Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini

TÜRK TARİHİ ve EDEBİYATI => Türkçülerden Öykü ve Makaleler => Konuyu başlatan: Erlik Adana üzerinde 19 Eylül 2013, 09:45:48



Konu Başlığı: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Erlik Adana üzerinde 19 Eylül 2013, 09:45:48
Ortadoğu’da mezhepsel gerilimler had safhada. En yakını bin yıllık olan tartışmalar yüzünden insanlar ellerinde baltalar ‘’Kimi öldürsek?’’ diye sormanın arifesinde. Suriye’deki bölünmüşlük, gerilimini Lübnan’a taşıdı bile. Hala kimin yaptığı sisin ardında olan Reyhanlı saldırısında kaybettiğimiz Türklerle de bir defa daha mezhepsel ayrılıklar Arapların sınırlarını aşıp bize dokunacak gibi görünüyor. İnanç durumu bizimki kadar homojenlik gösteren bir toplumda dinsel gerilimlerin nasıl meydana geldiği sorusu ise komplo teorisyenlerini haklı çıkaracak bir yelpazede cevaplar içeriyor.

Kısa bir modernleşme tarihi turunda cevap aramaya ne dersiniz?

Osmanlı Devleti yıkılıyor ve yerine modern bir ulus devlet kuruluyorken Türkiye Devleti kendisine bir medeniyet dairesi arıyordu. Millet artık Arapları istemiyor, aydınlarsa Batı kültürünü zaten iki yüz yıla yakın zamandır tanıdıklarından tercih ediyorlardı. Yönetici kadrolar da artık Doğu ile organik bağlar kalmadığını, tarih defterinin çok ihanetler yazdığını gördüklerinden ve Ortadoğu bugünden bile karmaşık olduğundan yönlerini Batı’ya dönmüşlerdi.

Başka sebeplerle beraber bizi ilgilendiren bir etken daha artık ‘’Laiklik’’ olarak tanımlayacağımız düzenlemeleri getirmeyi zorunlu kılıyordu: Anadolu Türkleri’ndeki mezhepsel  bölünmüşlük.

Fatih dönemi ile Türkmen Beğleri saraydan uzaklaşıyor, Şerif Mardin’e göre merkez ile çevre arasındaki gerilim biraz daha artıyordu. Tek gerilim bu değildi, Heterodoks İslami Gruplar (Şiiler-Aleviler-Bektaşiler) da çevrede güç kazanıyor İstanbul’a uzak yerlerde bu İslami yorumlar etkinleşiyordu. Elbette Osmanlı bu hali istemeyecekti. Tafsilata girmeye gerek yok, işte şimdiki dini ayrılıkların kökeni o dönemdedir.

‘’Laikliğin gelmesinin’’ pek çok nedeni olduğunu belirtmiştik. İşte bunlardan biri de zaten neredeyse tamamı Müslüman olan Anadolu Türklüğü içindeki mezhepsel gerilimleri dindirmekti. Yakın ve uzak tarih küçük itikadî ayrılıkların veya tarihsel anlaşmazlıkların bizim olmayan bir savaşta milletimizi nasıl bölüp savaştırabileceğini defalarca yazmıştır.

Anadolu mezhepler tarihi, çok acı hatıralarla iki taraflı derin uçurumlarla doludur. Oy devşiren dervişler vicdani bozulmaların göstergesidir.


Ortadoğu’da yeni politik açılımların mezhepler üzerine kurgulandığını Türkçü bir bakışla yapılacak Arap Baharı okumasında görmek çok kolaydır. Üstelik Türk Devleti ve Milleti de bu çirkin yeni halin bir ortağı yapılmak istemektedir.

Hiçbirinin mezhebini bilmediğimiz Cumhuriyet dönemi yönetim kadrolarınının mı yoksa ‘’Biliyorsunuz Kılıçdaroğlu Alevî!’’ diyen şimdiki Başbakan’ın mı tavrını seçecekleri Türkçüler için çok önemli bir sorun olarak durmaktadır!

Türkçüler nasıl Türk Milleti’nin bir örnek kümesini teşkil ediyorsa Türkçüler’in Otağı da Türk toplumunun bir örnek kümesini teşkil ediyor. Son günlerde iyice artan ahlaksız mezhep çığırtkanlığı, küfür ve hakarete varan garip söylemler artık somut adımlar atmayı zaruri hale getiriyor.

Laiklik, bizim işimize yarayan tanımı ile ‘’Din ve vicdan özgürlüğü’’ demek olup Atatürk’ün de sözü tam olarak bu tanımı içermektedir. Laiklik tartışmalarda dini kullanmamak, hiçbir din ve ibadetine engel olmamak anlamındaki etik bir prensiptir. Kimseyi dini yüzünden eleştirmemeyi, kimsenin ibadetine karışmamayı  bekler. Karşıdakinin dinin umursamadan kabul etmeyi sağladığından barış ve iç mutabakatı sağlar. Türk milleti için bu barış Türkçüler’in Otağı’ndan Türkçülük Camiası’na oradan da tüm milletimize yansımalıdır. Türkçüler’e yine bir önderlik görevi düşmektedir.

İnsanların din ve mezheplerini umursamayacağız. Hiçbir mezhebin tüm mensuplarının Türkçü olmadığını unutmayacağız. Bugünün mezhep tartışmalarına eskinin önderlerini karıştırmayacağız. Hiçbir mezhebe ve onun önderine eleştiri ve küfre varan hakarette bulunmayacağız. Sünni ile ümmetçi-yezidi-AKP’liyi Alevi/Bektaşi ile rafızî-selefi-ateist’i aynı kefeye koymayacağız.

Bir Türk’ü sadece bir Türk olduğu için seveceğiz.

Sözleri Türkçe olan bir Türk’ün yazdığı Yunus Emre ilahisi ile sözleri Türkçe olan bir Türk’ün yazdığı Şah Hataî deyişi arasında bir fark olmadığını göreceğiz. İki amcaoğlu olan Hz. Muhammed ile Hz. Ali arasında dinsel, mezhepsel, etnik bir fark olmadığını bileceğiz. İsteyen istediğine saygı duyacak, ama herkes hayatının merkezine Türk Milleti’ni koyacak.

Kızılbaş’ın bir hakaret olmadığını, Türkçüler’in maneviyat vakitlerinde istedikleri ibadeti yapma ve yapmama hakları olduğunu bileceğiz. Ama bunu Türkçülük ile ilgili konulara bulaştırmayacak, ön yargı taşımayacağız.

Yine hiçbir dine inanmıyorsak da bunu eski sosyalist jargonu kullanarak din, dinler ve peygamberlerle bir alay vesilesi yapmayacağız. Ne kadar din tebliği yapmak hoş karşılanmıyorsa birilerinin çıkıp ‘’Türkçüler dinsiz olmalıdır! Müslüman Türkçü olmaz!’’ diye bencillik yapması da o kadar nahoş olmalıdır. Tek amaçları, tek dertleri dinsizlik propagandası yapmak olan adamların El-Kaide militanlarından veya masonik örgütlerden bir farkları olmadığını bileceğiz.

Otağ’a dahi girerken dini hassasiyetleri bir kenara bırakacak, bölünmelere müsaade etmeyeceğiz. Saf, temiz Alevi-Bektaşi geleneğinin Türk inancı olduğunu elbette sonuna kadar savunacağız ama Anadolu Müslümanlığı diyebileceğimiz Sünni Anadolu Türkleri’nin da Araplardan çok farklı din geleneklerinin olduğunu unutmayacağız.

Türkçülük bir din değildir. Türk’ün dini Türkçülüktür diye türemiş sloganı bir kenara bırakacağız. En mütedeyyinden en radikal ateistine kadar herkes rahatça, dışlanma korkusu yaşamadan dini görüşünü ortaya koyabilecek. Ortada Şamanizm diye gezerken tek bildiği kam davulunun rengi olan buluğa ermemiş müptezellere itimad etmeyeceğiz.

Atsız’ın dini, Atatürk’ün dini, Eski Türkler’in dini diye aradığımız şeylerin ne kadar irrasyonel bilgiler olduğunu iyi bileceğiz. Bunları tartışmaya gerek görmeyeceğiz. ‘’Ben Atsız Ateist olduğu için Ateistim!’’ diyen hergelenin yalancı olduğunu iyi anlayacağız, onun Hz. Muhammed taktığı için sarık takan birinden bir farkı olmadığına gülüp geçeceğiz.

Kendi ucube yaşantılarını tüm Türkçülük fikri ile özdeşleştirip Türk Milleti’nin en doğal düşüncesi olan Türkçülük fikrini marjinalize eden adamların oluşturduğu fikirler hepinizin malumudur. İnternetteki Türkçü yayınları da dışarıdan bakıldığında insanların çok büyük çoğunluğunun girmekten sakındığı hale getiren yine bunlardır. Yukarıdaki tanımı ile gerçek bir laikliği Türkçü sitelere taşımak insanların bu fikre daha erken ısınmalarını da sağlayacaktır.

Ondan da öte, ülkemizde mezhepsel gerilimler yaratmak isteyenlere inat, dini ve mezhebi ne olursa olsun her Türk’e sarılmak asıl düşmanlarımızı görmemize yardımcı olacak, Türkçüler de yine az bilinen bir hizmetlerini yerine getirmiş olacaklardır.

Hiçbir dine, hiçbir mezhebe, hiçbir din önderine hakaret kabul edilemez. Tanrı’nın elçisi olduğu düşünülen kişilere eleştiri bile etik değildir.
Bizim daha önemli işlerimiz var!
Şehit Balseven’i de Kuteybe’yi de unutmamak üzere.

Yaşasın Türk Milleti!
Yaşasın Irkımız!


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: EmirBörüKaraTegin üzerinde 19 Eylül 2013, 10:32:55
Manifesto niteliğinde bir yazı tebrik ederim kandaşım.

Otağ'da küfür ve hakaret olmamalı ve bir Otağ kural haline gelmeli.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Bozkurt Eren üzerinde 19 Eylül 2013, 12:45:01
Erlik andam, Türkçüler arasındaki en büyük sorun olduğuna inandığım "din, mezhep" konusunda kaleme almış olduğun bu yazı için ne kadar teşekkür etsem az kalır. Otağdaki yönetici arkadaşları en çok yoran ve birliğimizi derinden sarsan bu konu çözüme kavuşturulmadıkça sürekli kan kaybına uğrayacağımız su götürmez bir gerçek.

Türkçülere hiç yakıştıramadığım "hakaret etme" alışkanlıkları inançlar üzerine yöneldiğinde çok daha kabul edilemez bir hal alıyor. Herkes inancı veya inançsızlığını yaşama özgürlüğüne sahip olmalı fakat bir diğerinin kutsal saydığı değerlere hakaret etme hakkı olmamalı.

Yapılması gereken çok basit olmasına rağmen yıllardır bu sorun çözülemedi. Sadece biraz sağduyu. Kendi değerlerine toz kondurmayan, bir diğerinin değerine de hakaret etmeyecek.

Saygılarımla.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Boran üzerinde 19 Eylül 2013, 21:30:21
Kutlarım bu yazı için.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Erlik Adana üzerinde 19 Eylül 2013, 22:10:09
Buraya ve bu konuya yeterince ilgi çekilmiş iken gariban kardeşiniz bir şey daha istese çok görülmez umarım.

Milletimizin vicdanını yaralayan, oluşturmak istediğimiz 'mükemmel Türk' profiline münasip düşmeyen bir alışkanlığımız daha var yazık ki: Ayet yazmak. Kendi aramızda masum bir eğlence olarak başlayıp "art niyetli" klavyelere ulaşınca ortaya çıkan sonuçlar bizi milletimizden biraz daha uzaklaştırmadı mı? Hassasiyet sahibi vicdanlari yaralayıp "Türkçüler iktidara gelse olacak olan bu mudur?" diye sordurmadı mı?
Bu alışkanlığı da terk etmenin tam sırasıdır!

Isteyenin bir yüzü...


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Köptü Körgen üzerinde 19 Eylül 2013, 22:24:46
vermeyen zenci olsun...

Kardeşim yazın için ellerine sağlık, benimde en çok sinir olduğum konudur bu mezhep konusu. Sanki her iş bitmiş, memleket kurtarılmış, geriye bir tek din sorunu kalmış...


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Zorbey üzerinde 19 Eylül 2013, 22:32:56
Çok saf olan Türkçülüğe bulaşmış hastalıklı fikirler bu hale getirdi getirmekte."rehber kuran hedef turan, kanımız aksa da zafer islamın".
En basitinden Allah - Tanrı kargaşası ne kadar Turan'dan uzaklaştığımızın resmi. Nereden geldiğini, öz kardeşlerini unutmuş bunla kalmamış, itlere kardeşlik güden, mankurtlaşmış tabaka kökünden kazınmalıdır ki saf bir Türkçü yetişebilsin.




Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Türk Çerisi üzerinde 19 Eylül 2013, 23:05:50
Aslında mesele "ben müslüman değilim" diyenlerin gözünde müslümanlığı en büyük düşman olarak görüp, ona saldırmasıyla ve her saldırısından sonra tatmin olunamayan bir iç güdüyle yeni saldırılara hazırlanmasıyla başladı. Saldırdılar saldırdılar ama saldırdıkça kendi gözlerinde ve düşüncelerinde islamı kat kat büyütüp bu düşmanlığı hayat amaçları haline getirdiler. Facebbokta Türkçülük iddiasında bulunan birisinin islamı bırakıp hristiyan olsak keşke diye yazdığını da gördüm.

Din konuları böyledir. Adamı içine çeker. Din düşmanlığını amaç edinmiş bir kişi ile dine kendini kaptırmış bir kişi arasında derinlere batma konusunda en ufak bir fark yoktur. Unutmayın dini ideoloji olarak görmekle dini yaşamak arasında dağlar kadar fark vardır.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: açina üzerinde 20 Eylül 2013, 00:05:08
Her kelimesine imzamı atarım. Ancak hiç bir dini öndere hakaret edilmeyecek derken genelleme de yapmayalım. Dini önderler, kişilere göre değişiyor maalesef.Örneğin Said_i Nurside bazılarının dini önderi. Fethullah Gülen de. Bu  ve buna benzer şahıslara da saygı göstermemi kimse benden beklemesin.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: ULAK_ KURT üzerinde 20 Eylül 2013, 00:34:28
Yukarıda bir arkadaşımızın da dediği gibi, Laiklik tüm dinlere aynı uzaklıkta olmaktır. Kişiler inançları gereği Laik olamayabilirler. Bir müslüman diğer bir müslümana  bir hristiyandan ister istemez daha yakındır.

Eğer karşımızdaki kişinin soyunu ön planda tutup, dini inancını göz ardı ettiğimizde  ortaya gerçek Türkçülük çıkar ki, bu da, kişisel anlamda  lakliğe uygundur.

Kurumlar ve onun oluşturduğu devlet laik olabilir. Diğer İslam ülkelerinde mezhep savaşlarında  kan gövdeyi gotürmesine rağmen, Türkiye'de bunlar yaşanmıyorsa bunu Laiklik ilkesine borçluyuz.

Bu otağ da laiktir.  Türk Çerisi'nin de  dediği gibi, din konuları insanı içine çeker. Burada herkes dini  inancını Tanrı ile kendi arasında tutarsa sorun çıkmaz.


Bu arada, Bediüzzaman (said-kürdi, kürt sait, şeyh sait) denen şerefsize karşı içinde az da olsa beğeni, saygı vs olan varsa , zaten, "ben Türküm" demesin.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: Erlik Adana üzerinde 20 Eylül 2013, 08:13:17
Değerli Açina Ana, çekincenizde ne kadar haklı olduğunuzu görüyor, dikkat çektiğiniz nokta için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca size yakışan üslubu haddimi aşarak takdir edeceğim. ‘’Türklüğe göre düşünmek’’ böyle olur.

Bu işin açıklamasına gelince, üzerinde en çok düşündüğüm cümle o oldu. Oraya ne yazarsam sadece ‘’İnsanların Tanrı tarafından görevlendirildiğine inandığı kimseler’’ anlamı çıkar diye çok kafa yordum. Örneğin ‘’Din Uluları’’ desem birileri çıkıp ‘’Said-i Kürdî de İslami bir uludur!’’ diyebilirdi! ‘’Kutsal sayılan kimseler!’’ desem yine bir başkası ‘’Bizim cemaatin lideri uçuyor, görseniz ne kadar kutsal!’’ der işi yine sulandırırdı.

Bu yüzden kasıtlı olarak Arapça Peygamber sözcüğünün karşılığı olan Önder sözcüğünü kullandım. Örneğin İslamiyet için –eleştirilecek bir cihet bulunursa- mezhep imamları, ilçe müftüleri, hatta en büyük alim gösterilen İmam-ı Azam eleştirilebilir. Bu konular tartışılır, sonuca bağlanır. Ama o dinin önderi olan, herkesin ‘’Tanrı’nın ağzıyla konuştuğunu’’ düşündüğü bir kimseye eleştiri ve hakaret millet vicdanına zarar vermektedir.

Yine örneğin Saint Augustin’i eleştirebiliriz ama Hristiyan soydaşlarımızın Mesih İsa dedikleri din önderini eleştirmek onları üzer, etik de olmaz.

Tekrar teşekkür ederim.


Değerli Ulak Kurt;
‘’Laiklik her dine aynı uzaklıkta olmaktır’’ diyen sizsiniz. Başka bir şeyin tanımı ile karıştırıyor olabilirsiniz. Zira Atatürk’ün bu konudaki her sözünü okumuş biri olarak kaleme aldım bu yazıyı, Türkiye’ye laiklik ilkesini getiren kimseden daha üstün bir tanımınız mı var?

Atatürk diyor ki: ‘’Laiklik yalnız din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmek demektir!’’ (Özdeyişleriyle Atatürk, 1981, shf:24)
Üzerine başka bir tanım ve düşünceye ihtiyaç duymuyorum. Herkesin her dine aynı mesafede olması mümkün değildir. Herkesin dini tercihleri vardır.

Ama Türkçüler her dinden Türk’e aynı mesafede olmak zorundadırlar. Bakıyorum, bu da mümkün değil demişsiniz. Neden? Ben her dinden Türk’e aynı mesafede olmakla beraber dini tercihini bir yönde kullanmış bir insanım. Örneğin siz de öylesiniz. Bir dine inanıyorsanız ona, hiçbir dine inanmıyorsanız Ateizm’e diğerlerinden daha yakın değil misiniz? (Dini inancınızı sormuyorum. Dikkat ederseniz kendiminkini de söylemedim. Türkçülük üzerine konuşuyoruz.)

Son iki paragrafınıza yürekten katlıyorum. Yazımda söylediklerimi tekrar ettiğiniz için de memnunum. Ama yaptığınız şey beni üzdü. Ben prensip gereği yazım ile ilgili beğenilere cevap veremiyorum, eksiklerimi tamamlamak için eleştirilere cevap veriyorum. Yazı eklendiğinden beri her yoruma teker teker baktım. Hemen hepsinde siz de konuyu okuyordunuz. Oraya kadar bir eleştiri çıkmayınca siz de bir şey yazmadınız. Oysa ben, bu konuda sizinle fikir teatisi yapmak istiyordum.  En son ben uyuduktan sonra Açina Ana’m bir şey yazmış, ardından siz de heyecanla bunu yazmışsınız. Özür dilerim ama yazıda böyle şeylere alışkın değilim.

Ayrıca diğer soruları özel mesajla yollamış olmanız büyük incelik ve bu yazıma hak verdiğinizin, takdirinizin bence bir göstergesi. Onların cevabını müsadeniz olursa oradan vereceğim.

Türk’ü Türk olduğu için sevmek üzere…


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: açina üzerinde 20 Eylül 2013, 11:41:51
Dini önder denilince aklına kimsenin br yalavaç gelmeyeceğini düşünerek bunu yazdım. Ki benim aklıma da gelmemişti doğrusu. Bu ülkede ne yazık ki, dini önder diye ortalığa çıkan ve yaptıkları tek icraat, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlığı olan onlarca dini önder sayabiliriz hep birlikte değil mi? Yerden çıkan pıtıraklar gibi tarikat ve cemaatin günden güne bollaştığı vatanımda ne yazık ki bu tarikat ve cemat önderleri ve müritlerinin islam adına tek yaptıkları rejimi ve ulu Önderimizi tarihe gömmek. Hal böyle olunca temsil ettikleri dine karşı bir öfkenin büyümesi kaçınılmaz oluyor. Erlik'in bahsettiği gibi herkesin karşısındakinin inancına saygılı olabilmesi için önce bu çıfıt yuvalarından kurtulmak zorundayız. Batının başardığı seküler toplumu bizde başarmalıyız. Atatürk'ün laik düzen anlayışı seküler toplum yaratmaktan geçiyor çünkü. Bu çıfıt yuvalarından yetişenlerin zihniyetleri bugün daha da aleniyet kazanmışken, onları Türk olduğu için sevmem  olanaksız görünüyor. Çünkü Türklüğünü unutmuş ve vazgeçmiş bu kişilere ben zaten Türk gözüyle bakamıyorum. Benim için Türk, bedeni Türk olduğu kadar, ruhu da Türk olandır. Aynı cümleleri, Türkçülüğü sadece inanç düşmanlığı olarak görenler içinde söyleyebilirim. Bu konuda yazacaklarım bu kadar.


Konu Başlığı: Ynt: Din ve Vicdan Özgürlüğü veya Otağ’da Laiklik Sancıları
Gönderen: ULAK_ KURT üzerinde 20 Eylül 2013, 13:29:52
Sayın Açina Tayeçe,

Ne yazık ki Türk soylu olup da bu "yalavaç" peşinden giden bir çok bulanık akıllı insan var. Adına film bile yaptılar.

Değerli Erlik Tanrıöğen,

Ben din konusunu açık olarak tartışma taraftarı değilim. O yüzden size özel ileti yazdım.

Yazılarınız güzel. Ama bu her noktasına katıldığım anlamına gelmiyor.

Bu konuda daha fazla yazmayacağım.