Türkçü Turancılardan Toplu Makaleler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Kasım 2017, 19:47:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 31 32 [33]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçü Turancılardan Toplu Makaleler  (Okunma Sayısı 107636 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Attilahunturk
BAĞA TARKAN
Normal Üye
*****
ileti Sayısı: 311


« Yanıtla #320 : 04 Ekim 2017, 15:27:28 »

Bulgaristan deyince akla Bulgarların yaşadığı bir ülke akla gelir, halbuki Bulgar sonradan ortaya çıkmış bir millettir. Slav, Germen, anglosakson nasıl sonradan çıktıysa, bulgarlar da slavdan kopan bir parçadır esasında. Bulundukları toprakta çoğunluğu oluştursalar da o topraklara ilk ayak basanlar olup olmadığı muammadır.
Bilinen tarih Bulgaristan'a Türklerin 4-5. Yüzyıllarda geldiğini söyler. Hun Türklerinin ilk gelenler olduğu söylense de daha önceki tarihlerde Saka Türkleriyle bu göçün başladığı tahmin edilmektedir.

Yunan mitlerinde Anadolu'da, mezopotamyada ata binen, iyi ok kullanan, gözü çekik savaşçılardan bahsedilmesi bu tezi destekler niteliktedir her ne kadar mezopatamyayla balkanlar ayrı topraklar olsa da.

Saka Türkleri olduğu tahmin edilen bu savaşçıların balkanlara da geçmiş olabileceği tahmin edilmektedir.

Yani o topraklarda, daha bulgar diye bir millet meydana gelmemişken, Türkler otağ kurmuş, ok atmış, at üstünde gezmiş ve belki de yerleşik hayata geçmiş olabilir.
Tarihinde mühim olaylar bulunmayan bulgar milletinin yaşadığı topraklarda , bulgardan önce Türk yaşıyordu.

Çok net bilgiler olmasa da o toprakların geçmişinde Türkler vardı.
Başka bir teoriye göre de, yine bu da yunan mitlerindeki Truva şehriyle ilgilidir, yunan-truva arasındaki mücadelede Truvanın yıkılışı ve Truva prensiyle birlikte Kafkaslara göçen Turuka adlı komutanın Türk olup olmadığı gizemi. Eğer Turuka Türkse , Truvanın da Türk olabileceği, böylece sonrasındaki o topraklara hükmeden Roma imparatorluğunun Türk ve yunan milletlerinden kalan kalıntının devamı olabileceği tahmini. Bu durumda o topraklarda bulgar diye bir millet yokken, Türk ve yunan vardı diyebiliriz.

Bulgaristan şu an bulgarın gibi görülse bile, o toprakların tarihinde Türkler de vardır. Osmanlıyla birlikte o topraklara Türk göçü başlamıştır. Peçenek Türkleri nasıl ki bizansın ordusunda yer alıyorduysa, o geniş coğrafyada da yerleşik bir düzende Türklerin olacağı inkar edilemez.
Celali ayaklanmasıyla birlikte, osmanlıda büyük bir Türk göçü başlamıştır balkanlara. 16. Yüzyıl o toprakların en büyük Türk göçüyle karşılaştığı zamanlardır. Yüzyıllardır Türk'ün yaşadığı bir ülke olmuştur bulgaristan.

Anayasasında azınlık haklarını güvenceye alan o ülke, Türk okullarında Türkçe konuşmayı yasaklayarak Türk'ü yok saymaya kalkmakta. Ne kadar zavallıca bir hareket, tarihlerinde en önemli yeri kaplayan Türk'ü bu şekilde yok sayabileceklerini düşünüyorlar. Türk en büyük azınlık kitleyi oluştururken , o topraklara hükmetmiş Türk devleti Osmanlıyı tarihlerinden silmeyi düşünebiliyorlar. Bu ahmakça planları az da olsa işler zannediyorlar ancak ülkelerindeki çingenelere yaptıkları asimilasyonu Türklerde uygulamaktaki başarısızlıklarından dolayı deliye dönüyorlar.

Geçmişte hatırlarsınız, Türklerin yaptırdığı çeşmeye bile saldırdıklarını haberlerde izlemiştik. Devlet sessiz kalırken, Türk hackerlar birçok bulgar sitesini çökertip bu duruma sessiz kalınmaz demiş, haykırmıştı.
Bu umut vermişti, çünkü fırsatını bulsa Türk'ü bir kaşık suda boğmak isteyen bu bulgarlara ses çıkartan, yapılanları görüp izleyen ve gerektiği yerde tepkisini gösteren Türk çocuklarının olduğunu biliyorduk artık.

Sahtekar ermeni diasporasının ermeniler katledildi diye dünyayı ayağa kaldırmalarına rağmen, bulgar çeteler Osmanlı-rus savaşında 400 bin Türk'ü katletmiştir. Türklere yapılan bu soykırım hareketi dünyaca görmezden gelinirken, ermeni yalanları ve yalancı 24 nisan tüm dünyada nerdeyse yas günü ilan edilmiştir.

Türk'ün Türkten başka dostu olmadığı daha nasıl örneklenebilir ki zaten.

Avrupa güya dil, din ırk ayrımı yapılmasına karşı, ancak Bulgaristan'da Türkçeye ve Türk'e zulmü görmezden geliyor. Onların insaniyetperverliği demek ki sadece kendilerine. 1974 ' te Türkçe konuşulan okullar kaldırılıyor ama dur diyen yok. O tarihten sonra adım atılmıyor , niye atılmıyor diyen yok.


Tabi elin oğlu bize sahip çıkacak değil, onlara kızarız, zaten beklediğimiz hareketleri bu. Hristiyan oluşum, geçmişte kuyruklarına basan, savaşlarda kanını oluk oluk akıtan ulu Türk ırkını tutacak değil elbette. Asıl suç bizde, sorun kendi içimizde.

Arakan diye bir toprak , bilmem kaç yüz km ötede, adı sanı bilinmeyen, tanınmayan bir yer. Neymiş üstünde müslüman yaşıyormuş, budistler,ateistler, ineğe tapan tayfa onlara saldırıyor zulüm ediyormuş. Yanı başımızda , bulgaristan'da da Türkler zulüm görüyor, dilleri yasaklanıyor ses çıkaran yok. Arakan'daki müslüman da , bulgaristan ndaki Türk müslüman değil mi ? Müslüman olmasa diyelim , benim soyumdan değil mi , her şeyden önemli olan budur, soydur.

Haberlerde izledik, Türk mahallelerini kuşatmışlar, bulgar polisi ordusu bu kuşatan bulgarlara ses çıkarmıyor. Gizliden destek veriyor aslında.

Bulgarlar , Türkleri ne kadar silmeye çalışsa da, görmezden gelse de , o toprakların eski sahibi Türklerdir ve şimdi bile 2 milyon Türk yaşamaktadır. En büyük üçüncü partileri Türk partisidir.

Hadi diyelim, Türk'ü tamamiyle yok ettiler, ama o kültüre girmiş olan yemeği, türküyü, çalgıyı, selamı nasıl yokedecekler, fıkrayı, ağıdı nasıl yok edecekler. Dillerine girmiş Türkçe kelimeleri nasıl yok edecekler.

İstediklerini yapsın bulgar milleti, Türk'ü yok etmeye güçleri yetmez. Yapsalardı geçmişte yaparlardı, yasalarıyla , yasaklarıyla, haçlı ordularıyla yapamadıklarını şimdi yapacaklar ha, budalalar. Onlar sadece yollarından geçen Türk gurbetçilerinden çorba parası dilenmeyi bilir. Başka da bir şey yapamazlar.


Tengri Türk'ü korusun, korumazsa Türk kendini korumasını bilir.  Atilla'nın ruhu , Türk'ün kutu, kini yeter. Hele bir Türk ırkı, kendine gelsin, damarlarında hınçla, coşkuyla dolaşan kanının yüceliğinin farkına varsın, Bilge Kağan'ın öğüdünü tutsun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.683


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #321 : 04 Ekim 2017, 15:37:31 »

Konu başlığımız Bulgaristan Türkleri!

Türkler hakimiyetini kaybettiği zamanlardaa neden diğer milletler gibi başkalarının yanında gül gibi yaşamaz da hep zulme maruz kalır düşündünüz mü hiç? Bizden bize fayda olmadığı gibi bizden diğer bütün ırklarda Türk milletine düşmandır, bize karşı hep intikam hırsı bürümüştür gözlerini çünkü yüce Türkün hakimiyeti altına girmemiş başka bir ırk yok gibidir! Gök Türkler çin zulmü,  Kırım tatarları rus eziyeti, Karabağ da ki Türkler ermeni mezalimi, Kerkük arap. Doğu Türkistanlı uygurlar gene çin zulmü altında kalmışlardır. Kıbrıs rum Trakya Türkleri ise bulgar mezalimi altında kalmıştır..

Konu başlığımız Bulgaristan Türkleri!

TARİHİN EN AŞAĞILIK SOYKIRIMLARINDAN BİRİ - TALKAN KATLİAMI ve
TARİHİN EN AŞAĞILIK ASİMİLASYON HAREKETİ BİRİ BELENE !

yıllardır üstü örtülmeye çalışılan sanki yokmuş gibi davranılan bir soykırımdan bahsediyoruz, bulgaristan'ın ab sürecinde kabul ettiği, ölen türklerin yakınlarına ve belenede çektikleri işkencelere rağmen sağ kalmayı başarmış, sürgüne gönderilmiş türklere tazminat ödeyen bulgaristan' dan bahdesiyoruz.

kısa diyeceğim ama değil uzun bir araştırma sonrasında uzun bir yazı çıktı ortaya. belene'de çektiklerini kendisi anlatanlar, belene kampında babasını ziyaret eden bir kızın anlattıkları. ve en baştan başlıyoruz.

1970-89 yıllarını kapsayan ikinci sosyalist dönem, bulgaristan türkleri açısından tam bir felaket dönemi olmuştur. slav kültürüne sahip homojen bir bulgaristan yaratmayı arzulayan faşist bulgar yönetimi, bu planı önce teşvik ve psikolojik yöntemlerle denemiş; ancak bunun netice vermemesi üzerine kan ve katliamla gerçekleştirmeye çalışmıştır. bulgar hükümeti bulgarlaştırma adı altında ülkede yaşayan 1,5 milyon türk, pomak ve çingenelere karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı. ülkede yaşayan 310 bin türk’ ün isimleri polis zoruyla bulgar isimleriyle değiştirildi. türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki türk filolojisi bölümleri, türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. mezar taşlarının üzerindeki türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi. türklerin türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan türklerin üzerine askeri birliklerince ateş açıldı. bulgarca isim almaya karşı çıkan türkler belene’deki toplama kampına gönderildi..

konunu duyulması üzerine türkiye, bulgar hükümeti ve uluslararası kurumlar nezdinde her türlü girişimde bulunmuş ve soydaşlarının haklarını korumaya çalışmıştır. ancak tüm bu çabaların neticesi geciktikçe gecikmiş ve nihayet beş yıl aradan sonra 1989'da yeniden büyük bir soydaş kitlesi bulgaristan'dan türkiye'ye göçmüştür.

23 haziran 1986 tarihinde insan hakları komisyonu helsinki izleme komitesi, bulgaristan'da 1.500 türk'ün öldürülüp cesetlerinin tuna nehri'ne atıldığını, 1.500 türk'ün de belene adası'na sürüldüğünü açıklamıştır. ancak 86dan sonra da belene de ölümler devam etmiş belenden kurtulanlarsa sürgüne gönderilmiştir. (1)

şair ömer osman erendoruk s.o.s. veya üçüncü mezar destanında şöyle ifade ediyordu

Türkçe söylemek yasak,Türkçe yürümek yaya,
Türkçe işitmek yasak, Türkçe bakmak dünyaya,
Türkçe sevinmeyecek, Türkçe gülmeyeceksin,
alnından akan teri Türkçe silmiyeceksin.

Türkçe bağlamak yasak ayakkabı bağını,
Türkçe ayırmak yasak solunu ve sağını,
sofrada ekmeğini Türkçe dilmeyeceksin,
Türkçe yaşamayacak, Türkçe ölmeyeceksin..

Evet işte burası Bulgaristan, değil burada Türkçe okuyup yazmak Türkçe yaşamak, Türkçe ölmek bile yasak !

 Bulgaristan Türklerini ayırt edelim
Bulgaristan'ın avrupa birliğine girmesiyle Bulgar Vatandaşların Avrupa ülkelerine göç etmeleri başladı, çingeneler ve Bulgarların yanında Bulgaristan Türkleri de başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine yerleştiler. Çingelerin Türkçeyi bilmeleri ve Almanya gibi ülkelerde her türlü hırsızlık ve fuhuş yapmaların zararını malesef Bulgaristanlı soydaşlarımız cekti ve çekmeye de devam ediyor. Çünkü Türkiye Türkü biraz mankurtlaşmışlar, çingeneyle Bulgaristan Türkünü ayırt etmiyor ve çingelerin ve Bulgarların yaptığı tüm pisliklerin içine soydaşlarımızı da içine cekiyorlar. Halbuki Almanya gibi ülkeye her diğer Türk gibi namusu ve şerefiyle ekmek parası kazanmaya geliyor  Bulgaristanlı Türk soydaşımız.
Bir Anadolu Türk'ü "Soyun ne?" diye sormuyor, Bulgaristan dan geliyorsan hepsini aynı kefeye koyuyor ve bu haksız ve çok açı bir durum.   
Türklüğü ile  övünen bu kardeşlerimizin bir kaçı çok şikayetçi bu durumdan, bir pis çingeneyle aynı görünmeleri çok zorlarına gitmekte bu Türklerin.
Bu yüzden Anadolu Türklerin bu konuda daha dikatli olmalarını tavsiye ederiz. Sonuçta sen ben nasıl Türk isek  Bulgaristan Türkleri de aynı TÜRK!
 
Türkiye Türklerinden ricam!
Başta Almanya olmak üzere  tüm Avrupa da Bulgaristan Türklerini diğer ceyrek millet olan  çingedene  ve Bulgarladan ayırt edelim.
Bir Türke kardeş, kandaş gibi davranalım.
Türk Türk'e sahip çıksın ki, Tanrı Türk'ü korusun.

Kaan Ulaş
Turkcuturanci.com
04/09/2017

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Çi-Çi
Deli Sarı
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #322 : 04 Ekim 2017, 17:30:38 »

Mazide Hakikat Olan Şeylerin Yine Hakikat Olacağını Biliyoruz!

Türk tarihi bir bütündür ve aynı zamanda Türk birliğini gösterir. Bir bütün halinde sürüp gelen bir devletin milletiyiz. Bulgaristan’da Osmanlı döneminden kalma büyük bir Türk nüfusu vardır. Türkiye sınırları dışında miras kalan en büyük Türk nüfusu Bulgaristan’da yaşar. Buradaki soydaşlarımız asla ihmal edilemeyecek kadar değerli Türk varlığıdır. Bulgaristan’daki soydaşlarımız, dünkü Rumeli Türklüğünün son ve en önemli temsilcileridir. Anadolu Türkleri ve Rumeli Türkleri hem Asya hem Avrupa devletinin Marmara denizi kıyısından Marmara’nın batısına, Balkanlara, Rumeli’ye uzanır. Marmara ekseninin iki yakasında, simetrik olarak serpilip büyüdü. Devletin ilk başkenti Anadolu’da Bursa, ikinci başkenti Rumeli’de Edirne oldu. İstanbul’un fethi ile tabii başkentine ve jeopolitik dengesine kavuştu: Doğu’da Anadolu kanadı, Batı’da Rumeli kanadı ve orta yerde başkent İstanbul bulunmakta idi. Tuna nehrine kadar olan Rumeli toprakları her zaman Anadolu kadar önem taşıdı. İstanbul’un adeta koruyucu kalkanı olan Rumeli daha ilk fetih günlerinden başlayarak yoğun bir biçimde Türk’ün varlığı ile sağlamlaştı. Jeopolitik denge ve başkent İstanbul’un Batı’dan gelebilecek saldırılara karşı koruyucu kalkan olması bakımından hayati önemde bir bölge olan Rumeli’nin Türk ağırlıklı olmasına çalışıldı. Bu yüzden ilk fetih yıllarından başlanarak bu önemli yöreye devletin kurucu ve güvenilir unsuru Türklerin yerleştirilmesi bir devlet politikası yapıldı. Anadolu’dan Rumeli’ye, XIV. Yüzyıldan başlanarak, mevcuda sürekli Türk nüfusu eklendi. Orta Asya’dan akın devam ederek bütün bir bölgeyi etkisi altına aldı. Anadolu’dan Yörükler, Türkmenler, Konyarlar ve Tatarlar Rumeli’ye götürülüp yerleştirildi. Kendiliklerinden Rumeli’ye gidenler de vardı. Daha sonra Anadolu’da patlak veren Celali ayaklanmaları gibi kargaşalar yüzünden de Anadolu’dan Rumeli’ye yerleşen Türkler oldu. Böylece çok kısa bir sürede Rumeli’de Anadolu kadar güçlü bir Türklük oluştu. Anadolu’nun bir parçası olan Rumeli Türkleri, beş yüz yıl boyunca o topraklara kök saldılar. Balkanların dağına, taşına, köyüne kentine, havasına, suyuna Türk damgasını vurdular. O topraklar Türk vatanıdır.

XIX. yüzyılda geriye dönüş başladı. Yüzyıllar önce Anadolu’dan Rumeli’ye gidip yerleşmiş olan Türkler, bu kez oralardan kopup, Anadolu’ya doğru akmaya başladılar. Yerlerini yurtlarını bırakıp göç etmek zorunda kaldılar. 1877 – 1878 Osmanlı – Rus savaşı, bir tayfun gibi Rumeli’yi kasıp kavurdu. Rumeli Türklüğünü, beş yüzyıllık kökünden söküp attı. Rumeli, allak bullak oldu, görülmemiş bir dağılmaya gitti. Bununla ilgili hatta ‘Anadolu’nun salgını, İstanbul’un yangını, Rumeli’nin bozgunu’ derler. O savaşta on binlerce Rumeli Türk’ü acımasızca kılıçtan geçirildi. Yarım milyon kadar Türk can verdi. Bir milyon Türk Rumeli’den Anadolu’ya sığındı. On binlerce Türk göç yollarında kırıldı. Böylece Bulgar’a bir vatan açıldı. 1878 yılı Berlin Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Tuna vilayeti üzerinde bir Bulgar Prensliği kuruldu. Fakat çok milletli imparatorluk toprakları üzerinde kurulan bu üniter Bulgar milli devleti sınırları içinde çok önemli bir Türk nüfus kaldı. Buradaki Türkler, Bulgar Prensliği nüfusunun üçte birini aşıyordu. Felaketli Rus savaşı ve Rumeli bozgunu, o topraklardaki Türk varlığını tüketememişti. Bulgaristan ‘katıksız’ bir Bulgar devleti olamamış ve kerhen de olsa büyük bir Türk nüfusunu İmparatorluktan devralmıştı.

Bir Türk – Bulgar nüfus değiş tokuşu yapılamamıştı. Ayastafanos Antlaşmasının müzakeresi sırasında, 1878 yılında, Türk delegeleri Ruslara böyle bir nüfus mübadelesi teklif ettiler. Balkan sıradağlarının kuzeyinde kalan Türklerin güneydeki Bulgarlarla değiş tokuş edilmesini, taşınmaz mallarının da karşılıklı olarak tasfiyesini istediler. Rus delegeleri önerilen çözüme yanaşmadılar. Büyük Türk nüfusu Bulgar yönetimi altında bırakıldı. Kimse bu kişilere ‘Bulgar yönetimini ister misiniz, yoksa kalkıp gider misiniz?’ diye sormadı. Vatandaşlık seçme hakkı yahut eski deyim ile ‘hakk-ı hıyâr’ tanınmadı. Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalan Türkler, Rus savaşının sonunda kendilerini ‘Bulgar vatandaşı’ buluverdiler. Dün hâkim durumda iken, bugün tabi duruma düştüler. Roller değişti. Bundan böyle Türkler, Bulgar yönetimi altında yaşayacak ve ağır baskı ile varlığını sürdüreceklerdi.

Bulgaristan 1878 yılından sonraki tarihlerde, topraklarını genişletti. Genişlettikçe yeni Türk nüfusu Bulgar yönetimi altına girdi. Nüfusu daha da artan Türklerin, yabancı yönetimi altında millî benliğini koruma çabaları, millî kurumları ve örgütleri, Türkiye’ye göçleri, Bulgarların Türklere karşı politikaları, Anavatan durumundaki Türkiye’nin tutumu, Türkiye – Bulgaristan ilişkilerinde Bulgaristan’daki Türk soydaşlarının yeri vb. konular, ayrı ayrı araştırılıp deşilmelidir. Nedir ki Bulgaristan’da yaşayan Türkler üzerine şimdiye kadar yeterli yayın yapıldığını söylemek de zordur.

Bulgaristan’da yaşayan Türklerin yüzyıllık tarihini özetle beş bölümde ifade etmeye çalışacağız. Bulgar Prensliği döneminde, krallık döneminde, halk cumhuriyetindeki Türklerin durumu ele alınacaktır. Prenslik döneminde daha çok Türklerin eğitimi üzerinde durulmaktadır. Çünkü eğitim Türklerin benliğini koruyup yaşatmasında mühim bir unsurdur. Bulgaristan’da yaşayan Türkler Türkçe eğitime dört elle sarılmışlardır. Öte yandan Bulgar Hükümetleri de başından beri Türklerin eğitimini yakından izlemişlerdir.

Krallık dönemini kapsayan bölümde, soydaşlarımızın yalnız okulları üzerinde değil, öteki kurumlar üzerinde de durulacaktır. Müftülükleri, şeriye mahkemeleri, cemaat encümenleri, okul encümenleri, öğretmenler birliği, spor birliği, Sofya’da toplanan ilk Türk kongresi gibi konulara kısa kısa altbölümler ayrıldı. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin 1920’li yıllarda, bilinçli, tam örgütlü bir millî birlik olma sürecine girdikleri görülür. Bu soydaşlarımız anavatan Türkiye’deki önemli gelişmeleri de yakından takip ederler. Türkiye onlar için hep birlikte yaşadıkları, yaşamaya çalıştıkları anavatan olmuştur. Türk harf devrimi, Türkiye dışında önce Bulgaristan Türklerince benimsenir. Daha 1928 – 1929 ders yılında Bulgaristan Türk okullarında yeni Türk harfleri ile öğretime başlanır.

Nedir ki, çok geçmeden Bulgarlar ağırlıklarını koymaya başlarlar. 1934 yılında askeri bir darbe ile başa geçen Bulgar yöneticileri, Türklere karşı on yıl sürecek bir baskı politikası başlatırlar. Birçok bölgelerde Türk okulları kapatılır. Pek çok Türk okulları Bulgarlaştırılır. Türk çocuklarına dört yıllık bir ilköğrenim bile çok görülür. Kapatılmaktan kurtulan Türk okullarında ise, eski yazıya dönüş için baskı yapılır. Bulgaristan Türk eğitimi ile Türkiye’deki eğitim sistemi arasındaki bağlar koparılmak istenir. Yüzlerce Türk öğretmeni Atatürk ilkelerine bağlı, savunucusu diye kovuşturulur, hapislere atılır, Türkiye’ye göçe zorlanır. Yeni Türk harfleri ile yayın yapan bütün yerli Türk gazeteleri kapatılır. Yalnız eski yazı ile çıkan bir gazetenin yayınına bir süre daha izin verilir. Eli kalem tutan bütün Türk aydınları kovuşturulur, dövülür ve hatta içlerinden bazıları öldürülür. Bu yıllarda Bulgaristan’dan Türkiye’ye dalga dalga Türk göçleri olur.

Gerek prenslik, gerek krallık dönemlerinde, Bulgar yöneticilerinin, Türk nüfusuna karşı düşmanca bir politika izlemiş oldukları anlaşılmaktadır. Türkler göçe zorlanmanın dışında cahil, fakir ve zayıf bırakılmak istenmiştir. Bu uğurda her çareye başvurulmuştur. Hiçbir alanda Türklerin sivrilmesine izin verilmemiştir. Binbir güçlükle birazcık sivrilebilenler ya ezilmiş ya Bulgaristan’dan çıkmak zorunda bırakılmıştır. Yalnız 1913 – 1923 yıllarında, Bulgar çiftçi partisi ile Aleksandr Stambuliyski zamanında, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin biraz nefes alabildiği görülmektedir.

1944 yılında başa geçen komünist yöneticiler, Türklere büyük özgürlükler vaat ettiler. Önceleri bu sözlerini bir ölçüde tuttular. Eski Bulgar hükümetleri zamanında kapatılan Türk okulları yeniden açıldı. Bunlara yeni okullar da eklendi. Bu okullarda yeni Türk harfleri öğretime izin verildi.

Fakat çok geçmeden yeni rejimin Bulgaristan Türklerini adım adım eritmeyi amaçladığı görüldü. Türkler önce sosyalist düzen içinde kirletilmek istendi. Türk okulları devletleştirildi. Türk eğitimi rejimin mutlak kontrolü altına girdi. Ders kitapları, ders programları, eğitim – öğretim biçimi rejimin istediği doğrultuda düzenlendi. Türk çocuklarına sosyalist eğitim verildi. İlk dönemde eğitimin özü sosyalist olmakla birlikte ikinci aşamada bununla yetinilmedi. Türk okulları Bulgar okulları ile birleştirildi. Bulgaristan’da Türk Okulu diye bir şey kalmadı. Bütün Türk çocukları Bulgarlaştırılmış okullara yollandı. Burada Bulgar çocukları ile aynı sıralarda, aynı dersleri, Bulgarca olarak okumaya başladılar. Bulgar hükümetinin, Türkleri Bulgarlaştırmaya doğru gittiği açık seçik ortaya çıktı.

Komünist Bulgar yöneticiler, eski Bulgar hükümetlerince izlenen Türkleri göçe zorlama politikasını yine sürdürdüler. Biri 1950 – 1951 yıllarında, diğeri 1969 – 1978 döneminde Bulgaristan’dan Türkiye’ye iki büyük göç oldu ve bu yıllarda 286 bin kadar Türk, anavatan Türkiye’ye gelip yerleşti. Yeni Bulgar yöneticileri Türkleri Bulgarlaştırıp yok etme politikasını da gündeme getirdiler. 1960 yılında Bulgar nüfus yasasında yapılan bir değişiklikle ad değiştirme amacı da ilk kez su üstüne çıktı. Bulgar soyundan olmayan Bulgar vatandaşlarının Bulgar adı almaları öngörüldü. Ad değiştirme, kişinin yazılı iznine bağlı olacaktı. Bundan sonra yıllarca beklenildi. Yaklaşık çeyrek yüzyıl boyunca, kimse adını değiştirmeye kalkışmadı. Kişinin kendi hür iradesine bırakılsa yüzyıl sonra da hiçbir Türk’ün adını değiştirmediği görülecek ve Bulgar nüfus yasasındaki o madde ölü bir madde olarak kalacaktı.

Ancak Bulgar Hükümetinin, Türkleri zorla Bulgarlaştırmaya kararlı olduğu görüldü. Önce buna tarihsel bir kılıf hazırlandı. Bulgaristan’da yaşayan Türklerin, Osmanlı döneminde ‘Bulgar’dan dönmüş’ oldukları iddiası ortaya atıldı. Bunu kanıtlamak gayriciddî kitaplar yayımlandı. Bu iddiaya dayanarak, Türklere psikolojik baskılar başlatıldı. Fakat 1960 yılından 1984 yılına kadar kendiliğinden ad değiştiren bir tek Türk çıkmadı. Tersine, zorla Bulgarlaştırılmak istenecekleri düşüncesine kapılan Bulgaristan’da yaşayan Türkler, anavatan Türkiye’ye göç etme yollarını arayıp durdular.

Kendi isteği ile hiçbir Türk’ün ad değiştirmeyeceğini anlayan Bulgar Hükümeti, zor kullanma yolunu izledi. 1972 – 1974 yıllarında silah zoruyla Bulgar adları verilmek istendi. Arkasından 1981 – 1984 yıllarında, Türkçe konuşanların adları zorla Bulgar adları ile değiştirilme yoluna gidildi. Son olarak 1984 – 1985 kışında, büyük Türk nüfusu, tanklarla, tüfeklerle çiğnendi ve Bulgar adları almaya zorlandılar.

Tarihte benzeri ender bu Bulgarlaştırma politikası, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin en iyi göründüğü bir dönemde uygulandı. Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin iyice sıklaştığı, karşılıklı ziyaretlerin devlet başkanları düzeyine eriştiği ‘iyi komşuluk ve dostluğun’ doruk noktasına ulaştığı bir zamanda büyük bir Türk nüfusu silah zoruyla Bulgar adları verildi ve sözde komşu Bulgaristan’da Türk kanı döküldü. Daha dün Balkanlarda Türkiye’nin yakın dostu gibi görünen Bulgaristan, hâlâ bile Türklerin çektiklerini görüşmeye yanaşmıyor. Türk Hükümeti Sofya’ya dört nota vermiş, Bulgaristan’da yaşayan Türklerle ilgili karşılıklı müzakerelerle bir çözüme bağlamayı teklif etti. Çözüm yollarından biri olarak ‘geniş kapsamlı bir göç anlaşması’ yapılabileceği bildirildi. Ancak karşılık alınamadı.

Bulgar Hükümeti, ülkesindeki büyük Türk nüfusunu zorla Bulgarlaştırmaya kalkmakla ve Türkiye ile görüşmeye bile yanaşmamakla seçimini yapmıştır. Türkiye’nin Bulgaristan’da yaşayan soydaşları üzerinde çok yönlü hak görevleri vardır. Bunlardan vazgeçmesi ve soydaşlarımıza yapılanları kabul etmesi söz konusu değildir. Bazılarınca Bulgaristan’da yaşayan Türkler hususunun kökten çözümü için tek yol soydaşları Türkiye’ye almak diye düşünülmüştür. Oysa binlerce yıllık tarihi hayatın Türklere verdiği bir terbiye vardır ki, o öyle birkaç yılda elde edilemez, Türkler Alpliklerinden korkaklara taviz verecek değildir. Niçin Bulgaristan’daki millî haklarını bırakıp gelsin, mücadelesini her zaman vermiştir, verecektir. Bu nedenle ‘topyekûn göç kesin çözüm yoludur’ diyenler yanılgı içindedir.

Bulgaristan’da yaşayan Türklere zorla verilen yeni adları Türkiye tanımamış ve hiçbir zaman tanımayacağını açıklamıştır. Türk Hükümetinin 22 Şubat günü açıklamasında, Türk adlarının Bulgar adları ile değiştirilmesinin ‘hükümetimiz ve milletimizce hiçbir zaman tecviz (yapılmasını uygun bulma) edilemeyecek bir uygulama’ olduğu vurgulanmıştır. Hiçbir zaman ad değiştirilmekle istenilen elde edilememiştir. Türkler Bulgaristan’da Türklüklerini daha fazla ifa edecekler ve hatta durumu mutlak lehlerine çevireceklerdir.

Bulgaristan’da yaşayan Türkler, XIX. Yüzyılda Tuna ve Edirne vilayetleri yani Tuna vilayeti, Tuna nehrinden Balkan Sıradağlarına kadar, Edirne vilayeti de Balkan Sıradağlarından Marmara Denizine kadar uzanan toprakları kapsıyordu. Burada yaşayan Türkler ‘Bulgaristan Türkleri’ hâline gelişi, bu iki vilayet üzerinde Bulgar devletinin kurulup genişlemesiyle, üç aşamada olmuştur:

Önce 1877 – 1878 Türk – Rus Savaşı sonunda imzalanan 1878 Berlin Antlaşmasıyla Tuna vilayetinin Sofya, Vidin, Rusçuk, Tırnova ve Varna sancakları üzerinde bir Bulgar prensliği kurulmuş, böylece o bölgede yaşayan Türkler anavatandan koparılmıştır.

Aynı antlaşma, Edirne vilayetinin Filibe (Plovdiv) ve İslimye (Sliven) sancakları üzerinde imtiyazlı Doğu Rumeli vilayetini kurmuştu. 1885 yılında bu vilayette Bulgaristan’a katılmış ve bu Bulgar Anschluss’u ile Doğu Rumeli Türkleri de Bulgar yönetiminde kalmışlardır.

1912 – 1913 Balkan Savaşı sonunda Bulgaristan, Batı Trakya ve Rodoplar bölgesinde şu dokuz Türk ilçesini topraklarına katmıştır: Kırcaali, Eğridere, Koşukavak, Darıdere, Mestanlı, Ortaköy, Dövlen, Paşmaklı ve Nevrokop, buralar Türk idi. Buralardaki Türkler de Bulgar vatandaşı oldular.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çi-Çi
Deli Sarı
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #323 : 04 Ekim 2017, 17:32:03 »

Mazide Hakikat Olan Şeylerin Yine Hakikat Olacağını Biliyoruz!

Berlin Antlaşması ile kurulan Bulgaristan 63 bin küsur km. karelik bir prenslikti. 1885 yılında 96 bin, 1913 yılında 103 bin ve daha sonra 111 bin km. karelik bir devlet olmuştur. Bulgaristan böylece Türkiye’nin zararına safha safha büyüdükçe, parça parça Türk nüfusunu da kendi lehine etkilemeye çalışmıştır. En son 1940 yılında, Güney Dobruca toprakları da Romanya’dan alınıp Bulgaristan’a verilmiş, burada yaşayan soydaşlarımız da böylece Bulgaristan’a geçmiş olmuştur. Yüzyıllardır Türk toprağı olan ve karadan, denizden İstanbul’a komşu Edirne ile Tuna vilayetinde Türk nüfusu büyük bir yekûn tutmakta idi. 1877 – 1878 savaşı, bu nüfus dengesini Türkler aleyhinde altüst etmiştir. Türk cephesinde yedi ay süren bu savaşta çok kanlı bir biçimde Türkler yerlerinden sökülüp göçe zorlanmıştır. Rumeli Türk’ü daha 1877 – 1878 yıllarında katliamdan, açlıktan, soğuktan, salgın hastalıklardan kırıldı. Böylece Bulgaristan’a bir vatan açıldı. Savaştan sonra yerlerine dönmek isteyen Türkleri, Rus işgal kuvvetleri ve Bulgar çetelerince silahla karşılandılar ve tekrar geriye, anavatana dönmek durumunda bırakıldılar. 1956 yılına kadar Türk ve Müslüman nüfus ayrıca gösteriliyordu. Bulgarlar 1956 yılından sonra Türk nüfusu açıklamaz oldular. 1935 – 1940 yılları arasında Bulgaristan’dan 95.494 Türk göç etmiş, ama oradaki Türk nüfusu yine azalmamıştır. Çünkü aynı yıllar içinde Bulgaristan Türk nüfusu doğumlarla artmıştır.

Tuna ve Edirne vilayetleri, ekonomik bakımdan Türkiye’nin en ileri bölgelerindendi. Buralarda yaşayan Türkler de iktisaden Bulgarlardan üstündü. İşlenebilir toprakların yüzde 70 kadarı Türklerin elinde idi. 1877 – 1878 savaşı bu durumu da altüst etti. Türklerin tarlaları, bağları, bahçeleri, evleri ve hayvanları, Bulgarlar tarafından geniş ölçüde yağma edildi. Rusların deyimiyle Bulgaristan’da bir toprak devrimi (Agrarnıy perevorot) yapıldı. Türkler nüfusça bir azalma gösterdiği gibi, ekonomik bakımdan da yoksul ve zor durumda bırakılarak Bulgar yönetimi içine sokuldular. Bu durum yıllar yılı sürüp gitti. Soydaşlarımızın belini doğrultmasına bir daha fırsat verilmedi. 1879 – 1949 yılları arasında Bulgaristan’da yaşayan Türklerin yüzde 80 kadarı küçük çiftçi olarak kaldı. Kasabalardaki Türkler zanaatlarla uğraşıyorlardı. Sanayici, tüccar, işadamı olabilen Türklerin sayısı çok az idi. Küçük çiftçi olan kesim kendi kendine yeter bir durumda idi. Bir çeşit kapalı aile ekonomisi vardı. Komünist rejim ile bu durum tarihe karıştı. 1949 – 1956 yıllarında Bulgaristan’da bütün topraklar kolektifleştirildi. Bu en fazla Türklere zarar verdi. Çünkü Türklerin yüzde 80 kadarı küçük çiftçi idi. Bugün artık özel mülkiyet yerine ‘kolektif mülkiyet’ vardır. Topraklar, ‘Tarım Emek Kooperatif İşletmesi’ kelimelerinin Bulgarca baş harflerinden oluşan TKZS biçiminde örgütlüdür. Ekonominin diğer kollarında da kooperatifleşme yahut devletleştirme tamamlanmıştır. Bu da bütün Bulgarları kapsar. Ancak Türkler bu düzende aynı haklara sahip değildir.

Yeni rejim, Bulgaristan’da yaşayan Türklerin sosyal yaşamında da büyük değişmeler yarattı. Eskiden Türkler, Bulgarlardan her bakımdan ayrı ve uzak, ilişkiler ise asgari düzeyde idi. Türkler çoğunlukla ayrı bölgelerde, ayrı köylerde, ayrı mahallelerde yaşıyordu. Türklerle Bulgarların oldukları yerlerde de Türklerin iş yerleri, eğlenme dinlenme yerleri, eğitim öğretim kurumları ve ibadet yerleri Bulgarlarınkinden ayrı idi. Dil, gelenek, görenek bakımlarından olduğu gibi çalışma, dinlenme, eğlenme yeme içme, giyim kuşam bakımlarından da Türkler apayrı bir toplumdu. Kendi yaşayış tarzını titizlikle korumak, Bulgarlardan uzak durmak konusunda pek duyarlıydı. Ancak Türklerle Bulgarlar arasında kentlerde bir ölçüde iş ilişkisi vardı. Oralarda bile Türklerle Bulgarlar arasında karşılıklı evlenmeler söz konusu değildi.

Yeni rejim Türklerin milliyetçi yaşamını da altüst etmeye çalıştı. Ekonomik kaynaştırma veya eritme yoluyla karşılıklı sosyal ilişkiler en ıssız köylere kadar genişletilip, derinleştirilmeye çalışıldı. Bir müddet sonra Türklerle Bulgarlar aynı kooperatifin üyesi, çalışanı olurlar. Artık Türk’ün kendi tarlası, bağı bahçesi yoktur. Köylerde tarlalar arasında sınırlar kalktığı gibi sosyal ilişkiler arasındaki uzaklık aşınmıştır. Kentlerde çeşitli zanaat ve meslek sahipleri, kooperatifler içinde kaynaştırılmıştır. Türklerin artık kendi dükkânı, atölyesi, işletmesi yoktur. Kendine özgü sosyal yaşamı da yok denecek kadar azdır. Tarım ve meslek kooperatifleri dışında kalan Türk nüfusu özellikle gençler ise, başka bölgelere, başka sektörlere kaydırılmakta, Bulgar çoğunluğu içine serpiştirilmektedir. Bu nüfus kaydırmaları, bütünü ile Türk köylerini bir yerden alıp başka bölgeye kondurmak biçiminde değil, Bulgar çoğunluğu içine serpiştirme biçiminde olmaktadır. Eritme politikası uygulanmak istenmiştir. 1950’li yılarda topluca nüfus kaydırmaları yapıldı. Temmuz 1948 yılında Rodoplar bölgesindeki Türkler 50 vagonluk 5 tren ile Dobruca’ya, Ekim 1949 yılında Mestanlı, Koşukavak, Darıdere bölgelerinden 28 tren vagon içinde Türk ailesi Kuzey Bulgaristan’a, Eylül 1950 yılında yine Koşukavak’tan 63 yük vagonu dolusu Türk ailesi Troyan, Razgrad ve Şumnu köylerine götürüldü. Fakat Türkleri eritme politikasında bu sürgünlerin pek etkili olmadığı görüldü.

Bulgaristan’da Türk eğitiminin kökü İmparatorluk dönemine dayanır. Rumeli’de modern Türk okulları, Tanzimat yıllarında açılmaya başlamış, Islahat döneminde (1856 – 1876) hızlı bir gelişme göstermiştir. 1875 yılında Tuna vilayetinde, 2700 çocuk mektebi, 150 medrese ve 40 rüştiye vardı. 1877 – 1878 Türk – Rus Savaşından sonra Balkanlarda 1500 kadar Türk okulu yakılıp yıkıldı, Türk öğretmenlerin büyük çoğunluğu göçtü. Vakıf malları da yağma edildiğinden, Türk okullarının gelir kaynakları çok daraldı. Bu durum Türk eğitimini derinden etkiledi. 1885 yıllarından sonra Türk eğitimi biraz daha kendini toparladı. Bulgaristan istatistiklerine göre Bulgaristan’da Türk okul, öğretmen ve öğrenci sayısı şöyle idi:

1894 – 1895 yılı okul sayısı 1300, öğretmen sayısı 1516, öğrenci sayısı 72582 idi.

1895 ile 1896 yılı okul sayısı 1341, öğretmen sayısı 1549, öğrenci sayısı 75160 idi.

1907 ile 1908 yılı okul sayısı 1234, öğretmen sayısı 1566, öğrenci sayısı 63516 idi.

1909 ile 1910 yılı okul sayısı 1222, öğretmen sayısı 1522, öğrenci sayısı 63033 idi.

1921 ile 1922 yılı okul sayısı 1713, öğretmen sayısı 2113, öğrenci sayısı 60540 idi.

1923 ile 1924 yılı okul sayısı 1688, öğretmen sayısı 2350, öğrenci sayısı 77559 idi.

1949 ile 1950 yılı okul sayısı 1199, öğretmen sayısı 3037, öğrenci sayısı 100276 idi.

Bulgaristan’da Türk okulları özel okul statüsünde idi. Okulları Türkler açar, yönetir, yaşatırdı. Öğretmenlerin ataması yetkileri arasında idi. Bulgar makamları Türk okullarını denetliyordu. Türk okullarında eğitim Türkçe idi. Daha sonraları ortaokullarda Bulgarca dersler de gösterilmeye başlandı. Eğitim temeli yine Türkçe idi. Hatta Türkiye’deki eğitim sistemine paralel bir gelişme gösteriyordu. Sözgelimi Türkiye’de Harf Devrimi yapılınca, Bulgaristan’daki Türk okullarında da 1928 – 1929 ders yılında yeni Türk harfleri ile eğitime geçildi. Ama Bulgaristan Prenslik ve Krallık dönemlerinde Türk okullarına çeşitli zorluklar çıkarıldı. Buna rağmen Türk okulları kendine özgü eğitim sistemini 1940’lı yıllara kadar korudu.

1944 yılında başa geçen komünist Bulgar rejimi, önce Türk okullarına geniş haklar ve özgürlükler tanıyacağına söz verdi. 27 – 29 Aralık 1944 tarihlerinde Sofya’da toplanan Bulgaristan’da yaşayan Türkler kongresinde eğitimle ilgili çeşitli istekler dile getirildi. Ancak yeni haklar şöyle dursun, mevcut hakları da çok görüldü. Türk okulları Bulgarlaştırıldı. Bulgar istatistiklerine göre 1960 yılında Bulgaristan’da 112733 Türk çocuğu okula gidiyordu. Bunlardan yalnız 800 Türk çocuğu anadiliyle biraz öğrenim görebiliyor, 1966 yılında Bulgaristan’da okula giden Türk çocuklarının sayısı 150 bini aştı. Ama bunların hepsi yalnız Bulgarca öğrenim görüyordu. Bulgaristan’da Türkçe eğitim hepten yasaklandı. Türk çocukları ana dili ile öğrenim görmek hakkından yoksun bırakıldı.

Çocuk bahçeleri veya yuvalar yolu ile Türk oğlu, Türk kızının Bulgarlaştırılmasına gidildi. 3 – 6 yaşlarındaki çocukların alındığı yuvalarda Türk çocuklarının özel yetiştirilmiş öğretmenler elinde Bulgarlaştırılmasına gittikçe ağırlık verildi. Bu uygulama 1950’li yıllardan sonra hızlandı. Çocuk bahçelerine alınan çocuk sayısı yıldan yıla arttı. Bu bahçelerde Türk çocuklarının sayısı 1950 yılında 755 iken, 1954 yılında 12 bin, 1960 yılında 25 bin oldu ve sayılar giderek büyüdü.

Eğitim alanında olduğu gibi kültür alanında da Bulgaristan’da yaşayan Türklerin anavatan Türkiye ile bağları koparıldı. 1934 yılına kadar Türkiye ile Bulgaristan’da yaşayan Türkler arasındaki kültür bağları çok güçlü idi. Türkiye’den kitap, dergi, gazete gönderiliyor, İstanbul gazetelerinin Bulgaristan’ın köylerinde dahi okuyucuları, aboneleri vardı. Bulgaristan’da da bol sayıda Türkçe gazete ve dergi çıkıyordu. 1934 yılında başa geçen Bulgar hükümetleri, bu kültür alışverişini engellediler. Yerli Türk gazetelerini kapattılar. Türkiye’den kitap, gazete getirilmesini yasakladılar. Bulgar komünist yöneticiler diğerlerinin başlattıklarını tamamladılar. Krallık döneminde Bulgaristan’da Türkçe olarak 13 dergi, 67 gazete yayımlanmıştı. Komünist rejimde ise, Türkçe 1 dergi ve 3 gazete çıktı. Sonra bunların hepsi de kapatıldı. En son Yeni Işık Gazetesi, Ocak 1985 tarihinde son nefesini verdi.

Bulgaristan’da yaşayan Türkler, Bulgarlaştırılmak ile karşı karşıya kaldı. Ekonomik bakımdan Bulgar devletinin mutlak kontrolüne girmiş, sosyal bakımdan bütün millî kurumları yıkılmış ve kültürel esasını kaybetmekle tehdit edildi. Bulgarlaştırma politikasının durdurulması, soydaşlarımızı koruyup kurtarmak için anavatan Türkiye ağırlığını daha çok koymalıdır. Sınır dışındaki ırkdaşlarımızı kurtarmanın yollarını aramak bizim görevimizdir. Zira ancak inanmış insanların büyük işler yapacağını, mazide hakikat olan şeylerin yine hakikat olacağını biliyoruz.

Kaynaklar

Bilâl N. Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Bilgi Yayınevi, Birinci Basım, Ankara, 1986
Ahmet Şerif Şerefli, Bulgaristan'daki Türkler (1879 - 1989), Kültür Bakanlığı, Bursa, 1996
M.Türker Acaroğlu, Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri, Ankara, 1999

04.10.2017

Çi-Çi

turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Baturgan
Atsız'ın Kılıcı
turkcuturanci.com
Türkçü - Turancı BOZKURT
********
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.796


TÜRK BUDUN : ÖKÜN !


« Yanıtla #324 : 04 Ekim 2017, 20:47:10 »

Dünya üzerinde yaşayan bazı kişiler vardır ki bunlar hiç tanımadığı kişilerin acılarını sırf aynı kanı taşıdığı için paylaşırlar. Bugün Doğu Türkistan'da, Kerkük'te, Musul'da, Karabağ'da sırf Türk olduğu için acı çeken kandaşlarımızı kurtarmak için yapacağımız savaş, yapılacak savaşların en büyüğüdür.

Bugün Somali'de, Filistin'de bir olay oluyor ve Türkiye'de yaşayan Türk milleti, bunlar için her şeyini feragat etmeye hazırlanıyor. Peki Türkler? Biz kendi soydaşlarımızın ne acılar çektiğini bilmeden, elin gavuruna yanarsak Atalarımızın yüzüne nasıl bakacağız? Sizin anlayacağınız bir dilde söyleyeyim, komşusu aç iken tok yatanı Tanrı cennetine alır mı?

Bulgar Tarihi, 680 Yıllarına doğru Karadeniz'in kuzeyinden Bulgar Türklerinin gelmesiyle başlamış oldu. Hun İmparatorluğu içinde önemli rol oynayan Bulgar Türkleri On-Ogur grubundandır. Hatta şağı Tuva bölgesine yerleşen Bulgarlar bir çok defa Balkanlar'ı yağmalamış. İstanbul'u ele geçirmeye çalışmışlardı.

Bu bölgede kurulan devletlerde Türk varlığı önemli bir rol oynamıştır. Osmanlılar Bulgaristan'a hakim olduktan sonra bu bölgeye Anadolu'da Türkleri getirip yerleştirdi. Yani bu bölgedeki Türk hakimiyeti ve nüfusunu hiçe sayarak bir iş yapmak mümkün değildir.

Bulgar Türkleri Birinci Bulgar Krallığı zamanında, kabile teşkilatını terk ettiler ve bir devlet kurdular; bu değişiklik ilkel Bulgar kabileleriyle islavların kaynaşmasını hızlandırdı. Ama Bulgarlar dil bakımından islavlaşırken bu yeni milletin yönetici unsurunu meydana getirdiler. Bulgar adıyla anılan bu milletin meydana gelmesinde Boris I'in, Bizans'ın etkisinden kurtulabilmek için din değiştirmesi etkili oldu.

Bulgarlar Hristiyan olmasına rağmen Osmanlılar onları islamlaştırma çabalarına girişmedi. Ancak, Bulgaristan Yeniçeri ocağı için bir devşirme bölgesiydi.

Fakat ilerleyen zamanlarda canımızı sıkacak bir durum oldu. Bulgarlar, Rusların kışkırtmasıyla Osmanlı'ya isyana başladı. 93 Osmanlı-Rus Harbinden sonra imzalanan Yeşilköy Antlaşması ile bir Bulgar prensliği kuruldu. Orada gittikçe kuvvetlenen Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ'la bir ittifak yaparak Türkiye'ye savaş açtı. Hatta Edirne'yi de aldırlar. Fakat sonrasında Balkan topraklarını bölüşemeyerek, ittifak kurduğu devletlerle savaştı. Bu durumu fırsat bilerek Edirne'yi geri alabildik.

Burada aklıma bir soru geliyor. Arap toprağı için binlerce Türk'ü ölüme yollayan Osmanlılar, neden orayı doğru düzgün yönetemedi? Bulgaristan yönetimi neden orada yaşayan Türklerin eline verilmedi. İşte sen bunları yapmazsan elin Rus'u gelir seni keser, biçer. Biz mazlum edebiyatı yapmayız. Türk ezilir mi? Zamanında yönettiğimiz yerde azınlık oluyoruz, sonra da elden bize iyi davranmasını mı bekleyeceğiz? Ancak bu olanlar bizim onların hakkını savunmayacağımızı akla getirmesin. Kim Türk'e karşı geliyorsa yok ederiz!

"Türk-Bulgar ilişkileri 1961 yılında bir hayli gerginleşti. Türk hükümeti 1961 eylülünde Bulgaristan'da yaşayan 900.000'e yakın Türk'ün milletlerarası antlaşmalarla garanti altına alınmış olan azınlık haklarına uyulmadığı gerekçesiyle, Bulgaristan'a bir siyasi nota verdi. 1964 sonlarında Türk dışişleri bakanı Feridun Cemal Erkin'in Moskova ziyaretinden sonrasında Türk-Bulgar ilişkilerinde bir iyileşme görüldü. 18 Aralık 1964'te Bulgar dışişleri bakanı İvan Başev, Birleşmiş Milletlerde 'Türk Hükümeti, ülkelerimiz arasında askıda kalan meselelerin çözümü için büyük bir ilgi göstermektedir' dedi."

Sonrasında iki hükümet arasında "yakın akraba göçü" antlaşmasıyla kesin bir çözüm şekline bağlandı. Bulgaristandan bize büyük bir göç oldu. Peki ne yaptı bunlar?

Bulgaristan'da komünist partinin iktidara gelmesiyle Türk milletine karşı yapılan asimilasyon ayrı bır hız kazandı. Bulgar Hükümeti 1956 yılında çıkarılan "Tek Millet Kararı", Türklerin bulgarlarla birleşme sorunu olduğunu iddia ederek ve bu birleşmeyi sağlaması amacıyla Türklerin Bulgar örf ve adetlerini benimsemesi ve yaşaması hedeflenmiştir. Bunlar yüzünden Türkler'in bir kısmı göç etmiştir. Etmeyenlere ise daha ağır asimilasyon politikaları uygulanmıştır. 1984 Yıllarına Türklerin çoğunlukla yaşadığı köylere ani gece baskınları düzenlenmiş, soydaşlarımızın adları zorla değiştirilmeye çalışmış, Türkçe konuşma yasaklanmış, Kandaşlarımızın ibadethaneleri kapatılmıştır. Bugün demokrasiden ve özgürlükten dem vuranlar da bunlardır!

Türkler bu baskılara dayanamayıp isyan hareketine geçti. 1984 yılında yapılan bu ayaklanmaya tepki çok sert olmuştur. Çıkan olaylarda 18 aylık bir bebek hayatını kaybetmiştir.

Bunlara karşı dönemin iktidarı Türkleri Belene Kampı'na götürdü. Burada soydaşlarımız çeşitli işkencelere maruz kaldı. Bulgar adını kabul etmedikleri, Türk olarak kalmak istedikleri için işkencelere maruz kaldılar! Belene Kampı 2 buçuk yıl sonra, Avrupa'nın tepkisini çekmesiyle kapatıldı. Ve soydaşlarımız, Türkiye'ye sınır dışı edildi.

Gezi Parkı'nda çıkan olayların kısa bir sürede bütün dünyanın desteğini aldığını herkes bilir. Hadi diyelim ki devlet suçluydu da -yok öyle bir şey- dünya destek oldu. Peki o demokrasi savunucuları Belene kampını iki buçuk yıl sonra mı farketti?! Mesele demokrasi, özgürlük falan değil. Mesele Türklük. Bu olaylardan da anlıyoruz ki Türk'ün Türkten başka dostu yoktur!

Baturgan,
04.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRKÜZ LAN!
Sayfa: 1 ... 31 32 [33]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.061 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.