Anzavur İsyanları Sırasında Dökülen Türk Kanları 3- Taner Ünal
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ekim 2019, 23:58:04


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Anzavur İsyanları Sırasında Dökülen Türk Kanları 3- Taner Ünal  (Okunma Sayısı 1476 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.964


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« : 19 Ağustos 2014, 17:34:32 »

 Seçimler gizli oy, mutlak çoğunIukla ve oyların tasnifi, seçmen meclisleri önünde icra edilecek, intihabata en büyük mülkiye memuru nezaret edecekti.

     Seçimler, nihayet on beş gün içinde ve çoğunlukla Ankara'da içtimai sağlayacak şekilde yapılacaktı.
Bu arada iç kargaşalıklar devam etmektedir. Lefke Boğazına sürülen kuvvetlerin de bir kısmı Hendek tarafında pusuya düşürülmüştür. Tümen Kumandanı ve 20. Kolordu Kumandan Vekili Yarbay Mahmut Bey şehit edilmiştir. Katiller cesedini gömdürmeyerek, hayvanlara parçalattırmışlardır. 24. Tümen dağılmıştır. Yahut esir edilmiştir. Tâ Bandırma, Biga üzerinden başlayıp İzmit'e, Adapazarı'na, Hendek'e yayılan isyan dalgaları ise Bolu'ya, Gerede'ye, Kızılcahamam istikametine sıçrar. Ankara'dan Gerede'ye âsilere nasihat için Mustafa Kemal'in gönderdiği dört arkadaşını Gerede'de tıktıkları damın pencerelerinin önlerinde, ellerinde hançerIeriyIe, kan isteyenler kaynaşırlar ve meydana darağaçları kurulur.

     Mustafa Kemal, ele ne geçerse gönderilebilmesi için tâ Antep'e, Denizli'ye rica telgrafları çeker. Denizli taraflarında Refet Beyin (Paşa) Ankara'ya ve binbir müşkülatla ulaştırılabildiği yarı atlı, yarı yaya, yarı silâhlı 120 kişilik dağınık, yorgun bir kafilenin kumandanı Üsteğmen Şerif’i (Emekli Albay Şerif Güralp), Ankara kapılarında karşılayan Ankara Vali Vekili Yahya Galip, müfreze kumandanının boynuna sarılarak, ellerini göklere açar:


    "Yarabbi, bugünleri de gördük. Sana şükür..."


     Halbuki bu gelenler, bir avuç bile tutmayan derme çatma bir kafiledir. Fakat o günlerde Ankara'da, yarı silâhlı da olsa 120 asker bir ordu demektir. Çünkü Ankara'da 120 asker bile yoktur. Şerif Güralp, hatıralarında şunları nakleder:


    “Mustafa Kemal Paşa’nın bulunduğu, Ziraat Mektebi binasına gittim. Paşa’nın kapısını vurarak içeri girdim. Paşa ile İsmet Bey (İnönü) dar, çıplak bir tahta kanepenin üstüne yan yana oturmuşlardı, Vaziyet aldım. Selamlayıp tam haberi vermek istedim. Fakat Mustafa Kemal, birden kolumdan yakaladı. Beni çekti: İkisinin arasına oturttu. Sıkıştı. Şaşırdım. Fakat o bağırdı:


    Bırak şimdi bunları! Şurada üç kişiyiz. Ne yapacağız, onu düşünelim..


    Elime bir de sigara tutuşturdu. Ben Şaşırmıştım: Bu telaşın sebebini anlayamıyordum. Ankara'daydık. Millî Mücadele'nin merkezindeydik. Düşman karşısında değildik ki.. Birkaç cümle konuşur konuşmaz İsmet Bey bana, hemen şu emirleri verdi: Şimdi derhal askerlerini toplayacaksın. Hemen tahkimata başlayacaksın. Bu binanın etrafı, bu tepe tahkim edilecek. Akşam üzeri tahkimatı teftiş edeceğim!


    Daha çok şaştım. Bu tepenin tahkimi! Peki ama, kime karşı, niçin?


    Hemen tahkimata giriştik. Akşam üzeri İsmet Bey geldi. Siperleri inceden inceye tetkik etti. Ateş istikametlerini, görüş sahalarını inceledi. Yapılanları beğendi. Sonra emrini verdi:


    Hemen nöbetçilerini çıkar. Çok dikkatli ol! Akşam kararıp da gece basınca, bu telâşların sebepleri anlaşıldı. Bulunduğumuz tepeyi saran bahçelerin içinden silâh sesleri gelmeye başladı, Bunları atanlar kimlerdi? Niçin ateş ediyorlardı? Bunları anlamak, inip tartışmak da mümkün değildi. O gece sabaha kadar, Mustafa Kemal Paşa’nın birkaç defa kucağında filintasıyla, gündüz kıyafetiyle kendini binadan dışarıya ve kazdığımız siperlere attığını gördüm.


    Ama bir kaç gün sonra iş daha da sıkışır. Karargahtadi bu tehlikeli duruma bakmayarak bana, kuvvetimin yarısını alıp hemen Batı’da görünen Ayaş tepelerine, isyarıcılara karşı harekete geçmem emredildi.”



     Böyle geceler, bu şartlar ve böyle sonu belirsizlik, belki yaşanmaya değer. Ama tarih içinde kaç kurtarıcı, kaç önder, böyle anlar yaşamıştır,?

     Neticede saldırdılar çetin mücadeleler oldu ancak Türkler galip geldi Aznavur ve taifesi kaçtı. Anzavur yakalanamadı. Son olarak Kocaeli bölgesinde kuvayı Millîye’ye karşı çarpışan Halife kuvvetleri adı verilen ordunun içinde görülmüş, arkasındanda Yunan işgal mıntıkası içerisinde kalarak Türkler’e bir hayli zulüm yapmıştı. Sakarya Muharebesinden sanra, şehit KöpsülüIü Hamdi Bey'in adamları, Anzavur'u Biga civarında yakalamışlar öldürmüşlerdir.

    İngilizler, millîyetçileri dize getirmek için iç İsyanları körüklemekten, doğal olarak vazgeçmezler. Hatta İsyanları, Düzce Bolu bölgesinden Konya, Sivas, Yozgat taraflarına da yayarak genişletirler. Kürt İsyanları çıkartırlar. Nitekim İngiltere Büyükelçiliği'nin Türkiye uzmanı Baştercüman Ryan, 23 Eylül 1920 tarihli raporunda, "Yunanlılar ölçüsüz ödünler istiyorlar; millîcileri ezmek için ölçüsüz ödün vermek yerine, daha çok iç ayaklanmalara güvenelim" demektedir :

     Bu arada Antep'ten, şöyle böyle 70 kişiyle gelen Kılıç Ali'nin anlattıkları da enteresandır:


    "Ankara'ya 70 kişilik bir süvari müfrezesiyle gelmiştim. O tarihte Ankara'da bu kuvvetten başka hemen hemen hiç bir kuvvet yoktu. Ama benim bu kuvvetim, birkaç gün sonra, fena vaziyette sıkışmış bulunan ve askerleri diri diri kesmek suretiyle vahşetlerini artıran Bolu âsileri üzerine sevk edilmiştir.”


Kılıç Ali'nin Meclisin ilk günlerine ait şu satırları da manâlıdır.


    “Meclis binasındaydım. Vakit akşama doğru ve geceydi. Müzakere hararetle devam ediyordu. Bu sıralarda Mustafa kemal beni, Birinci Büyük Millet Meclisi binasının arkadaki küçük riyaset odasına çağırdı. Ayakta, pencerenin kenarında, eliyle işaret ederek, Etlik eteklerinden şehre doğru inen bir kuvveti güsterdi. Dürbün olmadığı için kuvvetin mahiyet ve miktarını tâyin müşküldü. Meclisi heyecana sürüklemeden, müfrezemi alarak, âsileri, daha eteklerden aşağıya inmeden önlememi emretti. "



     Sonradan anlaşılmıştır ki, uzaktan tozu dumana katarak yaklaşan karaltı bir âsi kolu değildir. Ama böyle bir kol ve böyle bir baskın, o zaman ve her an beklenebiliyordu. Mustafa Kemal'in elinde ise, anlaşıldığına göre ancak, bu derme çatma 70 silâhlı vardı... Ve Türkiye Büyük Millet Meclisi müzakere halindeydi!..



Aynı günlerde İstanbul basını haykırmaya devam ediyordu:


    "Suçlu Mustafa Kemal'dir. Sevgili Padişahı ile sadakatli milletinin arasına giren odur. O olmazsa, garbi devletler de, devlet ve milletimizden merhamet ve âtıfetlerini esirgemeyeceklerdir. Ortadan hele Mustafa Kemal çekilsin. Mustafa Kemal'i yok edin. Kuvayı Millîyecileri katledin. Bu din savaşıdır. Din ve Padişah yolunda kalanlar gazi, ölenler şehittirler..."


 İstanbul'un bu fetvaları art arda ve birbirini kovalar.

      Büyük Millet Meclisi'nin açılış öncesindeki günlerde, hattâ bu açılıştan sonra bile Mustafa Kemal ve çevresindekiler, Ankara'da işte bu hava içinde yaşıyorlardı. Hele bir aralık her şey, hattâ Meclisin varlığı bile, art arda patlayan isyancıların alacağı sonuca bağIı kaldı. O sırada Ankara'yı bırakmak, Ankara'dan çekilmek ve gene Sivas'a sığınmak tedbirleri ve vasıtaları araştırılmıştır, Fakat bu göç acaba mümkün olabilir miydi? Acaba Ankara'dan kaçıp, Ankara-Sivas arasındaki dağ yollarına dökülecek bir avuç insan, bu dağlarda, bellerde millî mücahitler gibi mi karşılanırlardı? Yoksa bayraklarında Padişahın, Mustafa Kemal'le arkadaşlarının ölüm fetvalarını taşıyan yabancıların, eşkıyaların ayakları altında ezilip giderler miydi? Bolu'da hasta subayları yataklarından sürükleyip sokaklarda kafalarını ezen, kellelerini bedenlerinden ayırıp duvarlara çivileyecek kadar kuduran vahşî dalgalar gibi kudurganlıklar altında bu yolculardan kimse kurtulabilir miydi? Bunun cevabını bulmak zor değildir!

SON SÖZ

     Vahdettin eğer İngilizlere teslim olarak işbirlikçi faaliyetler yürütmese hatta İngilizlerden daha İngilizci davranarak milletin üstüne hilafet orduları göndermese, Oluk gibi Türk kanı akıtılmasına sebebiyet vermese idi milletin böylesine nefretini kazanmazdı.

     Hiçbir Türk hükümdarı tahtını tacını bırakıp kaçmamıştır. Vahdettin yerinde oturmalı hatalarının da hesabını millet önünde vermeliydi. Tarih onurlu bir şekilde yaşamasını gerektiğinde adam gibi ölmesini bilmeyenleri affetmez. Tarihin hükmü bellidir ve bunu değiştirmek bizim elimizde değildir. Vahdettin İngilizlere vatanını satmış neticede İngilizlere güvenerek kaçmıştır. Vahdettin Kutsal Fetvalar yayınlatarak Türk Milletine zarar vermiştir.

     Çünkü bu Fetvalar neticesinde kazanılması için binbir emek sarfedilen Türk istiklali tehlikeye girmiş aynı zamanda yüce dinimiz bu ihanete alet edilerek hem halifelik gibi kutsal bir müessesenin hem de yüce dinimiz millet aleyhine kullanılmıştır.

     Vahdettin’i savunmak sadece Atatürk’e değil Türk Milletine, Türklüğe, Türk’e karşı olmaktır.

     Hainlere diyecek bir şeyim yok çünkü onlar zaten vazifelerini yapıyorlar. Ancak Körü körüne bir takım hesaplar içerisinde kalan gafillere sesleniyorum.

     Yaratıcının bize tanıdığı süre içerisinde bu geçici hayatımızda bir takım işler yapacak ve ebedi hayata yaptıklarımızla, niyetlerimizle ve ilmimizle intikal edeceğiz.

     Eğer damarımızda Türk kanı taşıyorsak Böylesine ağır bir suçu bağışlamamalı suçlularını ise mazur göstermeye çalışmamalıyız. Bunu yaptığımız anda bizde vatana ihanet etmiş olur, Yüce Allah’ın huzurunda bu davranışımızın hesabını veremeyiz. Vatan yolunda yaptığımız bütün mücadeleleri de sıfırlamış olur ilahi adalet günü şehitlerimizin gazilerimizin önünde utanç içinde kalırız.




Taner Ünal Makaleleri
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.