Cumhuriyet-Osmanlı karşılaştırması
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Aralık 2019, 10:57:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cumhuriyet-Osmanlı karşılaştırması  (Okunma Sayısı 3878 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Giray-han
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.212



« : 29 Aralık 2011, 06:19:33 »

Uzun sürelerden beridir, bazı gerizekalı ve cahil ümmetçi ve liboş sürülerinden sürekli önümüze konan bir yemek vardır: Cumhuriyet-Osmanlı karşılaştırması. Bu karşılaştırma, Cumhuriyete, Başbuğ Atatürk'e, ve Türkçü düşünceye karşı adeta bir silah gibi kullanılır, ve sanki Cumhuriyet ilan edilene dek, her şey çok güzelmiş gibi gösterilir.
Bu yazımda, bu cahilce ithamlardan bazılarını çürüteceğim.

Bu tayfanın en çok diline pelesenk ettiği bir kılık kıyafet devrimi, ve şapka devrimi vardır.
Nedense hiç bir zaman bir "ayakkabı devrimi", "kravat devrimi", ya da "gömlek devrimi" ve benzeri şeylerin sözü geçmez. Neden acaba?
Çünki bu devrimler zaten Osmanlı vaktinde yapılmıştır. İkinci Mahmut, ondan önceki Osmanlı sultanlarının giydiği kaftanları bir yana bırakarak, Batı tarzı kıyafetler giymiştir[1].

Bu kıyafetler sarayın tümüne yayılmış, ve orduda da benzer kıyafetler giyilmiştir.
Nitekim halk bu kıyafetleri "benimsemediği" için değil, onları bulamadığı için giymekten mahrum olmuştur. Yoksa üst tabakadan olan Osmanlı yönetici, idareci ve tüccarların bu kıyafet ile hiç bir sorunları yoktu.
Ne yazık ki, bu cahil cühela takımı, zannederler ki, kılık kıyafetin Avrupalılaşması, Cumhuriyetle başlamıştır.
Aynı şekilde, kendilerine, bu tür reformların başka milletlerde de gerçekleştirildiğini(mesela Japonya, imparator Meiji tarafından[2]) anlattığınızda, sizi sadece göz ardı etmekle yetinirler. Ama niye şapka kanunu? Şapka kanununun en başta sembolik bir anlamı vardı. Başbuğumuz, devrim öncesi giydiğimiz başlıkların çoğunun ne Türklükle, ne de Türk kültürü ile uzaktan yakından alakası olmadığını biliyordu.
Giyimin kuşamın modernleşmesi, nitekim başlığın da buna uygun olmasını da gerektiriyordu. Modern giyim zaten ülkemizde vardı, bunu önceden belirtmiştim. Ama şapka, nereden geldiği belli olmayan, ve Osmanlı dönemi ile sıkı bağlantısı olan "fes" adlı şapka(ki bu şapka şu an arap dünyası ve Yunanistan'da hala giyilmektedir) ve zaten bu kılığa hiç uymayan sarık ve benzeri Arap tarzı başlıklardan oluşmaktaydı.
Buna uygun bir reform yapılmasından daha mantıklı bir şey düşünülebilir miydi?

Elbette, ümmetçi ve liboş tayfa bir an olsun mantığını kullanmayı seçmemiştir. Bu sebepten dolayı, Osmanlı'yı aynı zamanda Cumhuriyet ile karşılaştırmak için, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında karşılaştığımız kalleşçe isyanlar ve onların bastırılmasını örnek gösterirler.
Bu, sözde, Osmanlının nasıl "merhametli", "hümanist", "özgürlükçü" ve benzeri şeyler olduğunu ortaya koyacakmış.
Gelelim bizim şu "hümanist" Osmanlı'ya. Aslında Cumhuriyet, Osmanlı'nın eskiden yapmadığı hiç bir şey yapmamış, ve isyanlarla baş etme yöntemleri, genel olarak aynı çizgide olmuştu. Ki, artık daha ufak bir toprak parçasında merkezi bir yönetim ile çoğu şey kontrolümüz altında idi, ve Osmanlı gibi uzak bir beldeye gönderip, yönetemediğimiz bir görevlimiz yok idi.
Osmanlı peki isyancılarla nasıl baş ederdi? Gidip onları ezerdi. Ezdikten sonra ise genellikle sürgün ederdi, uzak bir yere ki tekrar orada olay çıkaramasın diye. Osmanlı aynı zamanda gözdağı da verirdi. Sırbistan'da ölü isyancıların başlarından yapılmış bir kulenin olduğu daha bugün bile bilinmektedir[3]. Elbette önümüzde daha geriye giden sürü ile isyan örneği vardır, amma velakin, Osmanlı'nın oldukça "hoşgörülü" olduğu da söylenirdi bize bu takım tarafından.
Öyle miydi? Osmanlı'da belirli bir dini hoşgörü vardı, evet. Amma velakin, Osmanlı'nın yükselme devrinden, çöküş devrine kadar, Hristiyan ahali, genellikle zimmi statüsünde ve zimmi bilinci içinde yaşardı. Müslümanın ülkesinde ne olduklarını bilecek şekilde, zimminin vergisi olan cizyeyi öder ve askere asla alınmazlardı. Bunun yerine, yeniçeri ocağının parlak döneminde, devlete bir oğullarını vermek durumunda olurlardı ki bu kişiler sonradan imparatorlukta önemli yerlere gelmelerine rağmen, şimdi bile balkanların o önemsiz milletleri, urum ve ermeniler, bu konuyu açmakta, ve kuyruk acılarını her fırsatta bizlere göstermektedirler.

Bu "kan vergisi" adı verilen şey, Osmanlı içinde kimin başta olduğunu kendilerine açıkça gösteriyordu. Türklerden ve diğer müslümanlardan aşağı bir statüde idiler. Belki daha zengindiler ve oğulları veziriazam olabiliyordu bu yolla ama bir Türk'e karşı eşit olarak konuşmaları, kanun karşısında eşit olmaları mümkün değildi. Bunun bilincinde oldukları dönemler boyunca, isyan çıkarttılar ise bile çok ufak ve önemsiz isyanlar ile beraber, genellikle Osmanlı'nın yönetimine direnmediler.
Ta ki, bu kanunlar kaldırılıp, yerine yenilenmiş bir kanun getirilinceye kadar. Ki bu da bir başka dinci/liboş zırvasıdır.

Bu kimseler Cumhuriyeti, "gavurun kanunu"nu getirmekle suçlarlar. Ama bilmezler ki, Osmanlı'da "şeriat" denilen bir şey hiç bir zaman olmamıştır? Dini kanun ve din adamlarının elbette kanun işleyişlerinde bir rolleri vardı. Ama kullanılan tek kanun şeriattan mı ibaretti?
Hayır. Kanuni Sultan Süleyman gibi, adı kanun vermekten gelen bir Padişah, var olan "şeriat" dışında kanunların yapıldığına örnektir. Elbette bu seküler kanunlar sonradan gerçekleşecek Tanzimat reformları yanında sönük kalacaktır, ki bu reformlar, köleliğin kaldırılmasından tutun, gayrimüslim azınlıklara geniş hakların tanınmasına kadar gitmiştir. Yani, dini kanunun pek de bir hükmü kalmamış, millet sisteminin içi boşaltılmış ve Urum, Ermeni ve Balkan gavurlarının orduya, hükumete, ve yönetime bir Müslüman ile eşit olarak katılabilmesinin önü açılmıştır ki; bu genellikle laik bir devlet anlayışını simgeler.
Ama bütün bu reformlar yapılırken, nedense Türk'ün hali görmezden gelindi. Özellikle de Anadolu'daki Türkler, genellikle eğitimden ve öğrenimden uzaktı, ne İstanbul Beyefendilerinin giydiği giysileri, ne oradaki hayat tarzını ve yaşam standartlarını tadabiliyorlar, ne de savaşlarda can ve mal olarak bir sayıdan ibaret olmaktan kurtulabiliyorlardı.
O esnada ise, ülkemizdeki iç düşmanlarımız olan Urum, Ermeni, ve diğer bilimum millet güçleniyor ve kendisini Türk'ten alacağı öce hazırlıyordu.

Cumhuriyet ise sadece bu tabakaya özgün olan şeyleri, halka yaydı. Halk bunlardan faydalanabilir duruma geldi. Ama bazı kimseler zaten var olanlardan da rahatsızlık duydukları için mi, yoksa fakir ve eğitimsiz insanları kandırmak daha kolay olduğu için mi ne, buna karşı çıktılar. Ki hala karşı çıkıyorlar.
Bilmedikleri ise, o bize sürekli gösterdikleri Osmanlı örneği ve Osmanlı'nın bir nevi devamı olan bu Cumhuriyet ve Türk insanı, ne Rusya'da, ne de Fransa'da olduğu gibi bir devrim sürecinden geçmiştir. Aksine, bizim sürecimiz oldukça hafif, rahat ve genellikle doğru bir önderlik dolayısında gerçekleşmiş olduğu için başarılıdır. Yoksa hiç şüphemiz olmasın ki, olamazdı.
Sözümü ise, Başbuğ Atatürk hakkındaki bir hikaye ile sonlandırmak istiyorum.
1935 senesinde Atatürk Çanakkale'ye geldiğinde, bir Yahudi onunla konuşmak ister. Der ki, "Paşam bizi kovuyorlar". Atatürk ona der ki, "Kim, Kanun mu, Hükumet mi, Polis mi? Söyle.". O da dedi ki, "Halk kovuyor". Atatürk de ona döner ve der ki, "Halk isterse, beni de kovar".
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/File:Mahmud_II_by_John_Young.jpg
[1]
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://en.wikipedia.org/wiki/File:Mahmud_II.jpg
[1]
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://tr.wikipedia.org/wiki/Meiji_d%C3%B6nemi
[2]
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kelle_Kulesi
[3]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk'üz Türkçüyüz. Bu ülkeyi kimseye kaptırmayız.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 29 Aralık 2011, 22:44:05 »

Osmanlı ve Cumhuriyet karşılaştırmalarında yaygın bir iddia da devlet dairelerine resim asma işleminin Atatürk ile başladığıdır. Oysaki bu uygulamayı da ilk deneyen isim II. Mahmud olmuştur. Lâkin daha sonraki padişahlar bu uygulamayı benimsemediler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.052 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.