TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ FİGÜRLER
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 27 Mayıs 2020, 06:37:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK MİTOLOJİSİNDEKİ FİGÜRLER  (Okunma Sayısı 28538 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 28 Kasım 2009, 12:14:49 »

Türk mitolojisinde başrol oynayan tanrı ve tanrıçaların sıfatları, işlevleri ve isimlerinin etimolojik anlamları, yukarıdaki gezegen ve gezegensel sıralamaya uygunluk göstermektedir. Buna göre; Satürn Kara-Han, Jüpiter Ülgen, Mars Kızagan Tanrı, Venüs Umay (Ayızıt), Merkür Mergen Tanrı’yı karşılamaktadır.
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

AK ANA


Sonsuz sulardan çıkıp, Ülgen’e yaratma emrini veren ve tekrar sulara dönen tanrıça ak anadır. Altay Türklerinin inancına göre, ışıktan bir kadın hayali şeklindedir. Ülgen ilk yaratılış ilhamını Ak anadan alır ve dünyaya destek olması için üç tane de balık yaratır.


Türk mitolojik görüşlerine göre Ak ana boynuzlu olarak betimlenir. Eski çağlarda Ana tanrıça heykelcikleri de boynuzlu olarak simgelenmiştir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

KARA-HAN (KAYRA-HAN)



Altay Türklerine göre gökyüzündeki tanrıların en büyüğü Kara Han’dır. Kara Han 17. katta oturur. Bütün Tanrıların babasıdır ve oradan evrenin kaderini tayin eder. Eliade’ya göre Kara Han dünyanın yaradılışı ve sonu gibi konularda daima ön plandadır .Kara-Han yeryüzünü yarattıktan sonra dokuz dallı bir çam diker ve 16. kata oğlu Ülgen’i oturtur. Kara-Han, dokuz kişinin bu dallardan türemesini, dokuz ulusunda buradan meydana gelmesini ister. Kara-Han, insanoğlunun “ata” ve “ana”sıdır. Şamanlara göre Kara Han’ın Ülgen, Kızagan, Mergen adında üç oğlu vardır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

BAY-ÜLGEN



Bay Ülgen göğün 16. katında Altın dağda ikamet eder ve altın bir taht üzerinde oturur. Tahtı ay ve güneşin ötesindedir. Ülgen, gök cisimlerini yönetir, yağmur yağdırır, gök gürültüsü ve yıldırımları da o gönderir. Tanrı Ülgen biri ak biri kara taşla gelerek ateşin nasıl yakılacağını insanlara öğretmiştir.


Eliade’ya göre gök gürültüsü ve şimşek tüm mitolojilerde gök tanrının silahıdır ve yıldırımıyla vurduğu yer kutsallık kazanır. Ülgen iyilik yapmayı sever. Ülgen’in kendisi, kızları ve oğulları insan şeklindedir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

KIZAGAN TANRI


Ülgen’in oğludur. Göğün 9. katında oturur. Çok kuvvetli tanrı anlamına da gelir. Roux’a göre 9. Kat Mars’ın konumlandırıldığı gök katıdır. Kızagan Tanrı, Banzarov’a göre, savaş tanrısıdır. Onlarca tehlikeli geçitlerde orduyu yönetmek ve düşmanı yenmekte, bu koruyucu ruhun yardımı olur. Altay Kamı göğe çıkarken Kızagan Tanrı’yı “kırmızı yularlı, kızıl erkek deve sırtında, gökkuşağı asalı baba!” diye çağırır. Buna bakarak, onun kırmızı renk ile simgelendiği sanılmaktadır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

ERLİK HAN

Erlik korkunç bir ihtiyardır. Gözleri ve kaşları kömür gibi kara, çatal sakalı dizlerine kadar uzamış, yaban domuzunun azı dişlerine benzeyen bıyığı kulakları üzerine yerleşmiş, çenesi tokmağa, boynuzları ağaç köklerine benzer. Saçları kapkara ve kıvırcıktır. Bir Şaman duasında: “bindiği kara küheylan, döşeği kara kunduz derisinden, beline kuşak yetişmez. Göz kapağı bir karış, bıyığı ve sakalı kara. Kovası kişi göğsünden, kadehi insan kafatasından, kılıcı yeşil demirden, kürek kemikleri yassı demirden, dizgini kara ipekten, kamçısı kara yılan” denmektedir. Beş oğlu iki kızı vardır. Kurban olarak koyu renkli at kesilir . İnsanlara kötülük eden bir yer altı tanrısıdır. Mitlerde Erlik tasvir edilirken körük, çekiç ve örs motifleri de birlikte geçer . Erliğin yer altında damı demirden, ocağı balçıktan yapılmış bir sarayı vardır. Bu sarayın önünde gümüşten bir tahtı vardır. Kılıcı yeşil demirden, kalkanı yassı demirden yapılmıştır. Eyerlenmiş dokuz boğası vardır .

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

MERGEN TANRI


Her şeyi bilen, akıllı Mergen Tengere Göğün 7. katında oturur. Mergen kelime anlamı olarak okçu nişancı anlamına gelir.


Bu anlamda Mergen, Yunan mitolojisindeki Hermes’i (Merkür) anımsatır. Hermes, akıl tanrısıdır ve bütün bilgilere sahip tanrı olarak kabul edilir. O karanlığın güçlerini yenen tanrıdır, çünkü “o her şeyi bilir ve her şeyi yapabilir”.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

UMAY ANA


Umay, çocukları ve hayvan yavrularını koruyan bir tanrıçadır.


Arkeologların Altaylarda buldukları seramik ürünler üzerindeki resimlerde Umay ana üç boynuzlu olarak betimlenir.Orta Asya da bazı arkeolojik buluntulardan anlaşıldığına göre Umay ana motifi, beyaz saçlı ve beyaz giyimli olarak, insanbiçimci bir görünüm sergilemektedir. Kuş kılığında kanatlı bir kadın görüntüsü de vermektedir. Altay Türkleri onu göklerden inen gümüş saçlı, güzel yüzlü bir kadın olarak düşünmüşlerdir.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

YAYIK HAN


Şaman duaların da Yayık şöyle tasvir edilir. “Ülgen beyin habercisi, kızıl bulut kenarlı, gök kuşağı dizginli, solgun şimşek kamçılı, gökten haber alan Ak Yayık, üç boğumlu Ak Yayık, altın kenarlı Ak Yayık”.Tuva Şamanları “ak eren” ismini kullanır. Yayık büyük tufandan sonra gökyüzüne çıkıp Ak Yayık adını alır. Güney Altaylılar ona “yaratıcı” ve “gök oğlu” adını vermişlerdir. Tölösler “koruyucu” adını verir. Ülgenin oğlu veya kızı olarak da düşünülür. Yayık sözcüğünün kökü “parçalayarak kurban vermek” anlamına gelen “yay” ile ilişkilendirilir. Mitolojik bir varlık olarak kocaman bir ejderha görünümündedir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

KARLIK


Suyla ile birlikte görülen ve onunkine benzeyen görevi olan bir ruhtur. İşareti dumandır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

SUYLA


Güneş ve Ay’ın kırıntılarından yaratılmıştır. Altay Türklerine göre Suyla, at gözlü, kartal gagalı, eşek kulaklı ve yılan saçlıdır. Ağaçkakan Suyla’nın sembolüdür.


Ülgen’e Yayıkla birlikte kurbanın ruhunu ulaştırır. İnsanların hayatını kontrol eder ve bir değişiklik olduğu zaman Ülgen’e bildirir. Bundan dolayı iki dilli de denir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

UTKUUÇİ


Kurbanı Ülgen’e ileten bir ruhtur. Güler yüzle karşılayan anlamına gelir. Gökyüzünde yaşar, Ülgen’e en yakın ruhtur. Şaman altın kazıktayken Utkuuçi’dan kazları alır ve yeryüzüne döner.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

AYIZIT


Ayzıt güzelliğin sembolüdür. Bu anlamda Sümer ve Yunan mitlerindeki İştar ve Afrodit’e (Venüs) benzer. Süt gölünden getirdiği damlayı çocuğun ağzına damlatır ve çocuğa ruh verir. İnsan yavrularını, kadınları, hayvanları ve hayvan yavrularını korur. Simgesi, Kuğu kuşlarıdır. Ayısıt’ı simgeleyen kuğular kutsal sayılır ve dokunulmaz. Kuğu aslında kutsal bir kızdır. Bu kız kuğunun beyaz tülünü üzerine giyince kuğu, çıkarınca kız olur.


Ayızıt. gökten gümüş tüylü bir kısrak suretinde iner. Yele ve kuyruklarını kanat gibi kullanır. Ayzıt şaman dualarında şöyle tarif edilir. “Başında ak gökten ak bir kalpak, çıplak omuzlarında ak gökten bir atkı, baldırına kadar siyah bir çizme. Bu şekilde bir kayaya yaslanarak uyumuştur veya ormanda dolaşmaktadır”.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


AYISIT'IN KIZLARI


Ayızıt’ın sarayının kapısında ellerinde gümüş bakraçlar olan yasakçıları vardır. Yazın şamanlar ak elbise, kışın kara elbise giyerek Ayzıt bayramını kutlarlar. Eliade’ya göre yasakçıların ellerinde gümüş kamçıları vardır ve kötü insanları içeri almazlar.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

OĞUZ KAĞAN


Bazin, eski Türklerde biri ata kurt, diğeri de ata boğa üzerine kurulu “ikili kökeni” yansıtan farklı iki gelenek olduğunu söylemiştir. Oğuz’a adını veren ata da bir boğadır. Oğuz, bütün yaşamı boyunca kurdun korumasına ve rehberliğine başvurmuştur.


Oğuz kağan destanında Ay, Oğuz’u doğuran tanrı olarak sunulur. Bu da Oğuzun Tanrı oğlu olduğu fikrine götürür. En eski çağlardan beri tanrısal kahramanların işaretleri boynuzlu bir taçtır. Orta çağ minyatürlerinde Oğuz Kağan ve oğulları boynuzlu olarak tasvir edilir. Campbell’a göre, Boğa, “Kutsal Ay Boğası” olarak bilinir. Boynuzları Ay’ın alegorisidir ve Tanrının sembolüdür.







Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 28 Kasım 2009, 12:29:21 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

OĞUZ'UN EŞLERİ


Efsanede, Oğuz kağan, ava gider. Bir gölün ortasında, önünde bir ağaç ve ağacın oyuğunda bir kız vardır. Kız muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Saçları akarsular gibi, gözleri maviydi ve inci gibi dişleri vardır. Oğuz kağan bu kızı alır ve “gök”, “dağ”, “deniz” adında üç oğlu olur. Günlerden bir gün gökten mavi bir ışık düşer. Bu ışık, güneş yada aydan daha parlaktır. Oğuz Kağan yaklaşır ve bu ışığın ortasında bir kız olduğunu görür. Kız olağanüstü güzelliktedir. Başının tepesinde, sanki kutup yıldızı gibi ateşten bir ışık demeti vardır.. Oğuz kağan kızı görünce sever ve onu alır. “gün”, “ay”, “yıldız” adında üç oğlu olur.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

AYHAN
Oğuz Kağanın oğludur ve ongunu kartal’dır. Türklerde kartal sürekli olarak hükümdarlık ongun’u olmuştur. Altay Türklerine göre, Ay-ata göğün altıncı katında oturur ve Ay ile sembolize edilir.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

DAĞHAN


Oğuzun oğullarından olan Dağhan’ın ongunu üç kuştur.



Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

DENİZHAN


Oğuzun oğullarından biridir ve ongunu çakır (çağrı) kuşudur. Çakır, mavi gözlü, “mavi-deniz” ve “beyaz-mavi-deniz” türünden bir kuştur.

Uygur sanatında Basaman isimli alp-tanrı, kuzey yönü, Merkür (su yıldızı), su unsuru ile alakalı görülür ve bu Alp-tanrının tuğu yırtıcı hayvan kuyruklarından oluşmuş olarak resmedilirdi. Elinde tuttuğu kargı ise üç dilimlidir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

GÖKHAN


Oğuz’un oğullarından biridir ve ongunu sungurdur. Türklerde kartal hükümdarlık sembolü olurken, sungur, sıklıkla tigin unvanlarında kullanılır. Kaşgari’nin büyük bir yırtıcı kuş olarak tanımladığı sungur, maviye çalan beyaz kuşlar arasındadır. Pelliot Çin’de su kuşlarını avlamakta kullanılan sungurun, “deniz mavisi” türünden olduğunu söyler. Moğollar aynı kuşa “mavi yırtıcı kuş” derler.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

GÜNHAN


Oğuz’un oğullarındandır ve ongunu şahindir.


Gün han Oğuzun göksel eşinden olan en büyük oğludur. Oğuz Kağan sembolik olarak bulduğu altın yayı Günhan, Ayhan ve Yıldızhan arasında pay eder ve kendisinden sonra hakanlık tahtını Günhan’a bırakır. Günhan kendisi için altın bir çadır kurdurur ve kendi yönü olan sağ tarafa kırk kulaç yüksekliğinde bir direk ve onun tepesine de altın bir tavuk oturtur. Pelliot’a göre Günhan, Güneşi karşılar ve Güneş hanı anlamına gelir. Altın hakanlara ait bir semboldür ve güneş altının alegorisidir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

YILDIZ HAN


Oğuz’un oğullarındandır ve ongunu tavşancıldır. Türklerde yıldız bilgisi, çok önemlidir. Geceleri zamanı öğrenmek için yıldız bilgisi, tek yol ve çaredir. Türklerin göğün ilk ve ana yıldızları olarak gördükleri gezegenler ilk tanrısal arketiplerdir. Yaradılışın başlangıcı ve temelidir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

ÜRÜNG AYIG TOYON


Yakut Türklerine göre ilk insanı o yaratmıştır. Eski Türkçede ürüng-beyaz, ayıg-yaratan, toyon-tanrı, efendi demektir. Yakut Türklerinde beyaz yaratıcı diğer yaratıcı ruhların en büyüğüdür. Kainatı o yaratmıştır. Dünyayı idare eden de odur. İnsanlara yaratıcı gücü ve çocukları o verir. Yerin ve toprağın verimli olmasını o sağlar. Hayvanların çoğalması ve bolluk onun sayesinde olur. Eliade aynı tanrıya ata bey de dendiğini söyler.


İnsana kut veren odur. Büyük efsane kahramanlarını yeniden hayata döndürerek ölümden kurtarır. Bu yaratıcıya canlı beyaz at kurban edilir. Ürüng Ayıg Toyon, çok saygı gösterilen, kutlu, nur yüzlü ve ulu bir varlıktır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

SU İYESİ – SU PERİSİ


Su iyelerinin hepsi sularda yaşar. İnsanlara zarar vermezler. Onların yaşadıkları sarayın girişi, nehirlerin derinliklerinde bir taşın altındadır. Su sahiplerine Kazaklar, “su perisi”, Türkmenler “suv adamı”, Özbekler “su alvastisi” derler.


Pınarlarda yaşayan peri kızları, beyaz giyimlidirler ve cisimsiz varlıklardır. Kuş ve yılan kılığına girebilirler.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

KÜBEY HATUN


Altay Türklerine göre, ağaç, ulu ananın yaşadığı ve kahramanlara memesinden süt verdiği yerdir. Yakut Türklerine göre Doğum tanrıçası Kübey-hatundu ve ağacın içindeydi. Kökünden hayat suyu akıyordu.


Er Sogotoh destanında mitolojik bir ağaç tasviri şöyledir. “Yarı beline kadar çıplak, alt tarafı ağaç kökleri gibi,Orta yaşlı ciddi bakışlı bir kadın kabaran göğüslerinden süt verir.”



Mitlerde çoğunlukla ağaç, ışık temasıyla ilişkilendirilir. Şaman dualarında ağaç, altın yapraklı, yetmiş yapraklı mübarek kayın olarak anılır. Kübey hatun yani doğum tanrıçası da bu kayın ağacının içinde yaşar.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

SEMRÜK-BÜRKÜT


Yakutlar çift başlı kartala “öksökö kuşu” derler. Türkçe “bürküt” kartal demektir. Bakır tırnaklıdır, sağ kanadı ile güneşi, sol kanadı ile ayı kaplar. Ona gök kuşu da denir. Büyük kartallar için Bürküt kelimesi kullanılır.


Çift başlı kartallar, gök direklerinin veya kayın ağacının tepesinde tasvir edilir ve tanrı Ülgenin sembolüdür. Çift başlı öksökö kuşu gökten yıldırım indirir.


Başkurt efsanesinde “Semrük” adındaki kuş iki başlı kartaldır. Bu başlardan biri insan başı olarak da düşünülür.


Türk mitolojisinde, ay ve güneşi pençeleriyle tutan doğanlar görülür. Tuğ’lar bir boz doğan ile birlikte gökten düşmüştür. Tanrıya açılan göğün kapısını çift başlı bir kartal bekler ve tanrının sembolüdür. Bu kartallar gökten yıldırım indirir.


Türk mitolojisinde çift başlı kartallar ve gün ve ay simgeleri ying ve yang sembolüdür. Çinlilerin ying-yang sembolü olarak tasvir ettikleri kozmos ve kozmosun dönüşünü, Türkler karşılıklı iki hayvan yada kartal koymak suretiyle ifade etmişlerdir. Bu sembolik hayvanların döndükleri merkez, yer ve göğün ortasıdır. Türklerin Yaruk-Kararıg ilkesini, göğü anlatan yuvarlak plakalara sarılmış siyah ve beyaz kartallar temsil eder.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

KARTAL ANA


Yakut Türklerinin inanışlarına göre Şamanlar yeryüzüne kartal ana tarafından getirilmişlerdir. Er-Töştük destanında da kartal dişi olarak görünür. Kartal Yakutlara göre Güneşin sembolüdür. Yakutlar analarının bir kartaldan geldiğine inanırlar. Bundan dolayı Kartal “güneş kuşu” olarak da nitelendirilir. Kendi küllerinden doğan phoenix daha genç olarak dünyaya gelir. Bu nedenle yeniden doğuşu, ebedi hayatı, ölümsüzlüğü ve güneşin doğuşunu simgeler. Çin mitolojisinde de ateşi, sıcaklığı, hasat mevsimini ve güneşi sembolize eder.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 28 Kasım 2009, 12:38:56 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

ASENA


Oğuz Kağan’a yol gösteren ve liderlik yapan kurt erkektir. Türeyiş destanındaki kurt ise dişi olarak gösterilmiştir.


Göktürklerin kurttan türeyişi ile ilgili destan Bahattin Ögel’in Türk Mitolojisi adlı eserinde şu şekildedir:
“Göktürkler eski Hunların soylarından gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina (A-shih-na) adlı bir aileden türemişlerdir. Sonradan çoğalarak ayrı oymaklar halinde yaşamaya başladılar. Daha sonra Lin adını taşıtan bir ülke tarafından mağlup edildiler. Mağlubiyetten sonra Göktürkler, soyca yok edildiler. Tamamen öldürülen Göktürkler içinde, yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kalır. Lin memleketinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce, ona acırlar ve öldürmezler. Çocuğun el ve ayaklarını keserek bir bataklığa bırakırlar. Bu sırada çocuğun etrafında bir dişi kurt peyda olur ve çocuğu besler. Bir süre sonra kurt hamile kalır ve bir mağaranın içinde on çocuk doğurur. Zamanla bu on çocuk büyür ve evlenir. Zamanla her birinden bir soy türer. Göktürk devletinin kurucularının geldikleri Aşina ailesi de bu on boydan biridir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

AL KARISI -AL BASTI


Bazı edebi metinlerde çirkin, saçları dağınık, avurtları çökmüş, güçlü kuvvetli ve uzun boylu olarak tasvir edilir. Bazı mitolojik metinlerde ise, dünyadaki en güzel kadından bin kat daha güzel olduğu anlatılır. Kazaklarda “cadı kadın” “küpe giren karı” anlamında kullanılır. Baş al bastı, iri gözlere sahip, baştan aşağı demir giyimli ve erkektir. Ulu ana yani ana tanrıça arketipinin olumsuz türevidir.Kazak metinlerinde alnında tek gözü olan, iğrenç görünüşlü bir mahluk olarak tasvir edilir. Albastı, Al karısı, genellikle kırmızı siyah uzun elbise giyer. En çok sevdiği şey atların yelesini örmektir. Onu yakalamak için elbisesinin yakasına bir iğne saplamak gerekir.


Loğusalara musallat olan bu kötü ruh, al karısı, albastı, albis, almis, adlarıyla da anılır. Albastı iki surette görülür. Sarı albastı ve kara albastı. Sarı albastı sarışın bir kadın suretindedir. Bazen keçi ve tilki suretine de girer. Kara albastı daha ağırbaşlı, ciddi, sarı albastı hoppa ve şarlatandır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Alp Er Tonga

Tonga, Kaşgarlı Mahmut’a göre leopar veya kaplan cinsinden bir hayvandır. Orta Asya kaplanları Türklerin Bars dedikleri, Pars cinsinden hayvanlardır. Hun Pazırık kurganında çok rastlanan bir figürdür. Roux’a göre, ismi genelde ”kahraman erkek kaplan” şeklinde algılanmaktadır, ama ona göre Tunga “Sibirya panteri” dir. Budist metinlerde “uzun saçlı tonga” tabirlerine rastlanması, uzun saçın Alplik simgesi olmasını anımsatır.Uygur döneminde, Alp Er Tonga’nın ve başka Türk beylerinin adı ve unvanı olarak yırtıcı hayvanların isimleri kullanılırdı ve Alp’ler yırtıcı hayvan postu giymiş olarak resmedilirdi. Kaplan postu savaşa giden Alpler tarafından zırh yerine giyilirdi ve savaş sembolüydü.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

ÖTÜGEN – YER TANRIÇASI


Roux’a göre, etügen / itügen yer tanrıçasına verilen bir isimdir. Seyidov’a göre de Ötügen, devleti ve hakimiyeti koruyan bir ilahedir. Cengiz han Ötügen’e “ötügen anamız” der. Ayrıca bazı araştırmacılar, bir şaman ismi olan “utagan” kelimesinden türediğini ve bu kelimenin Türkçe “döl yatağı” anlamına geldiğini söyler.

İtügen, hayvanları ve toprak ile ilgili tüm ürünleri koruyan bir tanrıçadır. Aslında yer tanrıçası, ile doğum ve üretim arasındaki bağ neredeyse evrenseldir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

ATEŞ TANRIÇASI ( Od Ana- Ateş Annesi)


Yakut Türkleri ateş tanrıçasını ak saçlı bir kadın olarak görürler. Buryatlar ise, kırmızılar giymiş yaşlı bir kadın olarak veya ateşin yalımıyla dalgalanan yeşil veya kırmızı ipekten kaftan giymiş bir kadın olarak da düşünmüşlerdir. Bir başka şaman duasında da şöyle tasvir edilir. “sen karanlık gecelerde, genç kızlar gibi saçlarını dalgalandırarak oynuyorsun! Kırmızı ipekli kumaşlar sallayarak, genç al kısrak üzerinde geziniyorsun”.

Ocak ruhu dişildir. Evin tam ortası “evin kalbi”dir ve ocak yeri buradadır. Orta Asya da Hunlara ait, üç ayaklı ve kutlu kabul edilen kazanlar bulunmuştur. Yakutlara göre ilk ocağı Ülgen’in üç kızı yakmıştır. Yakutlarda ateş tanrıları yedi kardeştir.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

GEYİK


Radlof, boynuzları iki kürekli sığın geyiği Altay Türklerinin ululadıklarını ifade eder.


Teleüt Türklerinde her şamanın bir ruhu vardır. “bura”, “bur”, “pur” gibi çeşitli sözcüklerle ifade edilir ve geyik anlamında da kullanılır. Geyik boynuzları Şamanların önemli sembollerindendir.


Türklere, Ergenekona girişte, Hunlara batıya göçlerinde dişi bir geyik yol gösterir.

Orta Asya sanatında, yarı insan yarı geyik halinde gösterilmiş tasvirler vardır. Mitlerde dokuz boynuzlu yada budaklı sigun geyikler de görülür.


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

GÖK KURT

Gök Kurt ve Ak Geyik gökte doğmuşlardır. Kurt sürülerini idare eden kurtlara gök kurt, geyik sürülerini idare eden geyiklere gök geyik denir. Bazı Türk halkları, soylarının, kurttan bazıları geyikten türediğini kabul eder. Cengiz hanın ilk ataları gök kurt ve dişi bir geyiktir. Gök kurt Türk mitlerinde özel bir yere sahiptir, öyle ki Türkler kendilerine “göksel Türkler” anlamına gelen “Kök Türk” adını vermişlerdir.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

GÖK SAKALLI HIZIR


Hızır anlayışı, Türklerde eski Türk düşüncesi ile bezenmiştir. Mitlerde kayın ağacından inip, insanlara yardım eden ve çocuklara ad veren “gök sakallı “ veya “aksakallı” ihtiyarlar görürüz.

Aksakallı yaşlılara ak-boz atlı tanıtması da eklenir. Altın sakallı “ay koca” olarak da tasvir edilir. Elinde hayvan başlı “çevgen” denen bir asa tutar, Ak-boz ata biner ve giyimi de aktır.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

BÜGÜ TEKİN


En tanınmış adları “bögü” ve “tengri” idi. Bögü Uygurca alim, filozof anlamında kullanılır. Ayrıca büyücü sihirbaz anlamına da gelir. Kendisi savaşçı bir kağan değil, filozoftur. Bügü Kağan, Mani dinini Uygurların resmi dini olarak kabul etmiştir. Mani dinine mensup olanlar beyaz elbise giyerdi.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

DENİZ TANRIÇASI-GEYİK TANRIÇA


Göktürklerle ilgili bir mitoloji de, Göktürklerin atalarından birinin, (ki ataları kurttur) bir mağarada, ak geyik kılığına giren bir deniz tanrıçası ile ilişkisi olduğu anlatılır. Göktürkler nesillerinin kurttan geldiğini söylemekle beraber efsanelerinde dişi geyikte rol oynar. Dişi geyik bir ilahedir ve vücudundaki lekeler yıldız işaretleri olarak görülür. Dişi geyik eski Hun anlatılarında yol gösterici rolü oynar.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

TEPEGÖZ


Tepegöz Kaf dağında yaşar çoban ve peri kızının evliliğinden doğar. Annesi dişi bir Alageyiktir.


Tepegöz su üzerinde yüzen başı gözü belirsiz bir ciğere benzetilir. Tepegöz bazen dişi bazen erkektir. Tepegöz tek gözlüdür. Tepegöz’ün parmağındaki yüzüğü annesi takmıştır.


Altay Türk destanlarında devlere yelbegen denir. Yelbegen insan biçiminde, çok büyük, üç yedi veya on iki başlı siyah ve sarı renklidir. Güneş ve ay tutulması devlerin yemesi olarak tanımlanır. Türk destanlarında devler atların düşmandır. Demir yelbegen karaçam boylu, kara atlı ve çokmarlıdır.(çokmar hayvan başlı sopa veya gürz asa sopa) Büyük kulaklı devler ise yeraltındadır. Dev anası denen dişi devler de vardı. Alt dudağı yerde üst dudağı gökte olan devler Anadolu Türk masallarında sık kullanılan bir motiftir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Bozkurt Eren
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.306



« Yanıtla #3 : 30 Kasım 2009, 21:24:34 »

   Kandaşım sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Bu bilgleri bulmak kolay değil. Bizler ile paylaştığın için varolasın. TTK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Milli Türk Devleti, Laik Cumhuriyet ve kutlu Türk Silahlı Kuvvetleri Atamın mirasıdır. Korumak ve yüceltmek her Türk bireyin görevidir.
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #4 : 12 Mayıs 2010, 20:36:22 »

                                Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

                        Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



         TÜRK  MİTOLOJİSİNDE  GÜNEŞ VE AY

Türk mitolojisinde güneş, önceleri daha büyük bir öneme sahipti. M.S. 763 de Uygurlar"Mani"mezhebini kabul edince, yavaş yavaş "Ay" da büyük bir önem kazanmağa başlamıştı. Bununla beraber Büyük Hun Devleti zamanında hem güneşe, hem de aya, ayrı ayrı saygı gösterildikten sonra, kurbanlar kesildiğini de biliyoruz."Türklerde güneş doğunun, ay da batının sembolü idiler". Tabiî olarak zaman zaman, bütün bu düşünce düzenleri değişe durmuşlardı. Meselâ, Teleüt Türklerine ait bir efsane de,"Ay kuzeyin ve güneş de, güneyin sembolü idiler". Bu yönleme, göğün en üst katında duran"Gök kartalı"nın duruşuna göre yapılmıştı. Söylendiğine göre,"Bu kartalın sol kanadı ayı, sağ kanadı da güneşi örtüyordu". Bu duruma göre kartalın başının doğuya bakması gerekiyordu. Bu duruş da, Türk mitolojisine uygun bir yönleme idi. Yine aynı efsaneye göre ay, karanlıklar ve geceler diyarı olan kuzeyin; güneş de aydınlığın hüküm sürdüğü ve gündüzler diyarı olan güneyin sembolü idiler.

Fakat eski Türklerde,"Güneş doğunun sembolü idi". Onlara göre güneşin doğduğu yön, çok önemli idi. Esasen yönlerin söylenişinde kullanılan deyimler de hep güneşle ilgili idiler. Meselâ"Gün batısı" "Gün doğusu" gibi. Göktürkler, yönlerini tayin ederlerken, yüzlerini doğuya, yani güneşin doğduğu yöne dönerlerdi. Bunun için de doğuya"İlgerü", yani"İleri"demişlerdi. Oğuz Destanı'nda da, sabaha, tan ağırmasına ve gün çıkmasına büyük bir önem verilmişti. "Bütün hayat, o gün ve güneşle başlıyordu. Güneş battıktan sonra ise, her şey duruyordu". Böyle bir anlayış, atlı Türkler ve savaş düzeninde yaşayan kavimler için, normal görülmelidir. Altay bölgesinde yaşayan Türk Şamanlarının kapıları da, daima doğuya açılıyordu. Halbuki normal olarak Türk halkları, güneş görebilmeleri için, kapılarını güneye açarlardı. Görülüyor ki, dinî ve manevî bir görevi olan Şaman, bu umumî kaideyi bozuyor ve eski din düzenine uyuyordu. Gerek Yakut Türklerinde ve gerekse Altay yaratılış destanlarında,"Cennet ile hayat ağacı da doğu bölgelerinde bulunuyorlardı".

Türklerde genel olarak,"Güneş-Ana"ve"Ay-Baba"deyimleri kullanılıyordu. Bu sebeple bütün masal ve efsanelerde, güneşin dişi ve ayın de erkek olarak rol oynadığını görüyoruz. Önasya kültürlerinde de, güneş dişi ve ay da erkekti. Tabiî olarak karşılıklı tesirlerin ne zaman meydana geldiğini kestirmek çok güçtür. Mısır'daki Türklerin menşei ile ilgili olarak anlatılan efsanede de,"Güneş, Saratan burcuna girdiği bir sırada, suyu ve toprağı ısıtmağa başlıyor. Bu sular ile balçıklar bir mağarada toplanıyorlar ve mağara da, onlara bir ana rahmi vazifesi görüyor. Bu balçıklardan meydana gelen Türklerin ilk atası da, Ay-Ata adını alıyor". Burada da güneş, yine anne rolünü oynar gibidir. Fakat baba ortada yoktur.

Yakut Türkleri, ay ile güneşi iki ayrılmaz kardeş gibi kabul ediyorlardı. Onlara göre"Güneş Tanrısı"(Kün-Toyon) daha önemli idi. Yakut efsanelerinde,"Ay ile güneşin aralarında kavga ettiklerini de görüyoruz. Büyük kahramanlar ve iyi insanlar, genel olarak ay ile güneşin himayesinde idiler. Kötü ruhlar ise onlarla, süresiz olarak savaş halinde idiler. Bu kötü ruhların bazan, güneşi kovalayıp yakaladıkları da oluyordu. Güneş tutulması olayı, böyle kötü ruhların güneşi mağlûp edip de, ele geçirdikleri zaman meydana geliyordu. Yakutlar, ay ve güneş bayramını da ilkbaharda yaparlardı".

Altay Türklerine göre,"Büyük Tanrı Ülgen", ay ile güneşe dokunan bir dağda otururdu. (Bazı hikayelere göre ise) Tanrı Ülgen, ay ile güneşin daha da ötelerinde idi. onun tahtı, çok uzaklardaki yıldızlar üzerinde kurulmuştu. Esasen, ay ve güneşi yaratan da, yine Tanrı Ülgen idi. (Altay Türklerine göre), güneşin kırıntılarından meydana gelmiş ve insanlara daima iyilik getiren, bir Tanrı da vardı. Bu Tanrının adı,"Suyla"idi. Bu Tanrı insanları daima korur ve onların, gök altında rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağlardı.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #5 : 12 Mayıs 2010, 20:39:01 »

TÜRK  MİTOLOJİSİNDE  GÜNEŞ VE AY


"Güneşin oluşu" ile ilgili efsaneler:

Aşağıda özet olarak vereceğimiz bir Altay efsanesi, yine Altay Türklerinin"Türeyiş"efsaneleri ile yakından ilgilidir. Altay türeyiş efsanelerinde de, önceleri sonsuz bir denizden başka bir şey yoktu. Aşağıdaki efsaneye göre ise, ay ile güneş bir ayna (Toli) dan başka bir şey değil idiler. Cengiz Han'ın en küçük oğlunun adı da"Toluy", yani"Ayna"idi. Bu inanışa göre,"Ay ile güneşin kendi kendilerine, sahip oldukları bir güç veya kudretleri yoktu. Bunlar, yalnızca Tanrı'nın verdiği ışık ve sıcaklığı yansıtmaktan başka, bir iş yapmıyorlardı. Nihayet bir maden parçası olan aynadan başka bir şey değil idiler. Bu sebeple, Şamanların ayna ile fala bakmalarını, bu inanışlarla ilgili görenler olmuştur." Şamanlara göre, dünyada ne olmuş ve ne olacaksa, her şey ve her olay, bu aynaya vururdu. Tabiî olarak Şaman'ın elindeki ayna da, ay ile güneşin bir sembolü idi. şaman, elindeki bu güneşe bakarak falını açar ve gelecek hakkında fikirlerini söylerdi.

Batı Sibirya kavimlerinden Ostyak'lar ise, ellerine bir ayna bile almağa lüzum görmeden güneşe ve üzerindeki lekelere bakarak fallarını açarlardı. Şamanlar elbiselerinin üzerinde, ay ile güneşin resimleri bulunan madenî pil'kalar da taşırlardı. Bunlar da hep, fal açma ve sihir yapmağa yarayan, aynı zamanda ayna yerine de geçen aletlerdi. Artık bu eşyaların nevileri, Şaman'ın zenginliğine ve büyüklüğüne göre değişirdi. Yanlarında yerli aynalar taşıyan Şamanlar olduğu gibi; Çin'den getirilmiş ve üzerinde, gökteki"Oniki burcun"resimleri bulunan ithal mallarına sahip olan Şamanlar da vardı. Güneşin oluşu ile ilgili Altay efsanesi şöyledir:

"Ne ay, ne güneş varmış, insanlar uçarlarmış,
Uçanlar ısı verir, ışıklar saçarlarmış.
Nasıl olmuşsa birgün, bir insan hastalanmış,
Tanrı bir şey göndermiş göğün içinde yanmış.
Aynaya benzer şeyler, büyümüş büyümüşler,
Onların ışıkları, gökleri bürümüşler.
Bunlar göklerde yanan, ayla güneş olmuşlar,
Yeryüzünde yaşayan, insana eş olmuşlar".

Altay Türklerinin yukarıdaki efsanelerini, Kalmuk'lar biraz daha değiştirerek, şöyle anlatırlar:

"İnsanoğlu yaşarmış, Tanrı'nın göklerinde,
Ne suç ne günah varmış insanın köklerinde.
İhtiyaç duymazlarmış, ne ay, ne de güneşe,
Tanrıyla yaşarlarmış yokmuş gerek bir eşe.
Tanrı onlara kızmış, insana şekil vermiş,
Dünyaya gidin demiş yeryüzüne göndermiş.
Ne ısı, ne de sıcak, insan saçamaz olmuş,
Tanrıya güneş için, insanoğlu yalvarmış,
Tanrı güneşle aya, buyurmuş hep parlamış".

Türk mitolojisine göre,"Gökte bir güneş ve bir tane de ay vardı". Kuzey-Doğu Asya ve Moğol'larına gidildikçe, onların mitolojisinde, güneşin sayıları daha da çoğalır. Bu, daha ziyade Budizm'in ve Güney Asya kültürlerinin tesiri ile meydana gelmiş bir inanç olmalıdır. Meselâ, Çin mitolojisine göre 10 ve Hint mitolojisine göre 7 güneş vardı. Asya'nın kuzey-doğu uçlarında yaşayan iptidaî kavimler, önceleri genel olarak"Üç güneş"in var olduğuna inanırlardı. Bu bölgede yaşayan Gold'lara ait bir efsaneyi burada vermeden geçemeyeceğiz:

Yer ile gök imişler, ta ezelden akraba,
Ayla güneş demişler:
Ah bunlar da ne kaba!
Hücum edip almışlar, ayla güneşi gökten,
Yerde zindan yapmışlar hapse koymuşlar kökten.
Zalimmiş yer nedense, onları hep ezermiş,
İyi kalpli gök ise, kendini hep üzermiş.
Gök hemen kirpi olmuş, göklerden yere inmiş,
Yerle bahse tutuşmuş, bahiste yeri yenmiş.
Demiş: "Bana bir at ver ayna gibi çok parlak,
Yer aramış denemiş, mızrak at bulamamış,
Güneşle ayı vermiş, daha çok tutamamış.


Güneşin "sıcaklık" ve ayın da "soğukluk" sembolü olması:

Altay Türklerinde genel olarak güneş sıcağın ve ay da soğuğun sembolü olarak görülür. İnsanların, gündüzleri sıcaktan yanarken; geceleri de soğuktan üşümeleri, bu inanışın doğmasına yol açan en önemli sebeplerinden biri olsa gerekti. Aşağıya özetini çıkardığımız efsane, Altay dağlarının kuzeyinde yaşayan Teleüt Türkleri tarafından anlatılmıştır:

"Yeryüzünde yaşarmış büyük güçlü bir hakan,
Güzel bir kızı varmış, bayılırmı her bakan.
Hakan demiş: "Kızıma, lâyıktır ayla güneş,
İnsanoğlu neyime, nasıl olsun ona eş!
Almış kızını koymuş, küçük bir çöpten eve,
Ayla güneşi tutmuş, indirmiş gökten yere,
Ayın sabrı kesilmiş, az bakmış pencereden,
Yemekler buz kesilmiş, fırlamış tencereden.
Han'ın sözüne kanan, güneş kapıdan bakmış,
Gökyüzüne uzanan, alevler evi yakmış.
Hakan demiş: "Güneş ay, insanların neyine
Kendini bir insan say dön kızım sen evine!"

"Güneşin yaratılışını"anlatan ikinci Altay efsanesinde de Budist tesirleri görebiliyoruz. Esasen Hindulara göre de ay erkek ve güneş de dişi idi. bu efsane de öncekini tamamlamaktadır. Anlatışta Budist tesirlerin açık olarak görülmesine rağmen hikâye, Altaylıların inanç ve üslûpları ile erimiş ve yerli bir mitoloji haline gelmiştir:

Bay Tanrı Oçirvani bir gün bir ateş bulmuş,
Ateşi kılıcının, hemen ucuna koymuş.
Bu ateşi çevirmiş, kılıcının ucunda,
Güneş hemen belirmiş ta göklerin burcunda.
Soğuk sulara kızan, Tanrı kılıcı vurmuş,
Ay gibi topraklaşan, sular gökte ay olmuş.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #6 : 23 Mayıs 2010, 10:45:34 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Türk Mitinde Kut İyesi Kıdır ve medeniyet değişikliğinde Kıdır'dan Hızır'a geçiş
Gök Tanrı inanç çevresinde var olan Kıdır, Türk toplumunun İslamiyet’i kabul etmesi ile birlikte Orta-Doğu kültürlerindeki Hızır’a dönüşmüştür.

İslamiyet’ten önceki dönem Türk inanç sisteminde iyeler, çeşitli fonksiyonlara sahiplerdir. Bu iyelerden birisi olan Kıdır da Kut iyesi olarak bilinmektedir.


Tös, ımı, neme, ıs, iye gibi terimleri genellikle Altay merkezli Gök-Tanrı inancı çevresinde Tanrı’lar sistemine ait kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Gök’te (semada) bulunduğuna inanılan Tek Tanrı Ülgen, Gök-Türk Bengü Taşları’nda geçen üste gök ve altta yağız yerin sahibidir. Tanrı Ülge’nin hizmetinde olan başka Tengriler vardır ki, bunların görevleri yaratılmış olanların sahipliklerini , sorumluluklarını üstlenmektir.

Karşıt, Buura Kan, Burça Kan, Karakuş, Baktı Kan, Er Kanım, Yayık, Suyla, Karlık, Utkıcı, Ayaz Kan, Umay Ana/ Imay Ana, Ana Maygıl, Ak Ene, Sekis Köstüü Kiştey Ene, Erke Solton, Ayısıtlar/Ayzıt, Taş Pilektüü Pay-Maatır, Karaş, Yes Pilektüü Kerey Kaan, Uçar Kaan, YabaşKaan, Kömür Kaan, Şeedey Kaan, Padış Pökö, Şınay Kaan, Padış Kerey, Piy Yabaş, Temir Kaan, ya Tanrı Ülgen’in çocukları, ya da iyi rûhlar olarak kabul edilir. Bunları aynı zamanda Yayan Neme’lerdir ki, yaratılmış nesne, mahlûk olarak bilinir ve inanılır . Maksadımız Gök Tanrı,ya da tengriler sistemi ile ilgili bir çalışma olmadığından, burada sadece Kut ile ilgili olan konulara temas etmekle yetineceğiz. Abdulkadir İnan, Yayık’ın vasıtacı rûh ve onun Ülgen’in vücûdundan bir parça,semâvî bir rûh olduğunu söyler.

Ülgen onu yer yüzüne, insanlar arasına, onları kötülüklerden korumak ve hayat vermek için görevlendirip göndermiştir. Altay Türkleri tarafından en çok saygı duyulan rûh /arı nemeolan Yayık adına, ilkbahar mevsiminde koyun ve/ veya kısrak sütü sağılarak bulgurla karıştırılıp lapa yapılır, yapılan bu lapa Tengri Yayık’a adanmış saçı olarak yere saçılır. Bu törene yayık kaldırma denilmektedir ki, bunda maksat; lütûf ve ihsan temennî etmektir.

Batı Türk sahasında Huma Kuşu olarak adlandırılan Hümay, doğurganlğın, üremenin sembolü olarak görülüp kutsal sayılır. Bundan genç kız, gelin ve çocukların koruyucu rûhu olan Umay , daha sonra Imı şeklini alarak tâlih, baht veren iye olarak kabul edilmiştir.Bereket veren, üreyen, zenginlik veren bir başka rûh da Ayzıt’tır ki, bu rûh kadın ile dişi hayvanların koruyucusu olarak kabul edilmektedir. Ayzıtlar, dağınık halde bulunan hayat unsurlarını toplayıp birleştirir ve kut yaparlar. Bu kut denilen nesneyi ana karnındaki çocuğa üflerler. Böylece çocuğa can verirler. Gebe kadınlar daima bu rûhların himâyesi altında bulunurlar. Kuğu kuşları, ayızıtların timsali olduğu için bu kuşlara dokunulmaz...Yakut kızları Ayızıt adına tangara (put) yapıp karyolalarının altında saklarlar...............Kısır kadınlar çocuk vermesi için ayızıta dua ederler. Gebe kadınlar doğum günleri yaklaştığı zaman odalarını ve evlerinin çevresini temiz tutmağa çalışırlar.

Ülgen ve burada bahsini etmediğimiz Erlik ile ilgisi olmayan rûhlar da bulunmaktadır ki,bunlar insanlara iyilik yapar, saadet ve zenginlik verir, saygısızlık ve kötü davranışları cezalandırırlar. Ee, İye, izzi ve Yezim Piy adlı bu rûhlar, belli bir biçimde telakkî (yorumlamak) edilmezler. Her insan kendi idrakince (anlayış), kendi düşüncesince bunlara şekil verir ve insanların düşüncelerine göre kalplerde yer alır. Yer-Su, Yezim Tayka (Don, buz, soğuk ve ayaz ile buzul anlamında) ve Altay (dağ) rûhlarıdır. Her rûh, kendi bulunduğu bölge ile ilgilidir ve burada yaşayan boylar bu rûhları kendi boyunun koruyucusu sayarak onları kutsarlar. Türk mitinde Ata, Baba, Bab, Buka, Kökçe/ Gökçe,Kurt Ata, Kurt Dede, Ak Sakal,vb. adlar ile adlandırılan mitik varlık veya şahsiyetler binlerce yıldan beri varlığını sürdüren kavram ve kavramlar çevresinde teşekkül (oluşum) eden inanmalardır.

Türkiye’de Çankırı yöresindeki tespitimizde, ilk atalarının adlarını bilmeyenlerin, atalarının adları yerine Kurt Ata diye ad verdiklerini gördük. Bunun kaynağının, Türk toplumu arasında binlerce yıldan beri anlatılan ve inanılan Kurttan türeme miti olduğu açıkça belli olmaktadır. Aynı inanmaların Kamçatka yarımadasında yaşayan Çukçiler ile Moğol kabilelerinde de var olduğu bilinmektedir. Mitik anlatmalarda Kurt-Ata; gök yeleli, boz-kurt olarak tavsif (tarif etmek, nitelendirmek) edilmektedir.

Altay Türkleri arasından derlenen Ak Han ve Atın Taycı masalında, Ak Han, yarı Tanrı olarak kabul edilen ve insanlığa yardım için gönderilen bir handır. Ay Mangus adlı başka bir Altay anlatmasında, ak sakallı bir ihtiyar, masal kahramanı olan oğlanın adını Ay-Mangus kor. Bu ihtiyar, kendisinin Tanrı olduğunu ve iyi meziyetlerle techiz edilmiş olduğundan dolayı oğlana ad verdiğini söyler.

Altın Taycı adlı Altay efsanesinde; Ak Han’ın oğlu doğuyor ve Tanrı’dan çabuk büyüyor. .. Oğlan ad istiyor. Halk toplanıyor. Bir ak ihtiyar çıkıyor ve oğlanın adını Altın Taycı koyuyor. Kayın ağacından çıkan Ak-Sakallı Koca, bir Tanrı gibi halkın arasına girmektedir.

Manas Destanı’nda , Manas Bakay için "Tanrı tarafından bize verilmiş bir dost" diye sözederken, Semetey’in yanında bulunan ve kırk yiğidin başı olan Kırgın’ın , ak sakallı ihtiyar, Tanrı tarafından gönderilmiş bir kişi olduğu vurgulanır.  Yine Manas Destanı’nda, Semetey’in oğlu Seytek’e ad veren efsanevî bir varlıktan söz edilmektedir. Bu efsanevî şahsiyet, gökten inerek çocuğa Seytek adını verdikten sonra kaybolmuştur.

Türk Yaratılış Destanı’nda, sel ve yağmurun sürüklediği balçık, bir mağaraya dolar. Burada toprak, su, güneş ısısı ile meydana gelen ateşten ve rüzgâr ile bir çocuk yaratılır. Bunun adı Ay Ata’dır. Kutadgu Bilig’de Ögdülmiş, Hakân’a bir elçinin nasıl olması gerektiğini anlatırken, kim olduğu açıklanmayan, ancak ulu atalardan, bilge ve ulu bir şahsiyet olduğu anlaşılan Bilge Kök- Ayuk’tan naklen şu cümleleri söyler;

Negü tir eşitgil bilir kök ayuk
Ne söyler işit sen bilgin Kök-Ayuk.

Bu söz ukmasa erdem atsız karır
Erdemi olmayan adsız yaşlanır

Kiming erdemi bolsa atı yorı
İnsan erdemiyle insanı geçer

Kalı bolmasa erdem atsız karır
Erdemi arttıkça yükselip uçar  


Ögdülmüş Odgurmuş’a beylere hizmetin usullerini anlatırken;

Kayuka ögelik tegir ög bulur
Kimi aklı ile ögelik bulur

Kayu kök ayukluk öze at olur kimi
Kimi Kök-Ayukluk diye ün alır

Kalı kök ayukluk tegir kör
Eğer Kök – Ayuk’luk değerse gör ki

Özin ked küdesgü kutı badı kur
Kendini tam gözet devlet rütbesi

Sü başşı ya il başı bolsa özüng
Ordu veya ile baş olsan özün

Köni bol yiti tut kulagıng közüng
Doğru ol, açık tut kulağın gözün




Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 23 Mayıs 2010, 10:50:15 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

"KORKUT ATA"
Bilindiği gibi olağanüstü vak’alardan sonra dünyaya gelen Korkut Ata her şeyi bilen, gaibden (bilinmeyen) haber veren, adsızı adlandıran ulu bir şahsiyettir. Korkut Ata’nın doğumu ile ilgili Kazak Türkleri arasında anlatılan bir efsâneye göre, yer kuraktır. Gök kararmış, bulutlarla kaplanmıştır. Gök gürler, şimşekler çakar, yıldırım düşer, ancak yağmur yağmaz. Bütün insanlık korkar. Nihayet Korkut Ata dünyâya gelir ve yağmur yağmaya başlar. Dünya rahatlar. Toprak berekete, insanlar mutluluğa gark olurlar.

Dede Korkut, 20. yüzyılın başından itibaren gerek yazılı kaynakların anlattığı, gerekse sözlü kaynaktan gelen bilgiler ile ak sakallı, bilge, aynı zamanda bilgeliğini toplum yararına kullanan şeşen tiplemesi ile vasıflandırılır ve resmedilir. Ak-Koca, Kök-Koca, Ak Sakallı Gök Koca, Altın Sakallı Ay Koca, Ayaz Ata, Muz Ata, Ak Sarıklı gibi adlarla anılan ve ilahî bir kaynağa dayanan, çocuğu olmayanlara çocuk bahşeden, doğan çocuğa ad koyan, yardım bahşeden, çiftçilere bol mahsûl veren, kısmet açan, yolculara yol gösteren olağanüstü fonksiyon, görünüm ve davranışlara sahip bu şahsiyetler Türk inanç, mit ve efsanelerinde, önemli yer tutmaktadırlar.

Kut kavramı, uğur, devlet, baht, talih, saadet anlamlarına gelmektedir.Bunun ilk örneklerinin Gök-Türk Bengü taşları’nda bulunan, insanoğluna tanrı tarafından kazandırılan unsurlar için kullanılmakta olduğunu görmekteyiz. Yukarıda adlarını saydığımız ilahî kaynaklı şahsiyetler, aynı zamanda Tanrı tarafından kutlu kılınan şahsiyetlerdir. Tanrı’nın kutlu kıldığı bu şahsiyetlerin görevleri de insanlığa kut vermektir. İslamiyet’ten önceki dönem Türk inanç siteminde olan ve bazıları İslamiyet’in kabulünden sonraki dönemde de varlığını sürdüren bu ulu rûh, kişi veya varlıklar, ata ruhlarına gösterilen saygı dolayısıyla, yeniden şekillenmiş ve hayatları etrafında teşekkül eden anlatmalar ile ulu kişilerin/ evliyâların şahıslarına maledilmiştir.

Tanrı Dağları’nın uzantısı olan Ala Tavlar ve Kara Tavlar’da tesbit ettiğimiz aziz, baba,bab, ata, ana sıfatlı evliyâ veya yarı evliyâ sayılan ulu kişilerin fonksiyon ve bunların çevresinde teşekkül eden inanmalara , bahsettiğimiz inanç taşınmalarına örnek gösterilebilir.

Şaştı Ata, Baba Tukti Şaştı Aziz’in peri kızı ile olan evliliğinden doğan çocuğudur. Mezarı, Kuzey Kazakistan’da Şolakorgan köyündedir. Hastalıkları tedavi edeceği inancıyaygın olup, devlet, bolluk ve zenginlik iyesidir.

Ahmet Bab, samimi insanların koruyucusudur.

Akböge Ana, sınıkçıların iyesi olarak bilinmekte ve inanılmaktadır.

Fatıma Ana, ana rahmindeki çocukların koruyucu ruhu (iyesi)dur.

Bişkek Bab, imanlı olma iyesi, dini yayanların koruyucusudur.

Eyke Ana, kadınların koruyucusu, onların yol göstericisi, akıl ve feraset verici iyesidir.
Feyzulla Bab, tılsım ve kerâmet iyesi olup, ziyâretine gelenlere dayanıklılık ve güçlülük verir.

Bibi Gavhar Ana, analığın ak duygusunun iyesi olup, kadınlarda analık duygusunun var olmasını sağladığına inanılır.

Belen Ana ve Öyke Ana, yolcuların yol gösterici ruhlarıdır.

Kız Evliya, hamile olan gelinlerin koruyucu ruhu ve hamilelik iyesidir.

Bekenbey Evliya, âdillik ve doğruluğun iyesidir. Yolculara yol gösterir, bela ve ihanetten korur. Dertlere şifa verir.

Buraya kadar adlarını saydığımız varlık, kişi ve bunların fonksiyonları birbirleriyle örtüşmektedir. İslamî dönemde oluşan inanmalar ile Gök Tanrı inanç çevresinde oluşan inanmalar fonksiyonları bakımından birbirine benzemektedirler.

Gök Tanrı inancı döneminden kaldığı bilinen varlık ve şahsiyetlerin belirgin özelliklerinden biri de sürekli hareket halinde, her an her yerde görünebilir olmalarıdır. Yukarıda örnekleriyle açıklamaya çalıştığımız Kut veren, kutlu kılan, ilahî kaynaklıvarlık ve şahısların Türkistan sahasında ortak adı Kıdır olarak bilinmektedir. Altay, Kazak ve Kırgız Türkçesi’nde kıdıruv kelimesinin gezmek, seyahat etmek anlamına geldiğini söyledikten sonra, Türkiye’de özellikle baharın gelmesi ile birlikte gidilen ve genellikle Hızır-İlyas/Hıdrellez kutlamalarının yapıldığı yer olan Hıdırlık , Hıdırlık Tepesi gibi adlandırmaların sadece Hızır kelimesi ile izah olunamayacağını, kıdıruv kelimesinin Doğu Türk sahasından Batı Türk sahasına taşınmış olabileceğini de dikkate almamız gerekmektedir.

Altay, Kazak, Kırgız, Karakalpak, Doğu Türkistan Türkleri’nde, sürekli halk arasında gezen, kalbi temiz insanlara yardım eden, onları destekleyen, çeşitli kötülüklerden koruyan varlık kut iyesi sayılır ve Kıdır adıyla adlandırılır. Kıdır’ın sevdiği insan kutlu kılınır, şansıartar, işi rast gider.

Kazak Türkleri arasında "Tanrı koldasın, Kıdır ondasın", "Kuday jarılgasın, Kıdır esirgesin", "Kıdır darısın, bak kalasın" gibi dualar Kıdır’ın toplum tarafından önemsendiğinin ifadesi olarak görülür. Herkesin kendi gönlünce tasavvur ettiği Kıdır, özellikle Jarapazan (Ramazan ayı), Noruz,Sabantoy gibi özel günlerde görülmekte ve insanoğlunun davranışına göre ona yardım etmektedir.

"Tan menzili bolganda
Töseginnin basınan
Jastığımın astınnan
Bödenedey pırıldap
Boztorgayday şırıldap
Kıdır kelip korugay"

Duasında olduğu gibi, kimi zaman turgay kuşu, kimi zaman bödene kuşu şeklinde görülür. Bunun Umay Ana, Imı, Huma kuşu ve Kuğu kuşu ile ilgili inanmalardan kaynaklandığını söylemek mümkündür. Kaldı ki, Talih Kuşu’nun başa konması ve buna benzer "bak kusu basına kondı", " kutu uştı", "kut berekesi kaştı" gibi ifâdeler de buna işaret etmektedir.

Çıkış Kaynağı, görünüm, tahayyül ve fonksiyonları birbirine benzer olan varlık ve şahsiyetler, İslamiyet’ten önceki Türk inanç ve kültür sisteminde var olup, Batı’ya olan Türk göçleri ile yeni medeniyet dairelerine giriş, İslamiyet başta olmak üzere Hristiyanlık ve Musevilik inançları ile tanışıklık, dolayısıyla orta doğu kültürlerinden alınan yeni unsurlar ileşekillenmek suretiyle kimi zaman Köroğlu’nu kür>kör biçimini almasına gitmiş, kimizaman bozkır medeniyetinden tarım toplum yapısına geçiş sürecinde arbav kelimesi arpacı (Arbavcı kumrusu> Arpacı kumrusu) şekline dönüşmüş, anlam kaymasına uğramış, başka anlamlarda kullanılmaya başlamış.

Bu medeniyet değişikliği sonucunda, kut İyeleri, önce Kut İyesi Kıdır’a, oradan ata ruhlarının kutsanmasından evliyâlara, oradan da dinî kaynaklı olduğu inanç ve iddiasıyla Hızır ve Hızır-İlyas’a geçişin bir ifadesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak şunu özellikle belirtmek gerekir ki, ilkel dönemlerin inanma ve pratikleri, artık günümüzde yerini yeni inanış ve pratiklere bırakmıştır. Dolayısıyla kaynağı hangi dönem vehangi kültür olursa olsun, Türk insanının benimsediği ve özel önem verdiği Hızır, Hızır İlyasveya Hıdrellez ile ilgili inanış ve pratikler Türk insanının inanma ve ritüelleri olarak kabul edilmelidir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
ASENA-01
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 700



« Yanıtla #8 : 23 Mayıs 2010, 13:48:39 »

Öncelikle bilgiler için çok sağolun.Sn.KALKAN size bazı sorular sorsam cevaplar mısınız?
TÜRK' ler de bu kadar çok Tanrı mı var?Yoksa farklı Türk boylarına göre sadece adı mı değişiyor?Çocukların doğmasına yardım eden Tanrı kesin olarak hangisidir?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BENİ ANCAK TANRI YARGILAR!
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 23 Mayıs 2010, 21:22:22 »

Öncelikle bilgiler için çok sağolun.Sn.KALKAN size bazı sorular sorsam cevaplar mısınız?
TÜRK' ler de bu kadar çok Tanrı mı var?Yoksa farklı Türk boylarına göre sadece adı mı değişiyor?Çocukların doğmasına yardım eden Tanrı kesin olarak hangisidir?
Sn.ASENA0171 Kandaşım: Türklerdeki çok Tanrılı dönemler günümüzde birçok kaynaklarda değişik bilgilerle ifade ediliyor.  Bilim adamları, İslam öncesi zamandan günümüze Türkler’in dini, Gök-Tanrı dinini nasıl ne şekilde benimsediklerini öğrenmek için  1900'lü yılların başından günümüze kadar Türk kültürü ve tarihi için  belli başlı  birçok ciddi arkeolojik kazılar ve önemli çalışmalar yaptılar.Bu çalışmalarda  gün yüzüne çıkan çok önemli belgelere ulaşıldı.Bunların başında Orhun yazıtları geliyor.Yazıtlarda Türk Tanrı inancının temelleriyle ilgili bazı bilgilere rastlanmaktadır. Tonyukuk yazıtında birçok kez adı geçen Tangri ya da Tengri, daha çok “ulusal” bir tanrı niteliği taşır. Gök-Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır. Gök-Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar gibi eski Türk topluluklarında inanç sisteminin başında yer alır.Tanrı Türk ulusunun hayatı ve geleceği ile ilgilenen bir ulu varlık durumundadır.
    Türklerin Gök-Tanrı Dini hakkında henüz bütün tamamıyla,derinlemesine yazılmış çok eskiden kalma bir din kitabı olmadığından,önemli araştırmacıların bulduğu yazıtlardan, seyyahlar yazdıkları şahsi gözlemlerinde ve bazı yazıtlar,tabletler ,mezar taşları ve ölü gömme adetlerinden bazı dua ve ilahilerden, bazı destan ve masallardan Türkleri Gök-Tanrı Dinini benimsedikleri  sonuçları ortaya çıkmıştır.
  Türklerin Gök-Tanrı Dininini benimsemesi  "Tek Tanrı" inancının bulunduğunu bize gösteriyor.Taptıkları Tanrıyı kendilerince  illahlaştırılmış ve ilahi bir kudrete sahip tek varlık olarak görmüşler.Türk; göğün, yerin ve doğanın bir parçasıdır.Türk, gözünü ya gökyüzü çadırı altında kurulmuş olan çadırının içinde, çadırın göğe bakan penceresi altında ya da doğrudan mavi göğün altında dünyaya açmış. Yüksek rakımlı yerlerde yaşadığı için de göğe ve yıldızlara çok yakın.Yüksek rakımlı yerlerde yaşamayı,Gök-Tanrı'ya daha yakın olmak için seçmişler.Çocuklarının adları bile gök, dağ, deniz, yıldız, su, çiçek vb. adlarıdır.Bunlar tüm  Türk kavimlerinde hep aynıdır.İnanç olarak tüm Acun'un varlığını  Gök-Tanrı'ya borçlu olduklarını biliyorlardı.Gökte ve Yerde gördükleri,duydukları,hissettikleri canlı ve cansız tüm varlıkların tanrının bir parçası olduğunu,hepsinin ayrı bir ruhu ve  bunların Tanrının hizmetinde olan, Tanrıdan İnsanlara sunulmuş görevliler olarak algılanıyorlardı.Gök-Tanrıdan isteklerini kendilerince kutsallaştırdıkları,isimlerini değişik şekillerdeki varlıklardan alarak ,kendilerine zarar vediklerini düşündükleri kötülüklerden korumanın yolunu seçmişler.Kötülüklerden korunurken yaşamları boyunca günlük hayatlarında iyi veya kütü olan tüm hal ve hareketleri için  kendilerine yardımcı olsu diye  ihtiyaç duydukları iyi ruhlar ve kötü ruhlardan destek alırlardı.Bunların üstün güce ve kudrete sahip olduğunu ,Tanrının ilahi birer sıfatı olduğunu düşündükleri için (melek)ruhlar zamanla Tanrı niteliği almış.  


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.104 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.