Alelade Bir Hikaye;
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2019, 19:35:54


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Alelade Bir Hikaye;  (Okunma Sayısı 1519 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kara Tegin
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 19


« : 02 Ocak 2012, 02:28:27 »

Alelade Bir Hikaye;

Esasında bugün sadece, günlerden bir gündü. Ali'nin , insanlardan bir insan ol, derken bahsettiği gibi bir her günkülük atmosferi hakimdi yine. Kaynağı ve sonu bilinmeyen bir çağlayanın beyaz köpüklü suyu gibiydi. O ise bu vahşi çağlayanda güçlükle kürek çekmeye uğraşıyordu. Bu akıma kapılmadan evvel bambaşka bir haldeydi, önceden. Bir değişimle girilen bu yolun sonunda yine bir değişim vardı. Öyle ya, ateşin yakmadığı çiğdir, ateşle raks ederken pişer. Dışından içine doğru usulca yayılır olgunluk. Nitekim ateşten alındığında yanık olur. O da bunları düşünüyor, belki bu yüzden suyun sürüklediği olmak istemiyordu. O suyun kendisi olmalıydı çünkü acı çektirmek, acı çekmekten kolay zannediyordu. Demek ki henüz yeteri kadar yaklaşmamıştı yolun sonuna.

 

Huyu çıksın! Güleç bir adamdı, görenler onu kolayca pervasız zannedebilirdi. Halbuki her şeyi, her ayrıntıyı kafaya takan biriydi. Sık sık kitapların duruşu hoşuna gitmediği için raflardaki tüm kitaplarını indirir, en uyumlu şekilde yerleştirmeye çalışırdı. Bazen bunu günde birkaç kez yapardı. Bu yüzden kitaplardan bir kitap olmak yerine, daha özgün boyutları olan kitapları sevmezdi.

 

Kapıyı çektiğinde tok bir ses çıkmıştı. Yeni uyandığı ve dükkanların da kapanması ihtimalı olduğu için üstüne başına bakmadan eline ne geldiyse üstüne geçirip dışarı attı kendini. Ağır ağır sendeleyerek apartmandan aşağı inmişti. Demir kapıyı açtığında ise tamamen ayılmıştı. Her zaman ki gibi etrafındakileri görmezlikten gelerek sert adımlarla yürüyordu. Onun için şehirlerdeki yüzlerce insan ancak kurtarılacak insanlardı. Şu anda ise insanları kurtarmak için doğrudan birşey yaptığı söylenemezdi. Takıntılı kişiliğini tetiklememek içinde kimseyi görmek istemezdi.

 

Bugünün kendisi ve kendi gibi düşünenler dışındaki insanlık için önemli bir gündü. Yinede bu lüzumsuz gülüşlere bir anlam veremiyordu. Onun için gülmek, boş bakan gözlerin domuzca haykırışları olmamalıydı. Gülmek, onun için şaşkınlığın bir gömlek üstüydü. Zekaya ve yaratıcıya karşı bir teslim oluştu gülmek. Derin bir işti ve aşağılık kişilerin, derinliği olmayan laflarına ve eylemlerine karşı verilecek tepki, gülmek değil susmak olmalıydı.

 

Normal bir insanı rahatsız eden, ama ahlakı değerleri pisliğe gark olmuş bir topluma normal gelen anlamsız gülüşmelere aldırmadan yoluna devam etti. Markete girmişti. Karşısındaki otomatik kayar kapıya bakıp küfretmek geldi içinden. Hafifçe söylendi; "Ne kadar rahatınız düşkün yaratıklarız, bu kapıyı açacak elim varken bu saçmalığın buraya konulmasındaki amaç ne?" Bu sorunun cevabı basitti, asıl zor olan bu soru sormayı sağlacak düzeneği hak ile yeksan etmekti.

 

Otomatik kapılara, sensörlü ışıklara, lüks arabalara ve rahat bir yastık olan pahalı telefonlara ihtiyacımız yoktu. Saban ve oraktan sonra traktöre bile bir asırda geçildiğini düşünürsek insanlık hep daha ilkele yakınlık duymuştur. Neden? Çevreye verilen zarardan mı, sera etkisinden mi, atmosferin yapısının bozulmasından mı, okyanusların kirlenmesi ve insan dahil tüm canlıların mutasyona uğramasından mı? Hayır, acizliğinden ve üşengeçliğinden. İnsan ilkeli değil basiti sevdi hep. Elektronik yerine mekaniği, mekanik yerine de ağaç ve toprağı seçmeye çalıştı. Mekanik ve elektronikteki gelişmelerin bir çoğu ise gereksizdi. İnsanların bu yeni gelişmeleri istemesininde yolu onların yeniliklere ihtiyaç duymasını sağlamaktı. Aynı bir zehir ve panzehir, hastalık ve ilaç gibi. Avrupadaki silah fabrikatörleri milliyetsizdi, ırksızdı. Almanya, savaşın silah ihtiyacını karşılarken niye yenildi? Basit bir senaryo. Biz insanlık ve karşımızdakiler taşları dizdiler. Önümüze koydukları bir taş ve damada "yemek zorunlu"dur. Her oyunda aynı numara, aynı hile. Oyunu oynamamızı bize telkin eden kim? Masadan kalksak ne olacak? Yaptığımız şeyse, karşımızdaki acizlerin "kötü olacak" demesine kanıp oyuna kör topal devam etmek.

 

İçeriden birkaç şişe su, ekmek ve yiyecek birşeyler alıp çıktı. Sabahtan beri her müşteriye "hoşgeldiniz, iyi günler" demek için kendini otomatiğe almış ruhsuz kasiyer kız, o lakırtıyı onada söylemişti. Biraz gerilse ve cevap vermek istesede ağzını açmadan parayı ödeyip gitti.

 

Birkaç saat geçmişti ve artık geri sayım başlamıştı. O ise umarsızca film izliyordu. Patlatılan fişeklerden, çatapatlardan yeni yıla girildiğini anlamıştı. İçinden "ahmaklar" diye geçirdi. Bu lafı söylemekten kendini alamamıştı. Ve dedi ki;

 

"Başlangıcı ve bitişi olmayan bir çağlayan zamanın akışı. Zamana kesitler koymaksa ne kadar akıllıca. Aslında dün dediğimiz, dünyanın şu andan yirmidört saat önceki hali değil midir?. Geçen sene dediğimizde bir sene önceki güneşe karşı durumu değil midir? Peki yılın başını kışın ortasında kutlayacaksın diye kim buyruk verdi? Maksat güneş yılını kutlamaksa niye temmuz, kasım, şubat değilde aralığın sonu? Yani yıl başını yedi şubatta yapsak dünya ben dönmem mi diyecek? Veya aralık ayı bitince ne oluyor bunu sormak lazım. Kış mı bitiyor, yaz mı geliyor, günler mi uzuyor, gece mi? Hiçbir şey olmuyor, alelade bir gün bugün. Peki şu insanlara sormak lazım. Niye bu kadar sevinçliler? Bir güneş yılını, yani üçyüzaltmışbeş kere uyandığın bir zaman dilini bitirdin diye ne oldu? Ömrümden ömür gitti diye üzülsene hiç yoksa. Bu akşam kurulan çilingir sofraları hiçbir işe yaramacak yarın. Demek ki insanları kandırabilmek bu kadar kolay. Birkaç Romalının asırlar öncesinden uydurduğu bir güne tapılabiliyor. Sadece bir telkin ile "mutlu yıllar". Peki en azından milattan beri "mutlu" yıllar denmiyor mu? Kaç tane mutlu yıl geçirebilmiş insanoğlu. Hiç. Çünkü o "mutlu yıllar" telkini ile yarı sarhoş iken bazıların dünyayı cehenneme çevirmek için bir gün dahi aralık vermedi. Peki "bir yıla nasıl girerseniz öyle geçer" hurafesine kendilerininde uymaması nasıl bir çelişkidir. Bir ocağın tatil olması, yıla tatille girin, on ikiye kadar uyuyun yılınız uyuyarak geçşin, demek değil midir?

 

Ama onlarca insanın bu akşam şebekler gibi eğlenip sabahta öğlene kadar uyuması galiba sadece beni rahatsız ediyor. O zaman ben onları kutluyorum. Bana birşey emredemezsin diyenleri, zorla iş yaptıramazsın diyenleri, ben sürü değilim, koyun değilim diyenleri, kendini akıllı zannedenleri, herkesi bir buyruğu daha layıkıyla yerine getirdikleri için kutluyorum. Saçma sapan, alelade bir günü başkasının diktasıyla ibadet günü haline getirenleri kutluyorum. Uyuyanları, kabus görenleri, yeni yatanları hepinizi kutluyorum. Gözünün önündeki gerçekleri görmemek için gözlerini sıkıca sıkan ahmakları ve gördüklerinin acı gerçekler ve kandırmacalar olduğunu anlayamacak kadar cahilleri, yılbaşı kutlamak haramdır diyen sarıklıyı, aslan sütüyle kendinden geçen yobazı kutluyorum. Kitap okumak yerine, akşamlarını diskoteklerde geçiren gençliği, anlatılanlara kulak vermek yerine kulaklık takanları, dünyayı sen mi kurtaracaksın diyenleri can-u gönülden kutluyorum. Kalpleri örtüler içerinde olanları ve kulaklarında ağırlıklar olanları kutluyorum. Sınırlar kalksın diyenleri, açlık çekenleri doyurmak yerine, sokak makaklarını koruma dernekleri açan maymunları, fok balıkları çok yalnız diyen duygusalları kutluyorum.

 

Hepinize yeni uykunuz kutlu olsun. Bankerlerin ve baronların yeni emirleri kutlu olsun. Şehitlerimiz ve gazilerimiz kutlu olsun. Birleşmek yerine ayrılalım diyenlere, vatanı fırka fırka ayırıpta sözde vatanseverlik yapanlara kutlu olsun. Mankurtlaştırılmış satılık kalemlere ve kendine alıcı bulamayacak kadar yobaz aymazlarımıza bu yıl kutlu olsun. Üçüncü köprü yapılmasın diye kendini zincire vuran ama kitle imha silahlarına ve savaşlara karşı lal olan çevrecilere yeni biyolojik, nükleer silahlar kutlu olsun. Haarp teknolojisi hepimize kutlu olsun. Dama masasında aptal gibi oturan tüm koyunlara bu vahşet kutlu olsun. Yeni emirler, yeni çobanlar hayırlı olsun. Ve İsa yalavaçın doğduğu gün zannedilen zamandan sonra dünyanın güneş etrafında ikibinoniki kere dönmesini hepinize kutlu olsun."

 

01.12.2012 – 22.45
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.055 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.