ZİYA GÖKALP VE ONA TÜRKÇÜLÜĞÜ AŞILAYAN ADAM:HÜSEYİNZÂDE ALİ BEY
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Aralık 2019, 11:31:55


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ZİYA GÖKALP VE ONA TÜRKÇÜLÜĞÜ AŞILAYAN ADAM:HÜSEYİNZÂDE ALİ BEY  (Okunma Sayısı 4432 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Demirbuga
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 52



« : 25 Eylül 2012, 19:45:27 »


Türkçülük fikrinin tarihi gelişimine bakıldığında ilk dikkati çeken şahsiyet tabii ki Ziya Gökalp'tir. Ancak, Ziya Gökalp'i Türkçülük konusunda etkileyen, ona Türkçülüğü aşılayan biri vardır ki o da Hüseyinzâde Ali Bey'dir.
 
Bu iki mütefekkir, 19. yüzyılın ikinci yansında Osmanlı Devleti ile birlikte bütün Türk Dünyası'nın sıkıntılı bir döneminde, başka bir ifadeyle, Türk Milleti'nin onlara çok ihtiyacının olduğu bir dönemde dünyaya geldiler.
 
Rusya'nın, Osmanlı Devleti başta olmak üzere Türk Dünyası üzerindeki baskıları ve Osmanlı Devleti’ndeki istibdat yönetimi gibi bazı sebepler bu iki fikir adamının bir araya gelmelerini "Jön Türkler" ve "İttihat ve Terakki Cemiyeti” tarafından yapılan mücadele içinde yer almalarını sağladı.
 
Hüseyinzâde Ali Bey. 1889 yılında İstanbul'a geldi ve ayın yıl kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucuları arasında yer aldı.
 
Ziya Gökalp ise 1896’da geldiği İstanbul'da Veteriner Okulu'na kayıt oldu. Daha önce Diyarbakır'da iken tanıştığı Abdullah Cevdet'in tavsiyesi ile İttihat Ve Terakki Cemiyeti’nin kurucularından İbrahim Temo ve İshak Sukûti ile görüştü. Kısa bir süre sonra da Cemiyet'e üye oldu ve Hüseyinzâde Ali Bey ile tanıştı. Bu durumu Ziya Gökalp'in kendisi şöyle izah etmektedir: “İstanbul’a gittim. O zaman İstanbul’da tıbbiyelilerin teşkil etmiş olduğu gizli bir Cemiyet vardı. Onlarla çalışmağa başladım.”
 
Hüseyinzâde Ali Bey ve Ziya Gökalp arasında 1896 yılında başlayan dostluk. 1924 yılında Ziya Gökalp'in vefatına kadar devam etti.
 
Hüseyinzâde Ali Bey ve Ziya Gökalp akademik çalışmalarından çok siyasi çalışmalara zaman ayırdılar ve İttihat ve Terakki cemiyeti içerisinde aktif rol oynadılar.
 
Hüseyinzâde Ali Bey, Ziya. Gökalp ile tanışmalarından çok önce. Tıbbiyede talebe iken “Turan” adını verdiği şu şiiri yazdı:
 
“ ...Sizlersiniz ey kavm-i Macar bizlere ihvan
Ecdâdımızın müşterek menşei Turan,
Bir dindeyiz, hepimiz hakperestan.
Mümkün mü ayırsın bizi İncil ile Kuran?
Cengizleri titretti şu âfâkı serâser
Tımurları hükmetti şehin şahlara yekser
Fatihlerine geçti bütün kişver-i kayser.. ”
 
Ayrıca Hüseyinzâde Ali Bey Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” adlı makalesi 1904 yılında Kahire'de "Türk'’ gazetesinde yayınlanınca, “Mektub-ı Mahsus” adlı bir makale yazıp aynı gazetede yayınlamak suretiyle ‘"Üç Tarz-ı Siyaset” münakaşasına karıştı. “Pan İslamizm” ve “Pan Türkizm”e taraflar olduğunu açıkladı.
 
Hüseyinzâde Ali Bey Turan kavramını, Türk kavimleri birliğinin siyasi hedefi olarak, ilk defa tartışma alanına çıkardı.
 
Yazdığı “Turan” şiiri ilk Türk birliği çağrısıdır.
 
Bu şiire göre Hüseyinzâde Ali Bey yalnız Türkçülük taraftarı değil Turancılık, taraftarıdır. Zaten kullandığı (A. Turani) takma adı da bunu göstermektedir. O Müslüman Türkler arasında İlk Turani yani “Panturanist”tir denilse hata edilmemiş olur.
 
1908 yılında II. Meşrutiyetin ilan edilmesi üzerine Hüseyinzâde Ali Bey, zorunlu olarak gittiği, Kafkasya'dan İstanbul'a döndü. Ziya Gökalp ise İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır temsilcisi olarak çalışmaya başladı.
 
İttihat ve Terakki Cemiyeti için İstanbul’dan sonra ikinci önemli merkez Selanik idi. Burası Cemiyet çalışmalarının yoğunluk kazandığı yerdi. Bu çerçevede, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iki ünlü siması Hüseyinzâde Ali Bey ve Ziya Gökalp, Selanik'te de birlikte çalışma imkânı buldular. Cemiyet’in burada yapılan kongrelerine katıldılar, yayın ve propaganda işlerini düzenlediler.
 
Hüseyinzâde Ali Bey’in etkisinde kalan Ziya Gökalp, daha önce Hüseyinzâde Ali Bey tarafından gündeme getirilen Türkçülük ve Turancılık fikrinin, iyice zayıflamış olan Osmanlıcılık ve İttihad-ı İslam fikirlerinin yerini alacak bir mefkûre haline gelmesi için çalıştı.
 
Hüseyinzâde Ali Bey, ulusal ve toplumsal görüşleriyle Ziya Gökalp üzerinde etkili oldu. İttihat ve terakki Cemiyeti’nin beşinci kurucusu olarak kabul edilen Hüseyinzâde Ali Bey ile İstanbul’da görüşen Ziya Gökalp, ileride fikir sisteminin temelini teşkil edecek olan “Türklük” meselesi ile tanıştı. İstanbul’a geldiğinde ilk okuduğu eserlerinden biri Leon Cahon’un “Asya Tarihine Medhal” adlı eseri oldu. Büyük bir ihtimalle Hüseyinzâde Ali Bey’in tavsiyesi ile okuduğu bu eser, o zamanın gençleri arasında ilgiyle karşılanmış ve “Türkçülüğün ikinci Devresi”nde önemli tesirleri olmuştur.
 
Uriel Heyd ise Hüseyinzâde Ali Bey’in Ziya Gökalp üzerindeki etkisini şöyle dile getirmektedir: “...Ziya Gökalp de dâhil olmak üzere genç aydınları daha dolaysız biçimde etkileyen diğer bir dürtü de Hüseyinzâde Ali’den gelmiştir. Hüseyinzâde Ali, yakın arkadaşları arasında Gökalp’in gençliğinde zevkle okuduğu Türk-Azeri güldürülerinin yazarı Ahundzâde Feth Ali de bulunan Kafkasya’lı değerli bir Müslüman düşünürün torunudur...”
 
Ziya Gökalp'in Hüseyinzâde Ali Bey'den nasıl etkilendiğini göstermesi bakımından aşağıdaki ifadeler oldukça ilginçtir: “...Gerçi Ziya Bey (Gökalp) için meçhul değildir ama, “Turan” fikrinin birdenbire ortaya atılmasında hangi sâikler (sevkeden, sürükleyen) vardır? Bunlardan birincisi, kendisinin de izah ettiği gibi, Ömer Seyfettin ve Ali Canib’in “Sade Lisan” denemeleri ve buna bağlı olarak ittihatçı liderlerin tecrübelerinden çıkardıkları neticeler idi. Ama en kuvvetli amil, aynı zamanda Merkez-i Umumi azası olan (İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin) ve İttihad-ı Osmani’nin de kuruculan arasında yer alan ve o günlerden itibaren Türkçülük-Turancılık fikirlerini yaymağa çalışan Hüseyinzâde Ali (Turan) Bey’dir. Ali Bey daha 1906 yılında Bakü’de çıkardığı "Fuyûzat" mecmuasında 'Turan' başlıklı manzumeyi neşretmiş; Rusya Türkleri arasında “Pantürkist” çalışmalarda bulunmuş. Meşrutiyetten sonra yeniden Türkiye'ye dönmüştü.
 
Mehmet Ali Tevfik ise, Hüseyinzâde Ali Bey’in ve dolayısiyle İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Selanik'te ki faaliyetlerine açıklık getirebilecek şu ifadeleri kullanmaktadır;
 
“1327 kışında (191I), üstadım Hüseyinzâde Ali Bey, can atarak bir heyet önünde altı asırdan seri beklediğimiz sözleri söylüyor, Türklere yeni bir ufuk gösteriyor, onlardan kahredici kaderi alarak, yerine zinde bir umut kaidesi dikiyordu. Yeni bir fikir getirerek büyük kitleleri ümitsizlikten kurtaran, onlara parmağıyla yemyeşil ve feyizli bir iklim gösteren dava adamlarının telkin ettikleri yerler, bunu dava edinenler için ne kadar kıymetliyse, Hüseyinzâde’nin unutulmaz nutuklarından heyecanlanan ve titreşen Selanik Türkleri nazarında o kadar kıymetlidir.”
 
Hüseyinzâde Ali Bey tarafından ortaya atılan ve kısa bir zamanda Türk aydınlarının büyük bir bölümünce benimsenen “Turan” fikri Selanik’te de taraftar buldu ve “Genç Kalemler” dergisi bu yeni ideolojinin en önemli yayın organı olurken. Ziya Gökalp de yazılarıyla ona yön verdi.
 
Ziya Gökalp, Turancılık akımının ilk belirtisini Hüseyinzâde Ali Bey’in “Turan” adlı şiirinde buldu. Fakat Ziya Gökalp’in 1911 de Selanik'te Tevfik Sedat, takma adıyla yayınladığı "Turan” şiiri Türk aydınlarını daha fazla etkiledi ve bu şiirin:
 
“Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan;
Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan...”
 
mısraları Turancılığın simgesi olarak tanındı.
 
Ancak Ziya Gökalp, bu manzumedeki ruhu, kendine “Turan” soyadını veren Hüseyinzâde Ali Bey'den aldı.
 
Ziya Gökalp’in kendisi de Hüseyinzâde Ali Bey’in “Turan” adlı manzumesini Turancılık mefkûresinin ilk tecellisi olarak görmektedir.
 
Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki Hüseyinzâde Ali Bey tarafından platonik mahiyette dile getirilen Turancılık, Ziya Gökalp’in kaleminden çıkan “Turan” manzumesi ile billurlaşmış bir inanç haline gelmiştir.[22] Bu manzumeyi yayınlamakla Ziya Gökalp. Panturanizmi benimsediğini ortaya koymuştur.
 
Ziya Gökalp'in Hüseyinzâde Ali Bey den etkilendiğini iddia edenlerden biri olan Ali Canip Yöntem’e göre, Hüseyinzâde Ali Bey Ziya Gökalp’i Türkçülük sahasında etkilemiştir. Ancak bu etkilenme karşılıklı görüşüp, tanışmakla değil Hüseyinzâde Ali Bey’in daha önce Baku'de neşrettiği “Fuyûzât” dergisi ve diğer yayın organlarındaki yazılarının okumasından hasıl olmaştur. Ziya Gökalp’in kendisi de Türkçülük feyzini Hüseyinzâde Ali Bey'in yazılarını okumak sayesinde aldığını söyleyip, Hüseyinzâde Ali Bey’e aşırı hürmet ve muhabbet gösterirdi. Hatta Ali Bey'in Selanik'e gelmesi ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Merkez-i Umûmi üyeliğine seçilmesi Ziya Gökalp’in tavsiyesi ile olmuştur.
 
Hüseyinzâde Ali Bey'in Ziya Gökalp üzerindeki etkisini, Dündar Akünal ise şu sözlerle dile getirmektedir: “... Hüseyinzâde Ali’nin en önemli işlerinden biri de, Yusuf Akçura’nın dediği gibi, Onun şairane Turancılığı, 1980’den sonra İstanbul'da diğer Turancıları, ezcümle Gökalp Ziya’yı yaratması’ olmuştur. Evet o Ziya Gökalp ki, kendinden sonra gelenleri, hususiyle bugünün şuurlu Türkçülüğünü ellerinde tutan Gökalp evlatlarını yetiştirmişitir.”
 
Hilmi Ziya Ülken, “Ziya Gökalp” adlı eserinde Durkheim’i de Ziya Gökalp'e Hüseyinzâde Ali Bey’in 1912’de tanıttığım söylerken. Mehmet Emin Erişirgil, “Ziya Gökalp: Bir Fikir Adamının Romanı” adlı eserinde Ziya Gökalp’in Durkheim'i Selanik’de tanıdığını ifade etmektedir.
 
Ali Canip Yöntem ise bu Durkheim meselesine Farklı bir açıdan yaklaşarak şunları söylemektedir: "..Ziya (Gökalp), mütemadiyen Ali Bey’e (Hüseyinzâde), Durkhaym’i al!.. Güstav Lebon sistemsiz bir adamdır, Filozof değildir.’ derdi! Ali Bey nezaketen Dürkhaym'in bir eserini getirtti. Fakat hemen okumağa başlamadı. Ziya (Gökalp) ikide bir: ‘Bitirdiniz mi?’ diye soruyordu. Bir gün Ali Bey: ‘Durkhaym büyük sosyolog ama ifadesi tatlı değildir.’ dedi. Bu laftan sonra Ziya (Gökalp): 'Bizim Ali Bey, kitap okumakta da ehli keyiftir! Ûslub tadını almazsa, okuyamaz.’ diye şaka ederdi.”
 
Hüseyinzâde Ali Bey ve Ziya Gökalp hakkında, Amerikalı yazar Tadeusz Swietoclıowski ise şunları söylemektedir:
 
“...Pantürkizm’in kültürel çevresinin ötesinde ilk adım atan Azerbeycan’lı Hüseyinzâde Ali Bey’dir... ‘Ali Bey’in bir şiirinin başlığı olan, Turan imzası ile yazdığı yazılar bir avuç da olsa bazı aydınları etkilemekte daha başarılı olmuştu. Bunlar arasında Mehmet Emin ve Ziya Gökalp, O'na (Hüseyinzâde Ali Bey’e) çok şey borçludurlar."
 
Ziya Gökalp tarafından sembolleştirilen ve Türkçülerin faaliyetlerinde önemli yeri olan “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” şeklinde sloganlaştırılan üç prensibi ilk defa ortaya atan Hüseyinzâde Ali Bey’dir.
 
Ziya Gökalp ise bu prensipleri Türkçülere benimsetmiş, araştırma, inceleme ve telkinleriyle değer kazanmalarını sağlanıştır.
 
Hilmi Ziya Ülken'e göre, Hüseyinzâde Ali Bey'in delâletiyle Türkçülük cereyanına girip, İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde yer alan Ziya Gökalp, yine O’nun etkisiyle “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” fikriyle “Turancılık” mefkûresini benimsedi.
 
Yusuf Akçura ise bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirmektedir:
 
“...Türkleşmek, İslamlaşmak Muasırlaşmak,Türkçülerin faaliyetlerinde bir veçhe mahiyetini haiz olan bu üçüz umdenin asıl babası Hüseyinzâde Ali Bey’dir. Mahza siyaset sahasında, biri diğerine ma'kus gibi görünen Türklük İslamlık ve Osmanlılık siyasetlerinin, bu üç tarz siyasetin, kabil-i telif olduğunu Ali Bey iddia etmiş ve “Fuyûzât”’ın 10 Temmuz ihtilalinden evvel çıkmış nüshalarından birinde ‘Türklük, İslamlık ve Avrupalılık’ gayelerinin memzucen istihsalini tavsiye eylemişti. Bununla beraber, bu üçüz umdeyi asıl yaşatan, Türkçülere iyiden iyiye benimseten Gökalp Ziya olmuştur. Hüseyinzâde Ali Bey'de basit ve hadsî bir ifadeden ibaret kalan bu esaslı fikirler, Ziya Bey tarafından çok işlenmiş, çok ta’mik ve tevsi edilmiş ve mahzâ O'nun tahriri ve şifahi telkinleri sayesinde bu günkü kıymet ve ehemmiyetini kazanmıştır…”
 
Uriel Heyd ise bu konuda şunları söylemekledir
 
“Akçuraoğlu Yusuf, 1904 yılımla yayınlanan tanınmış makalesinde “Üç Tarz-ı Siyaset” in, yani Osmanlıcılık, Pan-İslamizm ve Turancılık’ın iyi ve kötü yönlerini tartışmıştır. Gökalp, bu politikalardan hiçbirisini benimsememiş ve her birinde yer alan bazı temel kavramları kendi Türkçülük teorisine dâhil etmeye çalışmıştır. Türk Yurdu dergisinde 1913-14 döneminde yayınlanan makalelerin bir derlemesi 1918 yılında Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak adı altında kitap olarak yayımlanmıştır.
 
“Gökalp, bu sloganı daha 1907 yılında Bakü’da yayımladığı Fuyûzât adlı dergisinde Türkleri, ‘Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak ve Avrupalılaşmak’a çağıran arkadaşı Hüseyinzâde Ali‘den almıştır. Hüseyinzâde, bu sloganla, ‘Türk yaşamından etkilenmeyi, Tanrıya İslami kurallara göre ibadet etmeyi ve çağdaş Avrupa uygarlığını benimsemeyi ’ kastetmektedir.
 
Gökalp, bu ilkeyi, öğretilerinin temeli haline getirmiş, teori ve uygulama yönünden geliştirmiştir...”
 
İslamcıların, İslamiyet’le Türkçülüğün, Batıcıların İslamiyet’le Modern Medeniyetin uyum sağlayamayacağını tartıştıkları bir ortamda Hüseyinzâde Ali Bey ve daha sonra da Ziya Gökalp Türk kültürünün Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak gibi üç temel unsur üzerine inşa edilebileceğini düşünerek bunların sentezine ulaşabildiler.
 
İ. Cengiz de. bu konuda şunları söylemektedir
 
"...Ali Bey Hüseyinzâde’nin Azerbaycan’da ortaya attığı Türkleşmek, İslamlaşmak ve Avrupalılaşmak şiarı Ziya Bey’e bir sentez olmuştur. Fuyûzât’la teşkilatlanan fikirde ve fiilde Türkçülük, Azerbeycan gençlerinde siyasi manada istiklâlcilik şeklinde yerleşen fikir muhassalasında Ziya Gökalp’in tesiri inkâr kabul etmez bir hakikattir..”
 
Hüseyinzâde Ali Bey’in dil konusunda 1905'lerde savunduğu, kelime üretme ihtiyacı duyulduğu zaman kelimeleri Batı Dillerinden olduğu gibi alıp, dilimizi yabancı kelimelerle doldurmaktansa, dilimizdeki eksiklikleri tamamlamak için bu dille, tarihi, dini ve edebi ilişiği olan Arapça ve Farsça'ya başvurmanın daha akıllıca olacağı fikrini, 1911 ve 1912 yıllarında Ziya Gökalp, çok az bir değişiklikle benimsedi.
 
Millet anlayışı konusunda da Hüseyinzâde Ali Bey ile Ziya Gökalp aynı çizgide birleştiler. Çünkü, Ali Bey' de dili Türkçe, dini İslam ve kendisi Türküm diyen herkesi Türk Milleti’nin içinde kabul ediyor, milletin tanımında ırki özelliklere ver veren anlayışa rağbet etmiyordu.
 
Ziya Gökalp, kadirşinas bir insandı. Hüseyinzâde Ali Bev’in üstünlüğünü kabul ve ilan etmekten çekinmedi. Ona “Yalvaç” lakabını verdi.
 
Ayrıca 11 Ağustos 1919’dan. 1 Nisan 1921 tarihine kadar Limni ve Malta'dan ailesine yazdığı mektuplardan 52 tanesinde Hüseyinzâde Ali Bey’e selam göndermiş, halini hatırını sormuştur.
 
Ziya Gökalp. "‘Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde ise Hüseyinzâde Ali Bey hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getirmektedir:
 
“..Abdülhamid’in son devrinde, İstanbul’da Türkçülük cereyanı tekrar uyanmaya başladı. Rusya’dan İstanbul’a gelen Hüseyinzâde Ali Bey, Tıbbiye’de Türkçülük esaslarını anlatıyordu. “Turan” ismindeki manzumesi Panturanizm mefkûresinin ilk tecellisi idi..."
 
''...312’de (1896) İstanbul’a geldiğim zaman ilk aldığım kitap, Leon Cahon’un Tarihi olmuştu. Bu kitap adeta Pantürkizm mefkûresini teşvik etmek üzere yazılmış gibidir. O zaman Hüseyinzâde Ali Bey’le temas ederek Türkçülük hakkındaki kanaatlerimi öğreniyordum...'’
 
Hüseyinzâde Ali Bey ve Ziya Gökalp, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde olduğu gibi. Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı Cemiyeti, Türk Bilgi Derneği, Türk Yurdu Dergisi, Halka Doğru Dergisi gibi Türkçülük fikrinin teşkilatlanmasını sağlayan birçok cemiyet ve mecmuada fikir ve gönül birliği yaparak, ortak hedefler uğrunda birlikte çalıştılar.
 
Osmanlı Devleti yıkılıp, Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda ise, bu iki aydın insan Atatürk’ün yanında yer aldılar ve onu gönülden benimsediler.
 
Alaattin UCA  A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Tarihi Uzmanı
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 02 Eylül 2016, 22:56:08 »

Ziya Gökalp'in hocası, büyük Türkçülerden.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 24 Mart 2018, 16:23:47 »

Ulu Tengrikutlardan. Hatırlayalım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.048 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.