Türk'e Yönelen Bir Kontrol [Necdet Sevinç]
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 20:02:08


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk'e Yönelen Bir Kontrol [Necdet Sevinç]  (Okunma Sayısı 3184 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« : 05 Kasım 2015, 17:14:49 »

Anadolu'ya tıpkı bir çekirge sürüsü gibi yayılan binlerce Amerikan jipinin, kadınlarımızın doğurma kabiliyetini dumura uğratmak için uykuyu yitirdiği ve devlet müesseselerinin, Amerikan arzuları istikametinde hareket ederek, tarihin önünde hürmet ve saygıyla eğildiği Türk kadınını kısırlaştırmak gayesiyle hovardaca para yediği bir dönemde, doğum hürriyeti adına haykıranları fanatik ya da faşist olmakla itham etmek ve bebeklerimizin mama parası üzerinde hasis bir yahudi muhasebesi yürüterek önümüze şişirilmiş rakamlar dikmek kolaydır. Zor olan, mertçe olan, erkekçe olan, Türk Milleti'nin fecî bir ahlâk
buhranına sürükleyen tasarrufların hesabını vermek ve bir idareci olarak yönettiği toplum içinde polisin, muhafızın, fedainin refakatine lüzum görmeden açık alınla dolaşabilmektir. Biz Türkiye'de böyle bir devlet memurunun varlığını zannetmiyoruz. Çünkü, şimdiye kadar yönetimi devralan herkes, kendini devlet adamı olarak takdim etmesine rağmen, devlet memuru olmaktan kurtulamamış ve istikbale matuf tatbikatlara girmek yerine mevcudu muhafaza etmenin
derdine düşmüştür. Bunun, bir noktada zekâ ve kapasite meselesi olduğu iddia edilebilir.
Doğrudur da... Fakat kendinde bir devleti yönetecek zekâ, ve milleti kıyamete kadar dimdik ayakta tutabilecek dinamizmi getirme kabiliyetini görmeyen anadan doğma hımbılların, tantanalı törenlerle idareyi devralması en
azından caniyane bir harekettir.

Statü icabı aynı hımbılların haysiyetini korumakla görevlendirilen Savcılar müsterih olsunlar. Hesabımız bugünkü hükümetle değil bizim... Biz, cihanşümul devletimizi bir eyalet haline getiren ve mevcudiyetiyle insanlığa şeref üstüne şeref kazandıran yüce Türk'ü, dünkü at uşaklarımıza muhtaç eden beynelmilel bir felsefe ile döğüşüyor, ona meydan okuyor ve kim bu felsefenin adamı ise onun yakasını pençeliyoruz...

Birinci 5 yıllık kalkınma plânı ile birlikte uygulanmaya başlanan doğum kontrolü ve gençliğin özdeğerlerimize cephe alan düşman akımlara karşı müdafaasız bırakılması yüzkarası bir tablo çıkarmıştır karşımıza... Battıkça utandığımız, baktıkça irkildiğimiz ve baktıkça kahrolduğumuz bu tabloda; cemiyet hayatı ve ahlâk anlayışımızın nasıl, nasıl sarsıldığını görüyoruz. Bu şahadetin azim ve irademizi çelikleştirmesi ve bizi mücadelenin prensiplerine bir din gibi sarılmaya mecbur edişi, hattâ tavize,
ihanetle aynı mânayı verişi bir yana. Biz çeşitli kalkınma ve reform martavallarıyla, Türkiye'yi boşanma facialarının en çok rastlandığı ülkeler arasına düşüren sümüklüleri arıyoruz.
Son 35 yılda bütün tesadüfi yaşamalara rağmen, Türk Milleti'nin nüfusu iki kat artmış, fakat bu oran boşanma konusunda 4,5 misli yükselerek, Türkiye'yi sosyal ahlâk bakımından türedi Moritanya'nın bile gerisine düşürmüştür. Yani Türkiye'de 35 yıl önce yüz çiftten altısı boşanıyorsa, bugün bu rakam aynı yüz çift için 27'ye yükselmiştir ki, bunun
bir müddet daha böyle devam etmesi, cemiyetimizin ahlaken sükutu demektir. Devlet İstatistik Enstitüsü bültenlerine göre boşanmaların %50'si çocuksuz ailelerde görülmektedir ki, bu sonuç, kadınlarımızı kısırlaştırmaya
uğraşanların nasıl bir cinayet işlediklerini gösterdiği gibi, Devlet Plânlama Teşkilâtının da Türk Milleti'ne kontra gittiğini isbatlamaktadır.
Çünkü doğum kontrolünü plânlayan da, boşanmaların en çok çocuksuz
ailelerde görüldüğünü bültenlerine geçiren de aynı Devlet Plânlama
Teşkilâtı'dır. O halde Devlet Plânlama Teşkilâtı uzmanlarının, önlerine
gelen rakamları değerlendirmekten âciz, istidacı tipli adamlar olduğunu
söylemek, sanırımki onurlarını zedelemeyecektir. Bunun aksi iddia ediliyorsa,
plânlama teşkilâtında casus avına çıkmak lâzımdır.
Gene Devlet Plânlama Teşkilâtı bültenlerine göre, boşanmalarda
ikinci ve üçüncü derecedeki sebep terk ve maalesef zinadır. Ve tabiî 35
yıl öncesine nazaran bugün, terk ve zina da azalacağı yerde 4,5 misli artmıştır.
Şu şartlar altında iktidarların, değil millî birlik ve toprak bütünlüğünü
korumak, kadınlarımızın namusunu korumaktan bile âciz olduklarını
söylemek her halde sakat bir kanaat olmayacaktır. Yanlış anlaşılmasın,
her kadına bir polisin refakat etmesini tavsiye edecek veya bekâret
kemerinden bahsedecek kadar ahmak değiliz. Fakat hükümetlerin ahanlayışı, fahişe adedini 35 yılda 4,5 misli arttıracak kadar ahmakçadır. Tedbirleri sıralmak lüzumunu duymuyoruz. Yalnız bu gayri millî
düzenin Türk kızlarına nasıl bir âkibet hazırladığını belirtmek isteriz.
Çünkü sıralasak da kulak asmayacaklardır.
Doğum kontrolüne gelince.
Kendimizi aldatmayalım.
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile Devlet Plânlama Teşkilâtı da
kendini aldatmasın. Nüfus artışı Türk düşmanlarının iddia ettiği gibi,
şimdiye kadar ciddî bir uygulamasına şahit olmadığımız kalkınma hamlemize
meydan okuyacak oranda değildir. Tarih şimdiye kadar nüfuslu
ilerleme arasında bir tek ilgi tesbit etmiştir, o da kalabalık insan toplumlarının
millî kalkınmayı tazyik eden önemli bir faktör olduğudur. Eğer
Türk Devleti ebleh iktidarların elinde %2,5 nisbetindeki nüfus artışını
besleyemeyecek kadar sembolik bir siyasî teşkilât haline getirildiyse, değil
doğum kontrolüyle yıkılışın önüne geçmek, kadınlarımızın çocuk yapması
kat'î surette yasaklansa bile çöküşe mâni olunamayacaktır. Kaldı ki
hem Türk topraklarının insan emeğine muhtaç olduğunu söylemek,, hem
de o insanın doğmasına engel olmak devlet anlayışıyla telif edilecek bir
davranış değildir.
Doğum kontrolü; her biri ayrı bir sapık ideolojinin karasevdalısı olan
ekonomistler tarafından ortaya atıldığında, devleti idare etmenin vaziyeti
idare etmek demek olmadığını kavrayan ülkeler, nüfus plânlamasını
kendi ülkelerindeki etnik gruplar üzerinde tatbik ederek asimilasyon politikasını
kolaylaştırmışlardır. Meselâ Sovyetler Birliği, Ruslarla meskûn
bölgelerde doğumu teşvik ederken, Türkistan ( Azerbaycan, İdil - Ural,
Özbekistan ve diğer esir Türk ellerinde mecburî aile plânlamasına yönelmiştir.
Profesör Dr. Şövalye İmre Toth'un açıklamasına göre, Sovyetler,
yalnız Macaristan'da bir yılda 200 bin Macarı ana rahminde katletmişlerdir.
Demirperdenin diğer ülkeleri de bu canavarlıktan yakasını kurtaramamıştır.
Ve Sovyetler bu tatbikatı, Amerika'dan önce aya ulaşmak için,
yeni Rus kalkınmasına güç kazandırmak gerekçesiyle yapmamışlardır.
Eğer Türkiye'de böyle bir nüfus plânlaması yapılacaksa, bunun en
hararetli taraftarı olacağımı iftiharla ilân etmek isterim.
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı facianın farkında mı bilmiyorum,
biz tetkiklerimiz sonunda şunu anladık ki, Türkiye'de, yabancı uzmanların
(!) tavsiyelerine uygun olarak yürütülen doğum kontrolü, doğrudan
doğruya Türk'ü hedef almıştır.
1965 sayımına göre Türkiye'de 2 milyon 913 bin 355 kişi — kendi ifadeleriyle
— Türkçenin dışında başka bir dil kullanmakta, bunların 2 milyon
674 bin 978'i onbinden az nüfuslu yerleşme merkezlerinde barınmaktadırlar. Doğum kontrolü nüfusu onbinden az olan şehir ve kasabalarda
tatbik edilmediğine, edilse bile tasvip görmediğine göre, Türkiye yakın
bir gelecekte yeni bir buhranla karşı karşıya kalacaktır. Devlet Plânlama
Teşkilâtı, Türkiye'de bir aylık doğum kontrol hapı satış miktarının 500
bin kutu olduğunu hesaplamıştır. Yani her ay en az 500 bin Türk anasının
çocuk yapması önlenmekte, fakat bizim ülkemizde bizden rahat yaşayan
azınlıklar her şey gibi üremeye devam etmektedirler. Türk kadınının
doğurmasını önlemek için tam 215 aile plânlaması kliniği açılmış, devlet
binlerce kişiye maaş bağlamıştır. Bu manzara karşısında Devlet Plânlama
Teşkilâtı ise şöyle bir tavsiye ile sahneye çıkmaktadır:
a) Gebeliği önleyici bilgilerin yayılması ve gebeliği önlemekte kullanılan
ilâç ve araçların ithal ve satışını yasaklayan kanun hükmünü kaldırmak.
b) Sağlık hizmetinde çalışan personele nüfus plânlaması ile ilgili
olarak gereken bilgileri vermek.
c) Bu kimseleri, gerekli bilgiye ve parasız dağıtımı söz konusu olduğu
hallerde malzemeyi isteyenlere vermekle görevli kılmak.
ç) Gerekli ilâç ve araçların ucuza ithali, yurt içinde imâli ve muhtaç
olanlara parasız dağıtılması imkânlarını araştırmak (1).
ikinci 5 yıllık kalkınma plânına göre her sene doğurma çağındaki
kadınlarımızın %5'inin aile plânlaması yapanlar arasına katılması sağlanacak,
böylece 1972 sonuna kadar Türk kadınlarının yarısı kontrole
tâbi tutulacaktır. Kaldı ki Türkiye'de her yıl, her üç doğumdan birine tekabül
eden 500 bin düşük yapılmakta ve gene her yıl bu yüzden 100 bin
anne ölmekte veya sakat kalmaktadır.
Böylesine garip bir doğum kontrolü tatbikatının meselâ 20 yıl devam
etmesi, yabancı plânlama uzmanlarının arzu ettiği etnik grupların
kuvvetlenmesi ve yeniden teşkilâtlanması demektir. Bu ise siyasî bütünlüğümüzün
devamlı bir tehdit altında bulunması mânasına gelir.
Kaldı ki hap yapmakta kullanılan malzemenin %98'ini yabancı ilâç
firmaları, dış ülkelerdeki merkezlerinden ithal etmekte, 10 dolarlık maddeyi
450 dolara getirterek döviz kaçakçılığının kompetanlığmı yapmaktadırlar.
Yani mesele nereden bakılırsa bakılsın Türk'e yönelmiştir.

(1) Lütfen dikkat ediniz, parasız dağıtılacak ilâç, aspirin veya kinin
değildir.


Necdet Sevinç - Bozkurt, 3 Mayıs, 1972
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 05 Nisan 2016, 00:36:36 »

Aynı oyunlar hala devam ediyor.Yahudi ve Amerikan malları insanları zehirlemeyi bırakmadılar, bırakmayacaklar da.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 05 Nisan 2016, 00:44:00 »

Özellikle şekerleme ve gofret (çikolata) ürünlerinde var olan katkı malzemeri E vitaminini öldürüyor. Bu da başta kısırlık olmak üzere bir çok hastalığa sebeb oluyor. Büyük sermaye baronlarının millete şekil vermesi bu. Ahlaksızlık, kaygısısızlık ve zeka seviyesinin bu vaziyete gelmesinde bunun payı var.

Köy balı ve Tahin pekmez, kuru üzümden vaz geçmeyin kandaşlar. Irk sağlığı her şeyin başıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.