Bin yilda gelen iki büyük düşman
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Eylül 2020, 01:55:33


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bin yilda gelen iki büyük düşman  (Okunma Sayısı 5743 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 29 Mart 2015, 18:46:41 »

Tarihin ve yahut kaderin mi desem , irkimiza yolladiği bin yilda en büyük düşmanlarimizi anlatacağim. Bunlar Hassan Sabbah ve Fethullah Gülen denen zatlardir.

Hassan Sabbahtan başliyalim.Annesi Yahudi. Babası sonradan İslam’ı kabul eden bir tüccar. Tabii ki İslam’ı kabulü bir kılıf. Koyu bir Hıristiyan. Haçlı, tapınakçı.İnsanlara bir Müslüman olarak sunuldu ve gösterildi. Peki gaye neydi? Gaye, güçlenen Türk hakimiyetinin Anadolu’ya geçişini etkisiz kılmak, kalıcılığını güçleştirmek ve devrin Yahudi seçilmiş hükümdarını  Anadolu’ya egemen kılmaktı. Haşhaşilik yakıştırmaları gerçeği tam olarak yansıtmaz. Sabbah’ın yaptıkları sadece haşhaş; yani uyuşturucu kullanımı ile açıklanamayacak kadar komplike işlerdi. Yani Alamut dekorları, cennet bahçeleri (yalancı), cehennem dereleri (yalancı)… Sabbah, seçtiği insanlara buralarda ya mükafat yahut ceza veriyordu. Öyle bir ilizyondu ki cennetin ve cehennemin hüküm sahibi kendini kılmıştı. Tabii sözde…

Öyle inandırıcı bir sistem kurmuştu ki cennetinde huriler, meyve ağaçları vs… Beyni yıkanmış bir müridin oraya girdiğinde artık işi bitiyordu. Tam tersi, cehennem dekoru da öyleydi. Böylelikle Sabbah kişileri sıkıca kendine bağlamış, onların canlarını kendine sermaye yapmıştı. Bir kez yalancı cennete ilizyonla giren müridin, oraya bir daha girme umuduyla yapamayacağı şey yoktu. Sabbah bu gücü Ortadoğu’da birçok yerde kullandı. İşte Hasan Sabbah’ın sırrı bu idi.

Teşkilatının emeli belli idi. Hiç kimse bu saltanatı yıkamadı. Bugün de ilizyon dekorlara bir örnek olarak Hollywood benzeri filmlerdeki cennet, cehennem ve kıyamet sahnelerinin insanları nasıl etkilediğini düşünün. Bunlar da modern dekor. Ta ki Hülagû Han Alamut Kalesi’ni yok edene kadar...

Sabbah Şii, İsmailiye, Batınî falan değildir. Bir kılıf, bir taktik olarak kullanmıştır. Alamut dekorları dört yılda tamamlandı. Kabalatik birçok şifre ve gizem kullanıldı.

Sihirbaz ve büyücü olan bu şeytan Türk hakimiyetini tam üç asir geciktirdi.

1332 yılında Fransa kralı hristiyan aleminin kaybedilmiş kutsal topraklarını yeniden ele geçirmek için haçlı seferleri düzenlemeyi planladığı sırada Brocordus adında alman papaz kralı ''haşhaşiler'' konusunda uyarmıştı. Brocordus;  ' haşhaşilerin kendilerinden uzak durulması ve lanetlenmesi gereken bir topluluk olması gerektiğini söylemiştir.Avrupalılara göre hasan sabbah ve fedaileri kendilerini satarlar, kana susamışlar, bedel karşılığında masumları bile öldürmekten çekinmezler. ne kurtulmayı, nede ölmeyi önemsemezler.
Hasan sabbah fedailerine şunu öğretiyordu:''Düşmanlarımızı öldürmek yetmez, biz cani değiliz, verilmiş bir hükmü yerine getiriyoruz, eylemlerimizi ibret olsun diye halka açık yerlerde gerçekleştirmeliyiz. Bununla birlikte infaz edip dehşet saçmakta yetmez; ölmeyi bilmek gerekir. ölmek, öldürmekten daha önemlidir. kendimizi savunmak için ölüyor ancak ikna etmek ve kazanmak için ölüyoruz.

Gerçekten de Hasan sabbah fedailerini öyle bir şekilde yetiştiriyordu ki fedai kurbanının öldürdükten sonra olay yerinden kaçmıyor ve kurbanının başında ölümü bekliyordu. Gerçekdışı gelen bu sahneler yüzünden Hasan sabbahın fedailerinin uyuşturucu kullandıkları ileri sürülüyordu. Bernard Levisin ''alamut kalesi ve hasan el sabbah'' adlı kitabında açıkça avrupalıların haşhaşilerin uyuşturucu kullandıklarını iddia ettiklerini söylüyor. bu yüzden avrupalılar da hsan sabbah ve fedailerine '' haşhaşiler'' ismini vermişlerdir. Bunun tam tersi olarakda okumuş olduğum amin maaloufun ''semerkant'' adlı kitabında gerçek bu değildi. Alamuttan günümüze ulaşan bilgilere göre Hasan sabbah müridlerine dinin esaslarına vağlı kalanlar manasında '' esasiyim' demekten hoşlanırdı.

Okudukça beni hayretler içinde bırakan Hasan sabbah ve fedailerinin nasıl bir yapıda oldujklarını biraz irdeliyelim. Hasan sabbah keskin zekaya sahip bir insandı. Selçuklu devletinde vezirliğe kadar yükselmiş ancak rakibi başvezir nizamülmülkün entikaları yüzünden saraydan kovulmuştur. Daha sonraki yıllarda hasan sabbah fedailerinden birine nizamülmülkü öldürtecekti. Hasan sabbah saraydan kovulduktan sonra alamut kalesine yerleşti. Çok yüksek ve ulaşılması imkansız bir kayalığın üzerine inşaa edilen alamut kalesini ele geçirmek neredeyse  imkansız gibiydi. güvenli yapısından dolayı Hasan sabbah bu kaleye yerleşmeyi ve faaliyetlerine burada devam etmeyi uygun gördü.

Hiyerarşinin en tepesinde her türlü sırrın sahibi Hasan sabbah vardı. yakın çevresinde bir avuç propogandacı yani '' dai''ler bulunurdu. onun altında ''refikler'' vardı. kaleyi komuta ederlerdi. Daha sonra Hasan sabbahın en çok üstüne titrediği ve büyük önem verdiği gücünün simgesi ''fedai''ler gelirdi. Hasan sabbah onları imanı çok sağlam, becerikli ve dayanıklı, ilme çok meraklı olmayanlar arasından seçerdi. Fedailerin eğitimi Hasan sabbahın tutkuyla ve incelikle uğraştiğı bir görevdi.. Hançerini gizlemeyi, hiç belli etmeden çıkarıp en doğru yerden kurbanının hançerlemeyi, şifreli alfabeleri ezberlemeyi, bir lehçeyi, bir ağızı öğrenmeyi, düşmana ve bir ortama sızmayı başarmak gibi eğitimler veriyordu.

Hasan sabbah Alamut civarına 3 tane küçük kale yaptırdı. bu kalelerin bahçelerine afrikadan evcilleştirilmiş aslan, kaplan gibi yabani hayvanlar koydurttu. daha sonra kalelerin içine dünyanın değişik bölgelerinden getirilmiş birbirinden güzel cariye kızlar seçerek bu kalelere kapattı ve o kızlara tek bir görev verdi. kalelerden çıkması ve özgürlüklerine ulaşmaları mümkün olmayacaktı. hayatta kalmaları için yapmaları gereken tek şey, kaleye gelen fedailerine burasının gerçekten cennetten bir bahçe olduğuna inandırmak olacaktı.
Hassan sabbah fedailerini nasıl ölüme bu kadar kolay yollayabiliyordu?. öyleki haşhaşiler tarihin ilk intihar teröristleri kabul ediliyordu. rivayetlere göre hasan sabbah cennetin anahtarının kendisinde olduğuna fedailerini inandırıyordu. suikaste yollayacağı fedailerini üçer üç er huzuruna çıkartarak kendilerini kısa bir süreliğine cennete göndereceğini söylüyordu. Daha sonra fedailerine bir içki veriyordu, bu içkiyi içen fedai bayılıyor ve ayıldığında kendisini daha önce yapılmış olan bahçesinde evcilleştirilmiş hayvanlar ve birbirinden güzel kızların olduğu bir sarayda buluyordu.  bir süre burada ki kızlar ile cennet hayatı yaşayan fedai burasının gerçekten bir cennet olduğuna inanıyordu.. daha sonra fedaiye tekrar bir içki verilip bayıltıldıktan sonra hasan sabbahın huzuruna getiriliyordu. burada ayıldıktan sonra hasan sabbahın gerçektende cennetin bekçisi olduğuna inanmış bir durumda hasan sabbahın kendisine verdiği suikast görevini yerine getirmek üzere bir daha dönmemek üzere saraydan gönderiliyordu. Fedai kurbanını öldürdükten sonra görevini yerine getirmiş ve öldükten sonra cennete gideceğine kendisini inandırmış bir durumda kurbaının başında öldürülmeyi bekliyordu.

NOT: İlgilenenler için ; Berntrad lewisin '' alamut kalesi ve hasan el sabbah '' kitabını ve Amin maalofun''semerkant'' adlı kitaplarını tavsiye ediyorum
 
Hasan Sabbah'ın yaşadığı dönemde ortalığa korku salan fedailerinin ölüm yöntemi hangi devlet başkanına uygulandı?
 
Hasan Sabbah'ın fedaileri, 11 ve 12. yüzyıllarda İran ve Ortadoğu'da yaptıkları suikastlarla devlet adamlarını zırhsız gezemez hale getirmişlerdi.
 

Terörle gelen dehşet
Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, 1055'te Bağdat'a girerek Abbasi Halifeliği'nin koruyucusu olup, bölgedeki Şiî Fatımî Devleti'nin nüfuzunu sona erdirdi.
Fatımîler, ordularıyla baş edemedikleri Selçuklular'ın hakim oldukları topraklarda propagandayla taraftar toplayarak güçlenmeye çalıştılar. Tarihin en acımasız ve dehşet saçan terör örgütünü kuran Hasan Sabbah, Fatımî hükümdarı Mustansır Billah'ın Horasan'daki temsilcisiydi. Hasan Sabah, yoğun bir propaganda faaliyeti sonucunda geniş bir taraftar kitlesi toplamıştı. Ancak Mustansır Billah'ın ölümünden sonra tahta istediği kişi geçmediği için Fatımîler'den ayrıldı.
Hasan Sabbah, 1090'da Alamut Kalesi'ni ele geçirerek adı terörle bir tutulacak Haşhaşî (Haşişî) örgütünü kurdu. Haşişî kelimesinin manası esrarkeş, esrar içen demekti. Sabbah, terörle dehşet yaratarak bölgede hakim olma yolunu seçmişti. Propagandanın işe yaramadığı yerde terör devreye giriyor ve yaratılan dehşetle Haşhaşîler'in nüfuz sahası genişliyordu.

Hançerlerle propaganda
Yazdığı Siyasetname ve açtığı Nizamiye medreseleriyle tanınan Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk, tehlikenin erkenden farkına varmıştı. Cinayet işleyen Haşhaşî fedailerini öldürtüp, ibret olsun diye şehir meydanlarında teşhir ettirdi. Ancak öldüklerinde Hasan Sabbah'ın kendilerine vadettiği sahte cennete kavuşmayı umut eden Haşhaşîler, böyle önlemlerle sindirilemezlerdi. Bunun üzerine bir Selçuklu ordusu 1092'de Alamut Kalesi'ni kuşattı ancak alamadı. Hasan Sabbah, kendisini yok etmek isteyen Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk'ü Ebu Tahir isimli bir fedaisini göndererek öldürttü.

Büyük Selçuklu Devleti'nin iki numaralı ismini yok eden Haşhaşîler, bu suikastla büyük bir propaganda yaptılar. Melikşah'ın oğlu Berkyaruk Haşhaşîler'e düşman birini vezirliğe getirince suikasta uğradı. Suikasttan yaralı kurtulan Selçuklu Sultanı, bu olaydan sonra Haşhaşîler'in üzerine gitmeyerek, uzak durdu. Ancak Haşhaşî terörü o kadar etkili olmuştu ki, devlet adamları zırhsız gezmiyorlardı. Halk korkudan evinden çıkamaz hale gelmişti.

Büyük Selçuklular, Berkyaruk'tan sonra da Hasan Sabbah'la mücadeleye devam ettiler. Berkyaruk'un kardeşi ve son Büyük Selçuklu Sultanı Sencer, bir Haşhaşî fedaisinin yastığına sapladığı hançer üzerine Haşhaşîler'le mücadeleden vazgeçti.
1124'te Hasan Sabbah'ın ölümünden sonra da Haşhaşîler, terör faaliyetlerine devam ettiler. Haşhaşî fedaileri, hedeflerine ulaşmak için kılık değiştirip, yıllarca sabırla beklerlerdi. Mahalli lehçeleri öğrenip, öldürecekleri devlet adamlarının yakını olmak için yıllarca uğraşırlardı. Hasan Sabbah'ın fedailerinden kurtulmak için akıl almaz tedbirler alan, kendilerini kalelere hapseden birçok devlet adamı yine de Haşhaşî hançerlerinden kendilerini kurtaramamışlardı. Hasan Sabbah'ın fedailerinden kurtulmak hemen hemen imkânsız gibiydi.
Dımaşk (Şam) Atabeyi Böri, Haçlılar'la işbirliği yapıp Şam'ı ele geçirmeye çalıştıklarını görünce Haşhaşî sempatizanı binlerce kişiyi öldürtmüştü. Böri, bu olaydan sonra bir suikasta uğramamak için zırh giymeden ve korumaları olmadan bir yerden bir yere gitmemeye başladı. Ancak iki Haşhaşî fedaisi Şam'a gelip orduya girdiler. Uzun süre sadakatle hizmet ederek Böri'nin korumalığına yükseldiler. 1131'de Böri, yediği hançer darbeleriyle yaralandı. Yaraları bir türlü iyileşmeyen Böri ertesi yıl öldü.
Assasin (suikastçı) kelimesinin kaynağı "Haşşaşîn"dir.

Avrupalılar, Haçlı seferleriyle 11. yüzyılın sonlarından itibaren Ortadoğu'ya yerleşince Haşhaşîler'le de karşılaştılar. Haşhaşîler'in isimleri ilk defa Alman İmparatoru Frederik Barbarossa'nın 12. yüzyılda Ortadoğu'ya gönderdiği elçisinin raporunda geçer. İmparatorun elçisi, Haşhaşîler'i devlet adamlarını terör yoluyla sindirmeye çalışan sapkın bir grup olarak zikretmişti. Elçinin raporundan birkaç yıl sonra Sur Başpiskoposu William da yazdığı bir kitapta Haşhaşîler'i devlet adamlarını hançerle katleden bir grup olarak anlatmıştı.
Haşhaşîler, Haçlılar'ın Kudüs Kralı Conrad'ı 1192'de öldürünce Avrupa'da isimlerinden sıkça bahsedilmeye başlandı. Haşhaşîler'in büyü, uyuşturucu ve çeşitli vaatlerle kandırılarak cinayet işlediklerini ve önderlerinin her dediklerini gözleri kapalı yerine getirdikleri Haçlı tarihlerinde anlatıldı.
Seyyah ve tarihçilerin eserleriyle Avrupa'ya yayılan Haşhaşî kelimesi, 13. yüzyıldan itibaren Batı dillerinde suikastçı (assasin) manasında kullanılmaya başlanıldı. Dante'nin İlahi Komedya isimli eserinde "assasin" kelimesini kullanması bu terimi yaygınlaştırdı.



İSLAM'A İLK YABANCI DÜZENİ;

İNGİLİZ MODELİ İLK ILIMLI İSLAM=VEHHABİLİK

İslamı ılıtmada ilk etkili faaliyet;

İslam'a açıkça çekinmeden ilk şekil vermeye girişen İngilteredir.İngiliz casusu Hemper’in Kars’ta Ahmed adlı bir şeyhin yanında İslamiyeti öğrendikten sonra Basra’ya (Irak) “Müslüman olmuş bir İngiliz şahsiyetinde gittiğinde tanıştığı,Mehmed bin Abdülvehhab isimli iyi niyetli,İslami bilgisini arttırmak için Mekke’den ailesi tarafından eğitim amacı ile gönderilmiş,Necef'li bu genç adamı sapıttırması ile başlayan ve 1738 yılında İngiliz hükümetinin maddi destekleri ile Mekke’li Suud ailesinin işbirliği sayesinde“Vehhabilik” tarikatını ilan etmesi ile İslam’da en büyük kırılma veya "Yeni İslam Modeli " bu günkü adıyla "İlk Ilımlı İslam" işlemi Haçlı zihniyetince başarılmıştır.

Bunlar daha sonra İngiliz sermeyesi ile güçlenecek,Medine'de 1789 yılında Hz.Muhammed'in mezarını "Putperest Türkler mezara gelip mum yakıp bez bağlıyorlar" gerekçesiyle top atışı ile yok edeceklerdir.Osmanlı bunu onaracaktır.

Sıra Mekke'ye de gelmiş,ancak Kabe top atışlarından bu Vehhabi isyancıların ve Mekkeli Sünni Arapların da desteği ile def edilmiştir.Ancak 1900'lere doğru geldiğimizde ortaya çıkacak olan İngiliz yüzbaşısı Lawrence Vehhabilerin askeri örgütleme işini de tamamlayacaktır.

İki yıl önce yıkılp turistik otel yapılan o meşhur Ecyad Kalesi de Kabe'yi bu İngiliz uşağı Vehhabilerin saldırısından korumak için yapılan kaledir.

Onun otel yapılması da Osmanlı'dan 1789 yılındaki bozgunun "öcünün alınmasından" başka bir şey değildir.


İngiltere Başbakanı Tony BLAIR’in 2004’te dile getirdiği “Artık Türkiye’ye bir halife getirmenin zamanı gelmiştir” sözü bir şeyler düşündürmüyormu?Olayların açıkça “dış güçlerce yönlendirildiğini göstermiyor mu?

Artık,Türkiye’nin Köktendinci Şeriat Devleti” macerası oldukça yol almıştır.Bir şiirle mağdur edilerek halkın gözüne sokulan R.T.Erdoğan,ABD-AB ülkelerinin açık destekleri ile “ikinci beş yıllık “ iktidarını da kurmuştur.


Peki,İngiliz ajanlarının destekleri ve paraları ile,Osmanlı’ya çıkardığı Kürt isyanları, II Abdulhamit’i tahttan indiren 31 Mart vakaları ile,Atatürk'ün  Musul ve Kerkük’ü almasına engel olan Kürtçü ve köktendinci  isyanlarda oynadığı rolleri yüzünden Isparta’ya sürülen, 14 Mayıs 1950 seçimlerinden sonra İngiltere-ABD arzuları (!) üzerine,çıkartılan “af yasalarının” ardından ,ulema  ilan edilmiş,okur ama ömrü boyunca ne eski ne yeni Türkçe yazmayı öğrenememiş, beş yılda beş vilayette okula gönderilen ama hiç birinden belge alamamış,Bitlis’li muhtemelen dönme Ermeni Said-i Kürdi'nin işbirlikçi  fikriyatından yetişmiş,ailesince terk edildiği için Müslüman bir aile tarafından evlatlık alınarak büyütüldüğü iddia edilen yetim Erzurum Ermenisi, dönme Fethullah GÜLEN,”ILIMLI İSLAM-Modarate Islam”  uydurması ile Hz. Muhammed’e karşı savaş açmış değil midir?

Müritlerine önerdiği başına sarık,ayağına çarık,sırtına geçirdiği beş bin yıllık Hint modası bedevi  cübbeleri  “İslam Kıyafeti” diye yutturan,ağzında  Allah,gözünde yaş,burnunda sümük ile Fethullah Gülen (ermeni) , 1925’de Afgan Kralını tahtından eden İngiliz ajanı Topal Molla’ya ne kadar benzemektedir!!!

Topla molla,Afgan halkını İngiliz’e,Fethullah da İslam dünyasını  İngilize,Amerika’ya,AB’ye kısaca Haçlı Dünyasına teslim etmektedir ve Vatikan’ın en sinssi proje uygulayıcısı olan ABD’den yolladığı fetvalar ve okyanus ötesi (!) desteklerle,1965’de Şah Pehlevi’nin,”İngiliz ajanı olduğu için”  Türkiye’ye sürdüğü,1976’da Bursa’dan alınıp Fransa’ya “devlet eğitme eğitimine götürülen”  İngiliz ajanı Humeyni’ye benzemektedir.

Son Türk devletinin de altını oymakta ve tasfiyesini yürütmektedir.

Soyca Türk olmayan bu iki hainin planlari açiktir hem Türklüğü yok etmek, hem de onun inançlari ile oynayip onlari sömürmektir. Tabii olarak iş onlarin çikarlarina aykiri gittiği için bu savaş kaçinilmazdir. Yesinler birbirlerini.

Tanri Türk'ü korusun...

Kham Argatu
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #1 : 29 Mart 2015, 20:01:03 »

Din nasıl bir etkidir ki, toplumu birbirine kenetliyor ya da birbirine düşman edebiliyor. Bunu keşfeden bazı sözde üst akıllar yepyeni akımlar, tarikatlar özellikle içi boşaltılmış dinler oluşturup ya da mevcut inancın içini boşaltıp, üyelerine ölümsüzlük vaadi vererek hedefledikleri bellidir. İnsanlar adeta büyülenip kitleler halinde cinayetler işleyebiliyor, bütün maddi birikimini bu üyesi olduğu inanca bağışlayıp, itibar ediyor. Uyutulan ve hedefteki kişiler bellidir. Din savaşları, algı operasyonları ile gizemli tarikatların eli ile yürütülmektedir. En mühim şey ise para! Savaş endüstrisi özellikle Müslüman ülkelerden seçtiği yerin önce yönetimini değiştirir, sonra diktatör bir rejim ile ortalığı istediği kıvama getirir, parasal olarak bağımlı kılar, üstüne silah satışı yapar yani bir taşla birkaç kuş vurur. Libya bölündü, Mısır bölündü, Suriye ortada sırada diğerleri var. Yahudi Hristiyan dinler tarihi ve Ezoterik (bilinmeyen, bilinenin arkasında gizli bir sırrın, düşüncenin olduğu, gizli, saklı) dünya tarihi iyi bilinmeden, dahası Yahudilikte Kabala, Hristiyanlıkta çok sayıda tarikat, Müslümanlıkta da Batınî ya da dünya tarihi, finans tarihi iyi bilinmeden bu iki düşman ve daha bunlar gibi pek çok düşman yeterince anlaşılamaz. O nedenle Amerikan dış işleri bakanlığının en çok çalışanı inançlar dairesi dedikleri bölümdedir. Türkiye'deki barış gönüllülerinden çeşitli sözde sivil toplum kuruluşları bu dairenin tasarımıdır. Bunlar karış karış etnik, cemaat, din, inanç yapısını inceler, çalışmaları rapor halinde iletir. Yapılmak istenen ise, dine başvuru, dönüştürme, finansal spekülasyonlar, bilinçaltı subliminal operasyonlar ile dönüştürme, antidepresan (prozac toplumu) ile toplumu dönüştürme, asimetrik bilgi ile çökertme, toplumu dönüştürme, terörizm, asimetrik savaş ve dönüştürme, su, gıda, iklim savaşları ve Alaska'da gizli bir araştırma merkezi Haarp projesi iklim kontrol ve depremleri yönetme, yönlendirme bütün bunları kontrol altında tutmaktır. Hassan Sabbah ve Gülen gibi kimseleri değerlendirmek zor değil! Ulus üstü holdinglerin dünyayı yönettiği düşünüldüğü zaman kimlerin Tanrısının ne olduğu ortadadır. Akıl yönlendirilir. İnsan beyni mantıklı beyin denilen saniye 6 yüz bin bayt bilgiyi kayıt eder. Bilinçaltı operasyon yöntemi ile saniyede 24 kare görülür 25. kare alt beyine atar. Beyin ihtiyaç duydukça bunu yukarı doğru iter. Sonuç olarak pek çok uyuşturulmuş beyinli kimseler görülür. Örneğin böyle olmasa idi birçok reklâm nasıl başarılı olabilirdi. İsrail, Rusya gibi ülkelerde Subliminal reklâm vs. yasaktır. Bilgiler her yerden yağıyor, dökülüyor. Televizyondan, bilgisayarlardan ama bilgi aktarımı bu değil, bu epistemik (düşünemeyen insanlar) çöküştür. Serbest küresel piyasa budur! Sosyalizm, siyasal İslâm aynı yerden pompalanıyor. Dinler üzerinde oynayan tarikatlar, kişiler bellidir. Düşünemeyen insanlar oluşturuluyor, herkesten Papa olabiliyor.

Değerli paylaşımınız için çok teşekkürler Kham Otmar
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 30 Mart 2015, 01:42:03 »

Din nasıl bir etkidir ki, toplumu birbirine kenetliyor ya da birbirine düşman edebiliyor. Bunu keşfeden bazı sözde üst akıllar yepyeni akımlar, tarikatlar özellikle içi boşaltılmış dinler oluşturup ya da mevcut inancın içini boşaltıp, üyelerine ölümsüzlük vaadi vererek hedefledikleri bellidir. İnsanlar adeta büyülenip kitleler halinde cinayetler işleyebiliyor, bütün maddi birikimini bu üyesi olduğu inanca bağışlayıp, itibar ediyor. Uyutulan ve hedefteki kişiler bellidir. Din savaşları, algı operasyonları ile gizemli tarikatların eli ile yürütülmektedir. En mühim şey ise para! Savaş endüstrisi özellikle Müslüman ülkelerden seçtiği yerin önce yönetimini değiştirir, sonra diktatör bir rejim ile ortalığı istediği kıvama getirir, parasal olarak bağımlı kılar, üstüne silah satışı yapar yani bir taşla birkaç kuş vurur. Libya bölündü, Mısır bölündü, Suriye ortada sırada diğerleri var. Yahudi Hristiyan dinler tarihi ve Ezoterik (bilinmeyen, bilinenin arkasında gizli bir sırrın, düşüncenin olduğu, gizli, saklı) dünya tarihi iyi bilinmeden, dahası Yahudilikte Kabala, Hristiyanlıkta çok sayıda tarikat, Müslümanlıkta da Batınî ya da dünya tarihi, finans tarihi iyi bilinmeden bu iki düşman ve daha bunlar gibi pek çok düşman yeterince anlaşılamaz. O nedenle Amerikan dış işleri bakanlığının en çok çalışanı inançlar dairesi dedikleri bölümdedir. Türkiye'deki barış gönüllülerinden çeşitli sözde sivil toplum kuruluşları bu dairenin tasarımıdır. Bunlar karış karış etnik, cemaat, din, inanç yapısını inceler, çalışmaları rapor halinde iletir. Yapılmak istenen ise, dine başvuru, dönüştürme, finansal spekülasyonlar, bilinçaltı subliminal operasyonlar ile dönüştürme, antidepresan (prozac toplumu) ile toplumu dönüştürme, asimetrik bilgi ile çökertme, toplumu dönüştürme, terörizm, asimetrik savaş ve dönüştürme, su, gıda, iklim savaşları ve Alaska'da gizli bir araştırma merkezi Haarp projesi iklim kontrol ve depremleri yönetme, yönlendirme bütün bunları kontrol altında tutmaktır. Hassan Sabbah ve Gülen gibi kimseleri değerlendirmek zor değil! Ulus üstü holdinglerin dünyayı yönettiği düşünüldüğü zaman kimlerin Tanrısının ne olduğu ortadadır. Akıl yönlendirilir. İnsan beyni mantıklı beyin denilen saniye 6 yüz bin bayt bilgiyi kayıt eder. Bilinçaltı operasyon yöntemi ile saniyede 24 kare görülür 25. kare alt beyine atar. Beyin ihtiyaç duydukça bunu yukarı doğru iter. Sonuç olarak pek çok uyuşturulmuş beyinli kimseler görülür. Örneğin böyle olmasa idi birçok reklâm nasıl başarılı olabilirdi. İsrail, Rusya gibi ülkelerde Subliminal reklâm vs. yasaktır. Bilgiler her yerden yağıyor, dökülüyor. Televizyondan, bilgisayarlardan ama bilgi aktarımı bu değil, bu epistemik (düşünemeyen insanlar) çöküştür. Serbest küresel piyasa budur! Sosyalizm, siyasal İslâm aynı yerden pompalanıyor. Dinler üzerinde oynayan tarikatlar, kişiler bellidir. Düşünemeyen insanlar oluşturuluyor, herkesten Papa olabiliyor.

Değerli paylaşımınız için çok teşekkürler Kham Otmar

Abla teşekkürler benim yazimi tamamlayici açiklamalar bunlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #3 : 31 Mart 2015, 00:25:53 »

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’nden (Fethullah Gülen açıklaması) yapılan açıklama şöyle:

“Son günlerde kurumumuza muhtelif vesileler ile yapılan haksız ve bilgiye dayanmayan atıflar üyelerimiz arasında büyük üzüntü yaratmaktadır.

Aşağıda açıkladığımız üzere: Derneğimiz ilgili kamu otoritesinin denetimi altında faaliyet göstermektedir. Belgelerimiz, yazışmalarımız ve çalışmalarımız kamu otoritesi tarafından sürekli olarak denetlenmektedir.

Derneğimizin amacı; kazanç paylaşımı olmaksızın, iyi ve erdemli insanlar arasında kardeşlik, yardımseverlik ruhunun oluşmasına; insanlığın ve toplumun özgürlük içinde düşünsel ve kültürel yönden gelişmesine, olgunlaşmasına; hakikatin aranmasına katkıda bulunmaktır.

Derneğimiz bu amacı benimseyen, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip, aydın, hür fikirli, iyi ahlak sahibi, Tanrı’ya inanan, tüm dinlere saygı duyan, vatansever kişilerin ortak çabalarını birleştirir. Bu suretle ülkenin ve ulusun ilerlemesini, uyum içinde gelişmesini sağlamaya çalışır. Yurtiçinde ve yurtdışında kendisinden üstün veya kendisine eşit hiçbir masonik otoriteyi kabul etmez.

Bazı haberlerde söz edilen M. Fethullah Gülen, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’nin şu anda üyesi olmadığı gibi hiçbir zaman da üyemiz olmamıştır.

Habere konu yazı üzerinde bulunan ‘Türkiye Büyük Mason Mahfili’ unvanının derneğimizle bir ilgisi yoktur. Derneğimiz o dönemin kamu otoritesinin izni ile 1973 tarihine kadar ‘Türk Yükseltme Cemiyeti’ unvanını kullanmış, 1973 tarihinde derneğimizin unvanı ‘Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’ olarak değiştirilmiştir.

2011 tarihinden sonra ise Genel Kurul kararıyla derneğimizin unvanı ‘Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’ olarak kabul edilmiş ve halen bu unvan kullanılmaktadır. Keza Merhum Kasım Gülek de hiçbir zaman derneğimizin üyesi olmamıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

-alıntı-
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.529


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #4 : 01 Nisan 2015, 23:26:18 »

Bunların her ikisi de Osmanlıdan daha mı Türklüğe düşmandılar ?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #5 : 01 Nisan 2015, 23:39:45 »

Ağabey ne olursa olsun Osmanlı bir Türk devletidir, yanlişlari olabilir. Benim yaptiğim araştirmalarda ilk iki sira bunlarin. Osmanli zaten ayri bir mesele ama bu iki kişinin irkimiza zararlari hepsinden fazladir, diş düşmandan daha tehlikeli bu mikroplar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.529


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #6 : 01 Nisan 2015, 23:42:49 »

Evet Osmanlı bir Türk devleti hatta imparatorluğudur ama şimdiki olduğu gibi kanı Türk olmayanların yönettiği bir devletdir değil mi, yanılıyormuyum?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #7 : 01 Nisan 2015, 23:51:35 »

Ağabey saraya bizans kizlari ve devşirmeler geldikten sonra kök(Töre) unutuldu. Islam olan bütün  devşirmeler  baş taci oldular. Kurucu unsurlar unutuldu Misirdan gelen arap sünni hocalar imparatorluğu bitirdiler. Türkmenler sirf başka mezhepten olduklari için katledildiler.

Kani Türk olmayanların yönettiği bir devletdir, zaten Osmanli kozmopolit bir devletdir, müsluman olan hirvat sadriazam olursa o devletten Türk irkina ne fayda gelir. Günümüz içinde bu geçerli.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Gazan Han
Deli Bozkurt
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.410


İLHANLILAR


« Yanıtla #8 : 02 Nisan 2015, 13:20:16 »

Osmanli devrinde 1600 lu senelerde Anadolu'da Türkmen katliamlari yapilmistir. Ve bu katliamlardan bas rolde Kuyucu Murat Pasa gibi arnavut - hirvat - slav kökenli devşirme paşalar meşhurdur ağabey
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #9 : 10 Nisan 2015, 18:47:17 »

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.23 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.