AÇIKTAN SAVAŞ MI? AÇIK HEDEF OLMAK MI?...
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Ekim 2019, 22:04:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: AÇIKTAN SAVAŞ MI? AÇIK HEDEF OLMAK MI?...  (Okunma Sayısı 1545 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tengiz
Ziyaretçi
« : 11 Temmuz 2011, 02:03:32 »

 Siyasal, düşünsel ya da başka nedenlere hizmet etmek için oluşturulmaya çalışılan her birlik, temelinde insanların arasında yayılma iç güdüsünü taşır. Bu birliklerin ''görünülebilirlik'' yapısına bakıldığında ise bunların tümünün doğrudan şeffaf bir şekilde oluştuğu söylenemez. Kimi topluluklar tümüyle yüksek bir gizlilikle, kimi topluluklar üzeri örtülmüş bazı amaçlar için çevrelerinde tuttukları şeffaf ya da yarı şeffaf oluşumlarla, kimi topluluklar da doğrudan amacını ortaya koyarak her türlü şekilde sorgulanabilir ve eleştirilebilir şeffaflıklarla çalışmalarını yürütürler. Bunun içinde kendilerine uygun olan tanıtım ve propaganda(yayınım) yöntemlerini seçerler.
 Birlik çalışmalarındaki bu şeffaflık ya da -açıklık- etkenini, Türk varlığını her yönü ile korumak ve yaşatmayı kendine hedef seçmiş olan Türkçü oluşumlar üzerinde tartışmanın gerekli olduğunu düşünüyorum...

 Yıllar yılı üniversitelerde daha çok sol ağırlıklı oluşumların dağıttığı el ilanları, gazete ve dergilere bir çok kez denk gelmişizdir... Bunlar iktidarlara asarlar, keserler, hedef seçtikleri her neyse ona karşı güldürülü ve eğlenceli karikatürler yaparlar, yetmezse de yaptıkları protesto ve eylemlerle olay çıkartırlar ve yedikleri bir kaç copla birlikte karakol yolunu gözlerler.
 Tüm bu çalışmalara emek verilir, gazeteler baskıya verilir, el ilanları bilgisayar başına oturmuş kişilerce (çoğunluğu gençlerdir) düzenlenir, ortalık karıştığında bazıları da dayak yemeyi göze alır.
 Bunlara karşın, görüldüğü gibi Türkiye de bu toplulukların ardından yürüyen kişi sayısı çok azdır. Böyle olmasına karşın en çok düşmana sahip oluşumlarda onlardır.(kendilerince)
 Diğer yanda, sokakta kendilerini tanıtan bir tanıtıma denk gelemeyeceğiniz, doğrudan hedeflerini ve düşmanlarını açıklamayan, ama bir şekilde insanların arasında yer ve güç bulabilen oluşumlar şu an da Türkiye de önemli konumlarda bulunabiliyorlar bu da bir gerçek. Ucu açıkmış gibi gözüken, kimseye düşmanlık beslemiyor gibi gözüken, üstüne de kendisini, övülmeye değer bir takım amaçlara adamış gibi gözüken bu toplulukların yapısı da ilk verdiğim ''bağırıp çağıran adamlar'' örnek birliğine ters düşüyor.

 Ülkemiz yasalarında Akepe tarafından değiştirilen maddeye göre ''Silah bulundurmadığı ve şiddet eylemlerine kalkışmadığı sürece'' bu türlü üstü örtülü oluşumları kurmak artık suç değildir. Diğer deyişle kurduğunuz topluluk gizli şekilde kökten gerici bile olsa şiddete başvurmadığı sürece Türkiye Cumhuriyeti için bir tehlike taşımıyor demektir.

İşte tüm bunlar ışığında bakıldığında Türkçü birliğin hangi görünülebilirlik konumunda olması gerektiği akla düşen bir soru. İlk anda Türk e has yiğitlik havası ile ''açıktan mertçe savaşırız'' seslerini duyar gibi olsam da, bu durumu siperinden başını kaldırıp ''ben buradayım'' diye bağıran ve düşmanı tarafından kolayca vurulup yere serilen bir askerin durumuyla özdeşleştirdiğimiz de acı sonucu görmemek olanaksız.

Türkçü söylemler taşıdığı söylenen (ne kadar Türkçü oldukları bizce de tartışılmıştır) doğrudan propaganda yapan bir takım el ilanları, duvarlara yazılan sloganlar, gazete türü yayın öğeleri kimi zaman yayınlanmadı değil. Bunları Türkçü kesimin çoğu duymuş ya da görmüştür. Ama ne olursa olsun derin etki yarattıkları söylenemez. Amacına yönelik ani ve açık bir tepki veren bu ilanlar ve sloganlar kendilerinin yaptığı gibi ani bir tepkiyle karşılık görüp söndüler ve yok oldular. (Kültürel ve bilimsel yayınlar dışındaki propagandaya yönelik yayın ögeleri)
Bu yönleriyle onları bizim bağırıp çağıran solcuların 60 lı yıllardan beri bağırmalarına karşın bir yere gelememelerine benzetebilir ve köklü değişiklilerin bu şekilde insan toplamaya çalışarak gerçekleştirilemeyeceğini söyleyebiliriz.

Dernekler, siyasi örgütlenmeler, kolektifler, resmi nitelik taşımayan cemaat ve tarikatler... Kimi açık - resmi, kimi gizli, kimi karma yapıda. Kimi üyelik sistemleriyle, kimi gönül, kimi inanç ve ruhsal bağlantılarla ve buna benzer oluşumlarla birbirine bağlanıyor. Birileri amacı için doğrudan ve açıktan çalışırken kimi de gizliden ya da dolaylı olarak çalışıyor.  




Otağ üyelerinin bu konu üzerine olan düşüncelerini merak ediyorum. Türkçüler bir birlik olacaklarsa ne türlü görünülebilirliğe sahip bir yapılanma içinde bu sağlanabilir? Bir an için yazdıklarımı unutup kendi öz düşüncelerinizi de belirtebilirsiniz.

  



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.044 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.