Tatar uyanişi ve cedidcilik hareketi
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Aralık 2019, 19:23:40


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tatar uyanişi ve cedidcilik hareketi  (Okunma Sayısı 4152 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Demirbuga
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 52



« : 27 Eylül 2012, 20:01:02 »

XIX. yüzyıl Türk dünyası için bunalım ve karmaşa döneminin simgesi, Avrupa devletleri için refah ve ilerlemenin sembolü olmuştur. Türkistan’ın Rus ve Çin işgaline uğraması üzerine bu coğrafyada önemli değişiklikler arz etmiştir. Bu topraklarda yaşayan hanlıklar dağılarak Rusya himâyesi altında farklı adlarla yaşamlarını sürdürmek zorunda kalmışlardır. Bu makalede, Kazan Tatar Türklerinin etnik teşekküllü, XIX. yüzyılda Kazan’da sosyal ve kültürel faaliyetler ve bu başlık altında İsmail Gaspıralı, Abdunnasîr Kursavî, İbrahim Halfin, Şehabeddin Mercanî gibi XIX. yüzyıla damgasını vuran şahsiyetler ele alınacaktır.

 
KAZAN TATAR TÜRKLERİNİN ETNİK TEŞEKKÜLLÜ
 
 
Milattan sonra 4. yüzyılda İdil–Ural bölgesini merkez edinen Batı Hunları, Atilla’nın ölümüyle Avrupa’dan doğuya çekilmiştir. Hunlarla diğer bazı Türk boyları 5. yüzyılda Karadeniz ve Kafkasya’nın kuzeyinde Bulgar adı altında yeni bir siyasî birlik teşkil etmişlerdir. 6. yüzyılda bu birlik parçalanmış, Bulgarların bir kısmı Macaristan’a ve Balkanlara, bir kısmı Kuzey Kafkasya’ya büyük bir kısmı da Orta İdil ve Kama nehri çevresine yerleşerek Büyük Bulgaristan devletini meydana getirmişlerdir.
 
 
 
11. yüzyılda Aşağı İdil bölgesine (Hazar ülkesine) gelen Kıpçak –Kuman Türkleri Hazarlara karışarak kuzeye sokulmuşlar ve Orta İdil- Kama Bölgesi Bulgarlarının büyük bir kısmını kendi içinde eritmişlerdir. 1237’de Batu Han idaresindeki Moğol ordusu bölgede hâkimiyet kurmuş ve bölgeye çok sayıda başka Türk boyları da gelip yerleşmiştir. Böylece eski Bulgar, Kıpçak ve daha başka Türk boylarının karışması sonucu bugünkü Kazan Türkleri (Tatarları) meydana gelmiştir.
 
 
 
Kazan Tatarları 1236 -1437 yılları arasında Altın Orda Hanlığı, 1437- 1552 yılları arasında ise Kazan Hanlığı idaresinde yaşamış 1552’de Kazan’ın Rus çarı IV. İvan tarafından işgal edilmesinden itibaren Rusya idaresine girmiştir.
 
 
19. YÜZYILDA KAZAN’DA SOSYAL VE KÜLTÜREL FAALİYETLER
 
 
19. yüzyıl, Tatar Türklerinin Rus idaresine koloni olarak yaşadığı bir devirdir. 1552’de Kazan’ın Ruslar tarafından işgal edilmesinden sonra, Tatar Türklerinin kültür ve medeniyetine çok büyük darbe indirildi; Müslüman Tatar halkını zorla hıristiyanlaştırma işi başladı. Tatar Türkleri bu hareketlere karşı koyabilmek için mücadele ettiler. Çariçe II. Katerina zamanında, 1773 -1774 yıllarında patlak veren Pugaçev isyanından sonra, zorla hıristiyanlaştırma işi biraz yavaşladı. Rus idaresi, Kazan Türklerine başta ticarî, daha sonraları siyasî ve kültürel konularda bazı imtiyazlar vermek zorunda kaldı. Tatar aydınları, gençleri Buhara’ya göndermeye başladılar. Buhara, o devirde Timur zamanındaki gibi bir ilim merkezi olmasa da,  ilim öğrenmek isteyen gençleri kendisine çekmekteydi. Gençler Arap ve Fars dillerini öğreniyor, zengin kütüphanelerden faydalanıyorlardı. Buhara’da okuyup gelen talebeler halk arasında saygınlık görüyordu. Çünkü Buhara’ya gidip gelmek o devrin şartlarına göre kolay değildi. Bu nedenden dolayı Kazan’da zenginler tarafından medreseler açılmaya başladı. 1771 yılında Kazan’da Ahunda ve Apanay adlı iki medrese açıldı. Buhara modelinde eğitim veren bu medreseler, skolâstik yöntemlerle öğretimi devam ettirseler de okuma ve yazma bilenlerin sayısını arttırmıştır. Şehabettin Mercanî, Hüseyin Feyizhanî gibi Tatar aydınları mektep ve medreselerde müsbet ilimlerinde öğretim programına dâhil edilmesi için çalıştılar. Bu tablonun değişmesinde en büyük rolü Kırımlı İsmail Gaspıralı üstlendi. O “Usûl-ı Cedîd” ile öğretim yapan mektebi açma başarısını gösterir ve fikirlerini “ Tercümân-ı Ahvâl-i Zaman” adlı gazetesinde hayata geçirir. 1804’te Kazan’da Kazan üniversitesi kuruldu. Ayrıca pek çok kitap basıldı. Osmanlı, Arap, Rus, Fars ve Avrupa edebiyatlarından kitaplar çevrildi.
 
 
Tatar aydınları eserlerinde sadece Doğu edebiyatının fikirlerini değil, Batı edebiyatının fikirlerini de  yansıtır. Aydınların eserlerindeki muhtevayı daha iyi anlayabilmek için Rusya ve Avrupa’da gelişen edebiyat akımlarına değinmek yerinde olacaktır. 19. Yüzyılın başlarında Rus edebiyatında Avrupa’daki Romantizm hareketlerininRus edebiyatına girmesini sağlayarak özgün bir Rus Romantizmi yaratan Puşkin, Yevgeni Onegin (1833) adlı romanıyla Rus Gerçekçilik Akımı'nı da başlatmıştır. 19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Rus edebiyatında Gogol'dan başlayarak toplumsal konular önemli bir yer tutmuştur. Yazarlar yapıtlarında küçük insanları, yoksulları, acı çekenleri, ezilenleri, bin bir güçlük içinde yaşama mücadelesi verenleri ele almışlardır. Diğer önemli konu da dinsel sorunlardır. Birçok yazarın yapıtında dinsel ve toplumsal sorunları birbirinden ayırmak imkânsızdır. Kendisinden sonra gelen yazarları etkileyen Gogol, Rus gerçekçiliğinin öncülerindendir. Gogol'un gerçek mirasçısı Fyodor Dostoyevski eserlerinde Rus toplumundaki sıradan insanı ele alırken daha sonraları toplumsal sorunlara yönelmiştir. 19. yüzyılın ortalarına Rusya'da edebiyat siyasal düşüncelerin egemen olduğu bir alana dönüşmüştü. Dostoyevski gibi kilise ve çarlık yönetimi yandaşı yazarların karşısında aydınlanmayı ve siyasal devrimi savunan yazarlar da vardı. Çağdaş Rus edebiyat eleştirisinin temellerini atan Vissarion Gregoryeviç Belinski, Aleksandr İvanoviç Herzen, Nikolay Çernişevski, İvan Sergeyeviç Turgenyev batılaşmayı savunan yazarlardandır. Rus Gerçekçiliği'nin öbür büyük temsilcileri İvan Gonçarov, Aleksandr Nikolayeviç Ostrovski, Lev Tolstoy'dur. Bu bilgiler etrafında Tatar edebiyatına ışık tutabiliriz.
 
 
İsmail Gaspıralı (1851 -1914) Kırım Bahçesaray’ın Avcıköy’ünde doğmuştur. Kırım’da Müslüman mektebinde ve Moskova’da askerî lisede tahsil görmüştür. O dönemde Rusya Pan-Slavizmin ve Rus milliyetçiliğinin merkezidir. Türk-İslâm düşmanlığına dayandırılan bu Slavcılık hareketi, askerî ve sivil bütün okullara hâkimdir. İsmail Gaspıralı, Slavist propagandayı ve dersleri dinlemek zorunda kalır, bu ise onu Türk milletine daha çok bağlanmaya ve haklarını müdafaa etmeye sevk eder. Bir yandan da Rusya’daki Gaspıralı hareketleri ile iktisadî ve içtimaî gelişmeleri büyük bir merakla tâkip eden Gaspıralı, Müslüman Türkler’in bu gelişmelerden faydalanamadığını ve ihmâl edildiğini fark eder. Bu tespitlerinde Paris’te pedagoji eğitimi(1872) almasının ve Avrupa medeniyetini yakından tanıma fırsatı bulmasının büyük etkisi olmuştur. Paris’te 1874’e kadar kalır ve buradaki tespitlerini İstanbul’da neşrettiği “Avrupa Medeniyetine Bir Nazar-ı Muvasene” adlı risâlesinde dile getirir. Daha sonra İstanbul’a zâbit (subay) olmak için gelir. Müracaatı kabul edilmemiştir. Fakat burada aydınlarla tanışma fırsatı bulur ve milletine gazetecilik yoluyla hizmet etmeye karar verir.
 
 
Hızla modern okullar açmanın, dergiler ve gazeteler çıkarmanın, halkı aydınlatmanın gerekliliğini anlayan Gaspıralı, Rus hükümetine gazete çıkarmak için başvurur ancak reddedilir(1879). 1881 Şubat’ında Rusça çıkan Tavrida gazetesinde “Genç Molla” imzasıyla “Rusya Müslümanları” başlıklı makaleler yazar. Rus idâresinde yaşayan Türklerin haklarını savunur. Rus hükümeti 8 Mayıs 1881’de “Tonguç”, 5 Ağustos 1882’de “Mir’at-ı Cedîd” adlı mahallî mecmuayı çıkarmasına izin verir. Gazete çıkarmak için maddi sorunlar yaşayan Gaspıralı Tatar zenginlerinin ve eşi Zühre hanımın desteğiyle 10 Nisan 1883’te “Tercüman” gazetesini çıkarır. “Dilde, fikirde ve işte birlik” parolası ile başlattığı bu mücâdelede ilk gerçekleştirmek istediği eğitim hayatının düzene sokulmasıdır. Bu fikirle “Usûl-ı Cedîd” okulları açar.
 
 
 
Tatarların yeni usûlde mektepler açmaları kolay olmamıştır. Çünkü mutaassıplar, bu usûl bizi Ruslaştırmaya götürecek, İslâm’ı yok edecek gibi korkularla buna karşı çıkmışlardır. Bundan başka, Çar hükümeti Tatarların çağdaş ilme sahip olmalarını istememektedir. Fakat bütün bu engellere rağmen, Usûl-ı Cedîdle öğretim yapan mektepler yayıldıkça yayılır. Bunda, bu mekteplere maddî destek sağlayan zenginlerin ileri görüşlü olmaları büyük rol oynadı. Çünkü Çar hükümeti Tatar mekteplerine para vermediği için bu okullar zenginlerden ve halktan toplanan paralarla öğretimini yürütüyordu.
 
 
 
19. yüzyılda kitap basımı, gazete ve dergi çıkarımı konusunda büyük bir artış meydana gelmiştir. Kazan’da 3500 çeşit kitap basılmış tirajı 23 milyon 500 bin olmuştur. Bu sayıya Kazan’ın dışında yaşayan Tatarların bastırmış olduğu kitapların sayısı dahil değildir. 1804 yılında Rusya’da Kazan Üniversitesi açılır. Üniversitede Arkeoloji, Tarih ve Etnoğrafya Derneği’nin üyeleri olan N. Firsov, Spilevskiy, Berezin ve Katonov gibi tanınmış ilim adamları vardır. Bunların yanı sıra Ş. Mercanî, K. Nasırî, İ. Halfin gibi Türk ilim adamları da ders veren hocalar arasındadır.
 
 
 
Eğitim reformunun hızlanması üzerine bir üniversitede Türk lehçeleri ve ilâhiyat üzerinde çalışan Rus profesör Nikolay İlminskiy, Gaspıralı’nın uygulamalarını ve fikirlerini engellemek için girişimlerde bulunmuştur. Nikolay İlminsky, 25 Mayıs 1876’da “çeşitli işaretlerle harekelenmiş Rus alfabesinin” Müslüman Türklerin kullandığı ayrı lehçelere uygulanmasını teklif etti. Bununla da yetinmeyen İlminsky, “müşterek bir Türk Tatar dili yerine, her bir boy için boy şivesinin ana dil olarak kabul ettirilmesini” ileri sürdü.  Fakat Gaspıralı’nın bir nevi Türk Rönesans’ı diyebileceğimiz yenilik hareketlerini engelleyememiştir. Tercüman gazetesi Kazan’dan İstanbul’a Balkanlar’dan Türkistan illerine kadar Müslüman halk tarafından en çok okunan gazete olmuştur.
 
 
Gaspıralı’nın tesiriyle Rusya Türkleri arasında yetişen önemli şahsiyetler şunlardır: Ahmed Ağaoğlu, Yusuf Akçura, Mirza Fetih Ali Ahundof, Ziyaeddin Fahreddin, Fatih Kerimov, Musa Carullah, Sadrî Maksûdî, Ayaz İshakî v.s.
 

19. yüzyılda Tatar cedidçilik hareketlerinin önemli isimlerinden Abdulnnasîr Kursavî, İbrahim Halfin, Şehabeddin Mercanî ve Kayyum Nasırî’den bahsetmek yerinde olacaktır.
 
Abdulnnasîr Kursavî, Kazan vilâyeti Kursa köyünde 1771 yılında doğmuş, 1812 yılında İstanbul’da vefat etmiştir. İlk tahsilini Meçkere’de Molla Muhammed Rahîm Ahund’un yanında, sonra Buhara’da yapmıştır. Daha sonra kendi köyüne geri dönerek büyük medreseler yaptırmış ve birçok talebe yetiştirmiştir.
 
 
Rusya içindeki Türkler arasında 19. yüzyılda başlayan reform ve yenileşme hareketlerinin öncülerinden olmuştur. Eserlerinin çoğunu Arapça yazmış, Tatarca olarak Heftiyek tefsiri (Kur’an’ın yedide biri) adlı eseri kaleme almıştır. Taklidçi ve kelâmcıları  tenkîd eden Kursavî, cedîd hareketine uygun medreseler açmayı ve kitap yazmayı teşvik etmiştir. Fakat İslâm dünyasındaki geriliğin ve taassubun çok kuvvetli olması sebebiyle, fikir hayatında topyekûn ıslahat hareketleri ancak Kursavî’den sonraki devirlerde mümkün olabilmiştir.
 
 
Diğer önemli şahsiyet İbrahim Halfin (1778-1829)’ dir. Kazan üniversitesi profesörlerinden olan Halfin, tarihî araştırmalarıyla tanınır. Pek çok kıymetli esere imza atmıştır. 1819’da Rusça olarak yazdığı Ahval-i Çingiz Han ve Aksak Temir ile şöhret kazanan Halfin’in diğer eserleri Prof. Fren’in idaresinde yayımladığı, Ebu’l Gazi Bahadır Han’ın Şecere-i Türkî’sidir. Onun tarihî araştırmalara olan ilgisi dedesinden kalma gelenek olabilir. İbrahim Halfin’in dedesi Sait Halfin (? -1758) Kazan silâh ve teçhizat deposunun idaresinde tercüman olarak çalışmış, II. Katerina tarafından 12 Mayıs1769 tarihinde “Vilâyet tercümanı“ ünvanı alarak Kazan gimnaziyumunda (sonra 1.Kazan Lisesi) Tatar dili öğretmeni olarak tayin edilmiştir.
 
 
Sait Halfin’in 1774’te Moskova’da basılan 52 sayfalık Tatar Tili Elifbası adlı eseri ilk Türkçe telif eserdir. Sait Halfin’den sonra Kazan lisesinde Tatarcayı oğlu İshak, daha sonra torunu İbrahim okuttular.
 

İbrahim Halfin ilk Tatar alfabesini hazırlamış ve bu eseri 1778 yılında Moskova’da basılmıştır. Bundan başka Tatarcanın Grameri ve 25 bin kelimeden oluşan Rus-Tatar sözlüğünü hazırlamıştır.
 

Tatarlar arasında Cedidçilik hareketinin önde gelen isimlerinden biri de Şehabeddin Mercanî’dir. Yapacı köyünde 3 Ocak 1818’de dünyaya gelen Mercanî’nin babası Bahaeddin Hazret’tir. Bahaeddin Hazret Yapacı köyünde imamdı. Mercanî küçük yaşta babasının medresesinde okuyarak ilim ve feyz aldı. 16 yaşında babasının medresesinde öğretmenlik yapmaya başladı. 21 yaşında tahsil için Buhara’ya gitti. Fakat Buhara’da tarih, coğrafya v.s. ilimden sayılmıyor, ancak dinî ilimlere önem veriliyordu. Bu hususu Alâm ebna ud-Dahr fi-Ahvâl ehl-i Maveraünnehir adlı eserinde belirtmiş ve Kazan’da tepkilere sebep olmuştur.
 
 
Mercanî 11 sene Buhara’da ayrıca iki sene Semerkand’da kaldıktan sonra 21 Mayıs 1849’da Kazan’a geldi. Kazan’ın 1. mescidinin imamının istifa etmesi nedeniyle imamlığa aday oldu. Mahkeme-i Şer’iyye tarafından imamlığının tasdik edilmesi üzerine 30 Mart 1850’de 1. mescide imam hatip ve müderris olarak tayin edildi. Ünü artan Mercanî mollalar tarafından hoş karşılanmıyordu. Çünkü Buhara’da tahsil görenler en ileri gelenlerden sayılırdı. Bu mekteplerde okuyanlar eski usûle bağlı kaldılar ve müderrisliklerinde de hiçbir değişiklik yapmadan asırlardan beri alışılagelen sistemi harfiyen uyguladılar. Hocalarından duymadıkları, görmedikleri hiçbir yeniliği kabul etmediler. Ruslaşmaktan korkarak sıkı sıkı dine sarıldılar. Mercanî ise bu durumun tersine her yeniliği takip edip yaymaya çalıştı. 1870 yılında yeni bir kanunla medreselerde Rusça okutulması mecburiyeti kondu. Mollalar buna karşı çıkarak Mercanî Rusça okutulması mecburiyeti öğrenmenin faydalarını düşünerek bu işe karşı çıkmadı. Radloff’un ricasıyla Uçitelskaya Şkola (Muallim Mektebi)’da din ve tarih dersleri verdi(12 Eylül 1876). 9 yıl ders okuttuktan sonra bu mektebin Ruslara yarar sağladığını düşünerek 1884’te istifa etti. Mercanî, İbn Haldun’un tarih felsefesini benimsemiş, bu anlayışla Kazan Türklerinin tarihini incelemeye ve tarihçilik geleneğini kurmaya çalışmıştır. İdil Bulgar Türklerinin ve Kazan Tatar Türklerinin tarihi üzerine Türkçe olarak kaleme aldığı eser Radloff tarafından Rusçaya çevrilmiştir.
 
 
O milletini düşünen, halkın cehaletten kurtulmasını, dinin doğru şekilde tatbik edilmesini isteyen ve Kur’an’ı herkesin okuyup anlamaya hakkı olduğunu düşünen bir din adamıdır. Mercanî Rus dilini öğrenmeyi desteklese de, bunun tehlikeli yönlerini görmüştür. Bu yüzden Tatarların Rusçayı öğrenmeden önce Tatarca ve Arapçayı okuyup yazmayı öğrenmeleri gerektiği görüşündedir.
 
 
O bir Tatar milliyetçisi idi. O tarihini bilmeyen ve onu kabul etmeyen bir milletin tam hukuklu bir millet olmayacağını söylerdi. Olayları ve gerçekleri objektif şekilde analiz yapmayı telkin ederdi. Çünkü gelecek nesillerin karşısında sorumluluk duymaktaydı. 72 yaşında vefat eden Mercanî’nin asıl büyük eserleri ölümünden sonra yayınlanmıştır ve Mercanî kendinden sonra gelen pek çok yazar ve düşünürü derinden etkilemiştir.
 
Tatar cedidçilik hareketinin diğer önemli bir ismi Kayyum Nasırî’dir. 15 Şubat 1825 tarihinde Kazan’ın Züye kasabasının Şırdan köyünde doğdu. Dedeleri ve babası bölgenin tanınmış âlimlerindendir. Babası küçüklüğünden itibaren Nasırî’ye temel din bilgilerini öğretti ve onu Kazan’a götürerek Beşinci Mahalle (Ak Mescit) medresesine verdi. 1855’e kadar burada dinî öğrenim gören Nasırî Arapça, Farsça ve gizli gizli Rusça öğrendi. Medreseyi tamamladıktan sonra Duhovrıy Uçilisçe ve bu okulun devamı olan İlâhiyat Akademisi’nde Tatarca öğretmenliği yaptı.
 
 
1871 yılında işten uzaklaştırıldı. 1873’te Radloff’un yardımıyla Uçitelskaya Seminarya’da yeniden Tatarca dersleri vermeye çalıştı. 1879’a kadar bazı Rus mekteplerinde öğretmenlik yaptıktan sonra görevini bıraktı ve ömrünün sonuna kadar başka herhangi bir resmî işte çalışmadı. Geçimini tercümanlık yaparak kitaplar yazarak sağladı.
 
Nasırî’nin eserlerinde edep ve ahlâk meseleleri ön planda durmaktadır. Ona göre geri kalmışlıktan kurtulmak için sadece eğitim öğretim yeterli değildir, insanın ahlâki yönden de kendini geliştirmesi gereklidir.
 
 
O filoloji, lenguistik, tarih, etnoğrafya, folklor, coğrafya, pedagoji ve metodoloji vb. alanlarda büyük hizmetler yapmış, Tatar Türklerinin ilk müsbet ilimler mektebinin temellerini atmış bir âlimdir.
 
 
Tatar Türkleri için yeni bir yazı dili ve edebiyat oluşturma çabası içine girmiştir. Bu edebiyat dilinin kaynağı olarak halk dilini esas almış ve bu düşüncesini kuvvetlendirmek için folklor ve halk edebiyatı metinleri derlenmiştir.  Kırk Bahça, Fevahihü’l – Cülesa adlı eserlerini bu derlemelerden meydana getirmiştir. Dilin gramer kısmıyla ilgili olarak Unmezec (Örnek) ve Kavaidü’l – Kitabet adlı eserlerini yazmıştır. Kazan Kalenderı adıyla bir salname hazırlamış, Arapça ve Osmanlı Türkçesi ile yazılmış bazı eserleri oluşturmaya çalıştığı yeni ilmî terimler için Tatarca kelimeler bulmaya çalışmış, bulunamadığı takdirde Arapça ve Farsça kelimeleri muhafaza etmek gerektiğini savunmuştur.             
 
 
SONUÇ :
 

19. yüzyılda Tatar Türkleri Çar hükümetinin Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırma çabalarına karşın millî benliklerine sahip çıkmayı başarırlar. Tatar Türklerinin bu dönemde mektep, medrese, basımhane, neşriyat girişimlerinde büyük bir artış görülür. Bu durum diğer Türk devletlerini etkililer ve Türk dünyasında hareketlenmeler başlar.
 
 
Bu faaliyetlerden rahatsızlık duyan Rus devleti 20. yüzyılda politika değiştirerek İmparatorluğu korumak için yeni usuller geliştirir. Rus İmparatorluğunu ayakta tutmak için hürriyet, eşitlik gibi kavramlardan uzaklaşıp Tatar Türklerini asimile etme yollarını ararlar. Bu şartlar altında Tatar Türkleri 20. yüzyıla girer.     
 
  KAYNAKÇA
 
Agi, Ferit, XIX. Yüzyıl’da Tatar Türklerinde Cedidçilik (Millî Yenileşme) Hareketi, Türk Dünyası Araştırmaları, (57), Aralık 1988, 84-96 ss.
 
Saray Mehmet, Türkiye Dışındaki Türklerin Basın Hayatı (XIX. Asır), Türk Kültürü Dergisi, sayı 287, Mart 1987, syf. 129-137.
 
Türk Dünyası El Kitabı, Ankara, 1976.
 
Özkan Fatma, Abdullah Tukay’ın Şiirleri, İnceleme-Metin-Aktarma, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları:136, seri: IV- sayı: A.38, Ankara, X+ 958s.
 
Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 18. cilt, Tatar Edebiyatı II, Kültür Bakanlığı, Ankara, 2001, 275 ss.
 
Çağdaş Türk Lehçeleri, Akçağ Yayınları, Ankara, 2004, s. 166.
 
Türk Dünyası Üzerine İncelemeler, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 357-358.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.058 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.