Yeni Osmanlıcılık kimlerin tezgahı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 22 Ekim 2019, 12:59:04


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yeni Osmanlıcılık kimlerin tezgahı  (Okunma Sayısı 1793 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 25 Ekim 2015, 13:38:05 »

İktidara geldiğinden bu yana 12 yıldır Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kuruluş ilkelerine ve değerlerine yönelik saldırılarına ibretle şahit olduğumuz bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu habis zihniyetin köklerini tarihte aramak gerekir.
Bizim neslin hafızasına nakşolmuş bir ifade vardır. Büyük Türk milliyetçisi rahmetli Prof. Remzi Oğuz Arık’ın günümüzden 70 yıl evvel kitaplarına geçirdiği bu söz şudur:
 “900 yıldır bu yamalı coğrafya parçasını yekpare bir vatan yapmak için sınır sınır boşalan Oğuz boylarının kanı namına ayağa kalkıyoruz.

Arkadaşlar!
Bu vatan onlara layık olan insanların elinde bir bütün olarak birleşmezse müstemleke olacaktır.”
İşte yeryüzündeki son Türk imparatorluğu olan Osmanlı’nın, benzeri doğmayacak bir kahramanın ölümü gibi kan ve ateş selleri arasında yıkılıp gitmesinden sonra o harabelerden dipdiri bir üniter Türk devleti çıkaran Atatürk’ün Cumhuriyet’i ifade eden veciz sözlerinin bugünlerde hatırlanması lazım gelir:
 “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli yüce Türk kahramanlığı, yüksek Türk kültürüdür.”
Atatürk bu sözü tesadüfen söylememiştir. Bu söz, büyük bir milli tarih şuurunun birikimidir. Çünkü 1. Dünya Savaşı, sadece Osmanlı’nın değil, bütün monarşilerin ve bütün imparatorlukların yıkılması sonucunu doğuran bir savaştır. Yine bu konuda Atatürk’ün şu tespiti çok dikkat çekicidir:  “Batılılar, çöken Osmanlı ile beraber imparatorluğun bünyesindeki bütün azınlık unsurlarıyla birlikte Türk’ün de çöktüğünü sandılar. İşte bunda yanıldılar. Türk çökmemiştir.”
Nitekim çağımızın en büyük dünya tarihçisi Arnold Toynbee de bu durumu şöyle ifade eder:
 “Batılılar 200 yıldan fazla bir zaman içinde yaşlı Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını paylaşmak için Türk’ün üstüne üstüne gittiler. Viyana’dan başlayan Türk bozgunu Ankara önlerindeki Sakarya Irmağı kenarında doğrudan doğruya Türk’ün kendisiyle karşılaştı. Korkunç bir ateş duvarına çarpmış gibi geriye döndü. Türklerin Sakarya’da kazandığı bu zafer dünya tarihinin en büyük dönüm noktasıdır. Artık Türklerin yeniden yükselme devri başlamıştır. Türklerin bu istiklâl mucizesi 80 yıl sonraki tarihçiler tarafından çağımızın en büyük olayı olarak görülecektir.”
Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi Batılılar, yüzyıllar boyunca Türkleri parçalamak ve yok etmek için çalışmıştır. Bu gayelerinden asla vazgeçmemiş olan Batılılar, artık günümüzde eski sistem ve metodunu değiştirdiler. Büyük Türk zaferinden beri milli birliğini kurmayı başaran Türkiye’yi yıkmak için yeni sistemler, stratejiler ve metotlar geliştirdiler. Ellerini hiç bir zaman Türkiye üzerinden çekmediler.
Şimdi dış güçlerin tertibi ile ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen,  “Yeni Osmanlıcılık”  ve “Yeni Türkiye”  kavramları içi boş ve kaos yaratmaya yönelik sinsi planlardan başka bir şey değildir.
Eskilerin deyimiyle, iktidar tarafından pazarlanan bu kavramlar tam manasıyla ham hayaldir. Eski filozoflar der ki; milletleri uyutmak için ya içi boş büyük hayallerle oyalayın veyahut küçük idealler peşinde koşturun.

Bugün için yapılan tam da budur. Batılılar, yine Türkiye’de asla vazgeçmedikleri senaryolarını sahneye koymak peşindedirler.
Ama biz biliyoruz ki eski Osmanlı bütün müesseseleriyle tarih olmuştur. Yeni ve güçlü bir Türk birliği olan Cumhuriyetimiz 90 yılda kök salıp büyük emeklerle ve atılımlarla gelişerek bugüne geldi. Artık, Osmanlı’nın sadece nostaljik bir kültürü yaşamaktadır. Batı’nın her türlü Türklüğü yıkmak ve yok etmek plan ve programlarına karşı yapılacak tek şey Cumhuriyet’e ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, o aziz Türk evlâdının modern ve çağımızı aşan temel prensiplerine sarılmaktır.
En büyük övüncümüz olan kahraman ordumuzun her ferdinin hücrelerine kadar işleyen  “Harbiye Marşı” nın bir beyti bize yol göstermeye yeter:
Kanla irfanla kurduk
biz bu Cumhuriyet’i
Cehennemler kudursa
ölmez nigâhbanıyız.
Bugünkü iktidar acaba hangi milletin temsilcisi olduğunun bilincinde midir?

Muhiddin Nalbantoğlu
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 26 Ekim 2015, 10:22:43 »

Özet niteliğindeki araştırma Osmanlıcılık hareketinin doğuşu eksenlidir.

“Siyasal milliyetçiliğin oluşumundan önce toplumların geçmişinde bütünleştirici bir zaman dilimi yaşanması gerekmektedir. Geçmişlerinde kültürel değerler bakımından ortak noktalar oluşturmayı başaran toplumlar, böylece kültürel milliyetçiliği gerçekleştirmiş olurlar. Kültürel milliyetçiliğin oluşumunun tamamlanması ise siyasi milliyetçiliğin habercisidir.”1

Fransız İhtilali ve milliyetçilik akımının ortaya çıkardığı sonuçları statüko lehine çevirmek amacıyla 1815 yılında Avusturya Başbakanı Metternich’in çağrısıyla Viyana’da bir konferans toplandı. Ancak bu konferans sonunda da milliyetçilik, Avrupa’da en önemli siyasal akım olarak varlığını devam ettirdi. Kongrede Metternich’in kullandığı “Şark Meselesi” kavramı, Osmanlı Devleti’nin daha sonraki varlığını büyük ölçüde etkileyecek bir kavram olarak siyasi literatürdeki yerini almış oldu. Bu kavrama bağlı olarak, ilerleyen zaman diliminde Osmanlı Devleti’nde meydana gelecek olan milliyetçilik akımları doğrudan batılı devletlerin güdümüne girecektir.

İhtilal sonrası, Osmanlı coğrafyasında da etkili hale gelen milliyetçi oluşumlar, kısa süre içerisinde dış destek bulmayı başarmışlardır. Osmanlı Devleti’ni Balkanlarda bir işgalci olarak gören batılı devletler, bu milliyetçilik isyanlarını bağımsızlık mücadelesi veren Balkan halklarının özgürlük mücadelesi olarak gördü ve bu isyanları destekledi. Osmanlı Devleti’nin iç sorunu olan bu isyanlar, ortaya çıkan müdahaleler sonucunda, Osmanlı Devleti ile Avrupa devletleri arasındaki ilişkilerde en önemli gündem maddesi haline gelecektir. Ortaya çıkan milliyetçilik isyanları ve bu isyanlara Avrupalı devletlerin destek olması Osmanlı yönetimini haliyle bir takım önlemler almaya iter. Alınacak önlemlerin her şeyden önce devletin bütünlüğünü koruyabilmesi gerekmektedir. Bu arayışın sonucunda, milliyetçiliği siyasal bir akıma dönüştüren eşitlik, adalet, millet hakimiyeti kavramlarının, aynı şekilde milliyetçilik karşısında bir silah olarak kullanılabileceği düşüncesi ortaya çıktı. Bu nedenledir ki, Tanzimat Fermanı, geleneksel Osmanlı toplumunun sahip olduğu anlayışı belli ölçüde dönüştüren bir “eşitlik” vaadiyle ilan edildi. Fermandaki eşitlik vurgusu aslında var olan devlet düzeninde yeni bir yapılanmayı öngörmekteydi. Bunun sonucu olarak da var olan eşitliği pratiğe dönüştürecek birtakım somut adımların atılması zorunlu hale gelmişti. Milliyetçilik akımlarına karşı Osmanlı Devleti, alternatif politikalar üretmeye çalışır. Milli devlet kurma anlayışına dayalı bu milliyetçilik anlayışına bir önlem olması amacıyla Osmanlı milleti projesi gündeme getirilir.2

Bu düşünce farklı dilleri konuşan, farklı inançlara mensup insanları Osmanlıcılık kimliği altında bütünleştirmeyi hedeflemiştir.3

Osmanlıcılık düşüncesi ile Fransız İhtilali’nin yaymış olduğu milliyetçilik düşüncesine karşı benzer kavramlarla bütünleştirici bir model oluşturulmaya çalışılmıştır. Bunun sonucunda ortak dil, ortak kültür, ortak tarih sloganı ayırıcı etkiye karşı bütünleştirici bir alternatif olarak sunulmaya çalışıldı.4

Dolayısıyla Osmanlıcılık, Fransız İhtilali’nden sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun sorunlarından en önemlisi haline gelen çeşitli unsurların bağımsızlık hareketlerini ve imparatorluktan kopma çabalarını, her türlü etnik kimliğin üzerinde oluşturulacak bir Osmanlılık kavramı ile önlemeye çalışan akımın adı olmuştur.5

Eşitlik prensibi, Müslümanlarla gayrimüslimlerin hak ve sorumluluklar bakımından eşit bireyler olmasını öngörmekteydi. Bu durum millet-i hâkime olarak adlandırılan Müslümanların üstün konumlarını kaybetmesi anlamına gelmekteydi. Ayrıca devletin, tüm etnik ve dini unsurlarla olan ilişkilerini eşitlik prensibine uygun bir hale getirmesi gerekiyordu. Bu anlayış gayrimüslim unsurların geleneksel cemaat yapılanmasının da belli düzeyde değişimini içermekteydi. Her şeyden önce eşitlik prensibi cemaatler içerisindeki dinsel yönetimin yanında, seküler bir yapılanmayı da beraberinde getirmektedir.

Milliyetçilik akımlarının Osmanlıya etkisi ve Osmanlı Devleti’nin milliyetçilik akımına verdiği tepkilerin neticesinde bugünlere geldik. Bu ayrım, Tanzimat ve Islahat Fermanları ile Kanun-ı Esasi, Osmanlıcılık akımı üzerinden değerlendirilebilir. Bu nedenle Yeni Türkiye ve Yeni Osmanlıcılık senaryoları ile çevremiz tekrar kuşatılmaya, kendi yarattıkları iktidar ve zümreler ile de bu topraklarda Türklerin hakim güç olmasının önüne tekrar geçilmeye çalışılmaktadır. Üstelik o dönemin şartlarına dayanan coğrafya eksenli monarşi içindeki etnik yapı içeren hareketleri, bugünün Türk Coğrafyasında ayaklanma, terör ve toprak talep hareketlerine eklemleyerek doğal ve kültürel zemine dayalı bir etnik yapı senaryosuna dönüştürme gayretini de mevcut Osmanlıcılık düşüncesi üzerinden tekrar karşımıza çıkarmaktadırlar. Bu topraklar daima Türklerindir. Konuya girişte bilinçli olarak kullanmış olduğum alıntıdaki gibi asla başka bir siyasi milliyetçilik hareketine ve kültür milliyetçiliğine izin verilmeyecektir.

Yeni olan bir şey var ise; o Türk'ün daha da güçlü olduğudur.

“Batılılar, çöken Osmanlı ile beraber imparatorluğun bünyesindeki bütün azınlık unsurlarıyla birlikte Türk’ün de çöktüğünü sandılar. İşte bunda yanıldılar. Türk çökmemiştir.” Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Bu konu üzerine mutlaka Halil İnalcık Hocamız ve Mehmet Seyitdanlıoğlu’nun birlikte derlemiş oldukları ‘Tanzimat’ isimli eserde yer alan makalelerin yanı sıra, seminer ve sempozyum bildirileri de incelenmelidir. Bunun yanında dönemin tanıkları arasında yer alan kişilerin eserlerinden de mutlaka yararlanılmalıdır. Abdurrahman Şeref’in ‘Tarih Söyleşileri’, Ali Suavi’nin ‘Ali Paşa’nın Siyaseti’, Mahmut Celalettin Paşa’nın ‘Mir’at-ı Hakikat’ ve Mehmet Selahattin’in Jön Türkler arasındaki anılarını konu edinen eserleri de incelenmesi esas kaynaklardır.


1 Hayes, a.g.e., s. 19.; Partha Chatterjee, Milliyetçi Düşünce ve Sömürge Dünyası, çev. Sami Oğuz, İstanbul: İletişim Yay., 1996, s. 13.
2 McCarthy, a.g.e., s. 79-80.; Mümtaz’er Türköne, Türk Modernleşmesi, 2. Baskı, Ankara: Lotus Yay., s. 254.; Ercüment Kuran, “19.Yüzyılda Milliyetçiliğin Türk Eliti Üzerindeki Etkisi”, Ortadoğu’da Modernleşme, İstanbul: İnsan Yayınları, 1995, s. 156.
3 İlber Ortaylı, “Osmanlı Kimliği”, Cogito, S. 19, İstanbul: Yapı Kredi Yay., 1999, s. 78-79.; Bilal Eryılmaz, Tanzimat ve Yönetimde Modernleşme, İstanbul: İşaret Yay., 1992, s. 88.
4 Uzun, a.g.m., s. 136.
5 Şükrü Hanioğlu, “Osmanlıcılık”, TCTA, c.V, İstanbul: İletişim Yay., 1985, s. 1389.

Tan Hu”Emre”
26.10.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.