Azerbaycan Toplumunda Türkçülük ve Onun Tarihsel Gelişim Süreci
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Ocak 2020, 22:59:54


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Azerbaycan Toplumunda Türkçülük ve Onun Tarihsel Gelişim Süreci  (Okunma Sayısı 4839 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.124


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« : 06 Kasım 2013, 14:54:17 »

Azerbaycan Toplumunda Türkçülük ve Onun Tarihsel Gelişim Süreci

Türkçülük XIX. yüzyıl sonrasında ortaya çıkmış ve XX. yüzyıl başlarında biçimlenmiştir. Türkçülük siyasetinin biçimlenmesinde Rusya Türklerinin önemli bir rolü olmuştur. Türkçülük ile Türklerin tarihte savundukları çeşitli siyasetler arasında bir ayırım yapmak gerekir; ancak Türkçülük kendisine siyaset alanı olarak, Türklerin yaşadıkları geniş coğrafyayı belirlemiştir.

Türk kökenli halklar dünyanın en kadim halklarıdır. Kuzey Doğu Çin’den başlayarak, Doğu Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir arazide yaşamışlardır. Orta Asya, Sayan-Altay dağlarının Kuzey Batı bölgesi. Yenisey ve İrtış nehirleri boyunca, Ural, Volgaboyu, Balhaş gölü, Hazar denizinin bütün etraf bölgeleri Türk soylu halkların devamlı ve tarih boyunca yaşadıkları araziler idi. Anadolu Türkleri Yakın Doğu’da almış oldukları yeni bir rol ile Orta Asya Türklerinden ayrı bir serüven izlemiştir. Asya'da Anadolu’yu, Suriye’yi, Filistin'i, Irak'ı, Afrika’da Mısır'ı, Avrupa’da Bulgaristan'ı, Sırbistan'ı. Makedonya'yı ve Arnavutluğu ve diğer birçok arazilerde kendi egemenliği altında birleştiren Osmanlı İmparatorluğu müstesna olmakla, Türk dili ve Türk kökenli halklar tarihin çeşitli dönemlerinde mevcut olmuş ve kurdukları devletlerin birçoğu da parçalanmaya maruz kalmıştır. Onlar büyük devletlerin işgalci-yayılmacı siyasetlerinin kurbanı olmuş ve egemenliklerini kaybetmişlerdir. XIX. yüzyılın başlarında Kuzey Azerbaycan 1960-1980 li yıllarda Orta Asya'nın büyük bir bölümü Rusya tarafından işgal edilmiş, Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) anlaşmaları ile Azerbaycan, Rusya ve İran arasında paylaşılmıştır. Böylece Türk dilli halklar bölünerek, yeni bir tarihi serüvene girmişlerdir..

Kafkasya ve Orta Asya’da Hanlıklar ve Devletler arasında şahsi çıkarların ve kişisel sorunların ön planda tutulması, tarikatçılık ve mezhep sorunları Türk dilli halklarının bölünmesindeki etkenler olarak değerlendirilmektedir. XI. yüzyılda Selçuk sülâlesinden olan Oğuz-Türk Kavimleri'nin Azerbaycan'a gelişi İle burada Türk dilli nüfusun sayısını önemli derecede çoğaltmıştı [1]Selçuk Türklerinin buraya kolayca yerleşmeleri, ancak kendilerinden önce gelip buralara yerleşen Türk kavimlerinin varlığı ile izah edilir. Tarihi kaynaklardan varılan sonuca göre Selçuklular zamanında ülke Türkleştirilmeye başlamıştı. Buralarda Azerî kelimesi coğrafi ayırım anlamına geliyordu. Bölgenin halkları Türk olduklarını biliyor ve Türkçe konuşuyorlardı. [2] Türkçülüğün ayrı bir kültürel ve siyasî akım olarak öne çıkması XIX. yüzyılda Batı’da yapılan Türkoloji çalışmaları ile başlamıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.124


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #1 : 06 Kasım 2013, 14:55:21 »

Osmanlı’da Türkoloji çalışmaları Devlet siyasetinden bağımsız olarak belli yenileşmeci kişiler tarafından aktarıldı. Şinasi'nin Türkçülük fikri, dilin "edebiyat1' bölümünde Ziya Paşa, "sözlük" bölümünde Ahmet Vefık Paşa, "filoloji" incelemesinde Mustafa Celalettin Paşa tarafından işlendi. Ahmet Vefık Paşa'nın "Bütün Türkçülük" tezinde Türkçülük eğiliminin belirtileri görülmektedir."' Özellikle Rusya’dan göçen bazı aydınların imparatorluğa sığınmasıyla birlikte, Osmanlı kültür ve fikir alanlarında önemli değişiklikler ortaya çıktı. Ancak Osmanlı siyasî düzeyde ortaya çıkan Türkçülük görüşüne uzun zaman şüphe ile bakmıştır. Sözgelişi daha erken tarihlerde, Mirza Feth Ali Ahundov 1857 yılında İstanbul'a gelerek Türk alfabesinin ıslahı ve değiştirilmesi ile ilgili görüşlerini Ercümen-i Fenni Osmaniye’de görüşülmek üzere Sadrazam Keçecizâde Fuat Paşa'ya sunmuş; fakat olumlu bir sonuç alamamıştır. Halbuki Azerbaycanlı ünlü yazar ve fikir adamı Mirza Feth Ali Ahundov, Türkçülük tarihinde bir ilki gerçekleştirerek tarihe, "Türkçe tiyatro yazan ilk yazar" olarak adını yazdırmıştır. Eserlerinin konusunu halk hayatından alan ve halk diliyle yani, halkın kolay anlayacağı sade bir dille eserler yazan Ahundov Batı’da "Doğu’nun Molyeri" olarak tanınmaktaydı. Buna karşılık Osmanlı’da ilgi görmemiştir.

Bazı Azerbaycan tarihçilerine göre Azerbaycan'da Türkçülüğün (Pantürkizmin) ilk tebliği, "Füyuzat" dergisi ile başlamıştır. [3] Azerbaycan'da Türkçülük hareketinin ideoloğu olarak Ali Bey Hüseyinzade bilinmektedir. Politika olarak Türkçülük 1904 yılında Mısırın başkenti Kahire’de yayınlanan "Türk" isimli gazetede Yusuf Akçuraoğlu’nun yayınlanan "Üç Tarzlı Siyaset" makalesi ile başlamıştır. [4] Makalede, Osmanlıcılık Politikasının verimsizliğinden bahsedilir ve Osmanlılar için İslamcılığın mı, yoksa Türkçülüğün mü faydalı olduğunu okuyuculara soruyordu.

Osmanlı’nın İmparatorluk dışındaki Türklerle dostluklarını artıran nokta Rusya'da yeni oluşan aydın göçmenlerin imparatorluğa sığınmaya başlamış olmalarıdır. Osmanlı belli bir dönem sonra Rusya Türkçülerinden farklı olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun vermiş olduğu imkanlardan da yararlanarak Rusya kökenli Türklere yönelik olarak Türkçülük siyaseti geliştirdi Bu elbette ki Rusya Türklerinin savunduğu Türkçülükten farklı bir anlam ve amaç taşımaktadır. Bir tarafta Türkçülük Rusya’ya karşı toplumun kendini savunma biçimi olurken, Osmanlı için İmparatorluğun vermiş olduğu siyasetten yararlanarak dünya siyasetinde etkin olma amacı taşıyordu. Ancak Rusya kökenli aydınlar, Türkçülük görüşünün siyasal bir biçim almasında önemli bir rol oynamışlardır. Kazan’da, Kafkasya'da başlayan Türkçülük hareketi Rusya İmparatorluğu sınırları çerisinde yaşayan Türkler arasında, millî ve kültürel dayanışmayı sağladı. Fakat, Rusya'da hakimiyet diktatör Stolip’in (Çar rejimini güç kullanarak korumağa çalışan Başbakanı) rejiminin eline geçince, ülkede Türkçülere karşı baskı yolunu açtı. Bu durum karşısında Türkçü aydınlar ülkelerini terk ederek diğer ülkelere akın etmeye başladılar. Türkçü aydınların en çok akın etiği ülke Türkiye idi. Onların Türkiye'ye gelmesiyle birlikte Türkiye’deki Türkçülük hareketi yeni bir boyut kazandı. [5] Giderek bu görüşler Osmanlının son döneminde Osmanlı İmparatorluğuna karşıt yeni bir biçim kazanmıştır. Ziya Gökalp'a göre; "Seçkinler sınıfı bir uyurgezer hayatı yaşıyordu. Uyurgezerler gibi iki kişilikleri vardı. Gerçek kişiliği Türk olduğu halde, uyurgezerlik hali içinde kendini Osmanlı sanıyordu. Türkçülük, bir ruh doktoru gibi, bu uyurgezeri, Osmanlı olmayıp Türk olduğuna dilinin Türkçe ve ölçülerinin halk ölçüleri olduğuna inandırdı.  [6]  Bu noktaya geliş, Osmanlıyı yabancı gibi algılama sonraları ortaya çıkan bir görüştür.

Başlangıçta Türkçülük görüşleri Rusya’da yenileşmenin (ceditcilik haretinin ) bir unsuru idi. Bu görüşleri ilk defa Rusya ile ilişkili olarak gündeme getiren de Gaspırallı idi. İsmail Bey Gasprallı Türkçülük hareketinin önder isimlerinden ve Türkçülük düşüncesinin yayılmasını ve şekillenmesini sağlayan fikir adamıdır. Türk dilli halklar arasında dini; manevi, ideolojik ile birlikte ilgili propaganda faaliyetini gazete, dergi ve eserleri aracılığıyla halka duyurmaya çalışıyordu. Fakat Gaspırallı kimine göre, Çar’ın uyguladığı “represiya”'lardan (soykırım, sürgün ve hapishaneye atma yöntemi) dolayı, halka açık siyasî faaliyetten uzak tutmaya çalışıyordu. Gaspırallı Türkçülüğü sadece kültür (dil) alanıyla sınırlandırıyordu. İsmail Bey, Türklerin kaderinin ortak dil ile değişebileceğini düşünmüştü. Ayrıca medreselerin gelişmesi ve eğitime önem verilmesini istemiştir. Bu fikirlerini Kırım'da yayınladığı "Tercüman" gazetesi ile yaymaya çalışmıştır. Gazete “Dilde, fikirde, işte birlik” parolasıyla yola çıkmış, Rusya'da yaşayan Türklerin İstanbul Türkçesini esas alarak konuşması fikrini savunmuştur. [7]

Başlangıçta doğrudan, sonraları bir başka biçimde Rus Çarlığı Türk Dil birliğini temelinden yıkacak esasları sessiz bir surette hazırlıyordu. [8] Tercüman gazetesinden sonra Azerbaycan'da Ali Bey Hüseyinzade'nin neşrettiği “Füyuzat" mecmuası Türkçü görüşlü gazete idi. Ziya Gökalp’in "Türk Milletindenim. İslâm ümmetindenim ve Batı medeniyetindenim” sloganı ile ifade ettiği manayı, Ali Bey Hüseyinzade "Türk kanlı, İslâm imanlı ve Frenk (yani Fransız) kıyafetli olalım" formülü ile beyan etmişti.  [9] Bu bir yerde siyasî ve kültürel eylem programıydı.

Füyuzat mecmuasında Ali Bey Hüseyinzade Türk ülküsü, Türk büyüklüğü ve Türk kudreti inancı üzerine makaleler yazmakla birlikte, Ruslaştırma ve Farslaştırmaya karşı da sesini yüceltiyordu. [10]  Füyuzat dergisi, Türkçülük ideolojisinin bir propaganda aracı olarak değerlendirilmektedir. Türkmençay antlaşması ile Azerbaycan, Rusya ve İran arasında paylaşılmıştı. İran ve Türkiye arazisinden Ermeni nüfusunun İrevan hanlığı da dahil olmak üzere Kuzey Azerbaycan'a göç ettirilmesi, Çarizm’in ağır müstemleke zulmü, Azerbaycan’ın  düşünce hayatının biçimlenmesi.  [11]  İran rejimi de kendi egemenliğinin dışında olan Kuzey Azerbaycan'da da Farslaştırma siyasetini sürdürmeye devam ediyordu. İran'da da Azerbaycan Türkleri ne Rusya'da olduğu gibi mahkûm, ne de Türkiye'de olduğu gibi hakim bir millet değildirler. İran Türkleri, asıl İranlı olan Farslarla hukukta musevî vatandaş halinde bulunuyorlardı.  [12] Ruslaştırma ve Farslaştırma siyasetine karşı, siyasî yaptırım gücü ve kuvvet mekanizması bulunmayan millî kimliğini, toplumsal bütünlüğünü koruma savaşı veren, Azerbaycan aydınları vardı. Türkçü aydınların en büyük silahı matbuat organları İdi. Ali Bey Hüseyinzade Füyuzat dergisindeki, "intikad ediyoruz, inîikad olunuz" başlıklı makalesinde "Füyuzat'm tuttuğu yol Türkçülük, Müslümanlık ve Avrupalılıktır; Türk hisbsiyâtıyla mütehassis, İslâm diniyle mütedeyyin ve Avrupa medeniyet-i hazırasıyla metemeddîn olmaktır”. [13]  İfadeleriyle düşünce ve görüşlerini açıklamıştır. Ali Bey Hüseyinzade Türkçülük hareketinde ve düşünce tarihimizde etkili olan bir fikir adamıdır.

1905 ihtilalı ile birlikte Azerbaycan'da Türkçülük ülküsünü yayan mecmuaların sayısında da artış oldu. Bunlar "Füyuzat", "İrşad", "Hayat", "Şelale". "Dirlik", "Açık Söz" ve "Matbuat Organları" dır.

XIX. yüzyılın sonu XX. yüzyılın başlarında ünlü aydınlar Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Ağaoğlu, Ali Merdan Bey Topçubaşov, Mehmet Emin Resulzade ve b. Azerbaycan'da Türkçülüğün esasını koymuş, İslâmcılıkla birlikte Türkçülük ideolojisinin sistemleşmesinde ve yayılmasında aktif rol almışlardır. Azerbaycan aydınları Türkçülüğü bütün Türk halklarının birliği gibi değerlendiriyor, onun Azerbaycan'da yaşayan diğer azınlıklara ve etnik gruplara karşı yönlendirilmesine ve kullanılmasına imkân vermiyorlardı. Onlar Türkçülük hareketini İsmail Bey Gasprallı, Zeki Velidi Togan, Yusuf Akçura, Ziya Gökalp ve bunun gibi liderlerle birlikte Türkçülük ideolojisini yaymaya çalışmışlardır.  [14]

Mehmet Emin Resulzade’de İslamiyet’in ve Müslüman camiasının milliyet değil, "ümmetçilik" ifade ettiğini, milliyetin ise din üzerinde değil, dil ve kültür birliği içinde kurulduğu görüşüne hakimdi. O zamana kadar liberal ve inkılâpçı milliyetçiler bile, “Türk Birliği”ni savundukları halde, kendilerine “Müslüman” ve milletlerine “Müslüman milletleri” derlerdi. Dış kaynaklarda Azerbaycan Türklerinden  “Tatar” diye bahsediyordu. Resmi hükûmet nazarında ve resmi evraklarda “Tatar” adı geçiyordu. Gazete başlıklarında "Müslüman gazetesi" ismi, okul tabelalarında "Rus Tatar Mektebi" sözlerine sık sık rastlanıyordu. Mehmet Emin Resulzade "Açık Söz" adlı Türkçü gazetede "Müslüman" ve "Tatar" kelimesi yerine "Türk" kelimesi kullanmaya başladı. Gazete'nin baş sayfasında, “günlük Türk gazetesidir" ifadesini kullandı. Bu şekilde "ümmet" ve "ümmetçilik" dönemi resmen kapanmış olduğu belirtilmiş, onun yerini "milliyet" ve "Türk Milliyetçiliği" adını alan yeni bir dönemin başladığından söz edilmişti.  [15]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.124


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 06 Kasım 2013, 14:56:25 »

Gaspırallı ile birlikte Türkçü aydınların ortak bir Türk dili arayışı içine girmeleri ve Türk dilli halkların aydınları arasındaki ortak çalışmaların sonucu olarak “Cedit hareketi” ortaya çıkmıştır. Gaspırallı önderliğinde başlayan bu hareket ilk başta Rus Çarlık yönetimi ile ilişkili ve yardımcı bir kültürel reform dalgası olarak başladı. Ceditçiler daha önce Rus eğitimini kabul etmeyen halka yeni bir model ve modern okullarla, lâik eğitime teşvik ediyordu. Cedit hareketi entelektüel bir esin kaynağı olarak “Bütün Rusya ve Müslümanları” hareketini, “Azerî Milliyetçiliği”ni ve hatta Osmanlı Türkiye’sinde bir başka biçimde de olsa Türkçülük görüşlerinin yükselişini etkilemiştir.  [16] Cedit okullarında dil birliği ile birlikte, "fikir ve iş birliği" de öğretilecek ve benimsenecekti. Gaspırallı’nın ümit ve idealine göre, Kuzey ve Doğu Türklüğünde bir yandan okullar, diğer yandan basın, üçüncü yönden de hayır, ilim ve edebiyat dernekleri, millî yardımlaşma kurumları sayesinde “dilde, fikirde, işte birlik" ideali gerçekleşebilirdi. Bu prensibi bütün Türkçülük akımının, dil. edebiyat, sosyoloji, hatta politika, alanlarında bulabildiği esasların hemen hepsini birleştirmekte ve kapsamaktadır.  [17] 1905 sonrası olayları ile birlikte Rusya Türkleri ve Azerbaycanda Türkçülük siyasî bir biçim aldı. “Turancılık” olarak da ifade edildi.

Buna göre Turancılık, Türkçülük edebî mesleki Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirine bağlayan devamlı bir bağ, metanetli bir iplik idi. İstanbul Yurtçuları bu sloganları teori şeklinde yayarken,. Azerbaycan Turan görüşünü siyasî bir felsefe olarak kabul etmişti.  [18]  Mehmet Emin Resulzade'ye göre; Bütün Türk devletleri bir araya gelerek bir federasyon oluşturmalıdır ve Turan ülküsü medenî ve kültürel birlik şeklinde olmalıdır. Ahmet Ağaoğlu Türklerin birliğine engel olarak başlıca üç etken gösteriyordu: Din ve mezhep ayrılıkları, Cemaat yapısından ileri gelen siyasî bölünmeler, yabancı yüksek uygarlıkların içinde kolayca erime özelliği ve son olarak millî bilinçten yoksunluk.  [19]

Pantürkizm görüşü, ağırlık kazanmaya başladığı dönemde, Osmanlı İmparatorluğu iç sorunlarıyla çalkalanıyordu. Ülkede İttihat ve Terakki Parti’sinin ıslahat ve Anayasa değişikliği konusundaki baskısını artırması II. Abdülhamit rejimini endişelendiriyordu. O, milliyetçilik ve Pantürkist görüşleri yıkıcı bir güç olarak değerlendiriyordu.

Pantürkizm veya Turancılık görüşleri yaygınlaşırken Çarizm “Anti -Müslüman” politikasını daha da sıkılaştırmıştır. "Rusya Müslümanlarının bir dilde konuşan Türk halkına mensup olmaları hiç bir zaman dikkatimizden uzak olmamalıdır".  [20] diyerek buna karşı mücadele başlatmıştır. Bütün bunlara rağmen, Osmanlı İmparatorluğu’nda soğuk karşılanan Pantürkizm Rusya Türkleri içerisinde yayılarak etkili bir akım olmayı başarmıştır. Abdülhamid’in son döneminde İstanbul'da Türkçülük akımı tekrar uyanmaya başladı. Kendilerini ihtilâlci olarak niteleyen bir grup Pantürkizm, Osmanlı-cılık ve Panislâmizm ideolojilerinin hangisinin daha gerçekçi olduğunu tartışıyordu. Bu tartışma Avrupa’daki ve Mısır’daki Genç Türklere de yayılarak; kimileri Pantürkizm idealini kimileri de Osmanlıcılık idealini kabul etmişler-di, O zaman Mısır’da yayınlanan Türk gazetesinde Ali Kemal Osmanlı Birliği görüşünü ileri sürerken, Akçuraoğlu Yusuf Beyle Ferit Bey Türk Birliği Politikasını öneriyorlardı. Bu sırada Hüseyinzade Ali Bey, İstanbul’dan ve Ağaoğlu Ahmet Bey Paris'ten Azerbaycan'a gelmişlerdi. Ali Merdan Bey Topçubaşov da bunlara katıldı. Bu üç kişi, orada o zamana kadar hakim olan Sünnilik ve Şiilik çekişmelerini gidererek Türkçülük çerçevesindeki bir örgütlenmede bütün Azerbaycanlıları toplamağa çalıştılar.  [21]

Pantürkizm XIX. yüzyılın 80’li yıllarında Tercüman gazetesiyle birlikte ortaya çıkarak Kırım, Volgaboyu ve Azerbaycan Türkleri arasında gelişmeye başlamış, sonradan ise Orta Asya ve diğer Türk tayfaları arasında yayılmıştı.  [22]

Araştırmacılara göre; Pan-Türkist ideolojinin hedefi ve amacı, Rusya Türklerinin ve Müslümanlarının arasında ortak bir dil ve kültürel birliği sağlamak daha sonra ise onların siyasî ve sosyal haklarını korumak amacıyla, dernek ve teşkilâtlar oluşturmaktı. Bu yolda ise iki engel vardı: bir tarafta gayri Rus, milletine karşı amansız zulüm yapan Çarlık, diğer tarafta da Ruslarla kurdukları ilişkide ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen geleneksel kadrolar, ruhanîler (dini kadrolar) vardı. Bu yüzden Pantürkistler ilk darbelerini bu ruhanîlere vurarak, yeni eğitim hareketi olan usulü “cedid” hareketini başlattılar.  [23]

Siyasî Türkçülüğün gelişmesinin en önemli şartı, tarihi, felsefi ve kültürel Türkçülüğün hem kavranmış hem de gelişmiş olmasıdır. İlginçtir, bu yöndeki ilk girişimler de Batılı çeşitli merkezlerde (Rusya bunlardan sadece biri idi) ortaya çıkan ve geliştirilen Türkoloji çalışmalarıydı. Bu çalışmalara siyasî mahiyet kazandırılarak İngiliz egemenliğine karşı çıkmak, Hindistan yolunda İngilizlere karşı yeni bir siyasî alternatif yaratılmaya çalışılıyordu. Bu nedenle İngilizler bu çalışmaları ve siyaseti bir tehdit olarak görüyordu. Buna karşılık özellikle Araplarla ilişkili Panislamcılık görüşlerinin gelişmesine katkıda bulunarak İngilizler, Türkçülük görüşlerine karşıt yeni bir siyasetin destekçisi olabiliyordu.

Dr. Afgan VELİYEV
Sosyolog Araştırmacı Yazar.

 [1] Tadeusz Swıetochowski, Rusya ve Azerbaycan, Hazar Üniversitesi Yayınlan, Bakû, 2000, s, 4.

 [2]  A.Benmgsen, C. Lemercıer - Quelguejay, Stepte Ezan Sesleri, Selçuk Yayınları, İstanbul, 1981, s, 28.

 [3] Çobanzade B., Azeri Edebiyatının Yeni Dövrli, Nasionalizmden İnternasionalizme, Bakû, 1930, E. Übeydulin, 10 yıl İçerisinde Tarih İlminin İnkişafı, Bakû, 1930, s, 17.

 [4]  M. Emin Erişirgil, Türkçülük Devri, Milliyetçilik Devri, İnsanlık Devri, Ankara, 1958, s, 25.

 [5] David Kushner, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Fener Yayınları, İstanbul, 1998, s, 20.

 [6] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Kamer Yayınları, İstanbul, 1996, s, 53.

 [7] Davıd Kushner, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Fener Yayınları, İstanbul, 1998, s, 20.

 [8] Cafer Seydahmet Kırımcr, Gaspırallı İsmail Bey, Avrasya Bir Vakfı Yayınları-2, İstanbul, 1996, s, 42.

 [9] Mehmed Emin Resulzade, Kafkasya Türkleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları. İstanbul, 1993, s, 34.

 [10] Refik Zeka Handan, Unutulmuş Dahi, Korkut Yayınevi, Bakû, 1994, s, 22.

 [11] Mehemmed Eliyev, Şimali Azerbaycan'ın Rusya Tarafından İşgalinin Tarihşünaslığı, Adiloğlu Neşriyatı, Bakû, 2001, s, 277.

 [12] Mehmet Emin Resulzade, İran Türkleri, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1993, s, 17.

 [13] Ali Haydar Bayat, Ali Bey Hüseyinzade, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul, 1992, s, 33.

 [14] XX. Yüzyılın Siyasî Tarihi, I. Bölüm, (Bakû Devlet Üniversitesi Ders Notlan), Şur Neşriyatı, Bakû, 1995, s, 34.

 [15] Mirza Bala Mehmetzade, Millî Azerbaycan Hareketi, Azerbaycan Kültür Derneği Yayınları, Ankara, 1991,s, 46.

 [16] Cengiz Çağla, Azerbaycan'da Milliyetçilik ve Politika, Bağlam Yayınları, İstanbul, 2002, s, 25.

 [17] Yusuf Akçuraoğlu, Türkçülük, Toker Yayınları, İstanbul, 1990, s, 74.

 [18] Mehmed Emin Resulzade, Asrımızın Siyavuşu, Gençlik Neşriyatı, Bakû, 1991, s, 36.

 [19] Ufuk Özcan, Ahmet Ağaoğlu ve Rol Değişikliği. Akademi Yayınları, İstanbul, 2002, s, 114.

 [20] Siyasi Tarih, l. Bölüm, Azerbaycan Devlet Üniversitesi Ders Notları, Bakû, 1995, s, 32.

 [21] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Kamer Yayınları İstanbul, 1996, s, 17.

 [22] Lerner V. A, K. Voprosi o Deyatelnosti v Azerbaydjane Burjaziuo Notsonalistiçeskiy Organizatsi (Azerbaycanda Burjuva Milliyetçi teşkilâtların faaliyeti ve Sorunları), ("Difai" ve diğer teşkilâtlarla ilgili belgeler ve notlar) Belgeler AN. Az.SSRT, XXXV No: l 1979, s, 92.

 [23] Sevda Süleymanova, Azerbaycan'da İçtimai Siyasî Harekat, Bakû, 1999, s, 122.

 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.