Dilde Irkçılık
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Ağustos 2020, 04:44:08


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dilde Irkçılık  (Okunma Sayısı 2058 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çakın Beğ
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 18



« : 21 Eylül 2011, 16:18:04 »

Dilde Irkçılık

   Türkçe, bilindiği üzere, Ural-Altay dil ailesine mensupdur. En eski Türklerden, günümüzün Anadolu ve Asya Türklerine kadar tüm ırkdaşlarımız bu dili kullandılar. Hatta, Türk güçlendi, akınlar yaptı. Hüküm sürdüğü topraklardaki herkes bu dili konuştu. Yabancılar, Türklere, Türkçe  esenlikler diledi, onların dilinde istirhamda bulundu.

   Üstünler, onları üstün yapan değerlere sahip çıkabildiği sürece üstüğünü sürdürürler. Aksi taktirde dengeler değişir, ayaklar baş olur. Bir Türkçü, Türkün niye üstün olduğunu bilir, bu değerlerin hepsini burada yazmayacağım. Bu sefer yukarıdaki girişten anlaşılacağı gibi Türk dili hakkında birşeyler yazmak istedim. Beni buna yönlendiren ise, örütbağda gördüğüm bir cümleydi. Kendini milliyetçi olarak tanımlayan bir şahıs, eğer dilde Türkçeleştirmeye gidilirse, imparatorluk dili konumundaki Türkçe'nin kabile dili pozisyonuna düşeceğini idda ediyor. Bu kişi heralde Türkenin hiçbir zaman imparatorluk dili olmadığını ve olamayacağını bilmiyor. Çünkü imparatorluk dilleri aristokratik değerler taşır. Halktan bağımsız ve onlardan habersizdir. İmparatorluk dilleri “ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler” diyenlerin dilidir.

   Türkçe bir hakanlık dilidir. Şimdi imparatorluk ile hakanlık arasında büyük bir kavramsal  farklılık olmadığını ve ikisininde devlet olduğunu söyleyenler olabilir. Ama böyle bir şey olsaydı hepsine devlet denirdi, imparatorluk, hakanlık, sultanlık, çarlık gibi farklı farklı kavramlar olmazdı.
En temelde “imparatorluk” Türkçeye, İtalyancadan girmiş bir kelimedir. Ve normal bir devletten, daha büyük, ekonomisi çok gelişmiş bir organizmayı karşılar. Buradaki ekonomi sömürü ekonomisidir.  Türkler ise ,en azından Türk dilinin oluşum sürecinde, hakanlıklar kurmuştur. Hakanlıklar, Göktürk Devleti, Uygur Devleti, Karahan Devleti gibi büyük devletlerdir. Gelelim Türkçenin hakanlık dili oluşuna. Türk Devlet geleneğinde, Hakan-Kağan ile normal bir Türk'ün arasında batıda olduğu gibi uçurumlar olmaz. Eğer olursa, Kağan bundan kendini sorumlu tutar ve otağını yağmaya açtırır. Aynı şekilde budunun konuştuğu dil ne ise, Kağanda aynı dili konuşur. Çünkü dil, millet ve hükümdar arasındaki organik bağdır. İyi ve kötü haberler, olaylar, gelişmeler bu dil ile yayılır, bilinir. Zaten tebaasının dilini önemsemeyenler, sorunlarını da umursamazlar.

   Burada bir sıkıntı çıkmaktadır. Halk ile bilim adamları aynı dili konuşabilir mi? Bu nazari olarak hoş gözükebilir ama biraz düşününce, uzak bir hayal olduğu anlaşılır. Çünkü bilim adamları, kavramlar ve nesneler üzerinde çalışır. Çıkan sonuçları kavramlaştırır, böylece dile katkıda bulunurlar. O yüzden halktan biraz kopuk olmaları dünyanın her yerinde normaldır. Bilim adamlarının ihtisas alanları olduğu gibi halk da ancak bilimin kendine yarayan kısmını takip edebilir.  Gel gelelim, akından akına giden, at üstünde uyuyan Türkler, bilimde tüm millete yarar sağlayacak şeylerde kendilerini geliştirmiş böylece tüm budun bunu takip edebilmiştir. Edebiyat konusunda zaten yüksek zümre olmadığından böyle bir zümreye hitap eden ayrı bir edebiyat olmamıştır.

   Bu sebeplerden ötürü gerçek Türkçe hakanlık dilidir. Diller arasında, soylu, asil bir dildir. Ama ne yazık ki başkalarının egolarının eseri olarak imparatorluk dili, aristokratik, oligarşik bir dil değildir. Cevheri bu vatanı kanla sulayan Türk evlatlarına aittir.

   Bu açıklamalardan sonra bir Türkçünün dil değerlendirmesi nasıl olmalıdır, kısaca buna da değinmek istiyorum.“Türk milleti, Türk kökünden gelenlerle Türk kökünden gelmiş olanlar kadar Türkleşmiş kimselerden meydana gelen topluluktur.- Türk Ülküsü, yaprak 51” demişti Atsız Ata. Ziya GÖKALP ise “Türkçeleşmiş, Türkçedir” diyor Lisan şiirinde.

   Atsız Ata'nın ve Ziya GÖKALP'ın dedikleri birlikte düşünülürse, olabildiğince Türkçe sözcükler kullanmaya çalışmalıyız. Büyük, küçük ses uyumuna dikkat etmeliyiz. Asla Türkçe'nin dil bilgisi kurallarını ihlal etmemeliyiz. Tamlamaları Türkçe kurmak, cümle dizilişlerini Türkçe yapmak önemlidir. Bunlar zaten bildiğimiz şeyler. Ben de yazımda Türkçe olmayan birçok sözcük kullandım. Bunu kasten yapmış değilim. Ama bazı sözcükler artık Türkçe gibi yerleşmiş ağzımıza “asil” gibi “evlat” gibi. Bu kelimelerin yerine hem kulağa güzel gelen hemde Türkçe olan kelimeler türetmemiz lazım. Bu sözcükler bir Türkçünün ağzında olunca, ister istemez yayılacaktır ve herkes kullanacaktır. Gençlerin klasik sözcüklere olan soğukluğu ve bu Türkçe kelimelerin yeniliği bizim için birer avantajdır. Sistemli ve titiz bir çalışma ile bu eksikliği giderebiliriz. Şimdilik kimsenin ( özellikle de Türkçülerin), bu yazıda arapça kelime var, bu yazıda fransızca kelime var diyerek o yazıları pas geçmesi akıl karı olmaz. Kelimeler duyguların aracısıdır. Eğer bir andamız, anlatmak istediğini o şekilde akıcı anlatamıyorsa ona birazcık hoşgörü göstermeliyiz.  Zamanla Türkçeyi arındırcağız. O zaman, kasıtlı olarak dilimizi bozmak isteyenler zaten kendini belli edecektir. Ve tarih, bizi onlarla hesaplaştıracaktır.

21 Dokuzunçay 2011
Çakın Beğ

Not: Farklı bir düşüncesi olan kandaşım varsa, lütfen düşüncesini paylaşsın. Böylece hatalarımızı görelim, bir birimizin hatalarını otağımızda kapatalım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #1 : 21 Eylül 2011, 16:52:57 »

Güzel bir konuya değinmişsin, okullarda öğretilen dil bilgisi ne yazık ki yeterli düzeyde değil, bunun nedeni ise eğitimcilerin bile bu konuyu fazla bilmemesi.. Dil bizim geçmişimizi ve geleceğimizi garantiye almanın tek unsurudur ve yapılacak en doğru yaklaşım da  yeni bir kurum açarak buraya ne idiğü belirsiz sadece maaş kaygısında olan araştırmanları, yetkilileri almak değil, bu kurumun maksadını yaşatacak ve uygulamaya geçirecek nitelikte insanların görevlindirmek olmalı.. Dil bilgisi derslerini, ingilizce derslerinden daha sıkılarak geçiren öğrencinin sorumluluklarını üstelenen eğitimci, dil konusunda nasıl bir çizgide olacağını çok iyi bilerek, davranışa geçmeli, yoksa, dil bilgisi  maksadını aşıp sadece müfredatın zorunluluğu olan bir ders olmaktan kendini kurtaramaz. En temel unsur, dilini bilerek, eğitilen, Türk gençlerinin geleceğe yönelik yapacakları çalışmaları  hesaba katarak, çözüme ulaşmaktır. Yoksa hiç bir şey belli bir süreçten geçmeden düzelemez. Şu aşamada ki tek sorumluluğumuz, ileride bu konuya, yeteri seviyede vakıf çocukların yetiştirilmesi ve bu çocukların zamanla kendi anadillerindeki aksaklıkları görerek, dili, yabancı kelimelerden arındırması, kendi dilimizin dil kurallarına uygun yeni kelimeler üretmesi ile olacaktır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.238 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.