TÜRKÇÜLÜĞÜN TARİHİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Kasım 2017, 13:06:40


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKÇÜLÜĞÜN TARİHİ  (Okunma Sayısı 1961 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 02 Ağustos 2009, 00:15:17 »

TÜRKÇÜLÜĞÜN TARİHİ


Türkçülüğün yurdumuzda ortaya çıkmasından önce Avrupa’da Türklükle ilgili 2 hareket olmuştur. Bunlardan birincisi Türk hayranlığıdır. Türkiye’de yapılan ipekli ve yün dokumalar,halılar,kilimler,çiniler,mangallar,şamda nlar vb. Türk sanat eserleri çoktan Avrupa’daki sanat severlerin ilgisini çekmiştir. Bunlar Türklerin eseri olan bu güzel şeyleri binlerce lira vererek toplarlar ve evlerinde bir Türk salonu oluştururlardı. Bazıları da bunları diğer milletlere ait güzel şeyler arasında sergilerlerdi. Ressamların yaptıkları tablolar ile şairlerin yazdıkları kitaplar da türk hayranlığı içine girerdi. Avrupa da ki bu hararetlilik tamamen Türkiye deki Türklerin güzel sanatlardaki üstünlüklerin bir sonucudur.

Avrupa’da ortaya çıkan 2. Harekete de Türkiyat (Türkoloji) adı verilir. Rusya’da, İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Amerika’da, birçok bilim adamı eski Türklere, Hunlara,ve Moğollara ait tarihi ve arkeolojik araştırmalar yapmaya başladılar. Türk tarihinin çok eskiye dayandığını, oldukça yüksek medeniyetler kurduğunu ortaya koydular. Tabi ki bu hareketler yurdumuzdaki bir takım fikir adamlarının da ruhuna etki yapıyordu.

Sultan Abdulaziz’in son dönemi ile Sultan Abdulhamid’in ilk devirlerinde, İstanbul’da büyük bir düşünce hareketi görüldü. Burada hem bir Er cuman-i Danış (akademi) oluşmaya başlamış, hem de bir darülfünun (üniversite) kurulmuştu. Bundan başka askeri okullar yeni bir ruhla yükselmeye başlamıştı.

O zamanlar bir üniversitenin tarih profesör Ahmet Tevfik Paşaydı. Ahmet Tevfik Paşa, Şecere- i Türki’yi (Türklerin soy kütüğü) Doğu tarihçesinden İstanbul tarihçesine çevirdi ve Osmanlı lehçesi Türk lügati hazırlandı. Ahmet Tevfik Paşanın başka bir orijinalitesi de Moriel’nin komedilerini Türk geleneklerine adapte etmesi ve şahısların adlarını ve kimliklerini Türkçeleştirerek Türkçüye aktarması ve milli bir sahnede oynatmasıdır.

Darülfünun’un bu profesörü Türkçülüğün bu ilk esaslarını kurarken, askeri okullardan sorumlu olan, bakan Süleyman Paşada Türkçülüğü askeri okullara sokmaya çalışıyordu. Yurdumuzda ilk olarak Çin kaynaklarına dayanarak Türk tarihi yazan Süleyman Paşa olmuştur.

Avrupa tarihindeki Hunların Çin tarihindeki Hiyong-nu’ lar olduğunu ve bunların Türklerin ilk bilinen dedeleri olduğunu ve oğuz hanın Hiyong-nu devletinin kurucusu Mete olması gerektiğini bize ilk öğreten Süleyman Paşa’dır. Süleyman Paşa ayrıca dilimizin grameri ile ilgili bir kitap da yazdı.

Görülüyor ki Türkçülüğün ilk babaları Ahmet Vefik Paşa ile Süleyman Paşa’dır.

Türkiye’de Abdülhamit bu kutsal akımı durdurmaya çalışırken, Rusya’da iki büyük Türkçü yetişiyordu. Bunlardan biri Mirza Fethali Ahundzade’dir. Diğeri Gaspralı İsmail’dir. Abdulhamid’in etkisiyle, Türkçü olan Hüseyin-Zade Ali bey tıbbiyede Türkçülük esaslarını anlatılıyordu. Turan ismindeki şiiri, Turancılık idealinin ilk dışa vurumu idi. Yunan savaşının başladığı sıralarda, Türk şairi Mehmet Emin Bey: “Ben bir Türküm, dinim,cinsim uludur” dizesi ile başlayan ilk şiirini yayınladı. Bu iki şiir Türk hayatında yeni bir hareketin başlayacağını haber veriyordu. Halk vezninde millet sevgisi ile dolu şiirler yazıldı, İkdam Gazetesi de Türkçülüğün bir organı haline getirildi. Ancak Türkçe’yi sadeleştirmek adına yanlış bir teorinin izlenmesi Türkçülük akımının değer kaybetmesine sebep oldu. Bu yanlış, tavsiyecilik (arı Türkçecilik) fikriydi.

“Arı Türkçecilik” dilimizden Arap, Acem köklerinden gelmiş bütün kelimeleri çıkararak, bunların yerine Türk kökünden doğmuş eski kelimeleri veya Türkçe köklerden yeni eklerle yapılacak yeni Türk kelimelerini yerleştirmek demekti. Halk diline yerleşmiş Arapça ve Farsça kelimeleri Türkçe’den çıkarmak bu dili en canlı kelimelerden dini, ahlaki, felsefi kavramlardan yoksun kılacaktı. Bu yüzden bu hareket dilimizi sadeliğe ,açıklığa doğru götürecek yerde karışıklığa ve karanlığa doğru götürüyordu. Bundan başka doğal kelimeleri atarak onların yerine yapay kelimeler koymaya çalıştığı için, gerçek dil yerine yapay bir Türk esperantosu oluşturuyordu.

Bu sırada Türkiye’de ortaya çıkan gizli bir ihtilal örgütünde Pan-Türkizm, Pan-Ottomanizm, Pan-islamizm ideallerinden hangisinin gerçeğe daha uygun olduğu tartışılıyordu. Bu tartışma Avrupa’daki ve Mısırdaki genç Türklere dayanarak; kimileri Pan-Türkizm idealini kimileri Pan-Ottomanizm idealini kabul etmiştir.

23 Temmuz 1908 devriminden sonra Türkiye’de Osmanlıca düşüncesi egemen olmuştur. Bu sıralarda yaygınlaşmaya başlayan Türk Derneği Dergisi gerek bu nedenden, gerek arı Türkçecilik akımına kapılmadan dolayı hiçbir rağbet görmedi.

31 Mart’tan sonra Osmanlıca fikri eski geçerliliğini kaybetmeye başladı. Zamanında Abdulhamid’e İslam birliği düşüncesini aşılamış olan Alman Kayseri, bu fırsattan yararlanarak Sultanahmet Meydanı’nda İslam birliği adına bir miting yaptırdı. Bu günden itibaren ülkemizde gizli İslam birliği oluşturulmaya başladı. Genç Türkler “Osmanlıcı” ve “İslam birliği” taraftarı olmak üzere, iki karşı gruba ayrılmaya başladılar. Osmanlıcılar kozmopolit İslam birliği tarafları ise,ültramonten idiler. Her iki akım da ülke için zararlıydı.

Bu sırada Selanik’te Genç Kalemler adında bir dergi çıkıyordu. Amacı dilde sadeliği gerçekleştirmekti.Ziya Gökalp’in görüşleri şunlardı: Türkçe’yi yeniden düzenlemek için, bu dilden bütün Arapça ve Farsça kelimeleri değil, Arap ve Fars kurallarını atmak. Arapça ve Farsça kelimelerden de Türkçesi olanları çıkararak, Türkçe karşılığı bulunmayanları dilde bırakmak. Gökalp dil meselesini yeterli görmeyerek Türkçülüğü bütün idealleriyle bütün programıyla ortaya atmak gerektiğini düşündü. Bütün bu fikirleri içeren Turan şiirini yazarak Genç Kalemler’de yayınlandı. Bu şiir tam zamanında yayınlanmıştı. Çünkü Osmancılıktan da İslam birliği fikrinden de ülke için tehlikeler doğacağını gören genç ruhlar, kurtarıcı bir ideal arıyorlardı. Turan şiiri bu idealin ilk kıvılcımı idi.

Türk şiirinden sonra Ahmet Vefik Bey, altın ordu makalesini yayınladı, İstanbul’da Türk yurdu dergisiyle Türk Ocağı Cemiyeti kuruldu. Halide Edip Adıvar, Yeni Turan adlı romanı ile, Türkçülüğe büyük bir değer verdi. Hamdullah Suphi Bey, Türkçülüğün aktif bir önderi oldu. Bütün bu isimler gerek Türk yurdunda gerek Türk Ocağında birleşerek çalıştılar. Fuat Köprülü, Türkoloji alanında büyük bir bilim adamı oldu. Yakup Kadri,Yahya Kemal,Falih Rıfkı,Refik Halit,Reşat Nuri gibi yazarlar ve Orhan Seyfi,Faruk Nafiz,Yusuf Ziya,Hikmet Nazım gibi şairler yeni Türkçe’yi güzelleştirdiler.

Bununla beraber Türkçülüğe ait bütün bu hareketler verimsiz kalacaktı,eğer Türkleri Türkçülük ideali çevresinde birleştiren,büyük bir yok oluş tehlikesinden kurtarmayı başaran büyük bir dahi ortaya çıkmasaydı. Bu büyük dahi hiç şüphe yok ki,Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan başkası değildir. Eskiden Türkiye’de Türk milleti hiçbir önemli yere sahip değildir,bugün her hak Türk’ündür.Bu topraktaki egemenlik Türk egemenliğidir,bu kadar kesin ve büyük devrimi yapan kişi Türkçülüğün en büyük adamıdır. Çünkü düşünmek ve söylemek kolaydır .Fakat yapmak ve başarıyla sonuçlandırmak çok güçtür.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.678


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #1 : 14 Aralık 2016, 11:11:15 »

Türkçülüğün tarihi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #2 : 15 Ekim 2017, 00:31:56 »


“Daha on beş yaşında iken Ahmed Vefik Paşa’nın (Lehçe-i Osmanî) si ile Süleyman Paşa’nın (Tarih-i Âlem) i bende Türkçülük temayüllerini doğurmuştu” diyen Ziya Gökalp, bizlere Türkçülük fikirlerinin ortaya çıkışında Ahmed Vefik Paşa’nın etkisinin önemini vurgulamıştır.

Ahmed Vefik’in Türkçü düşünce yapısının ortaya çıkması yetiştiği ortam ile ilgilidir. Türkçülük cereyanının doğduğu Tanzimat çağında yaşamış olan Ahmed Vefik, “Osmanlı Türkleri arasındaki ilk Türkçü” olarak anılmıştır. 1789 yılında ortaya çıkan Fransız İhtilali’nin tüm dünyayı kasıp kavuran milliyetçilik akımı sonunda Osmanlı Devletine de sıçramıştır. Bu konuda önlem almak isteyen Sultan II. Mahmud, milliyetçilik akımının Hıristiyan tebaa üzerindeki tesirini önlemek ve onları devlete bağlamak maksadıyla “Osmanlılık” kavramına ehemmiyet vermiştir.

II. Mahmud’un bu tutumu 1839’da Gülhane Hattı’nın ilanından sonra Tanzimatçıların da benimsedikleri bir siyaset olmuştur. Bununla beraber, Sırplar ve Yunanlıların bağımsızlıklarını elde etmek için ayaklanmaları devletin birliğini korumak bakımından Osmanlılık ideolojisinin yetersizliğine Bazı Türk aydınlarını inandırmıştır (Kuran, 1997: 70).

İşte böylesi bir ortamın düşüncelerine tesiriyle Ahmed Vefik Efendi, Osmanlı Devleti’nin aslında bir Türk Devleti olduğunu idrak ettiğini belirterek bu yönde ilmi araştırmalar yapmıştır. Biz Ahmed Vefik Paşa’nın Türkçülük adına yaptıklarını ve Türkçülüğü yaşamına nasıl yansıttığını eserleri ve yaşam tarzı ile anlayabiliyoruz.

Osmanlı Devleti’nde Türkçülük hareketinin başlatıcısı olarak kabul edilen Ahmed Vefik Paşa, Batıdaki Türkoloji çalışmalarından da yararlanarak, Türk dili ve tarihi üzerinde bilimsel incelemelerde bulunmuştur. Türkçülük; Tanzimat döneminde, kültürel milliyetçilik çerçevesinde ele alabileceğimiz sade bir dil yaratma çabaları ile gündeme gelmiştir ki Ahmed Vefik Paşa’nın eserleri onun kültürel Türkçülüğe ne denli katkıda bulunduğuna bir örnektir.

Türk ulusçuluğunun ilk çarpıcı örneklerini aslen Polonyalı olup 1849’da Türkiye’ye iltica eden Mustafa Celaleddin Paşa’nın 1860’larda yazdığı bir kitap ile (Les Turcs anciens et moderns) Ahmed Vefik Paşa’nın, ilk Osmanlı parlamentosuna başkanlık ederken (1877-1878) Suriyeli Hıristiyan mebuslara dediği şu sözler oluşturmuştur: “Aklınız varsa en kısa zamanda Türkçe öğrenirsiniz” (Ortaylı, 2004: 73; Kushner, 1979: 13). Bu sözleri ile Ahmed Vefik Paşa, kültürel yönden güçlü bir Türkleşme sürecinin yaşandığı bir dönemde, Türk Milliyetçiliğinin de başlayacağı sinyallerini vermiştir.

“Ahmed Vefik Paşa’nın Harizm Özbek hükümdarlarından Ebu-l Gazi Bahadır Han’ın “Şecere-i Türk-i” adlı eserini Çağatayca’dan Anadolu Türkçesi’ne çevirmesi yalnızca Türk diline değil Türk tarihine de verdiği önemin bir belirtisidir. Tarih, destan ve hatıralara dayandırılarak oluşturulan eser tipik bir Türk tarihidir. Bu tercüme ile Osmanlı düşünce ve ilim dünyasına Orta Asya Türk tarihini tanıtmıştır.

Tan Hu
15.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çi-Çi
Deli Sarı
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #3 : 16 Ekim 2017, 09:26:57 »

Dilde Türkçülük, Ziya Paşa'dan sonra dilde araştırma sahasına geçer. Dilde araştırma, Osmanlıca lehçesinden başka Türk lehçelerinin öğrenilmesine yöneltir. Türkçülüğün her safhasını Ahmet Vefik Paşa'dan itibaren görüyoruz. Şinasi'nin toplamaya başlayıp da tamamlamayı başaramadığı sözlüğün hazırlanmış kısımları, Osmanlı ülkesinin sınırları dışında kalmıştı. Türkçe kelime toplamak işini Ahmet Vefik Paşa devam ettirdi. Vefik Paşa'nın 'Lehçe-i Osmanî' si, bu çalışmanın değerli bir ürünüdür. Paşa'nın 'Lehçe-i Osmanî' ye yazdığı değerli önsöz 'Bütün Türklüğü' düşündüğünü gösteren bir belgedir.

Lehçe-i Osmanînin elimizde bulunan yeni baskısının basılış tarihi 1306'dır. Bu yeni baskının tarihsiz önsözünün sonlarında yazar diyor ki: 'Türk dilleri içinde en önce yayılan Oğuz şubesi, Tataristan ve Türkistan'ı bir zaman Bahr-ı Şarkî'den Macaristan'a kadar kavrayıp hâlâ 'Guz' dili denir. Onun yenisi olan Türkmen dili İran ve Suriye'yi kaplayıp Anadolu'ya inmiş, zamanla Lehçe-i Osmanî'yi meydana getirmiştir. Eski şubelerden Kıpçak dili Hîyve'den Siber ve Kırgız ve Kuman ve Bulgar gibi Kazan çevresini istilâ etmiştir. Ve Uygur dili Çin taraflarından Kaşgar'a doğru yayılıp ondan 700 tarihlerinde Cengizyân kavimleri Türk dairesine girdiklerinde Çağatay dili doğup 800 yıllarında çok yayılmıştır. Bugün Uygur ve Kıpçak ve Çağatay dili doğup çok yayılmıştır. Uygur, Kıpçak, Çağatay kitapları Mahbubü'l Kulûb gibi güzel eserler ve özellikle 600'den 800'e kadar meydana gelen Selçuklu Türkmenleri ve Osmanlı kitapları bolca basılıp bunların incelenmesi ve dilimizin şubelerinin ayrılıkları anlaşılmıştır. Himmet-ür-ricâl, takla-ül-cibâl!- Becerikli insanların himmeti, dağları yerinden söker-'

Bu önsözden Ahmet Vefik Paşa'nın Türk diline çok geniş, 'Bütün Türkçüler' gibi baktığı anlaşılıyor. Asıl dilimiz hemen bütün Asya ile Batı Avrupa'ya yayılan büyük dildir. 'Lehçe-i Osmanî', 'Lehçe-i Çağatayi' bu dilin şubelerinden, lehçelerinden ibarettir. Bu lehçelerin incelenmesi ile 'dilimizin şubelerinin ayrılıkları' anlaşılır ve ayrılıklar anlaşıldığı gibi birleştikleri noktalar da ortaya çıkar. Kısacası Ahmet Vefik Paşa, dil vasıtasıyla çok geniş Türk birliğini görmüş ve göstermiştir, diyebiliriz.

Vefik Paşa, 'Lehçe-i Osmanî' sinde, ilk defa aslı Arapça ve Farsça olmayan Türkçe kelimeleri, aslı Arapça ve Farsça olanlardan ayırarak ayrı bir bölüm hâlinde düzenlemiştir ve bu şekilde sınırsız Osmanlı dil denizinde boğulmuş değerli Türkçe kelimelerin çokluğunu ve önemini göstermiştir. Ve Türk dilinin Arapça ve Acemceye kısmen yenilen Osmanlı lehçesinden başka lehçeleri olduğunu meydana koyarak, gerçek ilim meraklılarını onların incelemesine yöneltmiştir.

Ahmet Vefik Paşa'nın bütün eserleri, kendisinin dil sahasında çok şuurlu bir Türkçü olduğunu gösterir. Meselâ Fenelon'un 'Telemague'ını Veysî, Nergisî lehçesiyle çevirmiş olan Yusuf Kâmil Paşa'ya kızarak, çok sade Türkçe ile çevirdiği, Moliere'in bazı eserlerini o zamanın Osmanlı hayatına uydurarak, İstanbul'da konuşulan Türkçe ile Türk sahnesine aktarmıştır.

Ahmet Vefik Paşa'nın Türkçülüğü dilden tarih sahasına geçmiştir. Paşa, Ebulgazî Bahadır Han'ın 'Şecere-i Türkî' adlı meşhur eserini Çağatay lehçesinden Osmanlı lehçesine çevirmiştir.

Ve bu eser, kısmen Şinasi'nin 'Tasvir-i Efkâr' ında tefrika şeklinde yayınlanıp, sonra risale halinde ayrıca basılmıştır. 'Şecere-i Türkî' nin 'Tasvir-i Efkâr' da tefrika olunması Şinasi Efendi'nin Türkçülüğe ilgisini gösteren belirtilerden sayılsa hata edilmiş olmaz.

Ahmet Vefik Paşa'nın yazarlıkla beraber, müderrislik ettiği de bilinmektedir. Abdülaziz saltanatı devrinin ilk yıllarında açılan 'Darülfünunun ilk 'Tarih-i Umümî' müderrisi, O'dur. O zamanlar Divan-ı Muhasebat Reisi olan Atûfetlû Ahmet Vefik Efendi Hazretleri ilk dersini 1279 Hicrî yılı Şabanı'nın 27. Pazar günü 'Şubat 1863' vermişti. Pek çabuk kesintiye uğrayan bu Tarih -i Umümî derslerinin özeti de küçük bir risale halinde basılıdır. (Münif, Darülfünunun Dersleri, Mecmua-yı fünun, yıl 1, nr 8, s:331)

Tarih-i Umumî'nin en eski devirlerine ait bazı bilgilerden ibaret olan bu özetten Paşa'nın  tarihte Türkçülük açısından bakıp bakmadığını anlamak mümkün olmuyor.

Ahmet Vefik Paşa, bazılarına göre, Osmanlı Türklerinin ilk Türkçüsüdür. Gerçekten Şinasi ve Ziya Paşa'ya göre, Ahmet Vefik Paşa'nın Türkçülüğü daha açıktır. Bütün yazılarında, hatta menkıbevî bir şekil alan hayat tarzında Türk milliyetçiliği göze çarpar.

'Lehçe-i Osmanî' önsözündeki görüşlerinden ve Şecere-i Türk'ü İstanbul Türkçesine çevirmesinden anlıyoruz ki, Ahmet Vefik Paşa, Türkçülük fikrine mütemayildir. Bu, böyle olmakla birlikte Ahmet Vefik Paşa'dan evvel gelmiş olan Şinasi ile Ziya Paşa'nın da Türkçülük fikrine ilgisiz olmadıklarını belirttiğimiz birkaç olay göstermektedir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #4 : 26 Ekim 2017, 17:47:42 »

Tarihin Şahitliğinde Türkçülük

Türk milliyetçiliğinin kültürel temelleri, II. Meşrutiyet öncesi dönemde tarih, dil ve edebiyat alanındaki çalışmalarla atılmıştır. Fakat ırka dayalı bir milliyetçiliğin İmparatorluğun dağılışını hızlandıracağı yönündeki endişe ilk önce milli kültürün inşa edilmesine öncelik verilmesine neden olmuştur. (Karal, a.g.e, s.570)

Aydınlar, Türkçülüğün İmparatorluğu daha da kötüye götüreceğini düşünerek Osmanlıcılık ve İslamcılık ekseninde Türkçülüğü eleştirmişlerdir. Ali Kemal, “Türkü İslâm’dan, İslâm’ı Türk’ten, Türk ve İslâm’ı Osmanlılıktan, Osmanlılığı Türk’ten, İslâm’dan ayırmak ve tekliği üçe bölmek olamaz” diyor ve Pantürkizmi “ham bir hayalden ibaret” görüyordu. (Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset, ss.37- 44)

İslamcılık akımını savunanlar için de durum pek farklı değildir. Onlar da Türkçülüğün İslam’ın öngördüğü eşitlik ve kardeşlik öğretisine zarar verdiğini kendi ilkeleri ekseninde bir Müslüman birliği yaratmanın gerekliliğini vurguluyor ve bunun da milliyetçi bakış açısıyla mümkün olamayacağını düşünüyorlardı.

II. Meşrutiyet döneminde Osmanlıcılık fikrinin hala Türkçülüğe oranla baskın olduğu bir gerçektir. Fakat bu gelişmeler ekseninde Türkçülük söylemi, 1905’ten itibaren bazı Jön Türk çevrelerce de zikredilmeye başlar.

Jön Türk kalemlerin ilk yazınları, Türklük ile Osmanlılık fikirlerinin çelişkilerini kapatmaya yönelik olarak onları ortak bir potada eritmeye yöneliktir. Bunu “vatan” kavramı altında yapmaya çalışmışlardır. Fakat bu durum Balkan Savaşları’nın patlak vermesiyle tersine dönecek, Osmanlıcılık kan kaybettikçe Türkçülük önem kazanmaya başlayacaktır. ( Öğün, a.g.e. ss.109 – 116)

Osmanlıcılık fikrinin asıl hedefi Balkanlar iken burada yaşayan ve milli bilince çok daha önceden sahip olmuş gayri müslim azınlıkların sebep olduğu huzursuzluk, Balkan Savaşları’nda Osmanlı saflarında yer alan askerlerin taraf değiştirmeleriyle birlikte doruğa ulaşmıştır. Bundan sonra Jön Türkler, Türk milliyetçiliğini Osmanlı’nın kurtuluşuna yönelik çare olarak görmeye başlayacaklar ve modernleşme sürecini de bu eksende yürüteceklerdir. Osmanlıcılık düşüncesinin yerini Türkçülük hızla örgütlenecek, Türkçü dernek ve vakıflar yaygınlaşacaktır. Türk Yurdu, Türk Gücü, Türk Bilgi Derneği ve Türk Ocağı gibi dernek ve yayın organlarında Türk tarihi ve kültürüne yönelik çalışmalar başlatılacaktır. (Mustafa Gencer, Jön Türk Modernizmi ve Alman Ruhu, 1908 – 1918 Dönemi Türk Alman İlişkileri ve Eğitim, İstanbul: İletişim Yayınları, 2003, ss.31-39)

1908 Devrimi’nin yarattığı ortamda bu duruma son vermek isteyen Türkçüler vakit kaybetmeden örgütlenme faaliyetlerine başlamışlardır. Yusuf Akçura bu döneme “Türkçülükte Teşkilatlanma Devresi” der.

Türkçülük dil ve tarih konusunda ortaya çıkardığı verilerle ümmetçi, heterojen Osmanlı imparatorluğunun yıkılışını önleyememişse de ulusa dayalı Cumhuriyet Türkiye’sinin yapılanması ve resmi bir tarih yazımının oluşturulmasında izlenecek en önemli düşünsel kaynağı oluşturmuştur.


……………………….

Tan Hu
26.10.2017
turkcuturanci.com



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çi-Çi
Deli Sarı
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #5 : 26 Ekim 2017, 18:15:20 »

1908 yılından sonra Türk milliyetçiliği hareketi çok genişlemiş, derinleşmiş ve dalbudak salmıştır. 1909'dan 1928'e kadar olan devre daha önemli olaylardan ihtiva etmektedir. Meşrutiyet devri, Türkçülüğün teşkilatlanmasına ve Türkçü cemiyetlerin kurulmasına imkân sağlamıştır. Mutlakiyet devrinde her çeşit cemiyet kurmak fevkalâde zordu, hele milliyet esası üzerine cemiyet kurulmasına hükümet asla izin vermezdi. Bununla birlikte Türk olmayan tebaanın milliyet esasına dayalı, hayır ve edebî maskelerle örtülü bir hayli cemiyetleri de vardı.

Üç Tarz - ı Siyaset 15 Mart 1904 son kısmında Yusuf Akçura 'Hulâsa, öteden beri zihnimi işgâl edip de, kendi kendimi ikna edecek cevabını bulamadığım sual yine önüme dikilmiş cevap bekliyor: Müslümanlık, Türklük siyasetlerinden hangisi Osmanlı Devleti için daha yararlı ve kabil - i Tatbiktir.' demiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.