TÜRK ırkının tüm Müslüman tebaa üzerinde hükümranlık hakkı vardır.
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 05:28:35


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK ırkının tüm Müslüman tebaa üzerinde hükümranlık hakkı vardır.  (Okunma Sayısı 1105 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kanlı Börü
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 7



« : 01 Eylül 2017, 20:43:50 »

Biz her ne kadar Türk ırkçısı olsak da, tarihten gelen mirasımız hasebiyle, dünyadaki tüm Müslüman tebaa üzerinde hükümranlık hakkımız vardır. Bizim onlar üzerinde hükümranlık hakkımız olduğu gibi, onların da bizim üzerimizde koruyuculuk isteme hakkı vardır. Biz köpek Arap ülkeleri gibi kendi çıkarı peşinde koşup, din kardeşlerini görmezden gelemeyiz. Bu sebeple, Arakan'da sırf Müslüman oldukları için kesip biçilen halkın hesabını sormak da yine bize düşer. Tıpkı Türk olmayanların, Türk devletini eleştirmesine ve zarar vermesine müsaade etmediğimiz gibi, tarihi tebaamız olan Müslümanlara da, dışarıdan bir saldırı gelmesini zinhar kabul etmeyiz.
İşin arka planına gelirsek; o bölge, zengin yeraltı kaynakları sebebi ile hem Myanmar devleti, hem de Hindistan için önemli bir noktadır. Bu sebeple oradaki Müslümanlar öldürülmektedir. Şimdilik elimizden bir şey gelmese de, böcek yeyip gün geçiren, silahsız köylüleri öldürmeyi marifet zanneden bu budist pislikler, elimize ilk fırsat geçtiği anda, gazabımıza müstahak olacaklardır.

GökTürk
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karluk Han
Ötüken'den yayılan KAN
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 490


Tanrı Türkü Korusun


« Yanıtla #1 : 01 Eylül 2017, 21:00:06 »

Türk Irk'ı mazlumu koruyan ve sahip çıkan kainatta tek Millet olduğu için Yüce Irktır .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Tanrı dağları Bozkurdu
TAĞUDAR
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 9



« Yanıtla #2 : 01 Eylül 2017, 21:00:48 »

Kendi himaye altına aldığımız Türk olmayan ama Müslüman olanları köleleştirmeliyiz. Müslüman diye ayrıcalıklı davranacak halimiz yok. Türk olmayıp Hristiyan olan ne ise , Türk olmayıp Müslüman olanda gözümde aynıdır.

Biz insanları dinlerine göre değil , soylarına göre ayırırız.

Hüseyin Nihal Atsız
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tengri Yolcusu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 146


Tengri Biz Menen


« Yanıtla #3 : 01 Eylül 2017, 22:31:36 »

Türk olduktan sonra gözümde birisinin dini önemli değil. Ama Türk olupta dini ırkından öncelikli bir sıraya koyuyorsa orada dur derim. Dünya üzerinde milyonlarca farklı dinde Türk var. Önemli olan kültürünü, dilini, soyunu her şeyin önüne koymasıdır.

Dinler, kişilerin Tanrı ile aralarında yaşadıkları iletişim için ritüellerle süslenmiş bir aracıdır. Aslında bir nevi kültürel bir faaliyet sayılır. Çünkü her dinin bulunduğu coğrafya ve inanan topluluk açısından çeşitli ritüelleri ve gelenekleri vardır. Bu sebeple dinler ortaya çıktıkları toplumun kültürüyle birleşerek kendi kültürünü oluşturmuştur.

Buradan sonuca bağlamak gerekirse dinin ön planda olduğu toplumlarda ırksal anlamda kendi kültürünü unutma süreci başlar. Buna kısaca asimile olma durumu da diyebiliriz. Dini birlik durumu milli menfaatlerin önünü keser. Dini açıdan(herhangi bir din) yaklaşılan düşünce sistemi ile soy, ırk, millet olarak yaklaşılan düşünce sistemi farklılık gösterir. Dinin baskın olmaya başladığı yerde milliyetçilik duygusu körelir. Sırf farklı dinden olduğu için kendi soydaşının bile ölümünü ister hale getirir.

Bu yüzden Türkçülük bu ülke için gereklidir. Vatanın kanayan bir diğer yarasıdır şu anda ümmetçilik anlayışı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Saygı olsun bu çelik atlıların demir tuğuna,
Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna.
TÜRKÇÜGÖKHAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 352


%100 Türk!


« Yanıtla #4 : 01 Eylül 2017, 23:23:04 »

Ben "din" olgusunu bir milletin değişmez bir parçası ve önemli bir değeri olduğu kanaatindeyim. Çünkü kişioğlunun, inanma arzusu içgüdüsünde var. Türklerin günümüze kadar varlığını korumasında, dinin önemli bir rolü vardır.
Aslında din çok önemli bir silahtır. Önemli olan bunu iyi kullanmak. Atalarımız eskiden İslam'ı, Türklüğün yararına kullandılar. Cihat adı altinda, yabancı toprakları fethettik. Sınırlarımızı genişlettik. İslam aleminin önderi olduk ve bütün Müslüman toplumları, kendimize itaat ettirdik.
Bunlar hep iyi yönleri, büyük zararları da oldu muhakkak.
Ancak artık 21. Yüzyildayiz, bilim sürekli gelişmekte. Uluslar artık "Teokrasi" ile yönetilmiyor. Milliyet fikri hep bir adım önde. Böyle bir durumda dini ön planda tutmak büyük hata olur. Din siyasetten uzak, toplumsal manevi bir ihtiyaç olarak yaşatılmalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir.
Bozkurt58
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 01 Eylül 2017, 23:27:30 »

Bir daha alıntı yaptığını belirtmezsen yasaklanırsın. Amacın o olmasa bile yaptığın çalıntı duruyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #6 : 01 Eylül 2017, 23:53:27 »

Tarih sayfalarında inanç münevverlerinin pek birleştirici olarak gördükleri ayrıştırıcı ve yıkıcı din siyasetinin, kendini savunmaktan uzak, disiplinsiz ve millet topluluğu tanımından çok uzak bir şekilde hayatiyetini sürdürdükleri dönemde, onların imdadına da yine Türk Irkı her daim yetişmiş, geçmişte ve bugün takındıkları düşmanca tavırları, sergileyecekleri tapınakları ve din ticaretlerini yine Türkler onlara sağlamıştır.

Türklerde örf ve adetlerin boş bıraktığı alanlar Yasa ile (Töre) doldurulmuştur. Eski kabile hukukunun üzerine yeni bir hukuk sistemi tesis edilmiştir. Töremizde yer alan birçok kanun, Han ve ilk haleflerinin dünya imparatorluğu fikrini destekliyor niteliktedir.

Yasa tasniflerimiz şu şekildedir.

-Devletler hukuku
-Amme hukuku

1. En yüksek kuvvet.(Han)
2. Millet.
3. Mecburi hizmet nizamnamesi.
4. Muafiyet imtiyazları.
5. Askeri nizamname.
6. Av nizamnamesi.
7. İdare ve idari emirnameler.
8. Vergiler.

-Ceza hukuku
-Hususi hukuk
-Ticaret hukuku
-Mahkemeler
-Kanun infazı.

Nitekim Han’ın dünyayı fethetme maksadını töremiz şöyle açıklıyor:

Benimle olmayan, bana karşı demektir. Ben yenilmez savaşçılarımın önünde savaşırım. Bütün dünya bana baş eğmedikçe, savaşı bırakmayacağım.

Türk’ün Han’ı Yer’in sahibidir. O kılıcına Tengri’nin buyruğu ve kuvvetiyle hükmediyor. Irkımızın vazifesi, Han’ın emrine hazır olmaktır. Buyruklarına itaat etmektir. Vazife ve zenginlik uğrunda düşmanlarımızı daima mahvederiz ve dostlarımızı ganimetlerle doyururuz!
Türk’ün en büyük mutluluğu düşmanını yenmektir; varlığını gasp etmektir; ırgatlarını ulutmaktır; iyi beslenmiş atların dörtnala gidişleri ile kurtulmaktır.

Türk törelerinin ve inancının şekillendirdiği bu yasalar gökten indirilmemiş, peygamberlik ile kutsanmamış, baba-oğul-kutsal ruh zırvalıkları ile süslenmemiş, ümmetçilikten uzak tamamen içtimai ve sosyal hayatın bir sonucu olarak anayasa niteliğinde doğmuştur.

Yasalarımız, ahlak kurallarını savaş ve barış dönemlerinde özel ailevi ve toplumsal davranışları, kutsal olan ve olmayanı saptayarak insan yaşamının bütününü kapsadığı için, yapılan ya da yapılmayan her hareketin ona bağlı olduğunu göstermiştir.

Tabi sakallı softalar için büyük milletler ve hukukları, kendi kirli esvaplarına bulaşmış medeniyet artıkları gibi gereksiz görünmektedir. Bizim din cücükleri, Türk Hukuku’nu Haçlıların garabetine benzeterek neyi amaçlamaktadır.

“Her siyasi birlik, kendini meydana getiren uzak gayeleri gerçekleştirmek için, varlığını devam ettirmek istiyordu. Bu yolda, Han’ın hâkimiyet iradesinin bir ifadesi olan hukuk (yasa) onun için vazgeçilmez bir araç oluyordu. Yine bu yasalar yeni hükümler getirmekle beraber, siyasi hâkimiyet altına alınan kitlelerin, atalardan kalma örf ve adetlerine, töre ve geleneklerine ne kadar uygun düşerse, o kadar geçerlilik kazanıyordu.”(6)
(6) Mahmut Arslan, Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı, s.82–84.

Bir milletin bir zümresinde, belirli bir tabakasında yaşayan hukuki örf adetler, o milletin eski devirdeki hukuk sisteminin kalıntılarıdır. Hatta bazen eskiden yazılı olan hukuki metinler bile örf ve adet kaideleri tarzında nesilden nesle intikal eder. Bu örf ve adet kaideleri, eski Türk kavimlerine ait olabileceği gibi bugün Kuzey ve Orta Asya’da yaşayan diğer kavimlere de ait olabilir. Özellikle islamiyetin tesirinden uzak kalmış veya bu tesirden çok az etkilenmiş olan Orta Asya Türklerinin hukuki örf ve adetleri bu bakımdan çok önemlidir.
Bunlar arasında hala yaşayan bazı örnekleri zikredebiliriz: Sibirya’nın kuzeyinde yaşayan Yakutların, Batı Sibirya ve Altay Türklerinin, Kazaksitan, Kırgızistan Türkleri’nin hukuki örf ve adetleri bunların en önemlileridir.

“En eski Türklerin yazılı kanunları yoktu. Fakat aralarında son derece riayet ettikleri töreleri vardı. Hun imparatoru Mo-tun şimal kavimlerinin en kuvvetlisini itaat altına aldıktan sonra memleketi dâhilinde teşkilat yapmıştı ki bu Türk teşkilatını ondan sonra diğer bütün Türk topluluklarında da aynen gördüğümüz için bunu esaslı bir Türk töresi sayabiliriz. Mo-tun’un kurduğu teşkilatın diğer Türk boylarında bilhassa Oğuz kabileleri arasında da devam ettiğini Selçuk ve Osman oğullarına kadar izlerinin geldiği görülmektedir.”(7)
(7) Adliye Vekilliği, Türk Hukuk Tarihi Araştırmalar ve Düşünceler, s. 5–6.

Pek münevver din simsarlarına ve arap sevicilerine bir paragraf ile sözümü kapatıyorum.

Tarihte Türk Töresi’ne göre suçların cezası oldukça şiddetliydi. Adam öldürmek barış zamanında başkasına kılıç çekmek, hırsızlık, hayvan kaçırma, ırza tecavüz gibi suçların cezası idamdı. Suçun devlet takibine uğraması eski Türkler arasında kan davası güdülmesine mani oluyordu. Adli teşkilat iki kademeliydi. Biri hükümdarın başkanlığındaki siyasi suçlara bakan yüksek devlet mahkemesi, diğeri hakimlerin idaresindeki mahkemelerdi. Sizin pek değer verdiğiniz araplarda böyle bir demokrasi kaçıncı yüzyılda vücut bulacaktır, bilinmez.

Hükümranlığımız bakidir.

Tan Hu Emre

 GökTürk


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.834


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #7 : 01 Eylül 2017, 23:56:05 »

Tarih sayfalarında inanç münevverlerinin pek birleştirici olarak gördükleri ayrıştırıcı ve yıkıcı din siyasetinin, kendini savunmaktan uzak, disiplinsiz ve millet topluluğu tanımından çok uzak bir şekilde hayatiyetini sürdürdükleri dönemde, onların imdadına da yine Türk Irkı her daim yetişmiş, geçmişte ve bugün takındıkları düşmanca tavırları, sergileyecekleri tapınakları ve din ticaretlerini yine Türkler onlara sağlamıştır.

Türklerde örf ve adetlerin boş bıraktığı alanlar Yasa ile (Töre) doldurulmuştur. Eski kabile hukukunun üzerine yeni bir hukuk sistemi tesis edilmiştir. Töremizde yer alan birçok kanun, Han ve ilk haleflerinin dünya imparatorluğu fikrini destekliyor niteliktedir.

Yasa tasniflerimiz şu şekildedir.

-Devletler hukuku
-Amme hukuku

1. En yüksek kuvvet.(Han)
2. Millet.
3. Mecburi hizmet nizamnamesi.
4. Muafiyet imtiyazları.
5. Askeri nizamname.
6. Av nizamnamesi.
7. İdare ve idari emirnameler.
8. Vergiler.

-Ceza hukuku
-Hususi hukuk
-Ticaret hukuku
-Mahkemeler
-Kanun infazı.

Nitekim Han’ın dünyayı fethetme maksadını töremiz şöyle açıklıyor:

Benimle olmayan, bana karşı demektir. Ben yenilmez savaşçılarımın önünde savaşırım. Bütün dünya bana baş eğmedikçe, savaşı bırakmayacağım.

Türk’ün Han’ı Yer’in sahibidir. O kılıcına Tengri’nin buyruğu ve kuvvetiyle hükmediyor. Irkımızın vazifesi, Han’ın emrine hazır olmaktır. Buyruklarına itaat etmektir. Vazife ve zenginlik uğrunda düşmanlarımızı daima mahvederiz ve dostlarımızı ganimetlerle doyururuz!
Türk’ün en büyük mutluluğu düşmanını yenmektir; varlığını gasp etmektir; ırgatlarını ulutmaktır; iyi beslenmiş atların dörtnala gidişleri ile kurtulmaktır.

Türk törelerinin ve inancının şekillendirdiği bu yasalar gökten indirilmemiş, peygamberlik ile kutsanmamış, baba-oğul-kutsal ruh zırvalıkları ile süslenmemiş, ümmetçilikten uzak tamamen içtimai ve sosyal hayatın bir sonucu olarak anayasa niteliğinde doğmuştur.

Yasalarımız, ahlak kurallarını savaş ve barış dönemlerinde özel ailevi ve toplumsal davranışları, kutsal olan ve olmayanı saptayarak insan yaşamının bütününü kapsadığı için, yapılan ya da yapılmayan her hareketin ona bağlı olduğunu göstermiştir.

Tabi sakallı softalar için büyük milletler ve hukukları, kendi kirli esvaplarına bulaşmış medeniyet artıkları gibi gereksiz görünmektedir. Bizim din cücükleri, Türk Hukuku’nu Haçlıların garabetine benzeterek neyi amaçlamaktadır.

“Her siyasi birlik, kendini meydana getiren uzak gayeleri gerçekleştirmek için, varlığını devam ettirmek istiyordu. Bu yolda, Han’ın hâkimiyet iradesinin bir ifadesi olan hukuk (yasa) onun için vazgeçilmez bir araç oluyordu. Yine bu yasalar yeni hükümler getirmekle beraber, siyasi hâkimiyet altına alınan kitlelerin, atalardan kalma örf ve adetlerine, töre ve geleneklerine ne kadar uygun düşerse, o kadar geçerlilik kazanıyordu.”(6)
(6) Mahmut Arslan, Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı, s.82–84.

Bir milletin bir zümresinde, belirli bir tabakasında yaşayan hukuki örf adetler, o milletin eski devirdeki hukuk sisteminin kalıntılarıdır. Hatta bazen eskiden yazılı olan hukuki metinler bile örf ve adet kaideleri tarzında nesilden nesle intikal eder. Bu örf ve adet kaideleri, eski Türk kavimlerine ait olabileceği gibi bugün Kuzey ve Orta Asya’da yaşayan diğer kavimlere de ait olabilir. Özellikle islamiyetin tesirinden uzak kalmış veya bu tesirden çok az etkilenmiş olan Orta Asya Türklerinin hukuki örf ve adetleri bu bakımdan çok önemlidir.
Bunlar arasında hala yaşayan bazı örnekleri zikredebiliriz: Sibirya’nın kuzeyinde yaşayan Yakutların, Batı Sibirya ve Altay Türklerinin, Kazaksitan, Kırgızistan Türkleri’nin hukuki örf ve adetleri bunların en önemlileridir.

“En eski Türklerin yazılı kanunları yoktu. Fakat aralarında son derece riayet ettikleri töreleri vardı. Hun imparatoru Mo-tun şimal kavimlerinin en kuvvetlisini itaat altına aldıktan sonra memleketi dâhilinde teşkilat yapmıştı ki bu Türk teşkilatını ondan sonra diğer bütün Türk topluluklarında da aynen gördüğümüz için bunu esaslı bir Türk töresi sayabiliriz. Mo-tun’un kurduğu teşkilatın diğer Türk boylarında bilhassa Oğuz kabileleri arasında da devam ettiğini Selçuk ve Osman oğullarına kadar izlerinin geldiği görülmektedir.”(7)
(7) Adliye Vekilliği, Türk Hukuk Tarihi Araştırmalar ve Düşünceler, s. 5–6.

Pek münevver din simsarlarına ve arap sevicilerine bir paragraf ile sözümü kapatıyorum.

Tarihte Türk Töresi’ne göre suçların cezası oldukça şiddetliydi. Adam öldürmek barış zamanında başkasına kılıç çekmek, hırsızlık, hayvan kaçırma, ırza tecavüz gibi suçların cezası idamdı. Suçun devlet takibine uğraması eski Türkler arasında kan davası güdülmesine mani oluyordu. Adli teşkilat iki kademeliydi. Biri hükümdarın başkanlığındaki siyasi suçlara bakan yüksek devlet mahkemesi, diğeri hakimlerin idaresindeki mahkemelerdi. Sizin pek değer verdiğiniz araplarda böyle bir demokrasi kaçıncı yüzyılda vücut bulacaktır, bilinmez.

Hükümranlığımız bakidir.

Tan Hu Emre

 GökTürk




Anca bu kadar açıklanabilirdi, varol Tan Hu!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
TAĞUDAR
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 9



« Yanıtla #8 : 02 Eylül 2017, 03:08:16 »

Din Türklerin savaş konusunda işe yaramış olabilir. Ama o müslüman , bu müslüman diye diye farklı milletlere kız verip alıp dölü bozulan çok Türk var.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.