Arap Baharı'na Türkçü Bakış
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 06:28:17


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Arap Baharı'na Türkçü Bakış  (Okunma Sayısı 2997 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Erlik Adana
Ziyaretçi
« : 17 Eylül 2013, 18:37:09 »

Körfez savaşının ardından Irak’ın işgaline uzanan süreçte ve oradan sonra da ABD ile İran’ın büyük gerginliğinin son dönemine kadar milletimiz hep aynı düşünceleri savundu. Her yerde herkes bunların daha başlangıç olduğunu sırada İran-Suriye ve ardından Türkiye’nin olacağını söylüyordu. Yalnız bu halk sathında kalan aydınlarınsa burun kıvırdığı bir söylemdi. Çünkü biraz derinlemesine bir okumayla tipik –kapalı ekonomi benimseyen, serbest piyasaya katılmamış, ulusçu/seküler, monarşik, aristokrat- yönetici elit ile Türkiye realitesinin aynı yerde olmadığı görülüyordu. Yani Türkiye bir Suriye, Tunus, Mısır, Libya, İran değildi. Demokrasi tecrübesi vardı ve onlardan farklı olarak kurucu kadrosu (Yalnızca Gazi ve Gökalp-Akçura özelinde) aristokratik değil aksine milliyetçi ve halkçı bir çizgi belirtiyordu. Her ne kadar bunların etkisinin sona ermesiyle (1938 sonrası) yükselen modaya uyup İnönü ve BAAS tipi Kemalizm yorumları nedeniyle kısa süreli baskıcı bir yapı da ortaya çıkmış olsa da özü itibariyle Türk tecrübesi böyle kalkışmalara yer açabilecek nitelikte değildi.

Ancak, tek neden bu da değildi. Daha önemli bir etken daha ortadaydı. Türkiye NATO üyeliği ve Marshall yardımları nedeniyle Menderes hükümeti ve sonrasında iyiden iyiye kutuplaşan dünyada ABD ve Batı ekseninde yer almaya karar veriyordu. Soğuk savaşın sona erdiği sanrıları içerisinde yeniden palazlanan Rusya ise Çin, Hindistan ve İran ile yeni politik açılımlar peşindeydi. ‘’Kendi içinde bir serbest piyasa’’ oluşturmuşlar ve refah seviyelerini de iyice artırmışlardı. Ortadoğu’da da her devrin modası olan Anti-Amerikancılık işlerini çok kolaylaştırmış rahatlıkla Kaddafi, Bin-Ali, Esad ailesi gibi grupları eksenlerine almışlardı. Bu ülkelerde de ekseriyetle refah seviyeleri yüksek, yumuşatılmış BAAS tipi idareler ve içine kapanmış bir ekonomik yapı gözleniyordu. Yani tıpkı eski komünist geleneğin ülkeleri gibi.

Kabul etmek zorundayız ki ekonomik refah üst düzeyde olsa da genel hak ve özgürlükler konusunda sıkıntılar yaşandığı belliydi. Medyada yazdığı kadar olmasa da baskıcı idareler vardı ve genelde azınlık çoğunluğu idare ediyordu. Amerikan basınının durmadan demokrasi ihtiva eden yayınları devam ederken bu ne kadar mümkün olabilirdi?

Sermaye’nin (Batılı büyük şirketler, kapitalist derin yapılar) gözünü kamaştıran parlaklıkta bir yerdi Ortadoğu. Öyle rahat rahat hamburgerci, Amerikan arabası, Avrupa birası, kot pantolon giremiyordu. Bush yeterince kötü bir adam olmuştu artık. Ne yapsa gürültü koparıyordu. Yeni bir yüz, belki daha yakın bir yüz gelmeliydi Ortadoğu insanına. Hamburgerci de yardım ederdi ona, kot pantoloncu da. Hatta hakkında Müslüman diye dedikodu da çıkardı, kim bilir? Yepyeni bir yorum ve planla belki serbest piyasaya dahil edilebilirdi bu verimli topraklar…

1980 ihtilali ile Türkiye iki sınıfı uzaklaştırdı, bitirdi, apolitize etti. Biri milli ekonomi isteyen Ülkücü-Milliyetçiler diğeri de bizi bu denklemin ‘’Sol’’ tarafına yazmak isteyen kızıllar. Yani Menderes düzleminden (Bilenler bilir, Prens Sabahattin çizgisinden) gelenlere kimse dokunmadı. Ülkücü ve solcular artık çocuklarını bile siyasete sokmuyordu. ‘’Aman ha!’’ diyorlardı. Gerçi komünist moda kendiliğinden sona erdi ama Amerikancı olmayanların apolitizasyonu tamamen başarılıyordu.

Bunlar hazırlanırken yeni yüz olarak Obama, yeni plan olarak BOP ve yeni lider olarak bu projenin eş başkanı seçiliyordu. Türkiye’de yöneten sınıfa bir kısmı da sunî olan eziyetler (!) ediliyor bunların yeri sağlamlaştırılıyordu.

Burada bir şeyleri sağlamlaştırmaya çalışanlar Ortadoğu’da ise yine bir şeyleri gevşetme gayretindeydi. Hamburgerci’nin bir de televizyon kanalı, kot pantoloncunun da bir sosyal paylaşım sitesi vardı. İleride ‘’Gençler istiyor!’’ diyecekleri şeyleri şimdi gençlere öğretiyorlardı. Kolay değildi, otuz yıla kırk yıla uzanan iktidarlar, aralarındaki nefret had safhada olan gruplar, Rusya-Çin-İran, kökleşmiş devlet gelenekleri varken buraya her şeyi değiştirmek için gelmek.

Şimdiye kadar buralara hep kendi dinleri ile gelen haçlılar bu sefer bizim dinimizle geliyorlardı. Batılı sermaye grupları için bu yönetici elit kalktığında yerine neyin koyulacağı uzun süre bir tartışma konusu olmuştu. Çünkü bölgede en güçlü şey radikal İslam’dı ve radikal İslam da işlerine gelmezdi. Bu yüzden radikal İslam yerine Ilımlı İslam’ı tercih etmeye karar verdiler. Türkiye’den Mısır’a, Libya’dan Suriye’ye her yerde Ilımlı İslamcı gruplar güçlendi. Bunlar liberal gençlerdi ve sosyal medya çağının çocuklarıydı. Özgüvenleri tamdı, durumu değiştirmek istiyorlardı. Türkiye’de Gülen hareketi, Mısır’da ve Ortadoğu’nun genelinde İhvan…

(Burada belirtmek gerekir, Ortodoks Nurcular’ın lideri Said Nursi de uzun süre İhvan’ın kurucusu Hasan El Benna ile mektuplaşmış yöntem konusunda fikir alışverişi yapmıştır.)

İşin psikolojik ve sosyolojik kısmı halledildikten sonra siyasi manevralar çok zor olmadı. Tüm Ortadoğu’nun nefret odağı İsrail’e sadece ‘’Bir dakika’’ denilerek ne yollar alındı. Sağa sola kaç milyon liralık insani yardımlar yapılıyor, Ortadoğu’da kim bir yürüyüş yapsa Tayyip Erdoğan resimleri açılıyordu. Türkiye ekonomisi halk nezdinde yolundaydı. Özelleştirmeler, adem-i merkeziyetçi uygulamalar, demokratikleşme paketleri serbest piyasayı besleyen ve onların işine gelen şeylerdi. Karizmatik bir liderimiz de vardı…

Ancak aynı iyimser tablo ne yazık ki Ortadoğu için çizilemiyordu. Bizdekini andırır bir toplumsal kutuplaşma vardı ve bu Ortadoğu için bizden daha tehlikeli sonuçlar doğurabilirdi. Ortadoğu ülkeleri için ithalat ürünleri pahalılaşmış işsizlik artış göstermişti. Bu rejimlere has Dini-Ulusçu söylevler de para etmeyecek hale geldiğinde artık işin kopuş noktasına gelmesine bir engel kalmamıştı. İlk kibrit Tunus’ta çakıldı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.


ARAP BAHARI   -  YANKILAR/YANSIMALAR

Hastalık derecesinde önyargıya sahip olmayan ve bu işin içinde yer almayan kişiler için Arap Baharı bahar havasında bir umutla başladı. Şahsen, ben dahi, olası sonuçları az ok tahmin etsem de bu süreç Irak, Suriye, İran’da yaşayan Türkler’in esaretten kurtuluşuna neden olabilir mi umuduyla olayları takip etmedim, diyemem.  Çok hacimli kütleler hareket ediyor, demokrasi temsil ve özgürlük istiyorlardı. Bizdekiler ‘’Demokratik taleplere saygı gösterilmesini’’ isterken ABD taraflarından heyecanlandıklarına ilişkin açıklamalar geliyordu. Hükümetin üzerinde de büyük baskılar vardı. Çabuk olmazlarsa ayrılıkçı Kürt hareketi olanlardan etkilenebilir onlar da daha fazlasını isteyebilirlerdi. Gerçi, devlet Oslo’da teröristlerle görüşmüştü! Belki Suriye’nin başına gelecekleri o zamandan tahmin (!) etmiş, şimdiden ayaklanmanın bir işe yaramayacağını bildirmişlerdi. Kürtler, beklesindi! Irak’taki, Suriye’deki Kürtler’in durumu önemliydi şu anda. Oyalanacakları kapsamlı bir açılım daha neden gelmeyecekti ki?

ABD’nin yaşadığı korkuları İsrail de yaşıyordu. Şimdi, yavaş yavaş BAAS’çı elit gidiyordu ama, ya yerine El Kaide gelseydi? İkisi de İsrail’in zararınaydı. En anlaşılabilir örnekle şu anda İsrail ne Esad’ın ne de muhaliflerin tamamen kazanması istemektedir. Muhalifler ekseriyetle İslamcı olduklarından İsrail’in güvenliği için tehlike oluştururlar. Esad başarırsa da İran başaracak ve Ortadoğu denkleminde İsrail’i istemeyen Rus kanadı aynı tehlikeyi yaşatabilecektir.

Bu yüzden Arap Baharı sancılı uzun sindirilmesi gereken bir süreç olarak yansımıştır. Başta özgürlük mücadelesi ve devrim ateşi ile ballandırılan görüntüler artık mazlumların savaşı olarak vicdanî reklama kavuşmuştur. Bu yüzden milletimize Suriye’ye Türkiye’nin de girmesi fikri çok soğuk gelmemektedir. Hatta kafirler diplomatik yolu tercih edip ‘’Müslümanların ülkesine girmeyelim’’ derlerken Müslüman iktidarın zorla onları Suriye’ye çekmek istemesi bile yeterince ‘’korkun璒 görünmemektedir.

Taşların hala yerine oturmuş olmaması ve Tunus-Libya tecrübelerinin sonuçlarını hala görememek neyin eksik olduğu sonucunu akıllara getirtiyor. Yani denklemin diğer yanını.

NE İRAN, NE İSLAM, NE CUMHURİYET: Şİİ SEKÜLER İTTİFAKI

Voltaire’nin Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nu ifade etmek için kullandığı bir tabir vardır. ‘’Ne kutsal ne Roma ne İmparatorluk!’’ der. Aynı şeyi İran için de söylemek mümkün. 79 Molla devriminin ardından ‘’Bu kadar Anti Amerkancılık da neyin nesi?’’ diyemeden kendine yeni Doğu Bloku’nda yer edinen İran tıpkı onlar gibi davranmaya o yıllarda başlamıştı. En aşina olduğumuz yönü ile İran Türkleri’ne yaptıkları ortada olan bu Ulus devlet Ortadoğu’daki 200 Milyon Şii’nin de liderliğini üstlenmiştir. Arap Baharı’nın başından beri olanlara en sert tepkileri veren İran bölgedeki en belirgin teokratik devlet olsa da şartlar gereği yaptıkları ironiye örnek olacak cinsten. Ekonomik çıkarları ve siyaset gereği durduğu yer Sisi’yi, Esad’ı savunmak zorunda bırakıyor. Suriye’de olanlara ise şimdiye kadarkilerden bir üst perdeden yanıt verdiler.

İran’a belki de biraz daha yakından bakmak lazım, ancak o başka bir makalenin konusu. Şimdi bizi de etkiyen bir konuya yönelelim: Ortadoğu’nun yeni harekete geçiricisi, mezhep ayrışmaları.

Gezi sürecinin ardından vefat eden vatandaşların neredeyse tamamının Alevî oluşu dikkatlerden kaçmadı. Bizde körüklenmeye çalışılan bu mezhep ayrımı Oratdoğu’dakine ne kadar da benziyordu! Birileri çıkıp Alevilerin kahramanı Esad imajı çizerken bir başkası Sisi’yi Firavun’a benzetmeye çalışıyordu. BAAS tipi elitin seküler oluşunu üstlenen İran da bu ayrışmanın bir tarafıydı. Ortadoğu’nun yeni açılımında artık Şiiler seküler rolü tüm Sünniler de mazlum direnişçileri canlandıracaktı. Mısır’da umulan bulunamayana kadar.

BİR TERCİHİN BEDELİ: MISIR

Batılıların bölgede Radikal olanlar yerine ılımlı İslami hareketleri tercih ettiğine değinmiştik. Mısır’da da süreç aynen böyle işledi. Zaten neredeyse tüm İslami teşkilatları İhvan’a bağlı hareket eden Mısır’da Mursi yüzde 51 kadar oyla göreve geliyordu. Bu oran göze büyük gelse de aslında iki aday olduğunu diğerininse yüzde 49’da kaldığını belirtmekte yarar var. Yani iki turlu seçim sistemi uygulandı.

Mursi’nin toplumsal desteğini sağlayan ve içinden kopup geldiği İhvan grubu ile bizdeki en önemli baskı grubu Nur Cemaati arasındaki organik bağa da değinmiştik. Ancak yakın tarihimizle bir bağlantı noktası daha vardır. Mursi, Menderes ve Tayyip Erdoğan örneklerini çok iyi incelediği belli olan bir liderdi. Tıpkı onlar gibi mazlum-dindar-baskıcı basamaklarını teker teker atlamak istedi. Gelir gelmez din içerikli adımlar atarak ve hayali bir statükoyu suçlayarak yerini sağlamlaştırmaya başladı. Ama acelesi vardı! Bir an önce baskı kurup uzun sürecek bir İhvan-ı Müslimin devleti kurmak istiyordu. Anayasa’yı geciktirdi, toplumsal kurumlar üzerindeki etkisini artırdı. 10 yıllık AKP hükümeti sürecinde Türkiye’ye ne olduysa Mısır’a aynısı oldu. Ama bazı sorunlar vardı, bunların dışında attığı bir başka adım sonunu hazırladı:

Hedefi İsrail’e doğrulttu!

Türkiye’de gerek kurucu yapı gerekse demokrasi tecrübesi Mısır’la karşılaştırılamayacak bir durumdadır. Mısır’da çok etkin bir statüko vardı, bu Mursi’nin her yerde karşısına çıktı. Etkin bir muhalefet vardı çünkü başından 80 ihtilali gibi bir temizlik harekatı ve Ergenekon soruşturması gibi tarihi bir hesaplaşma geçmemişti. Bu yüzden eli daha az güvenilirdi. O da ona en büyük saygınlığı sağlayacak harekata karar verdi, o zamana kadar çok defa açılmayan Filistin kapılarını açtı. İsrail’in güvenliğini tehlikeye atacak böyle bir olay yeterince ‘’Ilımlı’’ olmayınca ve Arap Baharı’nda devinim de azalınca Mursi için ‘’End of the Story’’ hiç bu kadar yakın olmamıştı. Romantizm’e ihtiyaç vardı, devrimci ruh gerekiyordu. Yoksa kim Suriyelileri savaşmaya ikna edebilirdi ki?

GÜNDEMDEN DÜŞMEYİŞİN SIKINTILARI: SURİYE

Tipik bir Osmanlı şehri olan Lübnan her ne kadar Suriye’yi etnik olarak homojenleştirmek için kurulmuş gibi görünse de Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesini tekelleştirmeyen önemli bir duraktır. Suriye topraklarının batısı tamamıyle Doğu Akdeniz’de etkin limanlardan oluşur. BOP eşbaşkanının eski dostları ile ters düşmesi de İran’ın arada devletler varken burası ile meşgul olması da bu yüzdendir.

Artık açıkça kabul edilmesi gereken bir şey var: Irak’ta petrolden daha değerli bir şey varsa o da Pazar arayışıydı. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi. Esad limanlara, pazarına sahip çıkıyor; onları ‘’Yeni Doğu Bloku’’ namına koruyor. Elbette kendi saltanatı için de.

BİZİM BAHARIMIZ BAŞKA BAHARA: GEZİ KALKIŞMASI

Tüm bu yoğun gündem üzerine Arap Baharı hareketleri ile Wall Street kuşatmalarının ekotonunda bir gezi süreci atlatıldı. Kuruluş ve oluşum özellikleri ile Arap Baharı’nı anımsatsa da eylemlerin yapısından kullanılan mizaha kadar tam bir Avrupa eylemi süreciydi bu. Masum, haklı, demokratik taleplerle sokağa dökülen ‘Apolitik’ halk, iki gün sonra haliyle evine dönünce meydan bölünerek çoğalan aşırı sol gruplara kaldı. Allahtan Bahçeli, milliyetçileri bu sokak hareketlerinden uzak tuttu da iki türlü töhmetten kurtulduk. Ne bu gruplarla aynı amaç ve söylemlerle meydana inilmiş ne de AKP’nin kara propaganda ile oy devşirmesine taraf olunmuş oldu.

BAHAR’IN ARDI

Karmaşıklığın dışarıdan bakıldığında görülen bir basitliği vardır. Bunu görmek için çok beklemeye bu kez ihtiyaç duymadık.
Yine bir ‘’Beynelmilelci’’ projenin göbeğine düşen Türk Milleti, yine kendisinin olmayan bir savaşta saf tutmuş durumdadır. Yaklaşık üç yüz yıldır kendine bir medeniyet ekseni arayan toplumumuz Türkçülük’ün duru, doğal ve kendisine uygun düşünce evrenine henüz tamamen ulaşamamış olduğundan yanlış yerde yanlış sorular sormaktadır.
-   Arap Baharı hareketi tamamen başarılı olur da İran’a uğrarsa İran Türkleri’nin özgürlüğüne ne derece etki edebilir?
-   Olası bir Suriye savaşında Suriye Türkmenleri’nin durumunu düşünmekten aciz hükümetimiz ne adımlar atacaktır?
-   Suriye’nin Akdeniz’e temas eden topraklarından İran’ın Kuzeyi’ne kadar olan topraklarda yaşayan Kürtler planladıkları gibi birleşirse Türkiye’nin Türk Devletleri ile tek bağlantısı olan Tebriz hattına ulaşım nasıl mümkün olacaktır? Yeni bir Ermenistan mı kurulmaktadır?
-   Avrupa birliği mali ve siyasal gücünü yitirirken Türk Devleti yönünü neden hala Turan’a dönmemiştir?  Milletimiz’e BOP’un tehlikeleri nasıl anlatılabilir?

Bu soruların cevabını vermek Türkçüler’in Arap Baharı sürecine bakışlarını sağlamlaştıracak, sonunda ne yeni doğu grubunun ne ABD-AB-İsrail sermaye takımının Türk milleti için birer seçenek olmadığını gösterecektir.

Türkçüler hele bundan sonraki süreçte önce Arap Baharı’nı çok iyi anlayarak iç mutabakatı sağlamalı, ardından milletimizi yeni bir mezhep ayrımından muhafaza edecek söylem ve yayınları gerçekleştirmelidirler.

Komplo teorilerinden uzak ve bilimsel düşünceler Türkçülere yakışan olacaktır.
Tanrı Türk’ü korusun!


Erlik TANRIÖĞEN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Köptü Körgen
Köptü Körgen
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.416



« Yanıtla #1 : 17 Eylül 2013, 21:01:49 »

Kardeşim ellerine sağlık çok güzel tespit ve çözümlemeler..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Her 3 mayısta bozkurtlar. Kol kol inerler düze... Bu ruh yaşadıkça, elbet bir gün gelecek, bozkurtlar hükmedecek, gece ile gündüze...
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.834


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #2 : 17 Eylül 2013, 22:34:29 »

Erlik, farkın anınd fark ediliyor, ilk hafta gelmedin diye bozulmuştum ama demek ki varmış bir sebebi  Sırıt
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
EmirBörüKaraTegin
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 24



« Yanıtla #3 : 18 Eylül 2013, 00:09:08 »

akape'nin hedefi Suriye'deki nusayri ağırlıklı baasçıların yerine sünni ağırlıklı ılımlı ihvan tarzında bir Suriye rejimi kurmak böylece kapalı ekonomi olan Suriye liberalleşecek ve Türkiye'de kendi sermayesini olabildiğince oluşturan yandaşların gideceği yeni kapılar açılacak zaten şuan yandaş sermaye Türkiye'de istanbul dukalığı'nın elinden alabileceğini aldı daha fazlasına gücü yoktur.
Suriye'deki rejim bir Anadolu Kaplanları oraya akacak akın mal bulmuş mağribi gibi.

Durumun özeti olarak Suriye'deki savaş aslında baas sonrasındaki Suriye'den pasta payı kapma savaşıdır.

Bir de bu rabia ve Suriye'de olaylar boyuna gündeme gelip suni gündem oluşturuyorlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

“Biz ki Melik-i Turan, Emir-i Türkistan’ız, Biz ki Türk oğlu Türk’üz; Biz ki milletlerin en kadimi ve en ulusu Türk’ün BAŞBUĞUYUZ!…”
Türk Çerisi
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 796


« Yanıtla #4 : 18 Eylül 2013, 00:40:08 »

Evet Erlik, olaylara en tepeden en aşağısına kadar bakıp yazmışsın.

Farkındaysanız ki farkındasınız, yazıyı okuyunca yine farkediliyor; bugünün dünyasında artık yapılacak olan her türlü uluslararası hareket veya siyasi hamle, önce kalabalık yığınların hareketlendirilmesiyle başlıyor. Bu hareketliliği sağlayan ve hamleyi yapan ülkeler demek ki bizim ve komşu ülkelerin sosyal yapısını, toplum psikolojisini bizim devletten veya operasyonu yaptıkları devletlerden daha iyi biliyor!

Bence bu noktada şu "Aydın" tabakası önemli bir yer tutmaktadır.  Televizyonlardan veya gazetelerden anladığım kadarıyla batılı ülkelerin aydınlarıyla halkı arasında temelden bir ayrılık yok ama gel görki bizim ülkedeki aydın zümresiyle halkın arasındaki ayrılık zaten temelden başlıyor.

Zamanında Atsız bir aydın olarak komünizm tehlikedir derken, bu millet komünizmin ne olduğundan bihaberdi ama halkın temeliyle Atsız'ın temeli aynıydı. Bundan dolayı Atsız gerçek aydındır ve gelmiş geçmiş en büyük aydınlardandır.

İşte günümüz aydınları ile Türk insanının temeli aynı değil. Aydınımızın büyük kısmı romantik batı tarzı bir kafadayken, bu milleti nasıl aydınlatabilecek ki? Bence Aydın zümresi önemli bir zümredir. Çünkü aydın bana göre devlet ile halk arasındaki balansı ayarlayandır. Dış dünyayı kendi insanına tercüme edendir. Fakat bizim aydınlar dış dünyayı bizim millete ingiliz, fransız veya başka milletlerin diliyle ve kafasıyla tercüme etmeye çalışıyor.

İşte bizimkisi gibi ülkelerde hareket ettirilebilecek yığınlar mevcuttur. Estirilen suni rüzgarlarlara kapılacak kitleler mevcuttur.

"Arap baharı" denilen olaylar silsilesini takip etmek ve doğru okumak zorundayız. Türkçü bir Türkiye iddiasında bulunan bizler için "arap baharı" değişik bakış açıları sunmakta ve dünyanın nasıl döndüğünü/döndürüldüğünü anlatmaktadır. O yüzden anlamaya çalışmak lazım, anlamak lazım. Aslında konu çok geniş. Ben sadece bir noktasına vurgu yaparak yorum yazdım.

Bu konu güzel bir konu, otağda bulunan arkadaşların konuya katılmalarını dilerim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Çalış didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,
Bir Tanrıya bir de Türklüğe tapacaksın!
Türk Çerisi
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 796


« Yanıtla #5 : 18 Eylül 2013, 23:21:28 »

Arkadaşlar, şu konu hakkındaki görüşlerinizi yazsanız bir. Konu çok geniş.

Unutmayın dünya çok karışık, o yüzden dünyayı iyi görmemiz lazım ve olan biteni doğru okumamız lazım.

Mesela kürtler, Ortadoğu her karıştığında kendilerine bir menfaat çıkarmayı bildiler. İlk ırak savaşında barzani ve talabani başlarını gömdükleri çukurdan çıkardılar, ikinci ırak savaşında ise yine hiç mermi atmadan iki yüzlü ve sinsi bir siyaset izleyerek devlet olma yolunda büyük mesafe aldılar malesef. O yüzden bu tip konuları kendimizce iyi analiz etmek zorundayız. Yoksa sokakta gezen palyaçolardan farkımız kalmaz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Çalış didin ve çalış yıldızlar kapacaksın,
Bir Tanrıya bir de Türklüğe tapacaksın!
KURTBAY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 81



« Yanıtla #6 : 19 Eylül 2013, 12:32:21 »

    Tarih tekerrürden ibarettir derler.Aslında çok doğru bir söz,çünkü şu anda yaklaşık 25 yıl öncesini yaşıyoruz.
    Saddam Hüseyin'in tarihe "Halepçe Katliamı" olarak geçen meşhur bir hadisesi vardır.Irak'ın ve Saddam'ın kendi sonunu hazırlayan kurguların başı aslında bu olaydır.Olayın özeti iki milyona yakın kürdün kimyasal silahlar kullanılarak öldürülmesidir.Bizi ilgilendiren kısmı,bu olayın akabinde 200 bin civarı mülteci kürt bize sığınmış olması,bizimde onlara kucak açıp himaye etmemizdir.Tabi bu olay uzun vadede "Acıma yetime,..."sözünü haklı çıkarırcasına,o yıllarda yeni yeni palazlanan, kansız kürt terör örgütü pkk nın ivme kazanarak büyümesinde baş aktör  olmuştur.
    25 yıl sonra Suriye, Esat ve bizim için aynı filmin ikinci macerasının çekilmekte olduğunu görüyoruz.Eninde sonunda Suriye'ye bir müdahele olacak,Esat ortadan kaldırılacaktır.
    Temennim,şu anda 500 bin civarında olan,kendi vatanını bırakan sığınmacı beleşçinin bir an önce paketlenip gönderilmesidir.Ama devleti yöneten gücün öyle düşünmediğinden eminim.Dün gece TRT de bir programda "Bu sığınmacılar bizim için bir fırsat olabilir,onları değerlendirelim.İçlerindeki ustalardan,sanatçılardan yararlanalım" gibi tam bir gerizekalı deli saçması fikir, insanlarımızın beynine işlenmeye çalışıldı.Bizim işsizimiz yok,sanatçımız tok,imkanlarımız çok nasıl olsa......

   Bütün bu planların, oyunların hedefinde olduğumuzun ve asıl gayenin bizi yok etmek olduğunun bilinciyle hekesin unuttuğu  bir gerçeği hatırlatalım;
   
          Şahikalar üstünde meydan okur bu erler
          Yaklaşacak düşmana mezar olur bu yerler
          Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti
          Tarihlere sorun ki bize "Ölmez Türk" derler.
   
    TTKY
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gazan Han
Deli Bozkurt
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.424


İLHANLILAR


« Yanıtla #7 : 19 Eylül 2013, 12:58:04 »

arapların arasında kaybolmaya ve ilgisizliğe mahkum edilmiş Türkmen Kandaşlarımız muhakkak bu arap baharı rüzgarından etkileniyor. Hükümet Türkmenleri tamamen dışlamış durumda. Kerkük bu zaman dilimde kırolarla dolmuş taşmış. Musul'da Türkmen varlığı nerdeyse yok edildi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.