Tarih tekerrürmü ediyor
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Eylül 2020, 20:46:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tarih tekerrürmü ediyor  (Okunma Sayısı 1460 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Onural
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 106



« : 28 Aralık 2009, 17:44:54 »


Baltalimanı Antlaşması (16 Ağustos 1838) Osmanlı Devleti'nin İngiltere ile İstanbul'un Baltalimanı semtinde imzaladığı ticaret antlaşmasıdır.

Osmanlı Devleti 1826'dan beri yerli ham maddelerin yurt dışına çıkarılmasını önleyen yed-i vahid (tekel) sistemini uygulamaya koymuştu. Bu sistem İngiltere'nin çıkarlarına uygun düşmüyordu ve İngilizler kendilerine Osmanlı topraklarında kendilerine ayrıcalıklar verilmesi için Osmanlılara baskı yapıyorlardı. Dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa, Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın isyanını bastırmak için İngilizlerden yardım istedi. Bu yardıma karşılık olarak da İngilizlere ticari bakımdan büyük ayrıcalıklar veren bir antlaşmayı Baltalimanı'nda kendisine ait olan yalısında imzaladı. Antlaşma 8 Ekim 1838’de Kraliçe Viktorya, bir ay sonra da Sultan II. Mahmut tarafından onaylandı.

Bu antlaşmanın bazı maddeleri şunlardır:

İngiliz tüccarlar, hiçbir kısıtlama olmadan, her tür malı tüm Osmanlı topraklarında hem iç hem dış ticaret amacıyla alıp satabilecekler (Anlaşmadan önce İngilizler ticaret mallarını limana kadar getirebiliyor ve bu malın dağılımını yerli tüccarlar yapıyorlardı. Bu maddeden sonra yabancılar iç piyasamıza hakim oldular.)
İngilizler’den mal alım ve nakli için belge istenilmeyecek
İngiliz tüccarlar, iç ticarette yerli tüccarlardan fazla vergi ödemeyecek
Yabancı mallar Boğazlar’dan serbestçe geçecek
Osmanlıya tanınan tekel haklar iptal edilecek.
Antlaşma, “sonsuza dek” yürürlükte ve geçerli olacak. (Nasıl antlaşmaysa bütün Osmanlı nesillerini ipotek altına alıyor!!)
Anlaşma tüm Avrupa devletleri için de geçerlidir.

İngiliz gemileriyle gelen İngiliz malları için bir defa gümrük ödendikten sonra mallar alıcı tarafından nereye götürülürse götürülsün bir daha gümrük ödenmeyecekti. Böylece İngiltere vatandaşları Osmanlı Devleti sınırları içinde ticaret yaparken Osmanlı vatandaşlarından bile daha az vergi ödeyeceklerdi.
1838-1841 yıllarında buna benzer antlaşmalar Fransa, İsveç, Norveç, İspanya, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Portekiz'le de imzalandı. Bu antlaşmalar kapitülasyon sistemini sağlamlaştırdı, Osmanlı sanayine büyük bir darbe vurdu. Osmanlı Devleti'nin diğer devletlere borçlanmasına yol açtı ve mali çöküntüsünü hızlandırdı.
Mustafa Reşit Paşa, Osmanlı Devleti’nin kurtuluşunu, Avrupalılaşmakta görüyor, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleriyle serbest ticaret öneriyor ve şöyle diyordu:
“Ülke, serbest ticaret sayesinde büyük bir hızla sanayileşecektir.”
Osmanlı iç pazarı, Batı'nın sanayi ürünlerine açıldı, dış ticaret dengesi bozuldu. Tüketim açgözlülüğü depreşti.
Sınırlı, hatta ‘‘yok’’ bütçe tükendi. Gösterişçi tüketime giden para, ordunun ve bürokrasinin modernleşmesine yetmiyordu.
1854 Kırım Savaşı'nı kaybettik. Bütçeyi rahatlamak için ilk dış borçları aldık.(İngilizler’den yüzde 6 faizle 3 milyon 300 bin Osmanlı altını borç aldık.),ilk devlet tahvillerini çıkarttık...
1879'da durum büsbütün vahimleşmişti. Rüsum-ı Sidde İdaresi kuruldu. Faiz ve anapara karşılığı olarak, damga,içki, balık avı, tuz ve tütün gelirlerine el konuldu.
Para yine yetmedi. Eylül 1881'de Muharrem Kararnamesi çıktı. 1858-1874 borçlarını kapatmak için, devlet hazinesi, Alman, Avusturya, Fransız ve İtalyan alacaklılarla, Osmanlı Bankası ve Galata bankerlerini temsilen, sekiz kişiden oluşan Düyûn-u Umûmiye-i Osmanlı İdaresi Meclisi'ne bırakıldı. Tuz, balık avı, tütün, alkol ve damga pulu vergilerini o toplamaya başladı.
küçük işletmeler battı birçok esnaf kepenk kapattı.
Mustafa Kemal Atatürk çıktı. Ankara Hükümeti güçlenince, yabancıların denetlediği gelir miktarı düştü. Lozan Antlaşması hem uzlaşma sağladı, hem gelir kaynaklarımızı bize iade etti.
Düyûn-u Umûmiye, Türkiye sınırları dışına çıkartıldı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ödediği taksitleri alacaklılara ulaştıran bir aracı kurum durumuna getirildi.
‘‘Devletçilik’’ ilkesi benimsendi ve devlet işletmeciliği yaratıldı.
Vakitlice ödenmemiş borçlarımızdan doğan faizler için 22 Nisan 1933'te, sözde alacaklılar ile pazarlık masasına oturduk Osmanlı borçlarından payımıza düşenin son taksidini 25 Mayıs 1954'te ödedik...
Ocak 1978’de bugünün temeli Dünya Bankası'nca hazırlanan raporla atıldı. Hükümetler bu rapora uymayı kabullenmezken, 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu raporla, Türkiye'nin 1978'e kadar başarıyla süren kalkınmacı, bireysel sermaye birikimlerine dayalı yapısı, büyük ölçekli çokuluslu sermaye ilişkilerinin kontrolünde serbestleşmeyi savunan bir dinamiğe dönüştü.
1980 sonrası. 'Yok' denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçemizin yüzde 40-50'sini vermemize rağmen 300 milyar dolara dayandı...
Osmanlı Devleti’nin çöküşünü başlatan Balta Limanı Antlaşması’nın bir benzeri, hatta daha da ağırı Kasım 1995’de imzalanıp 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdi. Bu kez anlaşmanın adı, Gümrük Birliği Anlaşması idi.
Avrupa Birliği (AB)’ne girme pahasına, Koalisyon Hükümeti tarafından imzalanan bu anlaşma ile Türkiye, AB’nin 15 üyesi ülkeye karşı tüm gümrük duvarlarını indirdi. Avrupa Birliği’ne tam üye olmadan Gümrük Birliği’ne girmiş tek bir ülke yoktu. Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalayan Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı şöyle diyordu:
“Türkiye’yi güçlü ve önder bir ülke yapacağız, Avrupa Birliği’ne taşıyacağız...”
Türk Kamu–Sen Araştırma Geliştirme Merkezi’nin yaptığı bir araştırmada, ‘Gümrük Birliği’ne girmemiz, ülkemizi daha büyük bir pazar haline getirmekten başka bir sonuç doğurmamıştır. Bu da göstermektedir ki, Gümrük Birliği dış ticaret hacmini artırsa da bu artışın ülkemiz ekonomisine olumlu yansıdığını söylemek mümkün değildir. Aksine 1987–1995 yılları arasında her yıl ekonomiden dış ticaret açığına giden ortalama 7.6 milyar dolar, Birliğe girişimizden sonra (1996–2004) yıllık ortalama 19.7 milyar dolara yükselmiştir. Bu açıdan bakıldığında Gümrük Birliği Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 9 yıldan beri yıllık ortalama 12 milyar dolar fazladan dış ticaret açığı verilmekte. Yani Gümrük Birliği ülkemize yıllık 12 milyar dolar dış ticaret açığına mal olmaktadır’ görüşüne yer verildi.
Balta Limanı Antlaşması’ndan bin beter Gümrük Birliği Anlaşması’nın Türkiye’ye zararı 85 milyar dolarla sınırlı kalmadı. O, sadece bir başlangıçtı, gerisi çorap söküğü geldi:
İMF, Ankara’ya demir attı. Peşi peşine Niyet Mektupları (Teslim Mektupları!!) imzalandı.
Özelleştirme adı altında, Türkiye’nin ekonomik kaleleri olan Petkim, Tekel, Tüpraş, Seka, Telekom, Sümerbank, Şekerbank birer birer Türklerin elinden alındı.
Washington ve Brüksel’de hazırlanmış olan Tahkim, Uyum Yasaları, İkiz Yasalar gibi Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü ve egemenliğini tehdit eden yasalar, TBMM’den ’15 günde 15 yasa’ hızıyla geçirildi.
Sömürgeciler, Türkiye’de şeker pancarı, tütün, pamuk üretimlerini kısıtladılar, Türk tarım ve hayvancılığını öldürdüler.
Türk tarım arazileri de Yunanlılara, İsraillilere, Almanlara, İngilizlere Amerikalılara satılmaya başlandı.
Kıbrıs, Rumlara teslim edildi.
Aslında bir tarım ülkesi olan Türkiye; buğdayı, unu, şekeri, soyayı, tütünü, ayçiçeğini, pamuğu, eti ithal eder duruma düştü.
ABD ve İngiltere, Irak’ı işgallerinde Türkleri ‘tetikçi’ olarak kullanmak istediler, direniş görünce de Türk askerinin kafasına çuval geçirdiler.
Türkiye’nin iç pazarları, ticareti de yabancıların eline geçti. Tekstili, sütü, yoğurdu, ayranı, şekerlemeleri de artık yabancılar üretip satmaya başladı.
Türk halkının yarısı açlık sınırına dayandı, çoğu gençlerden oluşan ve üniversite mezunlarını da kapsayan işsizler ordusu 10 milyonu geçti.
TARİH YİNE TEKERRÜR MÜ EDİYOR?
Dün 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşması, bugün 1995 Gümrük Birliği;
dün Düyun-ı Umumiye, bugün IMF;
dün Çariçe II. Katerina’nın Grek Projesi, bugün Fener-Bizans Ortodoks Devleti;
dün Girit, bugün Kıbrıs;
dün mandacılar, bugün ABci ve ABDciler;
dün mütareke dönemi İstanbul basını ve bunların tipik sembolü Ali Kemal, bugün işbirlikçi basın ve nereye baksan başka Ali Kemaller;
dün Mustafa Kemal’i hilafet ve saltanat düşmanı olarak görüp hıyanetle suçlayanlar, bugün vatanseverlere ‘marjinaller’ diyenler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.233 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.