TÜRK NASYONALİZMİ - RIZA NUR
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2017, 09:40:07


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK NASYONALİZMİ - RIZA NUR  (Okunma Sayısı 7707 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« : 02 Ağustos 2015, 23:42:30 »

TÜRK NASYONALİZMİ

Eski zamanlardan beri dünyada din mutlak bir otorite ve hâkimiyetle hüküm sürmüş, böyle asırlarla devam ettikten sonra kudreti azala azala nihayet yerini milliyete terketmiştir.

Haçlılar tarihi etiketi altında bir coşkun din gayreti hizmet ve vazifesi görerek müslümanlığa saldırmış olan hıristiyanlar katolik ve protestan aralarında boğuştukları gibi hattâ iki taraf da katolik olmak suretile mezhep farkı bile olmadığı halde gine birbirlerini yemişlerdir.

1914 - 1918 Acun vuruşgusu (Cihan Harbi) ve bugünkü ikinci cihan cengi, şuna devce vuruşgu deyelim, bu boğuşmaların maddî ve yakın delilleridir.

Bu hal müslümanlıkta da olmuştur: Sünnî sünnîyi boğduğu gibi - şiîlik mezhep farkı islâm dünyarısını al kanlara boyadıktan sonra cihan harbinde müslüman Arapların Türklere yaptıkları bellidir.

Bütün bu vakalar milliyet karşısında dinin eski gücünün kalmadığını gösterir.

Demek din bir sosyal ve siyasî birlik için yapıştırıcı madde ve kuvvet olmaktan çıkmıştır.

Bu vazifeyi bugün milliyet görmektedir.

İyice bilmek lâzımdır ki milletlerin devlet mefhumunda toplanan yüce menfaatleri enternasyonal akidelerin, siyasî fikir ve partilerin her türlü ideolojilerin adaletin, ferdî hakların, hatta bazı kitlevî hukukun ve bütün insanî düşünce ve menfaatlerin üstündedir.

***

Milliyet kelimesi Arabca olmasaydı ne iyi olurdu.

Henüz mâna nüanslarını tesbit edememiş olan ümmet kavim kelimeleri de ayni mahiyettedir.

Ne yapalım, ataların hatası.

Çekiyoruz.

Yaşayan nesil ölmüş neslin hüküm ve iradesi altındadır.

Hiç olmazsa Tanzimatla Avrupa ilmi, zihniyeti Türklere getirildiği vakit atalarımız ıstılahları Arabca koyacaklarına Türkçe koysalar, aynı zamanda Lâtincelerini de aynen alsalardı bugünkü perişanlık ve anarşi olmazdı.

Meselâ tıb ıstılahları Arabca kelimelerle konmayıp da Lâtincesi alınsaydı ve Türkçesi yapılsaydı bu müşkül iş o vakit bitmiş olurdu.

Eski Türkçe bu iş için bir kaynaktır.

Arabcaya hiç ihtiyaç yoktu.

Bunu bilemediler.

Hâlâ da bilinmiyor.

Kelime uyduruluyor.

O zaman Arabca uydurulduğu gibi.

Konan ıstılahlar Arabcada olsaydı bari!..

Öyle ki bizim bu Arapça kelimelerden olan ıstılahlarımızdan Arablar bir şey anlamazlar.

Meselâ Mısır yeni tıbbı kendine büsbütün başka ıstılahlar koymuştur.

Bizimkilerin kullandıkları o Arabca kelimelerin lûgat mânaları bile Arablarda bambaşkadır.

Ne çare yaşayan nesiller ölülerinin nimetini yedikleri gibi hatalarından doğan anatomik, fizyolojik, patolojik, sosyal hallere, zahmetlere, kusurlara ve belâlara da vâris olduklarından zarurî çekerler.

Bugünkü bir zümre de ataların Arabca manisine mukabil ne vahim ki ve bu maziden ders almak kabiliyetsizlii ile, fransızcayı ele almışlardır.

Bizden sonraki Türk nesline bu belâyı miras edeceklerdir.

Yeni bir tasfiye derdi daha gelecektir.

Son zamanlarda millete «Ulus» deyenler ve bundan «ulusal» gibi anormal müştaklar yapanlar olmuşsa da ulus millet demek olmayıp uruk, ulus, boy ve emsali gibi kabile şubelerinden birinin Türkçe adıdır.

Büyük atalarımız Göktürk (Tukyu)ler millet yerine «Budun» diyorlardı.

Orhun istellerinde «budun» defalarca geçer.

Her halde «budun» nation mukabiline hepsinden yakışıklıdır.

Milliyet asla kültür meselesi değildir.

Milliyet ırk, kan meselesidir.

Dil, zihniyet, edebiyat ve emsali gibi kültür unsurları milliyet binasının ikinci derece malzemelerindendir.

Milliyetin bünye ve yapısı böyledir.

Onun fiziyolojik ve biyolojik selâmet unsurlarının sosyal ifadesi ise ahlâk ve fazilettir.

Uzvî, bünyevî ve fizyolojik tereddilere uğrayan; yani bu suretle kanı bozulan, ahlâk fesadına, zevke, sefahete düşen milletlerin yeri tarihin ebedî mezarlığıdır.

Bu değişmez bir kanundur.

Bunun eski ve yeni bir sürü misâli vardır.

Batmış milletler hep bundan batmıştır.

Milliyeti sâde kültür meselesi telâkki eden Fransanın da hâli görülmüştür.

Şimdi Fransanın o us igesi (akıl sahibi) büyükleri milliyetin bu telâkkisinden bu uçuruma yuvarlandıklarını idrak edip bunu alenen söyleyerek Fransada hakikî milliyeti kurmağa çalışıyorlar.

***

Türklerde hayret ve takdire lâyıktır ki İslâmlaşmadan evvel milliyet duygusu vardı.

Bunun misali çok bariz bir surette Göktürklerdedir.

Bu Türkler Türk yasa ve töresine pek riayet etmişlerdir.

Orhun istellerinde:

«Yukarıda Türklerin Tanrısı demiş: Türk milleti yok olmasın...».

«Türk milletinin adı, şöhreti silinmesin.»

«Faziletli Türk milletini şereflendirdim.» gibi cümleler vardır.

Bu cümleler bugünkü Türk nesillerine ibret ve derstir.

Arab fütuhatının Orta Asyaya varmasıyla Türkler Müslümanlığı kabule başlamışlardı.

Gitgide Müslümanlık geniş mikyasda Türkler arasına yayılmış, bu yeni din tesiriyle Türkler milliyetlerini unutup Araba meclûb olmuştur, ilmî ve askerî bütün deha ve varlıklarını Arab hizmetine koymuşlardır.

Öyle ki Türkiye fenâ filislâm veya fenâ filarab demek yanlış olmaz.

Türklerin Arab medeniyet ve ilmine ettikleri hizmet çok büyüktür.

Hele Arabın dinini, dilini, milliyetini muhafaza için Türklerin bütün cihanla olan vuruşları pek meşhurdur.

Eğer Türkler olmasaydı Arab bütün maddî ve mânevî varlığıyla beraber çoktan çökmüş, bitmiş, batmış milletler listesine girmiş olurdu.

Hıristiyanlık önce Piyer Lermit'in ruhu ve Tasso'ya «Kurtarılmış Kudüs» büyük epopesini yazdıran ruh, sonra da koloni kurd iştahası fenomenleriyle Arabı sömürür, yer yüzünden siler süpürürdü.

Tarih şahiddir ki bütün bunlara karşı koyan yiğitler safları Türk alp ve erlerinden teşekkül etmiştir.

İşte bu Araba yarsıma iledir ki Türk yasa, töre ve milliyeti Arab dini sıvağında tuz suda erir gibi eriyip gitmiştir.

Bu hal aşağı yukarı 10 asır sürmüştür.

Türklerde yeniden milliyetçilik bir iki asırdan beri türeme eserleri göstermiştir.

Fakat yarım asır, bilhassa 1908 yılından itibarendir ki Türkler milliyet bakımından yeniden uyanmağa başlamışlardır.

Buna renesans (yeni doğma) diyebiliriz.

Bunda Avrupanın milliyet yüksek zihniyetinin tesiri olduğu gibi hususiyle içimizdeki yabancı unsurların Türke karşı haince hareketlerinin doğurduğu haklı reaksiyon büyük rol oynar.

***

Türkler içlerindeki yabancı unsurlardan eski zamanlardan beri çeker dururlar.

Esasen eterojen (gayri mütecanis) bir siyasî - sosyal birliğin mukadderatı boyuna hastalıklara yani isyanlara, türlü rahatsızlıklara uğrayıp çekmek, buhranlar geçirmek ve nihayet tefessüh ederek dağılıp yok olmaktan başka bir şey olamaz.

Tarihî ve sosyal determinizm bunu böyle yamıştır.

Bu dağılmanın şaheser misalleri Avusturya ve Osmanlı İmparatorluklarıdır.

Görülüyor ki milliyet önünde her sistem, her kombinezon tuzbuz oluyor.

Ve bundan da anlaşılıyor ki devletler için tutunacak en sağlam direk milliyetçiliktir.

Göktürkler zamanında Türk Kaganına Çin prensesi getiren Çinli Çang Sun Çing sarayda Türklerin bütün sırlarını öğrenip Çine haber vererek Türklerin izmihlâlini hazırlamıştır.

Ve gine Yang Hin adında bir Çinli yani ecnebi belâ Türklere ayni hiyaneti yapmıştır.

O devirlerde Çinliler Türk saraylarını fesad ateşine vermişlerdir.

İşte böyle belâlarla büyük Göktürk devleti Çin boyunduruğu altına düşmüştür.

Turan - İran Savaşları zamanında da ayni hali görüyoruz; ayni sığınma veya diğer surette Türk sarayına, Türklerin içine gelen Acemler Türke hiyanet ediyorlar.

Firdevsinin Şehnamesinde bu bapta misaller vardır.

Türk ulularından da bunun önüne geçmek için çırpınanlar olmuştur.

Meselâ Şehnamenin «Siyavuş destanı»nda görünüyor ki Türkler Acemlerin Efrasiyab dedikleri o pek meşhur ve eşsiz Türk kahraman padişahı Alp Er Tunga'ya bir Türk recülü: «Ne vakit senin ailene bir ecnebi girdiyse, sırrını öğrendi, evini yıktı» diyor.

Bunu Selçuklularda da görüyoruz: yani bu Türkler de ölümcül illete tutulmuşlardır.

Konya bir aralık Rum ve Frenk bozuntusu ricalin kaynattıkları fesad ve rezalet kazanı olmuştu.

Bu yabancı unsurlar en esaslı gaye ve gayretleri olarak Halis Türk devlet recüllerinin aleyhine her tezviri, her entrikayı yapıyorlardı.

Bu da devleti müthiş bir surette zayıflatıyordu.

Türklük hele bu illetin en vahim buhranlarından Türkiye İmparatorluğunun Osmanlı sülâlesi zamanında hasta ve perişan olmuştur.

Bu hastalık parazitlerle olur.

Siyasî parazitler ecnebi unsurlardır.

Hülâsa, ecnebi unsurlar tarihin bütün seyrinde daima inkıraz unsurları olmuşlardır.

Bu yalnız bizde değil, başka milletlerde de böyledir.

Bu misaller de isbat ediyor ki milletler için tutunacak en sağlam direk nasyonalizmdir.

İngiltere gibi İmparatorlukları göstererek ecnebi unsurların hizmetler gördüğünü söyleyip bizi cerh için sual soracaklar olabilir.

Bu mukadder suale cevabımız basit ve kolaydır.

Vaziyet şöyledir: Bu parazitler nerede büyük bir saltanat, kuvvet ve zenginlik varsa oraya hücum ederler.

Mevkiler, nimetler yakalarlar.

O kuvvete hizmetler ederler.

Çünkü o hizmetler neticeten kendi şahıslarınadır.

O varlık kudrette devam ettikçe de bunların hizmeti devam eder.

Nitekim Osmanlı İmparatorluğunun satvetlerin evcine çıktığı satvetli zamanında ecnebi unsurlar bize üşüşmüşler, hizmetlerde bulunmuşlar, nimetler kapmışlar ve İmparatorluk azametinde devam ettikçe de hizmete devam etmişlerdir.

Fakat bu Türk kudreti zayıflayınca bu ecnebi unsurlar bizim düşmanlarımıza hizmet edip bizi perişan etmeğe koyulmuşlardır.

Nitekim herhangi büyük bir imparatorluğun azameti de bir gün düşerse ona da yapacakları budur.

Zaten cereyaniyle akıllara hayret veren şu harbi kıyametin büyük hâdiseleri de gösteriyor ki nasyonalizm karada ve Okyanuslarda zaferden zafere koşuyor.

Bunun parlak ve göğsümüzü kabartan bir misali yirmi yıl evvel dost ve düşmanın gözlerini kamaştıran Anadolu savaşıdır ki nasyonalizm heyecan ve gayreti sayesinde zaferle taçlanmıştı.

Bu tarihî dersler biz Türklere hem milliyete sarılmağı, hem ecnebi kandan olan unsurlara karşı şüpheli, uyanık bulunmağı emreder.

Bin lâf, yüzbin lâf muhkem, maddeten sabit bu hakikati bir habbecik kadar bile değiştirecek iktidarda değildir.

Buna göz yummak, bunu bilmemezliğe gelmek de fayda vermez.

Bilen hatırlamalı, bilmeyen de bilsin ki Türkçülük hayal eseri veya bir iki şahsın menfaat düşüncesi değil ree, rahmi vak'alar olan bir zaruret yavrusudur.

***

Türk nasyonalizminin münhasıran «Türkçülük» kelimesi ile ifadesi lâzımdır.

Esef onlara ki Türkçülüğü milliyetçilik ile birleştiremezler.

Bunları ayrı sayan bir zümre hâlâ içimizde yaşayabiliyor.

Bunlar milliyetçiyim derker; fakat bir türlü Türkçüyüm diyemezler.

Azlık da olsalar bir varlıktırlar.

Bunlar işte milliyeti kültüre bağlayanlar yâni ırkca, kanca Türk olmayanlardır.

Bu Türk camiası içinde Türkçüyüm diyemeyenler ne bedbahtlardır.

Bunlar ve âlem bilsin ki Türk milliyetçiliği düstur halinde şudur:

Milliyet = Türkçülüktür.

***

Türk nasyonalizmisi hem Türkiye içi, hem Türkiye dışı Türklerinde başlamıştır.

İki başlangıç da hemen hemen aynı zamana tesadüf eder.

İlk Türkçüleri Hun (Hiyung-Nu)larda, Göktürklerde aramalıyız.

Son asırda Alman, Fransız ve Rus âlimleri Türklerin gerek askerî, gerek ilmî eşsiz sicillerini, şanlı ve mukaddes mazisini meydana çıkarmak suretiyle Türklüğe büyük hizmetler etmişlerdir.

Tarihi olmayan milletler hiç bir şey olamazlar.

Bizde olduğu gibi tarihleridir ki milletleri yaşatır.

İşte o azametli Türk tarihi mevcut Türk neslinin dimağlarındaki idrâk vicdanı merkezine Türkün büyüklüğünü, şerefini, bu büyüklüğün iftiharını, yaşamak hakkını duyurmuş, içine ruh ve mâneviyat iksiri şırınga etmiş, muvaffakıyet ve yükselmenin en mühim âmillerinden olan benliği vermiş, Türk saadetine doğru şehrahlar açmıştır.

Bu sayede Türklük bir aşk, bir cezbe hâline gelmiş, genç ruhları gözleri âni olarak yakalıyan şimşek parıltısı gibi yakalamış, fakat devamlı bir surette parlatmıştır.

***

Türkçülükte bir takım sınıflar husule gelmiştir.

Bunda bazı sebeplerle beraber Türk irredentası da âmil olmuştur.

Bu ulu ve izgi (mukaddes) davanın sınıfları şunlardır:

Panturanizm, Neoturanizm (Yeni Turancılık), Turanizm (Turancılık), Pantürkizm, Türkizm (Türkçülük). Bunlar pratik kıymeti haiz değildir.

Bugün Türkiye'de fikren 3 esaslı Türk milliyetçiliği vardır:

1 — Turancılık.2 — Türkçülük.3 — Anadoluculuk.

Birinci ıstılah: «Turancılık» Türk, Fin, Macar gibi bütün Turan nesillerini çerçevesi içine alır.

Fakat şunu da unutmamalı ki asıl «Turan» adı menşeinde Türke anavatan olan Orta Asya Türk yurdunundur.

Bu ıstılah bugün bu mânasını kaybetmiş gibi olup Türkçülük ile müteradif bir hale gelir gibi bir evolüsyondadır.

İkinci ıstılah «Türkçülük» bütün Türkleri kadrosu içine alır.

Türk yurdlarının hududu asırlar boyunca değişmelere uğramıştır.

Bir zamanlar Japon denizinden Adriyatik Denizine, Fasa, Sudana, Bağdada, Basraya, İrana, Hinde kadar varmıştır.

Arthur Lumley'in de dediği gibi - hattâ bundan bir buçuk asır evvel - Cezayirden kalkan biri her yerde Türkçe konuşarak Çine giderdi.

Üçüncü «Anadoluculuk»: Pek infiradcı olup Anadolu Türklerinden başka Türkü kabul etmez, sade Anadolu Türklerine münhasırdır.

Anadolu Türküne üstünlük vermek elbette lâzımıdr; haktır, zarurettir.

O geçmişi ve bütün hal ve şânı ile Türklüğe rehber ve müdür mevkiindedir.

Fakat Anadoluculuk şüphesiz ki pek zayıf bir fikir varlığıdır.

Hayat nusgu verecek getirecek menbalara, şiryanlara kâfi derecede malik değildir.

Onun kaderi hattâ siyasî, hukukî, kanunî rüşeyan olmadan daha fikir rahminde iken kadük olmaktır.

En dinç, diri bir durmuş igesi (hayatdar) fikir varsa ırkçı Türkçülüktür.

Tarih, sosyoloji, ekonomi, politika hep bunu telkin etmektedir.

Rıza Nur
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
M. Badurak
Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 3.138


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 03 Nisan 2016, 20:28:06 »

Okunması ve düşünüşülmesi gerekli olan bir makale. Bu makaleyi tekrar tekrar okuyun yoldaşlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Motun
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 19


« Yanıtla #2 : 20 Temmuz 2016, 11:22:54 »

Mutlaka okunmalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.515


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #3 : 02 Eylül 2016, 14:42:17 »

TÜRK NASYONALİZMİ - RIZA NUR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.