Çi-Çi / Yazılı Anlatımlarımları
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 02 Aralık 2020, 00:05:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 5 6 [7]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Çi-Çi / Yazılı Anlatımlarımları  (Okunma Sayısı 43035 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #60 : 09 Eylül 2017, 20:03:41 »

Sıfırlar Hiç Bitmeyecek!

Yaşamak isteyen mücadele etmelidir. Uyuşturucu yumuşaklık ile irade kuvveti, zor dakikalarda isyan ile başarıyı sağlayacak teşebbüs, sorumluluk korkusu ile karar verme kabiliyeti, zaaf ile medeni cesaret, zayıf mahlûk ile çetin karakterli de yaşar. Şahsî menfaat ile millî ihtiras, iltimas ile mutlak sorumluluk, şahsiyetsiz ile erdemli tavır, düşmanın iyiliklerini takdir eden ile kanının karışmamasına dikkat eden de yaşar. Yaşamak için mücadele eder. Fakat mühim bir farkla! Biri 'Sıfır' diğeri 'Bir' olarak yaşar.

İnsaniyet âlemine koşanlar artık hakikatle alâkaları kalmayan, basit insanların iştahlarıdır. Ahlâk kuralları ile yalan ve iftirayı, hak çiğneme ile hakları göz ardı etmeyi iyi bilir. Bunlarda rastlantı ve keyfîlik egemen olmuştur. İkiyüzlü bir ahlâkî ve insanî kimlik bulundurur. Hiçbir dünya görüşünün katı bir temsilcisi olamaz da, konu kendisine gelince, adalet yolunu şaşırır. Öyle ki, kendisine saygısızlık bir adaletsizlik biçimi olur. Verilen talimattaki temel görüşe göre ümit eder, özsaygı ve onuru ile yaşamak isteyenleri tahammülsüzce yok etmek ister. Menfaatlerin sesi karşısında geri çekilen, bağımsızlığı boğan tutsak ve güçsüz tavırları ile adı üstünde sıfırdır.

Kullanmasını bilenin elinde kukla sıfır, ürken varlığının boşluğunu itham ile örtmeye gayret eder. Çünkü kendisi sadece sevmesini bilir, böylece güya koşullanmış biri değildir. Hep insanla ilgili sorunlara öncelik verir fakat Türk'e karşı mücadele edip, kendi soyunun davasını güder.

Esas ırkçı kimdir?

Girişimlerini saklamak ve zehirlerini zerk ederek uyuşturmak için ırk, renk farkı gözetmeksizin insanların hepsinin bir olduğundan bahseden mi, yoksa her şart altında insancılığı salık verirken, kendi kanını her türlü bozulmaya karşı koruyan mı? Kendilerini sevgi dolu, zararsız, iyiliksever, tehlikeli olmaktan çok, ehemmiyetsiz gösterenler, Türk olmadığını, kendisini Türk hissetmediğini, birdenbire yüksek mevkilere gelince anımsamaya başlar.

Yazık ki, hiçbir ödleklik ödülsüz kalmaz. İnsancıların doğalarında derin bir kurnazlık vardır. Yalnız ileri doğru değil, yukarı doğru yaratıcıları da sevmez.

Tebessüm uyandırabilen bir incelikle şahsiyetin ve ırkın harap edilmesi için, fikir ve kanaatlerinde daima fırsat bularak yaşar. Yeni servetler için millî temelleri tahrip etmekten çekinmez. Gücendirmediği için, düşman gözündeki yeri bambaşkadır. Esasen sıfırlar hiç bitmeyecek! Millî değerler ile hiçbir düşünce bağı kalmamış bu kimselerin, mühim yerlerde bulunması ümidi yok edici, diğer yandan mücadelenin de epey kuvvetli olacağının belirtisidir.

Sıfır, sorumluluktan korkar. Şahsî korkaklık aslında kanın zayıflaması ve kanın zehirlenmesi ile kendini gösterir. O, sakıngan, göğüs geremeyen, hıyanet içinde geleceği feda eder. Bir ise, sorumluluk almaktan korkmaz. Bir an değil, yüzyıllarca yaşar. Uğurda ölmekteki yüceliği yalnızca içinde hisseder, ülküsüne doğru ilerler. Zira O, ‘Bir’ olmakla kusursuz, daha kuvvetli, karşı koymaya daha yeteneklidir.

09.09.2017

Çi-Çi


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #61 : 23 Eylül 2017, 22:55:50 »

Sorumluluğu Taşıyan Erdemlidir

Ruhunu kimi bir aşk ihtiyacı ile açar, kimi bir geçmiş zaman acısı ile kavrulur, kimi yalnızlığını ruhuyla değil vücuduyla duyar, kimi içinde umumî bir harp başlatır, kimi aranan hiçbir şeyi bulmak mümkün olmaz da bir gün, ruhunun içine çekildiği kabuğu kıracak, bütün kanıyla, hayaliyle, inancıyla ve hayatıyla duyduğu kimseyi bulur.

Her şeyin mânâsı vardır. Gençliğin art niyetsiz çağında yardım etmiş olduklarından zarar gören kimse, insanları çok defa adam yerine koyar ve dostça davranış sadakatsizlikle, içten bağlılık ihanetle, dirayet budalalıkla karşılık bulur. Zira yalancılık kılıfına giriverenlerle ancak yıkım yaşanır. Bu nedenle insanları tanımalı ve gerçek taraflarını görmeyi öğrenmelidir.

Bazen düşünme kabiliyeti samimiyetle birleştiği hâlde yeterli gelmez. İki ayrı anlam, iki ayrı yüz, iki ayrı manzara vardır. Bunları öğrendikçe gelişigüzel düşünceler biter. İnsan hissiyatı ile aklı arasında mücadele edemez.

Ruhun kendini aşıp yücelmesi bir kere yok edildiği zaman daha çok mücadele etmek gerekir. Güçlü isteklerin körüklenmesi için mümkün olan her şey yapılmalıdır. Sert, disiplinli, fedakâr bir dorukta duyulan endişe olmaz, azimli bir cesaret olur. Böyle biri hakiki ihtiyaçlarını görür, bu ihtiyaçlarının temini için sevdiği ve saydığı şey uğruna mücadeleye girer. Saygı duymak için bilmek gerekir.

Gerçek hayatın ortaya koyduğu derslerle yoğrulan kimse toplumsal konular içindeki meseleleri iyi bilir. Nedir ki, tecrübe etmemiş için bazı olumsuz yaşantılar vardır. Mesleği kolay yaşamak olanların birbirini destekleyerek lâyık olmadıkları yere çıkması onursuzcadır. Onurlu olan çalışmaktır. Daha da güzeli kendi imkânları ile çabalamaktır. Yükümlülüğü koyan ile onun sorumluluğunu taşıyan erdemlidir.

İnsanı doyuran esenli ve düzenli bir hayata kavuşturan şey, yalnızlıktan kurtulmak, karşılıklı sevgi bağı içinde yaşamak olacaktır. Candan bağlılığa giden yolun adı aile kurmak ve çoğalmak istemektir. Bilhassa Türk genci aile kurmalıdır. Çünkü milletini seven bir kimse bu sevgisini ancak milleti için göze almaya, tahammül etmeye hazır olduğunu feragat ve fedakârlıkla ispat edebilir.

Sadece menfaati önceleyen bir milli his düşünülemez. Kayıtsız, sefil bir hayat süren, ahlâkça düşük bir milletin mensubu olmak utanç vericidir. Milli ihtiras kendi hayatı için büyük bir mücadeleye girişmeye mecburdur. Milli gurur geliştirilmelidir.

Bunun biricik yolu önce çok çalışmak, sonra toplumca sorumluluk bilinci yani feragatten memnun bir fedakârlık ruhu ile ülküye doğru ilerlemektir. En lüzumlu olan şeyleri öğrenmelidir.

Nitekim kendi milletinin hayatını sağlamak için izlenecek yol bilinirse, sorumluluk korkusu olanlardan, karar almak kabiliyetinden yoksun bulunanlardan, medeni cesaret yokluğundan oluşan değersizlikten kurtulmuş olmanın mutluluğu yaşanır.

23.09.2017

Çi-Çi

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #62 : 20 Ekim 2017, 18:53:41 »

Millî bilinci işlemez hâle getirmek genlerinde Türklük karakterini taşımayan kimselerin sıradan insanlar için biçtiği kalıpları dayatmaları ile olur. Yabancı fikirlerin kana karışmaları kendini böyle tezahür eder. Geçmişe küfretmek değersiz pek çok kimseye mecliste mevkii temin ettiği gibi, milliyet düşmanlığını da körükler.

Türk ırkının büyüklüğünü sağlayan husus, yalnızca fikri yeteneğinin zengin oluşu değil, bunları toplum hizmetine vermeye olan isteğidir. Bir Türk'ün çalışma sözcüğünden anladığı kendi hayatını korumaya hizmet eden bir eylem değil, ancak toplumun çıkarları uğruna irtibatlı bir gayrettir. Türk ırkının ebedî oluşu ruhun bu asil kabiliyeti iledir.

Bağımsızlığı korumak uğrunda oluşmuş millî birlik fikri dokunulmazdır. Davranış birliği dağıtılamaz. Çünkü bütün bir hayat içinde mutluluğa, zenginliğe erişmeden üreterek çalışan öğretmen, çiftçi, bilimci, mühendis, memur, çeşitli meslek sahipleri toplumun hayatiyetini düşünerek, tercih ederek dürüst yoldan ayrılmaması, sıkıntılara katlanması işte yalnızca bu koşul ile ifade olunur.

Görevini yerine getirmek sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamakla olmaz. Toplum uğruna kendini feda etmek yoksa bencillikten bahsetmelidir. O zaman anlaşılır yıkım çıkmazında bulunanların bağımsızlığı koruma koşulu ile manda teklifi, ya başaramazsak diyenlerin Türk milletini ölmüş saymaları veya 'çok şükür Türk olmaktan kurtulduk' diyenlerin Türk milletinin varlığını ve bağımsızlığını korumak için yaptığı girişim ve özveriyi küçümsedikleri birkaç yüzleri! Türk ırkı yaşayacak, böyle özverili girişimleri sürecek, daima başaracaktır. Zira millî birlik köklü ve düzenlidir.

Nedir ki, esas ırkçılık Türk'e karşı yapılmaktadır. Türk'ün benliğine, diline, mazisine, mefahirine, şanlı fütuhat, teşkilât, medeniyet tarihine küfür edenler önce milliyeti inkâr eder, insaniyetçi kesiliverir, para her şeyi olanların pazarı hâline gelir. Türkleri kurtarıp bir program ile ortaya çıkılacak ama evvela bir Türk olunduğunda bu mümkün olabilir. Türk ırkını yönlendirebilecek kuvvet ancak Türkçülerden çıkacaktır.

'Şimdi soğukkanlılıkla düşünülsün: Türk milletinin üstünlüğüne inanmış ve bütün Türklerin birleşip tek devlet hâlinde toplanmasını ülkü edinmiş Türkçülerle bu yobazların aynı gurupta nasıl toplanabilir? Yalnız Türklerden mürekkep bir devlet kurmak isteyen Türkçülerle, Müslümanları bir devlet yapıp resmî dilin Arapça olmasını isteyenler bir tutulur mu? Türk devletinin büyük makamlarında yarım kan Türklere bile tahammülü olmayan Türkçülerle başkanlarını Araptan seçen budalalar aynı kazanda kaynar mı?' Atsız, Sağcı Kimdir, Basılmamış Makaleler s:96

Milliyeti inkâr edenlerin başka çareleri de yoktur. Ümmet olmalı, adına da dava demelidir. Bir de Hümanist ve komünistlerle ortak payda ağızlarında öyle moda laflar türetirler ki, bunların bir kısmı sorumluluktan ödü patlayanlar bir kısmı da kaybettikleri oyu almak için zemin sağlayanlardır.

Türkçülük yani Türk milliyetçiliğinin ana unsurları Irkçılık ve Turancılık olmaksızın yapılmaz. Irkçılığın aleyhinde bulunanlarda yaratıcı güçle ve medeniyet kurma imtiyazı ile donanımlı ırk mensubu olanlara karşı amansız bir mücadele vardır. Dini topluluk maskesi altında yaşayanlar bu maskeyi bir gün atabilecekleri kadar güçlendikleri zaman şahsiyeti ve ırkı yok etmek için var güçleri ile çabalayacak olanlardır.

Bu hayatları için gerekli şartlar temin edildiği zaman gerçekleşir. Zira sadece hayatta kalmaları mühimdir. Hangi toprağa, hangi bayrağa, hangi dile ve hangi ele hizmet ettiklerinin önemi yoktur. Bastıkları toprak amaçlarına hizmet etmekte ise sorun yoktur. Baktıkları bayrak sadece baktıklarıdır. Kullandıkları dil anlaştıkları kadar olsa kâfidir. Hizmet ettikleri kendilerini övgüye boğanlar olmalıdır. Bütün bunların altında kendilerini ancak bir yaşayan hissedebilirler. Kendilerine çevrilen şüpheli bakışları yine basın yolu ile uzaklaştırırlar. Davaları da kendileri gibi kopyadır, çalınmıştır. İtikadın zerresi yokken başkası için itikat ölçerdirler. Bu itikat ölçerler için din artık iş yapmak için bir vasıtadır. Nitekim emirle ısmarlama olarak yaşarlar.

‘Bilakis asıl hainlik, elimizden çıkan yerleri unutmak ve millete de unutturmak istemektir….Türkçülüğe sinsi ve açık hücum etmesi gayet normaldir. Biz bilakis, Tanrı göstermesin onun Türkçülüğe taraftar gözükmesinden korkarız.’ Atsız, Faruk Nafiz’e Bir İhtar, Basılmamış Makaleler, s: 73

Yaşayış biçimi daima yalan söylemek olanların kalkıp da bilmedikleri ve sahip olmadıkları ehemmiyetler hakkında ahkâm kesmeleri ne fecidir, fecaattir. Oysa kendilerine bahşedilen misafirperverliği suiistimal etmemeli başka milletler tarafından devamlı surette sıkıştırıldıklarından dolayı yılana sarılmamalıdır. Sonra Tanrı bilir o yılan nerede kabuk değiştirir.

Kanların karışması, direnme kuvveti olmaması, rüzgârlar önünde sürüklenip gidişi kesin kaçınılmaz kılar. Asil iradeye tabi olanların kaçınılmaz sonu gibi, rüzgârın önündeki saman çöpü misalidir. Zira daha kuvvetli olanın görevi hükmetmektir, zayıf olanlara karışmak değildir.

Türk ırkı kanını korumalı, kendisine dışarıdan sunulan zehirleri verenlere iade etmelidir. Hiçbir zaman daha az iyi olanlar, en iyilerin karşısında âbideleşemezler. Bu mücadele yüzyıllardır böyle sürüp gelmiştir ve böyle de devam edecektir. Kanının karışması için baskı nasıl yapılamazsa, kişi söylemlerinde de çok dinlemeli, az konuşmalıdır. Zira konuşma kişinin aklını kullanma yaratıcılığıdır.

Bunun için kutlu gün doğuşundan bellidir. Türkçü, Türk ruhunun ilacıdır. Ne mutlu Türk doğana!

20.10.2017

Çi-Çi
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #63 : 23 Ekim 2017, 18:54:54 »

Kendi milletine karşı kim savaşır!

İtibardan tasarruf olmaz, millî bir gaye olmak haysiyetiyle Türkçülükten hiç olmaz. Zira millî ülkünün inkârı Türk soyunun üstünlüğüne inanan Türkçülerin kanında, ruhunda, içinde yaşamakta olan kutlu ateşi daha da tutuşturmuştur.

O kutlu ateş ki, dolu bir kesenin boş bir kafanın yardımına koştuğu şu günlerde yazma arzusu ile yanıp tutuşan parmakların sefil, beceriksiz karalamaları ve çalakalem yazılmış değersiz süprüntülerini kanının alazı ile yakar.

Kalbinde ateşi hiç sönmeyen bir kin ile değersiz olan şeyi ortadan kaldırır ve yerine sağlam olan daha fazla bir şeyi koyar. Nitekim kendi kendine değerli bir şeyi ortaya koyamayan ancak çürük riyakâr bir çehre ile sırıtır, sadece çıkarlarını korumayı ve çoğaltmayı bilenlerin ayakları altında ezilir.

Geçmişi ve bugünü ile büyük bir millet olan Türkler milliyette ırkı esas alıyorsa bunun nedeni bir Türk ırkının var olması ve Türk milletinin tesisinde başlıca görevin Türk ırkında bulunmasıdır.

Bugün Türkçülüğe kara çalınırken, garazlara, düşmanlığa ve savaşımlara hedef olurken, Türk kanına yabancı kimselerin tamamına korku aşıladığını görmek kıvanç vericidir.

Türkçülük ırkçılık değildir deyip, Ziya Gökalp Kürt kökenli bir Türk’tü diyenlerin zaten kendisi Türk değildir. Irkçılık millî birliği bozmaktadır diyenler esas millî değerleri gözden düşüren vatan hainleridir.

Dünyada girişilen kavga sürerken Türkiye’de mühim mevkilere Türk ırkından gelenler geçmelidir ifadesi neden bazılarını rahatsız etmektedir? Irkçılık milleti parçalar iddiasını savunanlar Türk düşmanlığının birleştirdiğini salık verir.

Türkçülerin fikirlerine de tahammül edilecektir. Çünkü bizim de fikrimiz var. Kardeşlik oyunları ile Türk ırkının eğilimlerini karıştıranlar ve Türk ırkının eğilimlerinin önemini anlamayanlar, biçareler ile kuvvetlileri karıştırarak zaten kıskançlığın en çirkin örneğini vermektedir.

Irkçılığın milleti parçalamak olduğunu söyleyenler, kendi savlarına inanan ile inanmayanları elbette aynı kefeye koyacak olmadıklarını söyledikleri zaman yapmış oldukları birleştirmekten çok uzaktır.

Milliyeti yok sayan dünya görüşünü kanuna ve eyleme geçirip, hatta ölümden sonraki hâle dahi biçim vermek suretiyle kendilerinin değer verdiği şeylere değer vermeyen kimselerin hayatlarını daraltmakla ekilenin biçileceği hükmünden kaçılmaz. Türk’ü sevmeyi vatan hainliği biçimine sokmak, millî heyecanla coşan yürekleri fırtına biçmeye görevli kılar.

Türklerin birleşmesini, çok nüfuslu, ahlâkı, ilmi ve tekniği yüksek, Büyük Türkiye gibi bir millî gayesi olup, millî şerefi yüksekte tutmak isteyenler millî şuuru uyanık diye suçlanamaz. Millî menfaati korumak ve yükseltmek her Türk’ün ödevidir.

Uluslararası zehirleyiciler evvela şunu anlamalıdır: Boyunduruk altına girenler ile Türk ırkı aynı kesede olmaz, olamaz. Bunun için de bir atasözünün dediği gibi: Her şeye benzeyen bir şeye benzemez. Türkçü değilse o hâlde ya beynelmilelci veya hiçbir şeydir.

Kendi milletine karşı kim savaşır!


23.10.2017

Çi-Çi


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #64 : 06 Kasım 2017, 14:35:33 »

AND OLSUN Kİ!

Türk düşmanlığının müsamaha ve kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerlediği her dönem Türklük sevgisiyle yoğrulmuş damarlarında ve şuurunda Türk milliyetçiliği Türkçülerin Gök Tanrı’nın kendilerine verdiği Kut’un gücü ile kalplerini bir ok yarası gibi ağrıttığı binlerce yıllık tarihî ihanetleri unutmamıştır and olsun ki unutmayacaktır!

Damarlarımızda Türk ülküsünün yaktığı ateş Türk bozkırlarında bir avuç toprağın kokusu içimizdeyken her iç çektiğimizde söndürülemez kinimiz, iç yangınımız atalarımızın atlarının toynaklarının çiğnediği bozkırların rüzgârları yüzümüze değerken kanımızdaki öfke yenilmezdir. Türk budunu için, Türk için, Türk ülküsü için, Türk töresi için, kılınç için, Kut için kanayan yüreğimiz and olsun ki daima Tanrıkut ile birliktedir.

Türk bozkırlarının mavi buğusu, Tanrı Dağları’nda Kür Şad’ımızın ruhu, Aral Gölü’nün kokusu, Talas nehrinin suyu, Karakum Çölü'nün meltemi, Aşkabat’ın alması, Horasan düzlüklerinde Tebriz sokaklarında Selçuklu mührü, Azerbaycan’da Kafkas dağlarında Bakü’de cenk sesleri, Baykal Gölü’nün, Issık Gölü’nün Kam ayinleri, Kazakistan’da Altay Dağları’nda kartal gözleri Türk’ün ava çıktığında rehberi, Kutsal Ötüken ormanının kavmi, Yış kişileri, Ötüken Beği, Vey Irmağı’nda suyuna bulanmış her bir zerre kanda alacağımız var. Siganfu’da Sarı su bilir, yeminimiz var. Damarlarımızda Talas suyuna bulanmış kanda soğutarak kinimizi ısıttık çelik yüreklerimizi Türk’e ait olanları korumaya, yüceltmeye and olsun ki Kutluğ Han’ın ülküsü ile bilendik.

Anadolu’da, Dandanakan’da, Dumlupınar’da, Sakarya’da, alacağımız var. Altın tüylü kartalım, asil Türk ok çubuğunun atılışı gibi Çinlinin göğsüne saplanışı gibi, Türk kılıcının aşağılık başları uçuruşu gibi, kan fışkırırken çığlık atan, ürkerek yaya kaçan düşmanın, mükemmel bir çeviklikle Ahal Teke atlarının üstünde ortalık kıyameti andırırken bin yıllar öncesinden bin yıllar sonrasına uzanan bir ülkü taşır. İrkilen, dirilen Türk’ün acundaki mavi beyaz güzelliğini, güneşe doğru uçan kartal Gök Tanrı’nın yanına yükselir Türk’ün ruhunu taşırken göğün yankılanan çığlıkları arasında Türk budunu topraksız yaşamaz diye haykırır. Türk toprağı tohum, tohumu ağaç, ağacı demir, demiri kılıç, kılıcı mızrak, mızrağı ok, Ok’u gövde eder. Her şeyi güzel kılar, acunu engin adaleti ile donatır, ahlâkı ile yeşertir, hayat verir.

Çin imparatorları, Çin generalleri, Çin elçileri, Tanrıkut Mete’yi iyi bilir. Avrupa Attila’yı çok iyi tanır. Kargıya geçirilerek karargâha dikilen antlaşmalarını iyi hatırlar Macar, Alman, Leh, Romen, Hırvatlar, Niğbolu’da hezimeti, Anadolu ve Rumeli sipahilerini, Varna Meydan Savaşını, şaheser Türk Ordusu ile nasıl gafil avlandıklarını, Dandanakan’da Çağrı Bey’i, Malazgirt’te Alp Arslan’ı, Türklerin katî dakika hükmünü, İkinci Murat’ı, Karaca Paşa’yı, Çingiz Han’ı, Aksak Temür’ü, Baybars’ı, Çağrı beyi, Fatih’i, Alman, Fransız, İngiliz iyi hatırlar Conkbayırına kendilerinden önce gelen Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı, Anafarta gurubunu, Arıburnu’nu Türk kuvvetlerinin taarruzunu ve şanlı Türk silâhlarının zaferi ile bitişini unuttularsa and olsun ki yine yaşayacakları budur!

Turancılığı kötüleyen üç general unutmayın diyeceğiz ancak siz ve sizin gibilerin unutmayacağı sadece ölümü göze alamadığınız gerçeği olacaktır. Öldüğünüz hâlde sizin gibilerin de bir gün öleceğini bildiği hâlde ölümü göze alamamaları gerçeği ne acıdır, değil mi? Savaş çok kötü bir şeydir çığırtkanlıkları, Türk milleti yoktur hezeyanları, çabuk fikir değiştirmeye meyilleri, Türkçülükle alay etmeye yeltenmeleri, sanki Türkçülük bazıları gibi demokratik seçimle elde edilmiştir. Bilmedikleri, Türkçülük hayatını ileri sürmekle, fikri savunmakla, feragât ve fedakârlıkla, belâya katlanmakla elde edilmiş, edilebilir Büyük Türk Ülküsü’dür. Bugün bile kendini, ne olduğunu bilmeyen bazılarının saygısızca Türkçü büyüklerine küstahça karşıtlığı değil düşmanlığı, onursuzca gözlerindeki korkaklık belirtisi ile saldırmaları, kendilerinden başka üstün akıl bulunmadığını sanan âcizlikleri, Türk olmadıklarının en büyük ispatı ile Türk düşmanlığını ülkü diye benimseyenlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Millî ülküyü kendi bataklıklarına uydurmak sefilliğinden vazgeçmezlerse, Türk oklarının kalpleri inleten ıslıkları gibi düşman kanına bulanmış bulanık zihinleri and olsun ki Türk ilinden parçalanacaktır.

Sınır dışındaki ırkdaşlarımızı kurtarmak, eski yerlerimizi geri istemek, kim olursa olsun Devlet için, Töre için, Dava için, Ülkü için Türk milleti millî bir ülkü istemekten alıkonulamayacaktır. Zira Gök Tanrı Kut’u Türk’e millî ülküsünden alıkonulsun diye vermedi. Türk acuna hükmetsin diye verdi. Türk devleti Oğuz kılıcı gibi keskin, sert disiplinli devlettir. Bu disiplini bozanlar, yasaya karşı gelenler, şiddetle cezalandırılır. Özgürlük, demokrasi, insan hakları, halkların hakları, halkların kardeşliği, şeriat, ileri insan savı ile yozlaşan sözde aydınlar hepsi ama hepsi Türk örfünden çıkanlar değil, Türk devlet başkanlarına yaraşır değil, millî tarihimizin damgaları değil, bunlar miskinleşmek, unutmak, küçüklüğü kabul etmek ve millî değerleri gözden düşürmek gayretidir. Gök Tanrı’nın kutlu yarattıkları adına and olsun ki yüreği Türk Obasına, Türk soyuna, Türk boyuna, Türk budununa bağlı olanların doğuşu başkaldırışı bozkurtçadır. Türk için, Türklük için can verenlerin torunu, Türk’ten başkasını kendine gardaş bilmeyen Töreli, Türk yaradılışı ile Türk oluşu ile Türk doğuşu ile serden geçti. Uluğ atalarımızın elinden atılmış düşman kalbinde saplı duran bin yıllar evvelinin Ok’u, and olsun ki kurt başlı tastan içtiğimiz kımız değil, kinimizle ısınmış düşman kanıdır.

Türk budunu ilsiz kalmayacak. Bütün Türkler acunun sırrında yurt tutacak, acuna hâkimiyet yeniden başlayacaktır. Türkistan’dan Türkiye’ye, Türk dünyası sahipsiz kalmayacak, zaman en iyi hâkim öcünü alacaktır. Palavra atmakta kabiliyetli âlimler Türk’ün gururuna ve öfkesine asla sahip olamayacağınızın kıskançlığı içindesiniz. Türk düşmanı namertler, sokak itlerine baş eğdiren, ili, devleti, milleti ve ülküsü uğrunda çalışan, okuyan, düşünen, yazan, üreten, paylaşan, böylece mutlu olan, olabilen, gelişen, geliştikçe Türk ülküsünü, Türk töresini, Türk milletini ve Türk medeniyetini yükselten Türkçüleri öyle gözüküyor ki, kendinizle karıştırdınız. Nasıl Han kılıcını mükemmel bir çeviklikle kınından çıkarıp, bir nefes alımlık düşmanın kellesini uçuruyor ise, Türk gençliği de yüzyıllardır gönlünde gizlediği alev, kanındaki gayz ile Türk Ülküsü’nü yaşatacaktır. Yüzyıllardan beri prensip hâline gelmiş Türk yaratıcı gücü and olsun ki tehlike nereden gelirse gelsin, ne kadar büyük olursa olsun gaflet uykusuna dalmışları uyandırarak savaşacak, Türk büyüklüğünü, Türk kudretini olması gerektiği biçiminde temsil edecektir.

Türk Türklüğüne sarılır, Türklüğüne sahip çıkar. Türk töresini tutar, Türk yasasını yazar. Türk, Türk oğlu Türk yetişir. Türk, Türk kızı Türk olur. Atalarının töresince eğitilir. Tıpkı Türk bozkırlarında savaşa atılırcasına dörtnala at koşturan sanki yan yana iki at koşarmış gibi tozu dumana katan, büyük bir ordu geliyormuşçasına tek başına bir ordudur TÜRK! Türklük yolunda canını feda etmiş atası gibi kalbinde biriken kinin ve nefretin öcünü alıyormuşçasına koşar, başı dik, göğsü kabarık, bin yıl sonrasına hitap edercesine bozkurt uluyuşu ile ses verir gandaşına, and olsun ki Türk oğlu Türk balası, Türk soyundan yiğitler yiğidi bütün acunu Türklük ateşi ile yakıp kavurmadıkça Türklerin ülküsü gerçekleşmedikçe, Türklük güçlenmedikçe hiçbir Türkçü, Türkçülük ülküsünü sağlamlaştırmış olmayacak, damarlarındaki kutlu kan ruhlarını Gök Tanrı’ya adamış atalarının huzurunda göğün maviliğiyle dolmayacaktır.

06.11.2017

Çi-Çi

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
AttilaHunTürk
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 2.008


« Yanıtla #65 : 19 Mart 2018, 00:51:16 »

Atsız atadan sonra Türkçü fikir insanlarının varlığını bilmek bizlere güç veriyor. Elinize sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #66 : 12 Şubat 2019, 00:09:02 »

Kudretli Türkler

Fedakârlık, sadece benzemeye çalışmaksa bütün büyüklüğünü yitirir. Gayesiz ve hayatı mühim olmayan bir tutumun ancak artan değiş tokuş pazarına hizmet edeceği muhakkaktır. Gelişmek, yeteneklerini kullanmak, kuvvetli bir disiplin içinde birbirine bağlı olarak yaşamak, gözlerini ve kulaklarını kapatanlar için zor bir zahmettir. Direnç görmediği yerde ilerleyen içi geçmiş çehre, bir gerçeği anlamış ondan yararlanmaktadır:
Duyulan endişe, azimli bir cesaretle birlikte değildir. Oysa meydan okuyuş, aynı ruh ve aynı şevkle bir vücut olmaktır. Büyük ve anlamlı hedefler daima çok isteyenlerindir. Kazanmak için çok istemek gereklidir. Her türlü tehdidi alt etmek inanç ve kuvveti, manevî kudretten gelir. Bu yüksek fikre inanmayan ile zafer kazanıldığı hiç görülmemiştir. Aksi tedbirsizce bir davranıştır. Çünkü bu husus varlığı korumak, hakları almakla ilgilidir. Herkesin başka biçimde gördüğü, kendine göre tahrif edebileceği bir mevzu değildir. Zayıflık apaçık bir tuzaktır. Esaret çürütülürken, karşı koyma da bir o kadar artar. Güç ise hassasiyetle ve hayranlıkla bir etki bırakır. Mücadelenin büyük hedefleri vardır. Geçmiş yüzyıllardan kopup gelen o büyük sesi duyurur. Feragatten kıvançlı, fedakârlıklarla teşkilatlıdır. Görevini yapanlar hiç şüphesiz millî menfaati koruyan ve yükseltenlerdir. Hareketli, kabiliyetli ile sessiz, kımıltısız arasındaki fark biri hesaba, diğeri sineye çeker. ‘Acaba mı?’ yoktur. Kesinlik vardır. Bütün üstünkörü hareketlerin cezası, eninde sonunda kendilerine mutlaka yaraşan durumu alacak olmalarıdır. Bundan sonra vazgeçilmez dilekler zindan kesilir.

Anlam ve değerin bulunmaması, fedakâr atılımları, yüksek değerli, temiz yürekli müsamaha ile karşılaştırmaz. Mücadele ruhu savaşırken, seyirci kalınmış olması ve ondan sonra işin, beklenen biçimde yapılıp yapılmamasıyla ilgilenilmesi esasen daha baştan bir seçim yapıldığını gösterir. Fecaat, verilmemiş yetki ve unvanları bazıları yaldızlı, gösterişli ehemmiyetler gibi kendi kendilerine takar. Payeleri kendine meslek edinmiş olanlar yazık, koca bir dağın kuşatılmasında hiç bulunmamıştır. Beklemedikleri taktik anlayışı, dört bir yandan gelerek kendileri dışında herkese dokunmuştur. Bu dokunmayış ise mücadele etmeyeni değil, ihaneti güçlendirmiştir. Öyleyse savunma durumundan çık ve derhâl saldır! İhanet bununla mücadele edemez, beklemediği bir şeye direnemez. İç içe geçmiş hattı geçip kurtulduğunu zanneder, sonraki ikinci bir hatta takılır, bununla da ne kadar bedbaht olduğunu anlamaz, üçüncü bir hatta takıldığında yazık, çok büyük hüsranla savında tutarlılık olmadığını anlar.
Uçurumun kenarına gelmesi lâzım bazı kimselerin içinde bulundukları durumun idraki için, kendine isabet eden yakıcı tozu yutmalıdır. Akbabalar uçar, hiç uçurumun kenarına gelmezler; onlar uçurumla değil, leşle ilgilidir. İhanetin bilmediği, bir ışığın söndüğünün görüldüğünde diğer bir göz kamaştırıcı yıldızın doğduğudur. Kan kaybını engellemek isteyen için doğru bildiklerinin aslında gerçek olmadığını, hiç bilmediklerinin ise hakikat olduğunu öğrenmesi, dağıtılan kartlardan birinin cebinde çıktığında yüksek bir görevi yerine getirdiğinin göstergesidir. Bazen bütün dikkati bir yere verince diğer taraf kestirilemez. Keşif yapmak için ilk çıkan olur ama tam tahmin edilen gibi çatışma başlar. Birdenbire sipere girer, kendini yere atar fakat siper diye bir şey yoktur. Ne ile karşı karşıya olunduğu henüz anlaşılamadığından bir sessizlik hâkimdir. Etki ve değer yaratmak, kendini duymak ve bilmek ister. O da şehit olan ataları gibi büyük bir düşüncenin ardından gitmelidir. İlk anda hiçbir şey hissetmez. Yeri korunaklı olmadığı için mermilerden biri sırtını sıyırır, arka tarafından bel hizasından yara almıştır. Bilir ki sonuna kadar metîn olmak ve direnmekle yükümlüdür. Biraz sonra takviye kuvvet gelir; düşmana karşı cephe kurup, savaş sürdürülür. Sonunda hangi yöne gitseler dört bir yanı çevrilmiş kahramanlarla karşılaşan düşman, şaşkına dönmüş vaziyette daha fazla mücadele veremez.

Millî hissin yüksek gurur temsilcileri; kahramanlar, Türk askerlik gelenekleri ve özelliklerini doğuştan taşır. Yaradılıştan cesur, görevin sertliği, disiplini, feragat bilinci içinde milletin hareketini sağlayan, uğrunda göze alma ve fedakârlık etmeyi bildiren, yüce düşüncenin eşsiz muhafızları, milletin büyüklüğünü, millî şerefi övünç ile taşıyıp, korkusuz nice zorluklar aşar. Çünkü ruhî kuvvet ebedîdir. Mukaddesatı korurken, yollarına her gün baskın ve pusu kurulurken, iri iri kayalar, ulu ulu geçit vermeyen dağlar darmadağın edilirken, hainler büyük darbe alırken, harekât en tepede doruklarda kıyasıya devam eder. Koca dağ bir gecede kuşatılır. Kimi soğuk buz sulardan geçilir. Kimi sazlık, bataklık aşılır. Ormanlık alanlarda, dağ ormanlarında, sarp yokuşlarda, gece kar, hiç durmadan Alp yürürken, bazı bölgelerde tonlarca kar düşmesin, hiç kıpırdamaz. Erzakları bitmiş, ne olur? Üç metre karın içinde hiç şikâyet etmeden her an daha da heyecanla, şevkle, millet sevgisi ile binlerce kahraman çetin bir mücadele verir. Gündüz bulundukları yerde gece bulunmaz, gece bulundukları yerde gündüz bulunmaz. Bütün kuvvetler dört koldan saldırır; hainlerle çarpışır, devasa kaleler yıkılır. Yollar gündüz gözü ile kesilse, pusu, mayınlama kurulsa, binalardan namlu ağzı alevleri parlasa hükmü geçer mi? Takviye kuvvetler çarçabuk yetişir. Milletin varlığı tehdit altındadır; bu tehdit yok edilmeden, canından aziz bildiği milleti emniyette olamaz. Bu yüksek, asil bir inançtır. İşte böyle bir inançla hareket edebilen ve yalnızca sonsuza dek yaşayan ölümsüz kahramanlar, Türk askerleridir.

Millî bilincin korunması, pekiştirilmesi ilk önce millî ruh ister. Bağnazlık, cahillik, hainlik, düşmanlık, soysuzluk ile ihtilâf ebedîdir. Kuvvetli ordu, bilgi ve kültür, sanayi ve teknoloji gücü ancak yüzyılların köklü, düzenli istek ve inançlı disiplini üzerinde yükselir. Irkî asaletin, şeref ve onurunu, üstün meziyetlerini, geleceğe daha sağlıklı taşımak adına çeşitli tedbirler almak, devletin, aydınların, aynı inanç ve irade sahiplerinin en mühim görevidir. Bulunmayan bir yaratıcılığı zorla kabul ettirmek yerine, mevcut olanın vasfı korunmalı, toplumun çıkarlarını yükseltmek adına mühim mevkilere millî ruhun muhafızları getirilmelidir. Bunun için millî menfaatler uğrunda çalışmak, yaşamak ve ölmek gerektir. Tarihî mukadderat pek sert savaşlar yapmaya mecbur bırakmışsa, sadece doğru ve iyi değil, sağlam bir ahlâka da sahip olunduğundandır. Sahip oldukları ile yaşantı ancak bir yaşantıdır; asla hayat değildir. Hayat hakkı, onu gerçekleştirenlerindir. Köklenir, büyür, yeşerir. Önem ve değer kazanır. Kuvvet ve sıhhati yeniden diriltmek için yükseltmeyi gaye edinmiş olunmalıdır. Ataların istekleri, heyecanları, kahramanlıkları, kabiliyetleri, cesaretleri, dövüşleri, iradeleri, ahlâkları, öngörüleri, tecrübeleri sadece sınırları korumak, varlık sahibi olmak, hasat edip topladıklarını yemek değildi. Bilakis hayatı değerli, verimli kılan ektikleri idi. Millî gayeler idi. Çünkü daha uzak gelecek, bugün ne yapıldığı ile ilgilidir. Bilinçli, inançlı, istekli, yaratıcı, köklü bir millet, millî menfaatlerin çok hayatî olduğunu bilir. Kendine yapılan düşmanlık her şeyi ile açık, gün gibi ortadayken hâlâ bir ipucu veya çok güç duruma düşülebilir yahut barışçı olalım, falan devlet ile ilişkilerimiz incinmesin demek, şunu bilmemektir: Sevilmek, kabul görmek için iyi geçinmek, onay görmek üzere hareket etmek, millî menfaati tesisin ilişkisini bozacağını düşünmek, yüzde yüz başarılı olacağı bir durumda dahi başarmamayı seçmektir. Bir devletin kendi menfaatini düşünmesi, millî istekler, millî gaye sadece hükümetlerin dış siyaseti ile olmaz. Bugün pek çok millet kendi kandaşlarını, siyasî sınırları içinde görmek istemekte, bunun için çeşitli mücadeleler vermektedir. Nitekim disiplinli toplum fedakârlık edebilen, ahlâkı yüksek şanlı bir millettir. Böyle bir milletin her ferdi askere seve seve gider, kanının son damlasına kadar vatanı korumaya istekli ve hazırdır. Savaşı fena sayanlar, kötüleyenler, ruh ve mevcudiyeti ezip bitirenlerdir. Savaşa en çok sebep olan da bu gibi kimselerin korkaklığı, acizlikleridir. Bunlara göre ölçmek, biçmek sadece kendilerindedir. Unuttukları ise hesap, gözü peklik de ister.

Hayatı boyunca üstün niteliğe sahip, ehemmiyetli, uğurlu bir iş yapmamış olan kişiler vardır. Böyle kişiler, yapılmış olan bütün kapsamlı, mühim, kıymetli işlerin kendiliğinden, çabucak olduğunu sanırlar. Mücadelenin neden yapıldığını, nasıl tutum alınması gerektiğini bilmek istemez; kendilerinde bulunmayan yüksek maneviyat, millî bilinç, milliyet sevgisi, kahramanlık duygusunun tahribi için sürekli yazar, konuk bulunur, konuşmacı olur, pek çok genci zehirler fakat yine de sözde insanlığın sürüp giden ıstırabını bir türlü hafifletmiş sayılmazlar. Kendilerindeki fikrî ve ahlâkî sefilliği gözler önüne sermeleri de bir işi yerine getirmedir. Şahsî bir beklenti duygusu ile feragat göstermez ancak sözde başarılar ballandırılarak anlatılır. Aslında ne kadar korkak olunduğu bilinir de itirafı mümkün olmaz. Haysiyet ve utanç duygusu zaten yoktur. Düşmana gösterilen iyilik ve insaniyetin altında gizli bir hınç görülür. Kaçınılmaz hakikat şudur: İhanet, millî bilinç ile bitirilir. Geçmiş yüzyılların millî miraslarına göz dikenlerle çarpışa çarpışa bilenen millî ruh, ihaneti çok yakın ve eski tanır. Manevî cepheye karşı tutku ile sarılan, onu gerçekleştiren yüksek görev ahlâkı, ihaneti müdafaa edenleri geberdikleri yerde, lâyık oldukları biçimde bırakır. Haysiyeti ile yaşamak isteyen bir millet, bulunduğu yerde sonuna kadar karşı koymak ve kararlı olmakla yükümlüdür. Çarpışmak, hayatın her aşamasında maddî, manevî bütün kuvveti ile saldırmak, kutlu düşünceyi ele geçirmek hevesine kapılanları kaçamayacak duruma getirmektir. Kendini görevli bilerek, tereddütsüz, varlığını müthiş bir mücadeleye vermek lâzımdır. İşte o zaman hainlerin bölgesi kuşatılır. Havadan gelen birlikler, karadan gelen birliklere ulaşır. Arazi yapısı nasıl olursa olsun karadan girilir ve havadan bizzat atlayıp silahla vuruşan savaşçı, hainlerin gelinemez dediği tepeyi, ele geçirilemez denilen ormanla kaplı yeri, muhteşem bir taarruz ile teslim alır. Hainler ise öylece şaşkınlığa uğrayıp, ne yapacağını bilmez durumda kalakalır. Millî bilinç güçlü olduğu zaman lüzumsuz ayrıntı ile hız kesilmez. Gerçeği bilerek, çatışmayı görerek, sorumlu bir kişi geride kalamaz. Millî bilinç güçlü olduğu zaman hangi parasal kaynaklar, ihanet çetesine akıyor, bilinir, ortaya çıkarılır ve hesabı sorulur. Millî bilinç güçlü olduğu zaman ihanetin arkasındaki davranış biçiminin bütün kolları kesilip atılır, yerine millî ve insanî zaferlere damga vurulur. Millî ruh, kesin bir biçimde millî gayeye zararlı bütün unsurları yok eder. Korkunç, ağır bir hava başlasa da o, yolunda kendi ayakları ile yürür. Yine eskiden yürüdüğü o kutlu yollardan, sertliğin tepeden tırnağa yücelik olduğu, gözlerinin içinden yaratıcı gücü, kudreti okur. Tutkusu ırkının tutkusu olur. Millî ruhu bitirmek üzere kullandıkları olanaklar, ikili oyunlar, sunulan seçenekler artık ebedî ışıksızdır. Kızılelma, hedefte olsa da kayıtsızlığın hiçbir oku, bütün sessiz oyuna rağmen isabet etmez. İsteklerin aksine, eninde sonunda mukadder olan tam zafer perdesiz, dolaysız görülecektir. Zira sağlam ahlâk, kendi çıkarlarını temin eden hainlere asla geçit vermez. Yüzyılların ötesinden gelen kutsî duygu ve düşünceleri izler. Kendinden evvelkilerin büyüklük emeli, kendi ile birlikte yükselir. Aksi toplumsal bozulmadır. Bir toplulukta millî haysiyet duygusu yoksa, uçurumu gören gurur da yoktur. Tehlikelerle dolu bir hayat, rahat bir yaşantıdan üstündür.

Geçmişin nice büyüklüklerini, disiplinsizliğin uyuşturduğu aldırmazlık diriltmeyecektir. İnanç, karakter, şeref meşalesini, yalnızca ihanetin dost elleri söndürmeye yeltenmeyecek, bazı hassas elleri yakmamak kaydı ile en fena inkârlarla dolu aşağılamalar da buna heves edecektir. Dağları deviren feragatin fedakârları, binlerce yıllık medeniyetin sahipleri, öyle birbirinden kopuk kurulup yıkılan devletlerin değil, daima bir Türk devletinin kudretli taşıyıcılarıdır. Tarihin en eski zamanlarından bu yana asil bir ırk olarak yaşayıp, eşsiz kahramanlıkları, sayısız savaşları, nice destanları ile Türk yaratıcı gücü ebedîdir. Milleti uğruna fedakârlık ve feragat isteyen ruh, türlü pespayeliğe, ciddiyetsizliğe, duymazlığa söz hakkı vermez. Şahsî çıkar ile rahatı bozulmasın diye insanlık dâvası peşinde koşanlar, insanları devletsiz birlik yapmak isteyenler, Türklüğün heyecan dolu ruhu ile ilelebet önlenecektir. Millî inanç ve güç, daha çok ders almak isteyen zararlı ve zehirli fikirleri mutlaka alt edecek, bu azaplı çoğalan sancıya son verecektir. Siyasî birlikten sonra kültür birliği ile tarihi vatan ‘Büyük Türkili’, bir büyük devletin sahibi kudretli Türkler, bir daha ayrılmamak üzere kavuşacaktır. Disiplinli, yenilmez, cesaretle çarpışan yürek, Türk ırkının cevherindeki özdür. Başkalarının değil, kendi değer yargılarına bağlıdır. Kendi tercih ve isteklerini kendi belirler. Sahip olduğu gücü budur. Sahtekârlık, dolandırıcılık, bencillik, seviyesizlik, gayesizlik, uyuşukluk, hainlik, uğrunda kanların ve canların harcandığı şerefli inancı, bu erdemli hissi, heyecanla etkileyen düşünceyi hiçbir suretle sarsamaz. Bu yaratıcı kuvvet, düşmanlıkla yoğrulan ihaneti tanır, ortaya koyar ve hesabını sorar. Yüce dileklerin birliğine bu güçlü ruh ve yüksek bilinçle varılır.

Türkler mükemmel askerdir. Dünya ve Türk tarihi incelendiğinde görülür: Millî gaye çok uzak geleceği düşünür. Kim düşman, kim nedir? Kim feragat ederek Türklüğü müdafaa etmektedir? Topraklara kim ihanet etmekte, kim ne demektedir? Bakıldığında askeri sahada yüksek meziyetler daha iyi anlaşılır. Sert iklim şartlarında yaşayan, diğer nüfusu fazla milletlerle savaşarak devlet siyaseti olarak çokça zaferler kazanan, bir devlet hâline gelerek siyasî ve askerî çalışmalarda bulunmak, kendi yarattığı medeniyetleri ve kültürleri kendinden sonraki nesillere en iyi biçimde aktarmak, düzen kurup yasanın egemenliğini temin etmek, milleti bahtiyar kılmak, yayılıp hâkim olmak gayesi kuşkusuz kahramanlar ve şehitler ister. Bu kutlu düşünce herhangi bir nedenle sınırlandırılamaz. Çünkü büyük fedakârlıklar büyük feragatlerin eseridir. Kanla, silahla, kavga ve millî kin ile büyüklük düşüncesini benimser, ona tutku ile sarılır. Binlerce yıldır devam eden mücadelenin hedefleri büyüktür. Milletini seven, güvenç ve övünç duyan, istekli ve plânlı yaşayan, yasa düzeni ve Kızılelma düşüncelerine büyük bir şevkle kendini verir. Her zorluğa katlanır, hazır ve olgun, başı dimdik, daha uzağa bakar. Boyun eğmez, gem almaz, kutlu günün balası o eşsiz ruh, orada hiçbir şey birbirine karışmaz. Her şey anlamlıdır. Mücadele keskin, deniz hırçın dalgalı, yıldırım gök gürültülü, bozkır ırkının azametli sert askeri, millî varlığı hatırdan, gönülden çıkartman için üstüne ordular gönderdiler, başaramadılar. Türlü ayak oyunu yinelemekte ısrar ettiler, yine başaramadılar. Türkler taarruz eder, baş eğdirir. Düşmanın dahi hitabı şöyledir: ‘Kudretli Türkler’, tıpkı düzyazıyı medenî ve edebî yazmayı sevdiği gibi, tarihi de Türk askerî kabiliyetleri ile biçimlendirmeyi sever. Türk olmayanların ihanetini bilmekten doğan tarihî bir gerçek, savaşçılık ruhunu diriltir. Türk ırkı utkuludur.

Tanrı Türk’ü korusun.

Çi-Çi

18 Mart 2018
Turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.645


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #67 : 06 Mayıs 2020, 00:56:21 »

KAN ZEHİRLENMESİ


Kanı zehirlenen zihniyetler artık mikroplu irinleri ile uyuşmuş, düş gören, uykuya dalmış, yüzünün, gözlerinin renk değiştirdiği, dakikadan dakikaya başkalaşan kimselerdir. Bunlardan yarının rüyasını yaşayan bir millet olmaz, olamaz; çünkü maziyi anlamak ve duymak, küçücük kafaların ayarlar dünyasından, kendi yüksek hayal ve hayat sahalarına geçmiş olmayı gerektirir. Ruhumuzun barındığı biricik kuvvet kanımızdır. O kan ki, kimine asalet, güç ve dirim, boyun eğmeyi arındıran başarabilme gücü kimine alçalma, bayağılaşma, zayıflara özgü bir kalıtım bırakır. Kimine hırçınlığı, sert, tavizsiz ve korkusuzluğu kimine uysallığı, yavşakça davranmayı, karmakarışıklığı verir. Zira ipinin üzerinde yürüyen cambazların uğrunda verecekleri bir hayatları, geleceğinde yaşayacakları bir milliyetleri yoktur.

Kan zehirlenmesi yenilgiyi kabul ettirir, yalvartır, el etek öptürür, sıradan biri olmaya razı olunur; çünkü artık ruh yoktur. Tekrar dirilmeye imkân verecek geçmişe ait izler, bir milletin en emin kuvveti kaybolmuştur. Böylece yapılabilecek en sinsi saldırı millî maziyi unutturarak, özü tahrip etmektir. Yoksa küçük hesaplar, çıkarcılık ve iğrendiren maddecilik nereden gelecektir? Ya da başını kuma sokmak, yönetimi Masonların elinde bulunan yapılarda görev almak, tarihi hakları dile getirmek yerine Kürt devleti kurma amacına hizmet vermek ne ile izah edilecektir? Kaybedilmiş vilayetleri geri almak bilincini gösteremeyenlerin ancak Birleşmiş Milletler kararlarını dikkate almaları başka nasıl açıklanacaktır? Irak Türklerinin, Uygur Türklerinin, Kırım Türklerinin kaderi Kürtleştirilmek, Çinleştirilmek ya da yahut Ruslaştırılmak diyenlerle aynı kanıda olmak fakat itidalli olmanın gerekliliği adına Türklüğün geleceğinde yaşayamamak başkaca nasıl yorumlanacaktır, yorumlanmalıdır?

Barzani adında bir haramzade Türklere meydan okurken, Türkmenler öldürülürken, Türkler çoğunluk olduğu kendi ilinde tersi durumuna düşürülürken, Sevr antlaşması maddelerini yürürlüğe koyan AB komisyonu ilerleme raporu adım adım uygulanmakta iken, daha ne kadar güvenlik haklarımızdan taviz vermemiz istenecektir? Kıbrıs, Ege, Fener Rum Patrikhanesi, azınlıklar, misyonerlik faaliyetleri, Pontus hayalleri, Ruhban okulu, Şark meselesi, siyasi, demografik, dini, iktisadi, kültür emperyalizmi, emperyalist politikaların tümü daha ne kadar sınırları zorlayacaktır? Taviz koparmak peşinde koşanlar Türklerin sabrını daha ne kadar sınayacaktır? Temeli ötümlü mayası bozuklar uyumlu ve etkili dış politika, daha sıkı işbirliği ve esneklik adına daha ne kadar milli devlet kavramını yok etmeyi sürdürecektir? Kimin sesi daha çok çıkarsa o mu kazanacak? Yani yalan, iftira, sahte bir iki yazı kaleme alınmış diye, bu Ermenilerin tarihi belgesi olup kabul mü görecek, görmemiz beklenecek? Köy ve kasabalar ateş kıyımı içinde bırakılıp, Türkler hunharca öldürülürken ‘kimse kaleme almamış’ diyen kafalar yüzünden, hakikat bugün Nobel ödüllü çığırtkanların ya da Ermenilerin kaleme aldıkları mı olacak?

Kontrol altına alınmazsa yayılan ve zayıf düşürerek etkisiz kılabilen kan zehirlenmesi, Türk olmayan unsurların, ırktan gelen pek çok meziyetlerin kaybolması adına üzerinde itina ile uğraştıkları bir saldırıdır. Bu saldırı milli mazinin vicdanlardan ve hafızalardan yok edilmesini ve özellikle başka soylarla yapılacak evliliklerin teşvikini amaçlamaktadır. Böylece Türk ruhunun kendisini, kuvvetini ve hafızasını kaybetmesi mümkün olacaktır. Mazinin cazibeleri, üstünlükleri, manzaraları bozulup heba olacak; ruh yıpranıp, cesaret azalacaktır. Bu durumda içimizden ilham alacağımız yüksek ve asil fikirler çıkmayacak, çıkamayacaktır. Bıkmadan, yorulmadan asırlar boyu gösterdikleri sürekli düşmanlıklar açıkça ortada iken, kalımlılık davamızın anlamını yerine getirmemiz, büyük mücadeleye hazır olmamız lâzımdır. Türklüğün mukadderatı ile ilgilenmek millî görevimizdir. Mevcudiyetimize karşı çekinmeden meydan okuyanlar şüphesiz damarlarımızdaki asil kanın niteliğini de bilmelidir.

Çİ-Çİ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #68 : 11 Mayıs 2020, 01:55:21 »

'Z''  VİRÜSÜ


Yaşama savaşı millî ruhtan bir parçadır. Bu güçsüzü güçlüden ayıran Z virüsü yaşama savaşıdır ve çok değerlidir. Dünya nüfusunun yalnızca % 1’i, Dünya gayri safi millî hâsılasının % 82’sini kontrol ederken, Z virüsü ihtiraslı liderin eline geçer. Kendisi değil ama Z virüsü çok hızlı evrimleşir. Finans kapital unsurlar bugün bu ismi seçmiştir. Yarın bilinmez. Ancak Z virüsü, bu ihtiraslı liderin elinde olduğu sürece bir kıtayı diğer bir kıtaya göç ettirebilir. Böylece kötülük, bağnazlık, bencillik ve duyarsızlık ortadan kalkacaktır. Dünya için iyi bir insan olmaya çalışabilir.

Bir gün ihtiraslı lider günahlarının kefareti, dua etmeye ve kendisini aşan bir amaç için hareket etmeye karar verir. Kendisinin liderliğini yaptığı ülkesinde insanlar, uzun zaman çok mutludur. Elbette bu mutluluğun bir de bedeli vardır. Bu ülkedeki insanlar hayatlarında akış hâli dedikleri eylem içinde zamanı kaybetmiş, kitap okurken dâhi zamanın nasıl geçtiğini anlamaz, konsere gittiklerinde adeta zamanı yutmuş olurlar. Şöyle bir söylenti yayılır: ‘ Bedenlerine ve beyinlerine yatırım yapmayanlar Z virüsüne kapılır.’ Ülkede birtakım bağımlılıklar artmıştır. Bağımlı olmak yerine bağımlılığı tahrif edenler hapis cezası almaktadır. Z virüsü eline geçen ihtiraslı lider canlı olan her şeye bağımlıdır. Tıpkı finans kapital unsurlar gibi, bu olanlardan kâr elde etmek ister. Ancak kimilerine göre bu Z virüsü, hayvandan insana geçtikten sonra geçirdiği mutasyon ile olagelmiş, kimilerine göre ise salgın plânlı olmuştur.

İhtiraslı lider, benzeri olmayan durumları yaratmayı sonra da çözmeyi çok sever. Ne de olsa olgun insanın birinci görevi sorumluluktur. Ülkesindeki bütün üreticiler için Z virüsünü kullanmayı böylece tüketici hâle geçecek kimselere yol açılması gerektiğini önemser. Zira tüketici olan ihtiraslı liderin kıymetini bilir. Yeni Dünya düzenini yaratmaya çalışırken, bu çabayı ve ortaya çıkan ürünün değerini bilemeyenlere yaşama hakkı tanınmamalıdır. Tüm endüstrisini kredi sistemine bağlar. Gayret gösterir, sorumluluk üstlenir, değerli olan küreselleşmedir. Karşısında yaşama savaşını en iyi bilen ırkçılar vardır. Irkçılar temizliği çok mühimser ve bunun için çabaladıklarından temiz tutmanın önemini kavrar ve temiz tutana da saygı duyar. İhtiraslı lider bir emir verir: ‘ Bütün bunlara bir son vermelidir.’

Ne var ki, ırkçı temizliğe katkıda bulunduğu için kirletilmesine de izin vermez. Hastalığı geçirmiş olan ihtiras sahiplerinin kanlarındaki antikorları alıp, onları kullanmayı düşünür. Irkçıların hayat karşısındaki mücadeleciliği ve yılmazlığı, geçmişte yaşadıkları zorluklardan kaynaklanır. Bugünlere gelinmesindeki değerli aşamalar hep o fedakârlardan çıkmıştır. Sorumluluk ve bağımsızlık, parasını verip, keyfini süren müşterilerin asla anlamayacağı yüksek bir değerdir.

İhtiraslı lider aynı zamanda anonim bir şirket yönetir. Bu şirket ailelerin yönettiği bir bankadır. Dünyayı ve diğer ülkeleri yönetecek o ülkeye hâkim olacak zekâya, gen teknolojisine, nano teknolojisine, uzay teknolojisine ve lazer teknolojisine sahiptir. Dahası şimdi yeni silahı Z virüsüne maliktir. Ayrıca nükleer, biyolojik, kimyasal silahları da vardır. Dünya Z virüsünü ortadan kaldıracak karşı silahı üretemediği sürece, güç kendisinde kalacaktır. Yazık ki Z virüsünü çok ucuz maliyetle keşfeden silah şirketleri ile ilaç şirketlerini yönetir. Enerji, kimya sektörü ve bankalara yön verir. Dünya siyasetine izleyeceği yolu tavsiye eder. Ne de olsa hâlâ birçok ülkede oy vermek için sandığa gidilmektedir. Milletvekillerini tanımadıkları hâlde oy sandığına gidilir, oy verilir. Başkanlar listeyi yaparlar. Acaba seçmenler, seçtikleri milletvekillerinin kaçını tanır, kaçından haberdar ve hangi sonucun çıktığını kim bilebilir?

Fakat yine de toplumun rızası ile seçilmiş olmalıdır.

İşte böyle bir ortamda Z virüsü çıkagelir. Kimilerine göre bir felakete kimilerine göre bir kurtarıcıya ihtiyaç vardır ve üretilmişse de üretilmemişse de gelmiştir. Z virüsüne genetik materyal yükleyip, hücrenin genetik yapısını değiştirerek, içindeki gen dizilimlerini ve işleyişlerini kontrol etmek, önceden plânlanamayanları hızlandırmak içindir. Web 3.0 hayatın akışını hızla değiştirmelidir. Güven ve korku ihtiyacı güçle artmalıdır. Adaletsizlik daha tahammül edilmez hâle gelmelidir. Cihazlara kontrol sistemi yerleştirilerek insanlar denetlenmelidir. Uzaktan çalışma, uzaktan eğitim, görüşmeler ağ ortamlarında olmalıdır. Tam da ihtiraslı liderin güvenlik ihtiyacının açığa çıktığı, çok korktuğu bir zamanda Z virüsü eline geçmiştir.

İhtiraslı lider artık belirsiz bir zamanda yaşamaktadır. Toplumu korkutmalı, çarelerinin, kendisi olduğunu söylemeli ve bunu toplumun kendi onayı ile yapmalıdır.
Yanında etkisiz ve akılsız kimselerin olmasından dolayı potansiyeli zorlamasına rağmen geçirdiği sinir krizlerine engel olamamaktadır.

Beklenen sonuçların geçerliliğini yitirdiği ruhu oldukça ihtiraslı, ekonomiyi, hayatı, doğanın ritmini, saatleri durdurmak isteyecek kadar karışmış biridir.

Hayalinde Millî Devletlerin içini boşaltarak küresel işbirliğine gidilmesini sağlamak, tüm enerji çalışmalarını yönetmek, Dünya Sağlık Örgütü’nden yetkileri almak, 2030 yılına kadar karbon emisyonunu bitirmek, fosil yakıtlar, doğalgaz, kömür ve petrol kullanımını sıfırlamak vardır. Z virüsünü değerlendirerek, ekonomik sistemi çökertip bunu karara bağlayacaktır. Böylece zorunlu aşıyı, gıdayı, iklimle ilgili aşamaları kendisi yönetecek, dijital tıbba geçişi hızlandıracaktır.

En büyük ideali toplumun bağışıklık sistemini güçsüzleştirmektir. Bunu adım adım içinden çıkılmaz biçimde bağışıklık pasaportları vererek gerçekleştirecektir.

Bilimcilerle politikacıların mücadelesi devam ederken ihtiraslı lider, evinde kalanların daha çok öldüğü bilgisi kendisine sunuldukça sağlık bakanını ekrandan toplantıya çağırıyor, ‘işsizlik 1930’lu yılların buhranlarına gitmemelidir’ diyordu.

Z virüsü alınan bütün tedbirlere karşı yayılıyor, mutasyona uğradığından hücrenin savunma mekanizması etkisiz kalıyordu. Biliyordu ki mutasyon varsa aşı çalışmaları da olacaktı. Ama kendisi aşı olmadan önlem alınmasını istemiyordu.

En sevdiği kavram, ‘ sosyal mesafe ’ idi. Dünyada bütün sosyolojik davranışlar değişmişti. Sürü bağışıklığını önemseyen hayatta mı idi?

Z virüsü sosyal dokuda çok etkili olmalı, salgına dönüşmeli, saldırgan bir tutumla hareket etmeli idi.

Korkuyordu! Z virüsü ya kendisine bulaşırsa ne yapacaktı? Hayaline nasıl erişecekti? Toprak, tarım ve öz tohumlardan mahrumiyeti onun kadar ihtiraslı kim yaratabilecekti?

Anarşist kapitalistlerin elinde olmaktan bıkmış, bundan böyle kurtuluşa kavuşmak istiyordu. Elindeki Dolar rezervi ile dünyaya açıldı. Yatırımlara girişti. Bir söyleyen, bir geri çekilen böyle ruh hâli vardı.

Piyasaya limitsiz para sürme kararı aldı. Z virüsü cansız ancak para canlı idi. Değer kaybı % 50’yi geçti. Pek çok işbirliği mutabakatı imzaladı. Borçlanarak Dolar satın almaya başladı. Bu para içinden büyük pay uluslararası şirketlere gidiyordu. Canı çok sıkkındı. Karar verdi, vakıf kurup ilaç çalışması yapacaktı. Dünyada sermayeyi küreselleştirip kripto para ile insanları tek bir merkezden yönetecekti. Ne de olsa güçlü para, güçlü organizasyonları meydana getirirdi. Çok büyük sermaye sahibi olduğu zaman neyi kontrol edecekti? Basını, şirketleri, düşünce kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, akademileri, akademisyenleri, parayı kullanarak istihbaratları kontrol edecekti. Engeli ise ırkçı tutum alanların güçlü istekleri, bilinçli davranışları idi. Onları siyaseten ele geçirmek istiyor, itibar suikastı yahut suikast yapılmasından endişe duyuyordu. Devletler üstü yapılanmada aklındakini hayata geçirebilecek imkân, kabiliyet ve güce sahip olduğunu hissediyordu. Ekonomi ve para çökerken millî bilincin, tarihi bilincin çok önemli olduğu, kendi kaynaklarından karnını doyuran, suyunu içen, aşısını ve ilacını bulan ülkelerin ayakta kalacak olduğunu bildiğinden Z virüsüne daha fazla sarıldı. O kadar sarıldı ki, virüs kendisine bulaştı ve küreselcilerin telefon vericisi hâline gelerek, kanunların acımasızlığına takıldı.

Oysa ihtiraslı lider parayı istemişti, kanunları hiç sevmemişti.

Çiğdem ATSIZALP  11/05/2020
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 5 6 [7]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.273 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.