3 Mayıs 1944'ün Türk demokrasisinin gelişmesine sağladığı katkı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ekim 2019, 04:16:50


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: 3 Mayıs 1944'ün Türk demokrasisinin gelişmesine sağladığı katkı  (Okunma Sayısı 3219 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
_Urungu_
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 4



« : 15 Aralık 2010, 21:47:49 »

  GökTürk

Tarihte meydana gelen olayları, pek çok zaman, etki tepki prensibi içinde reaksiyoner bir duruşla açıklamışızdır.Bu duruş sosyal bilimler açısından makul olmadığı gibi gayeci - Türkçü  bir duruş da değildir. Çünkü etki tepki prensibi fizik kanunları için geçerlidir ve nesnelerin hareketliliği beşerî dünyanın sosyolojik olguları ile her zaman bağdaşmaz.

 

Bu pek çok olaydan biri de 3 Mayıs Türkçülük - Turancılık davasıdır. Şu ana kadar bu olaya ilişkin belleğimize kazınan bilgi, kronolojik bir hamaset kültürü içerir. Bu hamaset kültüründe anti-komünist tavır, Türkçü - Turancı kimlik ve kahramanlık övgüleri vardır ve böylesine mühim bir olayın , anlatımı için bu övgü yeterlidir.

 

Alışıldık bilgiler ve oturmuş kanaat, daha ne olabilir? sorusuna başvurabilir.Biz bu yazıda belki de 3 Mayıs olaylarını yeniden değerlendirip, tarihi bir olayın keşfine çalışacağız ve hiç bir olayın tek bir sonuca indirgenemeyeceğine dönük prensibi netleştireceğiz.

 

Önce 3 Mayıs davasını hatırlayalım.

 

Devir, bir savaş sürecidir.

 

Türkiye, tarafsızlığını korumaya çalışan ama savaşan ülkelere eğilim gösteren aydınlara sahip bir ülkedir.

 

Devlet Başkanı İsmet İnönü, Başbakan ise Şükrü Saraçoğlu'dur.

 

Toplum milli şef diktatörlüğü ile ekonomik yoksulluk arasında sıkıştırılmış ve bir avuç CHP elitinin toplum mühendislerince, kültürel dayatmalara maruz hale getirilmiştir. Bu durum 3 Mayıs'ın sosyal yönüdür ve ne yazık ki bu yön hep ıskalanmıştır. Dolayısıyla bu ıskalama 3 Mayısçı'ların tepkici reaksiyoner kimlikle sınırlandırılmaları sonucunu getirdiği gibi ideolojik karakterli karşıt duruşların ithamlarını da cevapsız bırakmıştır.

 

Türkçüler 3 Mayıs'ta devrin iktidarına samimiyetsiz politikalarını hatırlatmışlardır. Olayın önderi Hüseyin Nihal Atsız Atamız'ın Başbakan Saraçoğlu'na gönderdiği iki ayrı açık mektup bir sebep değil, bir sonuçtur. Böyle bir sonuca yol açan sebep ise milli şef iktidarının baskısı ve halkın içinde bulunduğu sefalettir.Sağcı ya da solcu olsun bu konuda görüş serdeden kalemler, 3 Mayıs 1944 olaylarını Atsız'ın şüphesiz kadrolarında yer alan komünistlerin bizzat devletliler tarafından himaye edildiğini anlatan mektuplarını baz alırlar.

 

Bilindiği gibi Atsız o dönemde bir lise öğretmenidir. Atsız ve Türkçülerin fark ettiği görünen gerçek, Başbakan Saraçoğlu'nun "Ben Türkçü bir başbakanım. Türkçülük bizim için bir kültür meselesi olduğu kadar bir kan meselesidir" sözleri ile hükümetin bir kanadının tutumundaki çelişkidir.

 

Sonrası malum, Nihal Atsız - Sabahattin Ali davası, 3 Mayıs mahkemeleri ve olayları, tutuklanmalar, yargılanmalar, tabutluklar ve her yıl tekrarlandığı gibi burada hadisenin kronolojisini yapmayacağız. Çünkü 3 Mayıs 1944 olayları, anlatıla gelenin öte sinde sonuçlar vermiştir; Türk demokrasisinin gelişim çizgisine katkı şeklinde de özetlenebilecek bir artı değeri oluşturmuştur.



Olayları tek yanlı açıklama alışkanlığındaki aydınların görüşlerinin aksine 3 Mayıs Turancılık davasının milli şef diktatörlüğünü sona erdiren olayların başlangıcını ihtiva ettiğini belirtmek, o eserden bu yana orijinalliğini korumaktadır. Ve bu olay Türk demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Sistemin baskıcı karakterine direnen Türkçüler, İdeolojik kimliklerinin ötesinde siyasal bir talep sahibi olmasalar da milli şef diktatörlüğüne hür irade dersi vermeyi bilmişlerdir. Mahkeme seyri hadiseyi ırkçılık-turancılık parantezine sıkıştırmış olsa da bu kalkışla açık bir muhalefet tavrıdır. Bunu Atsız'ın açık mektuplarının öncesinde kaleme aldığı makalelerde, yazılarda görebiliriz.

 

Mesela bir yazısında Atsız şunları söylemiştir: "Millet iyice doymazken bu yüzden verem, memlekette almış yürümüşken gösterişli, masraflı beyaz trenle sık sık seyahat etmenin sırası mı idi? Hele milletin menfuru olan ve haklarında söylenen menkıbeler ayyuka çıkan yandaşları yanına almanın manası var mıydı?Ya Savarona yatı? Ordusunun nakliye işleri deve kollarıyla yapılan bir devletin başkanı bu kadar lüks bir gemide gezmeli mi idi?"

 

Görüldüğü gibi Turancılık davasının bir no'lu sanığı konumundaki Atsız'ın, 3 Mayıs 1944'den bîr süre önce kaleme aldığı bu ve benzeri yazıları, tavrın, tepkisel boyutun ötesinde toplumcu bir niteliğe haiz olduğunu gözler önüne seriyor.Bu aksiyoner tepki donemin aydınlarını etkilemiştir. Mahkeme sahafati CHP içindeki hürriyetçi demokratik gruplaşmalara heyecan ve cesaret vermiştir. Zaten Bayar - Menderes ikilisinin 4'lü takrirle öne çıkmaları ve Demokrat Parti'nin kuruluşu Türkçülük - Turancılık davasının turnusolunda gelişen olaylardır.

 

1944 olayları şüphesiz başlı başına demokrasi parantezinde incelenemez. Sonuç noktasındaki kahramanların demokrat politik kimlikte o sıralar öne çıktıkları söylenemez. Daha çok radikal milliyetçi tavır ön plandadır. Bu gelişme Türk milliyetçiliği hareketinin kurumlaşmış ifadesi olan Kemal Atatürk, Türkçüdür. Devleti Türkçü ideoloji ile şekillendirmiştir. Bu şekil İsmet İnönü şefliğinde deforme olunca aydınlar tavır koymuşlardır, Mustafa Kemal'in modernist milliyetçiliği milli şefin kimliğinde batıcı beynelmilelciliğe dönüşünce dünya konjoktörünün etkisiyle gidişe dur denilmek istenmiştir.

 

Milli şef kimliğindeki batıcı beynelmilelci ideolojinin aktörleri ise pozitivist sosyalist çizgileri ile dikkat çekmişlerdir. Hasan Ali Yücel'in Eğitim Bakanlığı marifetiyle korunmuş kollanmış bu görüş, milliyetçi devrim sürecinde sosyalist devrim rayına makas atmak çabasındadır. 3 Mayısçılar bir taşla üç kuş vurmuş, bir yandan bu yapılaşmaya dikkat çekmişler, diğer yandan milliyetçi gidişatın bozulmasından dolayı hoşnutsuzluklarını belirtmişler öte yandan ise ağır milli şef diktatörlüğüne karşı demokrasi bayrağının ilmik ilmik dokunmasına katkı sağlamışlardır.
 GökTürk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 15 Aralık 2010, 22:01:53 »

_Urungu_ kandaş, değişik bir şekilde ele almışsın ve anlatmışsın 3 Mayısı.

Ancak; Türklüğün, şu an en büyük sorunlarından birisi tam demokrasi bence. Gayri Türklerin nüfus artışı bu şekilde yükselmeye devam ederse, 50 yıl sonra Türkiyeyi Türklerin yönetmesi hayal olur. Gerçi şu anda Türkler yönetmiyor denebilir fakat azınlık olunca çok daha farklı olur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
_Urungu_
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 4



« Yanıtla #2 : 15 Aralık 2010, 22:05:23 »

Kandaşım, şahsi kanaatimce önemli olan demokrasinin kimin elinde olduğu ve hangi yöne kullanıldığıdır. Türk’ün çıkarına işlediği sürece fazla demokrasi göz çıkarmaz Gülümseme Esenlikler
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 15 Aralık 2010, 22:26:15 »

Bence 3 Mayıs ya da bilinen adıyla Irkçılık-Turancılık Davası'nın neden başlatıldığı, neden o güne kadar dokunulmayan Türkçülerin bir anda "vatan haini" olarak gösterilmeye başlandığını anlayabilmek için İkinci Dünya Savaşı'nın gidişatı da incelenmelidir.
Almanya harpte önde görünürken Hitler'den "Führer" diye bahseden gazetelerin, savaş sonrasındaki tutumlarına; Türkçülüğe göz kırpanların Sovyetler Almanya'ya doğru ilerlerken nasıl kızıllaştıklarına dikkat edilmezse bu davanın neden açıldığı sorusu hep eksik kalacaktır.
1931'den bu yana Türkçü olduğunu makalelerinde ilan eden Atsız'ın 1944'te nasıl "vatan haini" ilan edildiği sorusunu cevaplerken İsmet İnönü'nün tutarsızlıkları gözardı edilemez.
İsmet İnönü Türkiye'si tarih kitaplarında anlatıldığı gibi İkinci Dünya Savaşı'nda tarafsız değildir. Savaşın bitmesine iki ay kala Almanya'ya savaş ilan etmiştir. Saldırmama üzerine anlaştığı Almanya'ya "nasılsa dağılıyor" diye saldıran İnönü, aynı düşünce ve aynı baskılarla Türkçüleri cephe almıştır.

Davada yargılananların savunmaları okunursa, neredeyse hepsinin İnönü'nün dava öncesindeki sözlerini örnek verdiği görülür. Dünya ırkçılık çerçevesinde düzen almaya yönelirken ırkçı tutumlar sergileyen İnönü, ibre komünizmi gösterdiğinde en sıkı kızılcı kesilmiş ve Türkçülere karşı "haçlı seferi" yapmıştır.

Irkçılık-Turancılık Davası büyük çileler ve işkenceler altında görülmüştür. Fakat bu davanın bugünlere bıraktığı en önemli miras, kimin dik duruşlu ve yolundan dönmez karakterde olduğunu, kimin bir zorlamayla davayı sattığını görmemizi sağlamıştır. Bu davadan ders almamız gereken kısmı budur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.043 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.