Fetih
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 10 Ağustos 2020, 18:36:56


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fetih  (Okunma Sayısı 3782 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
son_almila
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 56


Türk Ülkücüsü


« : 05 Haziran 2010, 15:54:55 »

ÇAĞ AÇAN PADİŞAH FATİH SULTAN MEHMET HAN

     İnsanlık tarihinde varlığını ölümünden sonrada devam ettirebilmiş, hayatıyla ve eserleriyle arkasında hoş bir seda bırakmış pek çok büyük insan vardır. Kimi kahramanlığı, kimi adaleti, kimi ilmi dirayeti, kimi Hakk’a hizmeti, kimi engin tefekkür, insanlığın tekâmülü, birer rehber ve kilometre taşı durumundadırlar.
     İşte bir hız dendiğinde akla gelen ilk isimdir o, Yıldırım Bayezid.  Adalet dendiğinde gönüllerde taht kuran isimdir o, Kanuni Sultan Süleyman. Sarı saçlı mavi gözlü dev dendiğinde Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale Geçilmez dendiğinde gözümden geçen bir hayaldir o,Koca Seyit. İstanbul dendiğinde ise fetih marşını duyar, onu feth eden cihan padişahı Fatih Sultan Mehmed’i içimde yaşar gibiyim.
     Bildiğiniz gibi 29 Mayıs 1453 yılında İstanbul’un fethi gerçekleştirilmiştir. Bunu anlamak, anlatmak, yaşamak ve yaşatabilmek için Fatih Sultan Mehmet’in nasıl bir ailede büyüdüğünü, öğrenimini, fetih eksenini ve kısacası hayatını bilmek gerekir.
     Çocuk Bursa’da ki Hünkâr Evi’nde dünyaya geldiği zaman, onu sıradan bir şehzade olmaktan kurtarıp çağları kucaklayacak bir cihangir, bir fatih yapacak temel unsurların hemen hemen tamamı hazırdı. Ona, asırların gayretiyle hazırlanmış sihirli iksiri yudumlayıp, hazmetmek zamanla bunlara Allah vergisi dehasını katıp kendini ve çağını aşmak kalıyordu. Çok çalışmalı, çarçabuk öğrenmeli, vaktinden önce her bakımdan büyüyüp, muhteşem fetih yürüyüşünü başlatmalı idi.
     Gönüller gibi gözler de ona dönüktü. Çevre bu çocuğun şahsında fethi sezmiş gibi, bütün imkânları önüne sermekte yarış halindeydi.
     Büyük görev, ilk safhalarda yine annenindi. Her başarılı insanın arkasında mutlaka iyi bir kadın vardır sözünü hayat prensiplerine uygulayan Hüma Hatun iyi kadın olma hasretine annelik şuurunu da  katarak yücelmiş büyük bir padişahın eşi olma şerefine diğer bir büyük padişaha annelik şerefini eklemiş, böylece emeğinin ve örgütlerinin neticesi olan Feth-i Mübin’den ilk şeref payını almaya hak kazanmıştır.
     Hiç şüphesiz oğlunun kulağına peygamber müjdesini ilk fısıldayan odur. Evladını sıradan ninnilerle değil, Feth-i Mübin müjdeleyen peygamber tebşiriyle ninnileyerek büyütmüştür. Oğlunu karnında taşımaya başladığı andan itibaren, abdestsiz yere basmamış, besmelesiz emzirmemiştir.   Oğluna bütün bildiklerini öğrettikten başka, bildiklerini öğretmeleri için de devrin sadece en büyük âlimlerini değil, aynı zamanda ahlakın en sağlam, amelen en muttaki ve her bakımdan en seviyeli hocalarını tutmuş, oğlunun şehzade olmasına bakmadan “Eti senin, kemiği benim.”  anlayışına uygun davranabilmiş, bir keresinde hocalarından biri tarafından dövüleceği yolundaki şikâyeti oğlu kendisine ulaştırdığında, onu korumak şöyle dursun, tam tersine “Hocaların vurduğu yerden  gül biter.” demek basiretini göstererek hocaların otoritesini  kırmaya yanaşmamıştır.
     II. Murat ise mükemmel bir padişah, çok iyi bir insan, adalet yolundan ayrılmayan dindar bir kişi ve hayatının en verimli çağında saltanattan rızasıyla çekilebilecek kadar da fedakârdı.
     Aslında ne Hüma Hatun’un, ne de II. Murat’ın anlatılmaya dahi ihtiyacı yoktur. Çünkü eseleri ortadadır. Fatih Sultan Mehmet.

     Deha ile cilalanmış üstün zeka ve kabiliyetlerini azılı düşmanlarına dahi tasdik ettiren II.Mehmet’in dünya tarihindeki yeri bir başkadır. Bir çok kudretli hükümdarı, cihangiri ve zaferleri kaydededen Tarih Dede, “Fatih” unvanını sadece Sultan II.Mehmet’e layık bulmuş. Padişah adından çok unvanıyla tanınıp, anılmıştır. Onu unvanıyla bütünleştiren saik şüphe yok ki alınmaz zannedilen Konstantiniyye’yi alınmasından ibaret değildir.
     En bariz örneği; Babasının uzlet hasretiyle tahtan feragat ettiği gün, valiliğinde bulunduğu Manisa’dan apar topar Edirne’ye getirilip taht üstünde baht imtihanına sokulunca ayrı bir dünyaya girdiğini hemen kavramıştı. Bundan böyle bir vilayeti değil, koca bir devleti yönetecekti. Babasının heybetli gölgesini üzerinde hissediyor, bu da ayaklarını dolaştırıyordu. Üstelik henüz on iki yaşındaydı ve güngörmüş devran sürmüş vezirlerin ilk günlerde ne gözlerini, ne de gönüllerini doldurabilmişti.  Nazarlarda o hala Mehmet Çelebi idi. Evet büyük bir istidattı,büyük bir ümitti, ama daha pişmesi lazımdı.
     Genç padişahın tecrübesizliğini Osmanlı’ya mezar yapmak üzere Macarlar harekete geçmişler, bir Haçlı İttifak’ı kurup sınırı aşmışlardı. Haddini bildirecek bir kudret ve tecrübe mihrakı olarak gözükmeyen Sultan II. Mehmet,  başta Vezir-i Azam Halil Paşa gibi bazı devlet ulularının baskılarına ve eleştirilerine maruz kaldı. Babasını tahta davet için zorladı.Çaresiz boyun büküp babasına yolladığı padişahlığa uzleti tercih eden idrake taşlayıp rededildiğinde, o dillere destan son mektubunu yazdı.
     “Eğer padişah sen isen düşman topraklarımızı çiğner, gel ordularının başına geç; Yok padişah ben isem padişahın olarak emrediyorum; Gel, ordularının başına geç!”
     Sultan II.Murad mecburen tahtına döner. Asıl Fatih’i de Fatih yapan en büyük olaylardan birisidir bu. On iki yaşındaki kıvrak zekası, bilgisi ve olgunluğu ile düşmanlarını bile şaşırtmıştı.
     Çocukluğunda ninnisiyle uyuyup, rüyasını gördüğü, kaç gece adını sayıklayarak uyandığı Konstantiniyye onu bekliyordu.
      Peygamber müjdesini gerçekleştirmek için tıpkı ataları gibi o da talihini deneyecek, azametle ama dikkatle adım adım fethe yürüyecekti.
     Bizzat şehrin haritasını çıkarmış, günler geceler boyu üzerinde çalışarak beynine nakşetmişti. Artık en az bir Bizanslı kadar bu şehri tanıyor, hatta son emperyel On Birinci Konstantin’in bile sevemeyeceği kadar seviyordu.
     “Konstantiniyye’ye meftunuz “diyordu, çünkü o bir peygamber müjdesi, peygamber vediasıdır.
     Hadis-i Şerifi her hatırlayışta yüreğini çarptıran, göğsünü ürperten bu şehri istiyordu.Hasreti surların burçlarında düğümlüydü. Sevdası Ayasofya’nın kubbelerini sarmalamıştı. Fetih kafasını kurcalıyordu. Ve inceden bir endişe içinde zaman zaman dal budak salıyordu.
     “Şehri alabilecek miyim, fatih olabilecek miyim?”
      Bir gece yarısı , tereddüdünü hocasına aştı.
     “Tasa etme.” dedi. Ak Şemsüdin “Konstantiniyye’yi alacaksın!”
      Yüzü aydınlandı. Hocası boş konuşmaz, kuru teselliye bel bağlamazdı. Açık konuşur, yalın söyler, olmazı olur göstermezdi.
      Hocasının hükmü Sultan II. Mehmet’in rehberi oldu. Fetih hazırlıkları sırasında karşılaştığı tereddütleri, kulaklarında her zaman uğuldayan bu ses sayesinde aştı. Fetih sırasında karşılaşacağı zorlukları da yine bu sesteki kesin inanca sarılarak tesirsiz kılacaktı. “Tasa etme, Konstantinniyye’yi alacaksın.”
     Hoca ister de , talebesi durur mu? Yüz yıllık hazırlığı bir yılda tamamladı. Seneleri günlere, ayları saatlere sığrdırdı. Sultan genç Mehmet ordusunun başına geçti. Dedesinin yaptırdığı Anadoluhisarı’nın  ( Güzelcehisar)karşısına Boğazkesen hisarını yaptırdı. Büyük toplar döktürdü. Gemileri karadan yüzdürdü. Bizans heyetine de şu cevabı verdi:
     “İmparatorunuza söyleyin. Ben diğer Osmanlı Padişahlarına benzemem. Benim gücümün ulaştığı yere sizin hayaliniz bile ulaşamaz.” diyerek kendini bir kez daha düşmanlarına kanıtlamış oldu.
     Bizans ayakta sallanıyordu. Korkusu büyüdü, sırtını ürpertti. Milleti millet yapan moral değerler sefahatin çukuruna doldurulmuş, üzerine ölü toğrağı serilmişti. Yeniden dirilişi temin edecek hamle gücünden mahrumdu. İmparator  Osmanlı Padişahının savaş ilanı karşısında pek bir şey yapamadı.
     Tehlike iyice yaklaşmıştı. Çanlar Bizans için çalıyordu. Hücum için herşey hazırdı.Bu hücum öyle güçlü olmalıydı ki yalnız Bizans’ı değil, Ortab Çağ’ıda delip geçmeliydi.
     Fatih bir miğferi koruduğu başla beraber ikiye bölecek kadar kol kuvvetine sahip olduğu gibi,dağ tepelerinde on üç kantar gülle atacak top döktürebilecek, karadan yetmiş kadar gemiyi yürütme kudreti gösterecek en sıkışık anlarda savaş alanında yağlı paçavralı mermiyi icat edecek kadar buluşçu, otuz yıl kılıcı mermiyi bırakmadan idare ettiği orduyu mağlubiyet yüzü göstermeyecek kadar askerlik hünerine sahip, hiç denizciliği olmayan bir milleti birkaç yıl içinde dünyanın en büyük deniz gücüne sahip kılacak kadar muktedir, bir devletin her ihtiyacına yetecek kanunlar vazedecek kadar görüş, seziş ve idare gücü olan bir devlet adamıydı; bütün dünyada gelmiş geçmiş hükümdarla kıyas kabul etmeyecek bir varlıktı.
     İşte bu üstün varlık 29 Mayıs 1453 yılında Konstantiniyye’ye girip, İstanbul’u fethetmiştir. O şanlı bir tarih yazdı, bize ise okumak kaldı.
     Ne mutlu Türk’ün diyene! Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin…
[/b]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben Türküm! Sen ne olursan ol..Ama olduğun yere dikkat et! Bastığım yer olabilir!
Kaan ULAŞ
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.937


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #1 : 29 Mayıs 2017, 09:55:59 »

Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih,
Ne Venedik kalacakti, ne Floransa,
Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!
H.Nihal ATSIZ

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Genç Irkçı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 465



« Yanıtla #2 : 29 Mayıs 2017, 10:28:20 »

564 yıl önce bugün barbarca İstanbul'u işgal ettik, yağmaladık. Bu şehri bize armağan eden atamız Fatih'i ve bütün fetih şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla anıyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk bu ülkenin yegane efendisidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette bir tek hakları vardır: hizmetçi olma hakkı. Dost, düşman ve hatta dağlar hakikatı böyle bilsinler-Mahmut Esat Bozkurt
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 29 Mayıs 2017, 12:28:58 »

Başta gemileri karada yürütecek kadar gözü kara olan Başbuğ Fatih Sultan Mehmet'i ve onun yiğit askerlerini saygıyla anıyorum.

Ruhları şad olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Ege
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 100



Site
« Yanıtla #4 : 29 Mayıs 2017, 17:33:47 »

  Sen söyle ey İstanbul !
 Hiç gemileri karadan yürüten ile
 yürüttükleri ile gemiler alan bir olur mu ?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Düşeceğiz,
Kalkacağız,
TÜRK doğduk,
TÜRK KALACAĞIZ.
akıncıı
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 349


« Yanıtla #5 : 03 Haziran 2017, 02:51:07 »

"Fetih" ya da Türkçesi ile bir il veya ülkeyi savaşarak alma; ne zaman iyi ve yararlı bir iş sayılabilir.?

Eğer aldığınız ili Türk ili yapıyorsanız, Türkleri yeni alınan ile yerleştirip orayı gerçek anlamda Türk yurdu yapıyorsanız; fetih gerçekten yapılmış demektir. Osmanlı zamanında İstanbul'a pek çok Türk yerleştirildi, bu yolla İstanbul büyük ölçüde Türkleşti. Ancak İstanbul'un Türkleşmesi tam olarak cumhuriyetten sonra yapılan rumların gönderildiği mübadele ile gerçekleşti.

Her fetih gerçekten fetih sayılamaz. Örneğin arap ülkelerinin fethi böyledir. Suriye, Irak, Mısır, Filistin, Ürdün gibi arap ülkelerine azınlık sayıda giden Türkler dışında hiç Türk yerleştirmesi yapılmamıştır. Yüzyıllar boyunca Osmanlı egemenliğinde kalan bu ülkeler  hep arapların elinde kaldığı için gün gelmiş isyan ederek yeniden topraklarını Osmanlı'dan almışlardır ve yapılan fetih ve onun uğrunda savaşan Türk askerlerinin tüm emeği boşa gitmiştir.

Unutmayın yerleşmediğiniz topraklar sizin değildir.
Günümüzde bile Türkiye topraklarının önemli bir bölümünde bile Türkler yerleşmemiş olduğu için buralar gerçek anlamda bizim sayılamaz. İllerimiz Türk olmayanların göçle gelip yerleştiği ve  yağma edildiği yerler olmuştur.Türkler, Türkiye'nin her yerinde her ilinde, her ilçesinde, her kasabasında çoğunluk olarak yerleşmeli ve yaşamalıdır. Türkiye'de Türklerin egemenliğinin sağlamlaşması ancak böyle olur.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

AttilaHunTürk tarafından otağdan kovuldum.
KHAZAR Manash
Khazar Manash
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.195


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #6 : 28 Mayıs 2018, 23:27:01 »

Koca Sultan Bizansı tarih çöplügüne atan yüce Başbuğ ve kahramanlarını rahmetle yad ediyoruz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.251 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.018s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.