“Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile “biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık” gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz.
Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkalarını kötüleyerek liderlik davası gütmeleri, hilekâr daltabanların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere “Hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim” diye mektup yazanların liderlik davası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir. Böyle liderler ilk seçimde silinmeye mahkûmdur.”
Yorumlara devam ediyoruz. Bir yorum var ki beni epey şaşırttı. Cümlelere Türkçü bir dille başlayan bu yorumcumuz, sonunda bombayı patlatıveriyor:
“Türkiye Cumhuriyeti anayasasına göre, bu vatan içerisinde yaşayan, milli duygu ve düşüncesine sahip din, dil ve örf adetlerle birbirine bağımlı olan herkes Türk’tür. Türklük, Kürtleri, Lazları, Çerkezleri, Arnavutları, Sünni, Şii, alevi.... Herkesi içerisinde barındırır. Günümüzde ki problem, Osmanlı imparatorluğunda bağımlı olan ülkeler, kendi ırklarıyla anılırdı, Türk denmezdi, zaten imparatorlukta buna denirdi. Vergisi veren ülkeler, kendi din örf ve kökenleriyle anılırdı. Sonuç itibariyle, şu anki durum, artık imparatorluk değil, cumhuriyet yönetimi bulunmaktadır. Cumhuriyet yönetimi, ülkeleri vergiye bağlayıp imparatorvari sistemiyle değil, cumhuriyetin kapsadığı vatanda ki insanlara tek kimlik tanır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti için Türk’tür. Bu dünyada her ülke için geçerlidir. Fransa, Almanya, Amerika içinde. Özellikle Amerika için, bildiğiniz gibi kendi bir ırkı olmamakla(yerel olmayanlar için), tamimiyle Avrupa’dan göç almış kökeni de Avrupa’nın tüm ülkelerinden gelmiştir. Dolayısıyla, Amerika da içerisinden yetmiş çeşit ırk bulunmakta, ama sadece bir üst kimlik olarak tanınan Amerikalı olarak anılmaktadır. Vatandaşlık işlemlerinde ve yüz tanıma, polis belgelirinde tanımlama için kullanılan seçenek, ırkı öğrenmek için, beyaz, siyah, Latin, Meksika.... Seçenekler sadece fiziksel özellikler için kullanılmıştır. Sonuç olarak, Türkçülük diye bir tanım aslında yersiz bir tanımdır. “
Burada da epey yazım yanlışı vardı. Tarafımdan düzeltildi.
Hep bana mı soru sorulacak? Burada da soruyu ben sorayım. Bütün bu anlattıklarınıza rağmen neden Türkçülük yersiz bir tanımdır?
30.05 tarihli 05.44’de yorum yapan arkadaşa da teşekkür etmekten başka bir şey elimden gelmiyor. Keşke uzun yazısının altına imzasını koysaydı da isim vererek teşekkür edebilseydim.
Epey uzun bir yanıt oldu. Eminim yorum yazan muhataplar dışında merak edip okuyan çok az kişi çıkacaktır. Ama yanlışları düzeltmek, fikirlerimi anlatmak boynumun borcudur. Yapıcı her türlü eleştiriyi her zaman böyle değerlendireceğimin de bilinmesini isterim. Siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülüktür. Mesleğim milli şuur tabiyesi ve topluma münevver kişiler kazandırmaktır.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 04 Eylül 2010, 23:30:12 »

Kandaşım öncelikle emeğine, kalemine ve zihnine sağlık. Güzel bir yazı yazmışsın.

Atsız’ın vefatından sonra etkisini iyice kaybeden Türkçülük, günümüz teknolojisi ve kitapların, makalelerin hızlı bir şekilde erişilebilir hale gelmesiyle yeniden canlanmaya başlamıştır. Gençler, Atsız’ın makalelerini okumaya, kendini “Atsızcı” olarak tanımlamaya başlamıştır. Atsız eğer bugün yaşasaydı “Atsızcı” tanımına şiddetle karşı çıkar ve bunu reddederdi. Atsız “Siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülüktür” dediği halde “Atsızcı” diye bir tanım çıkarmak yanlıştır.

Atsız kendi zamanında böyle bir tanımlamaya karşı çıkardı doğrudur. Lakin, Türkçülüğün düşünce adamları ile her zaman üzerine koyarak gelişme gösterdiğini düşünürsek; bir düşünürümüzü es geçerek diğerini her ne kadar benimsememiz mümkün olmasada yine de fikirsel dünyamızı oluşturanlar ile kendimizi özdeşleştirmemiz son derece normaldir. Türkçülüğünü sorgulamak kimsenin haddine olmayan Ziya Gökalp ile Atsız Ata'nın takdir edersiniz ki Türkçülük çizgileri yer yer farklılık göstermektedir. Irki değerlendirmeler ve dini bakış açıları ile Türkçülüğü değerlendirdikleri bir çok konu, bu konuda örnek gösterilebilir. Ya da diğer Türkçülüğe emeği geçmiş, bu davaya taş üstüne taş koyup bina etmiş büyüklerimiz içinde aynı değerlendirmeyi yapmak mümkün olabilir.

Şu an için Atsız'ın adı, Türkçülüğün önüne geçmesi her ne kadar doğru olmasa da kendisi Türkçülüğü çağa zaman göre en iyi uyarlayan fikir adamımız olması nedeniyle; Türkçülerin ''Atsızcı'' tanımlamasını almasının hata olacak bir yanı yoktur. Bizatihi takdir edersiniz ki; Atsız demek, temeli soyculuğa, ırkçılığa dayanan Türkçülük demektir. Bugünümüz içerisinde Türkçülük'den sonra ırkçı ve soyculuk düşüncesine vurgu yapmak amacıyla ikinci 'ek' tanımlama olarak ''Atsızcı'' tanımlaması kullanılabilir. Bu da Atsız'ı Türkçülüğün önüne koymak manasına gelmediği gibi öyle de anlaşılmamalıdır.

Eminim yorum yazan muhataplar dışında merak edip okuyan çok az kişi çıkacaktır. Ama yanlışları düzeltmek, fikirlerimi anlatmak boynumun borcudur. Yapıcı her türlü eleştiriyi her zaman böyle değerlendireceğimin de bilinmesini isterim. Siyasi ve içtimai mezhebim Türkçülüktür. Mesleğim milli şuur tabiyesi ve topluma münevver kişiler kazandırmaktır.

KAĞAN BAHADIR

Kandaşım, boynunun borcu, bizimde boynumuzun borcudur. Bu can bu bedende olduğu müddetçe; Türk gençliğini Türklük bilinci ile tanıştırıp o bilinç doğrultusunda bireyler yetiştirmek Türk olmamızın diyeti, boynumuzun borcudur.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 04 Eylül 2010, 23:39:52 »

Oğuz Şad, değerli yorumların için teşekkür ederim.
Bu yazıyı bir süre önce, bir yazar sitesinde paylaşmıştım. Altına "Verdiğim yanıtlar" diye eklediğim kısım, gelen tepkilere verdiğim yanıtlardan ibaretti.
Bu yazıda şu anki düşüncelerimle hoşgörü ile bakabileceğim ya da yanlış gördüğüm noktalar mevcuttur. Özellikle CHP konusunda şu anki bakış açım neredeyse ters istikamete gelmek üzeredir.

"Atsızcı" tanımna körü körüne karşı değilim. Dediğiniz gibi kendine Türkçü diyenlerin Türkçülük tanımları değişiklik gösterebiliyor. Herkesin kafasına göre Türkçülük tanımı yaptığı dünyamızda farklı bir tanım yapmak uygun gelebilir. Fakat Türkçülerin Türkçü ismini neredeyse unutup, Atsızcı tanımna daha fazla bağlanması beni Türkçülük adına kaygılandırıyor. Ben kişisel sohbetlerimde "Atsız Türkçülüğü" tanımını daha çok yeğliyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 04 Eylül 2010, 23:55:57 »

Kandaşım, yazının eski bir yazı olduğu anlaşılıyor ve zaten belirtmişsiniz. 2 sene önce CHP ile ilgili görüşlerim ile şimdikiler arasında benim de dağlar kadar fark vardır. Zaten, her değerlendirme o günün şartlarını içermektedir.

Türkçülerin tek bir tanımlaması vardır o da ''Türkçü-Turancı''dır. Şu an için çapı, çerçevesi, kıstasları sebebi ile yeğlenen ve olması gereken Atsız Türkçülüğü olduğundan dolayı; ''Atsızcı Türkçüler/Türkçü'' tanımlaması da benim sıklıkla kulandığım bir tanımlamadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 05 Eylül 2010, 00:08:11 »

Kagan_Bahadir Çok güzel bir paylaşım yapmışsın kandaş, söylediklerinize katılmamak elde değil, yalnız sizinde dediğiniz gibi fikirlerin aynı olması mankurtlaşmış toplumlarda olur bu yüzden yazınızda katılmadığımız yönlerde vardır.

Türkçülük çok büyük bir kavramdır, içerisine yaşamı alır, kişiler bu inanca katılıyorsa bunu her şeyiyle yaşamak mecburiyetindedir. Her Türkçü Atsızcı olabilirmi işte burası muallaktır. Biz Atsızcılığı bir savaşçılık olarak görürüz, en azından ben öyle görüyorum. Atsız'ın yaşamı Türkçülük savaşımı içerisinde geçtiğinden; biz ona inanalarda verdiğimiz bu savaşa Atsızcı ismi ile katılıyoruz. Biz Atsız'ın yaşam tarzını beğenen onun gibi olmak isteyen Türkçüleriz, Türklüğün fedakarlığı bu olsa gerek. Tanıdığımız bir çok Türkçü büyüğümüz  var bunlar fikir bazındadır, örneğin; Akçura, Gökalp vs gibi. Biz bu büyük Türkçülere inanmıyor muyuz tabiki inanıyoruz. Ama, onları taklit edip kendimize şu kötü günlerde örnek alabileceğimiz savaşçı bir yaşamları yoktur Atsız gibi... Biz Atsız'ın Türkçülük yaşamını kendimize örnek aldığımızdan Atsızcı oluyoruz, tıpkı ATATÜRKÇÜ olduğumuz gibi  ATSIZCIYIZ.

Siyasi ve içtimai mezhebimiz Türkçülüktür kandaşım, bu yoldan döner isek Gök girsin, Kızıl çıksın. Bizim Bütün amacımız Türklüğe gelecek zararları en aza indirgeyebilmek ve bu zararlara göğüs gerecek Türk çocuklarını yetiştirerek Türkçü yapabilmektir. Ne Mutlu Türk Doğana sözü bize yol gösterici olmuştur, her zaman Türklük kıblemizdir, Türkçülük'de yaşam tarzımız. Sizin gibi kandaşlarla bir noktada birleşerek bunu gerçekleştirebilmek amacımızdır. Kanımız damarlarımızda tükenipte atabileceğimiz son adıma kadar bu böyle olacaktır. Esenlikle NE MUTLU TÜRK DOĞANA.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 05 Eylül 2010, 00:26:36 »

   Türkçüleri ilgilendiren yazınızdan ve yazarlık kabiliyetinizi Türkçülükten yana kullandığınızdan  ötürü teşekkür ederim.

   İlk olarak Atsızcı tanımlamasına endişeyle yaklaşmanıza gerek olmadığını düşünüyorum. Türkçüler Tanrıya tapar, kişilere değil. Atsızcı tanımlamasını Oğuz Şad andamın anlattığı sebeplerden dolayı bende benimsemişimdir.

  Nihal Atsız'ın Atsızcı tanımlamasına karşı çıkacağını yazmışsınız. Aynı şey Kemalizm içinde geçerlidir. Mustafa Kemal Atatürk ve Nihal Atsız karakter itibariyle , kendilerine tapılırcasına söylemlerden hoşlanacak kişiler değildiler.

  Gelelim Şeyh SaİT isyanında, islamcılık akımının etkisi olduğuna; Elbette kürtlerin faydalanabilecekleri başka bir olgu olamayacağından, İslamcılık akımı kullanılmıştır. Sonuçta ayaklanan kürtler olduguna göre, rahatlıkla buna kürt isyanı diyebiliriz.

  Değerli yazılarınızın devamını dilerim. Esenlikle.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.084 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.031s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.