Türkçü Turancılardan Toplu Makaleler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 10:44:08


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 30 31 [32] 33
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçü Turancılardan Toplu Makaleler  (Okunma Sayısı 107661 defa)
0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.560


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #310 : 04 Eylül 2017, 19:58:53 »

TOPRAK CANDIR, TOPRAK VATANDIR.



Dünya tarihinde kurulan devletlerin ırk bakımından güçlü olmasının ardından devletlerinin devamlılığının arzetmesindeki en kuvvetli etken doğal zenginlikleridir.
Kan bakımından zerre gücü olmayan arapların, arap ülkelerinin daha düne kadar yerlerde sürünen şahsiyetlerinin bu günlerde dünya ülkeleri arasında söz sahibiyseler eğer bu topraklarından çıkan petrol sebebiyledir, ırksız amerika dünya üzerinde kudretli söz sahibiyse bu geniş topraklarında bulunan petrol ve altın rezervlerinin güç bakımından neredeyse sınırsız olduğundandır, amerika bu gücüne güvenir. Brezilya yağmur ormanlarına, ingilizler  sömürgelerinde bulunan doğal zenginliklere güvenirler, zekasına ve çalışma kabiliyetine güvenerek güçlenen ülke çok azdır, almanya ve japonyayı bunlara örnek gösterebiliriz.



Bürücek

Dünyanın en verimli toprakları Anadoludur desek yanlış konuşmuş olmayız. Bu toprakların altı da üstü de servettir. İşte onun içindir ki dünyanın kökleşmiş diğer milletlerinin her zaman bizim topraklarımız üzerinde bir senaryoları vardır, içimizde ki etnisitelerin de bu güçlere yardımları yadsınamaz.
Kainat bir gün gelecek su savaşlarına şahit olacak, bizim ülkemiz su cennetidir, ormanlarımız yağmur ormanlarından sonra dünyada sıralamaya girer ki Orman hayat demektir.
Bir ülke düşünün ki varlığının idamesi için muhtaç olduğu güç kendi ellerinde değilse onun yaşaması tesadüflere bile bağlı olamaz, zaman içerisinde yok olup gidecektir. Yüce Türk milleti atalarından gelen bir bağ ile doğasına düşkündür, son yıllarda dincilerin, dinci guruhun devreye girmesi sonucunda dört tarafımız talan ediliyorsa da bunun geçici bir darbe olduğunu düşünmekteyim. Türkün dininde doğaya saygı esastır, örneğin Cengiz'in kanunlarında ağaç asla kesilmez, akarsuya asla işenmez. Cezası ölümdür!



Horzum


Güzel ülkemizin üç yanı denizlerle çevrilmiş, dört yanı akarsu ve ormanlarımızla donatılmıştır, bu olsa olsa Tanrının biz Türklere bir lütfu olmalıdır. Torak altındaki paha biçilemez madenlerine hiç girmeyeceğim.
Biz Türklerin konar göçer olduğunu bilmeyenimiz yoktur, kısaca yörük denir, Kış aylarında düze inilir, yaz sıcağında havanın bol olduğu, hayvanların daha güzel semireceği, balalarımızın sağlıklı yetişeceği yüksek yerlere taşınırız, biz bu yerlere Yaylak deriz anlayacağınız Yayla! Yurdumuzun her tarafında yaylalarımız mevcuttur, yaylası olmayan tek yerleşim birimi kesinlikle yoktur, Türk milleti yaylasız olamaz, ha bu yaylalar savaş zamanlarında geriye çekilmemiz gerektiği anlarda bir üs olarakda kullanılır.
Benim memleketim Adana, Türkiyenin her köşesinde ki yaylaları bilmesine bilirim de ben iş gereği gezdiğim, gördüğüm yaylaların birisini buradan size anlatmaya çalışacağım!



Zorkun

Adanaya sadece 100 km uzaklıkda bulunan yaylalar

a)Tekir yaylası
b)Bürücek yaylası
c)Çam alanı ve çevresi
ç)Çamlı yayla ve çevresi
d)Kamışlı yaylası ve çevresi
e)Karaisalı meydan yaylası
f)Kızıldağ
ğ)Acısu
g)Aladağ ve çevresi
hÇulluuşağı Yaylası
ı)Horzum yaylası
i)Pozantı - Armutoluğu Yaylası
k)Ağcakise - Başpınar - Bıcı ve Kosurga Yaylaları
l)Feke - İnderesi
m)Tufanbeyli - Kürebeli Yaylası
n)Saimbeyli - Çatak Yaylası Köyü (Yaylası)
o)Kozan göller yaylası
ö) Belemedik Yaylası
p)Pozantı - Asar Yaylası
r)çamardı
s) Kadirli - Maksutoğlu Yaylası
ş)Kadirli - Beyoğlu - Savrun Gözü - Dokurcun ve Çığşar Yaylaları
t)Bağdaş ve Almacık Yaylası
u)Zorkun
üHasanbeyli - Alman Pınarı Yaylası
v) Olukbaşı Yaylası
y)Aşçı bekirli yaylası
z) Sarı mazı ve Belen ve soğuk oluk yaylaları ile Kıcı yaylası

Sadece alfabenin aldığı kadarını yazabildim, diğer yaylalarımız kusurumuza bakmasın! Bu saydıklarım sahici cennettir, tabi cennet denen yer varsa.



Horzum, Akdeniz ikliminde yetişen bütün bitkilerin var olduğu bir yayladır, Adana ya çok yakın, Adana sıcağına inat havası o kadar temiz, o kadar incedir ki oraya gidenin geri dönmesi eziyet gibidir insana.
Horzumda bütün meyveler yetişir deseler yeridir,  Asırlık çam'ı, Çınarı, üzüm bağları ile görülmeye değer çok güzel yerdir, aslında anlatılmaz yaşanır Horzum!
Ulaşımı çok kolay, Adananın bir çok kazasının karayolunun kesişimindedir, Adanadan en geç bir saat de ulaşılır, Beetonlaşmanın çok az görüldüğünü söyleyebiliriz, Yayla sakinleri barınaklarını genellikle orman işletmesinden sağladıkları kerestelerden yaparlar ki doğallık bozulmasın. İnsanları Kozanlılar hariç uysaldır, genellikle Adananın yerlilerinin rağbet ettikleri yayladır Horzum. Muhteşem lezzetde akar suyu ile meşhur olan yöre de doğal alabalık yetiştirme çiftlikleri vardır, rakı sevenler için sonuçlanmayan bir  lezzettir anlayana.

Horzum yaylası kozan ilçesinin feke ve saimbeyli yi kayseri ye bağlayan karayolunun 35 inci kilometresine bulunur. Yaylada alt yapı sorunu giderilmiş ve ziyaretçiler için sağlık ocağı kurulmuştur. Genelde Kozan halkı tarafından kullanılan yaylada çınar ve çam ağaçları ayrıca üzüm bağları meyve ağaçları ile iç içedir. Yaylada mimari olarak çok özel olan birbirinden güzel ahşap evler bulunur. Yaylaya gittiğinizde kamp yapabileceğiniz alanlar, çay içebileceğiniz kır kahveleri ve alış veriş yapabileceğiniz bakkallar bulabilirsiniz. Yazın sıcağından şehrin bunaltıcı havasından sıkıldıysanız biran olsun rahatlama istiyorsanız  Arabası olmayanlar için Horzum yaylasına giden Adana’dan kalkan minibüsler bulabilirsiniz diyorlar!

Son sözüm şu ki her Türk atalarından aldığı gen ile kendi doğasına, tabiatına sahip çıkmak zorundadır.


Veysel Top
04/09/2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #311 : 05 Eylül 2017, 18:15:16 »

Şahsımın ve Gök Bilge Atsız Atamızın toprağı olan Gümüşhane İlinin Yaylalarını alıntılar şeklinde özet halinde derleyerek paylaşmak isterim.


GÜMÜŞHANE YAYLALARI

Unutulan geleneklerimizden biri de yayla göçleridir. Kültürümüzde köklü bir yere sahip olan yayla göçleri artık çok az yaşanır oldu. Geçmişte kulak, yaylak, mezra, oba diye adlandırılan yöre isimleri de unutuldu. İlimiz genelinde pek çok köyümüz yazın yaylaya, kışın köye dönerlerdi. Bunun için yayla kelimesinin türkülerimizde, destanlarımızda büyük yeri vardır.
 
Mayıs-Haziran aylarında köylü toplanarak yaylaya göç gününü kararlaştırır, bir hafta öncesinden göç hazırlıklarına başlanırdı. Göç gününün akşamında lüzumlu olacak kap kacak hazırlanır, denkler tutulur, sabahın erken saatlerinde köyde heyecanlı bir hareketlilik başlardı. Atini, katırını yükleyen, hayvanlarını önüne katan tutardı yaylanın yolunu. Yaşlısından çocuğuna varana kadar herkes bu günü büyük bir heyecanla beklerdi. 3-5 km'lik yayla yolculuğunda bayramlık elbiselerini giymiş, allı pullu genç kızların hep bir ağızdan söyledikleri türkülere, özene bezene süslenmiş ineklerin, koyunların, kuzuların zil sesleri eşlik ederdi. Bu, kışın sıkıcı günlerinden, kurtulan insanımızın doğa ile, sevgilisi ile kucaklaşması idi. Yani özleme yolculuktu. Şimdilerde göçlerin şekli de amacı da, yönü de değişiverdi. Artık umuda göçler başladı. Sonunda ayrılık var, hüzün var, gariplik var.

Yaylaya varıldı mı hayvanların selameti, tatsız olayların olmaması, insanların neşe ve mutluluk içinde olması, kısaca yaylanın bereketli olması için uğur getireceği inancı ile "Yayla anası" tarafından "Yayla bozulur", şenlikler başlardı. Bir yandan kuzusunu arayan koyunların melemeleri, sevinçten böğüren boğalar, at kişnemeleri; bir de buna çobanın yanık kaval sesi karıştı mı insan kendini başka bir alemde zannederdi.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Sonbahar aylarında soğukların bastırmasıyla birlikte köylere dönüş için hazırlıklar başlar, bu defa bereket dolu yükler hazırlanırdı. Artık ne koyun, ne kuzu sesi kalırdı. O berrak yıldızlı gecede yayla sessizliğe bürünürdü. Yapılan yağlar, lorlar, peynirler yüklenir atlara, katırlara, köyün tozlu yollarında uzun bir konvoy oluştururdu. Böylece bir yayla mevsimi daha geçer, köye dönülürdü.İlki 1993 yılında düzenlenen ve her yıl Ağustos ayında tekrarlanan festivalde Gümüşhane'nin kendine özgü kuşburnu ve pestil ürünlerinin tanıtılması ve ilin ekonomisine canlılık kazandırılması yanında ilin kültürel ve turizm değerlerinin tanıtımı amaç edinilmiştir. Festival süresince halkın eğlenmesine ve dinlenmesine katkı sağlamak amacıyla yerel imkanlarla profesyonel sanatçılar getirtilerek şehir stadyumunda halka ücretsiz konser verilmekte, şehrin çeşitli yerlerinde folklor gösterileri sunulmaktadır. Bütün bunların yanında program süresince festivale iştirak edenlere yine ücretsiz olarak tarihi ve turistik değerlerimiz gezdirilmektedir. (Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın.)

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Kadırga Yaylası
 
Kürtün ilçesi Süme köyü sınırları içerisinde olan “Kadırga Yaylası” merkez ilçeye 90 km. mesafedir. Yolunun son 40 km’lik kısmı stabilizedir. Yaylada elektrik, telefon hizmetlerinin yanında otel, lokanta, kır kahvesi, bakkal, manav gibi yeme, içme ve konaklama tesisleri, bulunmaktadır.
Kadırga Yaylası’nda şenlikler her yıl temmuz ayının 3. cuma günü başlar ve yaz mevsimi süresince her cuma günü tekrarlanır. Yayla görsel ve estetik kaynak değerler açısından oldukça yüksek potansiyele sahiptir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



Kazıkbeli Yaylası

 
Kürtün İlçesi Söğüteli Köyü sınırları içerisinde bulunan “Kazıkbeli yaylası” Merkez İlçeye 100 km uzaklıktadır. İlçeden yaylaya olan yolun son 50 km. si stabilizedir. Yaylada özel sektöre ait bakkal, manav, kır kahvesi, lokanta, otel, pansiyon, gibi tesisler mevcuttur. Elektrik ve telefon hizmetleri de verimliktedir. Yayla sahası içerisinde doğal çim alanları, çim kayağı ve kamp, karavan turizmi için oldukça elverişlidir.

Çim kayağı ve kar kayağı yapılabilecek kayak parkur alanlarının oluşturulmasına oldukça müsait çim alanları mevcuttur. Yayla dağcılık ve kampçılık sporlarının yapılmasına oldukça müsaittir. Temmuz ayının ilk haftası Çarşamba günü başlayarak yaz süresince devam eden Yayla şenlikleri ve Yayla pazarı yöre için ekonomik açıdan katkı sağlayıcı niteliktedir.
 
Taşköprü Yaylası
 
Yağmurdere bucağı Dumanlı köyü sınırları içerisinde bulunan Taşköprü Yaylası il merkezine yaklaşık 50 km. mesafededir. Yaylaya Gümüşhane-Yağmurdere yol güzergâhından ulaşılmaktadır. 50 km’lik yolun yaklaşık 40 km’si asfalt, geriye kalan 10 km’lik yol stabilizedir.
 
Yaylada özel sektöre ait oteller ve bungalov tipi evlerden oluşan konaklama tesisleri mevcuttur.
Yayla günübirlik turizme açık ve yeme içme tesisler yönünden oldukça müsait durumdadır. Yaylada alabalık tesisleri, marketler, kasaplar, kıraathaneler, fırınlar, lokantalar, manavlar, çay bahçeleri, PTT şubesi, cami, otopark, akaryakıt istasyonu, futbol sahası, oto tamirhanesi gibi tesisler bulunmaktadır.
Yayla sınırları içerisinde Çim ve Kar kayağına yönelik parkur alanı olarak değerlendirilebilecek yerler mevcuttur. Yayla ve çevresinin sahip olduğu doğal güzellikler, tarihi kalıntılar, zengin flora ve faunası, foto safari, video safari ve botanik turizmi için oldukça yüksek değerlere sahiptir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Zigana Yaylası
 
Gümüşhane–Trabzon yolunun 50. km. sinde bulunan Zigana Tüneli’ni geçtikten sonra 3,5 km. stabilize yolla ulaşılan Zigana Yaylası 2032 m. yüksekliktedir. Hava yolunu tercih edenler Trabzon-Zigana arası 50 km. asfalt yolu, otobüsle gidebilirler.

Zigana elektrik, içme suyu, 800 m. teleski kayak eğitimi tesisi ve telsiz-telefon haberleşme sistemine sahip olup, otel, lokanta, kır kahvesi, et lokantası, bakkal, kasap ve manav işletilmektedir.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Altıntaşlar (Kalis) Yaylası
 
Yayla’ya, Gümüşhane-Torul yolunun 15 km. sinde güneye, Şiran yoluna dönülerek, Hasköy, Gülaçar köyü üzerinden 40 km. asfalt, 12 km. toprak yol kat edilerek, özel araçlarınızla ya da kiralanacak araçlarla gidilebilmektedir.

Yol üzerinde yaylaya 6 km. mesafede bulunan Altıntaşlar Mahallesi’nde elektrik, telefon ve tuvalet bulunmaktadır. Altıntaşlar deresinde bol miktarda alabalık bulunmaktadır. Dere suyunun çıktığı Altıntaşlar Yaylası ağaç yetişme sınırında olup eskiden buradan altın madeni çıkarıldığı söylenmektedir.

Çampiknik ve Sultanmurat yaylaları Gümüşhane’nin diğer önemli yaylaları arasındadır.
(Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın.)

Çevrepınar (Zimon) Köyü Karışık Yaylası

Çevrepınar, Gümüşhane İlinin Şiran ilçesine bağlı bir köydür. Köyde tek sınıflık ilköğretim okulu vardır. Köyün hem içme suyu şebekesi hem kanalizasyon şebekesi mevcuttur.

Kültür : Karadeniz kültürü hakimdir.

Coğrafya: Trabzon iline 100 km, Gümüşhane iline 60 km, Şiran ilçesine 20 km uzaklıktadır.

İklim:Köyün iklimi, Karadeniz iklimi etki alanı içerisindedir. Çok yağmur alması nedeniyle yeşil bir bitki örtüsüne sahiptir. Kışları sert, yazları ise ılıman geçer. Rakım yüksekliği nedeniyle Yaz aylarında öğleden sonra yayla havasının hakimiyetinden evlerde soba yakılmaktadır.

Tarımcılık yapmaya elverişli olmayan arazi ve iklim şartları, ekonomik kaynakların yetersizliğinden dolayı dışarıya sürekli verilen göç, uzun süre kullanılmayan yol ağının belirli bir süre sonra bozulmaya uğrayarak kullanılamaz hale gelmesi ve uzun süre boş kalan yapıların bakımsızlıktan dolayı yıkılıp harabe haline gelmesinden ötürü yaylada herhangi bir yerleşim söz konusu değildir. Günümüzde Yayla, hayvan otlatmak için kullanılmaktadır.

Köyde yaşayan, genellikle tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan insanlar, son zamanlarda başka şehirlerde iş imkanı bulunca, önemli oranda dışa göç etmişlerdir. Tarımsal faaliyetlerde devletin yapmış olduğu desteklemelerde en düşük seviyelere çekilince topraklarına ekin ekmeyi bırakan köylüler, sadece evlek olarak haneye ve beslemekte olduğu büyükbaş hayvanlara yıllık yetecek kadar hasat yapmaktadırlar. (Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın, 12 Mayıs 2014.)

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Bezendi Yaylası

Bezendi yaylası, ismini bağlı bulunduğu Bezendi köyünden almaktadır. Bezendi köyü, Gümüşhane ili Kelkit ilçesine bağlıdır. Köy; Yukarı Bezendi, Aşağı Bezendi, Savcı Mahallesi ve Kındıralık mahallesi olmak üzere 4 kısımdan oluşmaktadır. Bezendi köyü, Kelkit köyleri içinde en büyük yüzölçümüne sahip köydür. Yukarı Bezendi köyü, en çok hane ve nüfusa sahip olduğu için diğer üç köyün muhtarlığı ve merkezi konumundadır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



BAŞLICA YAYLALARIMIZ
 
MERKEZ
 
Akçakale Yaylası-Aksu Yaylası-Alıçlı Yaylası-Avşarbeyli Yaylası-Alemdar Yaylası-Boyluca Sıladaş Yaylası-Çaltılı Yaylası-Işıkdere Yaylası-Tokluca Yaylası-Dörtkonak Yaylası-Gökçepınar Yaylası-Gözeler Yaylası-Harmancık Yaylası-Midi Yaylası -Hatipli Yaylası-Kavaklık Yaylası-Kurtoglu Yaylası-Alaçayır Yaylası-Çamlık Yaylası-Lıvağa Yaylası-Övündü Yaylası-Süngür Yaylası-Petekkaya Yaylası-Tekke Yaylası-Üçkol Yaylası-Bulutyayla Yaylası-Evlice Yaylası-Kata Yaylası-Kayaüstü Yaylası-Maden Yaylası-Mahara Yaylası -Sultanmurat Yaylası-Yaydemir Yaylası-Aptaldere Yaylası-Ayliya Yaylası-Yeniyol Yaylası-Avzana Yaylası-Y. Alıçlı Yaylası-Akgedik Yaylası-Arzular Yaylası-Ballıca Yaylası-Beyçam Yaylası-Dölek Yaylası-Duymadık Yaylası-Erdemler Yaylası-Gökdere Yaylası-Kabaköy Yaylası-Kaletaş Yaylası-Kocayokuş Yaylası-Pehlivantaş Yaylası-Söğütağıl Yaylası-Sarıçiçek Yaylası-Süngübayır Yaylası-Tandırlık Yaylası-Ferhatağa Yaylası-Yayladere Yaylası-Yenice Yaylası-Yitirmez Yaylası-Yağmurdere Yaylası-Kızılkaya Yaylası-Balahor Yaylası-Kıran Yaylası-Aş. Yuvalı Yaylası-Ayranlı Yaylası-Kaletaş Yaylası-Zugi Yaylası-Bandırlık Yaylası-Gavuryurdu Yaylası-Kızıltaş Yaylası-Salarut Yaylası-Bogalı Yaylası-Arpalı Yaylası-Eğrisu Yaylası-Konak Yaylası-Kurugöl Yaylası-Küçük Yaylası-Irmakbaşı Yaylası-Sıcakırmak Yaylası-Uzuntaş Yaylası-Dumanlı – Karahava Yaylası-Sarıtaş Yaylası-Sıcanyurdu Yaylası-Esenler Yaylası-GüngörenYaylası-Hamzaağa Yaylası-İsmail Ağa Yaylası-Limonsuyu Yaylası-İncesu Yaylası-Kayabaşı Yaylası-Örenler Yaylası-Şaphane Yaylası-Yapraklı Yaylası-Yılanlı Yaylası-Yuvalı Yaylası
 
KÜRTÜN
 
Aktaş - Kanyaş Yaylası-Aktaş - Yaraş Yaylası-Arpacık Yaylası-Erizcek Yaylası-Aksu Yaylası-Barak Yaylası-Beytarla Yaylası-Derindere Yaylası-Tuzluyurt Yaylası-İbrahimalan Yaylası-Kabaktepe Yaylası-Körükalan Yaylası-Kuzugölü Yaylası-Patırtıyurdu Yaylası-Akbaba Yaylası-Çakırdüzü Yaylası-Güvende Yaylası-Çatak Yaylası-Çakmakkaya Yaylası-Çayırağzı Yaylası-Merekgözü Yaylası-Paçacı Yaylası-Mürsel Yaylası-Alacapazar Yaylası-Kuşluk Yaylası-Alan Yaylası-Arpaköy Yaylası-Çakal Yaylası-Çatma Yaylası-Arpaköy Yaylası-Kadıcık Yaylası-Kadırga Yaylası-Karaçukur Yaylası-Kazmaköy Yaylası-Konacık Yaylası-Küçükköy Yaylası-Erikbeli Yaylası-Geriş Yaylası-Oğuz Yaylası-Şehmelik Yaylası-Gavur Yaylası-Akçababa Yaylası-Aliştra Yaylası-Çekümce Yaylası-Gölceğiz Yaylası-Kazıkbeli Yaylası-Ceğel Yaylası-Gölceğiz Yaylası-Çamtarla Yaylası-Çatalkaya Yaylası-Çetlice Yaylası-İnciçayırı Yaylası-Kabayaylak Yaylası-Kirazalan Yaylası-Kızılali Yaylası-Tohdamır Yaylası-Sulucu Yaylası-Suluçukur Yaylası-Kuşalan Yaylası-Mevlüce Yaylası-Denditepe Yaylası-Sadi Yaylası-Alatepe Yaylası-Derintepe Yaylası-Gölünü Yaylası-Taşındıbı Yaylası-Türkmeneli Yaylası-Yılanlı Yaylası-Demircikaya Yaylası-Eğrikar Yaylası-Karaboya Yaylası
 
TORUL
 
Külek Yaylası-Alitaş Yaylası-Avgos Yaylası-İrişki Yaylası-Arılı Yaylası-Görükse Yaylası-Değirmetaş Yaylası-Aydınlar Yaylası-Bahçelik Yaylası-Aktaş Yaylası-Budak Yaylası-B. Çit Yaylası-Meryemana Yaylası-Çiçekli Yaylası-Balkaya Yaylası-Teknecik Yaylası-Dedeli Yaylası-Aksu Yaylası-Düz Yaylası-Karagöl Yaylası-Köklü Yaylası-Ramadanlı Yaylası-Deregözü Yaylası-Gümüştuğ Yaylası-Kıran Yaylası-Demirciköy Yaylası-Orta Yaylası-Harmancık Yaylası-Keşke Yaylası-Deveçimeni Yaylası-Soronay Yaylası-Zigana Yaylası-Kirazlık Yaylası-Çamurlar Yaylası-Ocaklı Yaylası-Karadağ Yaylası-Üçbaba Yaylası -Olukman Yaylası -K. Çift Yaylası-Tokçam Yaylası-Zavara Yaylası-Uğurtaşı Yaylası -Yalınkavak Yaylası-Adisa Yaylası-Kızılüzüm Yaylası-Minürlü Yaylası

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


KELKİT
 
Ağıl Yaylası-Kuzuçimeni Yaylası-A. Özlüce Yaylası-Aşut Yaylası-Ağalık Yaylası-A. Bezendi Yaylası-Melekoğlu Yaylası-Eskiköy Yaylası-Topuzu Yaylası-Ovacık Yaylası-Çimenli Yaylası-Devekorusu Yaylası-Eskikadı Yaylası-Eymür Yaylası-Gerdekhisar Yaylası-Güzyurdu Yaylası-Gümüşgöze Yaylası-Gürleyik Yaylası-Hatunun Yaylası-Kılıçlı Yaylası-Sırataşlar Yaylası-Kızılca Yaylası-Kömür Yaylası-Mahmatlı Yaylası-Öğütlü Yaylası-Ehliyurt Yaylası-Özen Yaylası-Sarışeyh Yaylası-Söğütlü Yaylası-Başyurt Yaylası-Sütveren Yaylası-Şen Yaylası-Tütenli Yaylası-Ünlüpınar Yaylası-Eylence Yaylası-Yeniyol Yaylası
 
ŞİRAN
 
Akbulak Yaylası-Aksaray Yaylası-Alacahan Yaylası-Alıç Yaylası-Balıkhisar Yaylası-Başköy Yaylası-Beydere Yaylası-Boğazyayla Yaylası-Çağıl Yaylası -Çambaşı Yaylası-Çanakçı Yaylası-Karışık Yaylası-Erenkaya Yaylası-Evren Yaylası-Günyüzü Yaylası-İncedere Yaylası-İnözü Yaylası-Karaşayh Yaylası-Kırıntı Yaylası-Konaklı Yaylası-Ozanca Yaylası-Sadık Yaylası-Selimiye Yaylası-Menteşe Yaylası-Söğütalan Yaylası-Telme Yaylası-Tepedam Yaylası-Yeniköy Yaylası-Sifon Yaylası-Yeniköy Yaylası-Yolbilen Yaylası

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Gümüşhane İlinde En Gözde Yayla Şenlikleri Noktalarının Tarihleri

Kadırga    Kürtün   Temmuz ayının 3. haftası cuma günü açılış Ağustos ayını takiben devam eder.
Kazıkbeli    Kürtün   Haziran, Temmuz, Ağustos aylarının Çarşamba günleri
Güvendi    Kürtün   Haziran, Temmuz, Ağustos aylarının Cuma günleri
Alacapazar  Kürtün   Haziran, Temmuz, Ağustos aylarının Pazar günleri
Zigana    Torul   Ağustos ayının 3. haftasının Pazar günü
Kuşburnu    Gümüşhane   22 - 23 Ağustos
Ayazma    Torul   20 Mayıs (1 gün)
Dörtkonak    Merkez   Temmuz aynın 2. haftası 1 gün
Çamlıköy    Merkez   Ağustos ayının 1. haftası 1 gün
Köse            Köse   Temmuz ayının 3. haftası 1 gün
Yeşilbük    Yeşilbük   Ağustos ayının 1. haftası 1 gün
Kabaköy    Merkez   Temmuz ayının 2. haftası


Tan Hu
05.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.684


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #312 : 07 Eylül 2017, 11:17:43 »

 Yaylaların ana yurdu gerçek dağ obalarının var olduğu kentimiz Kırşehir,
 kesinlikle Türk yurdu, Bozkurt yuvasıdır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



Türkiyeni en temiz havasının bol olduğu yerlerden ender rastlanan yerlerinden dir Kırşehirin yaylaları, platoları
Kırşehir ilinin % 17’si dağlarla, % 65’i yayla ve platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Kırşehir’e yaylalar şehri denmiştir. Topraklarının üçte ikisi 500-1200 m yükseklikteki plato ve yaylalardan ibârettir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Dağları: Yayla ve plato görünümünde olan topraklarının üzerinde 1500 m’yi aşan dağların mühim kısmı, Kızılırmak ile bunun kolu olan Delice Irmak arasında olup başlıca dağları şunlardır:

En yüksek dağları Baran Dağı (1808 m), Kargasekmez Dağı (1712 m), Kervansaray Dağı (1679 m), Çiçek Dağı (1691 m), Aliöllez Dağı (1528 m), Naldöken Dağı (1504 m) dır.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Yayla ve platolar Yozgat’a doğru yükselir. Yayla ve platoların orman ve bitki örtüsü azdır fakat  muhteşem bir oksijen tabkasına haizdir. Platolar kalkerli olup yağmur sularının yer altında toplanıp alçak yerlerden kaynak olarak çıkmasını temin eder böylece yaz aylarında aşırı kuraklığı önler, nem oranı çok azdır.

Denizden 1110 metre yükseklikte ki Seyfe Gölü: Kırşehir’de tek tabii göldür. Göl bir çöküntü alanıdır. Muhteşem bir görüntüye sahip olup Yaz aylarında gerçek temiz hava ile donatılmak isteyenler için bulunmaz fırsattır.

Kardeş şehrimiz Yozgata bağlı olmakla birlikte Bozok yaylası Kırşehire kara yolu ile çok kısa mesafededir, Bozok yaylası Kırşehirin düzlüklerinden başlar. Yozgat ili topraklarının bulunduğu bölge “Bozok Yaylası” olarak adlandırılır. Kızılırmak yayı içerisinde kalan yayla, Delice Irmağı ve Çorum Suyu’na ulaşan vadilerle yarılmış, hafif dalgalı düzlüklerden oluşur.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Bozok Yaylası doğuda Akdağlar’a dayanır. Kuzeydoğuda Deveci Dağı’nın batıya doğru ilerleyen kolları, düzlükler arasında kaybolur. Güneybatıda ise Kırşehir’e doğru yeniden alçak dağlar belirir. Bunlar arasında Bozok Yayla’sının yükseltisi 1200-1400 m. arasındadır. Kuzeybatıya doğru alçalan yayla, 800 m. den aşağıya Kızılırmak taban ovasına doğru uzanır. Cehirlik Yaylası, Kadıpınarı, Şebekpınarı, Yahyasaray (Sırıklı) Yaylası ve yoğurdu ile ünlü Hisarbeyli Yaylası ilimizin önemli yaylalarıdır.

Kaan Ulaş
turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Çi-Çi
Deli Sarı
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #313 : 07 Eylül 2017, 13:28:10 »

Ötügen, yaylaların anası!


"Ötüken" adı verilen, ormanlarla kaplı bir dağ,



Eski Türk'ler için çok kutsal sayılır. Bilge Kağan, Orhun Yazıtları'nda Ötüken Dağı'nın 'Türk memleketinin yüreği' olarak önemini dile getirmiştir, Hatta yazıtlarda, Çinli'lerin oyunlarına karşı koyup direnebilmek için "Ötüken Ormanı'nından ayrılmayın." öğüdü verilmiştir. Gerçek yaşanılacak mekan Ötügen, Gitmesek de, görmesek de ruhumuzu şenlendiren ata ocağı, varlığıyla devamlı gururlanacağımız ata yurdumuz!


Bilmem nerede olduğunu görmedim de ama biliyorum ki benim yüreğimde bir od var adı da Ötüken! Uçmağa vardığımda ruhumun at koşturacağı yer orası.


Orhun ırmağının kaynağına yakın yerde ki Ötüken yöresi olabildiğince  sulak, çayırlık, her bakımdan yaşanabilecek  hoş bir yerdir. Atalarımız için iktisadî veya stratejik bir öneme haiz olan bu Ata toprağının  Türkçülerin gönüllerini mest etmesi de kaçınılmaz son olmakta.



Türk ırkının ulu Başbuğlarının ruhlarının at koşturduğu o yemyeşil vadileri, Göz alabildiğine dağların sırtlarına doğru uzanan ormanları, yüksek dağları, Eşi benzeri olamamakla birlikte  serin ve derin akan  tertemiz ırmakları akan suları Ötükenimi anlatmaya yeterlimidir ki?




Ötügene gitmek için Moğolistan üzerinden ulaşmak mümkündür,  Tanrı dağlarının etkisi içerisinde akan orhun ırmağının oluşturduğu yemyeşil uzun vadiler içerisinde olduğunu varsayıyorum. Tanrı dağları ve onun Bozkırları bizim anavatanımızdır.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın





Geçmişi öğrenelim, gezip anayurtları;

Görelim, hangi tasa öldürmüş Bozkurtları!

Çevirelim gözleri on dört asır önceye;

Sonra bugüne dönüp, dalalım düşünceye...

Seni özünden vuran düşmanın kimmiş dünkü?

Göreceksin ki, yine aynı düşman, bugünkü!

Çi-Çi

turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Baturgan
Atsız'ın Kılıcı
turkcuturanci.com
Türkçü - Turancı BOZKURT
********
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.796


TÜRK BUDUN : ÖKÜN !


« Yanıtla #314 : 20 Eylül 2017, 13:22:25 »

TÜRKİYE'NİN AKARSUYU KIZILIRMAK

Kızılırmak Nehri Türkiye topraklarından doğarak yine, Türkiye topraklarından denize dökülen en uzun akarsudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Nehir taşımacılığı için kullanılmaz. Başlıca kolları Delice Irmağı, Devrez ve Gökırmak’tır.

Kızılırmak, İç Anadolu'nun en doğusunda bulunan Sivas'ın İmranlı ilçesinden doğar.



Hafik yakınlarında Koçdere'yi, Sivas'a yaklaşırken Akmescid Deresi ve Tecer Irmağı'nı alır. Sivas'ı geçtikten sonra Yıldız Irmağı nehre katılır. İlkin batıya, daha sonra kuzey doğudaki Tuz Gölü'nü geçerek kuzey batıya akar.

Sırasıyla Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Aksaray, Çankırı, Çorum ve Samsun illerinden geçerken çok sayıda dere ve çayın sularını toplayarak Bafra Burnu'ndan Karadeniz'e ulaşır.






Kızılırmak; kuzeydoğusundan Yeşilırmak havzası, doğudan Fırat havzası, güneydoğudan Seyhan, güneybatı ve güneyden Konya kapalı havzası, batıdan Sakarya Nehri havzası, kuzeybatıdan Yenice Batı Karadeniz akarsuları havzaları ile komşudur. Türkiye toplam alanının 1/10'nunu drene eder.

Havzada bazı alanlarda vadi genişleyerek ovaya dönüşür. Yukarı havzada; Hafik, Zara, Sivas ovaları, aşağı havzada; Kargı, Osmancık, Tosya ve en büyüğü Bafra Ovasıdır.




Akaçlama alanı üzerinde yaşam verdiği ilçe ve merkez ilçe sayısı 21 ilde 45 tanedir. En çok sayıda kentin kurulmasına neden olduğu bölgesi Çorum İl sınırları içerisinde kalan kısmı olup burada 10 adet kentin varlık bulmasını sağlamıştır. 45 adet kentin yalnızca 24 tanesi Sivas, Kırıkkale ve Çorum illerindedir.

Sıralama alan çığırında yer alan ilçe ve merkez ilçe belediyeleri (11 ilde 45 adet); sıralama çoktan aza doğru yapılmıştır:

Çorum ilinde 10 adet: Kargı, Osmancık, Dodurga, Laçin, Oğuzlar, Çorum, İskilip, Uğurludağ, Bayat, Sungurlu
Kırıkkale ilinde 7 adet: Sulakyurt, Bahşılı, Yahşihan, Kırıkkale, Keskin, Karakeçili, Çelebi
Sivas ilinde 7 adet: Gemerek, Şarkışla, Yıldızeli, Sivas, Hafik, Zara, İmranlı
Kayseri ilinde 5 adet: İncesu, Kayseri, Felahiye, Özvatan, Sarıoğlan,
Ankara ilinde 4 adet: Kalecik, Balâ, Şereflikoçhisar, Evren
Kırşehir ilinde 3 adet: Kaman, Kırşehir, Mucur
Nevşehir ilinde 3 adet: Gülşehir, Avanos, Ürgüp
Sinop ilinde 2 adet: Durağan, Saraydüzü,
Samsun ilinde 2 adet: Bafra, Vezirköprü
Çankırı ilinde 1 adet: Kızılırmak,
Aksaray ilinde 1 adet: Sarıyahşi




Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TÜRKÜZ LAN!
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.560


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #315 : 20 Eylül 2017, 15:29:39 »



Bu Kızıl ırmak mi yoksa Kızıl  deniz mi Gülümseme
Yoksa Kızıl ırmağın karadenize döküldüğü yer mi?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.560


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #316 : 24 Eylül 2017, 14:16:15 »

Bulgaristan'da Yaşayan Türkler Hakkında

Araştırma ve Makaleler
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.560


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #317 : 24 Eylül 2017, 14:18:04 »

Yüce Türk milleti öylesine bulanık bir çağdan geçiyor ki her zaman bir yanı eksik duran dış Türkler  son 16 yılımızda iyicene unutularak acıları ile baş başa kaldılar!

Akape iktidarı ile derinleşen dış Türklerle olan ayrılığımız arapların, kürtlerin ve diğer Müslüman ülkelerde ki ümmeti muhammedlerin seyyar dertleri her zaman iç siyaset malzemesi yapıldığından ve Anavatanda yaşayan soyu Türk olanların göt kıllığı hevesleri yüzünden uzaktaki kandaşlarımız ile pek ilgilenemedik.  Etiyopya dedik, ardından eritre sonra her zaman gündemimizin başına oturan soysuz Filistin, ırak suriye derken şimdi de mayanmar denen bir yer  düştü gündemimize ve biz kandaşlarımızla gene ilgilenemedik.

Biz Türkçülerde iktidarın bu sinsi oyununa düşüyor onların bize sunduğu gündem üzerinden günü bitiriyoruz, Hani nerede Doğu Türkistan, nerede Karabağ,  Yunanistanda ki Türkler, Suriyenin batısında yer alan Bayır Bucak Türkmenleri, Kıırımda ki Türkmenler. Bunlar hakkında son yıllarda hiç mevzu açıp olayları irdeleyerek sorunlarına çare aradık mı?
YA BULGARİSTANDA YAŞAYAN KANDAŞLARIMIZ?
Bulgaristandaki kandaşlarımız adları ile oynanması, dini inançları nedeniyle camilerine saldırılması ve ana dileri olan Türkçenin kullandırılmaması gibi bir sorunla karşı karşıya kaldığını biliyormuyuz? Bulgaristanda yaşayan 700 bin cıvarında Türk var ve Müslüman Türk ama bizdeki Müslüman iktidar nedense bu kandaşlarımızın sorunlarını görmemezlikten geliyor burada yaşayan soydaşlarımıza bilerek sırtını dönüyor, Türke düşman olanın Türke yardım edeceğini düşünmek akıl tutulmasıdır!

Bulgar hükümetlerinin hiç birisi aslında Türk varlığını kabul etmeyerek bulgar Müslümanları gibi adlandırmak peşinde koşmuşlardır, Oralarda yaşayan Türklerin antlaşmalarla saklı hiçbir hakkı onlara tanınmamıştır, Bulgaristanda yaşayan soydaşlarımıza zorla müslümanlaştırılmış bulgarlar, zorla Türkleştirilmiş bulgarlar, Bulgarca konuşmayan bulgarlar gibi abuk sabuk adlandırlmar yapılmakla beraber  bulgar yönetiminin bunları bulgar görmesi bile iş resmiyete bindiğinde soydaşlarımız her zaman oralarda dışlanmaktalar.

Doksanların başından itibaren Bulgaristanda yaşayan  Türklerin haklarına kavuştukları devletler arasında dillendirilmesi de koca bir yalandır. Bulgaristan yasalarına göre Türklerin orada yaşayan Türklerin anayasada ki adı Bulgarca konuşmayan Türklerdir, todor Jivkov zamanından kalma bir yasadır ve hala da değiştirilmemiştir, Türkiye Cumhuriyetini yönetenler maalesef bu konuları her zaman gündeminden uzaklaştırmış ve o topraklarda yaşayan kandaşlarımızla ilgilenmemiştir. Bu gün 240 sandalyeli Bulgaristan Millet Meclisinde 34 milletvekilliği; Hükümet içinde 3 bakanlığı, 14 bakan yardımcılığı; son yerel seçim sonuçlarına göre de 1 il belediye baş­kanlığı, 34 ilçe belediye başkanı ve 663 belediye meclis üyeliği  olan Hak ve Özgürlükler adlı partininde ne yaptığından bihaberiz, bu parti bu kadar güç ile kendi ırkdaşlarının sorunlarına eğilerek gerekli yaptırımların sağlanması konusunda adımlar atmakla mükelleftir.

Bulgaristanda yaşayan Türklerin azamisi kırsalda yaşar, verimsiz topraklarda kıt kanaat geçinen bir toplumdur, işsizlik Türkler arasında had safhadadır, Türkler Bulgar devletince  verilmiş hakları gasp edilmiş bir vatandaş kesimidir., gerekli alt yapının olmadığı öne sürülerek anadilde eğitim yapamamaktadırlar, Avrupa birliğine dahil olan bir ülkede esaret altında yaşayan kesimdir Bulgaristanda ki ırkdaşlarımız ve HÖH hak ve özgürlükler hareketi adlı Türk partisi de aslen orada görevini yapmamaktadır.

Her iki tarafın hükümetlerinin vurdum duymazlıkları zaten her şeyi açıklamakta. Belene meselesinin ardından Türkiyede yapılan eylemlerin ardından Türk hükümetince 1989 yılında toplu göçe tabi tutulan Bulgaristan'da Türklerin karşılaştığı sorunlar yerli yerinde duruyor. Şu an bulgaristan da Türk ismiyle iş bulamayan Türklerin çareyi Avrupa'ya ve başka ülkeler gitmede bulduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bu topraklarda yaşayan soydaşlarımızın Osmanlının vahim hataları neticesinde başlayan çileleri 100 yılın ardından hala devam ediyor!

Her zaman söylediğim gibi düştüğümüz şu durum Osmanlının birinci dünya savaşında ki basiretsizliği nedeniyle oluşmuştur. Yemende, suudi arabistanda, Trablusgarb da arap boku yemek için o kadar askeri telef ettireceğinde yerli yerinde dursa da Türk milletinin yoğun olduğu kısımları savunsaydı yunanistan olsun, bulgaristan olsun, Kerkük, musul, Azarbaycan, Şam hala bizimdi!! Arap ellerinde, çöllerde müslüman boku yiyeceğiz diyerek çok can verdik!  Kendileri için can verdiğimiz şu soysuzların şimdi bitleri kanlanınca yüce Türk milletine karşı duruşlarını, davranışlarını hep baraber görüyoruz işte. O zaman da arkamızdan vurmuşlardı, şimdi de aynısını yapıyorlar.

İçimizde yer alan bazı embesilleşmiş kendisine tarihçi, bilimci sanatçı falan filan diyen eziklerin Bulgaristanda yaşayan kandaşlarımız için iç acıtıcı sözler kullanılmaktadır, Osmanlı döneminden beri acıalra gark olan bu kandaşlarımızın Türk olmadıkları yönünde aşağılanması şeref yoksunluğu, adiliktir. Bulgaristanda yaşayan o topraklarda esir bıraktığımız Bulgaristan'daki Türkler, Osmanlı Devleti döneminden itibaren Bulgaristan'a göç eden Türkler oluşturmaktadır. Bulgaristan'daki Türkler, Oğuzların ve Kumanların soyundan gelmektedirler. Oğuz Türkleri, Anadolu üzerinden ve çoklukla Osmanlı devrinde o bölgeye geçen Türklerdir. Bulgaristan'da, başta Filibe, Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Eski Cuma, Silistre, Dobriç, Burgaz ve Rusçuk şehirleri olmak üzere birçok yerleşim bölgesinde Türkler ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamaktadırlar.

Detaylı Bilgi
Bulgaristan'daki Türk varlığı Hunlar'ın 5. yüzyılda Doğu Avrupa'da kurduğu hakimiyetle başlar. Atilla'nın ölümünden sonra yerine geçen oğlu İrnekiin kurduğu Bulgar Konfederasyonu batıda Tuna'ya kadar uzanıyordu.

Bulgar Türkleri, Baskakov'un "Batı Hunca" adını verdiği ve bu gün Çuvaşlarla temsil edilen bir lehçe konuşuyorlardı. Proto-Bulgarlar Doğu Avrupa ve Balkanlar'ın ilk Türk sakinleridir. İdil Bulgar Türkleri'nin kurduğu bu hakimiyet Avar, Hazar ve Tuna Bulgar Türkleri ile devam etmiştir.

Müslüman Türkler'in Bulgaristan'da görünmeleri 14. yüzyıla rastlamaktadır. 1385'te Sofya'nın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle Bulgaristan, Türkler'in eline geçmiş ve böylece 500 yıl süren bir Türk idaresi dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti zamanında Konyar, Türkmen, Yörük ve Tatar Türk toplulukları bu bölgeye iskan edilmiş; ayrıca 16. yüzyıl başlarında Celali isyanları sırasında bazı Türk grupları Bulgaristan'a göçmüştür.

Bulgaristan, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ilk büyük toprak kaybına uğradığı 1877 -1878 Osmanlı-Rus Harbi'nden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur. İlk muhtar Bulgaristan Prensliği, Tuna Vilayeti'nin Vidin, Rusçuk, Sofya, Tırnova ve Varna sancakları üzerinde tesis edilmiştir.

Ardından Filibe ve İslimiye sancakları üzerinde kurulan Doğu Rumeli Vilayeti ve 1912- 1913 Balkan Harbi'nden sonra Batı Trakya ve Rodoplar bölgesinde 9 Türk ilçesi Bulgaristan Prensliği'ne dahil edilmiştir. Son olarak bir Türk bölgesi olan Güney Dobruca toprakları da 1940'ta Romanya'dan alınıp Bulgaristan'a verilmiş; böylece Bulgaristan ilk kuruluşundaki topraklarının iki katını epeyce aşan bir yayılmayı gerçekleştirmiştir.

Bulgaristan'ın nüfusunun 3.206.500 olduğu 1876-1885 yıllarında Türkler 1.801.000 nüfusla bu ülkenin %57'sini teşkil etmekteydi. 1878 yılında büyük Bulgaristan Devleti'nin kurulmak istendiği bölgede ise 2.500.000 Bulgar'a karşılık 4.000.000 Bulgar olmayan nüfus vardı ve bunların yaklaşık 3.000.000'u Türk'tü. Osmanlı-Rus Harbi sırasında ve Bulgar komitacılarının zulmüyle 350.000 Türk ölmüş; 600.000 civarında Türk de Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır. Bunlara rağmen Türk nüfusu artışını sürdürmüştür. Zira Bulgarların doğurganlık oranı %0.9, Türklerin ki ise %0.32'dir. Bunu fark eden Bulgarlar, katliamlarla ve göçlerle yok edemedikleri Türk nüfusunu, inkar ve asimile ile yok etmeye çalışmışlardır.

Bütün bu çabalara rağmen bugün Bulgaristan'da 750.000-2.000.000 arasında Türk'ün yaşadığı tahmin edilmektedir.

Trakya da yaşayan tüm soydaşlarımızın ölümüne yanlarındayız, bu biline!!

Tanrı Türkü Korusun

NE MUTLU TÜRK DOĞANA!

yürekli-kam/Veysel TOP

turkcuturanci.com

24/09/2017
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #318 : 24 Eylül 2017, 19:00:22 »

TOPRAK BİLE ÖLMÜŞ GİBİYDİ…

Bütün büyük milletler sınırları dışında kalan, tarihi ve kültürel bir geçmişi olan soydaşlarını asla ihmal etmemekte, içtimai ve siyasi işbirlikleri ile gereken yakınlığı korumaktadır. Kıtalara hakim olan Türk Milleti ise birçok coğrafyada izler bırakmış ve soydaşlık bağını genişletmiştir. Günümüzde Balkanlar’da Türkler; Romanya, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan ve Kosova’da yoğun bir şekilde yaşamaktadırlar.

Balkan Türkleri’nin dernekleşme faaliyetlerindeki artış ve son yıllarda o bölgede yaşanan Türk Milletine karşı yürütülen asimilasyon politikaları batı sınırımız olan hatta (ki bize buna sınır demeyiz) yaşanan “Türk Milleti’ni Yok Et” planının hayata geçtiğinin göstergesidir.

Köklü tarihimiz nedeniyle Türkiye dışında milyonlarca soydaşımız yaşamaktadır. Soydaşlarımız bu ülkelerde çeşitli şekillerde sosyal, dini ve ekonomik baskılara maruz kalmaktadırlar. Diğer ülkelerden sürekli olarak anavatan Türkiye’ye göçlerin olması yapılan baskılardan kaynaklanmaktadır.

Ortodoks devletlerin “Yeşil Koridor” olarak adlandırılan uygulama ile ilgili “Yeni Osmanlıcılık” doktrinin bir parçası olan Bulgaristan’daki Müslümanlar’ın etnik açıdan yeniden tanımlanması hareketi son yıllarda bölgedeki Türk nüfusunun baskı altına alınmasına neden olmuştur. Bölgede “Ortodoks” kanada karşılık, “Müslüman” kanadı ifadeleri çok yaygın bir şekilde halen dile getirilmektedir.

Türkçü Turancı Otağ olarak Balkanlar’da azalan Türk nüfusun, Türkiye açısından güvenlik sorunu oluşturmaktan öte anavatan bildikleri Türkiye açısından beka önemi taşıdığını dile getirmemize bir gerek olmadığını düşünmekteyiz. Bu bakımdan Türklerin teşkilatlanma ve birlikte hareket teşekkül edebilme kabiliyetlerini geliştirmeleri hem kendileri açısından hem de Türk Milleti’nin bütün coğrafyadaki geleceği açısından büyük bir önem arz etmektedir.

30 Haziran 1990'da işbirliği protokolü imzalamak için Suriye'ye giden Rum Yönetimi Lideri Vasiliu'nun görevini değerlendiren Simerini Gazetesi, "Türk yayılmacılığının direkt tehdidi karşısında bulunan ve Türkiye tarafından ezilen halklar (?) arasında, ortak bir cephe kurulması gereğinden" söz etmiş ve "Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye ile Ermeniler ve kürtlerin Turancılığa karşı birleşme zamanının geldiğini" öne sürmüştür.

1995 yılında bu hedefe ulaşılmış, Yunanistan önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ve ardından da sırasıyla Bulgaristan, Suriye, Arnavutluk nihayet Ermenistan ile savunma ve askeri işbirliği antlaşmaları yapmıştır.    

Yunanistan ve Rum Kesimi 1990 yılından başlayarak bu sonucun alt yapısını adım adım oluşturmuştur. Öncelikle "Pan-Etnik Bir Birlik" veya "Pan- Etnik Bir Konferans" adı ile çalışmalara başlanmıştır. Ardından "Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı" ile faaliyet yürütülmüştür.

Yunanistan'ın Türkiye'yi çevrelemek amacıyla üçüncü ülkelerle yaptığı savunma ve askeri işbirliği anlaşmalarından önce bu çerçevede gerçekleşen önemli bir organizasyon da Eylül 1993'te Belgrad'ta toplanan "Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı” dır. Bu konferansa Rusya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Ermenistan, Yugoslavya ve farklı 7 ülkeden temsilciler katılmıştır."

Yukarıda Yunanistan tarafından yakın tarihte Türk Varlığı’na karşı duyulan nefretin ve yürütülen politik faaliyetleri paylaşma gereği duydum. Bu planlamalarda dikkat edeceğiniz üzere “Ortak Düşman Türkler” ve onun bu coğrafyadaki varlığına son verecek olan da ezilen halklar olarak ifade edilen bölge ülkeleri olarak tanımlanmıştır.

Bu benzer kültüre sahip zangoç halklar terimi içinde yer alan Bulgaristan’ı, tarihin gerçekliğinde Türk Bulgaristan’ı olarak, Kurultayımızda masa yatıralım istedik.

Tarih, Balkanlar’a bir temayül göstermemek için kendinden kaçmaktadır. Bu bağlamda Huntington, fay hattı benzetmesinde; Balkanlar’ın bir anlamda “Batı ve geri kalanı” ayıran hattın çevrelediği bir bölge olduğunu ileri sürer.


Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da ilk toprak kaybına uğradığı 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur.

XVI. yüzyılda Bulgaristan’ın nüfusunun büyük bir kısmını Müslüman Türkler oluşturmaktaydı. Bulgaristan Türkleri, genelde Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Balkanlar’a göç etmiş Yörüklerden oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Anadolu’dan bölgeye göç eden Türkler, burada yaşayan yerli Türk halkı birleşerek çoğalmışlar ve bölgede önemli bir Türk varlığı meydana getirmişlerdir. XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinde Tuna Vilayeti’nin altı vilayetinde 600.000 Türk bulunmaktaydı.

Doğu Rumeli (Berlin Anlaşmasında bu adı almıştır) bölgesinde XIX. Yüzyılda 681.000 Türk’e nüfusa karşılık 483.000 Bulgar nüfusu bulunmaktaydı.

1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde 1 milyon 253 bin Müslüman Türk yaşadığı topraklardan göç etmeye zorlanmış ve bunların yarısı soykırım, hastalık, açlık veya soğuk yüzünden hayatını kaybetmiştir. Böylece Tuna Vilayeti’nde Bulgarlara bir ülke oluşturulmuştur.

1877-78 Osmanlı Rus savaşı Osmanlı Devleti’nin 19.yy’da yaptığı en büyük, en çetin savaşlardan biri oldu. Savaş sonunda imzalanan Yeşilköy anlaşması eğer kabul edilmiş olsaydı sonuçları itibariyle de büyük bir savaş olurdu. Ancak büyük devletlerin araya girmesi Rus yayılmacılığını durdurdu ve netice itibariyle daha hafif şartları olan Berlin anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile Osmanlı’ya göstermelik olarak bağlı özerk bir Bulgar Prensliği kuruldu, Doğu Rumeli vilayeti oluşturuldu ve Makedonya, ıslahat yapmak kaydıyla Osmanlı’da kaldı. Nitekim 1885’de Doğu Rumeli de Güney Bulgaristan adını alarak Bulgar Prensliği’ne ilhak olacaktır. ( Ömer Turan, “Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri”, Balkan Türkleri Balkanlar’da Türk Varlığı, Erhan Türbedar, ASAM, Ankara, 2003, s.20; Bilal Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1986, s.31-32.)

1877-78 Harbi sırasında Rus ve Bulgarların Türklere karşı yaptıkları katliam ve yağma olaylarını gözlemleyen Binbaşı Leader, İstanbul’daki Daily Telegraph gazetesi muhabiri M. Drew’e gönderdiği telgrafta “… Yeni Zağra istasyonu civarında 3000 kadar ceset gördük, hepsi Türk’tü. Köpeklerin ve domuzların bozulmuş cesetleri kemirmeleri ve binlerce aç kuşun istasyon duvarlarına tüneyerek beklemeleri korkunç bir manzaraydı…”( İlker ALP, a.g.e, s. 19.)

Bulgarlar bu amaçla Türklere karşı uygulanan Türk isimlerini değiştirme, Hıristiyan olmaya zorlama, milli kıyafetleri yasaklama ve camileri yıkma faaliyetleri aratarak devam etmiştir. Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, önce kendi ülkelerinde yaşayan Türkleri, sonra da ele geçirdikleri Makedonya, Batı Trakya ve Doğu Trakya’da yaşayan Türkleri planlı bir şekilde katlediyorlardı. Örneğin Makedonya’nın İştip bölgesini ele geçiren Bulgarların bölgede yaşayan Türk ve Yahudi’lere karşı yaptıkları zulümleri “Milli Bulgar Bankası”nın bölgeye gönderdiği bir Bulgar memuru şöyle anlatmaktadır. “ Kasabanın yarısını oluşturan Türk ve Yahudi evleri tamamen boş, 25 kadar komitacı çetnik güpegündüz 70 yaşlarında bir Yahudi’ye saldırdı ve başını taşla yardılar. Ben müdahale edince bana da saldırdılar. Korkunç bir durum, sivil Türk köylülerinin nedensiz yere öldürüldüğü, mallarına, mülklerine el konulduğu karılarının çocuklarının açlığa terk edildiklerini görünce insanın yüreği parçalanıyor. Radovişte ile İştip arasında yaklaşık 2.000 Türk muhacir çoğu da kadın ve çocuk, açlıktan öldüler. Sahiden yalnızca açlıktan…”(H. Yıldırım AĞANOĞLU, a.e, s. 71.)

1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi Rusların ifadesi ile bir ırklar ve yok etme savaşına dönüşmüştür. Bu savaş sonucunda bölge Rus işgaline uğramış, bölgede yaşayan Türkler ya katledilmiş ya da göç etmeye mecbur edilmişlerdir. Bu yüzden Türkler dört yüz yıldan beri yaşadıkları topraklarda azınlık durumuna düşmüşlerdir. Bütün baskılara rağmen de Türk nüfusu gücünü korumayı başarabilmiştir.

Balkan Savaşları sırasında karşı yapılan mezalimler Avrupa ve Türkiye’de yayınlanan gazetelerde de yer almaktaydı. İkdam gazetesinin 15-16 Ağustos 1913 tarihli sayısında yapılan katliamlarla ilgi yayınlanan belgelerin sonuna özet olarak şöyle yazılmaktaydı: “ Habere göre Kırcaali kazasının 6 köyünde 570 hanede oturan 3430 nüfusun çoluk çocuğu da dahil olmak üzere tamamı katledilmiştir. Eğridere kazasının Gümilcine’ye hicret etmeyen kısmında kalan 11 köyde 1490 hanenin tamamı yakılmış ve bir tek kişi kalmamacasına 7600 nüfus katledilmiştir. Diğer köylerden 1970 ev yıkılmış ve göç etmeyi başaramayan 1880 kişi feci şekilde katledilmişti. Gümilcine’nin 85 köyden oluşan Şeycuma ve 25 köyden oluşan Kirli nahiyelerinin tamamı Türk olduğundan bütün bu köyler yıkılmış ve tahrip edilmiş ahalisi istiladan önce göç ettiğinden kurulmuştu. Arda havzasının kuzeybatı istikametindeki Eğridere’nin Hataşlı nahiyesi ile Kırcaali’nin Şahinler ve Çamdere mevkileri istilaya uğramamıştı. Bunun sebebi ise 15-16.000 nüfustan oluşan ahalisinin elinde 2000’i aşkın silah ve bolca cephane bulunmasıydı.” (Ahmet HALAÇOĞLU, Balkan Harbi Sırasın’da Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Türk Tarih
Kurumu, Ankara 1995, a.35-36.)

Balkan Savaşları sırasında katledilen Türklerin sayısını İttihad ve Terakki Partisi’nin önde gelenlerinden olan ve dönemin Bahriye Nazırı olan Cemal Paşa hatıralarında 500.000 civarında olduğunu belirtmektedir. Diğer kaynaklara göre bu dönemde 812.271 kişinin 1912–1926 yılları arasında Türkiye’ye göç ettiği belirtilmektedir. (H. Yıldırım AĞANOĞLU, a.g.e, s. 94.)

Bulgar Prensliği’nin hukuken Osmanlı’ya bağlılığı 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanına kadar sürdü ve bu tarihle birlikte Bulgaristan krallık oldu. 19 Nisan 1909’da Bulgaristan Krallığı ile Osmanlı arasında bir protokol imzalandı ve Osmanlı hükümeti Bulgaristan’ın bağımsızlığını resmen tanıdı. Bundan sonra hukuken artık Bulgaristan’da yaşayan bir Türk topluluğu vardı. Ancak Balkan savaşları ve I. Dünya savaşı yılları kitleler halinde Türk göçlerinin yaşandığı yıllar oldu. Bulgar hükümetleri hızla Türk varlığını Bulgaristan’da eritmeye ve Bulgar nüfusunu çoğaltma gayreti içine girdiler. Ancak I. Dünya savaşı sonrası Alexandre Stanbuliyski liderliğinde kurulan Bulgaristan Çiftçi hükümeti döneminde Türk azınlık insanca bir yaşam sürebildi. Hükümet, çiftçi oylarıyla kurulmuştu ve bu sayede ayakta kalabiliyordu. Yüzde 80’i çiftçi olan Türkler de Çiftçi Partisi tarafından büyük bir destek görmüştür. Ancak bir darbe neticesi 1923’de iktidardan düşen Çiftçi Partisi yerine bundan sonra faşist düşünceli yönetimler gelmeye başlayacaktır. I. Dünya savaşı sonrası yeni düzende Bulgaristan, revizyonist blokta yer aldı ve Balkanlar’da yayılmacı bir politika izlemeye başladı. Bu bakımdan Türkiye, Bulgaristan’la 1925’de Ankara Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 1929’da Tarafsızlık ve Uzlaşma Anlaşması imzalayacaktır. (Bulgaristan’la 1925 ve 1929’da yapılan anlaşmalar için bkz., İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları, c.I, TTK, Ankara, 2000, s.261-271 ile s.381-386.)

Türkiye’nin buradaki amacı sınırlarını Bulgaristan’a karşı güvence altına almaktı. Bu arada faşist Bulgar idaresi Türkleri ezmeye başladı. Bulgaristan’ın amacı, Türkleri ağır ekonomik ve politik şartlarda perişan duruma getirip Türkiye’ye göçe zorlamaktı. Bu durumu fark eden Bulgaristan Türk aydını, Türk azınlığın unum dertlerini görüşmek, bir hal çaresi bulmak amacıyla milli bir kongre toplama ihtiyacı hissetti. Bu düşünce o sırada Bulgar parlamentosunda bulunan Türk mebuslar tarafından da desteklendi. Sonuçta 31 Ekim-3 Kasım 1929 tarihleri arasında Sofya’da Bulgaristan Türklerinin 1. Milli Kongresi yapıldı. Bu, Türklerin milli varlığını, duygularını dile getiren ilk teşebbüs oldu. Kongre, Türk azınlığın tarihinde derin izler bıraktı. Bulgaristan yerel Türk basını konuya geniş yer ayırdı. Rehber gazetesi kongreden bir güneş doğacağını yazarken, Deliorman gazetesi kongreyi “Bulgaristan Türklerinin tarih önünde bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.( Hüseyin Memişoğlu, “Bulgaristan Türklerinin Birinci Milli Kongresi (31 Ekim-3 Kasım 1929)”, Belleten, C. LIV, Nisan-1990, Sayı209’dan Ayrı Basım, s.309-318.)

Milli kongrenin Bulgaristan’ın kuruluşundan buyana 1929’a dek geç kalmasının sebebi ise yetişmiş Müslüman Türk aydını eksikliğidir. 93 harbiyle birlikte asker ve sivil idareciler, aydınlar, varlıklı kimselerin büyük kısmı Anadolu’ya göçtü. Geriye cahil, eğitimsiz kesim kaldı. Bu durum yerel Türk basınında bir benzetmeyle başız gövde olarak nitelendirilmişti.( Ömer Turan, “Bulgaristan Türklerinin Bugünkü Durumu, Yeni Türkiye, sayı:3(Mart-Nisan 1995), s.300 )

Ancak Milli kongre kararları Bulgar hükümeti üzerinde etkili olamadı. II. Dünya savaşının sonuna kadar Bulgar kızıl faşizmi, Türklerin üzerine bir kabus gibi çöktü. Bulgaristan Bulgarlarındır sloganıyla Türklere karşı katı bir tutum sergilendi.( Hakkı A. Meçik, Bulgaristan Türklerinin Durumu, İzmir, 1984, s.26. )

Son olarak Bulgaristan 1940 yılında nüfusunun çoğunluğunu Türkler’in oluşturduğu Dobruca bölgesini de topraklarına katarak kuruluşundaki topraklarının hemen hemen üç katına ulaşmıştır.

II.Dünya savaşının sonunda ise faşist yönetimin yerine 9 Eylül 1944’de Bulgaristan Komünist Partisi’nin öncülüğünde Vatan cephesi hükümeti kuruldu ve böylece komünist rejim Bulgaristan’da başlamış oldu. Cengiz Hakov, “ Bulgaristan Türklerinin Göçmenlik Serüveni”, Türkler, ed., Hasan Celal Güzel-Kemal Çiçek-Salim Koca, c.20, Yeni Türkiye Yay, Ankara, 2002, s.372.)

1947’de ülkeyi Halk Cumhuriyeti ilan eden anayasanın onaylanmasıyla da Bulgaristan, Sovyetler Birliği’nin bir uydusu haline geldi.

Komünist rejimin ülkedeki halkları yönetime ısındırma anlayışı vardır. Bu bakımdan Türk azınlık da ilk zamanlar Bulgar yönetiminin teveccühüne mahzar oldu. Türkler de komünist idareden umutluydu. Ona bir kurtarıcı gözüyle bakıyordu. Faşist yönetimden bunalmıştı. Bu bakımdan Vatan Cephesi, Türkler için Türkçe “Işık” gazetesini çıkarmaya başladı. Gazete yeni rejime övgüler yağdırıyordu. Böylece yeni hükümet Türk azınlığı kazanmaya çalışıyordu. Komünist yönetim Türklere parlak bir gelecek vaad ediyordu.( Şimşir, a.g.e., s.172.)

Ancak komünist sisteme adapte olamayan, varlığını sistem içerisinde eritemeyen Türkler için zamanla düşünceler değişmeye başladı. Bunda Türkiye’nin II. Dünya savaşı sonrası Batıbloğu içinde yer alması da çok etkili oldu. Bulgaristan’dan ilk hamle 1950-51’de geldi. Sovyetlerin tazyikiyle 250 bin Türk bir anda ülkeden sınır dışı edilmek istendi.  ( Coşkun, Bulgaristan’la Yeni Dönem, s.15-16.)

Türkiye ise soydaşlarına kucak açarak 250 bin olmasa da 150 bin dolayında Türkü ülkeye almayı başardı. Bu sayıda kalınmasında, Bulgaristan’ın Türklerle birlikte bir takım zararlı unsurları da Türkiye’ye sokmak istemesi etkili oldu. Bundan sonra Bulgaristan tarafından Türkiye’ye göç konusu yasaklandı. Artık geride kalan Türkler, sistem içersine zorla entegre edilmeye başlandı. 1946’da özel okul statüsündeki Türk okulları devletleştirildi.

1959-60 ders yılında ise Türk azınlık okulları Bulgar okullarıyla birleştirilerek tüm Türk okulları ortadan kaldırılmış oldu.( Hazma Eroğlu, “Milletlerarası Hukuk Açısından Bulgaristan’daki Türk Azınlık Sorunu”, Bulgaristan’da Türk varlığı(Bildiriler, 7 Haziran 1985), TTK, Ankara, 1992, s.16.)

Beş yüzyıl Osmanlı yönetiminde kalan Bulgaristan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Türklere karşı sürekli bir asimilasyon politikası izlemiştir. Ancak 1944 yılında Bulgaristan’a komünist rejimin yerleşmesiyle beraber asimilasyon devletin resmi ve sistemli bir politikası olması itibariyle nitelik değiştirmiştir. Özellikle Jivkov döneminde (1962–1989) Türk ve diğer azınlıklar eritilerek “tek milletli” Bulgaristan oluşturma idealine yönelik uygulamalar artmıştır. İşte böyle ırkçı bir anlayışla, Bulgaristan nüfusunun onda birini oluşturan Bulgaristan Türkleri’ne 1984 yılı sonlarından başlanarak Jivkov’un iktidardan uzaklaştırılışına kadar çok şiddetli ve geniş kapsamlı bir asimilasyon politikası uygulanmıştır.

Zorunlu isim değiştirmelerle başlayan bu uygulamalar, Türkçe yasağı, dini yaşamın kısıtlanması ve diğer uygulamalarla devam etmiştir. Baskılar sonunda bunalan Türk azınlık yönetime karşı gösteri yürüyüşüne başlayınca da ellerine birer pasaport tutuşturularak sınır dışı edilmeye başlanmıştır. Böylece 1989 yılı göç olayı gerçekleşmiştir.

Türkçe gazete ve dergiler yavaş yavaş kapanmaya başladı. Okullarda Türkçe ders saatleri kademeli olarak azaltıldı. 1969 yılına gelindiğinde ise özel bir kararla Bulgaristan’da Türkçe kitap yayınlanması yasaklandı. 1971’de kabul edilen yeni Bulgar anayasasında azınlık haklarına dair hiçbir hüküm yer almadı. ( Turan, Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri, s.25; M.Türker Acaroğlu, Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar, Kültür Bakanlığı Yay, Ankara, 1999, s.131; Coşkun, a.g.e., s.22.)

İşte tüm bunlar totaliter Bulgar komünist yönetiminin tek uluslu Bulgar devleti oluşturma amacının sonucuydu. (Eroğlu, a.g.m., s.20; Hüseyin Memişoğlu, Pomak Türklerinin Tarihi Geçmişten Sayfalar, Ankara, 1991, s.38. )

Yaklaşık beş yıl süresince devam eden asimilasyon politikası uygulamaları esnasında başta Türkiye olmak üzere diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar Bulgaristan’a her fırsatta tepkisini göstermiştir. Ancak gösterilen tepkiler yaptırımdan uzak olduğu için Bulgaristan üzerinde çok etkili olmamıştır.

Başarıya ulaşamayan bu asimilasyon politikası, Jivkov yönetiminin sonunu hazırlamıştır.

Bulgarlara göre, tek milletli devlet oluşturmadaki amaçları ve bu yöndeki gayretleri, Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesiyle haklılığını ispatlamıştır. Bundan sonra Bulgaristan, Türkiye’nin bir gün ülkedeki Türk azınlığı Sofya’ya karşı kullanmasından korkmuştur. Türkiye’nin bu müdahaleyle Neo-Osmanlıcı planlarının olduğu ileri sürülmüştür. Kıbrıs sendromu denen bu korku tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi Bulgaristan’da da uzun yıllar etkisini sürdürdü.( Coşkun, Bulgaristan’la Yeni Dönem, s.37.)

Bulgaristan’ın Türk düşmanlığı ve Türk fobisi Bulgar resmi tarih görüşüne de yansımıştır. Buna göre, Osmanlı Devleti kanlı, despot, köleci, feodal bir devlettir. Osmanlı Devleti’nin Balkan hakimiyeti dönemi, Komünizm döneminde kötü yönleriyle tanıtıldı ve nesilden nesile aktarıldı. Bu anlayış demokrasi döneminde bile Bulgar milliyetçileri tarafından devam ettirildi. ( Şimşir, a.g.e., s.355; Ahmet Nuri Ayvalıev, “Tebliğ”, Türk Halkları, ed., Mustafa Kahramanyol, Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı, Ankara, 1995, s.220.)

Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, Trakya bölgesinde de zulümler yapmış ve burada yaşayan Türklerin de göç etmelerini sağlamışlardır. Balkan savaşları esnasında Babaeski’de bulunan Alman Binbaşı Hachwaechter ifade ettiği şu manzara ile anlatıma ara vereyim.
“Şehirden çıktığımız zaman oldukça iyi bir yolu takibe başladık. Yol düz bir ovayı geçiyor ve iki yerde tren yolunu kesiyordu. Hat boyu ile geçtiğimiz yol istisna edilirse çevrede hiç kimse yoktu. Bu boşlukta ve yalnızlıkta rahatsızlık veren bir şey vardı. Toprak bile ölmüş gibiydi. Hiçbir tarla ekilmemiş, sürülmemişti. Göz alabildiğine kararmış, yanmış otlardan başka bir şey görünmüyordu...”

Tan Hu
24.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karaer
Ötüken'den yayılan KAN
BAŞKURT
Normal Üye
**
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 286


Tanrı Türkü Korusun


« Yanıtla #319 : 24 Eylül 2017, 20:43:34 »

Osmanlı'nın ikinci beyi Orhan bey tarafından Bizans'tan Cimpe kalesinin alınmasından  itibaren Balkanlara yerleşme politikası sayesinde Diğer Anadolu beyliklerinden gelen Türkmenler , fethedilen Trakya toprakları ve daha sonra Balkan içlerine doğru yerleşmeye başladılar. Yaklaşık 670 senedir Balkanlarda Türk Varlığı kuvvetli şekilde hissedilmektedir.
Mesela Kosova'da Osmanlı padişahı Murat hüdavendigar'ın türbesi mevcuttur. Savaş meydanında sehit düşen tek padişahtır. Kosova'nın Prizren şehri ezici çoğunluğu Türk'tür. Makedonya'da Üsküp'te Türk mahalleleri ve Osmanlı eserleri mevcutken Makedonya'da ki Türk nüfus özellikle Ohrid şehrinde yoğundur. Romanya'nın Köstence bölgesinde Türk nüfus vardır ve o bölge tarihte Dobruca olarak anılmaktaydı. Kostence'de Osmanlı mimarisinden kalan eserler hala ayakta durmakta.
Yunanistan işgali altında olarak kabul ettiğim Batı Trakya Selanik ötesinden Meriç nehrine kadar bağrı Türk topraklarıdır. Kavala Gümülcine, Dedeagac , İskeçe Türklerin yoğun olarak yaşadığı şehirler.. Selanik bir kere Tanrının Türk'e yolladığı kurtarıcı Başbuğ'un memleketidir. Keşke Batı Trakya bizde kalsaydı keşke ne pahasına olursa olsun Batı Trakya'nın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalması için elimizden gelenden daha fazlası gelseydi. Ama zamanın şartlarınıda göz önüne almak gerekir.
Bulgaristan'da müslüman nüfusun hepsi Türk değildir Hasköyde Pomak nüfus yoğundur. Kircaali , Filibe , Burgaz , Şumnu , Varna , Mestanlı Türklerin yoğun olarak yaşadığı topraklar. Bulgaristan'ın Doğu kesiminde nüfusun yaklaşık yüzde 30 kesimi Türklerdir ..
Bulgaristan'da pomaklar kendi dillerini konuşmakla beraber musluman oldukları izlenimiyle Türklerle karıştırılmamalıdır. Bulgaristan Türklerinin kökeni genel olarak Karamanoğullarından gelmekte. Konya Karaman bölgesinden gelen Türkmenler yüzyıllardır Bulgaristan'da Türkün varlığını hissettirmektedir..

Karaer
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Tanrı dağları Bozkurdu
Sayfa: 1 ... 30 31 [32] 33
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.077 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.