İlker'in Türkçü Ruhu... (Hikaye)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ekim 2019, 19:36:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: İlker'in Türkçü Ruhu... (Hikaye)  (Okunma Sayısı 3928 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
41. Çeri
Ziyaretçi
« : 29 Eylül 2010, 14:04:20 »

Şu dünyada Türkçülüğün hakkını vermekten daha zor bir şey varsa o da Türkçü değilken Türkçü olabilmektir. Kişi Türkçülük yolunda ilerlerken hayatın en büyük manevi işkencelerini çeker. Zira Türkçülük, ne komünizm gibi şehvetli arzuların pazarında, ne ümmetçilik gibi cennet kapısının önlerinde, ne ülkücülük gibi lise kızlarının uğruna yapılan dövüş tezgahlarında satılan bir fikir değildir.

Türkçülük, Türk’ün memleketinde çektiği acıların meyvesidir! Türkçülük bir varlık mücadelesidir. Özbenliğini hatırlayan Türklerin verdiği kutlu mücadelenin adıdır Türkçülük!

Bizleri Türkçülüğe sürükleyen bu düzene lanetlerimi savurduğum kadar minnetlerimi de belirtiyorum..

Bu yazıda Türk soylu bir gencin beynelmilellikten Türkçülüğe geçişini seyredeceksiniz..


İlker İstanbul’un elit sınıfının oturduğu Nişantaşı semtinde ailesiyle birlikte yaşıyordu. Henüz lise 2 öğrencisi olduğu halde ailesinin ona sağladığı imkanları hoyratça kullanıyor, gününü gün etmekle ilgileniyordu. Yaşadığı dünya ile ilgili hiçbir fikir sahibi değildi, zaten olmak da istemiyordu..

O ilgili olmasa da yeryüzü değişiyor ve dünya devleri arasında yaşanan gizli savaşlar tıpkı filler arenasında ezilen karıncalar gibi güçsüz devletleri eziyordu. Amerika Irak’a girmişti. Afganistan çoktan bitmiş, sırada da İran’ın olduğu söylentileri güç kazanıyordu. Ve sonra Türkiye..

İlker’in biz zamanlar tüm dünyaya hükmeden atalarının atlarının toynaklarına tapınan Avrupalı artık Türklere ne yapması gerektiğini söyler olmuştu.  

Siyasi ve ekonomik olarak kapalı kapılar ardında verilen tavizlerden bir haber yaşayan İlker, bir Gürcü’ye başbakan dediğinin farkında bile değildi. Olsa da bu onu rahatsız etmezdi..

İlker bir gün yine internet başında MSN de arkadaşlarıyla konuşurken odasının kapısı açıldı ve annesi İlker’e eve misafir geldiğini ve salona gelmesi gerektiğini söyledi. İlker söylene söylene kalktı bilgisayarın başından ve babasının şirketten arkadaşı olan Kürşat Dinçsoy’a hoş geldin ağabey dedi ve tam karşısına oturdu.

Bu adam babasının yeni girdiği şirketteki iş arkadaşıydı ve ailecek ziyaretlerine gelmişlerdi.

Kürşat bey, ailesini tanıtmaya başladı;

-Oğlum Sancar. Karım İl Bilge. Ve kızım Umay..

İlker bu isimleri ilk defa duyuyordu ama garip bir şekilde hoşuna gitmişti. İlker hoş geldiniz deyip tokalaştıktan sonra yerine oturdular.

Büyükler arasındaki sohbet gitgide koyulaşırken İlker’le de Sancar konuşmaya başlamışlardı. Ancak Sancar’ın sorduğu bir soru İlker’i çok şaşırttı. “Kırgız Türklerinden misiniz?” diye sormuştu. “Hayır neden sordun” dedi. “Gözlerin çekik, tam bir Orta Asya’lısın” cevabını alınca çok şaşırdı. Bu soru ilk defa yöneltiliyordu. İlker’in gözlerinin çekikliğinden dolayı bilinçsiz çevresi ona Japon lakabını takmışlardı ancak Kırgız diyen ilk defa oluyordu.

“Kırgızların gözü de çekik mi ki? Onlar da mı Japon? “diye sordu İlker. Sancar bu çocuğun hiçbir şey bilmediğini anlayınca uzun süredir yan bakışlarla kendilerini izleyen babasına döndü. “Baba, İlker Türkleri soruyor sana” dedi.

Kürşat İlker’i yanına çağırdı ve anlatmaya başladı. Türklerin geldikleri yerleri, yaşam tarzlarını, şereflerine ve özgürlüklerine düşkünlüklerini anlattı. Orta Asya bozkırlarını, Sibirya steplerini anlattı. Tanrı dağlarının tepelerinden akan kar sularıyla yıkanan namuslu Türk kızlarını, Pusatının ucunda binlerce yağı kanı bulunan Türk çerisini anlattı. Dağları delen bozkurtları, Acunu ezen toynakları, dosta merhamet akan gözlerin yanında, yağının yüreğini yerinden söken kartal bakışlıları anlattı. Tanrı’nın kırbacını anlattı. Ve ona Kürşat Atayı anlattı uzun uzun.

Büyülenmiş gözlerle ve diğer tüm seslere sağırlaşmış kulaklarla Kürşat’ı dinliyordu İlker..

“Ben Türk müyüm?”diye sordu. Kürşat, “Evet sen Türk’sün” dedi.

Sahra çölünün ortasında suya yanmış bir insanın suya kavuşması kadar sevindi İlker..

Kendisinin Türk olduğunu bilmiyordu. Beynelmilel ailesi onu hep “Ne mutlu insanım diyene” düsturuyla yetiştirmişti.

“Şimdi de öyleyiz dimi? Dünya’nın hepsi bizden korkuyor. İnsanlığa adaletle hükmediyoruz dimi?” diye sordu Kürşat ağabeyine.

Bu sorunun cevabına tüm yüreğiyle bir “evet” demek isteyen Kürşat, “maalesef hayır” dedi üzüntüyle. “Dünya devleri başkaları artık, adaletsiz, soysuz, ve ahlaksız milletler baştalar” dedi.

“Amerika’nın seçtirdiği insanlar tarafından yönetiliyoruz. Malazgirt’te ayaklarımızı yalayan Kürtler Türk’ün vatanında hak iddia ediyorlar. Siyasi ve ekonomik olarak dışarıya bağlıyız. Elimiz kolumuz bağlı, yaptıklarımızla yapmak istediklerimizin arasında dağlar kadar fark var. Gençlerimiz ve çocuklarımız Türklüklerinden bihaber yetiştiriliyorlar”

Babası bu konuşmalardan rahatsız olmuştu. Çünkü Kürşat’ın koyu bir “faşist” olduğunu biliyor ve oğlunun temiz beynini “karanlık fikirler” le doldurmasından korkuyordu.

Kendini daha fazla tutamadı ve “hadi oğlum git yat yarın erken kalkacaksın” dedi. İlker gitmek istemiyordu dinlemek istiyordu ama babasının keskin sözleri karşısında duramadı ve mecburen yatağına gitti.

O gece İlker daha önce hiç düşünmediği düşüncelerle yatağına girdi. Daha önce kendisini rahatsız etmeyen ona rahatsızlık vermeye başlamıştı. Bu düşünceler içerisinde uykuya daldı ve rüyasında ulu bir dağın eteklerinin eski sahibi olan bir bozkurdun etrafını çakalların sardığını görür. Çakallar bozkurdu yok etmek için ellerinden geldiğince saldırmaya çalışırlar. Ancak yaşlı olan Bozkurt hala dirençlidir ve var gücüyle çakallara direnir. Biraz daha dikkatli bakınca bozkurdun alnında daha önce hiç karşılaşmadığı şu yazıyı görür Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
..

Uyandığında kan ter içinde kalmıştır ve bu rüyanın etkisi hala devam etmektedir. Etrafında bozkurdu arar ancak bulamaz. “Neyse ki rüyaymış” der ve kalkıp kahvaltıya geçer. Ancak aklında hala o bozkurdun alnında yazıya benzeyen o ilginç şekiller vardır. O gün arkadaşlarıyla buluşacak olmasına rağmen canı dışarı çıkmak istemez ve bilgisayarın başına geçer. İnternette bu şekilin anlamını araştırmaya başlar. “Dünyadaki alfabe çeşitleri” yazıp arar ve gördüğü bir alfabe rüyasına gördüğü şekillere çok benzemektedir. Bu alfabenin adı Göktürk alfabesidir. Harfleri tek tek kodlar ve bozkurdun alnında yazan Göktürkçe sözcüğün TÖRE anlamına geldiğini görür.

Bu yazıyı görünce şaşırır. Çünkü İlker’e göre Töre kötü bişeydir. K.rtlerin sözde namus cinayetlerinin dayanağı olarak duymuştur hep töreyi. Töre sadece cinayet işlemeye yaramıyor muydu diye düşünür. Ama araştırmaya karar verir. Türk Töresi yazar ve araştırmaya başlar.

Karşısına çıkan şeyler onu derinden etkiler. “Türk’ün töresi Türk’ü ayakta tutan yegane şeydir” yazılarıyla karşılaştıkça beyninde kasırgalar kopar. Töreyi araştırdıkça Türk olmanın ne kadar şerefli bir olgu olduğunun farkına varır.

Töre! Türk’ün var olma sebebi!

Bir anda aklına rüyasında gördüğü çakallar gelir. Kimdi bu çakallar ? Töreye kimler zarar veriyordu? Türk’ün yaşam biçimini kimler baltalıyordu? Yoksa kendisi de Töreyi baltalayanlardan mıydı? Üzerine giydiği tişörtlerde bulunan Amerikan bayrağı Töreye vurulan en büyük darbe miydi? Annesinin, babasının ona öğrettiği ulusüstücülük onu bu çakal sürüsünün bir bireyi mi yapıyordu? Araştırdıkça şaşkınlık duygusunun yerini kin ve nefret alıyordu. Bu muhteşem kavrama nasıl olur da ihanet edilebilirdi. Kendisi henüz 15 yaşındayken koskoca adamlar nasıl olur da Töre’ye ihanet edebilirlerdi?

Annesine arkadaşlarıyla buluşacağını söyleyerek evden çıktı. Ve babasının şirketinin önüne gitti. Kürşat ağabeyiyle konuşmak zorundaydı. Rüyasını anlatacak ve kendisinin hangi tarafta olduğunu soracaktı. İş çıkışı Kürşat kapıda göründü. Arabasına doğru gidiyordu. İlker babasına görünmeden yavaşça Kürşat’ın yanına yaklaştı ve “ağabey biraz konuşabilir miyiz” dedi. Kürşat da gülümseyerek, “tamam gel arabaya konuşalım” dedi.

İlker gördüğü rüyayı, beynini kasıp kavuran düşünceleri ve ne yapması gerektiğini sordu.

Ve Kürşat anlatmaya başladı..

“Rüyanda gördüğün Bozkurt Törenin ta kendisidir. Ve tam da rüyanda gördüğün gibi çakallar tarafından etrafı sarılmıştır. Kökleri tarihin en gizli çağlarına dayanan bu kutsal töreyi bitirmek isteyenler her gün sokakta yüzlercesini gördüğümüz insanlardır. Etnik döküntüler, dış güçler ve en acısı da Türk soylu olup Töresine sahip çıkmayanlar Töreye en büyük zararı verirler. Sana bir hikaye önereceğim. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun “Çağlayanlar” isimli kitabında “Yarayı Kanatan” isimli hikayesini oku ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın..”

Ve çantasından çıkardığı kitabı İlker’e uzattı. “İşte bu kitapta. Bunu mutlaka oku..”

“Sen artık bir bozkurtsun. Ve hangi tarafta olduğunu belli ettin artık. Ne yapman gerektiğine gelince.. Bundan sonra yabancı kökenli hiçbir düşünceyi kabul etmeyeceksin. Türk’ü Türk’ten başka kimse sevemez bunu sakın aklından çıkartma. Haydi seni eve bırakayım da merak etmesin sizinkiler”

Eve geldiğinde hemen odasına çekilir ve hikayeyi okumaya başlar. Yaşının gereği anlayamadığı sözcükler vardır hikayede. Ama kendisini öyle bir kaptırmıştır ki kitaba, bu sözcükler sanki gözüne görünmez bile. Kitabın içerisinde yaşar adeta.. Ancak hikayenin sonuna geldiğinde bu yazının son darbesi ona çok ağır gelir. Şu cümleyi okurken kendinden geçer adeta;

“Evet, bu zavallı vatanın yarasını kanatan sizsiniz, sizin gibi onu beğenmeyenler, ona itimad etmeyenler, daima onun kusurunu gören onun sevgilileridir”..

Bu cümleyi okuduktan sonra gözlerinden dökülen yaşlara hakim olamaz. Yaşadığı hayata lanet eder ve doğrulur. Elbise dolabını açıp tüm yabancı simge baskılı tişörtlerinin hepsini yırtar..

Ömrü boyunca bu kadar acı çektiğini hatırlamıyordur İlker. Bu kadar daraldığını ve ailesine dahi bu kadar lanet ettiğini. Bu katlanılmaz acı yüreğini yerinden sökecektir. Nasıl Töreye ihanet edebilirler? Kürşat ağabeyinin ismini aldığı o kutlu başbuğun mirasına nasıl olur da sahip çıkılmazdı.

Kararını vermişti! Artık o da Türkçüydü. Irkının üstünlüğüne ve Törenin kutsallığına and içmiş bir Türk çerisiydi. Adı İlker, kendisi de Türklüğün bu çağdaki son eriydi. Ve nice ilk erler yetiştirmeye and içti. Tıpkı Kürşat ağabeyi gibi anlatacaktı herkese.

Salona geldiğinde annesi ondaki bu değişikliğin farkına varmıştı. Tüm engellemelerine rağmen oğlu artık Türk oluyordu...



Kara Nogay
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Onbaşı Yamtar
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 446



« Yanıtla #1 : 29 Eylül 2010, 14:34:24 »

Kandaş hikaye çok güzel, sen yazdıysan eline sağlık.
Nice İlkerlerin Türklükleriyle tanışıp damarlarındaki asil Bozkurt kanını fark etmesi dileğiyle.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Toprak ana uyuturken koynunda bizi
Yarınkiler biçecektir ektiğimizi,

Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır,
İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!
SELCEN06
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 29 Eylül 2010, 14:40:48 »

Kara Nogay ellerine sağlık kandaşım,bütün Türk çocuklarının okuması gereken bir yazı hazırlamışsın.Büyük bir keyif alarak bir solukta okudum.Yazıyı çoğaltıp arkadaşlarımın çocuklarına da göndereceğim.Teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
41. Çeri
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 29 Eylül 2010, 15:13:25 »

Sağ olun kandaşlar.. Umarım bir çok İlker'i davamıza bu şekilde katabiliriz.. Tanrı bunu bize nasip etsin..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
İLTERİŞKAĞAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 412


BİN CİHANA DEĞİŞMEM ŞU ÖKSÜZ TÜRKLÜĞÜMÜ


« Yanıtla #4 : 29 Eylül 2010, 17:19:31 »

Ellerine sağlık kandaş. İzninle bir kopya alıyorum.

"İlker"ler olduğu sürece Türklük aşkı yanmaya devam edecektir.

Ne mutlu TÜRK doğana ve TÜRK kalabilene.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Damla damla ırkımın kanı,
Bir kımız çamçağına akarken,
Altaylar'da öğrenmiştik biz,
Ölümle anda olmayı.
Umay'ın kanatlarında,
Tanrı Dağı'na bakarken,
Küçücük ellerimizle Güneşe dokunmuştuk.
Sonra bizim olsun istedik güneş,
İşte herşey böyle başladı...
hun_turk58
or-ok-on
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 419


Rehber KAN, hedef TURAN


« Yanıtla #5 : 29 Eylül 2010, 17:29:33 »

Emeğine,yüreğine sağlık kandaş. Çok güzel ve duygulu bir hikaye.  Hayatta, Kürşat beye rastlama olanağı olmayan binlerce İlker var. Umarım onlarda bir şekilde Türkçülükle rastlaşırlar.

Kandaş, iznin olursa, bu yazıyı Kara Nogay olarak adına, Feyisbok sayfamda açmak niyetim var.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

--"Biz dogrudan dogruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagı Türk toplulugudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluga dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Atatürk
41. Çeri
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 29 Eylül 2010, 18:04:26 »

Tabii ki kandaş istediğin yerde paylaşabilirsin..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 29 Eylül 2010, 21:33:50 »

Kara Nogay kandasim, sürükleyici ve bir o kadar da düsündürücü olan bu degerli makalen icin sahsini kutluyorum.

Kalemine bilegine yüregine saglik kandasim..

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
41. Çeri
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 29 Eylül 2010, 22:55:10 »

Var ol Kasırga ağabey.. Senin yazıların kadar olmasa da yazmaya çalıştım birkaç bişey..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.