BOZKURTLAR YENİDEN DİRİLİYOR
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 04 Nisan 2020, 05:27:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: BOZKURTLAR YENİDEN DİRİLİYOR  (Okunma Sayısı 6203 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« : 29 Kasım 2011, 19:00:57 »

BOZKURTLAR YENİDEN DİRİLİYOR( BOZKURTLAR ÖLMEZ)
 Taçam, Yula, Ezgene ve Ersegün, bu dört yorgun, yiğit, yaralı, yürekten yaralı bozkurtun bütün güçleri bir anda tükenmişti. Bilselerdi herşeyin bir anlamı var, bilselerdi, Urungunun ölümünün, onların geleceği, budununun geleceği olacağını, yorulmazlardı. Yorgunluğu hangi Türk severdi ki?
   Ölüm uçurumunun başında gecelemeye karar verdiler. Ama bu kararı hiç konuşmadan verdiler. Dördüde bir kenara uzanmıştı. Amaçları uyumak ve sabaha dinç kalkıp yol almaktı. Fakat gece boyunca hiç biri uyumamıştı.
   Ezgene; Ayhanımı öldürmenin acısını yaşıyor. Yula; arkadaşının akrabası olduğunu ve Kurşad ın torunu olduğunu düşünüyor, hem onunla gurur duyuyor hemde derin bir üzüntü ile ona bakıyordu.
     Deli Ersegün ise; bütün siniri geçmiş, bu büyük aşkla bağlı olarak ölüm uçurumuna atlayan Urunguyu hem kıskanıyor hem de onun, Ayhanıma bağlılığı karşısında , ona büyük bir saygı besliyordu.  
  Taçam ise;  Kürşadın torunu olduğuna sevinirken , babasının bu vakitsiz gidişine üzülüyordu. Bu dört yılmaz yiğit, hergeçen saniyede, zamandan daha hızlı olarak olgunlaşıyor, olgun bir yiğit edasına bürünüyor, büyüyor, büyümekten daha öte, bilgeleşiyordu.
  Sabaha kadar hiç biri uyuyamamıştı. Sabahın ilk ışıkları Taçam'ın kutsal pusatına vurup da parlamaya başlayınca, bunu ilk gören Ersegün, herşeyi daha da iyi anlamıştı. Ayhanımın bir kağana gönül verdiğinin bilmeyen kalmamıştı.  Bu kağanın kim olduğunu  bilmesede bu pusatı, Pars, Taçama verirken görmüş ve babasının pusatı olduğunu anlamıştı.  Bu kutsal pusatın parlamasıyla birlikde herşey Dahada blirginleşmişti. Karşısında KurŞadın torunu vardı ve ona daha da saygı duymaya başlamıştı. Bu ışığı dördü de görmüş ama hiç kimse konuşmamıştı. Ama Ezgene, Yula ve Ersegün, üçü de artık biliyorlardı ki, karşılarında geleceğin Kağanı vardı. Bu büyük bir saygı uyandırıyordu onların gönlünde.
  Gün iyice ağarmıştı. Sıcak bastırmıştı. Gitmemeye karar verdiler. Ama bu kararı verirken bile son sözü Taçamın vermesini bekliyorladı artık.
   Taçam; ölüm uçurumunun içine doğru inelim ve orada biraz uyuyalım, sonra yola çıkalım, dedi.
  Sanki bir kağanın emri imiş gibi diğer üçü sorgusuz onayladı ve ölüm uçurumunda aşağı indiler. Orada bir oda gibi bir yer buldular. Pusatlarını tekrar çıkarıp uzandilar. Birkaç saniye içinde dördü de uyumuştu. Ama bu uyku, o kadar derin ve o kadar uzun bir uyku olacaktı ki, zamanın ötesinde,zamansız,asırlar süren ama onlar için birkaç saniyelik bir uyku . Tanrı kutsal bir görev için onları uyutmuş ve zamanı gelince, uyandıracaktı. Onlar bu kutsal görevi bilmesede yıllarca bu görev için can atanlardan, savaşanlardandı. Bu kutsal görev için zamanı da yenecekler ve en zamansız bir zamanda ortaya çıkacaklardı. Zamanı sadece, yargılanmayanın yaşadığı bir daha görülecek di. Zaman yorulacak, yoğrulacak ve ansız bir anda patlayacak dı. Bütün kamların beklediği yiğitler yolda, tarihi değiştirmeye geliyorlardı. Tarihi yine, yeniden yenmeye geliyorlardı.
    Bütün doğa heyecanlı idi, bütün hayvanlar kasvetli ama bütün kurtlar da bir o kadar kutlu idi. Çünkü , kurtlar biliyordu olacak olanları, biliyorlardı, tarihin yeniden yazılacağını. Biliyorlardı, tarihi, sadece Türkler yazar,ama kanla yazar, pusatıyla, ölüme gülerek giderken yazar. Bu yüce Irkın bir parçası oldukları için, günlerce, aylarca, yıllarca, zamansız ca, zamanın ötesinde hep uludular. O an geldiğinde Başkurt gidip, bu dört seçilmiş yiğidi uyandıracak tı. Tanrı yine, kurtlara görev vermişti, yol göstermeyi. Kurtlar la Türkler yine birlikte, yine  kutlu ve yine ölümsüz olacaklar dı.
ÇERİLER UYUMUŞLAR  ÖLÜM UÇURUMUNDA ZAMANSIZ,
BAŞKURT BEKLERMİŞ BAŞLARINDA  AÇ, SUSUZ ,AMANSIZ,
HAYDİ ACUNDAKİ TÜRKLER, TEZ UYANASINIZ,
KAMLAR  DER Kİ, TÜRKLER KALMAZ KUR ŞAD SIZ.
  Ölüm uçurumunda bu defada bu sözler çınlıyordu. Gelecekten geçmişe doğru bir sözdü bu. Saatler öncesindeki at kişnemesinin, Urungunun haykırışının yerini, bu dörtlük almıştı. Bu sözler, ölüm uçurumunda çınlarken, dört çerinin başındaki kurt da , bu  olağan üstü duruma ayak uydurup durmadan uluyordu. Ama bu nasıl bir ulumaydı böyle. San ki dile gelip bende sizdenim , bende Türküm diyecek oldu bir ara. Zaman yaklaşmış dı. Kurt uluyor, sanki; kalkın artık kalkın, bende sizdenim, bende Türküm, kalkın artık diyordu.
  Uyanmaya yakın, hepsi  kabuslar görmeye başlamıştı.
 Taçam; Ter içinde kalmış, arkasında bir ordu savaşıyordu. Ama nasıl bir savaşdı ki bu. Ne yay vardı elinde ne de bir kılıç. Çirkin bir demir parçası vardı, ve bu demirden ateş fışkırıyordu. Bu hiç adil değildi. Türk düşmanını böyle mi, kalleşçe mi  öldürür diye düşünüyor, ter basıyordu.
   Aynı rüyayı, Ersegün,Yula ve Ezgene de görmekteydi. En başta, bir tane bozkurt var dı. Bu nasıl bir rüya idi ki, başta bir kurt ve ellerde çirkin, kalleş bir demir parçası ateş püskürüyor ve hiç emek vermeden düşmanı olduğu yere yıkıyordu. Dördü de çok rahatsız olmuşlar, yattıkları yerde dönüp duruyorlardı.
   Derken, kurt un sesi ile dördü birden uyandılar. Dördü de ter içinde kalktılar. Karınları çok aç tı.
- Ah şimdi şurada bir koç olsa, yanında da bir kımız, ne iyi giderdi ama
 Diye düşündü dördü birden.İçlerindeki ateş anca kımızla gidecek ti.
   Taçam, gözlerini iyice açınca, yanlarında bir kurtun beklemekde olduğunu gördü. Önce biraz çekindi ama Kurt öylr bir duruyordu ki, sanki onlardan biri, bir dost gibi onlara bakıyordu.
  Kurt ayağa kalktı, hepsini bir bir kokladı ve kapıya doğru yönelip uludu. Ama bu uluma bir ağıt gibi yürek yakıcı idi. Sonra kurt yavaş yavaş yürümeye başladı. Yürürken de geriye dönüp onara bakıyor ve beni takip edin der gibi başını sallıyor du. Çaresiz ve merakla kurt u takip ettiler. Yukarı çıktılar. Güneş yeni yeni ağarıyor du.
  Bu da ne demek oluyordu? Taçam'ın pusatında hiçbir ışık belirtisi yoktu. Sıradan bir pusat gibi duruyordu. Dördü de birbirine bakıp bir terslik olduğunu anlamışlardı. Kötü bir rüya, pusatın parlamaması…. Ama onlar budununu bıraktıklarında, Ötüken Türklerin yurdu değil miydi?….Bu pusat niye parlamıyor, niye ışık saçmıyordu?….
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #1 : 29 Kasım 2011, 19:01:44 »

Bu dört seçilmiş, tarihe, Türkün talihine yön verecek yiğit, aynı zamanın içinden  geçip gelen dört atına atlayıp, dört nala, Ötüken ormanına sürdüler. O  kadar hızlı gidiyorlardı ki, sanki, onlar ötükene değilde, ötüken onlara koşmaktay dı. Bu buluşmada ki, gizi, yargılanmayan haricinde hiç kimse bilemezdi.
  Ötüken ormanına yaklaştıkları zaman, dördü birden atlarının dizginlerini koparırcasına çektiler. Atlarda olayın farkında oldukları için, itirazsız durdular. Burası neresi idi. Ortalık da  bir tane bile otağ yoktu. Bir zamanlar, Kür Şad dedesi onları kurtarmadan öncede, Çinde tutsak iken bunlara benzer yerler de yaşamış lar dı. Yüksek Yüksek yerler görünüyordu. Ürktüler, Burası Türk eli değilmiy di artık? Türkler başka bir yere mi taşınmışlardı acaba? Acabalar sinire, sinir ise  ellerinin pusatlarına gitmesine sebeb oldu. Durdular ve düşünmeye başladılar.
  Ersegün,
_ yaklaşalım,  Eğer ki, bizim budunumuzdan kimse yoksa, savaşalım, savaşmak da yetmez, yakalım, dedi.
  Biraz daha durduktan sonra, üçü birden, Taçam a  ne yapacağız der gibi baktılar.
 Taçam,
_ Yaklaşalım, Budunumuz yok da, çaşıt dolu ise orası, önce budunumuzu bulmalıyız. Girip savaşabiliriz ama o zaman budunumuz nerede bulamadan anlamadan ölmüş oluruz. Önce budunumuzu bulalım, sonra gelir savaşırız, dedi.

 Yüzbaşı Ezgene ise
_ Yaklaşırsak ve de fark ederler se savaşmak zorunda kalabiliriz. Dört kişi ile savaşmak budunumuza bir fayda getirmez. Ben derim ki, Tanrıdağının eteklerine doğru gidelim. Orada yukarılarda mutlaka budundan birisini buluruz. Hem karnımızı doyururuz, hem de bilgi alırız. Tahmin ettiğimiz gibi ise  Kürşad ata gibi  Birkaç kişi daha toplar öyle saldırırız, dedi.
 Dört korkusuz Türk konuşurken, arkalarına baktılar. Kurt yirmi adım gerilerinde çakılı vaziyet de duruyor, hiç kıpırdamıyor du. Taçam kurta, kurt buraya gel diye seslendi, ama kurt oralı bile olmadan hayır der gibi uludu. Kurt Ezgeneyi doğrularmışçasına, Tanrıdağına doğru yürüdü. Artık dördü de anlamıştı. Bu kurt da bir kam ruhu vardı. Dört nala at sürdüler Tanrıdağına doğru….
 ÖTÜKEN ORMANI OLMUŞ ÇAŞIT YURDU,
DÖRT ÇERİ ALMIŞ ÖNLERİNE, KURDU,
UYAN SONSUZLUK UYKUSUNDAN YÜCE KAM,
DÖRT NALA GELİYORUZ, KURACAĞIZ YENİDEN YURDU.
 Bu sözler Ersegünün ağzından dökülürken, en önde giden kurt da ona eşlik edermişçesine uluyordu.
    Bu dört Türk, hangi zamanı yaşadıklarını bilmeden, ne kadar uyuduklarını bilmeden, dört nala at sürüyorlardı. İçlerinde herşeyi bilen, herşeyi gören bir tek Kurt vardı.  Kurt koşuyor, onlar takip ediyorlardı. Yargılanmayanın çizdiği yolda, kam ruhlu kurt önderliğinde…..
  Nereden bileceklerdi, Türklerin dağıldığını, nereden bileceklerdi, dünyaya  hükmedip de şimdi sefil bir hayat yaşadıklarını. Cengiz hanları, Hülagü Hanları, Atilla yı, Fatih unvanlı Mehmed i.
 Bilemezlerdi tabiki. Çünkü onlar için töreyi unutmak Türklüğü unutmaktı. Nerden bilecekler, Türkler töresini unutmuş ve hepsi dört bir yerde kıçı kırıkların elinde esi olmuş. Bilemezler di tabiki. Gidiyorlardı dört nala, dört ölümsüz, dört çılgın atla. Ya Tanrı dağı dize gelecek di, ya da tanrı dağı eriyecek di, ya zaman onlara dönecek di, ya da zamanı onlar yenecek di.  Zaman sonsuzlukda bir damla, damla gözlerinde küçük bir yaş, yaş ruhlarında kopan yağmurlu bir fırtına, fırtına ise tanrıdağının, sarp eteklerindeki bir tuğdu. Bozkurt başlı bir tuğ. GÖZLERİNDEN KAN DAMLAYAN, KURT BAŞLI BİR TUĞ. Sanki kan akacak, akacak ve Turan kurulana kadar durmayacak der gibi, dik başlı, kurt başlı bir tuğ. Bu tuğ tanrıdağının bir yerinde dalgalanıyordu ama bunu bilen bir tek kurt du. Ve kurt, o tuğa doğru emin adımlarla gidiyordu, arkasında, dört çerisiyle….
   Artık atlardan inme zamanı gelmişti. Atlarını rüzgar almaz bir yere bağladıktan sonra  kurtu takip etmeye başladılar. Gökyüzü herzamankinden daha parlak, herzamankinden yakındı, Yıldızlar dans edermişçesine ışık saçıyorlardı. Bu durum,onlara tarifsiz bir keyf verdi. Ah bir de kımız olsaydı yanlarında, herşeyi unutup  doya doya içerlerdi şimdi.
   Sarp kayaları, aşılmaz yolları aştılar, geçilmez yerlerden geçtiler.  Biraz uzakta bir tuğ gördüler. Sanki yıldızlarla elele das eden kurt başlı, gözünden kan damlayan kurt başlı bir tuğ gördüler. Yürekleri yandı, dizlerinin bağı çözüldü. Nihayet kendi budunlarından birini göreceklerdi. Bu kişi nasıl biriydi acaba? Burada tek başına yaşadığına göre bir Kam olmalıydı. Bu düşünce dördünü de çok sevindirdi. Onlara ancak bir kam yardım edebilirdi.
  Kurtbaşlı tuğa iyice yaklaştıklarında, Tuğun altında bir mağaranın olduğunu gördüler. Aradıklarını bulmuşlardı. Mağaraya iyice yaklaştılar. Mağaranın bir kapısı vardı ve kapının önünde ak sakallı bir dede, yanında da dört tane kurt vardı. Sanki onları bekliyormuş gibi bir hali vardı. Önce kurt, diğer kurtların yanına gitti. Dört kurt, gelen kurtun önünde eğildiler, sanki bir Türk Töresi gibi diz vurur gibi eğildiler. Kurt, diğer dört kurtu da kokladıktan sonra uludu. Kurtun sesi yıldızlara kadar ulaşmış gibi gök yüzünde yankılandı. Son kez dört çeriye baktıktan  Sonra kurt arkasını döndü ve yürüdü. Diğer dört kurt da onu takip ettiler ve gözden kayboldular.
  Aksakallı, yüce kam, dört gökTürkü buyur etti. İçeri girince, ortada bir sofra, sofrada dört  tabak yemek ve dört kımız dolu tas vardı. Yemeklerden duman tütüyordu. Demek ki, yemekler yeni konmuştu. Dördü de hiç şaşırmamıştı. Çünkü o kam dı. O herşeyi bilir di. Onlarında geleceğini bilmiş ve sofrayı hazır etmiş ti. Ama dördününde yemek yiyecek zamanı yoktu. Ne kadarda aç olsalar, anlamadıkları bu durumu öğrenmek istyorlardı.
 Taçam,
_ Yüce Kam, neler oldu bize anlatırmısın? Budunumuz nerede? Diye sordu.
  Ak sakallı, Yüce Kam,
_Durun hele bir soluklanın. Çok uzaklardan geldiniz. Geldiğiniz yer o kadar uzak ki, yavaş yavaş anlatacağım. Hele bir karnınızı doyurun, kımızınızı için, sonra konuşuruz, dedi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #2 : 30 Kasım 2011, 13:09:50 »

Karınlar doyup, kımızlar içilmeye başlayınca keyfler de yerine gelmeye başlamıştı.
  Ak sakallı, Yüce Kam sordu,
_ Sizce zaman nedir?
  Ersegün, geçmişten gelen deliliğin verdiği bir cesaretle hemen atıldı,
_Gün ağarınca savaşıp ganimet topladığımız, akşam olunca kımız içip yattığımız, bir durum değil midir? Dedi.
 Kam,
_ Doğru söylersin Deli Ersegün. Ama; bazen yatarsın  ama kalktığın sabah diğer sabahlara benzemez. Hani, geceden sabaha kadar bir çok kabuslar görürsün, anlamadığın şeyler görürsün, hem terler hemde üşürsün, sabah bir türlü olmak bilmez…
 Ersegün, kamın sözünü kesip hemen atıldı,
_ Doğru söylersin kam, biz öyle bir rüya gördük. Ama hiç bir şey anlamadık.
 Kam,
_ Ersegün, söyle şu deli yüreğine, biraz sabır etsin, anlatacağım dedi.
 Deli Ersegün, biraz gülerek, birazda utanarak, kımızından bir yudum daha aldı.
 Ak sakallı Yüce Kam anlatmaya devam etti.
_ Böyle uyuyup da , sabahı zor edenlerin kaderini Tanrı belirler. Onların hangi sabaha kalkacağını Tanrı belirler. İşte bu kişiler seçilmiş kişilerdir. Bu kişiler budunu için, Tanrının kılıcı olarak yaratılırlar. Bu kişiler, bazen yatarlar ama, onlar kalkıncaya kadar, çok kışlar,çok yazlar geçer. Çok kağanlar gelir, çok savaşlar yapılır. Onlar için, karınları acıkacak kadar kısa geçen bu sürede, ne çok budunlar yok olur, Ne çok başbuğlar gelir, gelirde budunlarını kurtarır ama o budunlar yine de mankurtlaşır. Mankurtlaşırlar ve budunlarının geleceğini tehlikeye atarlar. Atarlar da yine de uyanmazlar. Kendi ırkından olmayanları kağan seçerler. Kendi Tanrılarını bırakır, Çinlinin Tanrısına inanırlar, inanırlar da, töresini terkederler. Töresini terkeden Göktürk, savaşmayı unutur, unutur da, o kıytırık çinliye esir düşer.
  Taçam bir hışımla ayağa kalktı ve kükrer gibi,
_ Yine Çinlilere esir mi düştük? Diye sordu.
 Kam, yüzyıllara sığan Türkün kaderini anlatmaya başladı.  Sefaletleri anlattı,  Acuna hükmeden, gerçek kanunu yazan,Cengiz Hanı, Fatih ünvanlı Mehmedi, Atillayı, Hülagü Hanı, Osmanı, Atatürk’ü, Gök bilge Atsız Atayı, Gaspıralı İsmail beği…. Her birini anlattı. Anlattı ama , talkan katliamını da anlattı. Dedi ki,
_  Bir boyumuz Anadoluya, Çok önceden yaşadığımız Topraklara geri döndüler. Dönerlerken, bölündüler. Bu durumda ki budunun çoğunu araplar katletti. Kendi dinlerini kabul ettirmek için, Türklerin çok kanını akıttı.Irmaklar kan kırmızıya dönüştü. Kadınlarımız esir düştü, çocuklarımız telef oldu.
 Ersegün , yine dayanamadı, sordu,
_ Yüce kam, bu saydığınız adlar da kim olalar, bunlarda mı bizim budunumuzdan? Bu adlar nasıl adlar ki?
 Kam, anlatmaya devam etti.
_ O boydan olan , akrabalarımız, arabın dinini kabul ettikten sonra, o kadar inandılar ki o arabın dinine, Türklüklerini unuttular. Eğer sadece arabın dinini kabul etmekle yetinseler di, sorun olmayacak tı. Ama, onlar; töreyi unuttular. Töresini unutan Türk yok olur, esir olur, esir olur da bunu anlayamayacak kadar mankurt olur. Mankurt olur da, Onu kurtaran Başbuğunu unutur, unutur da, O Başbuğunu kötü görür.
 Bu defa da Yula dayanamadı atıldı.
_ Albız alsın, bunlar mankurtlaşmışlar, törelerini unutmuşlar, dedi.
 Kam,
_ Doğru söylersin Boynu bükük, er Yula, yiğit Yula, dedi.
 O kadar sinirlenmişlerdi ki, yüzyıllardır nasıl uyuduklarını bile  sormayı unutmuşlardı. Bunu ne önemi vardı ki, Türkler, heryerde esir düşmüştü. Türkler, töresini unutup mankurtlaşmıştı.
 Ezgene, bunlu gözlerle, bunlu sözlerle sordu,
_ Ne yapacağız, Yüce Kam? Biz sadece 4 kişiyiz. Ama kandaşlarımız dağılmışlar acunun dört bir tarafına.
 Kam, sözlerine devam etti,
_ Ezgene, yapılacak çok şey var ama bilmeniz gereken , anlatmam gerekenler bit sin onuda söyleyeceğim.
 Artık savaşlar, yay ile, kılıç ile olmuyor. Ateş saçan madenler buldular. Onları demirin içine katıp, patlatıyorlar. Demiri o kadar değiştirdiler ki,  buradan ateş ediyorsun Tanrıdağının diğer tarafında, büyük bir patlama ile herşeyi yok ediyor.
  Ersegün yine delirir gibi bağırdı,
_ Tanrım bunu rüyamızda görmüştük. Bu kalleşçe bir savaştır. Bir Türk böyle savaşmaz, dedi.
 Kam, devam etti anlatmaya,
_ Ersegün, bunları kullanmazsan, yok olursun. Anlattıklarımı iyi bellemelisiniz. İyi belleyin ki, Türkün yarihini, iyi öğrenin ki, size ışık tutsun. Sonra , Tüm Türk budununu toplayın, bu defada Türkün tarihine siz ışık tutun.
 Bu sözler üzerine tüm yürekler kabardı. Kımız tasına sığmaz olup, yüreklere su serpti. Tanrı dağının bütün kurtları, dile gelir gibi, uzun uzun uludular. Uludular da, Tanrıdağı inledi, sahibini dinler gibi inledi. Tanrıdağında bir fırtına, fırtına çamlarla dans eder gibi esen bir fırtına. Yüreklerde coşan, kurt uluması eşliğinde , çakan şimşekler eşiliğnde bir fırtına….. Türkler geliyor, Türkler, Bozkurtlar yeniden diriliyor. Türkler ölmez, bozkurtlar ölmez der gibi  esen, kurtların uluması eşliğinde esen bir fırtınaydı.
 Tasa kımız doldu, kımıza al kanlar döküldü…….
   Yürekler dağlandı, gönüller yağlandı, pusatlar şahlandı ve…..Hep bir ağızdan.
 GÖK GİRSİN, KIZIL ÇIKSIN………. Tanrı dağı dize geldi, kurtlar söze geldi. Fırtına dindi, Tanrı dağı sessizliğe büründü. Her  yer inledi… inledi… GÖK GİRSİN, KIZIL ÇIKSIN……..
  Bir sessizlik çöktü, yüreklere çöken ateş gibi. Herkes susuyordu. Kam bile ne diyeceğini şaşırmıştı. O bile hazırlıksız yakalanmıştı. Dört GökTürk, dört bir yana dağılmış ırkını kurtarmak, Turanı kurmak için and içiyorlardı. Bu andı, fatih ünvanlı Mehmed bile kıskanırdı, İstanbulu almak ne kelime, İstanbulu, Tanrıdağınla birleştirirdi.
 Kam
-Artık, vakit geç oldu. Yatalım, uyuyalım. Sabah ola, gün doğa, gün doğada, akıllarınız dahaçalışa, dedi.
 Herkes bir köşeye uzandılar. AKILLARDA TURAN, GÖNÜLLERDE TURAN, HEDEF  EN BÜYÜK , BÜYÜK BİR TURAN.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #3 : 30 Kasım 2011, 22:15:11 »

Bu uyku da normal olmayacak tı. Bu uyku, Bir göz olacak tı, göz olup herşeyi gösterecek, öğretecek, eğitecek, erdirecek ti. Sabaha kadar, rüyalar, kabuslarla savaşacak; ter ile üşümek, bedenleri titretecek, titreyen bedenler, gizli kalan tüm zamanları görecek ve örecekti.
  Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, dördü de uyandılar. Kam ortalarda gözükmüyor du. Biraz sonra Kam geldi. Güzel birer çorba içildikten sonra, kam anlatmaya başladı.
_  Türklerin yaşadığı dört önemli nokta var. Bu dört noktaya birer, birer dağılacaksınız. Bu dört Türk Elini, BİR Türk Eli haline getireceksiniz. Her bir Türk Elini uyandıracaksınız. Bu dört Türk Elinde buluşacağınız Kişileri ban size anlatacağım. Ama önemli bir nokta var, dedi  ve cebinden dört tane, parlak  bir şey çıkardı. Üzerlerinde, dördünün birer resmi vardı. Ve anlatmaya başladı.
  _ Artık, acunda her insanın, üzerinde kendi resmi olan bu belgelerden var. Bu belgeler olmadan, Hiçbir yere gidemezsiniz. Yeni  yeni icatlar yaptılar, bunun adına, makine, bilgisayar diyorlar, bu belgeye de kimlik diyorlar. Bu kimliği makinaya gösterdikleri zaman, makinalar, senin kim olduğunu, nereden geldiğini yani seninle ilgili herşeyi anında yazıyor.Anlayacağınız, bu kimlikleri ile, sizlerin her yaptığını makinada görecekler. Bu yüzden, hedefe ulaşıncaya kadar, kavga etmek çaşıt öldürmek yok, dedi ve asker, polis herbir yeni olan şeyleri anlattı.
 Anlattı ama , anlamak o kadar kolaymıy dı? Pusatsız gezmek, çaşıt görünce canını kızıl tamuya göndermemek. Olacak işmiy di şimdi bunlar?
 Olmalı idi, olmak zorunda idi. Hedef Türkleri bir yapmak sa, Türkleri uyandırmak sa, TürkElini, tek bir Tuğ da toplamak sa, olacak tı.
  Kam anlatmaya devam etti.
_  En batıda, Türkiye adında bir Türk eli var, oraya, Taçam gidecek. Kuzeyde,
Kazakistan denen büyük bir Türk eli var, oraya Ersegün , sen gideceksin.  Azerbaycan denen Türk eline , Yula, sen gideceksin. Ezgene, sana en zor görev kalıyor, sen burada kalıp Doğu Türkistanı, yani burayı toplayacaksın. Bu Türk ellerine gittiğiniz vakit, oralarda sizi bekleyenler olacak. Onlarla beraber olup, budununuzu toplayacaksınız,dedi.
 Taçam,
_ Biz bu Türk ellerini nasıl bulacağız?
_ Siz merak etmeyin,  GökTanrı sizinledir, Yol göstericileriniz de dışarıdadır.
  Çıktılar dışarıya. Dışarıda, kendilerini buraya getiren kurt ve geldiklerinde burada olan, dört kurt duruyor du. Kamla vedalaştılar. Biraz kımızla, biraz yiyecek aldılar, yola, atlarından tarafa doğru yürüdüler. Bu defa, Onları getiren kurt, yüce Kamın yanında kalmıştı. Yüce kamın yanında ki dört kurt da bunlarla geliyor du. Geçilmez yollardan geçip, aşılmaz yerleri aşıp, atlarının yanına geldiler. Oturdular, kımızlarından içtiler ve kılıçlarını çıkarıp, son kez, GÖKGİRSİN KIZILÇIKSIN….
  Kurtların uluması eşliğinde, Tanrıdağının şahitiğinde and içtiler.  Uzaklardan bir kurt uluması daha geldi. Bu Kamın yanında kalan kurt du. Bu sese diğer dört kurt da karşılık verdi. Uluma sesi, Tanrı dağında yankılandı, gökyüzündeki Ay a kadar ulaştı. Ay dile gelebilecek olsa, şimdi gelirdi, Gelirdi ve bu kutlu davaya ortak olur, yoldaş olurdu, kanı olsa kandaş olur du.
 Uzaklardan bir ses, sanki Tanrı ile konuşan bir ses yankılandı. Dört bahadır, dört atıyla kutlu yolda yol alan dört bahadır, her birinin yanında birer kurt olan dört atlı bahadır, dört ayrı yola düşerken, Tanrı dağından ötüken ormanına ulaşacak gür bir sesle , inletiyor du Türkün doğduğu, Atasına GökTanrının ad verdiği yerleri…..
 OĞUZATA, TİMUR, CENGİZHAN, ATATÜRK,
KUTSANDI, BU DÖRT BAHADIR TÜRK,
KUTLU YOLDA, YANLARINDA DÖRT KURT,
KURULACAK SONUNDA, HAYALİNİZDEKİ YURT.
  Dört bahadır, dört ayrı Türk Eline gitmek için ayrılmıştı. Her biri ayrı yollarday dı. GEÇİLMEZ YERLERDEN, AŞILMAZ YOLARDAN AŞIYORLARDI. Yanlarında birer kurt, başları dik, bellerinde ise, kurt başlı, gözlerinden kandamlayan dik başlı, kurt başlı bir tuğ…….
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #4 : 01 Aralık 2011, 23:32:37 »

 Her biri ayrı noktalara gidiyorlardı. Ezgene hariç, diğer üç bahadırın yolları çok uzun olacaktı. Gün oldu, açlıktan yol alamadılar. Gün oldu, soğuk içlerine kadar işledi. Tarih, Türkleri hep açlıkla sınav ettiği için, bu engeller, onlara vız geldi. Zamnında açlıktan azmı Türk ölmüştü, azmı çocuklar, kadınlar ölmüştü. Her bir şey gözlerinin önünden gitmediği  için, açlık ve soğuk onları yıldırmıyor, tam tersine, hısrlandırıyordu.
  İlk yerine varan, Ezgene oldu. Yine, gözlerinden kan damlayan, kurt başlı bir tuğun olduğu, bir mağaranın önünde durdular.  Mağaranın önünde, bir kişi belirdi, kam olmalıydı ama bu nasıl bir kamdı ki?  Daha bıyıkları yeni terlemiş, 17, 18 yaşlarında bir gençdi. Yaklaştıkça yüz hatları daha da belirginleşmiş ti. Çok genç biri ama yüzünde, ben herşeyi bilen biriyim der gibi bir ifade vardı. Yaşıma bakma, yaşadıklarıma bak der gibi bakıyordu, Ezgeneye. Yanına iyice yaklaşınca,
_Hoş geldin bahadır, yorulmuşsundur. Gel içeri hele bir soluklan. Benim adım, Erlik Kamdır, Dedi ve içeri girdiler. Erlik adının nereden geldiğini anlatmaya başladı.
_Zamanında, Çinin dinini kabul etmediğim ve kabul edersek, onlara esir olacağımızı ve gök Tanrımızın bizi cezalandıracağını söylediğim için,  bana Erlik adını verdiler. Bende onların dinini kabul etmekten se, Erlik olmayı kabul ettim.
   Ezgene içinden” harkes konuşur ama kamlar en doğruyu konuşur” diye geçirdi, ve
_ Keşke Çine esir oluncaya kadar, seni dinleyip, yok oluncaya kadar savaşsalarmış,  
      _ Geçimş, çok gerilerde kaldı. Türklük yine açlıkla, soğukla sınav verdi. Esaret altına kalmakla sınav verdi. Dağıldı acunun dört bir yanına, Yok olmadı ama yok olmaktan beter oldu. Bir defa ölmek istemedi ama asırlardır, her gün öldüğünü göremedi.
    Ersegün de, günler süren zorlu yolculuktan sonra ulaşmıştı . Dağlarda yol alırken, açlık içinde yolalırken, bir ayı ile karşılaşmıştı. Ayıya,
_ Git hadi yoluna, uğraşma benimle. İşim aceledir. Yok sa, oynardım biraz seninle, dediyse de ayı onu dinlememiş ve iyi bir kavgaya tutuşmuşlar dı. Kısa bir oynaştan snra, Deliliğinin verdiği bir güçle Yine, ayıyı kucaklayıp atmıştı. Neye uğradığını şaşıran ayı, can havliyle kaçmıştı oradan. Ersegün ise ufak tefek yaralar almıştı. Ama bu yaralar onun için çizik sayılırdı. O ne yaralr görmüş, neyaralar almıştı da, canı hiç yanmamıştı. Bundan mı yanacaktı canı? Ah bir de açlık olmasa, bu ayı ile olan kavgadan ayrı bir keyf alır dı. Birkaç yudum kalan kımızını da içtikten sonra yol almaya devam etti ve geleceği yere ulaştı.
 Gözlerinden kandamlayan kurt başlı bir tuğ ve tuğun altında bir kam vardı. Ersegün yaklaşınca, kamın bir kadın olduğunu gördü. Şaşırmıştı. Güçlü kuvvetli, sanki taşı sıksa suyunu çıkarack bir heybetle duruyordu. Ersegün, bir an ürktü, yanlış yeremi geldim acaba diye düşünmeden edemedi ve biraz temkinle yaklaştı. Yaklaşır yaklaşmaz, katun kam yüreğine su serper bir şekilde,
_Gel bakalım deli bahadır. Bileği yüreğinden, Yüreği bileğinden deli bahadır, gel hele bir soluklan. Bir tas kımız içinde yüreğin tazelensin, korkuların geçsin. Bana Sibiryalı Börüteçine Kma derler, dedi ve girdiler içeriye, Ersegünün, hayret ve saygılı bakışları ile birlikte.
          Yula da, aşılmaz yolları şarak, aç ve sususz ulaştı bir gağ başına. Yine gözlerinden kan damlayan, kurt başlı bir tuğunu olduğu, dağ evine. Onu da bekleyen bir kam vardı. Kamı şöyle bir süzdü Yula.
  Kamı görünce hemen içi ısındı kam a. Çocuk tipli, hilal bıyıklı, sanki; ben çok şeyler yaşadım, çok zorluklar gördüm ama yılmadım der gibi bir hali var dı. Gülmeden güler gibiy di, sevmeden sever der gibiydi. Yüzü, Tüek Eli gibi ışık saçıyor, bakışları, bir kağan gibi sert ama bilgi akıyordu.
_ Gel bakalım, boynu bükük, gönlü kırık, sessiz bahadır, gel hele bir soluklan dedi,  ve ekledi.
_ bana, Temur Kam derler. Temurluk, bileğimin gücünden değil, yüreğimin gücünden gelir. Bileğim bükülebilir ama yüreğimdeki Turan sevdası bükülmez, dedi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #5 : 01 Aralık 2011, 23:33:03 »

Yulanın içine bir od düştü. Nefesi daraldı, içi titredi ve eline aldığı bir tas kımızı, bir yudumda içip,
_ “Bozkurtlar yeniden didilecek, Bozkurtlar ölmez”  diye öyle bir bağırdı ki, Gök inledi, Kurtlar dile gelip uludular. Gök Tanrı  bile yumruğunu sıkıp,, çaktı en şiddetli şimşeklerini. Ilık bir rüzgar esti, Ötüken kokulu, Türk Eli kokulu. Ağaçlar, kendilerini hafiften salladılar, Rüzgarın ahengine kapılıp….
 Türkler, yeniden uyanıyordu, bir daha uyumamacasına ve buna Tanrı bile şahitlik yapıyor du, bu yalçın kayaların olduğu dağlarda.
  Taçam, En uzun yolları geçti, sarp kayaları deşdi, aşılmaz dağları aştı ve o da, gözlerinden kan damlayan kurt başlı bir tuğun altında durdu, Önündeki Kurtla birlikte. Bu kam, saçlarına akdüşmüş, bıçak gibi keskin bakışlı, yiğit bir kamdı.
_ Gel bakalım Kür Şadın torunu, kağan bahadır, dedi.
  Sözleri ile beni sevdi mi, dövdü mü acaba diye düşünmeden edemedi, Taçam. Çünkü, yumuşak ama gür, sevgi dolu ama keskin bir ses tonuyla söylemişti bu sözlerini kam. Ve kam sözlerine devam etti.
_ Bana, Torosların kamı derler. Toroslar gibi  her bir Türke kucak açtığım için ve Toroslar gibi aşılmaz olduğum için bu adı almışım, dedi.
 Bu Torosların kamı, diğerleri gibi içeri buyur etmeden, elinde iki tas kımızla bekliyordu. Daha içeri girmeden, ikiside kapı ağzında, kımızlarını içivermişllerdi. Bu kam tamda  Taçama göre idi. Çünkü, taçam da kımızı çok sever, kımız mı yemek mi diye sorsalar, o kımızı seçerdi. Demek ki Torosların kamı da öyle biriy di. Hemen kanı kaynadı kama ve içeriye girdiler, tekrar kımız içmek için.
      Her biri kamlarına ulaşmıştı. Bahadırlar la, kamlar konuştular, anlaştılar.
 Kamlar birbirleriyle, kartallar sayesinde konuşacaklardı. Bu kamları ve aksakallı kamı sadece, dört bahadır biliyor tanıyordu ve bu da böyle kalmalıydı. Yerleşim yerlerinde ki anlaşmalar ise, güvercinler le sağlanacaktı. Bu sistem sayesinde, hiçbir kimse diğerini tanımayacak ve  yakalanan konuşturulsa bile, bir noktadan sonrasını bilemeyecekti.
 Şehirlerin içinde yaşayan Türkler, küçük küçük guruplar halinde örgütlenmişlerdi. Türklük ve Turan ateşi ile yanmaktaydılar. Bu guruplar sayesinde sistem işleyecek ve  her bölgede, gizli bir ordu oluşturulacak tı.
 Bu örgütlerin başları, Her hafta, 15 er kişilik guruplar halinde ormanlara, dağlara ava gider gibi gidecekler ve burada bir hafta eğitim yapacaklardı. Bu, her hafta başka bir gurupla devam edecekti. Bu eğitimde ki en önemli şey, bu eğitim, yay ve kılıçla olacaktı. Çünkü zaten hepsi, Yeni icad ateşli silahları biliyor ve kullanabiliyor du.
 Bu çalışmaların hepsi haftalık olarak güvercinle, kamlara; kamlarda, kartallarla, aksakallı kama  bildirilecekti. Eğer ki, bu gurupların başı yakalanır sa, Yerlerine geçecek kişiler hazırdı. Bu kişilerin kim olduğunu sadece aksakallı kam biliyor du.Aynı şekilde, kamlardan da yakalanan olur sa, onların yerine geçecek kamlar da hazır dı. Onların kim olduğunu da sadece aksakallı kam biliyor du. Yedek kamlar, asıl kamların ocağı tüttüğü sürece sorun olmayacağını bildikleri için, içeride kimin yaşadığını bilmeden sadece dumanın tütmesini kontrol edeceklerdi.
 Guruplar da bir aksama olduğu zaman ise,  Bu gurup liderlerinin yedekleride, onların evinin dumanını takip ettiği için, duman tütmediği zaman hemen görevlerinin başına geçecek ti. Dumanın tütüp tütmemesinin kontrol altında olması içinde, eğer ki, bir gurup lideri ölürse, ailesi o evi hemen boşaltacaktı. Bu bilgiyi ise gurup lideri evli ise hatununa, değilse anasına  söylemiş olacak tı.
 Kamların ve gurup liderlerinin, yedeklerinin yedekleri hatta onların bile yedekleri hazırdı. Sistemin aksama sansı asla olmamalıy dı.
 Hiçbir lider cep telefonu kullanmayacak tı. Her noktada bulunan kamerlar ise,  bir baskın yapılacağı zaman, sadece baskının olacağı yerdeki kameralar değil, o yerlerdeki tüm kameralar, baskından  önce  çocuklar tarafından, sapanlarla kırılacak tı. Bu çosuklar içinde bir lider olacak ve bu lider de güvercinle gelecek ti yapılacak emirler. O liderlerinde diğer sistem gibi yedekleri olacak tı.
  Bu eğitimi yapan guruplar, tekrar tekrar eğitime gideceklerdi, ta ki bir serden geçti olana dek. Bir Gök Türk gibi, bir Kür Şad gibi, korkusuzca, kırk çerisiyle sarayı basacak kadar cesarete, güce ve beceriye ulaşana kadar.
  Bu gizli döngü içerisinde, eğitime başladılar. Günler ayları kovaladı, aylar günleri içinde eritti. Kimse kimseyi tanımadan, kimse kimseyle anlaşmadan, bir Türk töresi gücünde ve bağlılığında devam ediyordu.
  Zaman zaman, küçük çapta eylemlere başlamışlar dı bile. Türkiyede, Bir mahallaenin kahve hanesinin sahibinin , geceleri kürtleri toplayıp örgütlengiği öğrenildi. Baskından bir süre önce tüm mahallelerin kameraları kırıldıve kahvehane sahibine baskın yapıldı. BAŞI GÖVDESİNDEN AYRILDI. Kesik başı kavesini kapısına asıldı. Başka bir mahallede, muhtara aynısı yapılıyordu, başka bir mahallede ise bir belediye başkanına aynısı yapıldı. Buna benzer olaylar, Azebaycan bölgesinde, Kazakistan bölgesinde ve Uygur bölgesinde de yapılıtordu.
    Bu yapılan eylemlerde ki en önemli ayrıntı ise, her kesik başın yanında, gözlerinden kan damlayan, kurt başlı bir tuğun da bırakılıyor olmasıy dı.
    Bu ufak çaptaki olayların amacı sadece deneme niyetiyleydi. Gurupların el becerileri gelişmiş mi denemek için yapılmış tı. Başarı sağlanmıştı. Bütün Türk ellerinde olağan üstü önlemler alınmaya başlanmıştı. Sanki kuş uçurtturmuyorlardı. Amaç, yüreklere korkuyu salmak tı. Gerisi çok daha kolay olacak tı. Belirli bir zaman hiçbir eylem yapılmadan, eğitime devam edildi.
    Çocukların, kameraları, sapanlarla kırmaları, ilk başlarda, çocukların aileleri tarafından biraz yadırganmıştı. Azerbaycan da, Bu sapan atan çocuklardan olan, Çakır Bumin adında ki çocuğun ailesi,
- Oğul, bu kameraları kırıyorsunuz ama bu milli servet, yazık dğil mi?
_ Olur mu anacığım, Biz bunu yapıyorsak, Kutlu bir dava için yapıyoruz. Bu kırdıklarımız, Bizi yönetenlerin yedikleri içinde deve de kulak kalır. Hem Türkiye de, yıllarca, Çocuklar, Tankları taşladılar, camlar kırdılar, bunlar milli servet değil miydi?
 _ Ne diyeyim oğul, Tanrı yolunuzu açık etsin.
 Bütün Türk Ellerinde, Bu gözlerinden kan damlayan, kurt başlı tuğla ilgili araştırma yapılmak istendi. Ama bu olayın duyulması üzerine, bütün Türk evleri, en kısa zamanda pencerelerine bu tuğlardan asmaya başlamışlar dı. Mavi renk üzerinde bir kurt, kurtun gözlerinden kan damlıyor ve bu kan zemine düşerken, al kırmızı, ay yıldıza dönüşüyor du. Artık, bütün dünyada ki Türklerin pencereleri bu tuğla süslüy dü. Türkler uyanmış tı. Ve dönüş olmayacak tı. Turana emin adımlarla ve hep birlikte gidiliyor du.
 Daha eylemler yeni başlamışken, Bütün Türkler, Türklüğün gerektirdiği gibi davranmaya, Türk Töresine uygun davranmaya başlamış tı. An gelecek, analar ve kızlar da pusatlarını kuşanacaklar dı. Ne de güzel yakışır dı pusat, analara bacılara. Türk Töresinde varmıy dı, kadınların evde oturması?  Bu savaş hep birlikte yapılacak ve bu Turan hep birlikte kurulacak tı.
    
 Yine günleri, aylar içinde eritirken, güvercinlerden haber geldi, çocuklar bütün ülkedeki kameraları kırdı ve aynı anda ayrı ayrı yerlerde beş tane Türk düşmanı valinin başı kesildi.Beşinin de kesik başları  dış kapılarına asıldı. Her kesik başa da, kan ağlayan kurt başlı bir tuğ konuldu. Bütün Türk ellerinde sanki kıyamet kopuyordu. Kimdi bu Kurt başlı tuğcular? Nereden çıkmışlar dı?
 En olağan üstü önlemler alındı. Tüm araştırmalar yapıldı ama bir sonuç çıkmadı. Artık bütün mahallelerde, gizli polisler, gizli görevliler kol geziyor du. Günler günleri kovaladı, aylar günleri içinde eritti. Yine iki güvercin geldi. Biri kameralar için, diğeri yapılacak eylem için. Kameralar kırıldı ve beş Türk düşmanı milletvekilinin kafası gövdesinden ayrıldı. Dış kapısına asıldı. Kan ağlayan kurt başlı bir tuğla birlikte.
  Bütün Türk Ellerinde, olağan üstünün de üstünde önlemler alınmaya başlandı. Türkler tutuklanıyor, sorgulanıyor, her türlü işkenceye tutuluyor du. Ama, nafile, kimse ya konuşmuyor ya da gerçekten bir şey bilmediği için konuşmuyor du.
 Der ken, bir kişiyi konuşturdular….
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #6 : 01 Aralık 2011, 23:33:25 »

_
Benim güvercinlerim var. Her gün onlarla ilgilenirim. Bazen güvercinlerimden birinde bir haber gelir. Ama nereden ve nasıl gelir bilmem. Bu haberi alınca, seçtiğim kişilere, güvercinlerimle haber gönderirim ve eylemi yaparız.
  Daha fazla bilgi almak için çok ağır işkenceler yaptılar. Daha fazla bilgi alamadılar. Bu işkenceye dayanmayan Bozkurt uçmağa vardı.
  Bozkurtun haber gönderdiği 15 kişide tutuklandı. Ama onlardan bilgi almak zaten imkansız dı. Çünkü onlar hiçbir şey bilmiyorlar dı.
  Buna benzer aksamalar, her Türk Elinde yaşanıyor ama sadece o gurupu çökertebiliyorlar dı. O gurupların ve gurup başının yerine hemen yenileri göreve geliyor du. Bu gizli döngü böylece devam ediyor ve hiçbir şekilde engellenemiyor du. Artık, her Türk bir çeri, bir serden geçti olmuştu. Bu ise, daha çok kan, daha çok kesik baş demek di. Ta ki, Turan kurulana kadar devam edecek olan.
 Bütün Türk Ellerinde, kimler güvercin besliyor diye araştırma yapıldı. Çok ilginç bir sonuç ortaya çıkmıştı. Hemen hemen bütün evler de güvercin besleniyor du. Bundan da bir sonuç çıkaramadılar.
   Günler günleri kovaladı, aylar günleri içinde eritti. Bütün Türk Ellerinde tekrar sessizlik vardı. Ama bu sessizlik büyük bir huzursuzluk veriyordu. Sıra kimlerde idi acaba?
  Gurup liderinin ve 15 çerisinin tutuklanıp bazılarının da uçmağa vardığı bölgelerde yine hemen yenileri gelmiş ve emir bekliyorlardı. Ne zaman ki güvercin bir evin çatısına gelir, o zaman, yeni bir başkaldırı başlayacak ve yeni başlar, Turan yolunda kesilecek ti. Türkler uyanmıştı artık. Eğer ki Türk Töresini bilir ve ona göre davranırsa, yaşar sa, Bunun önünde hangi güç durabilirdi ki? Türklerin şanlı tarihini unutanlar, unutma gafletinde bulunanlar, bu unutkanlıklarını, kanlarıyla, canlarıyla ödeyecekler di ve ödüyorlar dı. Bu kan Turana kadar akacak tı. Ne zaman ki; Gözlerinden kan damlayan kurt başlı tuğun gözlerindeki kan durur. O zaman herşey durulacak tı.
  Bir sonbahar günüy dü. Yağmur çisil çisil yağıyor du. Yağan yağmur o kadar sessiz yağıyordu ki, dışarıya çıkmayan yağmurun yağdığını anlayamaz dı. Bütün Türk Ellerinde büyük bir heyecan, büyük bir mutluluk vardı. Dışarıdan bakılınca herkes normal hayatını sürdürüyor gibiy di. Ama bu heyecan Bütün Türklerin içinde idi. Gök yüzünde normalden fazla güvercin uçuyordu. Bunu bütün Türkler görüyordu ama sadece Türkler anlıyorlar dı. Bu gün önemli bir gün dü. Büyük bir gün dü. Bu gün Türkün tarihi yeniden, kanla pusatla yazılacak tı. Tarih kitapları bile heyecanlı idi. Nede olsa tarihi tarihin gerçek sahiplari olan Türkler yazacak tı. VE ZAMAN GİTTİKÇE DARALIYOR DU. Tarih kitapları açmışlardı, en temiz sayfalarını, Kürşadları bekliyorlardı. Gelsin ki Kür Şadlar yazsınlar bu temiz sayfalara gerçekleri. Türk, gerçekleri, kanla yazar, pusatıyla, bileğiyle yazar.
 Bütün kartallar emiri verdi, bütün güvercinler, bu emiri yerine iletti. Yağmur yağıyor ve gök yüzü daha bir sessiz di artık. Çünkü, güvercinler görevini tamamlamış ve o anı bekliyorlar dı.
    Bütün Türk Ellerinde aynı hazırlıklar yapılmıştı. Bütün kameralar kırıldı. Türk Ellerindeki bütün milletvekillerine saldırı düzenlendi. Hepsini başı kesilip, gözlerinden kan damlayan kurt başlı bir tuğla birlikte kapılarına asılmıştı. Türk Ellerinde,büyük bir başıboşluk oldu. Emniyet görevlileri nereye gideceklerini şaşırmışlardı. Ortalıkta kimsecikler yok tu. Ama  bütün milletvekillerine uşaşılamıyor du.
  Türkiye de,Ülkenin başındaki kişiye ulaşmak için, emmniyetin başındaki kişi harekete geçti. Eve yaklaştığı zaman, korkunç bir manzara ile karşılaşmıştı. Kapıdaki görevliler yoktu. Eve doğru ilerleyince, iç kapıda da kimsenin olmadığını anladı. Büyük bir tehlike sezinlemişti, hemen silahına sarıldı. İçeri girdi. Her yer karanlıktı. Merdivenlerden yukarı kata çıkmaya başladı. Çıkmasıyla yere yığılması bir oldu. Başı gövdesinden kopmuştu. Azilerde de , ülkenin başı, gövdesinden kopmuş bir şekilde duruyor du. Bu o kadar hızlı bir şekilde olmuştu ki, emniyetin başı olan kişinin canı bile acımaya fırsat bulamamıştı. Bu işi yapan maskeli kişi, cebinden çıkardığı, gözlerinden kan damlayan, kurt başlı tuğu masanın üstüne koydu. O kadar sakin bir şekilde yapmıştı ki görevini, hiçbir ses ve soluk alışı bile yoktu. Maskeli kişi yine aynı sessizlik ve ustalıkla binadan dışarı çıktı ve gözdeb kayboldu.  Ama işin en ilginç olanı, bütün kameralar çalışıyordu. Hiç biri kırılmamış tı. Bu olay Diğer bütün Türk Ellerinde oldu. Hiç birinde de kameralar kırık değildi.
   Günlerce, kameralar incelendi, izlendi. Maskeli kişilerin kimlikleri bulunamamış tı. Kamera görüntülerindeki kişilerin ebatları, neredeyse, normal insanların iki katıy dı. Sanki, yüzyıllar öncesinin insanlarına benziyorlardı.
      Parmak izleri araştırıldı. Yetmedi, kırmızı bültenle araştırıldı, ama yapan kişilerin kimlikleri ile ilgili bir bilgiye ulaşamamışlar dı. Parmak izleri, dünyanın hiç bir yerinde ki, hiç bir izle uyuşmamış tı. Uyuşmaktan daha da öte, normal insanın parmak izlerinden çok daha büyük tü. Bu nasıl bir parmaktı ki, Bir insanın izinden iki kat büyük olabilsin?
   Gözlerinden kan damlayan, kurt başlı tuğun üzerindeki el izini araştırdılar. Sonuç dah da korkunç tu. Çünkü, bu el izleri, normal insanın elinden iki kat daha büyük tü. Hem büyük, hem de iriy di. Tüm Türk Ellerinde olduğu gibi, tüm dünyada, büyük bir panik, büyük bir endişe oluşmuştu. Teknoloji, bu tarihi olayın karşısında, çeresiz di ve sadece seyrediyor du...
 Bütün dünya, bu gizemli, sıradışı, İnsan üstü kişileri araştırırken, bahadırlarımız,  kutsal görevi yapmanın mutluluğu içinde, dönüş yolundalar dı. Şen ve gururlular dı, ama Ezgene, biraz sorunlar yaşamış tı.
   Ezgene hariç, diğer üç bahadır kamlarının yanına döndüler.Kamla vedalaşıp, atlarına atladılar, yanlarında kurtlarıyla birlikte gözden kayboldular.
 Ezgene, Çin  hükümdarının başını kestikten sonrakaçarken görülmüştü. Bir zamanlar KürŞadın kaçtığı gizli yoldan kaçıyordu. Onbeş kadar çin askerine yakalandı. Çetin bir dövüş olmuştu. Ezgene, bu onbeş çinliyi de öldürmüştü. Ama yaralanmıştı ve onun geldiğini çok geçmeden anlayacaklardı. Bu yüzden, atına ve kurt a ulaştıktan sonra, kamın yanına gitmedi ve daha uzaklara gidip bir gece saklandı.
  Fakat Ezgenenin düşündüğünün aksine, hiçbir çin askeri onu takip etmemişti. Nasıl takip etsinler ki? Çin hükümdarı öldürülmüştü. Baş ucunda, gözlerinden kandamlayan kurt başlı bir tuğ duruyordu. Bundan daha korkuncu ise, duvarda kanla yazılmış bir yazı vardı.” KÜR ŞAD” BUu yazıyı gören herkesin, yüreklerinde büyük bir korku belirmiş ti. Ezgeneyi takip etmek ne kelime, çin seddinden dışarı bile çıkamıyorlardı. Çin seddinin dışında yaşayan çinlilerin hepsi ise, herşeyini bırakıp, settin içine doğru kaçıyorlardı. Bir gün içinde çin settinin dışında bir tane bile çinli kalmamıştı.
 Yaralı olan Ezgene bir gün sonra kamının yanına vardı. Kam yaralarını dağladı. Ezgene yorgunluktan ve açlıktan derin bir uykuya daldı. Akşama doğrun uyandı. Kamla vedalaşıp, kurtuyla birlikte gözden kayboldu.
   Ersegün, Yula ve Taçam, aksakallı kamın yanına geleli iki gün olmuştu. Merakla Ezgenenin gelmesini bekliyorlar dı. Kartaldan gelen haberle, Ezegnenin yaşadığını ve yola çıktığını öğrenmişler di.
  Bütün Türk Ellerindeki olaylardan sonra yönetim tamamen Türklerin eline geçmişti. Kamların başkanlığında Türm Türk ellerinden ve boylarından temsilciler gelmişti. Bu temsilcilerle Turanı yönetecekler di. Turanın başkenti Ankara olmuştu. Yönetim kayıtsız şartsız Türk ırkının olacak tı. DİNİ OLMAYAN Herkesin hangi dine inanacağının serbest olduğu kanunlar yazılıyor du.  Ama hangi dine inanılırsa inanılsın, ibadetin Türkçe yapılması zorunluluğu vardı. VeHer sonbaharın ilk haftası, ötüekn ormanına gidilecekti. Bu hac görevi zorunlu idi. Hangi dine inanır sa inansın, hac görevini yapmayan idam edilecektı. Evli biriyle ilişki kurmak idam, Fuhuş yapmak idam. Azınlıklar la ilgili küçücük bir madde konulmuştu o da; Turan ülkesini derhal terkedecekler, terketmeyenler idam edilecek ti…. Kanunlar böylece sıralanıp gidiyor du. Ama en önemlisi ise;Bütün Türkler, hiç aksatmadan, herhafta dağlara çıkıp eğitim yapacaklarve pusatlarını hiç bırakmayacaklardı. Bu Türk geleneği olarak sonsuza kadar devam edecek ti.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #7 : 01 Aralık 2011, 23:35:58 »


Ezgene nin gelmesiyle birlikte, aksakallı kamın mağarasında büyük bir mutluluk var dı. Kımızlar içiliyor, etler yeniliyor, marşlar söyleniyor du. KAMIN Tuğunda da değişiklik olmuştu. Yine kurt başlıy dı ama gözlerinden kandamlamıyor du artık. Kurt başını göğe kaldırmış ulur vaziyette duruyordu….
 Kımızın verdiği ateşle, Ersegün yine dile geldi,
BİZ DÖRT BAHADIR, GELDİK UZAKLARDAN,
ALDIK TUĞLARIMIZI, AKSAKALLI, YÜCE KAMDAN,
YÜREĞİMİZE KAN DAMLATTIK, KÜRŞAD ATADAN,
KURDUK TURANI,KAN DAMLATARAK PUSATIMIZDAN.
  EYY TÜRK, TÖRENİ UNUTMA, UNUTTURMA SAKIN,
BİR ELİNDE PUSATIN, EDESİN DEVAMLI AKIN,
 DARA DÜŞTÜĞÜN ZAMAN, TANRIDAĞINA BİR BAKIN,
BÜTÜN ACUN SENİN OLACAK, BELKİ YARINDAN DA YAKIN.
    Geceler olmadı sabah, sabahlar olmadı akşam. Günlerce kımız içip eğlendiler. Dört bahadır, aksakallı kam ve beş kurt. Kurtlar uludukça, marşlar söyleniyor, marşlar söylendikçe kurtlar eşlik edercesine uluyor du. Dışarıda, Tanrıdağı bile dile gelmişti, tatlı bir rüzgar eşliğinde ağaçlar danseder gibi sallanıyor, Tanrıdağındaki bütün hayvanlar bu ahenge ayak uydurmuş gibi sesler çıkarıyordu. Ne Başbuğlar gelmişti bu Tanrı dağına. Cengizhan, Kürşad, Atatürk, Timur ve daha niceleri, bu şenliğe katılıyor du. Bütün kutlu Ruhlar Tanrıdağında marşlara eşlik ediyorlar dı. Atatürk, Anafartalardan bakar gibi bakıyordu bu kutlu olaya, bu kutlu Turana. Vey ırmağının bile sesi geliyor du.” Bende buradayım, bende buradayım” der gibi.
 Gün günleri, gece geceleri kovaladı. Günler gecelere, geceler güne yandı, yandıda ne demek, sevdalandı, karasevdaya düştü. Çünkü ne gün bitip gece olmak istiyor, ne de gece bitip gündüz olmak istiyor du. Bu zevki doya doya yaşamak istiyor ve bitmek bilmesin istiyor du.
  Sabahınilk ışıkları Tanrı dağına vuruken, kurtlar ulumaları ile sabahı haber verirken, ayrılma zamanı gelmiş ti. Pusatlar kuşanıldı. Aksakallı Kam la vedalaşıldı. Bu defa, dört kurt, yüce Kamın yanında kaldı. Kamın yanında ki tek kurt yine onların yanına geldi. Ve… dört korkusuz bahadır, dört atıyla birlikte yola koyuldular. Bu bir sonsuz vedalaşmamıy dı yoksa, değilmiy di? Bunu anca Kam va Tanrı bilebilir di.
 Dört bahadır, tekrar ölüm uçurumuna doğru yol alırken dört atıyla. Önlerinde sadece bir kurt vardı onlara yol gösteren. Ölüm uçurumuna uyumaya gidiyorlardı. Bu uyku soınsuzluk uykusumu olacak tı? Yok sa…………. Bunu anca Tanrı bilir di…..
   Açina Tayeçe, katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.
    YAZAN:TÜRKÇÜ TURANCI OTAĞ, KURT İNİ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 01 Aralık 2011, 23:47:17 »

Bir solukta okuduğum, roman tadında bir öykü. Öyle bir öykü ki, kurtuluşumuzun şifreleri içinde sanki. Çağlar öncesinden Gök Tengrinin bizim için sakladığı bozkurtlar elbet çıkıp gelecek. Bugünler, o yürekli bahadırları, bozkurtları beklediğimiz günler. Altemur Kandaşım, bu konudaki yeteneğin, her kelimenden, her cümlenden ve o eşsiz hayal gücünden anlaşılıyor. Tanrı kalemine, yüreğine, hayal gücüne kut versin. Senin yerinde olsam bu gönülleri tutuşturacak öykünü genişletip roman haline getiririm. Atsız Atam, Tanrı Dağlarından sana yön verecektir eminim. 11 Aralıkta Atsız Atam'a verebileceğin çok güzel bir armağan hazırladın. Atsız Atamın o güzel yüzündeki gülümsemeyi taaa yüreğimde hissedebiliyorum. ÇOOOOK SAĞOL, VAROL Kadeşim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 02 Aralık 2011, 14:25:14 »

Gerçekten  bu bir başlangıç Mustafa, ilerletmen gerek senin bu işi, ben okurken büyük haz aldım, devamını da beklemek hakkımdır diye düşünüyorum..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.084 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.036s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.