Alibey Hüseynzâde Turan
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Ocak 2020, 20:36:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Alibey Hüseynzâde Turan  (Okunma Sayısı 2435 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 24 Aralık 2009, 22:42:29 »

Alibey Hüseynzâde Turan
(Salyan, 1864 - İstanbul, 1941)


Türkçülük akımının öncülerinden biri olan si-yaset adamı, gazeteci-yazar ve hekimdir. 1864'te Azerbaycan'ın Salyan kasabasında doğdu. Babası bir öğretmendi ve Tiflis'deki Şii okulunda Azerî Türkçesi ve şeriat dersleri verirdi. Küçük yaş-larında Tiflis'e götürüldü ve o dönemde Kafkasya Müslümanları Şeyhülislâmı olan dedesi Şeyh Ahmet Salyanî'nin himayesinde tahsil almağa baş-ladı. Şeyh Ahmed bir din hadimi olmakla beraber, Azerbaycan Edebiyatı meseleriyle derinden il-gilenir, Mirze Feteli Ahundzâde ile de sıkı dostluk münasebetlerini sürdürürdü. Erken yaşlarında içine girdiği bu çevre, Alibey Hüseynzâde'nin Ede-biyata ilgi duymasına sebep olmuştu. İlk önce ba-basının öğretmen olduğu okulu bitirmiş, 1875-1884'te ise Tiflis klasik ortaokuluna devam etmişti. Eğitimin Rus dilinde yapıldığı bu ortaokulda Yunan ve Latin dilleri, Edebiyat, tarih vb. dersler oldukça ciddî şekilde okutulurdu. 1884'te or-taokulu bitiren Alibey Hüseynzâde, Rusya'nın baş-kenti Petersburg'a giderek Askerî Tıp Aka-demisi'ne kaydoldu. Aynı zamanda serbest bir dinleyici olarak, Petersburg Üniversitesinin Şark Dilleri Fakültesinin faaliyetlerine de devam etti. Şarkiyatçıların ilmî usulleri ile doğu mütefekkir ve yazarlarını tanıdı, onların eserlerini değerlendirdi.
1889'da Askerî Tıp Akademisi'ni bitirdikten sonra İstanbul'a geldi. Burada Mekteb-i Tibbiyyeyi Askeriyye'ye kayıt ve kabul olundu. Yusuf Akçura onun sözkonusu mektebe gelişini "Türk Yurdu" dergisinde şöyle anlatıyordu: "Alibey'in gelişi... oraya taze ve hoşkokulu bir Avropa medeni ha-vasının esmesi gibi oldu... Talebesinin çoğu Ana-dolu ve Rumeli'nin uzak ve karanlık vi-layetlerinden toplanmış bu mektebde Ali Bey bir Kuzey güneşi gibi parladı... Yunan ve Latin Ede-
biyatına âşinâ olduktan başka Alman, Rus, İngiliz Edebiyatlarını hayli okumuş ve Doğu Edebiyatına müsteşrikler bakış açısından vukuf peyda eylemiş biliniyordu; üstesine ressamdı ve keman ça-lıyordu. Arkadaşlarının hemen hepsi devr-i kadim ediblerinin isim ve resimlerini küçük Larousse'den biliyorlardı. Rus düşünce ve Edebiyatına da vu-kufu da ancak Fransız gramer ve lügatlerinden he-celenen parçalara münbesir kalmış idi. Ali Bey İs-tanbul Mekteb-i Tıbbiyyesine Batı düşüncesini, Batı Edebiyatını, Batı ürfan ve medeniyetini, hasili Bat'yı tanıtmakta profesörlerinden çok hizmet etti. Arkadaşlarından Doktor Abdullah Cevdet Bey, Ali Bey'in Mekteb-i Tıbbiyyedeki te'sirlerini şöyle hekaye ediyor: Ali Bey sessiz, mütefekkir haliyle, esrarengiz yalnızlığı ile üzerimizde bir peygamber tesiri icra ediyordu. Evet, o bir Resûl'ül- Hak idi" (Yusuf Akçura, Yeni Türk Devletinin Öncüleri, Ankara, 1981, s. 161).
Alibey Hüseynzâde, Tıbbiyye'yi bitirdikten sonra Askeri Tıbbiyye Yüzbaşısı olarak 1897'de patlak veren Osmanlı-Yunan harbine kaçıldı. 1900'de ise imtihanı kazanarak, Mekteb-i Tib-biyyeyi Esgeriyye'de cilt ve frengi hastalıkları mü-derris yardımcısı sıfatıyla çalışmağa başladı. Lakin aynı dönemde devamlı polis takiblerine uğ-radığından 1903'te vatanı Azerbaycan'a dönmek zorunda kaldı.
Alibey'in Azerbaycan'a dönüşü sıralarında, burada ilerici, çağdaş düşünceli aydınlara büyük ihtiyaç vardı. Rus-Japon savaşında Rusya'nın ye-nilmesi, İmparatorluğu içeriden didip par-çalamakta olan bir sürü iç çatışmalar vs. gayri-Rus milletlerin ayaklanmasına ve kendi insanî hak-larını talep etmelerine fırsat yaratmıştı. Çarlık Rusya'sı istemese bile Azerilerin, Tatarların vb.
bazı hak ve hukuklarını tanımak zorunda kalmıştı. Bu siyasî durumdan faydalanan Ali Bey Hü-seynzâde de, önde gelen Azerî aydınlarından Ahmet Ağaoğlu ile birlikte, meşhur servet sa-hiplerinden milyoner Hacı Zeynalabdin Tağıyev'in maddî desteğiyle, Bakü'de Azerî Türkçesinde "Hayat" adlı gündelik gazeteyi yayınlamak için izin aldı. İlk nüshası 1905 Haziranında yayınlanan bu gazetede Alibey Hüseynzâde'nin "Türkler kim-dir ve kimlerden ibaretdir?", "Bize hangi ilimler la-zımdır?", "Yazımız, dilimiz ve birinci yılımız" vb. ciddi makaleleri okuyuculara takdim edildi. Bu makalelerde "Türkleşmek, İslâmlaşmak, av-ropalılaşmak" inancı savunulur, Türklerin bir bütün olduğu ispat edilir ve bu bütünlüğü ger-çekleştirme yolları gösterilirdi.
1906 Ekiminde "Hayat" kapatıldıktan sonra, Alibey Hüseynzâde yine de Hacı Zeynalabdin Ta-ğıyev'in maddî desteğiyle "Füyûzât" adlı dergiyi çıkarmaya başladı. 1907 Aralık ayma kadar çıkan bu dergi, Ali Bey Hüseynzâde'nin siyasî ve felsefî fikirlerini anlamak, Edebiyata bakışını ve yazı • üslûbunu tetkik etmek için en kıymetli kay-naklardan biridir. "Füyûzât" etrafında toplanan yazar ve şairler, bir "Füyûzât Edebiyatı" oluş-turmak teşebbüsünde bulundularsa da, kendi ya-zılarında daha fazla Osmanlı dilini kul-landıklarından ve bu dil Azerî kitlelerinin büyük bir kısmı için anlaşılmaz olduğundan, isteklerine nail olamadılar. "Füyûzât" dergisinin sa-hifelerinde, onun baş yazarının Türk tarihine, kül-türüne, dünya Türklüğünün çeşitli problemlerine, ayrıca dünya Edebiyatının ayrı-ayrı ünlü ya-zarlarına hasrolunmuş hayli mekale ve araş-tırmaları yayınlanmış ve büyük ilgi doğurmuştu. "Füyûzât" da kapandıktan sonra Alibey Hü-seynzâde, Bakü'deki "Seadet" adlı orta okulda öğ-retmenlik yapmış, Rus ve Azerî Türkçesi ile ma-kaleler yazmıştı.
1908'de Türkiye'de II. Meşrutiyyet'in ila-nından sonra, aralarında pek çok eski ar-kadaşlarının da bulunduğu "İttihad ve Terakki" partisinin faaliyetine katılmak amacıyla 1909'da Bakü'den İstanbul'a göç etti. Burada İttihad ve Te-rakki Cemiyeti'nin merkez yönetiminde görev aldı. 1914-1918 yıllarında, Birinci Dünya Savaşı za-manı Yusuf Akçura ile birlikte Turan Heyeti adlı bir kurulda da bulundu ve Orta Avrupa'da bir çok propoganda gezilerine katıldı. Çeşitli uluslararası toplantılarda Azerbaycan Türklerinin ve genellikle Türklüğün hak ve menfaatlerini savundu. Klasik Lâtin ve Yunan dillerinin yanısıra İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Rus, Arap, Fars dillerini mü-kemmel bilmesi, Alibey Hüseynzâde'nin ister Batı'mn, isterse de Doğunun çeşitli ülkelerinde rahat ilişkiler kurmasına ve fikirlerini açık-layabilmesine imkan veriyordu.
1918'de Azerbaycan kendi bağımsızlığını ilân ettiğinde ve burada Azerbaycan Cumhuriyeti ku-rulduğunda Alibey Hüseynzâde, imkânı öl-çüsünde yardımcı olabilmek için yeniden Azer-
baycan'a döndü, ama Bolşevik devriminin are-fesinde Türkiye'ye avdet etmek zorunda kaldı. 1926 İstanbul darülfünunda tıp profesörlüğüne getirildi. Aynı yıl sonuncu defa vatanı Azerbaycan'a, Bakü'ye giderek dünya Şarkiyatçılarının ilmi top-lantısına katıldı. 1931'de emekliye ayrıldıysa da, 1933'e dek ders vermeyi sürdürdü. Tıp ko-nularının yanı sıra, Adam Smith, Goethe, Heine vb. gibi Batı düşünür ve yazarlarının eserlerini Türk diline aktardı. Aynı zamanda Rus Ede-biyatından, özellikle de Çehov'dan tercümeler yaptı.
Alibey Hüseynzâde'nin ilk şiiri 1904'te Ka-hire'de neşrolunan "Türk" gazetesinde ya-yınlanmıştı. Macarlara hitaben yazılan ve onların da soy-sop açısından Türk olduklarını belirten bu şiir, müellifin kendi itirafı üzere henüz onun Mek-teb-i Tibbiyye'de tahsil aldığı dönemde-yani XIX. yy. sonlarmda-yazılmıştı. Bu da Türkçülük ve tu-rançılık fikirlerinin, dünya Türklüğünün birliği idealinin, Alibey Hüseynzâde'yi daha ilk gençlik yıllarından başlayarak sıkı şekilde ilgilendirdiğini göstermektedir. Sonralar bu ideallerin etkisi al-tında, Hüseynzâde soyadı ile birlikte "Turan" so-yadını da kabul etmişti. Yine de, Türkçülük ha-reketinin ilk tarihçilerinden biri olan Yusuf Akçura'mn yazdığı gibi, "Hüseynzâde Ali Bey merkez Osmanlı Devleti olmak üzere Türkçülük, Bütün Türkçülük, hatta Pan-Turanistlik fikri ce-reyanına ilk açıklık veren adamdır" (Prof. Yusuf Akçura. Yeni Türk Devletinin Öncüleri. Ankara, 1981, s. 166).
Tıp profesörü ve bir siyaset adamı olan Alibey Hüseynzâde'nin gazeteci-yazar faaliyeti de ol-dukça geniştir. Onun kaleminden şiirler, hi-kayeler, ilmî ve tenkidî mekaleler vs. çıkmıştır. "Ebdükılaf ve Mehfezekulu", "Siyaset-i füruset" (At oynatmak siyaseti) gibi eserlerinde, yazarın dünya kültürüne, dünya tarihine hakimiyeti fi-kirlerinin genişliği ve zenginliği, hayret uyandıran muhakemesi açıkça belli olmaktadır.
Alibey Hüseynzâde Turan, 1941'de İs-tanbul'da vefat etmiştir. Onun adı ve eserleri üze-rindeki yasak, Azerbaycan'da Sovyet İm-paratorluğu'nun çöküşü ile kaldırılmıştır.
Eserleri: Abdi-Qılaf ve Mehfezqulu, Bakı, 1906; Siyaset-i Füruset, Bakı, 1908; Kefalet yahud Vefakâr Dostlar (Fr. Schiller'in bir şiirinin ter-cümesi) İstanbul, 1923; Qerbin İki Destanında Türk, Bakı, 1926; Edebi Parçalar, Bakı, 1926; Faust (Alman dilinden tercüme), İstanbul, 1923; Veba ve Mikrobu, İstanbul, 1900; Ansiklopedik Tıp Ki-tabı (Prof.Dr. Kemal Cenab Berksoy ile birlikte yazmıştır, basılmamıştır.).
Kaynakça: Aziz Mirahmedov. Alibey Hü-seynzâde. "Fikrin Karvanı" Kitabında, Bakı, 1984; Yusuf Akçura. Yeni Türk Devletinin Öncüleri. Ankara, 1981, s. 158-166; Ali Haydar Bayat, Azer-baycan'ın Yiğit Evlatı Ali Bey Hüseyinzâde Ali Turan ve Türkiye'de Yayınİadığı Eserleri, İs-tanbul, 1992, s.9-48).


                                           Bazı şiirleri
İLERİ
Çiğnedi Sevr'i Lozan. Kalmadı en ufak iz, Sömürgeden, mandadan. Özgen yaşar TÜRKLERİZ: Ne kul kaldı, ne sultan.
Her sahada, her işte, Eşittir erle zevce. Atıldı çarşaf, peşe, Seçildi saylav bayan.
Bitmez sabıp dökmekle, Her işi ayrı destan, Bulamaszın tarihte, Onun gibi kahraman.
Yarattı İliadalar, Şanlı Anafartalar, Önünde Armadalar, Oldu bütün perişan.
Yükselir fikri ülkü, Coşturur kalbi inan. Severiz ATATÜRK'Ü Odur bizi kurtaran.


O'NDAN ÖNCE VE SONRA (s. 68-70)
Kemâl gününden önce Eller bizim değildi. Günler olmuştu gece, Yıllar bizim değildi.
Yıldız karanlık saçar, Medrese nurdan kaçar Sönmüştü ışmaklar, Yallar bizim deyildi.
Tarih unutulmuştu, Yazılar bozulmuştu, Okuyanlar baykuştu, Diller bizim değildi.
Bütün ordu dağılmış, Düşman yurda yayılmış, Evler barklar yıkılmış, İller bizim değildi.
Ne silahlar var, ne yaral, Gemiler bitkin battal, Yoktu denizde bir sal, Göller bizim değildi.
Kasada yoktu para, Soyulurduk sarrafa, , Savururduk etrafa, Pullar bizim değildi.
Yoksa petrol, kömür bol, Dağlarda taş, demir bol, Ne köprü yaptık, ne yol, Yollar bizim değildi.


O'NAINAN
(s.62)
Kurtuluş Kemal'e inanla olur Hükümet seçilmiş bakanla olur. Ünlü gölgesinde ol ATATÜRKÜN Değişip yükselme uranla olur.
Yücedir ülküsü uluğ önderin, Dileği ülkede Türkci şölensin, Ey Türk ozanları. İleri gelin. Bu işler, bir az da ozanla olur.
O'nun gösterdiği yolda yürürüm, Önümde güzellik, ışık görürüm, Türkü çağırırım, elde çöğürüm, Kutlu Türküm ona kutanla olur.
Yurdun sevgisiyle olmuşum ozan, Ara sıra böyle düzgüler yazan, Olsun yazım benim yurda armağan, Altındaki Turan turanla olur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.154 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.