Türkçü Turancılardan Toplu Makaleler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Kasım 2018, 17:33:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 30 31 [32] 33
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçü Turancılardan Toplu Makaleler  (Okunma Sayısı 124388 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.292


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #310 : 07 Eylül 2017, 11:17:43 »

 Yaylaların ana yurdu gerçek dağ obalarının var olduğu kentimiz Kırşehir,
 kesinlikle Türk yurdu, Bozkurt yuvasıdır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



Türkiyeni en temiz havasının bol olduğu yerlerden ender rastlanan yerlerinden dir Kırşehirin yaylaları, platoları
Kırşehir ilinin % 17’si dağlarla, % 65’i yayla ve platolarla ve % 18’i ovalarla kaplıdır. Kırşehir’e yaylalar şehri denmiştir. Topraklarının üçte ikisi 500-1200 m yükseklikteki plato ve yaylalardan ibârettir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Dağları: Yayla ve plato görünümünde olan topraklarının üzerinde 1500 m’yi aşan dağların mühim kısmı, Kızılırmak ile bunun kolu olan Delice Irmak arasında olup başlıca dağları şunlardır:

En yüksek dağları Baran Dağı (1808 m), Kargasekmez Dağı (1712 m), Kervansaray Dağı (1679 m), Çiçek Dağı (1691 m), Aliöllez Dağı (1528 m), Naldöken Dağı (1504 m) dır.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Yayla ve platolar Yozgat’a doğru yükselir. Yayla ve platoların orman ve bitki örtüsü azdır fakat  muhteşem bir oksijen tabkasına haizdir. Platolar kalkerli olup yağmur sularının yer altında toplanıp alçak yerlerden kaynak olarak çıkmasını temin eder böylece yaz aylarında aşırı kuraklığı önler, nem oranı çok azdır.

Denizden 1110 metre yükseklikte ki Seyfe Gölü: Kırşehir’de tek tabii göldür. Göl bir çöküntü alanıdır. Muhteşem bir görüntüye sahip olup Yaz aylarında gerçek temiz hava ile donatılmak isteyenler için bulunmaz fırsattır.

Kardeş şehrimiz Yozgata bağlı olmakla birlikte Bozok yaylası Kırşehire kara yolu ile çok kısa mesafededir, Bozok yaylası Kırşehirin düzlüklerinden başlar. Yozgat ili topraklarının bulunduğu bölge “Bozok Yaylası” olarak adlandırılır. Kızılırmak yayı içerisinde kalan yayla, Delice Irmağı ve Çorum Suyu’na ulaşan vadilerle yarılmış, hafif dalgalı düzlüklerden oluşur.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Bozok Yaylası doğuda Akdağlar’a dayanır. Kuzeydoğuda Deveci Dağı’nın batıya doğru ilerleyen kolları, düzlükler arasında kaybolur. Güneybatıda ise Kırşehir’e doğru yeniden alçak dağlar belirir. Bunlar arasında Bozok Yayla’sının yükseltisi 1200-1400 m. arasındadır. Kuzeybatıya doğru alçalan yayla, 800 m. den aşağıya Kızılırmak taban ovasına doğru uzanır. Cehirlik Yaylası, Kadıpınarı, Şebekpınarı, Yahyasaray (Sırıklı) Yaylası ve yoğurdu ile ünlü Hisarbeyli Yaylası ilimizin önemli yaylalarıdır.

Kaan Ulaş
turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Çi-Çi
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #311 : 07 Eylül 2017, 13:28:10 »

Ötügen, yaylaların anası!


"Ötüken" adı verilen, ormanlarla kaplı bir dağ,



Eski Türk'ler için çok kutsal sayılır. Bilge Kağan, Orhun Yazıtları'nda Ötüken Dağı'nın 'Türk memleketinin yüreği' olarak önemini dile getirmiştir, Hatta yazıtlarda, Çinli'lerin oyunlarına karşı koyup direnebilmek için "Ötüken Ormanı'nından ayrılmayın." öğüdü verilmiştir. Gerçek yaşanılacak mekan Ötügen, Gitmesek de, görmesek de ruhumuzu şenlendiren ata ocağı, varlığıyla devamlı gururlanacağımız ata yurdumuz!


Bilmem nerede olduğunu görmedim de ama biliyorum ki benim yüreğimde bir od var adı da Ötüken! Uçmağa vardığımda ruhumun at koşturacağı yer orası.


Orhun ırmağının kaynağına yakın yerde ki Ötüken yöresi olabildiğince  sulak, çayırlık, her bakımdan yaşanabilecek  hoş bir yerdir. Atalarımız için iktisadî veya stratejik bir öneme haiz olan bu Ata toprağının  Türkçülerin gönüllerini mest etmesi de kaçınılmaz son olmakta.



Türk ırkının ulu Başbuğlarının ruhlarının at koşturduğu o yemyeşil vadileri, Göz alabildiğine dağların sırtlarına doğru uzanan ormanları, yüksek dağları, Eşi benzeri olamamakla birlikte  serin ve derin akan  tertemiz ırmakları akan suları Ötükenimi anlatmaya yeterlimidir ki?




Ötügene gitmek için Moğolistan üzerinden ulaşmak mümkündür,  Tanrı dağlarının etkisi içerisinde akan orhun ırmağının oluşturduğu yemyeşil uzun vadiler içerisinde olduğunu varsayıyorum. Tanrı dağları ve onun Bozkırları bizim anavatanımızdır.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın





Geçmişi öğrenelim, gezip anayurtları;

Görelim, hangi tasa öldürmüş Bozkurtları!

Çevirelim gözleri on dört asır önceye;

Sonra bugüne dönüp, dalalım düşünceye...

Seni özünden vuran düşmanın kimmiş dünkü?

Göreceksin ki, yine aynı düşman, bugünkü!

Çi-Çi

turkcuturanci.com

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #312 : 20 Eylül 2017, 13:22:25 »

TÜRKİYE'NİN AKARSUYU KIZILIRMAK

Kızılırmak Nehri Türkiye topraklarından doğarak yine, Türkiye topraklarından denize dökülen en uzun akarsudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Nehir taşımacılığı için kullanılmaz. Başlıca kolları Delice Irmağı, Devrez ve Gökırmak’tır.

Kızılırmak, İç Anadolu'nun en doğusunda bulunan Sivas'ın İmranlı ilçesinden doğar.



Hafik yakınlarında Koçdere'yi, Sivas'a yaklaşırken Akmescid Deresi ve Tecer Irmağı'nı alır. Sivas'ı geçtikten sonra Yıldız Irmağı nehre katılır. İlkin batıya, daha sonra kuzey doğudaki Tuz Gölü'nü geçerek kuzey batıya akar.

Sırasıyla Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Aksaray, Çankırı, Çorum ve Samsun illerinden geçerken çok sayıda dere ve çayın sularını toplayarak Bafra Burnu'ndan Karadeniz'e ulaşır.






Kızılırmak; kuzeydoğusundan Yeşilırmak havzası, doğudan Fırat havzası, güneydoğudan Seyhan, güneybatı ve güneyden Konya kapalı havzası, batıdan Sakarya Nehri havzası, kuzeybatıdan Yenice Batı Karadeniz akarsuları havzaları ile komşudur. Türkiye toplam alanının 1/10'nunu drene eder.

Havzada bazı alanlarda vadi genişleyerek ovaya dönüşür. Yukarı havzada; Hafik, Zara, Sivas ovaları, aşağı havzada; Kargı, Osmancık, Tosya ve en büyüğü Bafra Ovasıdır.




Akaçlama alanı üzerinde yaşam verdiği ilçe ve merkez ilçe sayısı 21 ilde 45 tanedir. En çok sayıda kentin kurulmasına neden olduğu bölgesi Çorum İl sınırları içerisinde kalan kısmı olup burada 10 adet kentin varlık bulmasını sağlamıştır. 45 adet kentin yalnızca 24 tanesi Sivas, Kırıkkale ve Çorum illerindedir.

Sıralama alan çığırında yer alan ilçe ve merkez ilçe belediyeleri (11 ilde 45 adet); sıralama çoktan aza doğru yapılmıştır:

Çorum ilinde 10 adet: Kargı, Osmancık, Dodurga, Laçin, Oğuzlar, Çorum, İskilip, Uğurludağ, Bayat, Sungurlu
Kırıkkale ilinde 7 adet: Sulakyurt, Bahşılı, Yahşihan, Kırıkkale, Keskin, Karakeçili, Çelebi
Sivas ilinde 7 adet: Gemerek, Şarkışla, Yıldızeli, Sivas, Hafik, Zara, İmranlı
Kayseri ilinde 5 adet: İncesu, Kayseri, Felahiye, Özvatan, Sarıoğlan,
Ankara ilinde 4 adet: Kalecik, Balâ, Şereflikoçhisar, Evren
Kırşehir ilinde 3 adet: Kaman, Kırşehir, Mucur
Nevşehir ilinde 3 adet: Gülşehir, Avanos, Ürgüp
Sinop ilinde 2 adet: Durağan, Saraydüzü,
Samsun ilinde 2 adet: Bafra, Vezirköprü
Çankırı ilinde 1 adet: Kızılırmak,
Aksaray ilinde 1 adet: Sarıyahşi




Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Veysel ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.275


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #313 : 20 Eylül 2017, 15:29:39 »



Bu Kızıl ırmak mi yoksa Kızıl  deniz mi Gülümseme
Yoksa Kızıl ırmağın karadenize döküldüğü yer mi?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Veysel ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.275


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #314 : 24 Eylül 2017, 14:16:15 »

Bulgaristan'da Yaşayan Türkler Hakkında

Araştırma ve Makaleler
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Veysel ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.275


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #315 : 24 Eylül 2017, 14:18:04 »

Yüce Türk milleti öylesine bulanık bir çağdan geçiyor ki her zaman bir yanı eksik duran dış Türkler  son 16 yılımızda iyicene unutularak acıları ile baş başa kaldılar!

Akape iktidarı ile derinleşen dış Türklerle olan ayrılığımız arapların, kürtlerin ve diğer Müslüman ülkelerde ki ümmeti muhammedlerin seyyar dertleri her zaman iç siyaset malzemesi yapıldığından ve Anavatanda yaşayan soyu Türk olanların göt kıllığı hevesleri yüzünden uzaktaki kandaşlarımız ile pek ilgilenemedik.  Etiyopya dedik, ardından eritre sonra her zaman gündemimizin başına oturan soysuz Filistin, ırak suriye derken şimdi de mayanmar denen bir yer  düştü gündemimize ve biz kandaşlarımızla gene ilgilenemedik.

Biz Türkçülerde iktidarın bu sinsi oyununa düşüyor onların bize sunduğu gündem üzerinden günü bitiriyoruz, Hani nerede Doğu Türkistan, nerede Karabağ,  Yunanistanda ki Türkler, Suriyenin batısında yer alan Bayır Bucak Türkmenleri, Kıırımda ki Türkmenler. Bunlar hakkında son yıllarda hiç mevzu açıp olayları irdeleyerek sorunlarına çare aradık mı?
YA BULGARİSTANDA YAŞAYAN KANDAŞLARIMIZ?
Bulgaristandaki kandaşlarımız adları ile oynanması, dini inançları nedeniyle camilerine saldırılması ve ana dileri olan Türkçenin kullandırılmaması gibi bir sorunla karşı karşıya kaldığını biliyormuyuz? Bulgaristanda yaşayan 700 bin cıvarında Türk var ve Müslüman Türk ama bizdeki Müslüman iktidar nedense bu kandaşlarımızın sorunlarını görmemezlikten geliyor burada yaşayan soydaşlarımıza bilerek sırtını dönüyor, Türke düşman olanın Türke yardım edeceğini düşünmek akıl tutulmasıdır!

Bulgar hükümetlerinin hiç birisi aslında Türk varlığını kabul etmeyerek bulgar Müslümanları gibi adlandırmak peşinde koşmuşlardır, Oralarda yaşayan Türklerin antlaşmalarla saklı hiçbir hakkı onlara tanınmamıştır, Bulgaristanda yaşayan soydaşlarımıza zorla müslümanlaştırılmış bulgarlar, zorla Türkleştirilmiş bulgarlar, Bulgarca konuşmayan bulgarlar gibi abuk sabuk adlandırlmar yapılmakla beraber  bulgar yönetiminin bunları bulgar görmesi bile iş resmiyete bindiğinde soydaşlarımız her zaman oralarda dışlanmaktalar.

Doksanların başından itibaren Bulgaristanda yaşayan  Türklerin haklarına kavuştukları devletler arasında dillendirilmesi de koca bir yalandır. Bulgaristan yasalarına göre Türklerin orada yaşayan Türklerin anayasada ki adı Bulgarca konuşmayan Türklerdir, todor Jivkov zamanından kalma bir yasadır ve hala da değiştirilmemiştir, Türkiye Cumhuriyetini yönetenler maalesef bu konuları her zaman gündeminden uzaklaştırmış ve o topraklarda yaşayan kandaşlarımızla ilgilenmemiştir. Bu gün 240 sandalyeli Bulgaristan Millet Meclisinde 34 milletvekilliği; Hükümet içinde 3 bakanlığı, 14 bakan yardımcılığı; son yerel seçim sonuçlarına göre de 1 il belediye baş­kanlığı, 34 ilçe belediye başkanı ve 663 belediye meclis üyeliği  olan Hak ve Özgürlükler adlı partininde ne yaptığından bihaberiz, bu parti bu kadar güç ile kendi ırkdaşlarının sorunlarına eğilerek gerekli yaptırımların sağlanması konusunda adımlar atmakla mükelleftir.

Bulgaristanda yaşayan Türklerin azamisi kırsalda yaşar, verimsiz topraklarda kıt kanaat geçinen bir toplumdur, işsizlik Türkler arasında had safhadadır, Türkler Bulgar devletince  verilmiş hakları gasp edilmiş bir vatandaş kesimidir., gerekli alt yapının olmadığı öne sürülerek anadilde eğitim yapamamaktadırlar, Avrupa birliğine dahil olan bir ülkede esaret altında yaşayan kesimdir Bulgaristanda ki ırkdaşlarımız ve HÖH hak ve özgürlükler hareketi adlı Türk partisi de aslen orada görevini yapmamaktadır.

Her iki tarafın hükümetlerinin vurdum duymazlıkları zaten her şeyi açıklamakta. Belene meselesinin ardından Türkiyede yapılan eylemlerin ardından Türk hükümetince 1989 yılında toplu göçe tabi tutulan Bulgaristan'da Türklerin karşılaştığı sorunlar yerli yerinde duruyor. Şu an bulgaristan da Türk ismiyle iş bulamayan Türklerin çareyi Avrupa'ya ve başka ülkeler gitmede bulduğunu görüyoruz, biliyoruz. Bu topraklarda yaşayan soydaşlarımızın Osmanlının vahim hataları neticesinde başlayan çileleri 100 yılın ardından hala devam ediyor!

Her zaman söylediğim gibi düştüğümüz şu durum Osmanlının birinci dünya savaşında ki basiretsizliği nedeniyle oluşmuştur. Yemende, suudi arabistanda, Trablusgarb da arap boku yemek için o kadar askeri telef ettireceğinde yerli yerinde dursa da Türk milletinin yoğun olduğu kısımları savunsaydı yunanistan olsun, bulgaristan olsun, Kerkük, musul, Azarbaycan, Şam hala bizimdi!! Arap ellerinde, çöllerde müslüman boku yiyeceğiz diyerek çok can verdik!  Kendileri için can verdiğimiz şu soysuzların şimdi bitleri kanlanınca yüce Türk milletine karşı duruşlarını, davranışlarını hep baraber görüyoruz işte. O zaman da arkamızdan vurmuşlardı, şimdi de aynısını yapıyorlar.

İçimizde yer alan bazı embesilleşmiş kendisine tarihçi, bilimci sanatçı falan filan diyen eziklerin Bulgaristanda yaşayan kandaşlarımız için iç acıtıcı sözler kullanılmaktadır, Osmanlı döneminden beri acıalra gark olan bu kandaşlarımızın Türk olmadıkları yönünde aşağılanması şeref yoksunluğu, adiliktir. Bulgaristanda yaşayan o topraklarda esir bıraktığımız Bulgaristan'daki Türkler, Osmanlı Devleti döneminden itibaren Bulgaristan'a göç eden Türkler oluşturmaktadır. Bulgaristan'daki Türkler, Oğuzların ve Kumanların soyundan gelmektedirler. Oğuz Türkleri, Anadolu üzerinden ve çoklukla Osmanlı devrinde o bölgeye geçen Türklerdir. Bulgaristan'da, başta Filibe, Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Eski Cuma, Silistre, Dobriç, Burgaz ve Rusçuk şehirleri olmak üzere birçok yerleşim bölgesinde Türkler ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamaktadırlar.

Detaylı Bilgi
Bulgaristan'daki Türk varlığı Hunlar'ın 5. yüzyılda Doğu Avrupa'da kurduğu hakimiyetle başlar. Atilla'nın ölümünden sonra yerine geçen oğlu İrnekiin kurduğu Bulgar Konfederasyonu batıda Tuna'ya kadar uzanıyordu.

Bulgar Türkleri, Baskakov'un "Batı Hunca" adını verdiği ve bu gün Çuvaşlarla temsil edilen bir lehçe konuşuyorlardı. Proto-Bulgarlar Doğu Avrupa ve Balkanlar'ın ilk Türk sakinleridir. İdil Bulgar Türkleri'nin kurduğu bu hakimiyet Avar, Hazar ve Tuna Bulgar Türkleri ile devam etmiştir.

Müslüman Türkler'in Bulgaristan'da görünmeleri 14. yüzyıla rastlamaktadır. 1385'te Sofya'nın Osmanlı hakimiyetine girmesiyle Bulgaristan, Türkler'in eline geçmiş ve böylece 500 yıl süren bir Türk idaresi dönemi başlamıştır. Osmanlı Devleti zamanında Konyar, Türkmen, Yörük ve Tatar Türk toplulukları bu bölgeye iskan edilmiş; ayrıca 16. yüzyıl başlarında Celali isyanları sırasında bazı Türk grupları Bulgaristan'a göçmüştür.

Bulgaristan, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ilk büyük toprak kaybına uğradığı 1877 -1878 Osmanlı-Rus Harbi'nden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur. İlk muhtar Bulgaristan Prensliği, Tuna Vilayeti'nin Vidin, Rusçuk, Sofya, Tırnova ve Varna sancakları üzerinde tesis edilmiştir.

Ardından Filibe ve İslimiye sancakları üzerinde kurulan Doğu Rumeli Vilayeti ve 1912- 1913 Balkan Harbi'nden sonra Batı Trakya ve Rodoplar bölgesinde 9 Türk ilçesi Bulgaristan Prensliği'ne dahil edilmiştir. Son olarak bir Türk bölgesi olan Güney Dobruca toprakları da 1940'ta Romanya'dan alınıp Bulgaristan'a verilmiş; böylece Bulgaristan ilk kuruluşundaki topraklarının iki katını epeyce aşan bir yayılmayı gerçekleştirmiştir.

Bulgaristan'ın nüfusunun 3.206.500 olduğu 1876-1885 yıllarında Türkler 1.801.000 nüfusla bu ülkenin %57'sini teşkil etmekteydi. 1878 yılında büyük Bulgaristan Devleti'nin kurulmak istendiği bölgede ise 2.500.000 Bulgar'a karşılık 4.000.000 Bulgar olmayan nüfus vardı ve bunların yaklaşık 3.000.000'u Türk'tü. Osmanlı-Rus Harbi sırasında ve Bulgar komitacılarının zulmüyle 350.000 Türk ölmüş; 600.000 civarında Türk de Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmıştır. Bunlara rağmen Türk nüfusu artışını sürdürmüştür. Zira Bulgarların doğurganlık oranı %0.9, Türklerin ki ise %0.32'dir. Bunu fark eden Bulgarlar, katliamlarla ve göçlerle yok edemedikleri Türk nüfusunu, inkar ve asimile ile yok etmeye çalışmışlardır.

Bütün bu çabalara rağmen bugün Bulgaristan'da 750.000-2.000.000 arasında Türk'ün yaşadığı tahmin edilmektedir.

Trakya da yaşayan tüm soydaşlarımızın ölümüne yanlarındayız, bu biline!!

Tanrı Türkü Korusun

NE MUTLU TÜRK DOĞANA!

yürekli-kam/Veysel TOP

turkcuturanci.com

24/09/2017
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #316 : 24 Eylül 2017, 19:00:22 »

TOPRAK BİLE ÖLMÜŞ GİBİYDİ…

Bütün büyük milletler sınırları dışında kalan, tarihi ve kültürel bir geçmişi olan soydaşlarını asla ihmal etmemekte, içtimai ve siyasi işbirlikleri ile gereken yakınlığı korumaktadır. Kıtalara hakim olan Türk Milleti ise birçok coğrafyada izler bırakmış ve soydaşlık bağını genişletmiştir. Günümüzde Balkanlar’da Türkler; Romanya, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan ve Kosova’da yoğun bir şekilde yaşamaktadırlar.

Balkan Türkleri’nin dernekleşme faaliyetlerindeki artış ve son yıllarda o bölgede yaşanan Türk Milletine karşı yürütülen asimilasyon politikaları batı sınırımız olan hatta (ki bize buna sınır demeyiz) yaşanan “Türk Milleti’ni Yok Et” planının hayata geçtiğinin göstergesidir.

Köklü tarihimiz nedeniyle Türkiye dışında milyonlarca soydaşımız yaşamaktadır. Soydaşlarımız bu ülkelerde çeşitli şekillerde sosyal, dini ve ekonomik baskılara maruz kalmaktadırlar. Diğer ülkelerden sürekli olarak anavatan Türkiye’ye göçlerin olması yapılan baskılardan kaynaklanmaktadır.

Ortodoks devletlerin “Yeşil Koridor” olarak adlandırılan uygulama ile ilgili “Yeni Osmanlıcılık” doktrinin bir parçası olan Bulgaristan’daki Müslümanlar’ın etnik açıdan yeniden tanımlanması hareketi son yıllarda bölgedeki Türk nüfusunun baskı altına alınmasına neden olmuştur. Bölgede “Ortodoks” kanada karşılık, “Müslüman” kanadı ifadeleri çok yaygın bir şekilde halen dile getirilmektedir.

Türkçü Turancı Otağ olarak Balkanlar’da azalan Türk nüfusun, Türkiye açısından güvenlik sorunu oluşturmaktan öte anavatan bildikleri Türkiye açısından beka önemi taşıdığını dile getirmemize bir gerek olmadığını düşünmekteyiz. Bu bakımdan Türklerin teşkilatlanma ve birlikte hareket teşekkül edebilme kabiliyetlerini geliştirmeleri hem kendileri açısından hem de Türk Milleti’nin bütün coğrafyadaki geleceği açısından büyük bir önem arz etmektedir.

30 Haziran 1990'da işbirliği protokolü imzalamak için Suriye'ye giden Rum Yönetimi Lideri Vasiliu'nun görevini değerlendiren Simerini Gazetesi, "Türk yayılmacılığının direkt tehdidi karşısında bulunan ve Türkiye tarafından ezilen halklar (?) arasında, ortak bir cephe kurulması gereğinden" söz etmiş ve "Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye ile Ermeniler ve kürtlerin Turancılığa karşı birleşme zamanının geldiğini" öne sürmüştür.

1995 yılında bu hedefe ulaşılmış, Yunanistan önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ve ardından da sırasıyla Bulgaristan, Suriye, Arnavutluk nihayet Ermenistan ile savunma ve askeri işbirliği antlaşmaları yapmıştır.    

Yunanistan ve Rum Kesimi 1990 yılından başlayarak bu sonucun alt yapısını adım adım oluşturmuştur. Öncelikle "Pan-Etnik Bir Birlik" veya "Pan- Etnik Bir Konferans" adı ile çalışmalara başlanmıştır. Ardından "Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı" ile faaliyet yürütülmüştür.

Yunanistan'ın Türkiye'yi çevrelemek amacıyla üçüncü ülkelerle yaptığı savunma ve askeri işbirliği anlaşmalarından önce bu çerçevede gerçekleşen önemli bir organizasyon da Eylül 1993'te Belgrad'ta toplanan "Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı” dır. Bu konferansa Rusya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Ermenistan, Yugoslavya ve farklı 7 ülkeden temsilciler katılmıştır."

Yukarıda Yunanistan tarafından yakın tarihte Türk Varlığı’na karşı duyulan nefretin ve yürütülen politik faaliyetleri paylaşma gereği duydum. Bu planlamalarda dikkat edeceğiniz üzere “Ortak Düşman Türkler” ve onun bu coğrafyadaki varlığına son verecek olan da ezilen halklar olarak ifade edilen bölge ülkeleri olarak tanımlanmıştır.

Bu benzer kültüre sahip zangoç halklar terimi içinde yer alan Bulgaristan’ı, tarihin gerçekliğinde Türk Bulgaristan’ı olarak, Kurultayımızda masa yatıralım istedik.

Tarih, Balkanlar’a bir temayül göstermemek için kendinden kaçmaktadır. Bu bağlamda Huntington, fay hattı benzetmesinde; Balkanlar’ın bir anlamda “Batı ve geri kalanı” ayıran hattın çevrelediği bir bölge olduğunu ileri sürer.


Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da ilk toprak kaybına uğradığı 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur.

XVI. yüzyılda Bulgaristan’ın nüfusunun büyük bir kısmını Müslüman Türkler oluşturmaktaydı. Bulgaristan Türkleri, genelde Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Balkanlar’a göç etmiş Yörüklerden oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Anadolu’dan bölgeye göç eden Türkler, burada yaşayan yerli Türk halkı birleşerek çoğalmışlar ve bölgede önemli bir Türk varlığı meydana getirmişlerdir. XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinde Tuna Vilayeti’nin altı vilayetinde 600.000 Türk bulunmaktaydı.

Doğu Rumeli (Berlin Anlaşmasında bu adı almıştır) bölgesinde XIX. Yüzyılda 681.000 Türk’e nüfusa karşılık 483.000 Bulgar nüfusu bulunmaktaydı.

1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde 1 milyon 253 bin Müslüman Türk yaşadığı topraklardan göç etmeye zorlanmış ve bunların yarısı soykırım, hastalık, açlık veya soğuk yüzünden hayatını kaybetmiştir. Böylece Tuna Vilayeti’nde Bulgarlara bir ülke oluşturulmuştur.

1877-78 Osmanlı Rus savaşı Osmanlı Devleti’nin 19.yy’da yaptığı en büyük, en çetin savaşlardan biri oldu. Savaş sonunda imzalanan Yeşilköy anlaşması eğer kabul edilmiş olsaydı sonuçları itibariyle de büyük bir savaş olurdu. Ancak büyük devletlerin araya girmesi Rus yayılmacılığını durdurdu ve netice itibariyle daha hafif şartları olan Berlin anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile Osmanlı’ya göstermelik olarak bağlı özerk bir Bulgar Prensliği kuruldu, Doğu Rumeli vilayeti oluşturuldu ve Makedonya, ıslahat yapmak kaydıyla Osmanlı’da kaldı. Nitekim 1885’de Doğu Rumeli de Güney Bulgaristan adını alarak Bulgar Prensliği’ne ilhak olacaktır. ( Ömer Turan, “Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri”, Balkan Türkleri Balkanlar’da Türk Varlığı, Erhan Türbedar, ASAM, Ankara, 2003, s.20; Bilal Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1986, s.31-32.)

1877-78 Harbi sırasında Rus ve Bulgarların Türklere karşı yaptıkları katliam ve yağma olaylarını gözlemleyen Binbaşı Leader, İstanbul’daki Daily Telegraph gazetesi muhabiri M. Drew’e gönderdiği telgrafta “… Yeni Zağra istasyonu civarında 3000 kadar ceset gördük, hepsi Türk’tü. Köpeklerin ve domuzların bozulmuş cesetleri kemirmeleri ve binlerce aç kuşun istasyon duvarlarına tüneyerek beklemeleri korkunç bir manzaraydı…”( İlker ALP, a.g.e, s. 19.)

Bulgarlar bu amaçla Türklere karşı uygulanan Türk isimlerini değiştirme, Hıristiyan olmaya zorlama, milli kıyafetleri yasaklama ve camileri yıkma faaliyetleri aratarak devam etmiştir. Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, önce kendi ülkelerinde yaşayan Türkleri, sonra da ele geçirdikleri Makedonya, Batı Trakya ve Doğu Trakya’da yaşayan Türkleri planlı bir şekilde katlediyorlardı. Örneğin Makedonya’nın İştip bölgesini ele geçiren Bulgarların bölgede yaşayan Türk ve Yahudi’lere karşı yaptıkları zulümleri “Milli Bulgar Bankası”nın bölgeye gönderdiği bir Bulgar memuru şöyle anlatmaktadır. “ Kasabanın yarısını oluşturan Türk ve Yahudi evleri tamamen boş, 25 kadar komitacı çetnik güpegündüz 70 yaşlarında bir Yahudi’ye saldırdı ve başını taşla yardılar. Ben müdahale edince bana da saldırdılar. Korkunç bir durum, sivil Türk köylülerinin nedensiz yere öldürüldüğü, mallarına, mülklerine el konulduğu karılarının çocuklarının açlığa terk edildiklerini görünce insanın yüreği parçalanıyor. Radovişte ile İştip arasında yaklaşık 2.000 Türk muhacir çoğu da kadın ve çocuk, açlıktan öldüler. Sahiden yalnızca açlıktan…”(H. Yıldırım AĞANOĞLU, a.e, s. 71.)

1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi Rusların ifadesi ile bir ırklar ve yok etme savaşına dönüşmüştür. Bu savaş sonucunda bölge Rus işgaline uğramış, bölgede yaşayan Türkler ya katledilmiş ya da göç etmeye mecbur edilmişlerdir. Bu yüzden Türkler dört yüz yıldan beri yaşadıkları topraklarda azınlık durumuna düşmüşlerdir. Bütün baskılara rağmen de Türk nüfusu gücünü korumayı başarabilmiştir.

Balkan Savaşları sırasında karşı yapılan mezalimler Avrupa ve Türkiye’de yayınlanan gazetelerde de yer almaktaydı. İkdam gazetesinin 15-16 Ağustos 1913 tarihli sayısında yapılan katliamlarla ilgi yayınlanan belgelerin sonuna özet olarak şöyle yazılmaktaydı: “ Habere göre Kırcaali kazasının 6 köyünde 570 hanede oturan 3430 nüfusun çoluk çocuğu da dahil olmak üzere tamamı katledilmiştir. Eğridere kazasının Gümilcine’ye hicret etmeyen kısmında kalan 11 köyde 1490 hanenin tamamı yakılmış ve bir tek kişi kalmamacasına 7600 nüfus katledilmiştir. Diğer köylerden 1970 ev yıkılmış ve göç etmeyi başaramayan 1880 kişi feci şekilde katledilmişti. Gümilcine’nin 85 köyden oluşan Şeycuma ve 25 köyden oluşan Kirli nahiyelerinin tamamı Türk olduğundan bütün bu köyler yıkılmış ve tahrip edilmiş ahalisi istiladan önce göç ettiğinden kurulmuştu. Arda havzasının kuzeybatı istikametindeki Eğridere’nin Hataşlı nahiyesi ile Kırcaali’nin Şahinler ve Çamdere mevkileri istilaya uğramamıştı. Bunun sebebi ise 15-16.000 nüfustan oluşan ahalisinin elinde 2000’i aşkın silah ve bolca cephane bulunmasıydı.” (Ahmet HALAÇOĞLU, Balkan Harbi Sırasın’da Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Türk Tarih
Kurumu, Ankara 1995, a.35-36.)

Balkan Savaşları sırasında katledilen Türklerin sayısını İttihad ve Terakki Partisi’nin önde gelenlerinden olan ve dönemin Bahriye Nazırı olan Cemal Paşa hatıralarında 500.000 civarında olduğunu belirtmektedir. Diğer kaynaklara göre bu dönemde 812.271 kişinin 1912–1926 yılları arasında Türkiye’ye göç ettiği belirtilmektedir. (H. Yıldırım AĞANOĞLU, a.g.e, s. 94.)

Bulgar Prensliği’nin hukuken Osmanlı’ya bağlılığı 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanına kadar sürdü ve bu tarihle birlikte Bulgaristan krallık oldu. 19 Nisan 1909’da Bulgaristan Krallığı ile Osmanlı arasında bir protokol imzalandı ve Osmanlı hükümeti Bulgaristan’ın bağımsızlığını resmen tanıdı. Bundan sonra hukuken artık Bulgaristan’da yaşayan bir Türk topluluğu vardı. Ancak Balkan savaşları ve I. Dünya savaşı yılları kitleler halinde Türk göçlerinin yaşandığı yıllar oldu. Bulgar hükümetleri hızla Türk varlığını Bulgaristan’da eritmeye ve Bulgar nüfusunu çoğaltma gayreti içine girdiler. Ancak I. Dünya savaşı sonrası Alexandre Stanbuliyski liderliğinde kurulan Bulgaristan Çiftçi hükümeti döneminde Türk azınlık insanca bir yaşam sürebildi. Hükümet, çiftçi oylarıyla kurulmuştu ve bu sayede ayakta kalabiliyordu. Yüzde 80’i çiftçi olan Türkler de Çiftçi Partisi tarafından büyük bir destek görmüştür. Ancak bir darbe neticesi 1923’de iktidardan düşen Çiftçi Partisi yerine bundan sonra faşist düşünceli yönetimler gelmeye başlayacaktır. I. Dünya savaşı sonrası yeni düzende Bulgaristan, revizyonist blokta yer aldı ve Balkanlar’da yayılmacı bir politika izlemeye başladı. Bu bakımdan Türkiye, Bulgaristan’la 1925’de Ankara Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 1929’da Tarafsızlık ve Uzlaşma Anlaşması imzalayacaktır. (Bulgaristan’la 1925 ve 1929’da yapılan anlaşmalar için bkz., İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları, c.I, TTK, Ankara, 2000, s.261-271 ile s.381-386.)

Türkiye’nin buradaki amacı sınırlarını Bulgaristan’a karşı güvence altına almaktı. Bu arada faşist Bulgar idaresi Türkleri ezmeye başladı. Bulgaristan’ın amacı, Türkleri ağır ekonomik ve politik şartlarda perişan duruma getirip Türkiye’ye göçe zorlamaktı. Bu durumu fark eden Bulgaristan Türk aydını, Türk azınlığın unum dertlerini görüşmek, bir hal çaresi bulmak amacıyla milli bir kongre toplama ihtiyacı hissetti. Bu düşünce o sırada Bulgar parlamentosunda bulunan Türk mebuslar tarafından da desteklendi. Sonuçta 31 Ekim-3 Kasım 1929 tarihleri arasında Sofya’da Bulgaristan Türklerinin 1. Milli Kongresi yapıldı. Bu, Türklerin milli varlığını, duygularını dile getiren ilk teşebbüs oldu. Kongre, Türk azınlığın tarihinde derin izler bıraktı. Bulgaristan yerel Türk basını konuya geniş yer ayırdı. Rehber gazetesi kongreden bir güneş doğacağını yazarken, Deliorman gazetesi kongreyi “Bulgaristan Türklerinin tarih önünde bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.( Hüseyin Memişoğlu, “Bulgaristan Türklerinin Birinci Milli Kongresi (31 Ekim-3 Kasım 1929)”, Belleten, C. LIV, Nisan-1990, Sayı209’dan Ayrı Basım, s.309-318.)

Milli kongrenin Bulgaristan’ın kuruluşundan buyana 1929’a dek geç kalmasının sebebi ise yetişmiş Müslüman Türk aydını eksikliğidir. 93 harbiyle birlikte asker ve sivil idareciler, aydınlar, varlıklı kimselerin büyük kısmı Anadolu’ya göçtü. Geriye cahil, eğitimsiz kesim kaldı. Bu durum yerel Türk basınında bir benzetmeyle başız gövde olarak nitelendirilmişti.( Ömer Turan, “Bulgaristan Türklerinin Bugünkü Durumu, Yeni Türkiye, sayı:3(Mart-Nisan 1995), s.300 )

Ancak Milli kongre kararları Bulgar hükümeti üzerinde etkili olamadı. II. Dünya savaşının sonuna kadar Bulgar kızıl faşizmi, Türklerin üzerine bir kabus gibi çöktü. Bulgaristan Bulgarlarındır sloganıyla Türklere karşı katı bir tutum sergilendi.( Hakkı A. Meçik, Bulgaristan Türklerinin Durumu, İzmir, 1984, s.26. )

Son olarak Bulgaristan 1940 yılında nüfusunun çoğunluğunu Türkler’in oluşturduğu Dobruca bölgesini de topraklarına katarak kuruluşundaki topraklarının hemen hemen üç katına ulaşmıştır.

II.Dünya savaşının sonunda ise faşist yönetimin yerine 9 Eylül 1944’de Bulgaristan Komünist Partisi’nin öncülüğünde Vatan cephesi hükümeti kuruldu ve böylece komünist rejim Bulgaristan’da başlamış oldu. Cengiz Hakov, “ Bulgaristan Türklerinin Göçmenlik Serüveni”, Türkler, ed., Hasan Celal Güzel-Kemal Çiçek-Salim Koca, c.20, Yeni Türkiye Yay, Ankara, 2002, s.372.)

1947’de ülkeyi Halk Cumhuriyeti ilan eden anayasanın onaylanmasıyla da Bulgaristan, Sovyetler Birliği’nin bir uydusu haline geldi.

Komünist rejimin ülkedeki halkları yönetime ısındırma anlayışı vardır. Bu bakımdan Türk azınlık da ilk zamanlar Bulgar yönetiminin teveccühüne mahzar oldu. Türkler de komünist idareden umutluydu. Ona bir kurtarıcı gözüyle bakıyordu. Faşist yönetimden bunalmıştı. Bu bakımdan Vatan Cephesi, Türkler için Türkçe “Işık” gazetesini çıkarmaya başladı. Gazete yeni rejime övgüler yağdırıyordu. Böylece yeni hükümet Türk azınlığı kazanmaya çalışıyordu. Komünist yönetim Türklere parlak bir gelecek vaad ediyordu.( Şimşir, a.g.e., s.172.)

Ancak komünist sisteme adapte olamayan, varlığını sistem içerisinde eritemeyen Türkler için zamanla düşünceler değişmeye başladı. Bunda Türkiye’nin II. Dünya savaşı sonrası Batıbloğu içinde yer alması da çok etkili oldu. Bulgaristan’dan ilk hamle 1950-51’de geldi. Sovyetlerin tazyikiyle 250 bin Türk bir anda ülkeden sınır dışı edilmek istendi.  ( Coşkun, Bulgaristan’la Yeni Dönem, s.15-16.)

Türkiye ise soydaşlarına kucak açarak 250 bin olmasa da 150 bin dolayında Türkü ülkeye almayı başardı. Bu sayıda kalınmasında, Bulgaristan’ın Türklerle birlikte bir takım zararlı unsurları da Türkiye’ye sokmak istemesi etkili oldu. Bundan sonra Bulgaristan tarafından Türkiye’ye göç konusu yasaklandı. Artık geride kalan Türkler, sistem içersine zorla entegre edilmeye başlandı. 1946’da özel okul statüsündeki Türk okulları devletleştirildi.

1959-60 ders yılında ise Türk azınlık okulları Bulgar okullarıyla birleştirilerek tüm Türk okulları ortadan kaldırılmış oldu.( Hazma Eroğlu, “Milletlerarası Hukuk Açısından Bulgaristan’daki Türk Azınlık Sorunu”, Bulgaristan’da Türk varlığı(Bildiriler, 7 Haziran 1985), TTK, Ankara, 1992, s.16.)

Beş yüzyıl Osmanlı yönetiminde kalan Bulgaristan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Türklere karşı sürekli bir asimilasyon politikası izlemiştir. Ancak 1944 yılında Bulgaristan’a komünist rejimin yerleşmesiyle beraber asimilasyon devletin resmi ve sistemli bir politikası olması itibariyle nitelik değiştirmiştir. Özellikle Jivkov döneminde (1962–1989) Türk ve diğer azınlıklar eritilerek “tek milletli” Bulgaristan oluşturma idealine yönelik uygulamalar artmıştır. İşte böyle ırkçı bir anlayışla, Bulgaristan nüfusunun onda birini oluşturan Bulgaristan Türkleri’ne 1984 yılı sonlarından başlanarak Jivkov’un iktidardan uzaklaştırılışına kadar çok şiddetli ve geniş kapsamlı bir asimilasyon politikası uygulanmıştır.

Zorunlu isim değiştirmelerle başlayan bu uygulamalar, Türkçe yasağı, dini yaşamın kısıtlanması ve diğer uygulamalarla devam etmiştir. Baskılar sonunda bunalan Türk azınlık yönetime karşı gösteri yürüyüşüne başlayınca da ellerine birer pasaport tutuşturularak sınır dışı edilmeye başlanmıştır. Böylece 1989 yılı göç olayı gerçekleşmiştir.

Türkçe gazete ve dergiler yavaş yavaş kapanmaya başladı. Okullarda Türkçe ders saatleri kademeli olarak azaltıldı. 1969 yılına gelindiğinde ise özel bir kararla Bulgaristan’da Türkçe kitap yayınlanması yasaklandı. 1971’de kabul edilen yeni Bulgar anayasasında azınlık haklarına dair hiçbir hüküm yer almadı. ( Turan, Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri, s.25; M.Türker Acaroğlu, Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar, Kültür Bakanlığı Yay, Ankara, 1999, s.131; Coşkun, a.g.e., s.22.)

İşte tüm bunlar totaliter Bulgar komünist yönetiminin tek uluslu Bulgar devleti oluşturma amacının sonucuydu. (Eroğlu, a.g.m., s.20; Hüseyin Memişoğlu, Pomak Türklerinin Tarihi Geçmişten Sayfalar, Ankara, 1991, s.38. )

Yaklaşık beş yıl süresince devam eden asimilasyon politikası uygulamaları esnasında başta Türkiye olmak üzere diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar Bulgaristan’a her fırsatta tepkisini göstermiştir. Ancak gösterilen tepkiler yaptırımdan uzak olduğu için Bulgaristan üzerinde çok etkili olmamıştır.

Başarıya ulaşamayan bu asimilasyon politikası, Jivkov yönetiminin sonunu hazırlamıştır.

Bulgarlara göre, tek milletli devlet oluşturmadaki amaçları ve bu yöndeki gayretleri, Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesiyle haklılığını ispatlamıştır. Bundan sonra Bulgaristan, Türkiye’nin bir gün ülkedeki Türk azınlığı Sofya’ya karşı kullanmasından korkmuştur. Türkiye’nin bu müdahaleyle Neo-Osmanlıcı planlarının olduğu ileri sürülmüştür. Kıbrıs sendromu denen bu korku tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi Bulgaristan’da da uzun yıllar etkisini sürdürdü.( Coşkun, Bulgaristan’la Yeni Dönem, s.37.)

Bulgaristan’ın Türk düşmanlığı ve Türk fobisi Bulgar resmi tarih görüşüne de yansımıştır. Buna göre, Osmanlı Devleti kanlı, despot, köleci, feodal bir devlettir. Osmanlı Devleti’nin Balkan hakimiyeti dönemi, Komünizm döneminde kötü yönleriyle tanıtıldı ve nesilden nesile aktarıldı. Bu anlayış demokrasi döneminde bile Bulgar milliyetçileri tarafından devam ettirildi. ( Şimşir, a.g.e., s.355; Ahmet Nuri Ayvalıev, “Tebliğ”, Türk Halkları, ed., Mustafa Kahramanyol, Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı, Ankara, 1995, s.220.)

Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, Trakya bölgesinde de zulümler yapmış ve burada yaşayan Türklerin de göç etmelerini sağlamışlardır. Balkan savaşları esnasında Babaeski’de bulunan Alman Binbaşı Hachwaechter ifade ettiği şu manzara ile anlatıma ara vereyim.
“Şehirden çıktığımız zaman oldukça iyi bir yolu takibe başladık. Yol düz bir ovayı geçiyor ve iki yerde tren yolunu kesiyordu. Hat boyu ile geçtiğimiz yol istisna edilirse çevrede hiç kimse yoktu. Bu boşlukta ve yalnızlıkta rahatsızlık veren bir şey vardı. Toprak bile ölmüş gibiydi. Hiçbir tarla ekilmemiş, sürülmemişti. Göz alabildiğine kararmış, yanmış otlardan başka bir şey görünmüyordu...”

Tan Hu
24.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karluk Han
Ötüken'den yayılan KAN
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 490


Tanrı Türkü Korusun


« Yanıtla #317 : 24 Eylül 2017, 20:43:34 »

Osmanlı'nın ikinci beyi Orhan bey tarafından Bizans'tan Cimpe kalesinin alınmasından  itibaren Balkanlara yerleşme politikası sayesinde Diğer Anadolu beyliklerinden gelen Türkmenler , fethedilen Trakya toprakları ve daha sonra Balkan içlerine doğru yerleşmeye başladılar. Yaklaşık 670 senedir Balkanlarda Türk Varlığı kuvvetli şekilde hissedilmektedir.
Mesela Kosova'da Osmanlı padişahı Murat hüdavendigar'ın türbesi mevcuttur. Savaş meydanında sehit düşen tek padişahtır. Kosova'nın Prizren şehri ezici çoğunluğu Türk'tür. Makedonya'da Üsküp'te Türk mahalleleri ve Osmanlı eserleri mevcutken Makedonya'da ki Türk nüfus özellikle Ohrid şehrinde yoğundur. Romanya'nın Köstence bölgesinde Türk nüfus vardır ve o bölge tarihte Dobruca olarak anılmaktaydı. Kostence'de Osmanlı mimarisinden kalan eserler hala ayakta durmakta.
Yunanistan işgali altında olarak kabul ettiğim Batı Trakya Selanik ötesinden Meriç nehrine kadar bağrı Türk topraklarıdır. Kavala Gümülcine, Dedeagac , İskeçe Türklerin yoğun olarak yaşadığı şehirler.. Selanik bir kere Tanrının Türk'e yolladığı kurtarıcı Başbuğ'un memleketidir. Keşke Batı Trakya bizde kalsaydı keşke ne pahasına olursa olsun Batı Trakya'nın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalması için elimizden gelenden daha fazlası gelseydi. Ama zamanın şartlarınıda göz önüne almak gerekir.
Bulgaristan'da müslüman nüfusun hepsi Türk değildir Hasköyde Pomak nüfus yoğundur. Kircaali , Filibe , Burgaz , Şumnu , Varna , Mestanlı Türklerin yoğun olarak yaşadığı topraklar. Bulgaristan'ın Doğu kesiminde nüfusun yaklaşık yüzde 30 kesimi Türklerdir ..
Bulgaristan'da pomaklar kendi dillerini konuşmakla beraber musluman oldukları izlenimiyle Türklerle karıştırılmamalıdır. Bulgaristan Türklerinin kökeni genel olarak Karamanoğullarından gelmekte. Konya Karaman bölgesinden gelen Türkmenler yüzyıllardır Bulgaristan'da Türkün varlığını hissettirmektedir..

Karaer
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Tanrı dağları Bozkurdu
AttilaHunTürk
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.506


« Yanıtla #318 : 04 Ekim 2017, 15:27:28 »

Bulgaristan deyince akla Bulgarların yaşadığı bir ülke akla gelir, halbuki Bulgar sonradan ortaya çıkmış bir millettir. Slav, Germen, anglosakson nasıl sonradan çıktıysa, bulgarlar da slavdan kopan bir parçadır esasında. Bulundukları toprakta çoğunluğu oluştursalar da o topraklara ilk ayak basanlar olup olmadığı muammadır.
Bilinen tarih Bulgaristan'a Türklerin 4-5. Yüzyıllarda geldiğini söyler. Hun Türklerinin ilk gelenler olduğu söylense de daha önceki tarihlerde Saka Türkleriyle bu göçün başladığı tahmin edilmektedir.

Yunan mitlerinde Anadolu'da, mezopotamyada ata binen, iyi ok kullanan, gözü çekik savaşçılardan bahsedilmesi bu tezi destekler niteliktedir her ne kadar mezopatamyayla balkanlar ayrı topraklar olsa da.

Saka Türkleri olduğu tahmin edilen bu savaşçıların balkanlara da geçmiş olabileceği tahmin edilmektedir.

Yani o topraklarda, daha bulgar diye bir millet meydana gelmemişken, Türkler otağ kurmuş, ok atmış, at üstünde gezmiş ve belki de yerleşik hayata geçmiş olabilir.
Tarihinde mühim olaylar bulunmayan bulgar milletinin yaşadığı topraklarda , bulgardan önce Türk yaşıyordu.

Çok net bilgiler olmasa da o toprakların geçmişinde Türkler vardı.
Başka bir teoriye göre de, yine bu da yunan mitlerindeki Truva şehriyle ilgilidir, yunan-truva arasındaki mücadelede Truvanın yıkılışı ve Truva prensiyle birlikte Kafkaslara göçen Turuka adlı komutanın Türk olup olmadığı gizemi. Eğer Turuka Türkse , Truvanın da Türk olabileceği, böylece sonrasındaki o topraklara hükmeden Roma imparatorluğunun Türk ve yunan milletlerinden kalan kalıntının devamı olabileceği tahmini. Bu durumda o topraklarda bulgar diye bir millet yokken, Türk ve yunan vardı diyebiliriz.

Bulgaristan şu an bulgarın gibi görülse bile, o toprakların tarihinde Türkler de vardır. Osmanlıyla birlikte o topraklara Türk göçü başlamıştır. Peçenek Türkleri nasıl ki bizansın ordusunda yer alıyorduysa, o geniş coğrafyada da yerleşik bir düzende Türklerin olacağı inkar edilemez.
Celali ayaklanmasıyla birlikte, osmanlıda büyük bir Türk göçü başlamıştır balkanlara. 16. Yüzyıl o toprakların en büyük Türk göçüyle karşılaştığı zamanlardır. Yüzyıllardır Türk'ün yaşadığı bir ülke olmuştur bulgaristan.

Anayasasında azınlık haklarını güvenceye alan o ülke, Türk okullarında Türkçe konuşmayı yasaklayarak Türk'ü yok saymaya kalkmakta. Ne kadar zavallıca bir hareket, tarihlerinde en önemli yeri kaplayan Türk'ü bu şekilde yok sayabileceklerini düşünüyorlar. Türk en büyük azınlık kitleyi oluştururken , o topraklara hükmetmiş Türk devleti Osmanlıyı tarihlerinden silmeyi düşünebiliyorlar. Bu ahmakça planları az da olsa işler zannediyorlar ancak ülkelerindeki çingenelere yaptıkları asimilasyonu Türklerde uygulamaktaki başarısızlıklarından dolayı deliye dönüyorlar.

Geçmişte hatırlarsınız, Türklerin yaptırdığı çeşmeye bile saldırdıklarını haberlerde izlemiştik. Devlet sessiz kalırken, Türk hackerlar birçok bulgar sitesini çökertip bu duruma sessiz kalınmaz demiş, haykırmıştı.
Bu umut vermişti, çünkü fırsatını bulsa Türk'ü bir kaşık suda boğmak isteyen bu bulgarlara ses çıkartan, yapılanları görüp izleyen ve gerektiği yerde tepkisini gösteren Türk çocuklarının olduğunu biliyorduk artık.

Sahtekar ermeni diasporasının ermeniler katledildi diye dünyayı ayağa kaldırmalarına rağmen, bulgar çeteler Osmanlı-rus savaşında 400 bin Türk'ü katletmiştir. Türklere yapılan bu soykırım hareketi dünyaca görmezden gelinirken, ermeni yalanları ve yalancı 24 nisan tüm dünyada nerdeyse yas günü ilan edilmiştir.

Türk'ün Türkten başka dostu olmadığı daha nasıl örneklenebilir ki zaten.

Avrupa güya dil, din ırk ayrımı yapılmasına karşı, ancak Bulgaristan'da Türkçeye ve Türk'e zulmü görmezden geliyor. Onların insaniyetperverliği demek ki sadece kendilerine. 1974 ' te Türkçe konuşulan okullar kaldırılıyor ama dur diyen yok. O tarihten sonra adım atılmıyor , niye atılmıyor diyen yok.


Tabi elin oğlu bize sahip çıkacak değil, onlara kızarız, zaten beklediğimiz hareketleri bu. Hristiyan oluşum, geçmişte kuyruklarına basan, savaşlarda kanını oluk oluk akıtan ulu Türk ırkını tutacak değil elbette. Asıl suç bizde, sorun kendi içimizde.

Arakan diye bir toprak , bilmem kaç yüz km ötede, adı sanı bilinmeyen, tanınmayan bir yer. Neymiş üstünde müslüman yaşıyormuş, budistler,ateistler, ineğe tapan tayfa onlara saldırıyor zulüm ediyormuş. Yanı başımızda , bulgaristan'da da Türkler zulüm görüyor, dilleri yasaklanıyor ses çıkaran yok. Arakan'daki müslüman da , bulgaristan ndaki Türk müslüman değil mi ? Müslüman olmasa diyelim , benim soyumdan değil mi , her şeyden önemli olan budur, soydur.

Haberlerde izledik, Türk mahallelerini kuşatmışlar, bulgar polisi ordusu bu kuşatan bulgarlara ses çıkarmıyor. Gizliden destek veriyor aslında.

Bulgarlar , Türkleri ne kadar silmeye çalışsa da, görmezden gelse de , o toprakların eski sahibi Türklerdir ve şimdi bile 2 milyon Türk yaşamaktadır. En büyük üçüncü partileri Türk partisidir.

Hadi diyelim, Türk'ü tamamiyle yok ettiler, ama o kültüre girmiş olan yemeği, türküyü, çalgıyı, selamı nasıl yokedecekler, fıkrayı, ağıdı nasıl yok edecekler. Dillerine girmiş Türkçe kelimeleri nasıl yok edecekler.

İstediklerini yapsın bulgar milleti, Türk'ü yok etmeye güçleri yetmez. Yapsalardı geçmişte yaparlardı, yasalarıyla , yasaklarıyla, haçlı ordularıyla yapamadıklarını şimdi yapacaklar ha, budalalar. Onlar sadece yollarından geçen Türk gurbetçilerinden çorba parası dilenmeyi bilir. Başka da bir şey yapamazlar.


Tengri Türk'ü korusun, korumazsa Türk kendini korumasını bilir.  Atilla'nın ruhu , Türk'ün kutu, kini yeter. Hele bir Türk ırkı, kendine gelsin, damarlarında hınçla, coşkuyla dolaşan kanının yüceliğinin farkına varsın, Bilge Kağan'ın öğüdünü tutsun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.292


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #319 : 04 Ekim 2017, 15:37:31 »

Konu başlığımız Bulgaristan Türkleri!

Türkler hakimiyetini kaybettiği zamanlardaa neden diğer milletler gibi başkalarının yanında gül gibi yaşamaz da hep zulme maruz kalır düşündünüz mü hiç? Bizden bize fayda olmadığı gibi bizden diğer bütün ırklarda Türk milletine düşmandır, bize karşı hep intikam hırsı bürümüştür gözlerini çünkü yüce Türkün hakimiyeti altına girmemiş başka bir ırk yok gibidir! Gök Türkler çin zulmü,  Kırım tatarları rus eziyeti, Karabağ da ki Türkler ermeni mezalimi, Kerkük arap. Doğu Türkistanlı uygurlar gene çin zulmü altında kalmışlardır. Kıbrıs rum Trakya Türkleri ise bulgar mezalimi altında kalmıştır..

Konu başlığımız Bulgaristan Türkleri!

TARİHİN EN AŞAĞILIK SOYKIRIMLARINDAN BİRİ - TALKAN KATLİAMI ve
TARİHİN EN AŞAĞILIK ASİMİLASYON HAREKETİ BİRİ BELENE !

yıllardır üstü örtülmeye çalışılan sanki yokmuş gibi davranılan bir soykırımdan bahsediyoruz, bulgaristan'ın ab sürecinde kabul ettiği, ölen türklerin yakınlarına ve belenede çektikleri işkencelere rağmen sağ kalmayı başarmış, sürgüne gönderilmiş türklere tazminat ödeyen bulgaristan' dan bahdesiyoruz.

kısa diyeceğim ama değil uzun bir araştırma sonrasında uzun bir yazı çıktı ortaya. belene'de çektiklerini kendisi anlatanlar, belene kampında babasını ziyaret eden bir kızın anlattıkları. ve en baştan başlıyoruz.

1970-89 yıllarını kapsayan ikinci sosyalist dönem, bulgaristan türkleri açısından tam bir felaket dönemi olmuştur. slav kültürüne sahip homojen bir bulgaristan yaratmayı arzulayan faşist bulgar yönetimi, bu planı önce teşvik ve psikolojik yöntemlerle denemiş; ancak bunun netice vermemesi üzerine kan ve katliamla gerçekleştirmeye çalışmıştır. bulgar hükümeti bulgarlaştırma adı altında ülkede yaşayan 1,5 milyon türk, pomak ve çingenelere karşı bir asimilasyon kampanyası başlattı. ülkede yaşayan 310 bin türk’ ün isimleri polis zoruyla bulgar isimleriyle değiştirildi. türkçe eğitim veren okullar, üniversitedeki türk filolojisi bölümleri, türkçe gazeteler ve camiler devlet emriyle kapatıldı. çocukların sünnet ettirilmesi yasaklandı. çocuklar bu yasağa rağmen sünnet ettirilip ettirilmediğini kontrol edilmek için zorla sağlık merkezlerine gönderildi. mezar taşlarının üzerindeki türkçe isimler yüzünden mezarlar yıkıldı, talan edildi. türklerin türk motifli giysiler giymeleri yasaklandı. bu baskılara dayanamayıp protesto gösterileri yapan türklerin üzerine askeri birliklerince ateş açıldı. bulgarca isim almaya karşı çıkan türkler belene’deki toplama kampına gönderildi..

konunu duyulması üzerine türkiye, bulgar hükümeti ve uluslararası kurumlar nezdinde her türlü girişimde bulunmuş ve soydaşlarının haklarını korumaya çalışmıştır. ancak tüm bu çabaların neticesi geciktikçe gecikmiş ve nihayet beş yıl aradan sonra 1989'da yeniden büyük bir soydaş kitlesi bulgaristan'dan türkiye'ye göçmüştür.

23 haziran 1986 tarihinde insan hakları komisyonu helsinki izleme komitesi, bulgaristan'da 1.500 türk'ün öldürülüp cesetlerinin tuna nehri'ne atıldığını, 1.500 türk'ün de belene adası'na sürüldüğünü açıklamıştır. ancak 86dan sonra da belene de ölümler devam etmiş belenden kurtulanlarsa sürgüne gönderilmiştir. (1)

şair ömer osman erendoruk s.o.s. veya üçüncü mezar destanında şöyle ifade ediyordu

Türkçe söylemek yasak,Türkçe yürümek yaya,
Türkçe işitmek yasak, Türkçe bakmak dünyaya,
Türkçe sevinmeyecek, Türkçe gülmeyeceksin,
alnından akan teri Türkçe silmiyeceksin.

Türkçe bağlamak yasak ayakkabı bağını,
Türkçe ayırmak yasak solunu ve sağını,
sofrada ekmeğini Türkçe dilmeyeceksin,
Türkçe yaşamayacak, Türkçe ölmeyeceksin..

Evet işte burası Bulgaristan, değil burada Türkçe okuyup yazmak Türkçe yaşamak, Türkçe ölmek bile yasak !

 Bulgaristan Türklerini ayırt edelim
Bulgaristan'ın avrupa birliğine girmesiyle Bulgar Vatandaşların Avrupa ülkelerine göç etmeleri başladı, çingeneler ve Bulgarların yanında Bulgaristan Türkleri de başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine yerleştiler. Çingelerin Türkçeyi bilmeleri ve Almanya gibi ülkelerde her türlü hırsızlık ve fuhuş yapmaların zararını malesef Bulgaristanlı soydaşlarımız cekti ve çekmeye de devam ediyor. Çünkü Türkiye Türkü biraz mankurtlaşmışlar, çingeneyle Bulgaristan Türkünü ayırt etmiyor ve çingelerin ve Bulgarların yaptığı tüm pisliklerin içine soydaşlarımızı da içine cekiyorlar. Halbuki Almanya gibi ülkeye her diğer Türk gibi namusu ve şerefiyle ekmek parası kazanmaya geliyor  Bulgaristanlı Türk soydaşımız.
Bir Anadolu Türk'ü "Soyun ne?" diye sormuyor, Bulgaristan dan geliyorsan hepsini aynı kefeye koyuyor ve bu haksız ve çok açı bir durum.   
Türklüğü ile  övünen bu kardeşlerimizin bir kaçı çok şikayetçi bu durumdan, bir pis çingeneyle aynı görünmeleri çok zorlarına gitmekte bu Türklerin.
Bu yüzden Anadolu Türklerin bu konuda daha dikatli olmalarını tavsiye ederiz. Sonuçta sen ben nasıl Türk isek  Bulgaristan Türkleri de aynı TÜRK!
 
Türkiye Türklerinden ricam!
Başta Almanya olmak üzere  tüm Avrupa da Bulgaristan Türklerini diğer ceyrek millet olan  çingedene  ve Bulgarladan ayırt edelim.
Bir Türke kardeş, kandaş gibi davranalım.
Türk Türk'e sahip çıksın ki, Tanrı Türk'ü korusun.

Kaan Ulaş
Turkcuturanci.com
04/09/2017

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: 1 ... 30 31 [32] 33
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.077 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.