ALEVİLER MÜSLÜMAN MI YOKSA ŞAMANİST Mİ ?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ocak 2020, 03:12:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: ALEVİLER MÜSLÜMAN MI YOKSA ŞAMANİST Mİ ?  (Okunma Sayısı 30235 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ŞAMAN OĞUL
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 33


HAKAN AKTAŞ


« : 07 Kasım 2010, 19:41:16 »

Alevilik nedir ? Nereden çıkmıştır ? Alevilikte var olan ibadetler ve ritüeller islamiyette var mı ?




Alevilik ile Şamanizm arasındaki benzerlik!






Alevilik Türkler'in İslamiyeti kabul etmeden önceki inanış sistemi olan şamanizm yani arındırılmış Türkçe adı ile Kamcılığın devamıdır. Bütün Türk yurtlarını geziniz, bütün Türk yurtlarında Aleviler bulunur, adları başka başkadır. Kimi yerde Kızılbaş, kimi yerde Al - İnançtır tabi Öz Türkçe yazılır. Bütün Türk yurtlarındaki Alevilerin ibadetleri, ritüelleri şamanizm ile aynıdır. Ateş etrafında semah dönmeler, ruhlarının devriye çıkmaları, doğaya ve çevreye aşırı saygı ve sevgi, tüm insanlığı / insanları severler ama öz kültürlerini, değerlerini, törelerini korur ve yaşatırlar ve ve Türk töresinden şaşmazlar.






Kimi kişiler İslamiyet doğduğunda Aleviliği Aliciliğe dayandırmış ve bir islam meshebi olarak göstermeye çalışmış, Alevilerin büyük kesimini asimiliye uğratmışlardır. Güya Alevilik adı Alievi'nden gelmedir. Alievi kelimesinden "i" harfini düşürmüşler ve ortaya alevilik çıkmış. Kimi insanlarda alevli, alev evi adlarından türediğini söylerler. Ama bunların hepsi yanlış ve yalandır. Alevilik tamamen Türkçe ad olup Al-evi manasındadır. Kızılbaş adı buradan gelmedir. Al rengi yani kızıl renk Türklerde kutsal değerli renklerden biridir. Biri gök mavisi, biri ise Al yani kızıl renk idir. Kızıl yani al renk gücü, hırsı, zekayı simgeler. Türk Kamlar/Şamanlar Türklerin beyinlerinin üst tabakasını kızıl görür, kabul ederler. Çünkü Türk'den daha zeki, daha güçlü ve hırslı bir millet gelmemiştir dünyaya. Al renk savaşıda simgeler. Kan rengidir. Var oluşumuzdan beri kılıçlarımız kınlarına girmemiş, top tüfek sesi susmamış, milyonlar düşmanına 100ler, onlar ca çeriler göndermiş, çok az sayımız ile dünyayı dize sokmuş ama çok kan kaybetmiş bir milletiz. Buna rağmen yılmadık, yıkılmadık.






Şu önemli noktaya değinmek isterim, Alevilik islamın meshebi diyenlere, Aleviler Müslüman diyenlere ve biz Müslümanız diyen alevilere. İslamda olan hangi ibadet Alevilikte var, Alevilikte olan İslamiyette var mıdır ? Şaman ayinleri ile Cem Alevi ibadetlerini karşılaştırınız. Aradaki benzerliği göreceksiniz.






Alevilik Orta Asya Türk Oğuz öğretisi olup, dinen Göktanrı Tengricilik dinine mensup, şaman/kam olgusuna sahip bir öğretidir. Aleviliğin yuetiştirdiği Dedeler, pirler, abdallar, babalar hepsi Kam görevi görmekte. Bize bu görev, bu kan Dede Korkut Ata'dan gelmedir. Dedeliğin ünvanının seyit olması son derece yanlış ve bu atalar kültüne hakarettir. Dede ye seyit değilde dede denmeli. Dede ünavanının önünde sonunda adı denmeli. Örneğin Dede Hıdır, yahut Dede Oğuz gibi.






Nedir Şamanizm ( Türkçe adı ile Kamcılık)? Yüz yıllarca doğa ile iç içe yaşayan Orta Asya insanı gökteki oluşumların farkına varıp ihtişamını izledi, onları araştırdılar, anlamlar verdiler. Yer yüzü ve gök yüzü ile bağlar kurmaya çalıştılar. Canlı cansız tüm varlıkların içerisindeki cevherler keşfedildi, bu güçler ile ilişkiler, bağlar kuruldu, onlarda var olan enerjiler, güçler kullanıldı, bazıları onlara yakın oldu. Doğa karşısındaki zayıflık sonucu ile doğaya teslimiyetle doğa inançları oluşturdular. Günümüzde binlerce yıl yaşanan bu duruma, doğa enerjisini kullanma, enerjiye hakim olma itibari ile Şamanizm adı verildi (yani Kamcılık ). Kamcılık tarih öncesine ait olan, yer üzerinde hiç bir uygarlığın mevcut olmadığı dönemde oluştuğu var sayılan bir düşünce ve inanç sistemidir.






Kısaca özetleyelim buraya kadar yazdığımızı.






Alevilik Al-İnanç'tır. Al-Evi'dir. Tanrıcılık ( Tengricilik ) İnancına mensup olan Türk Urugunun Kamcılık olgusu çerçevesi içerisinde Türk Oğuz Öğretisidir.






Yapılan semahlar, deyişler, devriyeler, nefesler ve deyişler, Dedelerin ayinleri yönetmesi, vatandaşlara gidip derltleri ve sorunları için Tanrı'ya yakarması hepsi ama hepsi bir Türk Kam eseridir.






Devcamı gelecek...

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kökjal
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 59


Türk Elinde, Türkler ne derse o olur!


« Yanıtla #1 : 07 Kasım 2010, 19:57:52 »

Orta Asya Tanrıcılığıyla fazla farkı yok, ordakiler sünnileşti bizde ise biraz şii etkisi var ama şiilerden de çok farklıyız.
Mesele andam, bu inanç, bu kültür arap etkisinden kurtulup özüne dönebilmesidir. Yapmamız gereken bu anda, arabın kılıcından bize ne, desturundan bize ne. Alevileri sünnileştirmek zor ama şiileştirmek, Türkiyedeki Tanrıcı kültürü yok eder.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Çorum => Alaca => OğuzKışlası

Şet elde şanırak köteren Kaşkır balasıyım.
Akıncı Beği
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 72



« Yanıtla #2 : 07 Kasım 2010, 20:09:16 »

Alevilik Osmanlı Sunni Devletin baskılarından bunalan Oğuz Türkmenler İnanışlarını yani(Şamanizimi) İslam gibi göstermek için Şaman inanışına İslâm isimleri takmışlardır bakıldığında Anadolu Alevîliği Şaman inançına çok ama tesadüf olmayaçak kadar çok benziyor.Anadoludaki Türkmen-Alevîler yani Oğuz Türkleri kendi topraklarında sindirildi hor görüldü bastırıldı ve sünni- kürtlerle iş birliği yapanlar tarafından kadledildiler.

Suçları Arap-İslamı yaşamamaları.
Suçları arapça bilmemeleri.
Suçları Dinci Şeratcı olmamaları!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Birgün bütün dünyadaki Türklerle Çin seddinde buluşacağız. Başbuğ Atatürk
ŞAMAN OĞUL
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 33


HAKAN AKTAŞ


« Yanıtla #3 : 07 Kasım 2010, 20:24:16 »

ALEVİLİĞE       HİÇ BİR MOTİF VERİLMEDİ   

ALEVİLİK İSLAMDAN ZATEN  ESKİ  ÇOK ÇOK ESKİ HEMDE


NASIL  6.CI YÜYILDAN KALMA  BOZKURT SELAMI ÇAKAN BİR HAKAN HEYKELİ BULUNDU İSE UYGURDA  BU SELAMIN  ÜLKÜCÜ SELAMI OLMADIĞI KANITLANDIYSA  ALEVİLİĞİN  ŞAMANİZM OLDUĞUDA DEFALARCA KANITLANMIŞ  VE DAHADA SAĞLAM KANITLARLA KANITLANACAKTIR.

T.T.K
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Akıncı Beği
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 72



« Yanıtla #4 : 07 Kasım 2010, 20:35:15 »

Kandaşım Alevimisin?Yalnış anlama merak eddim öylesine soruyorum?Birde bişey daha soracağım netde gezerken gördüm turkalevi.com diye bir site gördüm Kızılbaş Türkler kurmuş herhalde Atsız Atanın yazılarıda var sitede bu site nedir kimlerin?Bilen varmı?
 Türkiye
 KURT







-----------------------------------------------------------------------------

Tanrı sevdiği şeye Türkü yardıma yollar!
Türk iyi yüreğiyle dünyaya hükmetmek için yaratılmıştır.
Dünyaya adaleti Türkler yayaçaktır.
Yaşasın önderimiz rehberimiz Ulu Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk Düşüncesi!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Birgün bütün dünyadaki Türklerle Çin seddinde buluşacağız. Başbuğ Atatürk
BASKALTURK
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 174



« Yanıtla #5 : 07 Kasım 2010, 22:11:00 »

Alevilikte eski Türk adetlerinin ve Şamanlığın izleri
BİNLERCE yıl süren tarihsel gelişim içinde Türkler yeryüzündeki birçok din ile tanıştılar. Manicilik, Budacılık, Nesturilik, Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlık, Musevilik ilk akla gelenlerdir. Günümüzde Orta Asya’da halen Budacılığa inanan Sarı Uygur Türkleri vardır.

Moldavya’daki Gagavuzlar ve Karamanlılar Ortodoks’tur. Karaim ve Kırımçak Türkleri Musevi’dir. Günümüzde Orta Asya ve Sibirya’da Şamanist inanca sahip Türkler yaşamaktadır.
Alevî-Kızılbaş-Bektaşî inancı, gizlilik ve içe kapanıklık özelliğinden dolayı birçok eski kültür ve din formlarının özelliğini sahiplenmiştir. Şamanizm, Budizm, Mazdeizm (Zerdüştlük), Brahmanizm gibi doğu kaynaklı kültürler en baskın figürlerdir.
Yusuf Ziya Yörükan’a göre Anadolu Alevîliği isteyerek, şuurlu bir şekilde seçilmiş unsurların bir araya getirilmesi ile meydana gelmiş bir oluşum değildir. Yani ekletik değildir. Çeşitli amaçlarla veya bazı dâilerin özel faaliyetleri sonucunda geleneksel Türk adetlerine eklenmiş, bazen birbirine aykırı unsurlardan meydana gelmiş, sonra da İslamî kisveye büründürülmüş bir senkretizmdir.
Alevîlikte eski Türk adetlerinin etkisi
Eski Türkler; Budizm, Şamanizm, Lamaizm, Manizm, Zerdüştlük, Mecusilik, Sâbilik, Müzdekilik, Hurremilik, Merkunilik, Deysanilik, Yahudilik ve Hıristiyanlık dinlerini daha önce yaşamışlardır.
Göktürkler zamanında Türkler tek bir tanrıya inanmışlardır. İbni Fazlan’a göre eğer Göktürklerden birisi bir zulme uğrar veya sevmediği bir şey görürse, başını gökyüzüne kaldırıp, “Bir Tengri” der. Bu Türkçede “Bir Allah” demektir.
Türkler büyük topluluklar halinde İslamiyet’i kabul etmişlerdir. Fakat köy, kasaba ve şehirlerde oturan Türkler İslamiyet’in gereklerini titizlikle yerine getirirken, göçebe olarak yaşayan kabileler şeklen kabul etmişlerdir. Kendi asıl dinlerinin birçok adet ve geleneğini yeni dinlerine uydurmaya gayret etmişlerdir. Mesela göçebe Türkler günün her saatinde erkek ve kadın bir arada bulunuyorlardı. Aralarında kaç-göç yoktu. İslamiyet’in haremlik-selamlık uygulaması ve “nikâh düşmeyen kadınlarla erkeklerin birbirlerini namahrem olması” uygulamaları onlara çok ters geldi. Ayrıca Türkler daha önce ibadetlerini müzik ve dans eşliğinde yapıyorlardı. İslamiyet’in bu konuda getirdiği yeni kurallar da onlara ters geldi. Bu yüzden eski din inanışları ve ibadet şekillerini muhafaza etmeyi tercih ettiler.
Genellikle Irak’ta bulunan Rufaî Tarikatı mensupları, vücutlarına çeşitli delici ve kesici alet batırırlar. Ateşte yürürler ve kızgın aletleri tutarlar. Bunun gibi adetler, Türkler Irak’a gelinceye kadar yoktu. Tarikatın içine bu yenilikleri de Türkler sokmuştur.
Anadolu’ya eski Türklerin akın akın gelmesi sırasında kurulan Yeseviyye, Safeviyye, Bektaşîyye, Haydariyye ve Bayramiyye gibi tarikatların, Eski Türklerden kalma birçok benzer yanları vardı. Başlangıçta eski Türk inanç, yaşam ve törelerini koruyan bu heterodoks yapıdaki tarikatlar; ocak, dedelik, Ayin-i Cem’de yapılan toplu, içkili, kadınlı erkekli dansları hep eski Türk kültüründen almıştı. Eski Türklerin Gök Tanrı (Gök-Tengri) dönemindeki ocak kültüne, beylik kurumuna, Şaman merasimleri sırasında dairevi şekilde oturup içki içmelerine ve Şaman danslarına bakılırsa, aradaki benzerlikler açıkça görülecektir.
Yeni doğan bebeğin ve annesinin yanında üç gün üç gece beklemek adeti de ortak bir özelliktir. Buna karşın Eski Türklerde melek kavramı yoktur. Aynen Alevîlerde olduğu gibi, Eski Türklerde de meleğe inanılmaz.
Çin kaynaklarına göre “Eski Türkler su ve ağaçlara kurban verirler” yani su kutsaldır. Su kutsaldır ve ona tapınma şeklinde meydana çıkan bu kült, aynı zamanda ondan korkma ve çekinme şeklinde kendini gösterir. İbn Fazlan’a göre Oğuzlar küçük ve büyük abdestten sonra temizlenmezler. Cinsel ilişkiden sonra yıkanmazlar. Bilhassa kış mevsiminde su ile hiç işleri olmaz. Oğuzların arasına tüccarlık ve diğer sebeplerden gelen yabancılar, onların yanında yıkanamazlar. Sadece geceleyin onların görmeyeceği şekilde yıkanabilirler. Çünkü Oğuzlar bu yabancılardan birini yıkanırken görünce, ona kızarlar ve “Bu adam bize sihir yapmak istiyor, çünkü suya giriyor” derler. O kişiden tazminat almadan onu bırakmazlar. Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de buna benzer adetler vardır.
Yine Urenha-Tubalarda biri ölürse, ölüyü derhal çadıra çıkarıp, keçe veya deri ile örterler. Çadıra bir koyun getirip, bağlarlar. Koyun meleyene kadar beklerler. Meledikten sonra koyunu keserler. Bu adet yine bazı cem törenlerinden kurban edilecek koyunun dedenin huzuruna getirildikten sonra, bir işaret vermesi için beklenmesine benzemektedir. Koyun meleme, seğirme, işeme, pisleme ve çırpınma gibi bir işaret vermedikten sonra, dışarı götürülüp kesilmez.
Eski Türklerde kadın büyük mevki sahibidir. Avlara, ziyafetlere, kurultaylara, ekonomik işlere katılırlar. Hakanın emirlerinin yürürlüğe girmesi için, hakan eşinin de imzası gerekir. Resmi toplantılarda eşi de hakanın yanında oturur (Yörükan 2005: 46-47). Kadın, pederşahî ailede olduğu gibi, harem dairesine kapanmış ve erkeğin cinsi duygularının oyuncağı haline gelmiş değil, onunla ortak ve eşit bir hayata sahiptir.
Göktürk Yazıtları’na göre, Türk halk inancına göre insanın ruhu, öldükten sonra kuş yahut böcek şekline girmektedir. Bu yüzden ölen için “uçtu” derler. Batı Türklerinde, hatta İslamiyet’i kabul ettikten sonra bile “öldü” yerine “şunkar boldu” yani “şahin oldu” derler. Yakut Türklerine göre insan ölünce “kut” yani “ruh” bedeni terk ederek, kuş şeklini alır. Kainatı kaplayan “Dünya Ağacı”nın dalları üstüne konar. Yakutlarda ruh, hayvan şekline de girer. Moğol Şamanı’nın kuş şekline girmesini sağlayacak kanatları vardır. Orhun Yazıtları ve Kaşgarlı Mahmud’un Divanı’nda cennet, “uçmak, uçmağ” terimi ile açıklanır. Alevî-Kızılbaş-Bektaşîler ise ölen kişi için “Don değiştirdi”, “göçtü”, “Hakk’a yürüdü” veya “Kalıbı dinlendirdi” denir. “Öldü” denmez.
Alevîlikte kutsal sayılan bazı rakamlar, eski Türk kültüründe de kutsal sayılan rakamlardandır. 3, 5, 7, 12, 17, 24, 32 ve 40 sayıları, hem eski Türk inançlarına hem de Alevîlere göre de kutsal sayılır. Mesela Ebülgazi Bahadır Han ünlü eserinde şöyle demektedir:
“Şimdi biz 12 çadırda kimlerin mevki işgal ettiklerini, kimin ne ülüş (kesilen hayvanın etinden pay) aldığını, kimin et doğradığını ve kimin atlar yanında kaldığını söyleyelim.”
Alevîlikte Şamanlığın etkisi
Rus entoloğu Barthold’a göre, avcılıkla uğraşan ve ormanlık yerlerde yaşayan kabileler Şamanlığa inanır. Türkler de çok eski tarihlerden beri Şamanizm’e inanmaktadırlar. Yine Uygur Abideleri’nden, Uygurların birçoğunun, aynen Oğuzlar’da olduğu gibi Şamanizm’e inandıkları görülmektedir. Çin kaynakları da bunu doğrulamaktadır. Bütün bunlar, Türklerin çok eskiden beri Şamanizm’e inandıklarını ve bağlı kaldıklarını göstermektedir.
Şamanist inanıştaki Kam ile Alevî-Kızılbaş-Bektaşî inanışındaki dede ve baba arasında şaşılacak derece benzerlikler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
1- Kamlık ve dedelik soydan gelen bir özellik taşımaktadır. Sonradan kam veya dede olunamaz. Bu sülalenin çocukları arasından uygun olanlar kamlık veya dedelik görevini devam ettirir.
2- Kamlar ve dedeler dini ibadetler esnasında benzer kıyafetler giyerler.
3- Alevî-Kızılbaş-Bektaşîler sadece dede önünde secde ederler. Eski Türkler ise sadece kamın önünde secde ederlerdi.
Şamanlık ve cem törenleri arasındaki bazı benzerlikler şunlardır:
1- Töreni yöneten dinî önder bir posta oturur. Şamanlar tören sırasında posta oturduğu gibi, dedeler de maddi değerinden ziyade temsil ettiği makam kutsal olan posta oturarak töreni yönetir.
2- Kurban kesilir. Kurban kesilmeden hem şamanlarda hem de Alevîlerde bir dini tören düşünülemez.
3- Törenlerde kadınlar ve çocuklar da erkekler ile bir arada bulunur.
4- Şaman törenlerinde “arakı” (yani bildiğimiz rakı), cemlerde ise “dem” veya “dolu” niyeti ile rakı (nadiren şarap) içilir.
5- Şaman törenlerinde evin içine üç kere arakı saçılır. Cemlerde ise canların üstüne “saka suyu” saçılır.
6- Şaman törenlerinde Şaman dansı, cemlerde semah vazgeçilmez öğelerdir.
7- Şaman törenlerinde davul, cemlerde saz (bağlama veya cura da olabilir) vazgeçilmez enstrüman öğeleridir.
8- Şaman törenlerinde ateş yakmak ve sürekli canlı tutmak, cemlerde ise çerağ (mum veya kandil ) yakmak vazgeçilmez öğelerdir.
9- Hem Şaman törenleri hem cemler gece vakti ve kapalı mekânlarda yapılır.
Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerdeki Şamanist kalıntılara ilk dikkat çekenler Fuat Köprülü ve Besim Atalayolmuştur. Köprülü; kuş inanışları ve Bektaşî velilerin kuş görünüşü altında kerametleri ve taş inanışları, su kaynaklarının kutsallığı, sakal kesmek ve sarkık bıyıklar bırakmak gibi noktalara dikkat etmiştir. Ayin-i Cem ve Şaman törenleri arasındaki ilişkilere de işaret etmiştir. Ayrıca törensel şarkılar ve oyunlar, alkol ve uyuşturucu kullanmalar, kurban kesimleri, kadınların merasimlere serbestçe katılmaları, Alevî dedeleri ile Şamanların ağızdan ağza dolaşan çok zengin halk şiirinin ve sözlü halk geleneğinin taşıyıcıları olmaları gibi ortak noktalar da çok önemlidir.
Ziya Gökalp, kurşun dökme geleneğinin bize Şamanlıktan kalma bir alışkanlık olduğunu söylemektedir. Kurşun su içine dökülünce meydana gelen bazı hatlar birer insan, sivri uçlar nazar, düz parçalar ise yürek manasına geliyordu.
Şamanlık ile Alevîlik arasında ilişkiye dikkat çeken diğer bir bilim adamı ise Yusuf Ziya Yörükan’dır. Şamanizm’in en önemli tanrısı Ülgen Ata’dır. Ülgen Ata’nın Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde karşılığı Hz. Ali’dir. Ülgen Ata’nın oğulları ve yardımcıları, Hz. Ali’nin oğulları ve 12 imamı temsil eder. Selman ve Kamber gibi Hz. Ali’nin yardımcıları, Ülgen Ata’nın yardımcıları yerine geçmiştir. Gök Tanrılardan olan Sarı Kızlar, Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde aynen bugüne kadar korunmuştur. Edremit’teki Sarı Kız Tepesi gibi yerler, Anadolu’da birçok yerde vardır.
Büyük Tanrı Ülgen’in dört adet yardımcısı vardır: Yayık, Suyla, Karlık ve Utkucu... Bunların dördü de İyi Tanrılar grubundandır. Yayık, Şaman ayini sırasında gökyüzüne çıkmaya çalışan “kam”a rehberlik eder. Yani bu 12 hizmetteki “rehber”in görevini yapar. Suyla bu esnada gözcülük yapar ki bu da 12 hizmetteki “gözcü”ye karşılık gelmektedir. Utukçu ise Tanrı Ülgen’e kurban sunmakla görevlidir. Bu da 12 hizmetteki “kurbancı”ya denk düşer.
Ayin sırasında “saçı” olarak “arakı” (rakı) kullanılır. Rakı, kurbanın canını göklere götürürken uygulanır. Bu bir çeşit kansız kurbandır. Cem ayini esnasında rakı (dem/dolu) içme geleneği de buradan kaynaklanır. Şaman inanışında yer alan Ak Kızlar, Umay, Ana Maygıl, Ak Ene ve Ayzıt gibi varlıklar, cem ayininde yer alan bacılardır. Şaman ayinlerinde kurban kesilmeden hiçbir uygulamaya geçilmez.
Bunlar ve aşağıda verilecek olan daha fazla örnek, Şamanizm’in Alevîleri ne kadar etkilediğini ispat edecektir.
Şamanlarda ve Alevîlerde ocağa ve ateşe tükürülmez. Ocaktaki ateş söndürülmez. Ocak içine bakarken esneyen insan çarpılır. Çünkü ocakta “ocak anası” vardır ve kendisine saygı gösterilmesini bekler. Alevîlerde aynı ocağa mensup olanlar evlenmezler. Bu adet Şamanlarda da vardır. Şamanlarda da aynı boya mensup olanlar birbirleri ile evlenemezler.Burada Alevîlikteki ocağın yerini, Şamanlıkta boy almıştır.
Erkânda kullanılan değnek, talibin ikrar vereceği zaman boynuna takılan ve Horasan’dan gelen ip eki de Şamanlıktan kalmadır. Babürname’de “Boynuna ip taktı ve Tanrı’ya şükretti” denmektedir. Senelik merasim, kurban ve yoğ bugün de yapılmaktadır. Tahtacılar cenazeye giderken, cenazenin arkasından “Yoğ, yoğ” diye bağırmaktadırlar.
Özbek saraylarındaki kımız içme törenlerinde hizmet gören görevliler arasında “pervaneci” isminde bir görevli bulunur. Yine Buryatlarda şamanın ayini sırasında, şamanın göğe çıkışını temsil eden törende, bir huş (kayın) ağacı, göğe giden yolun girişini temsil eder. Buna “udeşi burhan” yani “kapı muhafızı, kapı ilahı” derler. Alevîlikte uygulanan cemlerdeki 12 hizmetliden birinin adı da budur. Altay Türklerinde de Tanrı Ülgen için yapılan kurban töreninde şaman, tanrılara yalvarır ve merasimin başında “kapı ruhu”na başvurarak, tören sırasında rahatsız edilmemesini, kurban kesme işleminin hayırlı bir şekilde neticelenmesini ister.
Buryatlarda her yıl “manevi temizlenme töreni” yapılır. Bu tören, Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerin “görgü cemi”ne benzer. Şaman kamı ve oğulları üç ayrı pınardan su getirirler. Bunu bir kazana boşaltır ve kekik, ardıç yaprağı, çam kabuğu ve kurban kesilecek tekenin kulağından birkaç tane kıl atarlar. Su kaynatılır, kesilen tekenin birkaç damla kanı suyun içine akıtılır. Manevi temizlenme için kullanılan bu suya “Tarasun” denir. Belli işlemlerden sonra manevi temizlenme işlemi tamamlanmış olur. Cemlerde ferraş (süpürgeci)’ın kullandığı süpürge ile Tarasun’daki manevi temizlenme sırasında kullanılan süpürge birbirlerine çok benzer. Buryatlarda Şaman kurban keserken, 9 tane yardımcısı vardır. Her yardımcının ayrı ayrı görevleri bulunur. Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde ise dede veya babanın 11 yardımcısı vardır. Pir, mürşit ve rehber makamlarını üst seviyede hizmetler olarak ayırınca, geriye 9 hizmetli kalır ki, bu da Buryatlardaki sayının aynısıdır.
Tatarlarda kemik kırmak, bir bıçağı veya baltayı ateşe koymak, bir kamçıya dayanmak, yere süt dökmek ve çadırın eşiğine basmak yasak idi. Bu adetlerden cemde kesilen kurbanın kemiklerini kırmamak ve kapının eşiğine basmamak, aynen Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de uygulanmaktadır.
Başkırtlar için turna kuşu kutsal idi ve bu kuşun düşmanla savaşırken kendilerine yardım ettiğine inanırlardı. Turna Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de kutsal sayılmaktadır.
Dokuz Oğuzlara göre kayın ağacı kutsaldır. Kayın ağacı erkek, çam ağacı dişi olarak 5 oğul doğururlar. Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de kayın ağacı kutsal olduğu gibi, “tarik değneği” gibi bazı dinî aletler de kayın ağacından yapılırlar.
Oğuzların 24 boyu olduğu için, 24 sayısı kutsal sayılır. Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de 24 sürek, 24 nakip, 24 masum-u Pâk kavramlarında görüldüğü gibi 24 sayısı kutsal sayılardandır.
Eski Türkler dini merasimlerde dört mevsimde dört kurban keserlerdi. Bu kurbanlar koyun, horoz, köpek ve Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de dört mevsimde dört büyük tören yapılır ve kurban kesilir. Fakat köpek ve domuzun yeri değişmiştir. Fakir aileler bunların yerine rakı ve yumurta kullanmaktadır. Anadolu’daki Tahtacılarda cem töreninde içilen içkiye “dolu” adı verilir. Aynı şekilde Orta Asya Şamanlığında da Bay Ülgen’e “tolu” adı verilen kansız kurban sunulmaktadır.
Ayrıca Tahtacılar musahiplik töreni esnasında “Tercüman Kurbanı” isimli bir kurban keserler. Bu kurban eski Türklerde uygulanan “tayılga” kurbanına benzemektedir. Tayılga kurbanında at kurban edilmektedir ve at kesilmek değil, kalbine bıçak sokulmak suretiyle öldürülür. Ama bu tören akşam vakti uygulandığı için, Tahtacıların Tercüman Kurbanı’na benzerlik göstermektedir.
Hem Şamanlıkta hem Alevîlerde kurban kesildiği zaman:
1- Kurban töreni sırasında dualar okunur…
2- Kurbanın kanı yere akıtılmaz…
3- Kurbanı sadece görevliler pişirir, başkası yaklaşamaz…
4- Kurbanı sadece o toplumun üyeleri yiyebilir…
5- Kurbanın kemikleri kırılmaz. Eklem yerlerinden kesilir…
6- Kurbanın kemikleri, sakatatı, artıkları ve derisi tenha bir yere gömülür…
Bulgaristan’da bulunan Amucalar’da uygulanan kurban ritüelleri, Şamanizm’de yapılan kutsal kurban törenleri ile aynıdır.
Muğla yöresi Tahtacıları; ölü yıkanıp, kefenlendikten sonra ölünün elbiselerini bir torbaya koyarlar ve tabutun içine bırakırlar. Bunun sebebi ise, öbür dünyadaki ölüler kendisine “Niye elin boş geldin?” diye sorarlarmış. Diğer bazı Alevîlerin ölüyü elbisesi ile gömmeleri ise yine aynı sebepten kaynaklanmaktadır. Bunlar da yine eski Şaman adetlerindendir. Aydın yöresi Tahtacıları ise, loğusa birisi ölürse, mezarını 40 gün açık bırakırlar. Bu gelenek, Erzurum yöresindeki bazı Alevîlerde de vardır. Bu adet, eski Şamanist geleneğinden kalma bir adettir. Aydın Tahtacıları, loğusayı korumak için bir ip veya beze 20 düğüm atarlar. Sonra bu 20 düğümü tekrar çözerler. Böylece loğusayı koruduklarına inanırlar. Ayrıca loğusanın başına kırmızı bağlanır.
Alevîlikte düşkünlük vardır. Daha önce belirlenmiş bazı ağır suçları işleyen kimseler düşkün sayılır ve toplumdan dışlanırlar. Moğollarda da benzer adet vardır. Kurban merasimine aynı kabileden olanlar katılabilirdi. Ağır suç işleyenler bu kurban merasimine katılamazdı. Kurban merasimine kabul etmemek, o kişiyi kabile topluluğundan kovmakla eşdeğerdi.
Oğuzlarda da zina etmek diye bir şey yoktu. Böyle bir suç işleyen birisi olursa, onu iki parçaya bölerlerdi. İdil Bulgarlarında da erkekler ve kadınlar birbirlerinden kaçmazlardı. Hatta nehirde bile beraber yıkanırlardı. Buna rağmen zina görülmezdi. Eğer içlerinden birisi zina edecek olursa, yere dört adet kazık çakıp, ellerini ve ayaklarını bu kazıklara bağlarlardı. Sonra o erkeği veya kadını boynundan başlayıp, uyluklarına kadar iki parçaya ayırırlardı. Hırsızlık ve oğlancılık yapanları da öldürürlerdi.
Zina suçu Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde çok ağır bir suçtur. Her ne şekilde olursa olsun, bu suçu işleyen birinin işi bitmiş ve düşkün sayılırdı. Tahtacılar ise zina edeni yakmak sureti ile cezalandırırlardı. Mersin Tahtacılarından birisinin oğulları tarafından çam ağacına bağlanarak, yakıldığı çok meşhurdur.
İzmir’in Hortuna köyünden ve Karatekili Yörüklerinden olan Ahmet Ağa, gençliğinde böyle bir olaya şahit olduğunu anlatmıştır. Yine Aydın Söke’ye bağlı Sofular köyünde de zina yapan bir kadın çifte ile vurularak öldürülmüştür. 1970’li yıllarda Aydın’ın Kızılcapınar Köyü’ne seyyar sinema gelmiştir. Kızılbaş olan köy halkı “Çıplak ve öpüşme sahneli filmlerle çoluk-çocuğumuzun ahlâkını bozuyorsunuz. Hiç değilse bunu Ramazan Ayı’nda yapmayın” diyerek, sinemacıları köyden kovmuşlardır. Yani Eski Türklerde toplumsal ahlak nasıl sağlam ise, Alevî-Kızılbaş-Bektaşîlerde de aynen öyle sağlamdır.

Alinti : Yedek otagimiz uluturkculuk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BASKALTURK
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 174



« Yanıtla #6 : 07 Kasım 2010, 22:12:42 »

Gelenek, Göktürk, Oğuz ve daha eski Türk

inançlarından gelmektedir. Orta-Asya Türkleri’nin inancını

dört temel noktada toplayabiliriz.Gök-Tanri kültü, Atalar

kültü, Tabiat Kültleri ve IX.yüzyıldan itibaren bu kültlere

eklemlenen Şamanizm inancı; tüm bu inançlar öylesine

birbirine girmiş ki, ayırmak imkansiz hale gelmiştir.

               Atalar Kültü; ölmüş büyüklere tazim, atalara

saygı, "baba hukuku"nun inanç sahasindaki belirtisi olarak

görülmektedir.

               Hemen hemen bütün kuzey ve Orta-Asya

kavimlerinde bulunduğu görülen ve Ata-erkil aile yapısının

bir sonucu olarak yorumlanan atalar kültü, tarihi nisbeten

iyi bilinen en eski Türk topluluklarından Hunlar zamanında

tesbit edilmektedir. Hunlarda yılda bir kere umumi bir

merasim düzenlenerek ataların ruhlarına kurban

kesiliyordu.

              Atalara ait hatıraların kutlu sayılması, Türk

mezarlarına yapılan tecavüzlerin ağir şekilde

cezalandırılmasından da anlaşılıyor. Attila’nın I.Balkan

Savaşı’nın bir gerekçesi de Hun Hükümdar ailesi

kabirlerinin Bizans’ın Margos Piskoposu tarafından açılarak

soyulması idi...Soyulma nedeni, Eski Türkler de ölülerin

silahları, kıymetli eşyası, bazen tam techizatlı atları,

kadınların mücevherleri ile birlikte gömülmesi idi. Böylece

öteki dünya da rahat yaşamlarının sağlandığı

düşünülüyordu. Türkler ölenin yeri belli olsun diye Kurgan

inşa ederler, mezarlarının üstüne tümsek yaparlar veya

geniş daireler şeklinde taş yığarlar ve hatta taş heykeller

(Balbal’lar) dikerlerdi.

              Göktürk Yazıtları’ndan anlaşılıyor ki; "Türk halk

inancına göre, insanin ruhu, öldükten sonra kuş yahut

böcek şekline giriyormuş. Ölen hakkında "uçtu"

deniyor.Bilindiği gibi Batı Türkleri’nde, hatta İslamiyeti

kabulden sonra,"öldü" yerine “şukar boldu”  yani "şahin

oldu" deyimi kullanılıyordu.

              Yakutların inancına göre, ölüm halinde “Kut”

(can) bedeni terk ederek, kuş şeklini alır ve kainatı

kaplayan Dünya Ağacı’nın dalları üzerine konar.Yakutlar’da

ruh, hayvan şekline de girmektedir. Moğol şamanın kuş

şekline girmesini sağlayacak kanatları vardır.Orhun

Yazıtları’nda ve Kaşgarlı Mahmut'un Divanı’nda görüldüğü

üzere, eski Türkçe’de “Cennet”in  “Uçmak-Uçmağ” kelimesi

ile açıklanması da bu bakımdan mana taşır. Bu kelimeyi

bazı Alevi Şairlerinin nefeslerinde de buluruz. Bektaşiler

ölen insanın canının hayvan şekline girebileceğine

inanİrlar.Bu tarikata göre ölüm, "göçmek" bir diyardan,

başka bir diyara taşınmak, "Kalıbı dinlendirmek”tir.

Tasavvuftaki Devriye görüşünün, bu eski Türk inancının

tesiri altında kaldığı tahmin edilebilir.

Definle İlgili Gelenekler

              İnsan öldükten sonra evinin büyük odasında orta

bir yere cenaze konur, üzerine cecim örtülür etrafına yakın

akrabaları (kadınlar) ve köyün diğer kadınları toplanarak

ağıtlar yakılır.

              Ölü mezara götürülürken arkasından su dökülür

ve tüm köy halkı evlerinde bulunan depo edilmiş içme

sularını dökerler “umup umacağın bu olsun” diye.

Yaşamları boyunca atı çok seven insanların ölümü

esnasında atı var ise atı eğerlenip cenaze mezarlığa

götürülürken cenazenin önünden at götürülür ve mezarlığa

kadar götürülür. Ölen kişi gömülürken eğer çok sevdiği bir

eşyası var ise o eşyası cenaze ile mezara konur.

Mezarlıktan dönen kişiler ölü evine yemek yemeye

giderler. Yemek için önceden bir  koç kesilir, pişirilir ve

yapılan yemekler insanlara yedirilir. Buna “kazma kürek”

ekmeği denir. Ölü evinde kuran okutulup ev boşaltılır. Ölü

evinde birkaç gün yakın akrabaları kalır. Ölünün yıkandığı

yerde ki genelde burası kapı önüdür. Üç gün boyunca

akşamları ateş yakılır. İnanca göre bu ateş ahretine çıra

tutmak (kişiyi ahrette aydınlatmak) amacıyla yapılır.

İnsanlar kendi çocuklarından yakınırken “sanki ahretime

çıramı (ışık mı) yakacak”  diye yakınırlar. (Babam İstanbul’

da öldüğünde Annem üç akşam balkonda mum yakmıştı ve

ateş yakamamanın ızdırabını çekmişti. A.K.)

              Orta Asya Şamanist Türkler’de de  ölen için

duyulan acı, çeşitli şekillerde ve birtakım törenlerle ifade

edilirdi. Hubyar Köyü’deki bu gelenekte eski Türk izlerini

taşımaktadır.

              Ahretine karşılık gelsin ve öbür dünyada çıplak

gezmesin diye ölünün elbiseleri fakir insanlara dağıtılır.

Fakir insanın bu elbiseleri giydiği zaman ölen insanın

ahrette çıplak gezmediğine inanılır.  Ölü kişi için aynı gün

“kazma kürek ekmeği” düzenlenir koç kesilir ve insanlara

yemek verilir. İlk Cuma akşamı cumalık yapılır. Yemek

verilir. Kuran okutulur.

              Kırk gün sonra kırk yemeği verilir.Kuran okutulur.

52. gün etin kemikten acı duyularak ayrıldığına inanılır .

ölünün bu acıyı duymaması için kendisinden önce ölen

akrabalarının ve sevdiği insanların o kişinin bu acıyı

hissetmemesi için eğlence düzenledikleri ve yemek

verdiklerine inanılır. 52 sinde yemek mezarı başınd a

verilir. Kuran okunur. Kişinin vasiyetnamesi okunur.

Ölümün birinci yılında ve takip eden yıllarda da can ekmeği

verilir. Can ekmeği toplu bir yemek olarak verilebildiği gibi

herhangi bir zamanda da insanlara herhangi bir parça

lokma da ölü kişinin canı için verilir.Can ekmeğinden sonra

Cem yapılır. Ölen kişinin mezarı bir yıl dolmadan

yaptırılmaz.Ölen insan için öldü denmez göç etti, yolcu

oldu denir. Mezarlıklar bayramlarda ziyaret edilir ve

mezarlıklara Elma, Helva, Börek, ve yiyecekler götürülür.

Orada gelenlere yedirilir. Artanlar mezara bırakılır. Ölü kişi

yıkanırken veya yıkama bittikten sonra ölü kişinin yakınları

su döker ve ölen kişi büyük saygın birisi ise eli öpülür.

Hortladığına inanılan kişinin mezarının ortasına elma

ağacından bir kazık çakılır. Ölü kişi çok fazla rüyaya girerse

hortladığına inanılır.

              Sıraç Topluluklarında iki türlü cenaze

kaldırılmaktadır. Bunlardan ilki ve yaygın olanı Sünni inançlı

insanların kaldırdığı şekilde kuranla v.b. şekilde

kaldırılanıdır. İkinci şekil ise tüm Hubyarlı Sıraç

topluluklarında eskilerde olduğu gibi halen de günümüzde

de Orta Asya Türkmen geleneklerine göre kaldırılanıdır. Bu

şekle göre; Kişi öldükten sonra köyde bulunan dede ya da

sofu kişinin öldüğünü köy ahalisine duyurtur. Bundan sonra

ağıt v.b törenler yapıldıktan sonra ölü kişinin üzerine yeni

elbiseleri giydirilir. Diğer taraftan eşilen mezara bir döşek

serilir , yastık konulur. Ölü kişi bir salla mezarlığa getirilir.

Önceden hazırlanan döşeğin üzerine konulur. Üzerine

yorganı örtülür. Ve mezar toprakla kapatılır. Sofu veya

Dede Türkçe deyişlerini ve dualarını okurlar. Bu

topluluklarda KURAN okunmaz , mezar taşlarında fatiha

veya benzeri kelimeler yer almaz. Arapça bir kelime hiç

yer almaz.  Sıraç topluluklarının küçümsenemeyecek bir

sayıda olan köylerinde cenazeler bu şekilde

kaldırılmaktadır.

              Hubyar köyü başta olmak üzere diğer birçok

köyünde ise Sünni inançta olduğu gibi kaldırılmaktadır.

Burada Hubyar köyü  ile birlikte diğer köylerin  bu konuda

asimilasyona uğradığı söz konusudur.  Çünkü aynı

topluluklara ve inanca mensup insanların farklı şekillerde

cenaze kaldırmaları normal değildir. Gerçi Hubyar Dedeleri

bu durumu kabul etmekte ve Diğer şekilde cenaze

kaldıranları da yanlış bir şekil olarak değerlendirmekteler.

Hatta bir kısım Dedelerimiz sakın bunların bu şekilde

cenaze kaldırdıklarını başka yerde anlatmayın sonra

bunların yüzünden bizlere MÜSLÜMAN DEMİYORLAR

demektedir. Tüm kaygının ve zamanla Hubyar – Sıraç

topluluklarının bu şekilde cenaze kaldırmaktan

vazgeçmelerinin temel noktası buradır. Bugün halen

Hubyar Toplulukları içerisinde Anşa Bacılılar veya Babacılar

diye adlandırılan topluluklar  bu şekilde asimle olmadan

cenazelerini kaldırmaktadırlar.
Fakat bu guruplar yoğun bir

şekilde Hubyar Dedelerinden ve Taliplerinden ve diğer

Alevi topluluklardan tepkiler almaktadırlar. Bir çok köy bu

sebeple günümüzde veya yakın geçmişte de asimle ye

uğramıştır. Bu asimilasyona direnen köyler de cenazelerini

kimseler görmesin diye ya akşam gün batımından sonra

veya sabahın çok erken vakitlerinde kaldırmaktadırlar.

Alinti : Yedek otagimiz uluturkculuk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BugaY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 397



« Yanıtla #7 : 07 Kasım 2010, 22:20:27 »

Sürekli aynı konular konuşuluyor, biz mezhep için mi yoksa Türklük için mi buradayız? Otağ yöneticilerinin bu tarz konulara izin vermemesini temenni ediyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt Eren
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.306



« Yanıtla #8 : 07 Kasım 2010, 22:29:12 »

   Bugay kandaşım, on gündür Alevilik ile ilgili konular neden ise ayrı bir ilgi görüyor? Bu tutum yüzünden otağda Alevilik üzerine olan konular kilitlenmiştir. Yanlış anlaşılmalar olmasın diye alttan aldıkça; gözümüze sokar gibi aynı konu işlenmeye devam ediyor. En ufak bir uyarımızda "Alevi karşıtı" ilan ediliyoruz. Sizin uyarınız üzerine konuyu kilitliyorum. Teşekkür ederim uyarınız için.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Milli Türk Devleti, Laik Cumhuriyet ve kutlu Türk Silahlı Kuvvetleri Atamın mirasıdır. Korumak ve yüceltmek her Türk bireyin görevidir.
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 8.980


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #9 : 06 Temmuz 2017, 21:29:37 »

Aleviler (Kızılbaşlar) hiç bir bok değil, sedece mezhepçidirler!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.068 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.