3 Mayıs 2044
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ekim 2019, 10:23:54


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: 3 Mayıs 2044  (Okunma Sayısı 2322 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Onbaşı Yamtar
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 446



« : 18 Eylül 2013, 22:06:12 »

Yıllar önce turkcu.net'de paylaşılmıştı. Okumayan ırkdaşlarımız okusun.

3 MAYIS 2044



Tarih: 3 Mayıs 2044.

Yer: Üç yanı denizlerle çevrili bir kara parçası.

Kişiler: Ömrünün kışını yaşayan emekli bir üniversite hocası. Ergenlik çağını henüz geride bırakmış bir talebe.

Bu, birbirinden farklı kuşakların ve düzenlerin kişileri birbirlerini tanımakta ve zaman zaman sohbet etmektedirler. Gene bu sohbetlerden birinde, konu derinleşir ve ilgi çekici bir hal alır. Hep birlikte izleyelim...

Öğrenci: Hi teacher, how are you today?

Hoca: Yavrum, dünyanın mevcut düzeninin getirdiği zorunluluğa rağmen bu dili henüz tam olarak öğrenemedim, insan bu yaştan sonra biraz zor öğreniyor. Anlayamadım ne demiştin?

Öğrenci: He Hoce, çave başe? Kurmanji zoni?

Hoca: Ah evladım, bana ne desen haklısın maalesef bu muhteşem dili de henüz öğrenebilmiş değilim, etrafımda herkes bu dili konuşuyor, bu yüzden kulaktan dolma bazı duyumlarla idare ediyorum,ama tam olarak öğrenemedim. Hani eskiden konuşulan bir dil varmış, istersen onu konuşalım.. Kimse duymaz umarım!

Öğrenci: Hocam sizde amma geri kafalısınız ya! İnsanlık aleminin ortak dili olan İngilizceyi bilmemeniz bir yana, bu ülkenin asli unsuru olan asil Kürt milletinin bu topraklara kazandırdıkları sayısız kültürlerden biri olan Kürtçe’yi bilmemenize şaşırdım doğrusu.. Sahi kuzum, siz uzayda mı yaşıyorsunuz?

Hoca: Hiç sorma, bu yüzden hayatta birçok zorluklarla karşılaşıyorum, geçen belediyeye bir işim düştü, memurlar beni anlamadı ve Kürtçeden başka dil konuşana hizmet vermeyeceklerini söylediler. Bir yandan da esnaf olsun, sokağımızın gençleri olsun bu dili konuşmayana kin ve nefretle bakıyorlar. Birgün başıma iş açılacak...

Öğrenci: Barbar Türklerin bu ilkel dilini kullanmak insanlık onuru ile ters düşüyor ama ne yapalım, başka çaremiz yok. Bu arada umarım birileri bizi duymaz, başımıza iş alırız sonra...

Hoca: Alçak sesle konuşalım, istersen öğrenmek istediklerini sormaya başla.

Öğrenci: Uzun zamandır kafamı kurcalayan bir soru var hocam. Siyasal ve tarihsel bazı araştırmalar yaparken uzun zamandır aklıma takılan bir soruya da cevap bulmayı düşündüm, biraz derinlere daldım ama, can you help me?

Hoca: Evladım, ben yaşayan bir tarih sayılırım, sayısız hükümetler, rejimler, fikirler ve kişiler gördüm. Sana yardımcı olacağıma inanıyorum.

Öğrenci: Hocam biraz tepeden inme olacak ama; Ben kimim? Neyim? Kimlerden gelmişim? Yaşam amacım, hedefim nedir? Bağlı olduğum veya olmam gereken değerler var mıdır? Ben bu topraklarda çeşitli ırkların bir katman oluşturarak meydana getirdiği melez bir oluşumun içinden bir kişi olduğumu sanıyordum, bildiğiniz gibi efendilerimiz Kürtler bizim burada yaşamamıza izin veriyorlar. Ama geçenlerde babaannem bizim aslen Türk diye bir soydan geldiğimizi söyledi ve hayli kafamı karıştırdı, biraz da üzüldüm tabi vahşi ve barbar bir soya mensup olduğumu öğrenince... Siz ne diyorsunuz?

Hoca: Aman evladım sen canına mı susadın? Böyle şeyler uluorta söylenir mi hiç? Gel bir kuytuya gidelim, sana herşeyi anlatacağım...

Bak yavrum, vakti ile buraları binlerce yıl önce vatanlaştıran senin atalarındı, yani bugün barbar diye bildiğimiz, vahşi ve işgalci diye bildiğimiz Türkler... Artık tarihin kara kaplı sayfalarında kalan ırkımız, ırkımız diyorum çünkü bende bir Türk’üm; bu vatanın gerçek sahibidir, vatanlaştıran, savunan asli unsurdur. Bugün Türkelleri'ndeki soydaşlarımız ile ismen bile benzerliğimiz kalmamıştır evet, ama onlarla aynı atalardan geliyoruz tarihimiz birdir.

Öğrenci: Hocam, bir dakika aklım çok karıştı. Siz neler söylüyorsunuz? Yani Türkler bu topraklara geldiklerinden beri üstün medeniyeti olan yerli halklara zulüm yapmadılar mı? En sonunda Kürt milleti akılcı politikaları ile bu güzelim toprakları onlardan kurtarmadı mı? Yani şu an burada yaşamamıza izin veriliyorsa bu Kürtlerin yüceliğinden kaynaklanmıyor mu?

Hoca: İstersen sana yakın tarihten başlayarak anlatayım? Sözümü kesmeden beni dinle...

1923’de bu topraklarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bir Cumhuriyet kuruldu. Tarihi boyunca milli kimliğini muhafaza ettiği ve kanını kirletmediği sürece esaret altına alınamayan ve yok edilemeyen bu millet, Türk’leri parya durumuna düşüren Devşirme Osmanlı vezirleri, sadrazamları ve işbirlikçilerinden hesap sordu, onlara asli unsuruna ihanet eden devletlerin sonunun ne olduğunu gösterdiler. Ondan evveli; içerdeki düşmanlardan da hesap soruldu.. Bunlar Ermeniler, Rumlar ve bugün ülkeyi ele geçiren Kürtlerdi. Her zaman Türk ırkını arkadan vuran bu toplulukların suçları cezasız bırakılmamıştı. Zaten bir Türklük ateşi ile bu Cumhuriyet’de bu olayların ertesinde kuruldu. Başbuğ Atatürk’ün ortaya saldığı Türklük ateşi ile akıllara Türk’lükten başka birşey gelmesi olanaksızdı, bunu hayal bile etmeye kimsenin iz’anı yetmezdi. Öyle ki henüz Atatürk sağ iken, 1937’de Türkiye Devleti, hain Kürtleri bir kadın pilot ile cezalandırdı, başlarına bomba yağdırdı. Bu, dünyadaki sayılı kadın pilotlardan merhume Sabiha Gökçen idi. 1938’de Atatürk ölünce ortada belirsiz ve pis kokulu rüzgarlar esmeye başladı. Oy avcısı hükümetler, satılmış zihniyetler asli unsurlarına ihanet etmeye başladılar gene...

Öğrenci: Nasıl yani? Zaten Türk’ler başta değil mi? Yani hükümetler Türk değil mi? Açıklar mısınız?

Hoca: Kısmen! Şöyle ki: Atatürk’ün ölümünden sonra gelen İsmet Paşa, aşağılık kompleksli bir kürt idi. Kürtlüğünün verdiği kıskançlık ve eziklikle –ki Atatürk’ü kıskandığı daha sonra anlaşılmıştır- O'nun adını paralardan, pullardan kaldırdı, kendine “Milli Şef” adını verdi. Bir Kürt, Türk topraklarında kendine Milli Şef adı veriyordu... Bununla da yetinmedi ve ülkede Türklük adına ne varsa ortadan kaldırmaya uğraştı, Bozkurt heykellerini yıktırdı, üzeri Bozkurt resimli para ve pulları tedavülden kaldırdı, Başbuğ Atatürk'ün emriyle Milli Eğitim Bakanlığı'nın girişine astırılan Ergenekon'dan Çıkış tablosunu indirtti ve ortadan yok etti. Türkçülere tabutluklarda işkence yaptırarak zındanlara attı. O Türkçüler ki, bugün kalan bir avuç Türk onların ne kadar ileri görüşlü ve zeki olduklarını anlıyor, yaşı benim gibi kemale ermiş olanlar şu an kafalarını
taşlara vuruyor.

“Nihal Atsız” adını hiç duydun mu?...

Öğrenci: Hayır, kimdir o?

Hoca: Benim de sorduğum soruya bak, sen Türklüğünü unutmuşsun, O'nu nerden duyacaksın, hem şu an kanuna göre Nihal, Hüseyin, Atsız, Selim, Mustafa, Kemal, gibi isimleri ve barbarlık döneminden kalma dedikleri “Kürşad, Atilla, Cengiz”... gibi isimleri kullanmak yasak. Neyse devam edelim, Nihal Atsız Beğ, Türk ırkçılığının fikir babasıdır. Türkiye Türkleri arasında Türkçülük şuurunun yayılmasında en etkili isimdir. Yüksek karakterli bir Türkçüdür, O'nun hakkında Türk Irkı ne dese az kalır. O ve arkadaşları, bundan tam 100 sene önce işkenceler gördüler, tabutluklarda ağırlandılar ki bunları yaptıran Kürt İsmet idi. Sebebi de, vatandaşların arasına tefrika sokmak, kardeşimiz olan asil Kürtlere karşı düşmanca tavırlar takınmak... Oğluna yazdığı bir vasiyet yüzünden saldırılara uğramıştır ki,bugün o vasiyetin geçerliliği anlaşılmıştır,geç de olsa... Ama artık iş işten geçti! Askeri mahkeme bu sanıkları beraat ettirmiştir ama zulümler ve Türk’lüğe saldırılar devam etmektedir. Sana 1950’lerde olan bir hadiseyi anlatayım, ister misin?

Öğrenci: Elbette, can kulağı ile dinliyorum...

Hoca: 1950'lerde Kürtlerin nüfusu en fazla 2 milyondu ve bu yüzden de sesleri çıkmıyordu, tek yaptıkları İran ile işbirliği, ordumuzu fırsat buldukça arkadan vurmak ve keçi hırsızlığı yapmak idi. Zaten Atsız Beğ, onların 1800'lü yıllardan beri ne yaptıklarını 1967'deki makalelerinde söyleyecek ve nasıl önlemler alınması gerektiğini söyleyecekti. Tabii bunun bedelini ödeyerek...

Öğrenci: Neler yazmıştı anlatın lütfen?

Hoca: Bekle, sıra gelecek. Konumuza dönelim: 1950'lerde bu Kürtler, gene İran için casusluk yaptıkları, hırsızlık ve kaçakçılık yaptıkları bir sırada yakalanmışlar ve birbirlerini gammazlayıp ele vermişlerdi. Gerçek bir Türk askeri, Kurtuluş Savaşı kahramanı bir orgeneral olan Mustafa Muğlalı Paşa o sıralarda oradaki ordumuzun başında idi ve bu alçaklara gereken cezayı vermiş, hepsini köpeklerine, hayvanlarına varıncaya kadar gebertmişti. Ne var ki demin sözünü ettiğim oy avcısı ve Türklük aleyhtarı hükümetler bu işi çarptırdılar ve onu mahkemeye verdiler. Paşa savunmasını tek cümle ile özetledi: KÜRTLERE İLİŞKİN DAVRANIŞLARI NORMAL KURALLAR ALTINDA ÇÖZMEK OLANAKSIZDIR. Ne var ki mahkum edildi, idama mahkum oldu. Paşa bu acıya dayanamayıp kahrından öldü kısa sürede. Asli unsura ihanet denen bu alçaklık bir zafer daha kazanmıştı. Yıllar geçti, Kürtler çoğaldılar ve gemi azıya almaya başladılar. Öyle ki artık dergiler çıkarıyorlar, mecliste Kürtlüklerini savunabiliyorlardı. Bu tehlikenin farkına varan Nihal Atsız Beğ, 1967 yılında yayınladığı makalelerde, Kürtlerin adi eşkiyalar, katiller hırsızlar sürüsü olduğunu, Farslıların ilkel ve vahşi bir kolu olduğunu yani kesinlikle Türk olmadıklarını, onlar hakkında söylenen “Dünyanın bütün kabalıklarını topladılar, karıştırarak onlardan Kürt yaptılar” sözünün doğruluğunu işaret ediyordu. Dilleri gibi tiplerininde bozuk olduğunu, eğer mevcut nisbetteki akıllarını başlarına devşirmezlerse sonlarının Ermenilere ve Rumlara benzeyeceğini, Türk ırkının aşırı sabırlı olduğunu ama ayranı kabarınca Kağan Arslan gibi önünde durulamayacağını söylüyordu.

Bu sözleri yüzünden Atsız Beğ hakkında soruşturma açıldı, Kürt dernekleri, öğrenci birlikleri onu tehdit ettiler, protesto ettiler, mecliste kürt miletvekilleri kendisine ağır suçlamalarda bulundular.

Öğrenci: Tabi o da bunun üzerine yazdıklarından çark etti değil mi?

Hoca: Çark etmek! Bırak yazdıklarının arkasında durmamayı, eski yazılarından daha şiddetli yazılar yazıp, seminerler verdi. Yazdıklarının geçerli olduğunu, Kürtler için kaçınılmaz sonun köklerinin kazınmak olduğunu söylüyordu. Önceki yazısında öne sürdüğü teklifi kabul etmeyen Kürtlere artık bu hakkında çok görüyordu. Demişti ki: Afrikaya, Barzaniye gitsinler oralarda yurt istesinler. Birleşmiş milletlere başvurup oradan vatan istesinler, bizim başımızı belaya sokmasınlar... Tabii yeni soruşturmalar, yeni mahkemeler geldi bunun arkasından ve Atsız Beğ’i hapse attılar. Bunu yapanların Türk’lüklerinin bilincinde olan torunları, yıllar sonra dedelerine beddua edeceklerdi. Herşeye rağmen Atsız Beğ arkasında bir Türklük bilinci bırakmıştı, ama bunun meyvesini Türkçülükten uzaklaşanlar yiyecekti. Öyle ki, zamanında O'nun yanında yetişen Alparslan Türkeş, İslamiyet ve Kürtler hakkındaki yazılarından sonra onunla yollarını ayırdığını söyleyecekti yıllar sonra yazdığı hatıralarında...

Öğrenci: Yani hem onun yanında yetişiyor, hem de Kürtleri mi savunuyor? Bu nasıl oluyor?

Hoca: Oluyor işte... Oysa ki Kürtler, en tehlikeli iç düşmanlardı. Bir damadı Kürt, diğer damadı da ingiliz olan Türkeş, siyasi hırsı yüzünden hocası, ustası Atsız Beğ'e ihanet etmiş, hatta kendisiyle hiç ilgisi olmayan 3 Mayıs'ı da kendine mâl etmeye çalışmıştır. Türkeş'in belirttiği ve kafalara soktuğu “Türk-Kürt kardeştir, bunu bozan kalleştir” sloganı sentezci kesimin felsefesi haline geldi. Bu da tabii ki Kürtlerin işine yaradı. Kürtler bilinçlenirken, Türkler afyon yutmuş bağımlılara döndüler. Kürtler bu fırsatı çok iyi kullandı. Öyle ki, bir Türkçü çıkıp Kürtlere karşı insanları bilinçlendirmeye kalktığında en önce sentezcilerden tepki görüyordu.

Öğrenci: İnanması çok güç! Yani kardeş saydıkları yetmiyormuş gibi bir de onların avukatlığını mı yapıyorlardı.?

Hoca: Aynen öyle! Et-Tırnak, 1000 yıldır beraber yaşama, kardeşlik gibi kavramlar beyinleri iyi fethetmişti. Birçokları gerçekleri görmekten acizdiler. Türkçüler en çok bu afyonlanmış kesim tarafından saldırıya uğruyorlardı. İlginçtir ki Türkçüler suçlanırken, faşist, nazi, kafatasçı gibi sıfatlar yakıştırılıyordu onlara...

Öğrenci: Kürtler o dönemde tam güçlü olmadıklarından sessizdiler tabii, değil mi?

Hoca: Bak kavramaya başladın. Tam güçlenene kadar beklediler, ürediler, ürediler, ürediler... Pis kanlarını Türk kanına karıştırdılar. İnanmayacaksın kendisine ülkücüyüm deyip de, onların batıya göçüp Türklerle evlenmelerini ya da Güneydoğuya Türklerin yerleştirip onlarla karıştırılmasını savunanlar vardı. Onları asimile edip bağrımıza basalım diyorlardı. Bunun tersinin olacağını görmekten çok uzak kişilerdi bunlar... Geçen bunu savunan eski arkadaşlarımdan bir tanesini gördüm, mürekkep yalamış birisi... Eski yazılarını, yani Kürtleri savunan yazılarını saklamış ve bir Kürt kodamanına bunları gösterip, oğlu için iş istiyordu, oradan nefretle uzaklaştım, sonra ne oldu bilmiyorum?

Öğrenci: Kürtler şimdi olduğu gibi vahşi miydiler eskiden de? Yani suçların çoğunluğunu işleyip, huzursuzluk çıkaran onlar mıydı?

Hoca: Tam üzerine bastın! Bu sayede milleti sindirdiler zaten... Şu an ülkeye bir bak nüfusun yüzde 65’i Kürttür. Diğerleri de kanlarını karıştıran çeşitli ırkların bileşiminden meydana gelmiş bir suni cemaat. Birkaç milyon da Türk kaldı elbette, biz de bunlardan biriyiz. Ama sakın bunu uluorta her yerde söyleme, zaten bizi diri diri yakmak için fırsat kolluyorlar, Türk olduğumuzu öğrenirlerse bu bizim için iyi olmaz.

Öğrenci: Hocam eğer ben bir Türk isem, her ne kadar bunu yeni öğrenmiş olsam da burada Kürtlere kızamıyorum, onlar en nihayet tabiatın kanunlarını yerine getirip kendilerine yaşam alanı açmışlar. Burada lanetlenmesi gerekenler "Kürtleri eğitmeliyiz, kazanmalıyız, onlar bizim kardeşimiz" diyenler ve milleti afyonlayanlardır. Tanrı cezalarını versin...

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN!

O GUN GELIRSE ESIR OLACAGIMIZA CANLI BOMBA OLURUZ!

GOK GIRSIN KIZIL CIKSIN!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Toprak ana uyuturken koynunda bizi
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 18 Eylül 2013, 22:09:53 »

Kıyametin o tarihten önce kopmasını dilerim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Onbaşı Yamtar
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 446



« Yanıtla #2 : 18 Eylül 2013, 22:17:11 »

Bahadır Ağabey kıyamet kopmasa da yazının sonunda yazılı ne olacağı.

GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Toprak ana uyuturken koynunda bizi
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.847


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #3 : 18 Eylül 2013, 22:34:23 »

Yani gevşek ümmetçiler, yani allahla kandırılıp ırkını satanlar, yani kürt denen enciğe bin yıllık kardeşimiz diyen mhp, yani kürt ne kadar Türkse bende o kadar kürdüm diyen kıçbuğ alparslan türkeşdir suçlular.

Bu yazıyı on kez okudum belki, her okuyuşumda da kesinlikle yeniden ders çıkartarak Türkçülük savaşımı kamçılıyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Onbaşı Yamtar
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 446



« Yanıtla #4 : 18 Eylül 2013, 23:02:58 »

Andalar, ırkdaşlar gidişat kötü kere kötü...

23 Temmuz 2003 tarihinde yani bundan 10 yıl önce turkcu.net otağına şunları yazmışım.
Kırmızı ile yazılanları yeni ekledim.

Alıntı
23 Temmuz 1919'dan - 23 Temmuz 2003'e

23 Temmuz 1919 , yer Erzurum ; Tanrı'nın Türk'e gönderdiği son Bozkurt; Başbuğumuz Atatürk milli mücadeleyi başlattığı Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin attığı Erzurum Kongresi'nin açılışını yapıyor. Arkasından koskoca bir millet uyanıyor , Bozkurt yine yol gösteriyor Türk, Ergenekon'dan çıkıyor.

23 Temmuz 2003, yer Erzurum; Bozkurt'un koltuğuna sinsi bir çakal oturuyor iğrenç gülüşüyle sırıtarak , yurdu düşmana satma planı olan bilmem kaçıncı pakedi tartışıyorlar (bugün olduğu gibi yine sözde demokratikleşme pakedi). Her türlü mandacılığa millettin mukavemet edeceği, milli kurtuluşun top yekün savaşarak kazanılacağı kararlarının alındığı bu kutsal mekanda , Türk Yurdu'nu düşmana peşkeş çekme yasaları tartşılıyor. Kutlu ordumuzu devlet yönetiminden uzaklaştırma yolları aranıyor. Şerefsiz herif neden taktın bu kadar MGK sekreterliğine (o tarihlerde Paşaların oturduğu bu koltuk bugün sivilleştirildi ve o tarihte MGK Genel Sekreteri olan Tuncer Kılınç, Ergenekon Davasından; sonrasında yerine geçen Şükrü Sarıışık ise 28 Şubat davasından tutuklu)önünüzdeki tek engel Türk Ordusu mu zannediyorsun mendebur, bilmezmisin biz bu ülkeden kazma kürekle de düşman kovmayı biliriz. Daha dün hristiyan birliği dediğin haçlı zihniyeti dediğin yere girmek için şimdi kıç yalayarak,rezilce,köpekleşerek girmeye çalışıyorsun.

Yapılanlar haddini aşmıştır, nispet yaparcasına Sivas'ta Amasya'da da bakanlar kurulunu toplayacakmış oralarda da Atamın koltuğuna oturacak oralarda sırıtacak haince.Kanıma dokunuyor,zoruma gidiyor, küfür etmekten başka birşey yapmamak.

Irkdaşlarım ,
Başbuğumuzun bize bıraktığı "Gençliğe Hitabe" bugünler içindir.Bugün herkes yeniden her kelimesine her cümlesine dikkat ederek tekrar okusun Başbuğumuzun bize bıraktığı vasiyeti ve günümüzle karşılaştırsın o zaman dediklerini. Başbuğumuzun emirlerini yerine getirmek boynumuzun borcudur.Bugün burda nefes alabiliyorsak , başımızın üzerinde fransız yunan ingiliz bayraklarından biri dalgalanmıyorsa O ve O'nun arkasından giden Kuvay-i Milliye Bozkurtları sayesindedir. Başbuğumuza yapacağımız en büyük saygısızlık bu Türk Yurduna sahip çıkmamaktır.

Irkdaşlarım,
yazı yazmakla oturduğumuz yerden kendi kendimizi yemekle bir yere varamayız , bir an önce ülke yönetiminde söz sahibi olmalıyız , bir an önce toplanmalı artık gerçek hayatta da birlik olmalıyız. hiç birşey yapamıyorsak -ki isteyen mutlaka yapar- davaya yeni Türkçüler kazandırmalıyız.

Aradan 10 yıl geçtikten sonra bakıyoruzki o zamanlar henüz 1 yılını doldurmamış bu iktidarın neler yapacağını biz Türkçüler o zamandan görmüşüz. Korkarım yukarıda yazılanlar da bu gidişle gerçekleşecek.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Toprak ana uyuturken koynunda bizi
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!
BALTAR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 470



« Yanıtla #5 : 19 Eylül 2013, 06:52:31 »

Ellerine sağlık kandaşım. Önümüzdeki Türkiye düzenini bir Türkçü anca bu kadar güzel ve yerinde tespitlerle değerlendirebilirdi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Mermiler sıkılır devlet için
Giderse can boşuna değil vatan için..
BALTAR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 470



« Yanıtla #6 : 19 Eylül 2013, 06:58:21 »

Arapların en aklı başında olduğu bir döneme cahiliye devri dediler, yakın dönemimizde de Türklerin barbar dönemi diyecekler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Mermiler sıkılır devlet için
Giderse can boşuna değil vatan için..
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.082 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.033s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.