Çanakkale Efsaneleri ve Gerçek Tarihimiz
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Ocak 2020, 04:15:49


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Çanakkale Efsaneleri ve Gerçek Tarihimiz  (Okunma Sayısı 2186 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 10 Nisan 2012, 11:46:06 »

ÇANAKKALE EFSANELERİ VE GERÇEK TARİHİMİZ

Türk tarihinin zaferlerle dolu olduğu gerçeği, ne yazık ki yenilgilerimizi yok saymak gibi bir açmazı da doğuruyor. Çanakkale Harbi’nden evvel yaşanmış ve büyük acılara sahne olan Balkan Harbi (1912) bu yok sayma ve unutma sayesinde hakkında pek az söz edilmiş bir harp haline gelmiştir. Bu yıl yüzüncü yılını idrak ettiğimiz bu harp, okullarda okutulan tarih kitaplarında da az yer bulmuş, üstünkörü anlatılıp geçilmiştir.
Birinci Balkan Savaşı olarak kitaplarımıza geçmiş bu savaş sonunda, Bulgarların İstanbul kapılarına kadar dayandığı ve Edirne’nin düştüğü, daha sonra devletler arasında çıkan toprak anlaşmazlıkları nedeniyle çıkan İkinci Balkan Savaşı ve bundan yararlanan Osmanlı’nın Trakya’yı yeniden ele geçirmesi… Kitaplardaki Balkan Harbi anlatımı bundan ibarettir. Elbette göç edenlerin yaşadığı zorluklar, muhacirlerin pek çoğunun yol şartlarına dayanamayıp vefat etmesi gibi olayların bir film misali kitaplarda anlatılmasından bahsetmiyorum. Lâkin bir soru vardır ki herkesin aklına gelebilir:

“Madem diğer devletler birbirine düşmüş vaziyetteydi neden Meriç sınırında kalıp bir adım öteye geçmedik?”

Bu soru lise yıllarında benim de aklıma düşmüştü. Cevabını bulmak için ne yazık ki okul hayatımın bitmesi gerekiyordu. Cevap hem Talât Paşa’da hem de Cemal Paşa’daydı. İki paşanın da hatıralarında anlattığı üzere, İngilizler Balkanlar’da kaybedilen toprakların geri alınmaması için Osmanlı’ya yoğun bir baskı yapmışlar, uzun görüşmeler sonucunda Meriç’ten öteye geçilmemesini tehditler ve zorla kabul ettirmişlerdi.
Biz Balkan Harbi’nde kaybettik. “Balkanlar Osmanlı’nın anavatanıdır” dersek mübalağa etmemiş oluruz. Daha Anadolu dahi tam olarak fethedilmemişken Osmanlı Balkanlarda hakimdi. Balkanlarda mihver devletlerin adaleti bizden yana değildi. Ya diğer adalet?

Bu soruyu şunun için soruyorum. Balkan Harbi’nden üç yıl sonra cereyan eden bir başka harbimiz var ki, Balkan Harbi ile ilgili ne kadar az söz ediliyorsa bu harp ile ilgili de o kadar çok söz ediliyor. Ne yazık ki iki savaş için de ortaya konmuş akademik araştırma yok denecek kadar az ama biri için efsaneler o kadar almış başını yürümüş ki, gerçek zannedilmesi an meselesidir.
Anlaşıldığı üzere Çanakkale Harbi’nden söz ediyorum.
İstiklâl Harbimizin öncesinde yaşanmış ve moral açısından büyük önemi olan bu savaş, büyük askeri başarılar ve Türk milletinin gücü ile kazanılmıştır. Dahi kumandan Mustafa Kemal Paşa ve Cevat Paşa, Liman Von Sanders’in yanlış taktiklerine rağmen büyük bir askeri başarının öncüsü olmuşlar ve İtilaf Devletleri’nin (en azından birkaç yıl) Marmara kıyılarına demir atamamasını sağlamışlardır.
Fakat neticesinin zaferle bitmiş olma avantajına (araştırma yapabilmek için) rağmen Balkan Harbi kadar az ilgi görmüş, askeri raporlar kullanıma açılmamış, arşiv araştırmaları yapılamamış bu harp, efsanelerle dolu bilgiler ve “ilahi tecelli” sözleriyle anlatılmaya çalışılmıştır.

Bunda Mustafa Kemal Paşa’nın askeri başarılarının küçültülmesi çabasının da önemli bir etken olduğunu söylemek gerekir. Çanakkale ile ilgili yapılan bazı belgesel çalışmalarında “Mustafa Kemal” ismine hiç yer verilmemesi ve Cevat Paşa isminin bu hain emellere alet edilerek “zaferin tek kumandanı” olarak öne sürülmesini gösterebiliriz.
Bu türde çalışmaların yanında, Çanakkale Harbi’nin tamamen Tanrı’nın inayeti ve ilahi bir tecelli üzerine kazanıldığını buyuranlar da vardır. Bunlara göre bir bulut gelip Anzak askerlerini uçurmuştur. Askerlerin yanına gelen nur yüzlü ninelerin ellerinde suyu bitmeyen testiler vardır.
Geceleri gelen kadınlar askerlere “nöbetini ben tutayım sen git yat” derler askerin elinden tüfeğini alırlar, asker gider uyur. Komutanı, askerini uyurken görünce nöbet yerine gider. Havada çapraz vaziyette bir tüfek durmaktadır. Komutan tüfeği havadan almaya çalışır, başaramayınca tüfeğin olduğu yere ateş eder, tüfek yere düşer. Lâkin koğuşunda uyuyan asker bu kurşunla ölmüştür.

“Bu yaveleri nereden duydun” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Türkiye’nin en çok satan gazetesi olduğunu iddia eden bir gazetenin “Kahramanlık Hikayeleri” adıyla 18 Mart günü verdiği ekten aktarıyorum. Şehit düşen askerlere neredeyse hiç pay vermeden tüm başarıyı “gece görünenlere” bağlayan bu zihniyetle Çanakkale Harbi büyüyor mu, küçülüyor mu sorusu akıllara geliyor ve Atatürk’ün İzmir’den Meclis’e döndüğünde imam efendiye verdiği tarihi cevabını…Yani, “Bu yurt Mehmetçiğin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla değil” demesini…
Bu zihniyettekiler Balkan Harbi faciasında o “ilahi adalet”in kimden yana olduğunu da bir zahmet duyurabilirler mi?...

Ne yazık ki ilmi tartışmada sıfırız. Lâkin söz konusu boş lakırdı ve efsaneler olduğunda söyleyecek çok sözümüz oluyor.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 10 Nisan 2012, 11:52:32 »

Kağan bir gerçek daha dilinden akmış, söyleyecek sözlerininizin tamamınıda zevle bekliyoruz kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.182 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.