Yusuf Akçura Hayatı ve Eserleri
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 09 Aralık 2019, 00:27:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yusuf Akçura Hayatı ve Eserleri  (Okunma Sayısı 2669 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TAYMA
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 372

Ya tam susturacağız, Ya kan kusturacağız!


« : 28 Mart 2009, 18:42:32 »



Osmanlı Devleti'nden Türkiye Cumhuriyeti'ne geçişte Tanzimat'la
birlikte başlayan ve günümüze kadar süregelen fikir akımlarının büyük
önemi vardır. Bu fikir akımları sonradan ortaya çıkan oluşumların
temellerimi atmışlardır.

Türkçülük fikri de bu akımlardan biridir. Türkçülük fikrini bilimsel
bir temelde ilk olarak ele alan bilim adamı ise Yusuf Akçura'dır. Bu
çalışmada, Yusuf Akçura'nın hayatı, etkilendiği ortamlar ve
fikirlerinin gelişimi ele alınacaktır.



1-DOĞDUĞU ORTAM, RUSYA'DA TÜRKLERİN DURUMU VE TATARLAR

Yusuf Akçura, Türk Ocakları tarafından yayınlanan "Türk Yılı 1928"
adlı eserin "Türkçülük" bölümünde kendi ailesi hakkında şu bilgileri
vermektedir.

"Akçura ailesi; Şimal Türklüğünün kadim ailelerindendir. Bütün
aristokrat aileler gibi, Akçuraoğulları da baba ve dedelerini dörtyüz
yıl evveline kadar bilmem kaç göbek sayar durular. Yusuf un babası,
büyücek bir çuha fabrikası sahibi oldukça zengin Hasan Bey adlı bir
fabrikatör idi. Anası, Kazan'ın en maruf bir burjuva ailesi olan
Yunusoğullarından Bibi Kamer Banu Hanım'dır. Yusuf 1879 senesi Kanun-u
Evveli'nin (Aralık) ikinci günü Volga sahilindeki Simbir (elyevm
Olyanovski) şehrinde tevellüd etti. Yusuf henüz iki yaşında iken
babasını kaybetti ve yedi yaşını ikmal etmeden anasıyla beraber
İstanbul'a geldi."

O, ilk Akçura'nın Kırım'dan Kazan'a göç ettiğini büyük amcasından
duymuş ancak bunun doğruluğunu tespit edememiştir.

Akçura'nın mensup olduğu Volga Tatarları, Rus egemenliği altında
yaşayan Müslümanlar arasında en iyi durumda olanlardı. Bir yabancı
yazar buradaki Tatarların Rusların dinsel engellerle giremedikleri
Orta Asya ile Batı arasındaki ticarete aracılık ettiklerini böylece
zengin bir tüccar sınıf meydana getirdiklerini belirttikten sonra
şöyle yazıyor:'

"Tatarların bu konumu, Rumların Osmanlı İmparatorluğu'nda oynadığı
rolü hatırlatıyordu. Ortodoksların bünyesindeki Rumlar gibi Tatarlar
da Rusya Müslümanlarının bünyesinde kültürel ve ekonomik bakımdan
seçkin bir kesimi oluşturuyorlardı. Yine onlar gibi, Doğu Batı
ticaretindeki rollerinden dolayı, yüksek bir gelişme düzeyi elde
etmişlerdi. Rum burjuvazisi papaz ve tüccarlarını Balkanlara nasıl
gönderdiyse, tatar din adamları ve tüccarları da Rusya ve
Türkistan'daki Müslüman toplulukların arasına öyle yayılmışlardı.

Rusya'da mensup olduğu ailesinin toplumsal düzeyi, yapısı ve mevkii
İstanbul'a göç eden Yusuf Akçura'nın tüm düşünsel davranışlarını
etkilemiştir. Rusya'da azınlık durumunda fakat zengin bir aileye
mensup olan Akçura, Türkiye'de o durumda olan unsurlarla, çoğunluğa
mensup fakat fakir ve geri kalınış bir milletin üyesi olarak karşı
karşıya gelmiştir. Bu durum onun olaylara, Türkiye'de yetişmiş
aydınlardan daha gerçekçi bir yaklaşımı sergilemesine neden olmuştur.
Akçura'nın bu özelliği onun bütün Türk dünyasını kucaklayan bir
Türkçülük anlayışını geliştirmesinin de en büyük etkenidir.



2-İSTANBUL'A GELİŞİ VE BURADAKİ YAŞAMI

Akçura'nın babası öldükten sonra annesinin de sağlığı bozulmuş, bu
arada mali durumları da kötüye gitmiştir. Hem mallarına haciz
konulması hem de annesinin sağlığı nedeniyle Rusya içinde birkaç şehir
gezmişler sonra da İstanbul'a yerleşmişlerdir. Burada okula başlayan
Akçura'nın annesi Dağıstanlı Osman Bey ile evlenmiştir. Osman Bey
Akçura'nın tahsiliyle yakından ilgilenmiş ve O'nu askerî okula gitmeye
teşvik etmiştir.

Akçura'nın hatıra defterine göre askerî rüştiyenin üçüncü sınıfında
iken annesi ile birlikte baba yurdu Kazan'ı ziyarete gitmiştir. Bu
seyahatte İstanbul ile Kazan arasındaki medeniyet ve ümran farkı
dikkatini çekmiştir. Rusların İstanbul'u berbat ve çamur deryası diye
tahkir etmelerine kızmakla birlikte İstanbul'un bağımsız bir Türk
şehri olmasına rağmen Rus yönetiminde bir şehirden geride olmasından
üzüntü duymaktan kendisini alamamıştır.

Akçura kendisinin biraz şuurlu milliyetçiliğinin Harbiye'de tahsil ya-
parken başladığını yazıyor. Yunan Harbi'nin hemen öncesine rastlayan
bu dönemde Necip Asım'ın, Veled Çelebi'nin, Bursalı Tahir Bey'in
Türkçülüğe ait yazıları yayınlanmakta ve Gaspıralı İsmail Bey'in
"Tercüman"ı bir ara İstanbul'da dağıtılmaktaydı. Bu eserler Akçura'nın
fıkrî gelişiminin temellerini atmışlardır.

Akçura'nın Türkçülük fikirleri daha başından beri bütün Türkleri
kapsamaktaydı. 1897'de Erkan-ı Harbiye sınıflarına ayrılan Akçura aynı
yıl ilk makalesini "Malumat" dergisinde yayınladı. "Şehabettin Hazret"
adlı bu makalesinde Kuzey Türklüğünün en ünlü kişilerinden ve Kuzey'de
dinî yenilik ve millî uyanış hareketinin ilk liderlerinden Şehabettin
Mercani'nin düşünce ve çalışmalarını aynı zamanda da Kuzey Türklüğünün
irfan seviyesini, fikri hareketlerini Güneyli Türklere anlatmak
istemişti. Amacı Rusya Türkleri ile Osmanlı Türklerini
tanıştırabilmekti.7

Akçura, Harbiye'nin ikinci sınıfındayken Genç Türk'lük düşüncesine
katılıp hizmet ettiği gerekçesiyle 45 gün mahkum olmuştu. Hapisten
çıkıştan sonra bir hareketi daha görülürse okuldan atılacağı söylenmiş
ve Erkan-ı Harbiye sınıfına ayrıldıktan birkaç ay sonra Taşkışla Divan-
ı Harbi'nde yargılanmıştır. Mahkeme hiçbir sebep yokken Akçura ve
arkadaşı Hikmet Vefık Bey'i askerlikten uzaklaştırdı. Aynı zamanda
Akçura'yı müebbet olarak Fizan'a sürgün etti.



3-TRABLUSGARP'DAN FRANSA'YA KAÇIŞ VE BURADAKİ FAALİYETLERİ

Fizan'a sürgün edilmek için Trablusgarp'a gelenler Akçura ile beraber
84 kişiydiler. Bunların yol masraflarını karşılayacak para
bulamadığından Trablusgarp'ta hapsedilmelerine karar verildi. Daha
sonra şehir içinde kalmak koşuluyla serbest bırakıldı ve bazı resmi
görevler aldı. Buradan arkadaşı Ferit Bey'le birlikte bir kayığa
binerek Fransa'ya kaçtı.

1899 yılında Fransa'ya gelen Akçura'nııı Türkçülük fikirleri burada
olgunlaşmıştır. Paris'te ilk görüştüğü Türk mültecilerinden eski bir
Jön Türk olan Dr. Şerafettin Mağmumi kendisine Osmanlıcılık fikrinin
çöktüğünü, çeşitli unsurların anlaşmasını sağlamanın olanaksız
olduğunu, Türk milliyetçiliğinden başka çıkar yol bulunmadığını izah
eder. Mağmumi, Batılıların Doğu ve Türk düşmanlığından, dillerinde
doladıkları adalet ve insaniyet sözlerine inanmanın tam bir ahmaklık
olacağından ve bütün bu hakikatleri Paris'teki hayat ve gözlemlerinin
ona telkin ettiğinden bahseder. Akçura bu telkinlerin kendisinde büyük
izler ve tesirler bıraktığını söyler.

Paris'te Ahmet Rıza'nın Osmanlıcılığını, Mizancı Murat'ın
İslâmcılığını ve Prens Sebahattin'in Adem-i Merkeziyetçiliğini
Mağmumi'nin telkinleri doğrultusunda incelemek fırsatı bulmuştur.

Niyazi Berkes, Yusuf Akçura'nııı fikirlerindeki gelişmeyi şöyle dile
getiriyor: "Bu üç hizip arasında, çocukluğunda Rusya'dan gelmiş olan
bir subaylık öğrencisi iken sürüldüğü Tripoli (Trablus)'dan Fransa'ya
geçen, üçlerin en genci Sebahattin'den bir yaş büyük olan Akçuraoğlu
Yusuf adlı bir genç vardı. İlhamını Augııste Comte'den, Le Play'den
değil, Science Politique okulunda devamı ettiği Albert Sorel, Emile
Boutmy ve Frıunck Brentano gibi tarih ekonomi ve milliyetler sorunu
konularıyla ilgilenen profesörlerden alıyordu. Murat gibi Kafkasya'dan
değil, Çarlık İmparatorluğu'ndaki milliyetlerin ayrılma ya da
özgürleşme davasını oranın devrimci akımlarıyla beraberleştiren bir
gelenekten geliyordu."

Gerçekten de Akçura Paris'te üç yıl süreyle devam ettiği Science
Politique (Siyasal Bilgiler) okulunda ulus öğesinin tarihteki önemini
anladı. Prusya bozgununun hemen ertesinde ve bu bozgunun öcünü alacak
kadrolar yetiştirmek üzere tam milliyetçi bir şekilde donatılan bu
okuldaki derslerde Albert Sorel ulus öğesinin önemi üzerinde ısrarla
duruyordu.

Akçura bu okulu bitirirken yaptığı tezinde "Osmanlı devletinin bu
şekliyle korunmasının artık mümkün olmadığına karar vererek, milliyet
fikirleri bu derece geliştikten sonra çeşitli unsurları bir araya
toplayarak millet meydana getirmek mümkün değildir" diyordu.

Bu arada Ahmet Rıza'nın Şurayı Ümmet ve Meşveret adlı gazetelerinde de
yazıları çıkan Akçura, buralarda düşüncelerini tam olarak
açıklayamamıştır.



4-FRANSA'DAN RUSYA'YA GİDİŞ VE RUSYA'DAKİ FAALİYETLERİ

1903 yılında Siyasal Bilgileri bitiren Akçura, Türkiye'ye dönmesi ya-
sak olduğundan Rusya'ya doğduğu yere döndü ve amcasının evine
yerleşti. Çok büyük tartışmalar yaratan ve üzerine kitaplar yazılan,
Türkçülüğün ilk kez bilimsel izahının yapıldığı "Üç Tarz-ı Siyaset"
adlı makalesini burada kaleme aldı.



Üç Tarz-ı Siyaset

Y. Akçura 1904 yılında yazdığı 32 sayfalık Üç Tarz-t Siyaset adlı
makalesini Mısır'da yayınlanan Türk Gazetesi'nin 23-34'üncü
sayılarında Nisan-Mayıs 1904'te yayınladı. Türk Gazetesi bu makalenin
yayınlanmasından birkaç ay evvel gazeteci Ali Kemal'in etrafında
toplanan bir grup liberal tarafından Kahire'de yayınlanmaya
başlamıştı.

Bu makalede üzerinde durulan ve uygulanabilirlikleri tartışılan ana ko-
nular şunlardır:

1 .Bir Osmanlı ulusu meydana getirmek,

2. İslâmcılığa dayanan bir devlet yapısı kurmak,

3. Iraka dayalı bir Türk siyasal ulusçuluğu meydana getirmek.

Her biri Osmanlı Devleti'ni kurtarma yolu olarak görülen bu konuları
şöyle irdeliyor.

Osmanlıcılık: Bu fikrin amacı yeni bir Osmanlı milleti oluşturmaktır.

Osmanlı devleti'nin devamı için bu iş başarılabilirse elbette çok
yararlı olur. Bunun için cins, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin
Osmanlı halkları haklar ve ödevler açısından eşit hale getirilecek,
böylece ortak vatan kavramı etrafında Amerikan ulusu gibi bir Osmanlı
ulusu oluşturulacaktır. Tek amacı sınırları korumak ve İmparatorluğu
yaşatmaktır

Akçura, Osmanlılık fikrini hem sakıncalı hem de imkansız görmektir. O,
sınırların korunmasını devlet için yeterli bir amaç görmemektedir
İmparatorluk halkları örgütlenip bir halk haline geldiğinde devletin
kurucusu ve yöneticisi Türkler eriyip gidecek, egemenlik Arap
çoğunluğa geçecektir. Ayrıca, Osmanlı topluluklarının birbirleriyle
kaynaşmak istemeyeceklerini de öne süren Akçura, dinsel, siyasal ve
mezhepsel nedenlerle bütün Avrupa'nın buna engel olmak için
çalışacağını söyleyerek Osmanlı milleti meydana getirmeye uğraşmanın
boşa yorulmak olduğuna kanaat getirecektir.

İslamcılık: Osmanlı milliyeti siyasetinin başarısızlığı üzerine
İslamiyet politikası meydan aldı diyen Akçura, İslamcılık siyasetinin
Dünyadaki Müslümanlardan bir İslam birliği meydana getirmek amacı ve
eylemi olduğunu söylüyor. Avrupalı yazarların Panislamizm dediği bu
fikir Osmanlılık fikrinin zayıflamasıyla Abdülaziz zamanında başlamış
olup,Abdülhamit zamanında fikirden eyleme geçmiştir. Bu dönemde
Müslüman memleketlerinde geniş bir Panislamist propagandaya
girilmiştir.

Akçura, bu politikanın güçlüklerini anlatırken şunları göz önüne alır:
Önce Tanzimat'ın Osmanlı toplulukları arasında yaymayı amaç tuttuğu
siyasal ve hukuksal eşitlik artık söz konusu olmayacaktır. Hatta
Türkler arasında bile mezhepsel, dinsel çatışmalar çoğalabilecektir.
Müslüman ülkelerin çoğunun idaresini ellerinde tutan batılı devletler
de bu tasarının gerçekleşmesine izin vermeyeceklerdir. Ancak bu
politikanın olumlu yanları da vardır. Onlar da, Osmanlı
memleketlerinde din esasına dayalı güçlü bir Müslüman birliği
kurulacağı, Dünyadaki Müslümanların Halife'nin etrafında toplanmaları
için sağlam bir zemin hazırlanacağı idi. Bu arada İslam'da din ile
devletin bir bütün olarak kabul edilmiş olmasını, Kuran'ın anayasa
niteliği taşımasını, halifenin Müslümanlarca imam kabul edilmekte
olmasını, İslamcılığı kolaylaştırıcı etkenler olarak görmektedir.
Ancak dış engelleri çok kuvvetli gören Akçura bu siyasete, İslam
tebaya sahip büyük devletlerin, İslam ülkeleri üzerindeki etkilerini
kullanarak engel olacaklarını söylüyor.

Türkçülük: Bu siyasetin uygulaması, önce Osmanlı İmparatorluğu'ndaki
Türklerin, Türk olmadıkları halde az çok Türkleşmiş olanların ve
ulusal bilinçden yoksun olanların bilinçlendirilmesi ve
Türkleştirilmesi ile başlayacaktır. Asıl fayda Asya ile Doğu Avrupa2da
yayılmış olan Türklerin birleştirilmesi sonucu meydana gelecek
azametli bir siyasal milliyetin elde edilmesiyle sağlanacaktır.
Türkçülük fikrinin uygulanmasında Osmanlı Devleti Japonya'nın sarı ırk
için oynadığı rolü oynayacak ve liderlik edecektir.

Bu siyasetin engelleri ise şunlardır: Önce Osmanlı Devleti'nde
Müslüman olup da Türk olmayan ve Türkleştirilmesine imkan olmayan
topluluklar Osmanlı Devleti'nden ayrılmak isteyeceklerdir. Büyük bir
Türk nüfusa sahip olan Rusya'nın da bu siyasete engel olmak isteyeceği
kesindir. Ancak Türkçülüğün harici engelleri İslamcılığa göre daha
azdır.

Sonuç olarak Akçura, Osmanlıcılığı uygulanması imkansız bir siyaset
olarak gösteriyor. İslamcılık ve Türkçülüğü ise, eşit denebilecek
yarar ve zararlara sahip olarak niteliyor. Makalesini şöyle
bitiriyor:

''Hülasa öteden beri zihnimi işgal edip de kendi kendimi ikna edecek
cevabını bulamadığım sual yine önüme dikilmiş cevap bekliyor:
Müslümanlık, Türklük siyasetlerinsen hangisi Osmanlı Devleti için daha
yaralı ve kabil-i tatbiktir.''

Yusuf Akçura bu makalesiyle yüzyılın ilk yarılarında İstanbul'da
Mekteb-i Tıbbiye öğrencileri arasında etkili olmaya başlaysan
Türkçülüğü sistematik olarak ilk kez ortaya koydu. Bu nedenle ''Üç
Tarz-ı Siyaset'' Türkçülüğün manifestosu kabul edilmektedir .

Rusya'daki Siyasî Faaliyetleri

Y. Akçura'nın Rusya'da bulunduğu yıllar Türkçülük fikrinin buralarda
yayılmasına müsait bir ortama sahipti. Rus-Japon Savaşı ve onu takip
eden 1905 ihtilâli ve Rus meşrutiyetinin ilanı sırasında Akçura
Rusya'da idi. Burada uygun zemin bulmuş olan Türkçülüğü yaymak
amacıyla Kazan'da tarih, coğrafya ve Osmanlı-Türk edebiyatı
öğretmenliği yaptı. "Kazan Muhbiri" adlı bir gazete çıkarmaya başladı.
Gaspıralı İsmail Bey, Ali Merdan Bey, Abdürreşit Kadı ibrahimof gibi
Türkçülerle birlikte 1905'te "Rusya Müslümanları İttifakı" adında
büyük bir parti kurdu. Bu partinin merkez idare heyeti üyeliğine ve
umumî katipliğine seçildi.

Bu parti ile vicdan hürriyeti, hukuk eşitliği ve kültürel gelişmeye
müsait bir ortam için mücadele eden Akçura birinci seçimlerde Rus
meclisi Duma'ya Kuzey Türklerinin girmelerini sağladı. Bu arada
tutuklanarak seçimler bitene kadar hapiste tutuldu. Akçura Türkiye'ye
geldiği 1908 yılına kadar siyaset ve kültür çalışmalarına devam etti.

1906'da toplanan İttifak'ın üçüncü kongresinde, genel sekreter olarak
görev yaptı ve Türkçülüğün gelişmesi için aynı zamanda Rusya'da
bulunan Türkler arasındaki ayrılıkların giderilmesi için önemli
kararlar almasını sağladı.

1907'de Rusya'da katı yönetim tekrar başlayıp meclis dağıtılıp, kanun-
lar Rus olmayanlar aleyhine değiştirilince buna karşı yayın yapan
Akçura takibata uğradı. Kendisi tevkif edilmek için arandığı sırada
Osmanlı Devletinde II. Meşrutiyetin ilan edildiğini öğrenince işlerini
tasfiye ederek Ekim 1908'de İstanbul'a geldi.



5-TÜRKİYE'YE DÖNÜŞ VE TÜRKİYE'DEKİ FAALİYETLERİ

Y. Akçura İstanbul'a döner dönmez, Türkçü çalışmalarına aynı hızla
devam etti. Aralarında Ahmet Mithat, Emrullah Efendi, Necip Asım,
Bursalı Fuat Raif, Feylesof Rıza Teyfik ve Ahmet Ferit (Tek) gibi
şahısların bulunduğu kişilerle 25 Aralık 1908'de Türk Derneği'ni
kurdular.

1909-1910 sıralarında Sırat-ı Müstakim adlı bir dergide yazılarını ya-
yınlamaya başladı. Ömrü kısa olan Türk Derneği'nin yerine 18 Ağustos
1911'de Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Hikmet, Ağaoğlu Ahmet,
Hüseyinzade Ali, Doktor Akil Muhtar ile birlikte "Türk Yurdu" adlı bir
dernek kurdu. Bu derneğin yayın organı olarak da "Türk Yurdu
Dergisi"ni çıkarmaya başladı. Bu dergi Akçura'nın idaresinde tam 17
yıl yayın hayatında kalacaktır. Akçura, 1912'de açılan Türk Ocağı'nın
kuruluşuna da aktif olarak katıldı.

1916 yılında "Rusya Mahkumu Müslüman Türk-Tatarların Hukukunu Müdafaa
Cemiyeti" adlı büyük bir siyasi örgüt kurdu. Bu örgüt Avrupa'nın
çeşitli kentlerinde konferanslar verip yöneticilerle temasa geçerek
Rusya'daki Türklerin haklarını dile getiriyordu. Akçura'nın buradaki
konferansları bir muhtıra şeklinde Fransızca ve Almanca olarak
yayınlandı. İsveç, Danimarka, Norveç, İsviçre ve ABD gibi o tarihlerde
tarafsız olan ülkelere de Rusya'daki Türklerin durumunu anlatan ve
yardım isteyen muhtıralar yolladı.

1918 yılında Hilal-i Ahmer temsilcisi olarak Rusya'daki Türk
esirlerini kurtarmak için görüşmelerde bulunmak üzere Rusya'ya gitti
ve bir yıl kadar burada kaldı. 1919'da yenilmiş ve işgale uğramış
Türkiye'ye dönen Akçura, Ekim 1919'da Ahmet Ferit'in kurduğu "Milli
Türk Fırkası"na katıldı. 1919 sonunda İngilizler tarafından
hapsedildi. 1920'de hapisten çıkınca Selma Hanım ile evlenerek
karıkoca Millî Mücadele'ye katılmak üzere Anadolu'ya geçtiler. Burada
Dışişleri Bakanlığında Genel Müdür olarak görev yaptı. 1923'te
İstanbul milletvekili seçildi. Osmanlı Dönemi'nde İttihat ve Terakki
ile organik bağları olmasını istemeyen ve Cemiyete üye olmayan Akçura,
Cumhuriyet döneminde Cumhuriyet Halk Fırkası'ndan milletvekili olmayı
kabul etmiştir.

1925'te açılan Ankara Hukuk Mektebi'nde siyasî tarih hocalığına baş-
lamış, 1931'de Atatürk tarafından Türk Tarih Kurumu'nu kurmakla
görevli bilim adamları arasında yer almış ve 1932'de buranın başına
getirilmiştir. 1933 Üniversite Reformundan sonra İstanbul
Üniversitesi'nde Siyasi Tarih profesörlüğü de yaptı.

1934'te sağlığı bozulan Akçura 11 Mart 1935'te Kars Milletvekili iken
kalp krizi geçirerek öldü.



SONUÇ

Yusuf Akçura ömrü boyunca Türkçülük fikrine sadık kalmıştır. Sosya-
list fikirleri de yakından tanıyan bir insan olarak, bu fikirleri
Türkçülük fikriyle bağdaştırmaya çalıştı. Akçura'nın Türkçülüğü,
Balkanlardan Çin'e kadar çeşitli ülkeleri kapsamaktadır. Osmanlı
Devleti ise Türk Dünyası'nın ancak bir parçasıdır.

Akçura tarih araştırmalarında faydacılığa taraftardır. Birinci Türk
Tarih Kongresi'nde sunduğu tebliğde "Tarih mücerret bir ilim değildir.
Tarih hayat içindir; Tarih milletlerin, kavimlerin varlıklarını
muhafaza etmek, kuvvetlerini inkişaf ettirmek içindir" demiştir.

Akçura ölümünden sonra neredeyse unutulmuştur. Onun Türk tarihçileri
tarafından dışlanmasını Ercümend Kuran şöyle yorumluyor:

"Bu durumu izah etmek kolaydır: Akçura Moğol İmparatorluğu'nu
yüceltmiş ve Cengiz Han'ı Türk saymıştır. Ayrıca Türk tarihinin
gelişmesinde İslamiyet'e tali derecede yer vermiştir. Son olarak o
sosyalizme yatkındı. Türk tarihçilerinin çoğunun 1940'lardan sonra
Moğolları Türk kabul etmemeleri, Türk-İslâm sentezine yönelmeleri ve
sosyalizme cephe almaları milliyetçi çevrelerin Akçura'yı ihmal
etmelerine sebep olmuştur. Üstelik Akçura'nın Ziya Gökalp'in muasırı
olması onun için bir talihsizlik teşkil etmiştir. Çünkü o Gökalp'te
bilgili olduğu halde, Gökalp'in terkip kabiliyetine sahip
bulunmuyordu. Gökalp'in ülkücülüğü Türk aydınlarının psikolojisine
daha uygun düşüyor adeta büyülüyordu."

Y. Akçura'nın Türkçülük, Türk tarihi ve Türk fikir hareketine
katkılarını şu ana başlıklar altında gruplandırabiliriz.

- Üç Tarz-ı Siyaset" adlı makalesiyle Türkçülüğü ilk defa bir siyaset
şekli olarak ortaya koyması,

- Türkçülüğü bir bütün olarak görmesi ve bunu sürekli savunması,

- Türk milliyetçiliğinin teşkilatlanmasında kurduğu dernek ve yazılar-
la oynadığı rol,

- Rusya'daki Türklerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesi konusunda ö-nemli
rol oynaması,

- Türk Yurdu Dergisiyle Türkçülük konusunda yaptığı çalışmalar,

- Türkçülüğün tarihini yazan ilk araştırmacı olması (Türk Yılı 1928
adlı eseri bu konuda tektir),

- Nihayet Türk Tarih Kurumu ve buradaki hizmetleri.

Yusuf Akçura'nın "Bütüncü Türkçü" görüşlerinin Rus egemenliğinde
yaşayan Türk devletlerinin bağımsızlıklarına kavuşmalarıyla yeniden
güncel hale geldiği kanısındayız.

Büyük Türk Milliyetçisi
YUSUF AKÇURA'YI RAHMETLE ANIYORUZ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bozkurt Eren
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.306



« Yanıtla #1 : 11 Mart 2010, 23:17:51 »

   Türk ve Türklük için yaşayan Akçura'nın ölümü üzerinden 75 yıl geçti.

   Türkçülüğün temellerini atan önderlerdendir. Aynı zamanda tarihçi olan Akçura'nin kaleme aldığı "Üç Tarz-ı Siyaset" adlı kitap Türkçülük fikrinin aşılanmasını ve Cumhuriyet'in temellerinin "Türk" atılmasını sağladı.

   İlk mecliste milletvekilliği de yapan Akçura, bu süre içinde Atatürk'ün kültür ve politika danışmanı olarak da görev yapmıştır.

   11 Mart 1935'de geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmiştir.

   Mekanı Türk Yiğitleri'nin yanı olsun. 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Milli Türk Devleti, Laik Cumhuriyet ve kutlu Türk Silahlı Kuvvetleri Atamın mirasıdır. Korumak ve yüceltmek her Türk bireyin görevidir.
Gülertekin
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 209



« Yanıtla #2 : 11 Mart 2010, 23:23:52 »

Atamızın Tanrı ruhunu Şad etsin.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı


BU KAYNAKTAN SU İÇENİN YÜREKLERİ TUNÇ OLUR,
TÜRKE KEFEN BİÇENİN

ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR.

ATSIZCI
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.