Öz Türk Yörükler...
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Aralık 2019, 03:01:31


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
  Yazdır  
Gönderen Konu: Öz Türk Yörükler...  (Okunma Sayısı 20850 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« : 26 Ocak 2010, 01:01:43 »

Yörük Obaları ile Yörük Nüfusu:
Yörükler 63 ü büyük olmak üzere 2000 civarında obaya bölünmüştür. Mevlana Celalettin Rumir17;nin 21. ve Osmanlıların 38. kuşaktan torunları bugün aramızda yaşamakta ve 600 yıllık soy kütüklerini bilmektedirler. Günümüzde ise Yörüklerin çoğunluğu dedesinin-nenesinin adını bile bilmemektedir. Nedeni genelde okur yazar olmamaları, maddi durumlarının zayıflığı nedeniyle miras bırakamamaları, ev gibi sabit bir yerde oturmayıp göçebe oluşlarından kültür birikimlerini sonraki kuşaklara ancak sözlü aktarabilmeleridir. Bu da büyük bölümünün unutulmasına veya korunamamasına yol açmıştır. Farklı yerlere iskanlar ve maddi yetersizlik nedeniyle uzun yıllar aileler arası iletişim kurulmaması sonucu akrabalık bağları zayıflamış, kardeş çocukları bile birbirlerini göremediklerinden yabancılaşmışlardır.
     Yörük obalarından örnekler: Eskiyörük, Horzum, Keşefli, Menemenci, Sarıkeçili, Tekeli (Ayrıca Türkmen ve Kazaklarında Teke ve Tekeli oymakları var.) gibi. Yörüklerin Türkiyer17;de bölgesel dağılımı ve 2000 genel nüfus sayımına göre bu bölgelerde yaşayan tahmini yörük sayısı; 9 milyondur. Ayrıca 12 milyon civarında Türkmen bulunmaktadır. Diğer Türki halkların sayısı ise 15 milyon olup, yaklaşık Türkiye nüfusunun yarısı Türk soyludur.

Yörüklerin Bölgelere Göre Dağılımı:
1- Ege Bölgesi : 2.200.000
2- Akdeniz Bölgesi : 3. 000.000
3- Marmara Bölgesi : 1.500.000
4- İç Anadolu Bölgesi : 2.250.000
5- Güneydoğu Anadolu Bölgesi : 40.000
6- Doğu Anadolu Bölgesi : 7.000
7- Karadeniz Bölgesi : 3.000
Toplam: 9.000.000 kişi
A
yrıca Balkanlar, Kıbrıs, Suriye (l.Dünya Savaşı çıktığında "Şam ve Halep düşman işgaline uğramazmış, velilerce korunuyormuşr1; söylentisine inanan bazı Yörükler ve obaları Suriyer17;ye göçmüşlerdir.) İran ve Orta Asyar17;da yaklaşık 5 milyon civarında Yörük-Karluk-Onok-Türkeş-Halaç olduğu sanılmaktadır. Balkanlar ve Anadolur17;ya Yörük göçünden sonra Asyar17;da çok az Yörük kaldı. Bunlar sayıca çok az olduklarından ya Kırgız, Kazak, Özbek, Türkmen ve Uygurlar gibi Türk boylarıyla karışmış ya da bu bölgede azınlık olarak bulunan Altay (60 bin), Dolgan (3 bin), Tuva (207 bin), Şor (17 bin), Hakas (82 bin) Türk boylarından birisiyle aynı koldan olabilir. Bu husus bu Türk boylarının yüz simaları ile şu an konuştukları lehçe, şive, ağız, ses tonları bazı özel kullandıkları kelimelere; (dıkız, yuka, keşik, dolaz, yoğanta, hayta, soyka, zövelmek, çomac, ihicik, meh, cice, karaböcü, canavar, kuytu, bük, koyak, köşşek, keven, cula, yağır, enik, tat, oğlak, cebiç, seyis, davar, erkeç, öveç, şişek, toklu, koç) ve yaşantılarına bakılarak kolayca anlaşılabilir.

1. Yörük nedir? Açıklar mısınız?Yörük; Yürümek fiilinden yapılma, Anadolu' ya gelip yurt tutan göçebe Oğuz boylarını (Türkmenleri) ifade eden bir kelimedir.

2. Kısaca Yörüklüğün tarihçesini anlatır mısınız?
Yörüklük Türklüğün orjinidir, lakabıdır, ta kendisidir. Otantik ismidir. Bilindiği gibi Türklerin ilk yurdu Orta Asya idi. Türkler Çin Seddinin ötesinde, Orta Asya' da çok çetin iklim ve arazi şartlarında göçebe hayvancılıkla geçinmeye çalışıyorlardı. Türklerin bundan sonraki yurdu olan, Hazar Denizinin doğusundaki Maveraünnehir ve Horasan Bölgesi de büyük ölçüde çölden ibaretti. Derken Türkler Anadolu' ya geldiler. Buranın coğrafi özellikleri Türklerin toplumsal gelişmesinde büyük bir paya sahiptir. Anadolu' nun önemli ölçüde yayla ve dağlık oluşu hayvancılık yapan Yörükler' e bildikleri ve ihtiyaçları olan bir ortamı sağlıyordu. Fakat bu yaylanın pek çok yerinde tarıma elverişli ova ve vadiler de vardı. Örneğin, Konya, Ankara, Eskişehir gibi büyük ovalar. Yaylayı çevreleyen dağların ötesinde de bereketli kıyı ovaları sıralanıyordu. Yörükler bu kıtada tedricen, alıştıra alıştıra - bu sayede toplumsal ve kişilikselçok büyük bunalımlara fazla düşmeden - yerleşikliğe, çiftçiliğe geçişin ideal koşullarını buldular. Anadolu' da nüfus yoğunluğunun fazla olmaması yerleşik düzene geçişin nispeten kavgasız gürültüsüz olmasını sağladı.

3. Türkiye genelinde en çok yörükler nerelerde yaşamaktadır.
Malazgirt zaferinden sonra bütün Anadoluya, 24 Oğuz boyuna mensup kabileler fetih heyecanı, yeni yurtlar bulma hevesiyle akmağa başladılar. Türkiyede 24 Oğuz boyunun oymak ve aşiret adını almış binlerce köyü mevcuttur. Bu Türkmen aşiretleri bütün Anadolu' yu Türkmenleştirmişlerdir. Bundan da anlaşıldığı gibi Türkiye' de yörüklerin çok bulunduğu yer diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü Türkiye yörüklerden oluşmuştur. Türkiye'nin mayası yörüklerdir.
Osman Bey, Söğüt civarındaki küçükyörük grubunun liderliğini babası Ertuğrul Bey' den 1281 yılında devralmıştı. Fakat bu sıralarda başkanı olduğu grup tarih sahnesinde tanınmayacak kadar küçük ve önemsizdi. Ancak Osman Bey'in başkanlığında yirmi yıl yaşadıktan sonra bu küçük toplum Aşiretten Beyliğe - Beylikten Cihan Devletine ulaşmıştır.

4. Şu anda yurdumuzda kaç boy ve aşiret olarak yörük yurttaşımız yaşamaktadır ve bu boy ve aşiretler hangileridir?
Şu an yurdumuzun her köşesinde yerleşmiş yörük boyları ve aşiretleri vardır. Isparta - Antalya civarında Hayta Aşireti, Burdur - Konya civarında Honamlı Aşireti, Korkuteli - Kozan - Kadirli civarında Varsak Aşireti, Erdemli - Mersin - Nevşehir civarında Boynuinceli Aşireti, Kayseri de Avşarlar, Söğüt - Bilecik - Eskişehir - Kütahya - Bursa - Ankara civarında Karakeçilli Aşireti Belli başlılarındandır.

5. Osmanlı zamanında olduğu gibi şu anda da Yörük yurttaşlarımız arasında birlik, beraberlik, sevgi ve saygı ile yardımlaşma var mıdır?
Elbette. Bunlar zaten Türk milletinin özelliklerindendir. Türkiye’ nin çeşitli yerlerinde değişik zamanlarda devamlı yapılan şölenlerle bu tür güzellikler ve milli kültürümüz yaşatılmaya çalışılmaktadır. Eskiden olduğu gibi şimdi de Yörükler Türkiye için birleştirici bir çimento görevi görmektedir. Türk Milletinin asli cevheri olan Yörükler, bütünlüğümüzün ve bağımsızlığımızın sembolü ve garantisidir.
Türk oğlu Türk’ tür özümüz bizim,
Yayladan yaylaya gider göçümüz bizim,
Tarihe şan vermiştir ceddimiz bizim,
Oğuz ile Osmanlı’ dır kökümüz bizim.

6. Yörük yemeklerini sayar mısınız?
Yörük yemekleri arasında; Bulgur aşı (Etli pilav), Tarhana Çorbası, Yoğurtlu Yayla Çorbası, Gözleme, Mantı, Hamuraşı, Höşmerim, Keşkek, Lokma,katmer sayılabilir.

7. Bir Yörük kıyafeti kadın ve erkek olarak nasıl oluyor? Açıklar mısınız.
Balıkesir, Bilecik’ den Antalya’ ya kadar eski Yörük erkek kılığı zeybek kılığıdır. Üç etek zıbın bir arkada etek iki de yanda etek. Ayakta kısa zeybek donu veya pamuklu, yünlü uzun pantolon. Yakasız gömlek, işlemeli cepken. Belde büyük kuşak üzerinde silahlık. Silahlığın içinde koca bıçak, kulaklı bıçak, tabanca, tarak, ayna, makas, çakmaktaşı vs. bulunuyor. Başta fes, oyalı yazma.
   Kadın giyimi ise ayakta edik veya çarık, üç tek entari, cepken, kuşak, başta fes. Fesin üzerine çekilen bir örtü (Poşu, yağlık, yazma vs.)

8. Yörük yayla ve oba çadırlarının özelliklerini anlatır mısınız?

Anadolu’ da Yörükler üç türlü çadır kullanırlar.
a) Kara Çadır (Kıl Çadır, Çul Çadır da denir)
b) Keçe Ev (Alaçık, Alıcık da denir)
c) Topağ Ev (Topak Ev, Bekdik Çadırı, Derim Ev de denir)

Kara Çadır keçi kılının ıstar denen dokuma tezgahında dokunmasıyla yapılıp tek katlı, uzunca bir ev biçimindedir. Anadolu’ da Manisa ve Kütahya’ dan Adana ve Maraş’ a kadar Kıl Çadırlar kullanılmaktadır.
    Çadır çok kutludur, saygılıdır, dualıdır. Çadır için ataların duası denir. Bu sarsılmaz inanışı ocak ve atalar kültürünün devamı olarak düşünebiliriz. Çadıra kıtlık, bereketsizlik gelmez. Bir kurban kesip dua etmeden yeni çadıra girilmez. Türkiye’ nin dört tarafında Türk aşiretleri ufak farklar dışında aynı maddi kültüre sahiptirler. Bu da onların bir orijin, bir kültür ve bir medeniyetten geldiklerini gösterir.

9. Birkaç tane Yörük Atasözü sıralar mısınız
Aksi giderse yiğidin işi, gaymak yerke çıkar dişi. (Sarıkeçili) Tarlada izi olanın harmanda yüzü olur. (Avşarlar)
Gayret imanın yarısıdır. (Honamlı)

Deh demeden yürüyen at,
Buyurmadan dutan evlat,
Bir de eyi çıktı mı avrat,
Nedeceksin düğünü, Nedeceksin bayramı,
Gir oyna, çık oyna.

Hababam ha yürümez at,
Bir kaşık su vermez evlat,
Bir de dirliksiz çıktı mı avrat,
Nedeceksin ölümü,
Gir ağla, çık ağla.

10. 720. Yılı kutlanan Ertuğrul Gazi’ yi Anma ve Söğüt Şenliklerinin değerlendirmesini yapar mısınız?
Üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı’ nın ruhunu milli birlik ve bütünlüğümüzü bu tür şölenlerle yakalayacağımıza inanıyoruz. Gene böylesi toplantılarda, böylesi tertip edilmiş muazzam şölenlerde; Adriyatik’ ten Çin Seddi’ ne kadar Türk’ ün gür sesinin duyurulması, Türk’ ün sözünün geçmesi ortak ülküsünü düle getirmek zorundayız.
Biz bu şölen ile; doğduğunda sağ kulağına EZAN-I MUHAMMEDİ, sol kulağına KAAMET getirilerek adı konulan, Ecdadına söven değil, ecdanını seven Müslüman Türk Gençliğine, Ertuğrul Gazinin temsil ettiği ALP TİPİ ile Şeyh EDEBALİ Hazretlerinin temsil ettiği EREN TİPİNİ öğretmek, bu iki tipin birbirleriyle etle kemik gibi birleştiklerini hissettirmek istedik.

11. Söğüt Şenliklerinde her yıl geleneksel olarak dağıtılan Şifalı Bulgur’ un tarihçesini açıklar mısınız?
Bu olay 720 yıl öncesinden gelmektedir. Şifalı bulgurun tarihçesini anlatmak için önce bir HAYME ANA hakkında bilgi vermemiz gerekmektedir. HAYME ANA Ertuğrul Gazi’ nin annesi, Osman Gazi’ nin ninesidir. Anadolu’ nun Türkleşmesinde katkıları büyüktür.
      Hayme Ana ilerlemiş yaşına rağmen dur durak bilmeden çalışıyordu. Pınarlara, derelere, tepelere, Türkçe isimler veriyor. Doğumlarda ebelik yapıyordu. Sanki annelere “Daha fazla çocuk, daha fazla güç” dercesine doğumları teşvik ediyordu. Hayme Ana büyük bir hedefe hazırlanıyor gibiydi. Namazlarında uzun dualar ediyor “Oğullarımız uzasın, dal budak salsın. Öyle çoğalalım ki, Çarşamba Yaylası bizi almasın” diyordu. Yıllar geçti, Hayme Ana Osman Gazinin doğumundan sonra 3-5 yıl daha yaşadı. Belki de torununun Cihangirlik ülküsünü kazanmasına yardımcı oldu.
       Bir yayla dönüşü Hayme Ana rahatsızlanır. Bütün obayı bir telaş alır. Bütün herkes tarafında çok sevilen Hayme Ana’ nın rahatsızlığı git gide artar. Erenler Kuran okumaya başlar. Hayme Ana son bir defa etrafındakilere bakar. Kara Osman’ ı getirmelerini ister. Onu doyasıya öper, Kelime-i Şaadet getirir ve ruhunu teslim eder. Oba büyük bir yasa bürünür. Hayme Ana’ nın mezarı çadırının olduğu yere kazılır. Çevre obalardan Kayı – Avşar – Dodurga – Kınık… Bütün Türkmen oğuz boyları cenazede bir araya gelir dualar yapılır. Ertuğrul Gazi, annesi için bizzat kendisi etli bulgur pilavı dağıtır. Daha sonra bu davranış gelenek haline gelir. Bu gelenek 720 yıldır devam ettirilmiştir. Karakeçili Aşireti Hayme Ana’ yı “Aşiret Anası”, Ertuğrul Bey’ i ise “Büyük Ata” kabul ederler. Her yıl yayladan iniş zamanı olan Eylül ayında Hayme Ana’ nın hatırası için Söğüt’ te yapılan şenliklerde etli bulgur pilavı dağıtılır.

12. Bir tane Yörük anısı ile bir de Yörük fıkrası anlatır mısınız?
Ziyaretçilerimize anı ya da fıkra anlatmak yerine tarihten bir sayfa nakletmek istiyorum.
1071’ de Malazgirt Zaferi ile Anadolu’ nun kapısı Türk’ e açılmıştı. Açılan bu kapıdan 40 tane akıncı yiğidi ile Sultan Alparslanın akıncı beyi Efruz Bey doğudan batıya doğru gelmektedir. Yolda yaşlı bir anaya rastlarlar. Yaşlı anaya hürmeten Efruz Bey elini kaldırır, akıncı gurubunu durdurur. Yaşlı ana kendisine yol veren bu gencin hürmetkar davranışına cevaben “Geç yavrum, yol yiğidin” der. “Geçin anam, yol ananın, yol büyüğündür” diyen Efruz Bey’ e ağıldan süt sağmaktan dönen yaşlı ana elindeki bakracı uzatır. “Evladım! İç! Belli ki sıcaktan dudakların kavrulmuş, hararetin dinsin” der. Efruz Bey; “Sağol anam benim, yanımda arkadaşlarım çok, senin bakracın küçük, bize yetmez” diye içmek istemez. Yaşlı ana “İç oğlum” diye yine ısrar eder. Efruz Bey “Arkadaşlarımın içmediğinden ben de içmem, yemediklerinden ben de yemem” der.
     Yaşlı ana ısrarla “İç oğlum, seni düşünen Allah elbette arkadaşarını da düşünmüştür” deyince, bu söz ve hareketlerden bir hikmet sezen Efruz Bey; “ Hak Bismillah” der, bir miktar sütten içer. Bakracı yanındaki arkadaşlarına, onlar da yanındakilere uzatır ve en son akıncı da içer, bakraç tekrar Efruz Bey’ e gelir. Bir bakar ki eline ilk bakracı aldığında nasıl dolu ise aynen öyle. Bir yudum bile noksanlanmadan ilahi bir bereketle içtikçe yenileniyor. Akıncı yiğitlerinin tamamı doyasıya içtikten sonra bakracı eline alan yaşlı ana, aralarında tek tük son içenlere de verdikten sonra kenara çekilip “İçin yiğitlerim” dedikçe yiğitler “ Ana doydum”, “İçin yiğitlerim” dedikçe, “Ana kandım” der. Ana “İçin yiğitlerim” dedikçe, Efruz Bey dahil 40 akıncı karınlarını gösterip. “ANADOLU!” “ANADOLU!” “ANADOLU!” der. O gün, bu gün bu toprakların adı Anadolu olarak kalır.
     Bunu değiştirmeye de kimsenin gücü yetmeyecektir. Aksini düşünenler Çanakkale- Galiçyada – Kafkaslarda – Yemende – Balkanlarda – Sakaryada – Dumlupınarda – Güney Doğuda kısacası üç kıtada milyonlarca şehidimin kanlarında boğulurlar. Yapılan yanlışlardan ecdadımın kemikleri sızlar, ruhları muazzep olur. Buna da biz müsaade etmeyiz.
13. Boyuna ve başa bağlanan Poşudaki renklerin bir anlamı var mıdır? Açıklar mısınız?
Ecdadımız gökteki Alaim-i Sema yani Gökkuşağındaki renkleri o kadar çok sevmişler ki o renklerden dokudukları Poşuları başlarına ve omuzları üstüne bağlayarak bir simge gibi kullanmışlardır. Ecdadımızın Orta Asya’ da yaptığı büyük göç 300 sene sürüyor. Göçte önce gelenler, sonradan gelenleri poşu ile tanımışlardır. Poşu Yörükler arasında tanışma bağı kuran bir parola gibi olmuştur.

Poşudaki renklerin anlamı ise şöyledir;

Kırmızı: Al bayrağımızın rengini,

Beyaz: Anlığı, ruh ve beden temizliğini,

Yeşil: İmanımızı – Muradımızı,

Mavi: Oğuz soyu Kayı Boyu’ nun Flamasının barış zamanındaki rengini (Savaş zamanı kırmızı olur),

Sarı: Buğday başağını, bolluk ve bereketi temsil eder.
Bu renklerin anlamı ve poşunun mazisi tarihimizin derinliklerinden gelmektedir. Bazı kişilerin ve grupların renkler ve poşu ile ilgili çirkin yakıştırmaları toplumumuzu üzmektedir. Üç günlük eşkıya takımının bu renklerle özdeşleşmesi hoş değildir.
Ergenekon’ dan çıktık, Göktürk devletini kurduk. Büyük Selçuklu Devletini, Anadolu Selçuklu Devletini, Osmanlı Cihan Devletini ve son Türkiye Cumhuriyetini kurduk.
  Tarihini tanımayan inkar eden bir toplum olamaz. Milletler tarihiyle övünür, saygınlık kazanırlar. 7 den 70 e herkese sorumluluklar düşmektedir. Bu ülke bizimdir. Kırarsak, dökersek, yıkarsak, parçalarsak, dağıtırsak biz huzursuz oluruz. Başkalarının oyununa gelip, onlara hizmet etmiş oluruz.
 Biz Türkçemize, dinimize, kültürümüze, ay yıldızlı bayrağımıza sarılıp sahip çıkmadıkça bu cennet vatan toprakları bize cehennem çukuru, mezar olur.
   Birlik, beraberlik, kardeşlik ve tesanüt içerisinde, güven ve huzurla yaşayan Türkiye’ yi Yüce Tanrı nasip etsin....
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #1 : 26 Ocak 2010, 01:24:06 »

YÖRÜKLERİN ÖZGÜR YAŞAMLARI

 Yörük boylarının, konar göçerlerin; yükseklere
çıkmak, uçsuz bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara,
kıvrım kıvrım akan derelere, yemyeşil çayırlara,
alçak tepelere, pıynarlı yakalara dağlardan
bakmak, burcu kokulu bitkilerin arasında
kabardıcın, koyu gölgesine yaslanmak,
çayıra uzanmak, keçilerin çanlarını, erekteki
koyunların melemelerini, develerin
hataplarindaki havan çanlarını dinlemek,
öküzlerin bögürmelerini, sıyırtmacın düdüğüyle
beraber duymak, danaların tozu dumana
katışını görürken, her gelecinin sıklığını duymak,
atların kişnemesini, horozların ötmesini,
köpeklerin havlamasını, kuşların cıvıltısını
duymak, kaval sesiyle geçmişe dalmak,
cura sesiyle uyanmak, kemence sesiyle
sevdayı hatırlamak, tekenin kayadan kayaya
sekmesi, bögelek tutmuş düvenin koşuşturması,
kısrakların kişneyerek suya dört nala gitmesini
görmek ne zevklidir yörük için.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #2 : 26 Ocak 2010, 01:24:44 »

Yaslandığınız yerden dogrulur, dengilerek
etrafa iyice bakarsanız; öbek öbek çadırları,
önünde koşanları, cingirak oynayan çoçukları.
Elinde bakraç koyun sagmaya gidenleri görür,
göz kapaklarını hafif kaldırır daha uzaklara
bakınca; daha yüksek dagları görür "kimbilir orası
nasıldır" der ve özlem duyarsınız, karşı
yamaçlara serpilmiş; obalar oymaklar,
yeşillikler içerisine" küme küme yerleşmiştir.
Doga cömert, yeşillere
bezenmiş yeryüzü, gökyüzündeki mavilikler
arasına serpilmiş pamuk yıgınları gibi bulutları
hep bir arada görünce geçmişi ve gelecegi bir
arada hayal edersiniz. Hele ilk defa bütün bu
güzellikleri görürseniz dünyayı yeniden
keşfettiginizi sanırsınız. Oysa yörük obasinin
insanları o güzelligi sanki içlerindeymiş gibi
hergün görüyorlar, uzak kalınca da
hasretiyle yanıp tutuşuyorlar.Yüce
daglarda dolaşmak yigitliktir, vatanı kuran,
kurtaran ve savunan yiğitler, efeler, zeybekler,
kızanlar çıkmıştır, Yörük obalarından tarih
boyunca. Yörükler her zaman asker sayılırlardı.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #3 : 26 Ocak 2010, 01:25:19 »

Türk milletinin özünde varlardı. Asker doğup
asker ölmeleri de doğaldı.
tarih incelenirse savaştığımız milletler hep
yerleşim birimlerini,savunma ve korunma
amacıyla kalelerini dağlara, yüksek tepelere
kurmuşlardı. Yüksek tepelere yapılmış düşman
kalelerine ilk atağı yapan akıncılar, neferler
yörüklerdi. Yörükler dağlara, yükseklere ulaşma
sevdasını vatan sevgisi ve hürriyet özlemiyle
birleştirilince dayanır mı kaleler. Yörükler
tepelere bir bir hakim olunca Türk ordusu
zaten savaşı kazanmış sayılırdı. Tarih hep
böyle yazılmıştı. O nedenledir ki ordunun
öncüleri, akıncıları, uç askerleri, atlıları,
neferleri, Alperenleri, yörüklerin gözü pek
yağız delikanlılardan seçilirdi.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #4 : 26 Ocak 2010, 01:25:59 »

Gaza ve cihat yapan yörüklere fatihlerin
çocuklari denirdi. Zeybeklik, efelik isimleri
de kolay alınmamıştır. böyle olmasaydı Hazar
Denizi, Aral Gölü etrafında ve Orta Asyanın
bozkırlarında oturan Oğuz Boyları'nın kolları;
Ata yurttan Ana yurda, Anadolu'nun bereketli
topraklarına kavuşabilirler miydi, bin yıllık
ana yurdu koruyabilirler miydi?

 Teke yöresinin kepenek altında yatan
aslanları için, güngörmüş Türkmen dedeleri,
As-elek görmüş eli kınalı, ak dastari altında
kepezli ebeleri dua etmişler; Atadan ogula hep
söylene gelmiştir yörük ellerinde: "Güneş
batarken ay doğsun, ay batarken güneş
doğsun üzerinizden aydınlık hiç eksik olmasin
" diye.Yörük obasının insanları çileye sevdalıdır.
Zoru asmak, uzağa kavuşmak, yükseklere çıkmak
özlemidir. Kuşun tüneğinde korkusuz olduğunu
bilir. Dağlara ulaşırsa yörük; turlugunu, alacıgını,
çadırını kuruverirse ata yurduna, işte o zaman
mutludur.
Obanın yağız delikanlıları;
dağların yamaçlarından akşama doğru
ahenkli
çan sesleriyle meleşerek inip gelen
Yörüklerin seyretmeye doyamadığı keçilerini
koşana toplarlar, koyunları ereğe katarlar,
eli bakraçlı genç kızlar hayvanlarını sağmaya
giderken, delikanlılar, kızanlar,
Çıngırağa koşarlar, tereyağıyla kömürü
katınca ne de ses çıkarır kulakları çınlatır
Çıngırak sesleri, sanki için için ağlar, bazen
nara olur,bazen feryat olur.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #5 : 26 Ocak 2010, 01:27:08 »

Belki de yurtların acılarını,sevdalarını anlatır.
Çıngırakta yer bulamayanlar çelik oynamaya
koşarlar, el ile başlayan oyun ayak, bel, üçtaş
derken sıra yelliye gelince naralar kopar hep bir
ağızdan, çığlıklar yankılanır, kayalardan,
zıplayanlar, seyredenler, koşanlar soluk
soluğadır, elinde çalı,gütmek zordur aslında
çeliği.


Alacakaranlık olunca çöker sessizlik ortalığa,
sessizliği bozar erekti koyunların yayılmaya
gidişi.  sessizdir usul usul, süzüle süzüle yürür
koyunlar. Arada bir köpek havlar, salar korkuyu dağlara. Elbet canavarlarda boş durmaz bekler
zamanı. Bulurlarsa sahipsiz sürüyü sıkar geçer.
Derler ki Türkmen kocaları; bir canavar yüz
koyunu sıkarsa çatlarda ölürmüş, bilinen şudur;
en fazla altmış koyunun, boğazını sıkmıstır. Ama
yamandır çoban köpekleri vermeyince canlarını,
vermezler koyunu.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #6 : 26 Ocak 2010, 01:27:40 »

Gecenin karanlıgında koyun gütmeye gitmeden
önce kocalar; eli kinali kadinların hazırladıgı
yufkayla höşmerimi yerler, kese yoğurdundan
yapılmış ayranı içerler. Kurmuşken sofranın
başında bağdaşı, kalkmak zordur, ama
yörüktür yürüyecektir. Başında çorap
sapkası ayagında
çarıgı, çorabıyla dimisi, belinde kusagına
yerleştirdigi kavalı, sırtında kepenegi, elinde
değneği, omzunda tüfegi ile koyunun
arkasından karanlıga dalınca yörük kocası,
kaybolunca karanlıktan her tepeden, her
çayırdan ıslıklar duyulmaya baslanır. Her
ıslıgın anlamı ve manası vardır.
Bu yörüklerin haberleşmesidir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #7 : 26 Ocak 2010, 01:29:19 »

Sagılan sütler kazanlarda kaynatılmış,
yogurtlar çalınmıştır. Yörük için sabah erken
olur. Kadını, erkegi için gün gökyüzünden
yıldızlar kaybolunca başlar. Zaten keçiler,
koyunlar melemeye, horozlar ötmeye,
köpekler havlamaya başlar zamanı gelince.
Erken yatmak erken kalkmak gerektir.
Yerdeki kızıl kilimlerin, karaçulların üzerine,
keçeler ve postlar serilir. Koyun yününden
yorganlarla yatılır. Daglar soguktur ama
yazın gözenekleri açılan serin tutan
keçi kılından yapılmış çadırın kışın sogukta
yagmurlu havalarda gözenekleri kapanir bu
defa sıcak tutar.

 Erkenden kalkan Yörük; Oglakların keçilerin
yanına koşana katarlar ve emdirirler sonra
ayırırlar bir bir anasından oğlağı. Koşanın çirkik
kapısını açarlar. Koşarlar özledigi daglara çan
sesleri ortalıgı kaplar bir an. Belki'de çobanın
müzigi, yüzünün
gülümseyişi çanlardan çıkan ahenkli seslerdir.
Eli kınalı kadınların saçta pişirdigi gatmarları sütle,
ayranla, yeni saçtan indirilmiş hamurlu ekmegin
üzerine halis tereyagını sürerek yiyen kızanlar
oglak gütmeye, yagiz gençlerde keçileri piynarli
daglara agdırmaya giderler.işi biten gençler
çeşme başlarında buluşurlar, duymak isterler
sevda seslerini. Sevdalar sözle söylenmez
yörük obalarında. Bir tepede elinde kemençe
erkekler, diger tepede eli bogazında kızlar
söyler müzigini. Her nefesin bir anlami vardir
bogaz çalınırken. Sevdalılar adeta konuşurlar
müzikle, belki günesin ilk ışıklarıyla sessizlikte
ovalar, daglar ortak olurlar, dinlerler tıpkı sevdalı
insanlar gibi müzigi. Sırma,çitme, çift, tek
melikli, al yanaklı, eli kınalı kizlar
oya, nakiş işlemeye, istarlarında karaçul, kızıl
kilim, alara kilim, heybe, çuval dokumaya
başlarlar.
Maniler söylerler: Öbür yandan
yankılar bir birlerine eklenir. Öyküler anlatır
hiç durmadan, çadırlarında işlerini
bitiren analar da ellerinde tengerek egirirken,
halaç bükerken, golan örerken halleşirler konu
komşularla.Gece boyunca yayılan koyunlar
güneşin yukarılara çıkmasıyla, sıcagın
bastırmasıyla agaç gölgesine yatırılır. Yörük
kocası da ya çadırında, ya da ardiç gölgesinde
yaslanır gidermeye çalışır gecenin
uykusuzlugunu hayvanlar alemi dosttur
yörük obalarında insanların. Sevdalarıyla bir
tutuşmuşlardır söylemişlerdir türkülerini,
manilerini. Belki'de dünyada hayvanları,
dogadaki bitkileri, agaçları yücelterek
sevdalarıyla bir tutan, dogayı kendisinde gören
yörüklerdir. Bu nedenledir ki bırakmamışlardır
dagları, sevgilerini, dertlerini hep daglara
söylemişlerdir. Düşünmüşler ki dertlerine
yalnız daglar ortak olabilir. Herkes bilir
ki halk müziginde hayvanlar vardır, hep
yaylalar hep daglar vardır.

Çok kazanamaz insanlar, egirdigini yüne
degişir de kazançları için bir türlü ses
çikaramaz, şükreder haline isyan nedir bilmez.
Devletine sadakatlidir, Vatan sevgisi ecdattan yadigar
kalmadır kendisine. Bilir ki Vatan varsa kendi
de vardır. Vatan yoksa kendi de yoktur.
Olgundur, kabül etmesini bilir, yigittir, merttir,
mücadele etmesini bilir, cömerttir vermesini
bilir, inançlıdır hakkı hukuku bilir. Gene
de gelinemez yörügün üstüne üstüne;
çıkarılınca orman kanunu, salininca orman
askeri çobanin üzerine üzerine çoban abanın
altından sopayı gösterip deyiverince"ya keçinin
affı yada ormanın mahfı. işte o zaman atılmıştı
geri adım lavedilmişti orman askeri.Yörüklerin
bakmayın toplu hareket etmediklerine. Yörükler
kendi işlerinde bile özgür olmak isterler.
Dünya ile tek başlarına mücadele
edebileceklerine inanırlar,o gücü kendilerinde
görürler.
Tıpkı bir"Türk dünyaya bedeldir"
sözü gibi.
istemezler kimse karışmasın
işlerine, dokunmasın özgürlüklerine, zaten
özgürlüge güce sevdalanmasaydı çıkarmıydı
daglara? Katlanır mıydı zorluklara?Yolunuz
düserse Yörük obalarına, ugrarsanız çoban
yanına; tadarsanız
höşmerimi, yerseniz kese yogurdunu, çökelegi,
dagarcikta saklanan dürgelerle, yufkalarla
ayrılasınız gelmez, bir de buz gibi soguk suyu
gözünden avuç avuç,ya da küyner kokulu
susakla içince.
Keçilerle teke, o da ister piynarli bir tepe,
koyunlarla koç o da ister mevsiminde göç.
Güzün sahile inen çoban mutlu degildir. Daha
ilk gün başlar yayla özlemi. Bitince kış, otlar
cücüklemeye, agaçlar pürçüklemeye başlayinca
sahilde; çok zaman geçmeden ak sakallı yörük
dedesi toplar ihtiyar heyetini, büyük çadırın baş
köşesinde bagdaş kuran gün görmüs yörük
dedesi elini kuşagindan çıkarır, ihtiyar heyetini bir
bir süzer ve derki"ak geçi kara geçi yine geldi
yaz göçü". Artik karar verilmiştir.Genç kizlar,
yagiz delikanlilar, kizanlar, heyecan
içinde koşuşturmaya başlamıstır. Muhtar hemen
destimene ve tellala görev verir, haber salınır
civar obalara, oymaklara göç tarihi duyurulur.
Başka obanın aynı tarihte yola çıkması atalardan
gelen tecrübelerle pek uygun görülmez.

Göçün
de kaide ve kuralları vardır. Sürdürüle gelmiştir.
Göç hazırlıkları tamamlanmıştır, gök yüzünün
dogusunda gecenin karanlıgının arkasından
deveci yıldızı görününce, "göç yolda düzelir"
denir. Önde en degerli kızıl kilimler yüklü
hataplarında havan çanlı develer, arkasında
yozlar, tülüler, mayalar, kösekler, atlar, ırafanlar,
kısraklar, taylar, gulinler, semerinde çar çapıt
yüklü essekler, sipalar, sıgırlar,
düveler, tosunlar, danalar, buzalar, keçiler, tekeler
, çepiçler, oglaklar, koçlar, koyunlar, şişekler,
kuzular velhasıl yörügün evcilleştirdigi dost
saydıgı hayvanlar sıralanmıştır bir bir. Muhtar,
ihtiyar heyetleri önde giderken, tecrübeli atlılar
pervane dönerler göçün çevresinde.

Yörük göçte geçit vermeyen koca daglara
tırmanmaya baslayınca, göç zorlasir. Kalsa da
atinin nallari yolda, yırtılsa da ayagındaki çarıgı,
yüklü deve dinlenmez der yürür Yörük insanı.
Göç devam ederken gece olup, konaklama
yerine gelince develerdeki, atlardaki, eşşekler
deki yükler çözülür. Dinlenmeye çekilir, hemen
ateş yakılır, tarnalar pişirilir, dagarcıklardaki
ekmekler çıkarılır, taze sütler sagılıp ısıtılır, hep
birlikde yenilir. Bir taraftan ateş çogaltılır, curalar
çalınır, önünde oynanılır, uyuma zamanı gelince;
nöbetçiler dikilir, daglar tekin degildir, hele göç
yollarında, yataklar serilir uyunur, yine gecenin
karanlıgının ötesinden deveci yıldızı
görününce yola çıkılır. Çünkü yörük
obalarında göçerlere deveci yıldızının yol
 gösterdigine inanılır.
Yaylaya yaklaşınca, Yörük kabaardıcın
kokusunu almaya başlar. Bilsenız ne kadar
ferahlatır, huzur verir, güven verir insana.
Yayla denince akla kabardıç gelir. Yörük
Kabaardıcın gölgesine bakar hemen oraya
kuruverir alacagını,çadırını.Kabaardıç
hayvanlarıda unutmaz elbette; bazen erek
olur. Bazen agıl olur, bazende koşan olur
kuzucuklara. Atalar der ki; armut
aglatır, kavak kavlatır, sögüt söyletir,
kaba ardıç gölgesi baş yayladır.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #8 : 26 Ocak 2010, 01:29:59 »

Yörüklerin bir diger ismi de konar
göçerlerdir. Göç, yörükler için vazgeçilmezdir.
Varınca yaylaya; ulaşmıştır insanlar özledigi ata
yurtlarına. Bu sevinci kutlamak yarenlik yapmak
isterler. Göçün ve çevre obalarının insanlarını
alacak kadar geniş, yeşile bezenmiş çayır ve
gürül akan suyu olan yerde toplanırlar,
buraya genellikle yaren yeri, yaren beleni,
yaren tepesi derler. Oguz Boylarının,
Türkmenlerin yörüklerin toplandıgı yaren yerine;
yigidin harman oldugu yer denir. Türklerin tarih
boyunca oynadıgı oyunlar bir kez daha oynanır
Gücün, sevdanın, birligin gösterisi yapılır. Yüce
dag başlarındaki yaren yerlerinde.Obanın bütün
insanları oyuna iştirak ederler.
Sevinci beraber paylaşırlar, hünerlerini
gösterirler. Yörüklerde öyle güç parayla, yada
kolay kazanılan payelerle gösterilmez. Güç
bilekle,yürekle, akılla gösterilir. Yörügün ata
binişi, yürüyüşü, zeybek oyunu, konuşması,
oturması, kalkması hepsi bir yigitlik sembolüdür.
Çünkü ata öyle yapmış, ogullar devam etmiş,
devam etmekte gerektir.
Yörügün oyunlarinda fazla silaha raslanilmaz,
çünkü gücü silahta degil kendilerinde görürler
de kendilerini ortaya koyarlar.
Oyunlara at yarışıyla başlanır, cirit, çelik
çomak,güreş, cıngırak, an dasi, arap, yanık
oynarken erkekler, kadınlarda boş durmazler;
kaya, göçek oynarlar. Sıra ezgilere ve oyunlara
gelince; cura,baglama, saz, düdük, sipsi, kaval,
kemençe çalınır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Bağatur-Şad
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 316


Elbet bir gün kutlu Türklük töresini bulacaktır...


« Yanıtla #9 : 27 Ocak 2010, 20:45:17 »

Türküler söylenir.
Orta yerde görürsünüz agır zeybek, kıvrak
zeybek, Teke oyunları, çömlek kırdıran
oynayanları. Oyun deyip geçmemek gerektir.
Alıcı gözle bakınca görürsünüz develerin
yürüyüşünü, tekenin kayadan kayaya
sekmesini, kabaardıcın arasında yürüyen
insanı, çayırda usul usul yayılan sonra
da suya koşan koyunları.
Her oyunun bir anlamı, bir ifade ediş biçimi
vardır. Bütün bunlardan sonra dagılır öbek
öbek ata yurtlarına yörükler. Zaten gezilmiş
yurdun konması da kolay olur.
Hayat devam ederken yörük obalarında,
insanları dosttur, açık sözlüdür, sevda yüklüdür
, yigittir,merttir, cömerttir, olgundur. Türk'ün
mayasıdır, saygılıdır büyügüne, sadakatlidir
devletine, zorlukları aşınca mutlu olur, şükreder
haline, soguk günlerde kepenek yeter, bilir
yaşamın zorluklarını, ama kopamaz daglardan
bir türlü; şahsiyetli insandır,aşk ile tutkuludur
ÖZGÜRLÜGÜNE. 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SANA DAR GELMEYECEK MAKBERİ KİMLER KAZSIN
GÖMELİM GEL SENİ TARİHE DESEM SIĞMAZSIN
Sayfa: [1] 2 3 ... 5
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.056 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.