Ulu Önder Ergenekon'cuymuş!!!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 06 Nisan 2020, 04:26:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ulu Önder Ergenekon'cuymuş!!!  (Okunma Sayısı 1853 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ERGENOKON
Ziyaretçi
« : 20 Ekim 2010, 16:31:43 »



Atatürk’ün dahi Ergenekon’un tarikatvari, dini yapısı içersinde olduğu, ancak açıklanma zamanı gelmediğinden açıklanmaması gerektiği“
Tekrarlayalım, onların görüşüne göre Ergenekon nedir? Devlete karşı düzeni yıkmak, darbe yapmak, halkın canına kast etmek ve ülkeyi gerekirse bir iç savaşa sürüklemek amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür.


1. İddianame’nin 40-41. sayfalarında yer alan yukarıda aynen aktardığım ibareye göre Atatürk de şu anda Silivri’de tutuklu bulunan emekli , muvazzaf subaylar, tüm yurtseverler ve haklarında yakalama emri çıkarılan 102 emekli, muvazzaf subay gibi bu terör örgütünün üyesidir. İçim acıyarak , yüreğimde fırtınalar koparak, göz yaşları ile yazıyorum bu satırları. Onlara göre Mustafa Kemal de bir suçludur. Hem de terör suçlusu..

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal’e alenen hakaret edilmiştir. Atatürk bir suçlu gibi gösterilmiş ve hakkında bir suç olgusu oluşturulmaya çalışılmıştır.

“Büyük Abi”nin bir rüyası daha gerçekleştirilmiştir. ” Diktatör, barbar” olarak vasıflandırdıkları Atatürk’ün saygınlığı kendi ülkesinde bir özel mahkemenin gene unvanlarının başında cumhuriyet olan özel savcıları tarafından yok edilmek istenmektedir.

Şimdi “Ben devrimciyim, ben Kemalist’im” diyen herkese soruyorum. Bu bir KARŞI DEVRİM HAREKETİ midir ?.. Evet, bu bir karşı devrim hareketidir.

Amaç sadece Atatürk’e hakaret ederek Mustafa Kemal’i baş tacı eden Türk milletindeki milli bilinci yok etmek midir?

Başkomutan Gazi Mareşal Atatürk’ün ordusunu TSK’ni, çeteci, terörist ilan ederek Türkiye’nin bel kemiği neden böyle acımasızca kırılmak istenmektedir?

Orduyu çökertmek için Başkomutan Mustafa Kemal’i ve en üst rütbelisinden en ast rütbelisine kadar komuta sınıfını aşağılamak lazımdır. Hiç sıkılmadan, hiç utanmadan onlar da bu aymazca yola başvurmuştur. TSK harakiri yapmaya zorlanmıştır.

Adamın biri, bir zamanlar haddini aşan bir söz etmiş, “Türkiye, Türkler tarafından idare edilemeyecek kadar zengin bir ülkedir.” demiştir. İşte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e saldırının ana nedeni budur. Bu zengin ülkeyi ele geçirip, Asya’ya giden yolu temizlemektir ana amaçları..

Sebebi ne olursa olsun kimliklerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazan savcılar Mustafa Kemal’i terör örgütü kurucusu ve üyesi olarak suçlamışlar ve tüm dünyanın önünde saygıyla eğildiği, büyük Önder’imizin manevi şahsiyetini aşağılamışlardır.

O halde bu aymazlığa ellerinde olanak varken, karşı çıkmayanlara en hafif, en insaflı bir yaklaşımla karşı devrimin görüşüne hizmet etmektedirler diyebilir miyiz?.. Tereddütsüz evet… Sanırım hiç kimse bu yaklaşımıma haksız veya hayır diyemeyecektir.

Adı geçen İddianeme’nin UYAP yolu ile yayılmasından ve basına sızıp kamu oyu paylaşılmasından sonra ADD derhal harekete geçmiş, tüm engellemelere rağmen zoru başararak İddianame’de imzaları bulunan savcılara ” Ceza Davası” açmıştır.
Nisan 2009 tarihinde açılan bu dava ADD’nin avukatı Sn. İsmail Sami Çakmak tarafından açılan bu dava halen sürmekte ve ne zaman karara bağlanacağı da, ceza davalarının oldukça uzun sürmesi nedeniyle bilinmemektedir.

Yargıtay Onursal Başsavcısı, hukuk duayeni Sn. Sabih Kanadoğlu, zamanın YARSAV Bşk.nı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Av. Sn. İsmail Çakmak ve Av. Turan Karakaş, Atatürk’e alenen hakaret edildiğini ve bu konuda adı geçen Zekeriya Öz, Ercan Şafak, M. Ali Pekgüzel, Nihat Taşkır, Fikret Seçen, Mehmet Murat Yönder ve Turan Çolakkadı hakkında Atatürk’e hakaretten dolayı manevi tazminat davası açılması gereğini ve başta Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi, Tüm şubeler ve tüm Türk milletinin bu konuda tazminat davası açmaya hakları olduğunu savunmuşlardır. Uzun araştırmalardan sonra ceza davası bitmeden tazminat davası açılabileceği konusunda fikir birliğine varılmıştır. Bu konu üzerinde hiç bir aykırı fikir yürütülmemiş ve en ufak bir tereddüt olmaksızın , tazminat davalarının açılabileceği konusunda, hukuksal alt yapısı olan bir tavsiye kararı alınmıştır..

Ayrıca bu davanın açılmasında amacın para kazanmak olmadığını, maksadın savcıların tazminat ödemeye mahkum edilerek, Ergenekon davasının çürütülebileceğini ve adı geçen savcıların tazminat davalarının sonucunda davadan alınabileceği üzerinde ısrarla durulmuş ve tavsiye kararına eklenmiştir..

6 Mart 2010 tarihinde yapılan, ADD GYK toplantısında Sn. Prof.Dr. Alpaslan Işıklı, Öğretim Görevlisi Sn. Suay Karaman ve Sn. Abdurrahman Kurtaslan durumu diğer GYK üyelerine aktarmışlar ve ADD’nin tüm şubelerinin, bu konuda tereddüt etmeksizin dava açmaları gereğini savunmuşlardır.

Ancak zamanın Genel Sekreter yardımcısı , şimdilerin Genel Başkan Yardımcısı Av. Sn. Kazım Arslan ( K. Arslan Denizli’de tekstil işiyle uğraşmakta ve avukatlık yapmamaktadır.) ve Av.Sn. Sami Sezen derhal karşı çıkarak , ceza davası sürerken tazminat davasının açılamayacağı görüşünü savunmuşlardır. Sn. Vahit Ak ve Sn. Metin Kuzugüdenlioğlu, Prof. Dr Alpaslan Işıklı’nın ” GYK olarak Atatürk’e hakaret eden bu savcılar hakkında tazminat davası açalım.” görüşüne karşı çıkmış ve ceza davası sürerken tazminat davasının açılamayacağı görüşünde (!) ısrar etmişlerdir.

Böylece GYK’dan tazminat davası açma kararı çıkmamış, Atatürk’e hakaret edenlere karşı tavır koymayanlar “tarafsız” kalarak karşı devrimin görüşüne hizmet etmişlerdir. Saim Sezen ve Vahit Ak yeniden GYK üyesi seçilmiştir.

Ancak Prof. Dr. Alpaslan Işıklı ve Suay Karaman bireysel olarak Ergenekon savcılarına tazminat davası açarak karşı tarafın ” Ceza davası devam ederken tazminat davası açılamaz.” tezini çürütmüşlerdir. Dava devam etmektedir. Bu iki Kemalist yürek tüm Türkiye’de , yalnız bırakılmalarına rağmen, aynı konuda mücadelelerini sürdürmekte ve yeni tazminat davalarının açılması için çalışmalar yapmaktadır.

Şimdi haklı olarak bu konunun “Büyük Abi” ile olan ilgisini soracaksınız. 1930 yılında yazdığı kitapta Alman Kurt Zeimke Mustafa Kemal’i ve Kemalizm’i “Emperyalizmin baş düşmanı” ilan etmiştir. Bu düşmanlık adı geçen kitapta en ince detayına kadar işlenmiş adeta Mustafa Kemal ve Kemalist Düşünce için bir nevi” Görüldükleri yerde kafaları koparılmalıdır.” emri verilmiştir.

Bu emri görmezden gelerek tarafını ilan etmemek ise, ABD’den esen rüzgarla planlanan ve güçlenen karşı devrimin gölgesine sığınmaktır. Bu davranış karşı devrimin görüşüne açıkça hizmet etmektir.

Cumhuriyet’imizin kurucu önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e “hakaret edilmesini” sineye çekmek ve kabullenmek ise “gaflet ve delalet“in çok ötesindedir.

Sn. Alpaslan Işıklı ve Sn. Suay Karaman tarafından açılan “Tazminat Davası” henüz karara bağlanmış değildir. Her iki davanın devam eden duruşma tarihleri 19 ve 22 Ekim 2010′dur.

Geçtiğimiz günlerde hem ADD’nin, hem de bu davanın avukakatı olan Sn. İsmail Sami Çakmak, ADD Genel Merkezi’ni ziyaret etmiş, tazminat davası ve ceza davası süreci hakkında kendilerini bilgilendirmek istemiştir.

Sn. Av. Çakmak, Genel Başkan Sn.Tansel Çölaşan’la görüşememiş, tüm ısrarlarına rağmen Tansel Hanım’ın sekreteri, Genel Başkan’ın özel telefonunu ADD’nin Avukatı Sn. Çakmak’a vermemiştir.

ADD Genel Sekreteri Nazmi Şarvan’la görüşen, Sn. Çakmak -dikkatinizi çekerim, Sn. Şarvan emekli Ankara Cumhuriyet savcısı’dır- dava hakkında kendisine bilgi aktarmak istemiştir.

Size aktaracağım Sn. Çakmak ve Sn. Şarvan arasında geçen konuşmalar, bazı şube başkanlarının zannettiği gibi asla hayal mahsulü değildir. Yazılan herşey gerçek bilgi ve belgelere dayanmaktadır.

Sn. Çakmak’ın dava süreci hakkında konuşması üzerine ADD Genel Sekreteri Sn. Nazmi Şarvan, “Bu davadan bir şey çıkmaz. Neden masraf yapılıyor, masrafı ne kadar oldu?” demiştir.

Bunun üzerine Sn. Çakmak, haklı olarak sinirlenmiş, ADD Genel Sekreteri’nin, emekli bir Cumhuriyet Savcısı olan, Şarvan’ın bu konuşmaları kendisini şaşırtmış ve hayal kırıklığına uğratmış hatta öfkelendirmiştir.

Sn. Çakmak’ın, Şarvan’a verdiği cevap, bazılarına, seçildikleri koltuklardan dolayı kendilerini Atatürkçü Düşünce’nin temsilcisi zannedenlere ders verecek niteliktedir.

” Hangi paradan bahsediyorsunuz? Ben para falan istemiyorum. Bunu defterden silin gitsin. Ben Atatürk’e hakaret edilmesine tahammül edemem. Davaya bu konuda hassasiyet gösteren Kemalist dostlarım ve kendi adıma devam edeceğim.”

Sn. Çakmak’ın bu söylemi üzerine, ADD Genel Sekreteri’nin önerisi, kara tahtaya hiç silinmeyecek şekilde not düşürülecek niteliktedir.

“Bu davadan vazgeçin. AKP; ADD ve YARSAV’ı zaten kapatmak istiyor. Onların eline koz vermeyin.”

Görüşme bu şekilde sona ermiş ve Sn. Çakmak kendi söylemiyle adeta kovulduğunu hissederek ADD Genel Merkezi’nden ayrılmıştır.

Aklıma takılan bir soruyu sizlerle paylaşmanın tam zamanıdır diye düşünüyorum. Aslında hür iradeleri ile hareket etmediklerine gönülden inandığım, şube başkanlarının işaret ettiği yönde “OY”larını kullanan ADD Genel Kurul Delegeleri, ADD’yi kime, kimlere emanet ettiklerinin farkındalar mı?..

Referandum öncesi yayımladıkları 1. Genelge ile vatan savunmasında “TARAFSIZLIĞINI” ilan eden ADD GYK’sı hatalar zincirine yeni halkalar eklemektedirler.

Şimdi size bir çağrıda bulunuyorum. Her Türk vatandaşı, “Atatürk’e Hakaret” eden Ergenekon savcılarına tazminat davası açmak hakkına sahiptir.

Gelin Mustafa Kemal’in sahipsiz olmadığını tüm dünyaya ispat edelim. Türkiye’nin her yerinde “Büyük Abi” 10′da adı geçen Ergenekon savcılarına tazminat davası açalım. Bu “Toprak üstündeki uykularımıza” son verecek bir uyanışın başlangıcı olsun.

“Büyük Abi”ye, işbirlikçilerine ve onların hukukuna her şeye rağmen teslim olmadığımızı göstermek, Mustafa Kemal’e asla ödenmeyecek borcumuzun çok ufak bir vefa belirtisidir.

Atatürk veTürk ordusu yapılan bu suçlamalarla aşağılanmakta, hırpalanmaktadır. Bedenlerinde yüreklerinde Ergenekon savcılarının açtığı yara belki ölümcül değildir.

Ancak PKK’lı teröristin kurşunundan daha da etkilidir.

İşin en acı tarafı ise Atatürk’e hakaret edenlerin ve bu duruma sessiz kalanların
hala bir yerde olmalarına karşın, Başkomutanı bile terörist ilan edilen Türk ordusunun, hala şehit vermeye devam etmesidir.

Sessiz kalarak bu büyük suça ortak olacak ve “Büyük Önderimiz”e hakaret edilmesine tahammül edecek miyiz?..

(sürecek)
FİGEN ÖZEN
İLK KURŞUN

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ERGENOKON
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 20 Ekim 2010, 16:35:09 »

Değerli Kandaşlar; “Atatürk’e hakaret” edenlere tazminat davası açmak için dilekçe örneği bilgilerinize sunulmuştur. Tüm dünyaya Mustafa Kemal'lerin tükenmediğini gösterelim.



…….. Hukuk Mahkemesi
Sayın Yargıçlığına
……….

Davacı : ……………………..(T.C. Kimlik N0: )
Davalılar : 1.Zekeriya ÖZ – İstanbul C. Savcısı – Beşiktaş/ İstanbul
2.Ercan ŞAFAK ”
3.Mehmet Ali PEKGÜZEL ”
4.Nihat TAŞKIN ”
5.Fikret SEÇEN ”
6.Mehmet Murat YÖNDER ”
7.Turan ÇOLAKKADI ”

Dava : …………….. – TL manevi tazminatın davalılardan birlikte ve zincirleme olarak alınmasına karar verilmesi istemidir.
Açıklamalar :
Atatürk’e ve İlkelerine gönülden bağlı ve ilke ve devrimlerini yaşatmak-korumakla kendini görevli sayan bir vatandaşım.
(CMK 250. maddesi ile yetkili) İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde, kamuoyuna Ergenekon Davası olarak yansıtılmış bulunan bir dava görülmekte olduğundan haberdarım.
Bu davaya esas olan ilk ve sonradan sunulmuş olan ikinci iddianamelerden:
İlk iddianame 10.07.2008 tarih ve 2007/1536 soruşturma sayılı olarak ilk davalının içinde olduğu savcılar tarafından düzenlenmiş ve yedinci davalı tarafından ise UYAP yoluyla İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş, 2455 sayfadan oluşan bu iddianame, 27.07.2008 tarihinde Mahkemece kabul edilmekle aleniyet kazanmış bulunmaktadır.
08.03.2009 tarih ve 2009/511 soruşturma no.lu ikinci iddianame, ilk altı davalı tarafından düzenlenmiş ve yedi numaralı davalı tarafından ise UYAP kapsamında onaylanarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuştur. Mahkemece 1972 sayfadan oluşan bu iddianamenin, 25.03.2009 tarihinde kabulüne karar verilmekle, bu tarih itibariyle anılan iddianame de aleniyet kazanmış bulunmaktadır.
Ayrıca her iki iddianame de internet ortamında kamunun bilgisine sunula gelmektedir.
İlk iddianame metninde 40’ıncı ve 41’inci sayfalarında itham için bulunması zorunlu olmamasına rağmen “Atatürk’ ün dahi Ergenekon’ un tarikatvari ve dini yapısı içerisinde olduğu, ancak henüz açıklanma zamanı gelmediğinden açıklanmaması gerektiği” ibarelerine, yer verilmiştir. Buna ilişkin evrak ilk iddianamenin eki 2455 sayfalardan oluşan 64 no.lu klasöre 304-326 sayfalar olarak konulmuştur.
İkinci iddianamenin 82 sayfalık bölümünde ilk iddianame özetlenmiştir. (S.26-108). Bu bağlamda ikinci iddianamenin 31’nci sayfasına da ilk iddianamedeki Atatürk’le ilgili anılan ibareler aynen alınmıştır.
İkinci iddianame bir bütün olarak okunup incelendiğinde, bu ibarelerin suç işlediği ileri sürülen terör örgütü suçunun kanıtı olarak iddianameye konulduğu, ilk iddianamenin hacmi gözetildiğinde ise ilk iddianamedeki ithamın özet olarak ikinci iddianameye aynen alınmasıyla itham konusunda anılan ibarelere de dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Bu iki iddianame ayrı, ayrı ve biri birinin tamamlayıcısı olan bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde;
Bir silahlı terör örgütünü ortaya koyduğu iddiasına dayanan bu iddianameler kapsamında; terör örgütü kurgusu içinde Atatürk’ün gösterilmesi, dayanak yapılabilecek değil, Atatürk’e hakaret suçu yönünden işlem yapılacak bir bulgu iken, evrakın kendisinde elde edildiği ileri sürülen kişi hakkında, Atatürk’e hakaret suçundan işlem yapılmayarak, bu durumun ilk iddianamedeki itham özetlenirken bu bağlamda ayrıca ikinci iddianameye de alınması, anılan ibarelerin itham konusunda dayanılan ve elde edilmiş maddi gerçeklik gibi mahkemeye sunulması hukuk dışıdır. Atatürk’ün terörist olarak nitelenmesi sonucunu doğuracak iş ve işlemler asla kabul edilemez. Hakaret konusunda hiçbir işlem yapılmazken, bu hakaretleri kelimesi kelimesine resmi bir belgeye, iddianameye alınıp aleniyete aktarılması, görevde yetkinin kötüye kullanılmasının ikinci iddianamede de yinelenmesidir. Bu ibarelerin gereksiz bir biçimde kullanılması Atatürk’e hakaret eylemini oluşturmakta ve benimsenen niteleme de Atatürk’e hakaret kastını açıkça ortaya koymaktadır.
Her iki iddianamenin tarihleri gözetildiğinde, anılan eylem her iki iddianame ile iki kez işlenmiştir. Ancak davamız birinci ve ikinci iddianamelerin bütününe yöneliktir.
Kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen dava ve soruşturmanın, günümüzde şüpheli olarak nitelendirilen kişileri aşağılama, haklarında şüphe uyandırma sonucu doğurduğu bilinen bir gerçekliktir.
İddianamedeki bu Atatürk’ün hatırasına yönelik alenen hakaret içeren ibareler nedeniyle, davalılar ADD tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet edilmiş Cumhuriyet Başsavcılığı Adalet Bakanlığından soruşturma izni istemiş, ancak Adalet Bakanlığı bir “Olur” ile şikayeti işleme koymamış, bunun üzerine işbu işlemlerini iptali istemiyle Ankara 7. İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
Adalet Bakanlığı konunun Cumhuriyet Başsavcılığınca incelenmesine, soruşturma açılmasına olanak tanımamış, aksine engellemiştir.
Adalet Bakanlığı İdare Mahkemesine vermiş olduğu davalıları savunan savunmalarında da; “Atatürk’’ün hatırasına alenen hakaret söz konusu bile değildir!” diyememişler, davamız konusunda usul hükümlerinin arkasına sığınmaya çalışmışlardır.
Adalet Bakanlığı konuya ilişkin olarak İdare Mahkemesi’ne açılan bir davada yapmış olduğu savunmada (Ankara 7. İdare Mahkemesi 2009/1220 E.) özetle; “öte yandan öne sürülen hususun (Atatürk’e hakaret edildiği iddiamızın) Cumhuriyet Savcısının delil toplama, sanığın haklarını da gözetme, değerlendirme ve suçu vasıflandırma yetkisi kapsamında kaldığı” yolunda savunma vermiştir.
Bir suçun ört bas edilmesi ayrı bir eylem, sanık lehine olan delilleri toplamak ayrı bir eylemdir. Davalıların bu eylemlerinin; yani Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret içeren belgeyi elinde yakaladıkları kişi hakkında 5816 sayılı Kanun kapsamında işlem yapmamış olma eylemlerini Bakanlık dahi;
* “Olayın yargısal boyutu yoktur,
* Davacının objektif dava ehliyeti yoktur-subjektif dava ehliyeti yoktur,
* Dava konusu işlemle Atatürkçü Düşünce Derneğinin hiçbir ilişkisi yoktur,
* Ne şikâyet eden, ne de şikâyet edilenlerin davacı Atatürkçü Düşünce Derneği ile aralarında kişisel meşru menfaat ilişkisi yoktur. Davacının menfaati ihlal edilmemiştir,
* Atatürk’ün Ergenekon Örgütünün içinde yer alıp almadığına Mahkemece karar verilecektir”
Şeklinde savunulabilmiştir. Yani Atatürk’e hakaret olmadığını savunamamıştır. Hakaret yoktur diyememiştir Bu olgu davamızın haklı ve hukuka uygun olduğunun kanıtlarından biridir.
İddianamede Atatürk ve Atatürkçülüğe ilişkin olarak yer verilmiş olan ibareler; sonuç itibarıyla Atatürk ve ilkelerine düşmanlıkları olanlara cesaret verici şüpheler uyandırıcı sonuçlar doğuran nitelik ve içeriktedir.
Davalıların daha önce de “Atatürk’ün Bursa Nutkunu da suç unsuru olarak değerlendirerek, Nutku emniyete göndererek kimin yazdığının, kime ait olduğunun tespitini istemek” gibi eylemleri de vardır ve kamuoyuna yansımıştır.
Atatürk’e yönelik ibareleri her iki iddianameye de aynen koymak, dillendirmek, Atatürk’e yönelik şüphelere, soru işaretlerine yol açan uygulamalar olduktan başka, kamu oyuna yansıyışı ve doğurduğu sonuç bu yolda olmuştur.
İdari yargıda, bu davamızdaki davalıların da savunmalarını üstlenmiş olan Adalet Bakanlığı, belirttiğimiz iddianamelerde Atatürk’e hakaret olmadığı yolunda savunma getirememiş olup, Savcıların eylemlerini ancak “sanık-Ergenekon Davası şüphelisi lehine delil toplama” olarak değerlendirip bu şekilde savunabilmiştir.
İstenen tazminat, Ulu Öndere yönelik hakaret karşısında duyulan üzüntünün yarattığı sonuç açısından sembolik olup herhangi bir zenginleşme gibi bir amaç söz konusu değildir. Benzer saldırıların önlenebilmesi amacıyla ve Atatürk’ün manevi hatırasına yönelik haksız ve hukuka aykırı saldırıdan dolayı duymuş olduğum yoğun elem ve ıstırabı bir nebze olsun giderebilmek amacıyla bu davayı açmaktayım.
Atatürk’ün manevi hatırasına yapılacak her türlü saldırı Türk Ulusunun her bireyine yapılmış hukuka aykırı ve haksız saldırı niteliğindedir. Her Türk vatandaşı dava açabilme hak ve yetkisine sahiptir. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesini 23.05.1995 gün ve 1994/6361 E., 1995/4352 sayılı kararıyla da bu tür saldırı ve hakaretlerin ulusun her bireyine yapılmış olduğu kabul edilmiştir.
Öte yandan Anayasanın 176. Maddesine göre başlangıç kısmı Anayasa metni kapsamındadır. Başlangıç kısmının 3., 10., ve 11. paragraflarında, Anayasa “Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılap ve ilkeleri doğrultusunda; anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere Tük milleti tarafından, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur” demektedir. Görülmektedir ki, işbu davayı açmaya her Türk vatandaşı yetkilidir.
Unvanlarının başında hiçbir kamu görevlisine tanınmayan ayrıcalık niteliğindeki CUMHURİYET unvanı bulunan davalı özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılarının bu ilkelerden haberdar olmamaları bu ilkelerden haberdar olmamaları düşünülemez. Anayasa hükümleri, Devletin tüm kurum ve kuruluşlarını, denetim organlarını ve kişileri bağlayan, elbette ki davalıları da bağlayan temel hukuk kuralları olduğu tartışmasızdır. Hazırlanan iddianameye bir kanıt alıntısı gibi yazılmış olsa dahi, Atatürk’ün manevi hatırasına tahkir, tezyif ve tezlil niteliğindeki ibarelere yer verilmiş olması, onların kendilerinin de Atatürk’ü tahkir amacıyla hareket ettikleri sonucu doğurmuş olan önemli bir özensizlik ve sorumsuzluk örneğidir. Ve sonuç itibarıyla da söz konusu ibarelerin bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Deliller :
1-Ergenekon iddianameleri,
2-Ankara C.Başsavcılığına şikâyet başvurusu örneği,
3- Adalet Bakanlığı olumsuz olur’u örneği,
4- İdare Mahkemesine dava dilekçesi örneği,
5-İdare(Adalet Bakanlığı) savunmaları örnekleri,
6-Verilen yanıtlar yanıtlarımız örnekleri,

Sonuç ve İstem : Yukarıda belirtilen ve res’ en göz önüne alınacak nedenlerle:
1-…………… -TL manevi tazminatın birlikte ve zincirleme olarak, 27.07.2008’den itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan alınmasına,
2- Yargılama giderleri ile davamı avukatla takip etmem halinde avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini diler ve isterim.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.182 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.