Anzavur İsyanları Sırasında Dökülen Türk Kanları 2 - Taner Ünal
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ekim 2019, 09:38:53


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Anzavur İsyanları Sırasında Dökülen Türk Kanları 2 - Taner Ünal  (Okunma Sayısı 1189 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.963


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« : 19 Ağustos 2014, 17:32:07 »

     Balya bögesinde Gâvur İmam'ı takip eden kuvvetlerimiz de iki kola ayrılarak, biri Gönen, diğeri Agonya üzerinden Bigâ’ya yürüdüler. Bu suretle Biga üzerine, birçok kollardan yürünmüş oluyordu. Gönen üzerinden Biga'ya ilk giden kuvvetimiz Bigâ’yı geri aldı. Bu suretle hainlerin, bütün kuvayı Millîyeyi dağıtacaklarına inandıkları orduları, üç gün içinde dağıtılmış ve imha edilmişti. Bütün ümitlerini Anzavur'a bağlamış olan saray ve etrafındakiler telâşa düştüler. Hainleri himaye için Karabiga iskelesine İngiliz gemileri gelmişti. Gemilere binmeye fırsat bulabilenler, kurtuldular. Millî kuvvetler, hainleri sahile kadar amansız bir şiddetle takip ettiler. Sahilde vatanperverlerin yaylım ateşleri işitildiği zaman, gerek eşkıyanın sığındığı gemiler ve gerek İngiliz harb gemileri, süratle oradan uzaklaştılar.

      Gâvur İmam'la avenesinden bir kısmı gizlenmişlerdi. Karabiga, Gönen, Kismasti bölgelerinde icabeden ısIahat yapıldı, Aydın cephesinden gelen zeybek kuvvetleri, diğer cephelerden gelen bazı kuvvetler, geldikleri yerlere iade edildiler. Böylece, vatana suikast yapanlar ile vatanı korumaya çalışanların arasında geçen amansız kavga vatanperverlerin zaferi ile son bulmuş oluyordu.

     Anzavur yakalanamadı. Son olarak Kocaeli bölgesinde kuvayı Millîye’ye karşı çarpışan Halife kuvvetleri adı verilen ordunun içinde görülmüş, arkasındanda Yunan işgal mıntıkası içerisinde kalarak Türkler’e bir hayli zulüm yapmıştı. Sakarya Muharebesinden sanra, şehit KöpsülüIü Hamdi Bey'in adamları, Anzavur'u Biga civarında yakalamışlar öldürmüşlerdir.

İNGİLİZLER SALDIRIYOR



      Halife Ordusu, Kuva-yı Millîye karşısında bir varlık gösteremez. İzmit'e geri çekilir. Işte bu kez millîyetçiler, 14 Hazİran 1920'de İzmit'e yürümek gibi İngilizler’in her çareye başvurarak karşı koymaya kesin kararlı oldukları”, cüretli bir harekete girişirler. Batı Cephesi, Kuva-yı Millîye Komutanı Ali Fuat Paşa, İngilizler’le bu çatışmayı şöyle anlatır ;


    “İngilizler, İzmit etrafında HasanPaşa - Solaklar,Tepeköy - Ağa Köyü hattının bâzı yerlerine siperler kazarak buralara, Halife Kolordusu'ndan I, 2 ve 3. Alayları yerleştirmişler ve bunların cenah ve gerilerine de iki üç İngiliz taburu koymuşlardı. İzmit limanında bulunan birkaç parça İngiliz savaş gemisi de, söz konusu savunma mevziIerinin sağ kanadını ateşleriyle koruyabilecek bir durum almıştı.”




    “20 Haziran sabahının erken saatlerinde, önceden kararlaştırılan plan gereğince, her taraftan yapılan baskın saldırıları, Halife Kolordusu'nun birlikleri üzerinde bekIediğimiz etkiyi yapmış, piyadelerinin hemen hepsi direnme göstermeksizin, tüfek ve makineli tüfekleri iIe bizim tarafımıza geçmişlerdi. Yalnız topçuları, Kumla Çiftliği cıivarında mevzi alarak, üzerimize ateş açmak cüretinde bulunmuştu. Fakat topçumuzun karşı şiddetli ateşi karşısında, ateş keserek İzmit şehrinin girisine sığınmışlardı. Öğleye kadar Hacı İbrahim - Tepeköy - Akköy hattı tarafımızdan işgal olunmuş, Halife adına bizimle savaşa sokmak amacıyla üzerimize ateş açmış olan bâzı İngiliz birlikleri, Izmit içerisine kadar sürülmüştü.”



     Bu durumda, bir İngiliz subayı, elinde Beyaz bayrak, Ali Fuad Paşa'nın karargâhına gelir, ateşin kesilmesini ister, savaşta taraf değil de hakemmiş gibi bir tutum takınarak Halife Ordusu'nun İstanbul'a geri gönderildiğini açıklar.


    “Eğer hareket durdurulmazsa, savaş durumu yaratacağımız tehdidini savurur”


     Ali Fuat Paşa, İzmit'in boşaltılmasını ister. Cevap, İngiliz uçaklarının Türk birliklerine bomba atması olur. Cebesoy, hikâyenin gerisini şöyle tamamlar :


    “İngiliz uçaklarının bu saldırısı üzerine, 14-l5 Haziran gecesi baskın hareketi iIe İzmit'in işgaline karar vermiştim. Ne yazık ki, bu baskın, İzmit'in Kuzeyini inatla savunmakta olan Ermeni çetelerinin direnmesine rastlamış ve bu nedenle bir sonuç vermemişti.


    15 Haziran’da İngilizler’in, İzmit'i boşaltacakları söylentisi dolaşmışsa da gerçekleşmemişti. Aynı gün İzmit'in Kuzeyine karşı tekrarlanan saldırı hareketimiz, şehrin kenarlarına kadar ilerlemişti.


    16 ve 17 Haziran’da, İngilizler’in, karadan ve denizden İzmit'i savunmaya başlamaları üzerine, hareketimizin biçimi ve niteliği değişmiş, esasen bu saldırılardan beklediğimiz sonuçlar da sağlanmış olduğundan hareketimizi durdurmuş, birliklerimizin eski mevzilerine dönmeleri kararını vermiştim. 17 Haziranda karargâhımla birlikte, İzmit civarında, Sapanca'ya ve 18 Haziran’da Geyve istasyonuna gelmiştim.”



     Ali Fuad Paşa, geri çekilmeseydi, İngilizler’in İzmit için döğüşmeye kararlı oldukları anlaşılmaktadır. Nitekim elde başka yeterli kuvvet bulunmayınca, 22 Haziran’da acele Yunan birliklerini harekete geçirirler. Yunan birlikleri, kısa bir sürede Bandırma, Bursa ve İzmit bölgesini işgal ederek İngiltere’nin hesabına Boğazlar'ı güvenlik altına alırlar. İngilizler, Anzavur Paşa kuvvetleri ile Süleyman Şefik ve Suphi Paşaların Halife Ordusu'nun başaramadığı bu işi, Venizelos'un Yunan Ordusu'na yaptırmak kararındadırlar.

     İngilizler, millîyetçileri dize getirmek için iç İsyanları körüklemekten, doğal olarak vazgeçmezler. Hatta İsyanları, Düzce Bolu bölgesinden Konya, Sivas, Yozgat taraflarına da yayarak genişletirler. Kürt İsyanları çıkartırlar. Nitekim İngiltere Büyükelçiliği'nin Türkiye uzmanı Baştercüman Ryan, 23 Eylül 1920 tarihli raporunda, "Yunanlılar ölçüsüz ödünler istiyorlar; millîcileri ezmek için öiçüsüz ödün vermek yerine, daha çok iç ayaklanmalara güvenelim" demektedir :


    "Müttefikler, Antlaşma üzerinde (Sevr'in reddi) millîyetçilerin haklı olduklarını kabuI etmek ya da onlarla savaşı göze almak arasında bir seçim yapmak zorundadırlar. Millîyetçi liderlerle mücadele için yalnız üç yol vardır: İlki Müttefik kuvvetlerin doğrudan doğruya barekete geçmesi; ikincisi, Yunanlılar'ın kullanılması; üçüncüsü ise, Antlaşmayı (Sevr'i) olduğu gibi kabulden yana Türkler'in kullanılması."




    "Müttefiklerin (gâlip devletlerin) doğrudan doğruya askerî harekata başlaması söz konusu olamaz. Bu fikre ve millîyetçi örgütün yok edilmesine İtalyanlar taraftar görünüyorlar: Fransızlar ise, bu konuda bölünmüş durumdadırlar. İngiltere Hükümeti ise; Anadolu içlerindeki bir macera için pâra ve asker harcamaya niyetli değildir."




    "Barış Antlaşması'nın bugünkü biçimde bırakılması amacıyla, Yunanlılar'ın kullanılmasına devam edilmesi de pek mümkün görünmemektedir. Yunanlılar'ın daha fâzla çaba göstermeleri için mutlaka ödüllendirilmeleri gerekir. Daha geniş bir İzmir bölgesi ya da İstanbul ya da bir Pontus Cumhuriyeti ödülü gibi... Yunanlılar'dan yukarıdaki amaçlarla daha fazla yararlanmanın bir başka sakıncası, bunun Müttefik işgali dışında kalan Türkiye arazisinde Hıristiyan’lara karşı kırım tehlikesinin artmasma yol açmasıdır."



    "Bu durum karşısında, Sevr Antlaşmasının olduğu gibi kalmasını istiyorsak; bunun için yol, görüldüğü gibi Türk unsurlarını kullanmaktır. Aslında İstanbul Hükümeti de bizden bunu istemektedir. Bize bir barış antlaşması imzalattınız, uygulanmadığı takdirde, başvurulacak ceza hükümlerini bildirdiniz. Ancak antlaşmanın uygulanmasını sağlama yolunda aldığınız her tedbirin karşısına çıkıyorsunuz, diyorlar. Bu konuda askerî raporlar hazırlayıp onayımıza sunuyorlar. İstanbul Hükümeti bunu yaparken, Anadolu'nun tamamen millîyetçilere cephe alması için azıcık cesaretlendirilmeye gerek olmasına rağmen, biz susmayı yeğ tutuyoruz. "


    "Bir önceki, gönüllü Türk unsuru kullanma önerisine bir alternatif olarak, Türkiye'nin içinde bulunduğu kötü durumu, bütün Anadolu halkına açık bir dille anlatma yoluna; millîyetçi liderlerden uzaklaştırılmaları ve millîyetçi örgütün parçalanmasının sağlanması akla gelebilir. Bu telkin, Anadolu'da halkın çoğunluğunun millîyetçilerden bıkmış ve usanmış oldukları ve biraz teşvik gördükleri takdirde, millîyetçilere karşı harekete geçebilecekleri varsayımına dayanmaktadır."


     Bu varsayım, elbette geçerli değildir. Fakat Saray ve İngilizler'in İsyan kışkırtıcılığı, 1920'nin ilk yarısındaki şiddet ölçülerine ulaşmasa bile, tehlikeli biçimde sürüp gitmiştir. Bu konuda, emperyalistlerin ırk, din ve mezhep bölünmeleri icat edip, bundan nasıl yararlanmaya kalkıştıklarını belirtmek için kısaca bir iki örnek vermekle yetineceğiz :

Mayıs sonlarında, Halife Ordusu'nun Samsun'a ve yakınlarına geldiği söylentisi duyulur.


     "Bu ordunun öncüsü olarak hep birlikte Yıldızeliden Sivas'a yürüyelim" propagandalarıyla, Yıldızeli olayları başlatılır. O günlerde, Tokat Bölge Komutanı, Atatürk'e, Tokat'ta, Çerkezler arasındaki huzursuzluğu bildirir. Zile'de de kaynaşma vardır. Geniş bir Alevî topluluğunun bulunduğu Sivas, tehdit altında görünmektedir. 3. Kolordu Komutanı Albay Selâhattin, 27/28 Mayıs gecesi, Genelkurmay'a "Kolordu, Sivas'ı kesin olarak savunacaktır."


telgrafını çeker. Genelkurmay, ayaklanmanın yayılmasından kuşkuludur. İsmet İnönü, yeni kuvvetler hazırlanmasını telgrafla bildirir. Aynı gün Mustafa Kemal, Mucur Askerlik Şubesi Başkanı'na şu emri verir :


    "Yıldızeli ve Zile'de bulunan Alevîleri uyarmak ve olumlu fikirler aşılamak için Alevî Dedesi Çelebi Efendi'nin harekete geçirilmesi."



Emri ilginç bulan Kenan Esengin, hikâyenin gerisini şöyle anlatmaktadır:


    "Bektaşi Şeyhi olan Çelebi Efendi, Hüyük Millet Meclisi üyesi idi. Bu sırada Mucur'da bulunuyordu. Fakat durum kendisine bildirilerek hasta olduğunu söyledi ve böyle bir yanına yanaşmadı. Belki de gerçekten hasta idi."



     Ayaklanma Yozgat'a da yayılır, 14 Haziran'da Yozgat işgal edilir. İsyancılar, Ankara'ya yürümekten söz ederler. İsyan, Batıdan getirtilen Çerkez Etem birlikleriyle bastırılır. Fakat Zile, Konya, Düzce îsyanları, 1920 yılının ikinci yarısında da devam edecektir.

     İşgal kuvvetlerine karşı açılmış olan Kurtuluş Savaşı, şimdi bir yandan’da kendi aralarında bir iç savaş, hattâ bir kutsal savaş biçiminde gelişmeye başlamıştı. Saray, millîyetçilere karşı düşmanlığını açıkça ortaya koymuş, Şeyhûlislâm, Padişah’a karşı ayaklanma başlıklı bir fetvayla onları asi ilân etmişti. Fetva, şu sözlerle sona eriyordu: "Bu asileri öldürmek caiz midir? Elcevap: Bunları öldürınek vaciptir." Fetva, yurdun her yerine dağılmış, bazı yerlere de işgal kuvvetlerinin uçaklarıyla havadan atılmıştı. Damât Ferit, Sadrazam olarak, millîyetçileri, milletin sahte temsilcileri diye suçluyor, bunların kendi kişisel hırsları için ülkeyi harcamaya kararlı, birtakım satılmış kişiler olduğunu ileri sürüyordu.

     Anadolu'ya, halkı, Sultan ve Halife adına, millîyetçilere karşı savaşa kışkırtmak için din adamları gönderilmişti. Kuvay-ı Millîye askerleri, subayIarına karşı ayaklanmaya ya da kaçıp köylerine dönmeye zorlanıyordu. Çoğunu, İstanbul'dan toplanmış işsiz güçsüz ayak takımının oluşturduğu bir Hilâfet Ordusu kurulmuştu. Bunlara iyi para veriliyordu. Millî Mücadeleye katılmamış subaylar, birlik komutanlıklarına getirilerek, İngilizler'in bulunduğu Izmit'teki karargâha gitmekle görevlendirildi. Kısa zamanda bu orduyla ona bağlı çeteciler, Kuzeybatı Anadolu'yu denetimleri altına alacak duruma geldi. Mustafa Kemal, bu çeşitli savaşla ve ona bağlı olarak da ordusuna düzen vermek sorunuyla karşıIaşınca, ilk yapılacak işin bir Millet Meclisi toplamak olduğunu anladı. Direniş hareketi için gerekli olan halk desteği, ancak bu yoldan elde edilebilirdi.
Ankara'da Mustafa Kemal, daha bu İstanbul Meclisi'nin resmen kapatılmasını beklemeden ve işin sonu zaten belli olduğundan, İstanbul'un işgaliyle beraber Ankara'da bir "Müessisan Meclisi" yahut daha sonra kullanılan tâbiriyle "fevkalâde salâhiyete malik bir Millet Meclisi" için derhal davetini yaptı. Önce iki gün kadar bütün kumandanlarla muhaberelerde, fikir karşılaştırmalarında bulundu. 16 mart 1920'de, bütün vilâyet ve sancaklarla, kolordu kumandanlarına, "Heyeti Temsiliye namına Mustafa Kemal" imzasıyle tebliğini yayımladı:


    "Devlet merkezinin de İtilâf Devletleri tarafından resmen işgali, teşriî, adlı ve icrai kuvvetlerden ibaret olan millî devlet kuvvetlerini bozmuş ve bu vaziyet karşısında, vazife görmeye imkân görmediğini resmen hükümete bildiretek Meclisi Mebusan dağılmıştır.



    Şu halde devlet merkezinin dokunulmazlığını, milletin istiklalini ve devletin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri düşünmek üzere millet tarafından, fevkalâde salâhiyeti haiz bir Meclisin Ankara'da içtimaa daveti ve dağılmış olan mebuslardan Ankara'ya gelebileceklerin de bu Meclise iştirak ettirilmesi zaruri görülmüştür".



     Genelgede bu girişten sonra, yapılacak seçimle ilgili işler ve hareketler hakkında bildirilen esaslar şöyle özetlenebilir:

Seçilecek zatlar, Mebusan hakkındaki kanunî hükümlere fâal idi.

     Seçimde livalar (sancaklar) esastı. Her sancaktan 5 zat seçilecekti. İstanbuI Meclisi'nden gelebilecek mebuslar, yeni Meclise katılacaklardı.

  

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.021s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.