NEJDET SANÇAR MAKALELERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2017, 00:27:14


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 [3]
  Yazdır  
Gönderen Konu: NEJDET SANÇAR MAKALELERİ  (Okunma Sayısı 16575 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #20 : 09 Ekim 2015, 22:58:06 »


"Nejat'ı" yayınevi yanlış yazmışlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #21 : 09 Ekim 2015, 23:11:18 »

Bazı hayvanlar bazı milletlere sembol olmuş; kimi kartalı, kimi aslanı, kimi horozu benimsemiştir. Türk’ün tarihî sembolü de bozkurttur. Bu çeşitli semboller arasında birbirine en uygun düşen, muhakkak ki, kurt ile Türk’tür. Çünkü kurt, hayvanların en sert pençelisi; Türk de milletlerin en yiğitidir.

 Bozkurt, Türk’ün sadece sembolü değil, aynı zamanda yol göstericisidir. Türk edebiyatının en eski eserleri olan millî destan parçalarımızda bozkurt, bu özelliğiyle görülür.

 Oğuz Kağan destanında bozkurt, kağanın ve Türk soyunun kılavuzudur. Türk orduları savaşa giderken, boz yeleli kurt, her zaman önlerindedir.

 Ergenekon destanında da kurt, yol göstericidir. Türk’ü Ergenekon’dan çıkarır, kurtarır.

 Tarihimizde büyük başbuğların, bozkurt diye adlandırılmasının sebebi budur. Çünkü onlar da Türk’ün yol göstericileri, Türk’ü mutluluğa götüren varlıklardır. Yabancıların dahi bu deyimi benimsemelerinin sebebi de bundan başka bir şey değildir. Atatürk hakkında İngilizce olarak yazılmış ünlü bir eserin adının Bozkurt olması, eser sahibi yabancının, İstiklal Savaşı başbuğu Mustafa Kemal’i, kılavuzluk eden bir baş olarak kabul etmesindendir.

 Buna göre Türk milletini, bir bozkurtlar soyu olarak kabul etmek mümkündür. Onun içindir ki, Türk, ne zaman bir sıkıntıya düştü, ne vakit bir tehlike ile karşılaştı ise, bu kurtlar soyu içinden çıkan boz yelelilerden biri, topluma öncülük ve kılavuzluk etmiş; böylece milletimiz dertten, devletimiz tehlikeden kurtulmuştur.

 Tarihimizi, şöyle bir gözden geçirirsek; sıkıntılı, tehlikeli ve genel olarak buhranlı her anda, ortaya çıkmış bozkurtlar ile karşılaşırız:

 Milattan önce 3. yüzyıla kadar olan en eski çağlarda, Türkler dağınık yaşayan bir kavim halinde idiler.

Bu dağınık halde yaşayan Türkleri, büyük bir devletin manevi çatısı altında toplayacak, onları bir millet haline getirecek bir bozkurt lazımdı. Bu bozkurt, Milattan önceki üçüncü yüzyılın sonlarında ortaya çıktı. Bu bozkurt, tarihimizin ilk büyük başbuğu Mete’dir. Mete, dağınık Türk’ü millet yapan adamdır. Tarihimize ilk büyük kurtarıcı bozkurt olarak geçmesi bundandır.

 Göktürkler çağına bakalım: Çin’i de sindirip Asya’ya hakim olan Göktürklerin, bu şanlı çağlardan sonra, 630-680 yılları arasında elli yıl süren bir tutsaklık devirleri vardır. Bu karanlık devirde, Türklüğü felaketten kurtarmak için harekete geçen bozkurtlar görüyoruz. Bunların en namlısı Kür Şad’dır. Tutsak bulunduğu Çin sarayında 40 arkadaşı ile birlikte giriştiği kanlı ihtilalin gayesi, soyunu kurtarmaktı. Kür Şad, bu emelinde başarıya ulaşamadı. Fakat onun ileriye atılışından kırk yıl kadar sonra, 680’de, bir başka bozkurt Türk’ün önüne düştü. Bu kurtarıcı bozkurt 17 erle dağa çıkan ve istiklal bayrağını açan İlteriş Kutluk’tur. İlteriş, bir yıl süren savaştan sonra Türk bağımsızlığını kurtarmak suretiyle, kurtarıcı bozkurtluk şerefini kazandı.

 Daha sonraki yüzyıllara inelim; 10. yüzyıl, Türk soyundan bir bölüğün, batıya doğru kayıp Horasan’da Türkiye’nin temellerini attıkları çağdır. Oğuzlar, bu devleti kurarlarken, başlarında güçlü başbuğlar az değildi. Fakat kılavuzluk Tuğrul Beğ ile Çağrı Beğ’e düştü.

 Anadolu’nun, Türk soyuna ikinci bir anayurt, ikinci bir ebedi vatan olması için, o toprakları ellerinde bulunduranların bellerinin tamamen kırılması gerekiyordu. Alp Arslan, Malazgirt’te engeli yıkan Türk ordusunun başında bu görevi yaptı.

 Sonra, birinci haçlı seferleri yılarındaki o büyük tehlike… Batının Hıristiyan dünyası, tam bir dinî taassupla ve İslam dininin kökünü kazımak gayesi ile, birbiri ardına gelen seller gibi Anadolu topraklarından geçip emellerine ulaşmaya çalışırken, Türkiye’yi korumak vazifesini yapan küçük kuvvetin başında, Selçuklu çağının yiğit oğlu Kılıç Arslan bulunmuştu. Yüz binlerce haçlının yok edilmesi ve Anadolu’nun yine Türk’ün elinde kalması ile sonuçlanan bu savaşlarda, Türklük, kurtarıcı bozkurtunu bu yiğit oğlunun şahsında bulmuştu.

 
13. yüzyılın karışık yıllarında, Türk soyuna kılavuzluk eden yeni bir bozkurtla karşılaşıyoruz. Bu bozkurt Çengiz Kağan’dır. Çengiz, Türk soyunu bir bayrak altında toplayıp dünyanın en güçlü imparatorluğunu kurarken parolası şu olmuştu: “Nerede bir Türk varsa, oraya..”

 
Türkiye’nin, Osmanlı hanedanı çağının büyük askerî dehaları ve devlet adamları Fatih, Yavuz ve Kanunî de, 15 ve 16. yüzyıllarda aynı görevleri yaptılar. Türkiye büyümek ve düşman bir dünyaya karşı, sınırlarını gerekli yerlere kadar uzatmak zorunda idi. Bu büyük sultanlar, bu vazifenin yapılmasında kılavuzluk, başbuğluk, bozkurtluk ettiler.

 
Ve nihayet, Birinci Dünya Savaşından yenik çıktıktan sonra Anadolu’da yaptığımız İstiklal Savaşı… Bu savaş, bozkurtlar soyunun ölüm-kalım kavgasıydı. Bütün milletin, bir iman ordusu halinde birleşip düşmanı yere serdiği o büyük mücadelenin başbuğu, kılavuzu, yani bozkurtu da Gazi Mustafa Kemal oldu.

 Tarihin bu olaylarından şu gerçek ortaya çıkmaktadır: Türk soyu; buhranlı, sıkıntılı ve tehlikeli anlarında, içinden, kendisine kılavuzluk edecek, öncülük yapacak kişileri mutlaka çıkarmaktadır. Tarih boyunca, gerektiği her an, Türk soyunun böyle bir kılavuza sahip olmasının sebebi budur.

 
Bir milletin, lüzumlu her anda içinden bir öncü çıkarabilmesi, bu özellikteki kişilerin, arasında her zaman var olmasıyla mümkündür. Yani Türkler, bütün yüzyıllar boyunca, kendilerine kılavuzluk edebilecek başbuğlara sahip olmuşlardır. Ancak bunlar, gerektiği zaman ortaya çıkmışlardır ve çok kere de tek kişi olmuşlardır. Bu da, büyük olayların tek başbuğ ile yürütülmesi gereğindendir.

 
Mete zamanında, Türk soyu içinde, o güçte belki başka kılavuzlar da yaşamıştır. Kür Şad’ın arkadaşları içinde, onun kadar gözü pek yiğitlerin bulunması imkansız değildi. Türkiye kurulurken ve yeni vatanda yerleşilirken, Oğuzlar arasında daha ne yiğitler, ne büyük yaratılışlar vardı. İstiklal Savaşında da kudretli askerlerin sayısı az değildi. Fakat kılavuzlar çok kere tek oldu.


İşte bu, Türk soyuna mahsus bir hayat gerçeğidir. Türk milleti, böyle bir talihe ve dolayısıyla böyle bir yaşama gücüne sahip olduğu içindir ki zamanı gelince kahramanını ortaya çıkarabilmektedir. Bu kahraman kurtarıcı bozkurt olmaktadır.


 Türk milleti bugün de, büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Bu tehlikenin ne olduğunu ve korkunçluğunu, kör olmayanlar görüyor, biliyor. O halde, kılavuzun ortaya çıkması zamanı gelmiş bulunuyor.

 
Bugüne kadar Türk’e öncülük yapanlar büyük kahramanlar, büyük devlet adamları, büyük askerlerdi. Fakat bugünün kılavuzunun, bunlardan gayrı bir başka manevi güçle pusatlanmış olması gerekiyor. Bu manevi güç, milliyetçiliktir.

 Evet, artık, kurtarıcı bozkurtlar, muhakkak milliyetçi, Türk milliyetçisi olacaktır. Türk milliyetçisi olmayanlar, başka hangi meziyetlere sahip bulunurlarsa bulunsunlar, kurtarıcı bozkurt olamayacaklardır.


 Bozkurt, milli destanlarımızda nasıl efsanevi bir yol gösterici ise, kurtarıcı bozkurt da tarihimizde öyle bir gerçek kılavuzdur.

 Kurtarıcı bozkurt, Türk’ün tarihi dolduran hayat gücünün sembolik bir ifadesidir.

 Türklük bugün böyle bir güçlü kılavuza muhtaçtır. Bu öncü, tarih boyunca olduğu gibi, bugün de çıkacaktır. Muhakkak çıkacak ve vazifesini yapacaktır. Bundan şüphe etmek Türklükten şüphe etmek gibi bir şeydir.

 
ÖTÜKEN; 21. SAYI; 24 EYLÜL 1965
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #22 : 15 Ekim 2015, 13:48:48 »

KOMÜNİST NEDİR?

Cehennem ülkesinin dışında komünist; vicdanını bir efendiye satmış sadık bir köpek, çevresine zehir akıtmakla vazifeli bir yılan, üzerinde yaşadığı yurdun ufuklarını boğuk seslerle dolduran bir baykuş kör gırtlağını doyurduğu yurduve o yurdun insanlarını korkunç kızıl cehennemin alevinde yakıp bitirmek isteyen bir hain, sözün kısası böyle nice kötülükleri şaşılacak bir ustalıkla nefsinde toplamış iğrenç bir varlıktır.


Komünistin vazifesi, üzerinde yaşadığı yurdu, kızıl cehenneme eklemek için çalışmaktır. Milliyeti insanları birbirine katan bir fikir, dini modası geçmiş geri bir düşünce, aileyi iptidaîlik, ahlâkı ve namusu burjuva uydurması şeyler
olarak gösterir; sanatın türlü kollarında türlü acaipliklerle millî zevki yıkmaya uğraşır ve milleti millet yapan her şeye
saldırırken tek gayesi cemiyeti içinden çökertmek, efendisinin tanklarla yapacağı yürüyüşte imkân nispetinde
az engelle karşılaşmasını sağlamaktır. Fakat komünist bunu yapmava çalışırken maksadını hiç de belli etmez. Çünkü o,
bütün ülkelerde bulunan komünist okulundan ders alarak yetişmiş kurnaz bir tilkidir. Bu tilkinin yüzünde öyle bir
maske vardır ki çevresinde bulunan masumların ve fikirsizlerin kalplerine zehirini akıtırken, gönlü hamiyetle
dolup taşan bir insan, bir halk dostu olarak gözükür. Onun içindir ki köy ve köylü dâvası diye tepinir, ezilen amelenin
hakkı diye palavra savururken, yüzündeki maske onu çok kimselere hattâ bir kahraman gibi gösterir. O maskenin al tındaki yüzden haberi olmıyanlar bilmezler ki, bu patırdılar cemiyette hoşnutsuzluk, karışıklık yaratmak ve milletin
fertlerini birbirine düşman etmek için yapılan sistemli oyunlardır. Komünist; onda dokuz, içinde yaşadığı milletin soyundan
değildir. İçinde yaşadığı millet ile aynı soydan olanların ise çoğu deli, mütereddi, akılsız, yani tam bir insan olmak vasfını taşımaktan uzak zavallılardır. Komünistin ne olduğunun örneklerini son yıllarda bol bol gördük. O, dünyanın karşısına her yerde başka ad ve başka unvanla çıktı. Fransa'da Thorez oldu, Yugoslavyada Tito oldu, Yunanistan'da Zaharyadis, Arnavutluk'ta Enver Hoca, Amerikada Wallaee adını aldı; fakat bu türlü türlü adlar ve başka başka unvanların üstünde her yerde aynı müşterek vasıfla, satılmışlık ve vatansızlık müşterek vasfı ile, gözüktü. Yalnız bu vasfını gizlemek için de iğrenç suratına şirin bir maske takmaktan geri kalmadı. İnsanları felâkete götürecek olan şey, işte bu şirin maskeyi o satılmışların asıl suratı sanmaktır. Çünkü o zaman karşınızda insanlık sevgisiyle çarpan bir kalp var sanırsınız. Fakat o şirin maskeyi parçalayıp da o soytarıların iğrenç suratlarını meydana çıkarabildiniz mi, tüyleriniz diken diken olarak görürsünüz ki karşınızdaki, insan kanı dökmekten zevk alan bir canavardır. Ve bir milliyetçi veya herhangi bir namuslu insansanız, onun kanlı dişlerini geçirmek istediği boğazlar arasında sizinki de vardır.

Kür Şad, Sayı:3, 1947
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #23 : 03 Kasım 2015, 18:13:56 »

Milliyetçilik Düşmanlığının çirkin bir tezahürü

Geçen ayın son günlerinde Ankara okullarından birisinde üzücü bir hâdise oldu. Gönülleri, milletlerinin sevgisiyle dolu iki gence, sudan bir bahane ile okullarından on beş ve birbuçuk aylık sürelerle uzaklaştırılma cezaları verildi. Bu iki Türk çocuğunun ders yılı sonunda, en küçük bir suçlan dahi yokken, böyle bir cezaya çarptırılmalarının sebebi, bir Türk dostu yabancının, Türk'ü uyarıcı
ve övücü sözlerini arkadaşlarına okutmalarıdır. Hâdise, korkunç bir zihniyetin eseri ve neticesi olduğu
için, üzerinde durmak gerekmektedir. Anlaşılmış bulunuyor ki, bu çocukların günahları, birer ferdi bulundukları bu büyük ve fakat talihsiz millete karşı gönüllerinde taşıdıkları temiz sevgidir. Bu iki temiz Türk yavrusunun, öğrenim hayatlarını baltalamak isteyen ise, millet sevgisinin, yani milliyetçiliğin mânâsını anlayamayacak ve ona karşı olacak kadar zavallı, fakat korkunç
zihniyettir. Çocukların ellerinde görülen mumluya yazılmak suretiyle çoğaltılmış kâğıtlar, ilk bakışta, yıkıcı kuvvetlerin
propaganda vesikaları sanılmış olabilir. Fakat resmî makamlara verilen haber üzerine emniyet birinci şube mensuplarının yaptıkları inceleme sonunda, bunun masum ve teiniz bir Türklük sevgisi hareketi olduğu anlaşılmıştır. Bu durum karşısında, bu iki ülkücü Türk gencine verilen cezaların nasıl bir maksadın ve niyetin ürünü olduğu, gün gibi meydana çıkmaktadır. Evet, cezalar hususî bir maksadın neticesidir: Çünkü, emniyetçe yapılan araştırmaların ve incelemelerin sonunda gençlerin en küçük bir suçları ve kötü maksatları olmadığı meydana çıkmış ve bu sonuç okulun da malûmu olmuştur. Çünkü, suç delili (!) gibi kullanılmak istenen bir iki kâğıt, bir Türk dostunun vatansever bir Türk'e bundan elli yıl önce söylediği, milletimizi övücü ve uyandırıcı sözlerdir.
Çünkü, bu sözler, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bugünkü milliyetçi bir üyesinin hazırlamış olduğu bir kitaptan alınmıştır.


Çünkü, bu kitap, Millî Eğitim Bakanlığının resmî eserlerinden biridir. Buna göre bu hâdisede eğer ve mutlaka bir suçlu aramak gerekiyorsa, suçlunun kimler olacağı artık kendiliğinden meydana çıkmaktadır. Evet, gerçek şudur: Bu iki genç, Türklüğü yıkmak isteyen hain zihniyete ve hainlere karşı açılmış fikir savaşının binlerce mücahidinden kisidir. Mücadeleleriyle çevrelerinde geniş bir Türklük atmosferi yaratmışlardır. Son hareket, bu millî atmosferi dağıtmak veya hiç değilse şurasında burasında gedikler açmak isteğinin neticesidir. Çünkü, bu iki Türkçü genç, aldıkları cezaların sonunda, imtihanlarına giremeyecekler
ve bunun neticesinde yatılılık haklarını kaybedip okuldan çıkarılacaklardır. Bu neticeyi gören gençlerden, hiç olmazsa bir kısmı, yılarak (!) Türkçülük saflarından uzaklaşacaklar (!) dır. Fakat, Türkçülüğe karşı 1944 te açılmış ve bugüne kadar devam ettirilmiş haçlı seferlerinde, bu seferlerin kızıl vicdanlı donkişotlarından hangisi tam bir başarı kazaııabilmiştir? Onun içindir ki, bu iki temiz ve ülkücü Türk evlâdının öğrenimlerini baltalamak kötü maksadı da neticesiz kalacaktır. Nekadar ustaca ve iblisçe dolaplar çevrilirse
çevrilsin, bu çalışkan ve zeki gençler, öğrenimlerine devam edeceklerdir. Bunu dostlar gibi düşmanlar da görecektir. Abdurrahman Çelik ve Turan Şahin, büyük bir dâva ordusunun iki genç çerisidir. Ne mutlu onlara ki, bu yaşlarında bu büyük dâvanın gazisi olmak şerefini kazandılar.

Türkçülük düşmanı hain zihniyet şunu bilmelidir ki, bu dâvanın genç çerileri, bu yolda şehit olmayı da şeref, en büyük şeref sayan imanlı gençlerdir. Bütün milliyetçi ve vatansever Türklerin duygularını da dile getirdiğime inanarak, Abdurrahman'ı ve Turan'ı
en sıcak sevgilerle tebrik ediyorum. Milliyetçi gençler! Yarın, sizin gönül verdiğiniz büyük dâvanındır.

Ankara, 3 Haziran 1962
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #24 : 03 Kasım 2015, 18:33:21 »

Osman Sabri Adal yenilgiyi kabul etti


OSMAN Sabri Adal, şahıs ve zümre çıkan temeline dayanan particilik gayretiyle yaptığı uygunsuz hareket üzerine, kendisine hitaben yazdığım açık mektuba cevap veremediği gibi, bu açık mektupta sözü geçen hususlar hakkındaki bildirimi de sükûtla karşıladı. Bunun tek mânası, yenilgiyi kabul etmektir. Esasen kendisi için yapılacak başka bir şey de düşünülemezdi. Çünkü 1944 kepazeliğine ait bu meseleler üzerinde ve umumi efkâr önünde açık bir tartışmaya girişmesi imkânsızdı. Tartışmak üzere ortaya çıksa ne diyebilirdi? işkencelerin ve diğer kanun ve vicdan dışı hareketlerin yapılmadığım söyleyebilir miydi? Elbette ki söyliyemezdi.
Çünkü bütün bu hareketlerin isbatı karşısında insan içine çıkamıyacak kadar küçük bir duruma düşmesi mukadderdi.
Böyle bir inkâr yoluna sapamıyacağına göre, bütün o vicdansızca hareketlerin yapıldığım mı kabul edecekti? Elbette
ki böyle bir mertliği de gösteremezdi. Yâni yukarı tükürse bıyığı, aşağıya tükürse sakalı bulunduğu içindir ki, susmayı uygun buldu. Sustu ve tuşu kabul etti. OSMAN Sabri Adal'ın, bu uygunsuz hareketinden dolayı pişmanlık ve üzüntü duymuş olmasını temenni ederim. Eğer duyduysa, insanlık ruhunu inciten bu gibi yakışıksız hareketlere bir daha girişmemek suretiyle gelecekte de zor ve utanılacak durumlara düşmez. Çünkü, meseleyi, çevresindekilere ne şekilde izaha çalışırsa çalışsın, ortada hiçbir sebep yokken bir insanın vasiyetnamesinin açıklanmasını, vicdanlara iyi bir hareket olarak kabul ettiremez. Vasiyetname,
bir insanın mahrem fikirleri demektir. Bu mahrem fikirler, ancak sahibinin ölümünden sonra ve vasiyetnameyi açmaya yetkili kimse veya kimseler tarafından bilinir ve öğrenilebilir. Bu sebepten Osman Sabri Adal, Atsızın, 1941 in tehlikeli günlerinde eşi ve oğlu için yazmış olduğu vasiyetnamenin bâzı parçalarını gazeteler vasıtasiyle açıklamakla çok büyük ayıp etmiştir. Bu büyük ayıbı şahıs ve zümre çıkarma dayanan particilik düşüncesiyle yapması ise ikinci bir ayıptır. Sonra kendisinin bu vasiyetnamenin fotokopilerini nereden elde etmiş olduğu da düşünülecek bir meseledir. Çünkü bu fotokopilerin, Turancılık dâvası dosyasında olması lazımıdır. 1944'te Savcı Kâzım Alöç, bu fotokopileri bizlere göstermişti. Ve, «Aslı dosyada varken bunlara ne lüzum
var?» sorusuna da, malûm boşboğazlığı ile, fotokopilerin Cumhurbaşkanına gösterileceği ve sonra dosyaya konacağı
cevabını vermişti. Bu duruma göre, Osman Sabri Adal, 1944 kepazeliğine ait dâva dosyasında bulunması gereken bu fotokopileri nasıl elde etmiştir? Bunları, Emniyet Umum Müdürlüğü salâhiyetiyle dosyalardan kendisi mi almıştır, yoksa
fotokopiler kendisine başkaları tarafından mı verilmiştir? Vasiyetnamenin, umumi efkâra açıklanmasmdaki vicdanlan ve insnalığı inciten ayıbı yanında, bu da üzerinde durulması gereken bir husustur. Eğer Osman Sabri Adal yenilgiyi kabul ederek susmuş olmasaydı, daha ele alınacak böyle bir çok mesele vardı. Fakat pes demiş bir güreşçiye yeniden künde atılamıyacağı için bunları bırakıyorum.
• •

Bu son yazımı, kendisini tanımadığın) Osman Sabri Adal'a bir tavsiyede bulunarak bitirmek istiyorum. Bu tavsiye
Türk tarihi ve Türk fikir tarihi üzerinde, sathî de olsa biraz bilgi edinmeye çalışmasıdır. Bunlar hakkında yeteri kadar bilgi edinirse hem tarihî düşmanlarımızı, hem de Türkçülük adlı büyük ülkünün bu milletin var olması dâ vâsındaki yerini öğrenmiş olur. Bu suretle, Türkiyeyi yıkmak istiyenlerin bu isteklerine en büyük engel olan Türk milliyetçiliğine ve milliyetçilerine atmaya çalıştıkları çamur ların mânasını da kavrar ve praticilik gayretiyle kampanyalar açıldığı zaman da onlara katılmaktan çekinir. Çünkü ırkçılık, Turancılık, gericilik filân gibi kavramlara Kremlin»in insanlık düşmanı zihniyetine uygun mânâlar vererek
Türkçülüğe saldırmak, Türklük ağacına balta indirmekten başka bir şey değildir. Fakat Türk adlı ulu ağaç, bunca düşmanlıklara rağmen bugüne kadar nasıl ayakta kaldıysa, bundan sonra da yine kalacaktır. Ve Tann'nın Türk yarattığı
insanların bir bütün olduğuna inananlar ile yarın muhteşem bir Türk devleti görmek istiyenleri kötüleyenleı
de, bir gün tarih tarafından lanetle anılacaklardır.


ANKARA, 3 Mayıs 1962
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.983


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #25 : 06 Kasım 2015, 21:14:06 »

Kızıl Âfete Karşı Kür Şad'lık Ruhu

Türkler, uzun tarihleri boyunca türlü felâketlerle karşılaşmış, türlü belâlara göğüs vermiş bir millettirler. Tanrıya şükürler olsun ki bugüne kadar bunların hepsini alın aklığı ile savuşturmuş bulunuyoruz. Fakat, ancak bir vilayeti kadar nüfusa malik olduğumuz dev düşmanların olsun, haçlılık ruhu ile birleşen bütün bir Hristiyan âlemine karşı olsun millî varlığını her zaman korumasını bilmiş olan milletimiz, bugün uzun tamimde şimdiye kadar rastlamadığı derecede büyük bir belâ ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu belâ en büyük tarihi düşmanımızın elinde bir silah olarak kullandığı milliyet düşmanı, din düşmanı, hürriyet düşmanı, aile düşmanı, şeref düşmanı yanı kısacası insanlık düşmanı kızıl âlettir. Evet, Türk ırkı bugün, tarihinin hiç bir çağında rastlamadığı derecede büyük bir alet olan komünizm felaketinin karşısında bulunuyor. Ve yıllar var ki bir kıta büyüklüğündeki ülkelerimizi ve yeryüzündeki nüfusumuzun üçte ikisini pençesine verdiğimiz bu âfet, Türklüğün son kalesi olan dokuz yüz yıllık şanlı, Türkiyemizi de, kızıl cehenneminde eritmek için çalışıyor; didiniyor, çırpınıyor.


Mikropları içimizde dolaşmakta olan kızıl âfete karşı Türklüğü korumak tarihî vazifesi omuzlarına yüklenmiş bulunan bugünkü Türk nesli, bu vazifeyi tam olarak yapabilmek için Kür Şad'lık ruhu ile dolup taşmak zorundadır. Çünkü Türklük, yaşamak için bugün bu ruha her zamandan çok muhtaçtır.

Kur Şad, bundan bin üç yüz yıl önce hürriyeti çalınmak istenen ırkını bu felâketten kurtarmak için, içinde bulunduğu imkân ve şartları düşünmeden ileri atılmış ve kendisi düşmüş, fakat Kür Şad'lık ruhunu yücelmişti. İçimizde bin üç yüz yıldan beri yaşamakta bulunan ve tarihimizin türlü çağlarında türlü şekillerde tecelli eden bu ruh, bugün yine çalınmak istenen hürriyetimizi ve yok edilmeye çalışılan millî varlığımızı elde tutacak bir silah olarak parlıyor.

Şanlı atamız Gök Türk çocuğu Kür Şad, Türklüğü kurtarmak üzere kılıcını sıyırdıktan sonra, şartlar değiştiği halde bile, onu bir daha kınına koymamış, kırk adsız arkadaşı ile birlikte ölüme karşı yürümüştü. Onun torunları olan ve onun kahraman ruhunu taşıyan bugünkü Türk nesli de, aynı mukaddes vazife ile kılıçlarını çekmiş bulunuyorlar. Artık bizim için de geri dönüş yoktur. Bu toprağa atalarının kanları ile bağlı olan Türklerin sıyırdıkları kılıç, düşman yok edilmeden kınına girmeyecektir. Vuruşacağız.
Yaşamakta olduğumuz Ölüm‐dirim savaşını zaferle bitirinceye kadar vuruşacağız. Kızıl mikrobu bütün
çirkefliği ile ortaya koyuncaya kadar, kirli suratındaki maskeyi yırtıp atıncaya kadar, onu paçavra edip bu millet ve bu topraklar için beslediği korkunç hayali, gördüğü kanlı rüyayı kendisi ile birlikte yok edinceye kadar vuruşacağız.

Türklüğün ölüm‐dirim savaşı şiddetlenmiş ve savaş yerlerine, düğüne gider gibi gidenlerin torunları kızıl düşman karşısında saflarını kurmuşlardır. Vazifemiz, saflarımız seyrelse de düşenlerin kanlarından açacak şafağa doğru yürümektir. Yürüyoruz, yürüyeceğiz. Zafer, Kür Şad'lık ruhu ile taşan Türk ırkının bugünkü neslinin elinde kalıncaya kadar yürüyeceğiz.

Kür Şad, Sayı:1, 1947 - NEJDET SANÇAR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 3.674


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #26 : 20 Ocak 2016, 05:51:42 »

Azgınlaşan Türkçülük Düşmanları

Türkçülük düşmanlığı, bu ulu fikrin Türk hayatında tesirini göstermeye başladığı 1908 sonrasından beri devam edip gelen bir sinsi ihanet şeklidir. O günden bu güne bu ihanet yolunun yolcuları olarak ortada görünenlerin büyük çoğunluğu, başka milli davaları olan azınlık ırkçılarıdır.

İmparatorluğumuzun son yıllarındaki Türkçülük düşmanlığı, daha çok dini tüle büründürülmüş olarak ele alınıyor ve İslamiyet davasını saracak bir fikirmiş gibi vurulmaya çalışılıyordu. O zamanki Türkçülük düşmanlarının çoğu, Türk olmayan Müslüman Osmanlılardı.

Cumhuriyetten sonra Türkçülük düşmanlığının bu mahiyeti değişti. Günümüzün, Türkçülük düşmanları yine azınlık ırkçılarıdır ama, artık bu azınlık ırkçıları sadece din kılığına bürünmüş Müslüman gayrı Türkler değil, sosyalist postuna sarılmış Moskofçu veya Çinci takımıdır.

Bu devrenin Türkçülük düşmanlığı, uzun yıllar, bu yüzde yüz katıksız Türk fikrinin, Türkiye’ye yabancılar tarafından sokulmuş bir siyasi fikir olduğu yalanını tekrarlayıp durmuşlardır. Bu yalanın tesirsiz kaldığını görünce yalanı, büsbütün bırakmamakla beraber, şimdi, Türk’ün bu ulu fikrini hakaret çamuru ile sıvamaya çalışmaktadırlar.

Ardı arası kesilmeyen iftiralar ve hakaretler, şüphesiz, aczin ifadesinden başka bir şey değildir. Türkçülüğü namus ve haysiyete dayanan fikir gücü ile yıkamayan Moskofçu ve Çinci takımının işi küfür ve hakarete dökmesinin sebebi budur. Çünkü kızıl, bütün maddi imkanlarına rağmen Türkçünün karşısında güçsüzdür, acizdir, yetersizdir. Bunun neticesi olarak da zavallıdır.

O takımdan birisinin Türkçülükten “eşekçe fikirler” diye bahsettiğini biliyoruz. Kızıllardan, mesela “satılmışlar” filan diye söz eden milliyetçilere; “Sizler onlara sadece hakaret edebiliyorsunuz. Onlarsa kötü laf etmeden cilt cilt eserler veriyorlar” diyen bir takım iyi niyetli ve biraz da dünyadan habersiz kişiler, Türkçülüğü “eşekçe fikirler!!!” diyen bu nazik(!) kişi ve benzerleri için acaba ne düşünürler?

Şimdi bir milliyetçi çıksa da mesela: “Türkçülüğe eşekçe fikirler demek katırca bir harekettir” gibilerden bir şey söylese, bu iyi niyetli vatandaşlar, bu edebi(!) cilveleşmenin ilk kısmını unutup, muhakkak, yine Türkçüleri suçlama yoluna giderler.

Bu şekildeki seviyesiz bir hareketle, Türkçülük elbetteki değerinden bir şey kaybetmez. Çünkü Türkçülük, bir insani fikirdir. Hem de insani fikirlerin en yücesidir. Çünkü, insan cemiyetlerinin en büyüğü olan Türk Milletinin ülküsüdür.

Ülkünün ve hele Türk soyunun ülküsü olan Türkçülüğün manasını anlamak, elbette ki, bir seviye meselesidir. Hayatında dalavere, hile ve maddeden başka bir şey tanımamış olan bir yaratık bu yüce fikri elbetteki kavrayamaz. Bir hödüğe veya cinsi sapığa büyük bir Türk hattatının bir mısraı veya şaheser bir minyatür ne ifade eder? İnsani bir gaye olan bir milli ülkü de, şüphesiz, sadece dış kılığı ile değil, iç dünyası ile de insan olan için bir mânâ taşır.

Türkiye’deki Moskofçu, Çinci veya Arapçı yaratıklar terbiyenin, nezaketin ve insani seviyenin dışına ne derece çıkarsa çıksınlar; fikri güçsüzlükten ileri gelen hakaret çamuruna ne derece sarılırlarsa sarılsınlar; yalana, iftiraya, demagojiye ne kadar kucak açarlarsa açsınlar, Türkçülük ülküsüne ne toz kondurabilirler, ne de onun yürümesine engel olabilirler.

Türkiye Türk’ü, bilhassa genç nesiller, artık uyanmıştır. Türkçülüğün günden güne bir çığ gibi büyümesinin sebebi budur. Bu çığ, eninde sonunda, Türkçülüğe düşman bütün fikir kırıntılarını ezecek ve Türk ülküsünü Türk dünyasına hakim kılacaktır.

Nejdet SANÇAR


Kaynak: Türkçülük Üzerine Makaleler – Nejdet Sançar, Devlet- Töre Yayınevi 1976
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.512


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #27 : 02 Eylül 2016, 14:41:45 »

NEJDET SANÇAR MAKALELERİ OKU.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: 1 2 [3]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.389 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.