Türk Bayragindaki Ay Yildiz
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2019, 04:33:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Bayragindaki Ay Yildiz  (Okunma Sayısı 17366 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YILDIRAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 35



« : 19 Mart 2010, 00:39:41 »

Bursa Kent Konseyi Gönül Dostları Kadın Çalışma Grubu tarafından düzenlenen `Osmanlı Döneminde Kadın Sultanlar` konulu konferansa konuşmacı olarak katilan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu Türk Bayrağındaki ay yıldızın Göktürklerden geldiğini ve  Yıldırım`ın Niğbolu savaşında anlatıların hepsi uydurma.`oldugunu iddia etti.
Siz neler düsünüyorsunuz?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim ve hakikati bilmektir. Yoksa, okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. "
M. K. Atatürk
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #1 : 19 Mart 2010, 19:37:36 »

Kandaşım öncelikle benim hep açmak istediğim fakat bazı nedenlerle açmadığım bu konuyu açarak çok isabetli bir iş görmüşsün kutlarım.Ben bu tespitin doğru olduğunu düşünüyorum.fakat bu kadar demekle iş bitmez düşüncemi nelere dayandırdığımı da açıklamam gerek biliyorum ama keşke ben söylesem sen yazsaydın yazı yazma konusunda ifade etme konusunda iyi değilim.Bayrak hakkındaki şu hikaye doğrudur Türklerin bir savaş alanında biriken kanlarının üstüne ay ve yıldızın ışığı vurur bunu gören Türkler bu oluşan resmi bir bayrağa dönüştürür.Bu gereçkten doğrudur.Anlatıla gelmiştir.Tıpkı bir çok destanımız gibi bir olaydır bu destanlaşarak halkın dilinde söylene gelmiştir.Hiç bir destan uydurma değildir.Sadece içeriği tam olarak anlaşılamamış olayların o zamanın insanları tarafından anladıkları şekilde aktarılmasıdır.Peki bu olay doğru ise ki ben doğruluğunu adım kadar biliyor ve onu öz fikrim gibi savunurum.
1-Ne zaman olmuştur?
2-Böyle bir görüntü nasıl oluşabilir?

Bu iki soruyu açıklamaya çalışalım.

1-Ne zaman olmuştur?Niğbolu savaşında olması bir uydurmadır.iyi ama kim böyle bir uydurmayı niçin yapmıştır.Önceleri Göktürkler ve bir çok Türk devleti boyu ve klanlığı tarafından kullanılan bu sembol belirli bir dönem sonra kaldırılmıştır hangi dönemdir bu?Anadolu Selçukluları,Harzemşahlılar,Alaaddinin sihirli lambası pardon asıl adı şu galiba Alaaddin keykubat bin ibni abdulrezzak bin abdüssameed bi dakka çok uzattık Alaaddin keykubat desek yeter öfkemden alnımın damarı beliriyor kandaşlar mazur görün.Evet bu zamanda yani  muaviye ve emevi görüşünün hayranı olan anadolu selçuklu devlet yönetimi zamanında unutulup gitmiştir.Diğer bir çok Türk unsurunun zedelendiği dönemde budur.Türklerin koyu bir şekilde araplaşma dönemidir.Bir çok insan bu dönemi ilk islama girilen Karahanlılar dönemi zannetsede aslında araplaşma Anadolu selçuklu zamanında en üst düzeydedir.Peki konuya dönelim sonra osmanlı zamanında bir yan sancak böyle diyorum çünki bunlara ne denir ismini bilmiyorum birden fazla sancak bayrak flama kullanan devletler tüm dünyada olabildiği gibi Türklerde daha yaygındır.Ana bayrak ve yanında Türklerce kutsal sayılan bazı bayrak ve sancaklar bulunur oldukça sık rastlanır buna.Fakat halk nazarında bu sancak bir yan sancak durumunda olmuş üzerinde arapça tevhit yazan sancak halk için en kutsal olan sayılmış diğerlerinin yani üç hilal ve ay yıldızın nereden geldiği halk tarafından uzun zaman içinde unutulmuş olduğu ve değer görmediği Yıldırımhanın dikkatini çekmiş halk nazarındaki değerini tekrar sağlamak amacıyla bayrağın gerçek hikayesi o zamanda oluşmuş gibi gösterilmek için bu anlatı uydurulmuştur çok da iyi yapılmıştır.Yıllarca emevi koyu taassup görüşü altında yaşayan Selçuklu mirası olan bu halk başka türlü anlamıyacaktı.Hikaye gereçktir fakat bu anlattığım amaç doğrultusunda Niğboluda olmuş gibi gösterilmiştir zekicedir.Yıldırım han benim gibi Türklüğünü inancı ile bir gören kişler için hayranlık uyandıran bir Türk lideridir.Onu yakından tanıyanlar farklı olduğunu bilir.Niğbolu savaşının bir çok kişinin dikkatinden kaçırdığı bir yönü vardır.karahanlılardan,Selçuklular zamanından bu yana ilk kez bir İslam dinine mensup bir Türk devletinin lideri savaşta alınan esirleri kılıçdan geçirmiştir.Bu yüzden YIldırım benim için çok özeldir.Bu eski bir Türk hareketidir.Bu da onun kafa yapısının kendi devrinde Türklük öğesini ortaya koyduğunu gösteren delillerden sadece bir tanesidir.Kısaca bayrağın Niğboluda oluştuğu söylencesinin ardında yata gerçekler budur.Yani aslında bu hadise çok daha önce olmuş bir hadisedir fakat orda oluşmuş gibi gösterilmiştir.peki asıl hadise ne zaman oluşmuştur.Ayyıldız Göktürklerden çok önce oluşmuştur fakat Göktürkler buna her zaman sahip çıkmıştır işte bu yüzden Göktürklerinde kullandığı doğrudur.Fakat bilinen Türk tarihinde ilk olarak hangi devlet kullandı deriseniz o devlet hiç şüphesiz Sakadır.Bilemediğimiz kesin olarak açıklayamadığımız bu hadise kan üstüne vuran bu şekil büyükbir ihimal dahilinde Göktürk ve saka dan önce
olşuşmuştur
Bunun M.Ö 1500 olduğunu sanıyorum.Böyle sanmamın elbette nedenleri var fakat bunları burada ele almam.
Alamam dememin nedeni hem çok uzun olur zahmetli olur bana çünki bir çok çalışmayı ta baştan paylaşmak gerek buda bu konuyu aşan bir çok araştırmayı ele almak demektir bu sebeple gerek yok.


2-Böyle bir görüntü nasıl oluşabilir?

Evet bu çok daha önemli ve ilginç esrarengiz bir konudur.
Bilimselolarak böyle bir görüntü nasıl oluşabilir yani şimdi efsaneciliği sihirselliği ve fantastik tarzı bir yana bırakıp aklın ve bilimin ışığında bu konuyu ele alırsak bunun mümkünatını yada mümkünsüzlğünü daha iyi kavrarız.

Bilindiği üzere dünyanın uydusu olan ayın bir takım evreleri vardır bilim buna 20 yy da değinmiş ve açıklığa kavuşturmuşsada kutsal kitaplar ve tinsel öğretiler bilimden çok önce bu olaylara değinir.

Örneğin Kuran da Yasin süresinde Ayın ve güneşin yörüngeleri olduğu bildirilir.

Ay ve Güneşde onlara bir delildir kenid yolunda akıp gider İşte bu aziz ve Alim olan Allahın taktiridir.(38)
Aya gelince ona menziller tayin ettik nihayet o eski bir hurma salkımının çöpü gibi bir yay haline dönmüştür.(39)

Güneşin kendi yolu olduğunu bilim keşfedeli 30 yıl olmamıştır.
Yani güneşinsamanyolu galaksisinde daha büyük bir yıldızın uydusu olduğunu bilim yenikeşfetmiştir.

Şimdi şu nokta için bunu verdim bu bir araştırma din propagandası değil kimse bu şekilde algılamasın bize haksızlık etmiş olur.Biliyorsunuzki bu gün bildiğiniz dinlerden birinden değilim ben.Bu sitede din konuları hassasdır malumunuz Türkçülüğümüz fikir olarakbu gün çok karmaşık şeylerle mücadele etmek zorundadır.Bu yüzden dinsel bir şeyi örnek vereceğimizde hepimiz hassas olalım müspet ilme bir dayanak olacak bir veri bu gün antik mısır dininden bile çıkmakta batılı bilim adamları bile dünya dinleri içerisindeki
bilgilerden zaman zaman isrifade eder o yüzden siyasetleştirmeden yapmalıyız bunu.

Aya gelince 39 nolu ayettede ayın hilal yani yeni ay dediğimiz evresi dile getiriliyor.Ayın neden başka bir evresi değilde bu evresi zikrediliyor ve bir delil olarak sunuluyor bu çok ayrı bir muamma ama konumuzla ilgisi var.Bu önemli görülmüşki islam peygamberine ve mensuplarına belirtilmiş.Bu dileyn herkez için
bir düşünme araştırma konusu olabilir ama biz bayrak olayına geri dönmeliyiz.Bunu neden ele aldım Türklerin bayrağındaki ay yeni ay durumundadır.Ve bu bayrak hadisesinin islam kültüründen girmediğini bayrağın Türklerde apayrı bir hadiseden oluştuğunu biliyoruz.hatta yukarıda bahsettiğimiz üzere taassub ve yobaz anlayışın bu bayrağı Türklerin kültüründen silmeye çalıştığınıda biliyoruz.Bu gün bile aynı anlayışa sahiplerin
bayrağımızdan hoşlanmadıklarını da biliyoruz.Öyleyse Türklerin bayrak hadisesinde islamdan çok önce
geçen bu olaydaki ayın yeni ay hali niçin İslam kitabında metoforsal bir şekilde örnek gösteriliyor bu bir rastlantımı yoksa ?Tanrısal bir sırmı???

Şimdi bilinmeyen bir zamanda dökülen asil
Asana soyu kanlarının üzerine vuran yeni ay evresinin ve yıldızın mümkünlüğünü ele alalım;

Ayın yeni ay evresinde olduğu açıkça görülür.Ama hilali tam ortalar bir noktada bir yıldız vardır.Ay evrelere girdiğinde güneş ve dünya arasındaki açı ilişkilerinden ötürü ışığı yansıtma durumu değişir.Yarısı karanlık yarısı aydınlık ve hilal biçimde görüntüler oluşturur.karanlık kısmını biz sanki boş bir alan gbi görürüz.oysa tabiki bilimsel açıdan bu doğru değildir.karanlık kısımın boş gibi görünmesi sadece bir göz aldatmacasıdır ışık yoksunluğundan orası göğün boşlukları ile aynı tonda olduğu için ay sanki bir dilim gibi gözükür gerçekte ise biliyoruzki karanlık kısım ayın ışık yansıtamdığı kalan yüzeyidir.Hilal olan kısmı bir daireye tamamladığınızda ayın karanlık ısmını parlayan kısmı renginde doldurduğunuzda asıl olan bir küredir sadece hilal dilim sadece
bir göz yanılmasıdır.Şimdi bilinen basit bir konu ama yinede belirtmekte fayda var.
yeni ay evresinde kürenin kalan kısmı karanlıkdadır.Işığı yansıtamaz şimdi mesele şu naıl olurda orada bir ışılı bir nesne oluşur?
Ayın ışıksız kısmında bir ışık kütlesi var bu aydan değil.Ayın o kısmı karanlıktadır.
ayın içinde bir delik olup sadece oradan ışığın geçmiş olması salakça ve bilime aykırı bir ön görü olduğuna göre o ışık nerdendir veya nedir?
ikinici aşamaya geçtik öyleyse o ışık ay ile dünya arasında
ulunmak zorundadırki ayın tam üstünde parlasın.Yani bize bakan yönde bulunmalırki görebilelim.öyleyse ya yüzeyinde ya dünya ile ay arasında olmalidırki dünyadan gözüksün.Bir yıldız kadar betimlenen
bu nesne için başka bir öngörü olamaz.
Akla bilime mantığa aykırıdır.Ayın arkasındaki bir yıldız bize bakan taraftan gözükemez.
Neden çünki ay transparan değildir ha ha !   katı bir cisimdir.
O zaman bu şekilde Dünya yer yüzeyinde bir Türk kanlarının biriktiği bir yere böyle bir görüntü
izdüşümü oluşabilmesi için tek yol vardır ay ile dünya arsında bir yıldız olması.
Ayile dünya arasında bir yıldız olamaz yıldız denen cisimler oldukça büyük ısı saçan gök cisimleridirki evrende en büyük ana gök cüisimleridir.Güneş bir yıldızdır.Yani yıldız demek Güneş demektir.Ayla dünya arasına Yıldız kategorisine giren bir şeyin yerleşmesi mümkün değildir.Saçmalıkdır.Bilimsel olarak asla kabul görmez gülünç bir şeydir.
o zaman yıldız olamayıcağına göre geriye çok az seçenek kaldı,Dünya ile ay arasında bir kuruklu yıldız evet bu olabilir böyle bir nesne dünya ile ay arasından geçmesi ki bu bilimsel olarak mümkündür.Ama şu varki kuyruklu yıldız bu şekilde parlamaz böyle bir görüntü oluşturması olağan değildir.Çünki kuyruklu yıldızlar ardlarında bir takım enerji birikimi plazma gibi bir oluşum taşırlar bu da bir ışıklı  kuyruk görüntüsü oluşturur.
Fakat bayraktaki yıldız bu şekilde değildir.Kuyruğun gözükmemesi için dünyaya sıfır açıyla yaklaşması gerekirki bu da pek mümkün değildir.Ama olasıdır.
Geriye bir tek şey kaldı dünya dışı bilinmeyenbir ışık kaynağı.ne demek istediğim anlaşılmıştır daha açmaya gerek yok.Türklerin Göksellik literatürünü sıkça kullanmaları ile paralel düşünülürse daha iyi anlaşılacaktır.
Şu veya bu şekilde bunlar sadece bir tezdir ama kesino lan bir şey vardırki hikaye gerçektir ve bu siliüetin kana yansıdığı gün pek sık rastlanmayan belirli bir devirde tekrar eden bir göksel olay meydana gelmiştir.Ve olay esnasında Türkler savaşmaktadır ilginç...İşte buna garanti verebilirim.
Düşünmek isteyen beyinlere düşünce ve bilim açıktır.Bilimin  başladığı yer araç gereç ve laboratuvar değildir.Bilim insan zekasının içinde başlarki en önemli ve en büyük laboratuvar orasıdır.
Esen ola...








Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #2 : 19 Mart 2010, 19:47:47 »

Beyler kusura bakmayın çok yazım hatası olmuş biraz klavyeden biraz hızlı yazmak zorunda olduğumdan idare edin artık şu kocamış kurdu.Birde şunu belirtmeyi unutmuşum yıldız ilk başlarda hilalin tam birbirinebakan kısmındaydı veya biraz daha içte sonraları bu biçim değişikliği ile biraz ön kısma alınmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 19 Mart 2010, 20:53:44 »

Anlatılması gerekenleri,mizahi bir dille anlatman hoş olmuş.Bu kadar uzun yazımlarda birazcık yazım hataları olabilir.Öneml olan yazılanların okunması.Birazda katkı benden.



Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Bir söylenceye göre, 1. Kosova Savaşı sonrasında savaşta ölen Türk askerlerin kanının bir göl gibi toplanması sonucunda, Ay ve Yıldız'ın bu göl üzerinde yansıması ile oluştuğu kabul edilmektedir. Yapılan tüm varsayımlar arasında, 1. Kosova Savaşı'nın sebep olması en büyük ihtimallerden biridir, çünkü bu savaşın akşamında gökyüzünde Jüpiter ve Ay yan yana nadir anlarından birini yaşamıştır.

1. Kosova Savaşı tarihi (28 Temmuz 1389), ve Kosova koordinatlarında (Lat: 43.41 , Long: 25.65) gökyüzündeki gezegenlerin konumu incelendiğinde Ay ve Yıldız'ın aslında Ay ve Jüpiter olabileceği ortaya çıkar.

Eğer ki bu yansımayı, olası bir kan gölü üzerinde düşünürsek de; bize Türk Bayrağı'nın şu anki hali gözükür. Bunun için o tarihte ve koordinatta gece yarısı saatlerindeki gökyüzü görüntüsünü, ayı arkanıza alarak kan çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz karşımıza aşağıdaki resimdeki gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayrağı ile arasında müthiş bir benzerlik vardır.

Jüpiter'in köşeleri Jüpiter'in gözükebilen 4 ay'ının da etrafında kısmen parlaması (basit bir teleskopla gözükebilir, ancak çıplak gözle en iyi ihtimal Jüpiter'e yakın bir parıltı gözükür); büyük bir ihtimal Jüpiter'i köşeli bir yıldıza benzetilmesini sağlamıştır. Lâkin, Güneş'in herhangi bir gezegen üzerindeki yansımasının Dünya'daki insanlar tarafından parlak bir yıldıza benzetilerek de izlenebilir. Uranüs gezegeni de, bu süre içerisinde Jüpiter'e olan yakınlığı (her ne kadar çıplak gözle gözükmesi çok zor olsa da, küçük bir parıltı olarak gözükebilir); Jüpiter etrafında farkedilebilir 5 köşe gözükmesine sebebiyet verir.

1. Kosova Savaşı sırasındaki, Kosova'da gökyüzündeki görüntüye ulaşmak için örnek resimlerde Stellarium isimli ücretsiz planetarium programı kullanılmıştır. Planetarium programımızı 1. Kosova Savaşı tarihine (28 Temmuz 1389), ve Kosova koordinatlarına (Lat: 43.41 , Long: 25.65) alırsak ; gökyüzündeki Ay ve Yıldız'ın aslında Ay ve Jüpiter olduğu ortaya çıkar





Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #4 : 19 Mart 2010, 21:15:22 »

Kandaşım katkın için sağolasın.Çok iyi bir katkı olmuş.yanlız bu tarz görüntü benzerleri çok oluşuyor burada şüpheli Jupiter sede başka izdüşümlerde olabiliyor diğer gezegenler gibi bir keresinde bir akşam bayrağımızdakine çok benzer hatta senin verdiğin örnek resimdekinden daha yakın bir konumu da gözlerimle gördüm hatta çevremdekilere gösterdim.Tabi o neydi hangi gök cismidir bilemem.Sonuç olarak belki böylede olabilir ama daha öncede kullanılması durumuda mevcut sonuçda ne zaman olursa olsun bir gök hadisesi ile oluştuğu kesin Her şey olası kesinkez jupiter de olabiir başka bir sebebde ama bunu bilmiyordum çok iyi olmuş.
Fakat ayın yeni ay hali Türklerce eski kültlerin de niçin bu kadar önemlidir o ayrı bir muamma.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #5 : 20 Mart 2010, 02:40:31 »

Kandaşım dikkatin çok iyi bu birinci çürütücü ikincisi ise Niğboludan öncede var olması.Gayet iyi oldu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YILDIRAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 35



« Yanıtla #6 : 21 Mart 2010, 14:25:59 »

Sayin Uraltu cok güzel ve net bir sekilde anlatip ve üsenmeden yazdigin icin tesekkür ederim, sagolasin. Sizin ve diger arkadaslar sayesinde bu konuda bilgilenmis oldum ve Tengiz`in de koymus oldugu Uygur parasi cok iyi  bir kanit olmus.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim ve hakikati bilmektir. Yoksa, okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. "
M. K. Atatürk
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #7 : 21 Mart 2010, 16:14:20 »


28 Temmuz 1398 Akşamüstü-KOSOVA
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



28 Temmuz 1398 Gece - KOSOVA
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın



28 Temmuz 1398 Geceyarısı - KOSOVA
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Eğer  bu yansımayı, olası bir kan çukuru üzerinde düşünürsek , bize Türk Bayrağı'nın şu anki hali gözükür. Bunun için gece yarısı saatlerindeki gökyüzü görüntüsünü, dikey ve yatay olarak tersine çevirirsek (Ayı arkanıza alarak kan çukuru üzerindeki yansımayı izlemek isterseniz) karşımıza aşağıdaki resimdeki gibi bir görüntü çıkar, ve Türk Bayrağı ile arasında müthiş bir benzerlik vardır

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #8 : 21 Mart 2010, 18:29:35 »

TÜRKLERDE BAYRAĞIN KÖKENİ

Bayrak, bir ruhtur. Binlerce yıldan beri elde taşınmış, eve asılmış, mezara dikilmiştir. Avda ve savaşta, ondan yardım dilenilmiştir. Uğur ondadır. Türklerin başlarını bağladıkları, iyi kaderin anahtarı da odur.

O, kötülüklere karşı koruyan bir muskadır. Her şeyin tılsımı ondadır.

Bayrak, koruyucu bir ruhtur! Ataların ruhları bizi, onun içinden gözler;

sözleri ise dalgalanmalarıyla uçuşan kutlu seslerdir O, bir “Zafer Tanrısıdır!” Bayrak, kutlu ve mübarek bir kişi gibidir. Bir insan gibi kızar, sevinir, kırılır. Düşerse, onu tutanlar da yok olur. Başı göklerdedir. Büyük rüzgârlar, şimşekler ve göğün diğer büyük güçleriyle iç içedir. Başı, aya ve güneşe değer. Bunlar da yetmez. Oğuz Kağan, güneşi bir bayrak yapmak ister. Bayrak! Kökü gibi yerde; başı ise göklerde olan bir varlıktır. Göklerde yayılır, enginleşir, yücelir. Bazen kötü kader, onu da kovalar ve düşer, kırılır! Bayrak ölür mü? Ölmez! Çünkü o Türk Milletinin soyunun bir kökü ve sembolüdür. Bundan dolayı, yaşayanlar değil; eski şanlı soylar ile gelecekteki soylarda manalarını bulmaktadır. Bu mana, onun parlak renklerinde yansır. Dalgalanmalarıyla ses verir. Soylar onunla aynı tarladan bitmişler ve yücelmişlerdir. Soyun damgası olmuştur. Türk devletleriyle de yücelmiştir. Böylece Ay başında bir yıldız olmuştur. Bayrağa kurban, binlerce yıldan beri Türklerin değişmez geleneği ve sığınağı olmuştur. Bayrağın ruhunu ve gönlünü doldurmalı ve ona daha yakın olmalıdır. Saçı ile sulamalı ve onu rahat tutmalıdır.



Türk devlet ve aile geleneğini, Türk bayrağı ile tuğlarının doğdukları ve geliştikleri, bir toprak ve ana rahmi olarak kabul ettik. Bayrak toplulukların malıdır. Toplulukların ruhlarında doğar ve değerini toplulukların ruh ve duygularından alır. Yoksa şimdiye kadar yapıldığı gibi filân padişah bayrağın rengini değiştirdi; şöyle yaptı gibi yeni ihtiyaçlardan dolayı, bir çok yeni

bayraklar ve flâmalar alınmış ve yapılmıştır. Ancak her zaman Osmanlılarda da baş sancak veya baş alemler, ak ve kırmızı sancaklar olarak kalmışlardı.

Halkın belki de binlerce yıldan beri sevdiği ve tuttuğu bazı renkler vardır.

Bayrak diye ancak onların peşinden giderler. Savaşlarda onların altında ölürler. Bundan dolayı Türk bayrağı hakkında ilk yazıları yazanlardan Miralay Ali Bey'i burada rahmetle anmak istiyoruz. O da zaman zaman kırmızı Yörük bayrağı üzerinde duruyordu. Osmanlı ordularındaki Yörük ve Türkmenlerin bu renge, bütün varlıkları ile bağlı olduklarını sık sık söylüyordu. Bazen de çok temiz duygularla, Osmanlı padişahlarının, halkın bu duygularına uyduklarını, düşünmek istiyordu.



Türklerin din inanışları da Türk tuğları ile bayraklarının doğuş ye gelişmesinde ana temeli oluşturmuşlardır. Bayrak ve din, Türklerde başlangıçlardan beri, iç içe girmiş ve iç içe yaşamıştır. Bu gelenek birliği ve kaynaşması Çin'de de görülür. Tuğlar Çin'de, daha çok ölüm törenleri ile bazı mabet törenlerinin sınırları içinde kalmıştır. Boyları küçüktür. Baston şeklindedir. Bu küçük perçemli bastonları din ve ant törenlerini idare eden ve «baş şaman» rütbesini taşıyan, Türk Şamanlarının da ellerinde görülmüyor değildi. Ancak büyük Türk devletlerinde tuğlar, «din, savaş, tuğ» gibi üçlü düşünce ve inanış düzeninin potası içinde, erimiş ve birleşmiştir. Bu üçünü birbirinden ayrı düşünebilmek mümkün değildir. Devlet ve orduda bu düşünce potasını çevreleyen ve pratik hayata uygulayan, birer düzen hâlinde görülmüşlerdi.

Bundan dolayı Türklerde devlet, topluluk ve aile içinde vazgeçilmez bir din, bir gelenek, bir sosyal vazife olarak binlerce yıldan beri uygulana gelmiştir. Bayrak ve tuğ için yapılan törenler, aile ve Türk topluluklarında, daha çok bir din gereğini yerine getirme, bir uğur bulma arayışı veya mistik ihtiyaçları doyurma amacına yöneliyordu. “bayrak merasiminin” ise daha

yüce ve daha büyük emellere yöneldiği görülüyordu: Savaş ilânı, tuğ veya bayrak merasimi ile başlıyordu. Tuğ ve bayrağa saçı veya kurban sunma ile geleneklere bağlı çeşitli törenlerden sonra savaş andı yapılmış oluyordu.

Bundan sonra artık savaş hazırlıkları yapılıyor ve akına çıkılıyordu. Osmanlı Devletinde de bu gelenekler değişmiyordu. Bu törenleri İslâm gelenekleri içinde bulabilmek çok zordur. Zaten aramak da gereksizdir. Bayrak ve bayrağın Türk milleti üzerindeki etkileri hakkındaki ön bilgilerden sonra bayrak kelimesinin kökeni hakkında durmak yerinde olacaktır.



Bayrak; elamanlarının berraklığı ve gövdeleşmesindeki temiz, imtizaç bakımından tesir altına girmemiş has Türkçe bir kelimedir. Kendisi ile pleososyolojiye kadar çıkmak kabil olduğu hâlde ne yazık ki filolojisini ve tarihini yapmak kabil olmadı. Bunun içindir ki ne zamandan beri, hangi yan ve yakın anlamlarda kullanıldığını mevsuk olarak bilemiyoruz yalnız. Kaşgarlı Mahmud'dan; bu kelimenin XI. asırda; Oğuz Türkleri arasında bayrak ve batrak biçimlerinde ve aşağı yukarı bugünkü mana da kullanıldığını biliyoruz.



Bayrak ve Batrağın Manaları:



BATRAK: Tek başına muharebe eden muhariplere mahsus ve ipekten yapılmış alemdir. Bu izaha göre Batrak, mübarizlerin kullandığı bir nevi mızrak olur. Bu mızrakların temrenlerinden sonra flâmalarda olduğu gibi bir bez parçası

veya bir hayvan kuyruğu bulunurdu.



BAYRAK: Oğuz Türkleri arasında aynı zamanda bayrak şeklinin de kullanıldığını şu kıt'a dan öğreniyoruz:

Ağdi kızıl bayrak

Tağdı kara toprak

Yetşü gelüp «uğrak»

Tokşip anın giçtimiz.



Demek oluyor ki Oğuz Türkleri arasında hiç olmazsa XI. asırda bir bayrak kelimesi vardı. Bu; kızıl renkte idi. Ağdığı yani yüceldiği zaman kara toprağı havalandırıyordu. Demek ki arkasında bir askerî kıt'a, muharip bir zümre veya aşiret sürükleyebilen bir şey, bir cemaat amblemi idi. Süleyman

Efendi, Çağatay Lûgâtı'nda, bayrak kelimesini boydak şeklinde kaydeder.



Büyük Türk Lûgati'ne göre boydek kelimesi Azerî lehçede beyliğin alâmeti olan bayrak ve Çağatay lehçesinde koşuklarda verilen mükâfat manasındadır.

Bayrağın kızıl renkte olduğunu Kırgızların Manas Destanındada görüyoruz. Düşmanlara karşı Kırgız kabilelerinin «kızıl tuğ» etrafında toplandığı bu destanda anlatılmaktadır. Kızıl renkli bayrağın eksikliğini paydarakelimesinin delâletinden de öğrenebiliriz. Altay Türkleri, kurban edilen hayvan derisini mukaddes kayın ağacından bir sırık ucuna asarak bayrak şekline sokarlar ve bu suretle ervahı (ruhları) memnun ederlerdi. Bu bayrağın adına paydaradenilirdi. Sonraları bu derinin yerine kumaş konmağa başlandı. Halâ AltaylıIar muayyen bir miktar kumaşa payrıderler.



Bayrağın kızıl renkte olduğunun bir delili de Şamanlıkta ruhların şerefine dikilen bayrakların kırmızı renkte olmasıdır. Güneşe ve ateşe benzemesinden kinaye olarak Altaylılar bu bayraklara yalama derlerdi.

Görüyor ki çok eski zamanlardan beri Türk âleminde bayrak olarak dalgalanıp gelen bu mana psiko-sosyolojinin değişmelerine tâbi olarak bazı renk ve hizmet farkı göstermiş ise de bu muvakkat ayrılımlarından derhal dönerek yine semantik cevherine kavuşmuştur. Yani esas olarak Türk millî sembolü, rengini ve bayrak adını muhafaza ede gelmiştir.

Bayrak kelimesinin Güneş-Dil Teorisine göre analizi şöyledir:



(1) (2) (3) (4) (5)

Bayrak: ağ + ab + ay + ar + ak



1. Ağ: Ana köktür. Asıl, esas, sahip ve ışık manasındadır.

2. Ab: Ana kök anlamını tecelli ve temessül ettiren prensipal

köktür. (ağ + ab) ağab ve son morfolojik şekli (ab) d1′de baba,

büyük, esas ve sahip manaları verir.

3. Ay: M****** taallük ettiği obje veya süjeyi gösteren elemandır.



Böylece meydana çıkan (ağabey) dilimizde büyük kardeşi ve kendisinde büyüklük kabul edileni tarif eden ağabey kelimesidir. Abay şeklinde dikkat manası vardır. (Radlof, Kırgız) ana kökün kaynaşması ile husule gelen boy kelimesi ise; asıl cazibe, yani, kumandan, mesut, mütemevvil, zengin manaları verir.



4. Ar: Ana kök anlamının bir sübje veya objede takarrürünü gösterir.

Bu surette çıkan «Bayar» kelimesi celil manasındadır.



5.) Ak: Manayı isimlendiren ve tamamlayan elamandır. Bu suretle bayrak kelimesi; asıl, esas, kuvvet, kudret ve ziya anlamının tam ve mükemmel olarak bir objede tekerrürünü ifade eden bir kelime olmuş olur.



Zaten bugünkü yaşayan manası tamamı ile budur. “bayrak” ve “beyrak” uzun bir sapın ucuna bağlı, devletin hususî alâmetini gösterir, hususî renkte ve şekilde bir bezdir. Bu analizlerden de anlaşıldığı gibi bayrak kelimesinin semantik cevherini saklayan morfolojik kısım boykelimesidir. Boy kelimesinde büyük, efendi, tanrımanaları bulunduğu gibi obstre olarak da büyüğe lâyık, büyüğe mahsus, büyükte görülüp tanınan mefhum vardır.



Fark etmek, keşfetmek, görünmek, toplanmak, işaret etmek ve nişan gibi manaları ile klânlar devrinin totemik zihniyetine göre de insanın benliğine tasarruf etmek demek olan baymak, büyü, buyrukgibi kelimeler de bu iptidaî sosyolojinin halk ettiği kelimelerdir.

Bir Bükte yaşayan primitif bir klânın başındaki adam Bay'dır.

Tanrıya yani Bayat'a bağlıdır. Ondan gelmedir. Bu Bay, bügücüdür.

Bayın atalarına tâbi olan klânın adı Bayka'dır. Bayka kazan bükün ortasında toplanarak Batrakyani kalabalık hâlini alınca mal edinmek yani bayırmakiçin cenge giderdi. Cenge giderken düşmanı baymakiçin büyü yapılır ve kuvvet kazanmak için mücavir büklerle ittifaklar, mukaveleler yani Baylav'lar aktedilirdi. Sonra ecdadın ruhlarını yanlarında toplayabilmek için bayrak çekilir ve ona sadık kalmak yani bayıkolmak için bağrılırdı. Cenkten dönünce bayram edilir ve kahramanlara baysayani madalya dağıtılırdı. Baysallık yani sulh ve

sükûn teessüs ettiği için baya bayırlamayani şükür yapılırdı. Böylece bayrak kelimesinin muhitinde bir baylık atmosferi muhafaza ederek ta paleo-sosyolojiye kadar çıkabildiğini görmüş oluruz.



Batrak şekline gelince; o da bayrak kadar eski olmak gerektir. Böyle olmakla beraber psikososyoloji onu zamanla yalnız bir muharebe âleti hâline sokmuş bulunuyor. Nitekim Kâşgarının anlattığı gibi münferit mübarizlerin taşıdığı bir bayrak idi. Türklerde bayrak anlayışının kökleri, çok eski din ve devlet inanışlarının temellerinde yatar. Göktürklerde, devlet ile kağan, Türkleri dünyaya bağlayan iki büyük semboldü. Türkler devletleri ile kağanlarını kaybettikleri zaman «Devletim vardı, devletim hani; Kağanım vardı, Kağanım hani» diye aranmaya başlar ve onları en sonunda böyle bulurlardı. Bu sözleri

Göktürk yazıtları söylemektedir. Türk devletini, Tanrının bir emri olarak kabul etme ve onu ilâhî menşelere bağlama, yine Türk düşüncesinin değişmez bir düzenidir. Bundan dolayı devlet ve bayrak ilişkilerini incelemeye başlarken, Göktürklerin «kurt başlı bayrağı» «devlet, ikbal ve rütbe sahibi» olarak, Türk soyunun bu kutlu sembolüne sahip olma ile mümkündü. Bu kutlu bayrağa sahip olabilen kişi veya halk, kağan ve kağanlık olabilir, komutan olabilir, ancak onu elinde tuttukça, saygı görebilir ve meşru sayılabilirdi. Göktürk kağanlığı yıkılıp, Türk kağanı olmadığı zaman da bu bayrak unutulmaz; Türk kağanı adına, bu kurt başlı bayrağı Çin imparatoru verir ve onu alan da beyolabilir ve hatta kağanolabilirdi.

Ancak bu «bayrak ile davul» yan yana verilir ve birbirlerinden ayrılmazlardı. Bayrak, milletin kalbini dolduran ve duygularını taşıran bir sembol olmalıdır. Yoksa o bayrak olamaz. Göktürklerin bayrağı niçin bir kurt başlı bayrak idi? Göktürk devletinin ve kurt başlı bayrağının mitolojik köklerini,

Türk mitolojisi adlı esere göre kısaca izah edelim:



«Türkler, düşman bir kavme yeniliyorlar ve Türklerin hepsi, bu düşman kavim tarafından öldürüyor. Türklerden yalnızca bir çocuk kalıyor.

Düşman, onun da elleri ile kollarını kesiyor ve kamışlar içine atıyor.

Bu arada dişi bir kurt ortaya çıkıyor ve çocuğu emzirip, büyütmeye başlıyor? Düşman bunu yeniden haber alıyor ve geriye kalanlar çocuğu alıp kaçıyor. Turfan'ın kuzey doğusunda bulunan bir dağa gidiyor ve o dağdaki bir mağaradan içeriye giriyor. Bu dağ içinde, büyük ve güzel bir ova varmış. Orada kurt bu erkek çocukla evleniyor ve on erkek çocuğu oluyor. Çocuklar dışarıdan kız kaçırıp evleniyorlar. Böylece, Türklerin on-soy veya on oklar boyları oluşuyor.» Göktürk devletini kuran

Bumin ve İstemi Kağanlar da bu on soydan biri olan Aşina boyundan geliyorlar. Bunun için Göktürkler her mayıs ayında, Göktürk kağanının başkanlığında bu ata mağarasını ziyaret ediyorlar ve kurban sunuyorlardı.

İşte Göktürklerin kurt başlı bayrağının oluş nedeni budur. Zaten Çin kaynaklarında onlar «Kurt soyundan geldikleri için bu bayrağı saygılıyorlardı.» diye yazıyorlar. Türklerin Anadolu'ya gelişlerinde de kurda benzer bir hayvan kılavuzluk yapmıştı. Bunu da Süryani Mikâil Vakâyinamesinden öğreniyoruz.

O çağdaki Türkler de böyle inanıyorlarmış. Aslında Oğuzlar

çoktan kurttan «avcı kuş» sembolüne geçmiş ve ayrıca boy damgaları kullanmaya başlamalardır. Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin bayrağı üzerindeki «koyun resimleri» ise mitolojik ve mistik manalarını

artık kaybetmişlerdi. Göktürklerde kağanlık, komutanlık ve yüksek memuriyet âlemeti olarak “Altın Kurt Başlı Bayrak» Çin vesikalarında altından yapılmış bu kurt başlı Türk bayraklar, çok ünlüdür. Ancak. Çin, Göktürk devleti yıkıldıktan sonra da Türkler arasında bu geleneği devam ettirmiştir.

“Davul ve bayrak verme” yolu ile kağanlık ve beylik verme yoluyla, onların beyliklerinin tanımıştı. Göktürk İmparatorluğunu, öz bayrağı altın idi. Bayrak ve davul ile kağanlık tanıma protokollerini, şöyle özetleyebiliriz:



Yabgu Kağan, Göktürk tahtına çıktığı zaman, Çin İmparatoruna bir elçi gönderdi ve Göktürk kağanı olduğunu bildirdi. Çin İmparatoru ona bir davul, bir boru ve bir de bayrak vererek, böylece onun kağanlığını tanıdığını bildirdi.

Bu gelenek, büyük devletlerin bir çeşit birbirlerini tanımaları ile ilgili bir protokoldür.

Bu kağanın uzun bir çenesi, kambur bir sırtı ve parlak gözleri vardı.

Ancak kendisi cesur ve hareketi plânlıydı. Davul ve bayrağı alınca Batıya doğru akına çıktı. Bu çağ, Göktürklerin en güçlü olduğu çağdır. (617 yılından sonra)Çin generali Liang Shih-tu, Çin'e isyan etti ve Göktürklere sığındı. Göktürk kağanı Shih-pi kağan, ona kurt başlı bir bayrak vererek Çin topraklarında, ona Türk kağanı unvanıyla, bir devlet kurdu. Görülüyor ki Göktürkler bir Çinliye bayrak vererek, Çin topraklarında ona Türk kağanı unvanıyla bir devlet kurdurabiliyorlardı.

Ancak Türklerin onu tanıması için kurt başlıTürk bayrağı ile bir Türk unvanının olması gerekliydi. Bu Çin vesikalarında gösterilen çok güzel bir örnektir.

Bu vesikada Türklerin o çağdaki yaşayışları hakkında çok değerli bilgiler verilmektedir. Bu vesika «prens henüz daha küçük iken Türklerin dili ile elbiselerini çok severdi. Oyun arkadaşı olarak, Türklerin o çağdaki yaşayışları Türklere benzeyen çocukları seçti. Bir koyun derisinden elbise giyindi ve başına da bir sorguç taktı. Beş çocuktan bir boy yaptı. Onlar için beş çadır kurdurdu. Her biri için kurt başlı, beş bayrak yaptırdı. Her birine bir mızrak dağıttı. Savaş düzenine geçirtti. Mızraklara, bayrak ve flâma geçirtti. Ayrıca kendi kendine bir otağ yaptı ve içine oturdu. » «Aşina Mishih Eski Göktürk Kağanı, İstemi Kağan'ın beşinci kuşağından geliyordu. Unvanı Bağatur Gabgu idi. Hanedan içinde, kağan olabilmek için veraset hakkı vardı. 627-649 yılları arasında Çin imparatoru ona yetkili bir Çin komutanını, elçi olarak gönderdi. Bu Çin elçisi ona (bir Türk kağanlık) unvanı… ile, davul ve Bayrak verdi, (ve böylece

onu Göktürk kağanı olarak tanıdı. » (Chavannes)



Elbetteki vesikaların hepsi bunlardan ibaret değildir. 567 yılında Bizans elçisi Zemorhos, Batı Göktürk Kağanı İstemi Kağanın görkemli ve altınlı otağını ve «altından yapılmış kurt başlı» bayrağını gördüğünü ifade etmiştir.

Büyük ünlü Uygur kağanı Mayun-çur Kağan, esir aldığı düşman komutanından «kurt başlı bayrağının önünde, saygı göstermesini istemiş ve onu zorlamıştı.» (Yakinaf)

Ayrıca Türklerin bayraklarında kuş başlıbayraklar herhâlde atın kurt başı, Göktürklerin bayrağının tepesinde bulunuyordu. Bunun altında ne vardı?.

Öküz veya at kuyruğundan bir tuğ mu; yoksa kumaştan yapılmış bir bayrak mı vardı. Bunu bilmiyoruz. Herhâlde Göktürklerin bayraklarında da bunlardan biri vardı. Attila'nın bayrağında, bir «tuğrul kuşu» vardı. Oğuz boylarında da bir «tuğrul kuşu» görülmüştü. İlhanlılardan, Olceytu Hanın

ordusunun savaş bayraklarının arasında, bir «şahinli bayrak» görülüyordu..

Ancak kaynaklar, İlhanlıların yüz kadar savaş bayrağı kullandıklarını yazıyorlardı. Yine İlhanlı çağındaki Anadolu eserlerinde görülen «çift başlı kartal» armalarının manaları nelerdir?

Hakimiyet alâmeti olarak «bayrak ile davul» bölünmez bir bütün olarak kabul ediliyordu.



Bayrak, bir renk konusudur. Türklerde çok eski çağlardan beri kırmızı renge büyük değer verilmiş ve saygı duyulmuştur. Bu, bir halk ordu ve savaş geleneğidir. Bu dallı, budaklı ve köklü gelenek, bugünkü Türkiye Cumhuriyetinde de devam etmektedir. Ancak belki de devlet bayrağını, halk bayrağından ayırmak için beyaz bayrak ile diğer semboller de çok eski

çağlardan beri devam edip gelmekteydi. Bundan dolayı Yavuz'un Çaldıran ve Mısır akınlarında ak ve kırmızı, iki saltanat sancağı kullanılması, bizce bir rastlantı olmasa gerekmektedir. Köprülü dışında bazı araştırıcıların filan padişah sancağın rengini değiştirdi gibi görüşler ileri sürmeleri, Türk Milletinin geleneklerini, bilmemelerinden ileri gelir. Halk bilmediği,

tanımadığı bir renkle yapılmış, bir bayrağın arkasından gidip herhâlde ölmez. Siyah bayrak sırf Abbasoğullarının verasetini sürdürmek içindir ve semboliktir. Yoksa Türklerde şehit mezarının bayrağı bile beyazdır. Kara yas bayrağı normal ölen içindir. Türkler bir kara bayrağın peşinden, nasıl gidebilirlerdi? Bayrak renk konusu olmasından dolayı, bunun içindir ki, ak

sözünün, maddî ve manevî her yönü üzerinde durduk. Sarı rengin Türk geleneklerinde, önemli bir yeri olmadığını gördük. Özellikle hakan ve saltanat sancaklarının renklerinin bir rastlantı olamayacağı apaçık ortadadır. Bir de meslek kuruluşları ile askeri birliklerin atmosferi ile flâmaları vardır. Anadolu beyliklerimden beri görülen yeşil bayrağı ise, din ve duygu nedenleriyle, temele götürmemelidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #9 : 21 Mart 2010, 18:33:10 »

AY VE YILDIZIN BAYRAK ÜZERİNDE TARİHİ OLUŞUMU
Hilâl şeklindeki ay ile yıldızın pek eski zamandan beri şarkta kullanıldığını biliyoruz. İlk insanların tabiî kuvvetlere karşı verdikleri ehemmiyetin derecesi büyüktü. Ayın geceleyin ortalığı aydınlatması kendisine bir kutsiyet, bir fevkalâdelik verdirmeğe kâfi geliyordu. Sümerler, Elamlar, Etiler, Mısırlılar ve Fenikeliler gibi eski milletlerin dinî inanışlarında aymabudunun mevkiî yüksekti. Ayın hilâl şeklinde iken Zühre yıldızıyla bir araya gelmesi yani kıran vaziyeti, hayır ve saadet alâmeti olarak telâkki edilirdi. Sonuç itibarıyla tarihin zamanlarında gönder denilen sırıkların ucuna sancak ve bayrak yerine mücessem bir takım şekillerin takılarak askerî kıtaların önünde taşıdığı, kalelerin, büyük binaların üstüne, gemilerin baş veya arka taraflarına dikildiği görülür. Medeniyetin her kısmında olduğu gibi askerî teşkilâtta da harikalar gösteren Türkler; askerî kıt'alarda muhtelif şekil ve amblemler kullanıyorlar; fakat bu muhtelif amblemler arasında en ziyade rağbet gören gök naturizminin bariz sembolleri olan güneş ay ve yıldız şekilleri idi.



Orta Asya'da hüküm süren Hunların, Tokyoların güneş ile aya ne kadar ehemmiyet verdiklerini biliyoruz. Orta Asya'dan garba göç eden Sümerlerin ve Etilerin de gök naturizminin başlıca mabutlarının timsalleri olan güneş, ay ve yıldız şekillerini resim veya hakettikleri bir çok eserler gözden geçirilmiş hatta garba doğru yayılanTürk medeniyetinin tesiri altında kalan

memleketlerde de bu timsallere büyük ehemmiyet verildiği görülmektedir.

Konstantin ve halefleri zamanında Orta Asya'dan batıya doğru yeni göçler başladığı zaman Roma ordusunda sancak ve bayrak yerine kullanılan mücessem şekillerin yavaş yavaş kalkarak bunların yerine kumaşlar üzerine yapılmış resimlerin; yani bugünkü sancak ve bayrakların meydana çıktığını

görüyoruz. Bu devirdeki Roma askerî teşkilâtını incelediğimiz zaman Hunlar ve Cermenlerin tesiri altında büyük değişiklikleri meydana geldiğini görüyoruz. Romalıların kullandıkları, horte, kohorce ve aley gibi tabirlerin Hunlardaki ordu, kolordu, alay tabirlerinden başka bir şey olmadığı aşikârdır. Romalıların bu tabirleri aldıkları esnada Türk ordusunda kullanılan

kumaş üzerine yapılmış sancak ve bayrakları görerek onları taklit etme ihtimalleri çok büyüktür.



İslâmiyet'in tesiri altında kalan Türkler, sancak ve bayraklar üzerine her ne kadar Kur'an'dan alınmış fetih sureleri, kelime-i tevhid vesaire yazmış ve işlemiş ise de dinî, siyasî bir alet makamında kullanılan hükümdarların etrafında toplanan yüksek sınıfın millî varlıklarından fedâkarlık yapmalarına

rağmen halk tabakası hem dillerini, hem de an'anelerini muhafazaya devam etmişlerdi. İşte Türk milletinin an'anelerine sadık kalmaları yüzündendir ki güneş, ay ve yıldız sembollerini paralar üzerinde, kitabelerde, sancak ve bayrak üzerinde görüyoruz. Selçuklular zamanında olduğu gibi büyük devletlerin dağılması üzerine Suriye'de, Mısır'da ve Anadolu'da kurulan devletler zamanında da bu sembollerin kullanılmasına devam edildi. Hususu ile ayın sembolü olan hilâl şekli Haçlı muharebeleri esnasında Müslümanlığın bir remzi (sembolü) makamında telâkki edilmeğe başlandı. İlhanlıların tazyiki karşısında parçalanıp dağılan Anadolu Selçuklu devletinin yerine geçen Anadolu beylikleri ve hususu ile Anadolu Türklerini bir araya toplamağa muvaffak olan Osmanlı devleti de hem dinî hem millî an'anelerin tesiri altında kalarak sure-i Fetih ve kelime-i şahadet işlemeli sancak ve bayraklarla birlikte hilâlli sancaklar da kullanırdı. Gemilerin direklerine ve kalelerin yüksek yerlerine müteaddit hilâli havi sancaklar çekiliyordu.



Yabancı milletlerin gözlerine çarpan bu hilâl alâmeti Osmanlıların remzi; millî alâmetleri olarak tanındı. Tarihin en eski zamanlarından beri Türk bayrak ve sancaklarında bu kadar önemli bir mevki olan güneş, ay ve yıldızın menşeini ararken; Milâttan 4 asır önce Bizans paralarında ay ve yıldızın kullanılmasını bir delil gibi göstererek İstanbul'un 1453′ te fethinden sonra hilâlin Osmanlılara geçtiğini iddia etmek hiç bir zaman doğru olmaz. Eğer hilâl Osmanlılardan evvelki Türk devletlerinde mevcut olmasa idi, ancak o zaman bunun Bizans'tan alındığı iddia kabul olurdu. Hilâlin menşeini öküz ve sair hayvan boynuzlarında aramak da doğru olamaz. Şark ve Garp memleketleri ahalisinden bazıları bir tılsım bakımından hayvan boynuzları kullanabilirler. Fakat Türk bayrağının

üzerindeki hilâl ile boynuz arasında hiç bir münasebet yoktur. Eğer böyle bir münasebet olsaydı ne güneş ne de yıldızın kullanılması lâzım gelecekti. Halbuki bugün dahi Türk sancağı üzerinde güneş ay ve yıldızın motifleri kullanılmaktadır. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın forsu üzerinde; milli sancağın üzerinde olduğu gibi Ay ve yıldız üst taraftaki köşede yüzlerce asırlardan beri Türk hükümet reislerinin sembolü olan güneşin altın ışıklarını serpmekte olduğu görülür. Türkler ay ve yıldızı şu veya bu milletten değil doğrudan doğruya tabiî menşei olan gökten almışlardır.

Ayrıca burada Türk Bayrağı nizamnamesi konusunda da durmak gerekmektedir.



Başlıklar altında belirtirsek;

1. Bayrağın yapılış ve şekli

2. Bayrağın aksanı

3. Bayrağın nispetleri

4. Bayrağın ebadı

5. Bayrağın çekileceği gönder

6. Bayrağın çekiliş ve indiriliş zamanı

7. Bayrağın çekileceği yerler

8. Bayrağın örtülebileceği yerler

9. Bayrağın çekiliş ve indirilişinde yapılacak tören ve bayrağa saygı



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.079 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.02s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.